Kışın son günlerini yaşadığımız, sıcak günleri iple çektiğimiz şu günlerde, mağazalar vitrinlerinde yaza kucak açtı bile! Bu yaz tüm kıyafetler enerji dolu hafif ve rengarenk…

2003 yazında, bluzlardan pantolonlara, hatta bikinilere kadar tüm kıyafetler olağan üstü bir renk cümbüşü içerisinde olacak. Tek renk hakimiyeti yok! Her sezonun rengi beyaz, bu yaz biraz dinlenme fırsatı bulurken, pembe bahar ve yaz aylarının gözdesi olacak.
Hanımlar bu yazı çiçek, geometrik desenli emprimeler, V yaka - doğu motifleri işlemeli bluzlar, el örgüsü hırkalar, her mevsimin vazgeçilmesi jean pantolonlar, 60′lı yılların bele oturan ceketleri, kimono tarzı bluzler, ultra mini etekler, kargo pantolonlar ve ayakları özgürleştiren sandaletlerle geçirecekler…
Yılın saç modasında da renk cümbüşü göze çarpıyor… Birbirine tezat 3 yada 4 ayrı renk tonu artık tek bir saçta görmeniz mümkün. Aynı saçta kahveler, bej sarılar ve koyu kızılları, ayrı ayrı paketler içinde uygulayarak yapılan bu “prizma” modeli bu yaz çok tutulacak!
Makyajda ise yazın hafifliğine ve sıcaklığına uygun pembe tonlarla yüzünüz daha da gençleşecek!
Gerek makyajda, gerekse kıyafetlerde bu sezon en çok karşılaşacağımız renk, “gül pembesi”.

Ayrıntılı bilgi için www.modaturkiye.com

Son moda renkler veya ten rengi olsun farketmiyor, yaz mevsimi ojesiz geçmez

Özlem Bay

Güneş pırıl pırıl parlamaya başladı mı, tüm detaylar gözler önüne serilir. İşte bu dönemde bakımlı ve estetik olmak her zamankinden daha fazla önem kazanıyor. Eller her zaman, ama özellikle ayaklar, hele incecik tek bantlı sandaletler içindeyse mutlaka bakımlı olmalı. Bir de uygun renkte oje sürdünüz mü tamamdır, şıklığınız tüm ayrıntısıyla kusursuz olur. Birbiri ardına çıkan yeni ürünler, yeni renkler kusursuz güzelliğin peşinde olan kadınların beğenisine sunuluyor. Bu hareketlilikten ojeler de payını alıyor. Ojelerde sadece yeni renkler değil tırnak sağlığına yönelik formüller de geliştiriliyor. Mesela içeriklerinde kalsiyum, silisyum ve sülfür matriksini gibi maddeler bulunan ojelerin besleyici özelliği var. Tırnakların kırılmasını ve zarar görmesini engelleyen bu ojelerin alerji olasılığı da bulunmuyor. Geliştirilen formülleriyle çabuk kuruyan ojeler, tırnaklarıza parlak ve pürüzsüz bir görünüm kazandırıyor.
“Ojenin de modası olur mu?” demeyin. Her alanda olduğu gibi tırnaklardaki renklilik de modaya göre belirleniyor.

Pembenin zaferi
Makyajda olduğu kadar tırnaklarda da yazın ‘hit’i pembe. Koyu ve açık pembe tonlarındaki ojeleri sezonun en çok tercih edilenlerinden. Geçen yaza damgasını vuran lila bu yaz da parmaklardaki ağırlığını sürdürüyor. Kırmızı ise tahtını koruyor. Beyaz, tırnak rengi ve pastel tonlardaki ojeler de her zaman olduğu gibi sadelikten hoşlananlardan ilgi görüyor.

Kötü beslenme, stres, dar pantolonlar, sıcak suyla banyo… Hepsi selülit nedeni. Ancak günde birkaç dakika spor ve iyi beslenmeyle selülitleri kovmak mümkün

Ayşegül Aydoğan

Havalar birkaç gündür kötü gitse de bahar günlerini yaşıyoruz. Çok yakında yaz gelecek ve selülitler kâbus gibi karşımıza çıkacak. Hormon dengesizliği, kötü beslenme alışkanlığı gibi etmenlere bağlı olan selülitin gelişim sürecini durdurmak için yaşam biçimini yeniden gözden geçirmek gerekiyor. “Yedikçe Zayıfla ve İnce Kal”ın yazarı Michel Montignac, “Ergenlikten Menopoza - Kadına Özel” adlı kitabında selülit konusunu da ele alıyor.
Stres de artırıcı bir faktör
Stresli durumlarda selülit riskini artıran, böbrek üstü bezleri salgılarından “kortikoid” hormonu. Yeterince gelişmeyen kaslar da potansiyel oluşturuyor. Selülitin oluşum şeması basit: Östrojenin (kadınlık hormonu) etkisiyle yağ şişkinliklerinin hacimleri artar ve damarlara baskı yapar. Bu da dolaşımı bozar. Deri altı bölgesi kalınlaşır (portakal kabuğu gibi). Hücre kalıntıları vücuttan tam olarak atılmaz, su hareketi bozulur.
Atın atın, fazla kilolarınızı atın!

  • Zayıflayın. Unutmayın! Yağ depoları selüliti oluşturan baskıları artırır.
  • İyi beslenme alışkanlıklarını benimseyin.
  • Dolaşım bozukluğunu tedavi edin. Hareketsizlik ve modern hayatın getirdiği alışkanlıklarla ciddi boyuta ulaşan bu sorun, dar pantolon ve etek giymek, çok sıcak suyla banyo yapmak, güneşte uzun süre kalmakla ortaya çıkar. Günde birkaç dakika ip atlamak, haftada iki üç kez egzersiz (yürüyüş, jogging, bisiklet, yüzme) yapmak yararlı olur.
  • Strese karşı savaşın. Gevşeme hareketleri ve yoga uygulayın.
  • Lokal kremler uygulayın.
  • Ter kokusu için çok çeşitli çözümler var. En önemlisi temiz olmak. Yeni nesil deodorantlarla bu temizliği gün boyu muhafaza etmek ve mis gibi kokmak çok kolay

    Ter kokusunu azaltmanın iki yolu var; birincisi antimikrobiyal özellikte lokal bir ajan kullanarak ki bu deodorantların içinde bulunan aktif maddelerle gerçekleştirilen, koltuk altında yerleşik bakteri florasını azaltmak anlamına geliyor. İkincisi ise uygulamadan sonra bakteri gelişimini azaltan ve antimikrobiyal bir ilaç gibi çalışan bir antiperspirant kullanmak.
    Bu ürünler terlemeyi düzenleyerek daha az ter sıvısının bakterilerle bir araya gelmesini sağlıyor, böylece bakterilerle temas eden ter sıvısı çok az miktarda olunca ter kokusu oluşumu engelleniyor.
    Temiz ve kuru bölgeye uygulayın
    Deodorant kullanımının en önemli kuralı, deodorantın temiz ve kuru koltuk altına uygulanması. Terli bir koltuk altına deodorantı sıkmak, oluşmuş ter kokusu ile deodorantın parfümünün karışımından oluşan daha ağır ve kötü bir kokuya neden olur. Sprey deodorantlar, koltuk altına 15 cm’lik mesafeden kutu dik tutularak püskürtülmeli. Eğer sprey antiperspirant özelliğe sahip pudralı bir deodorant ise çalkalandıktan sonra kullanılmalı.
    Koltuk altına sürülerek uygulanan roll - on ve stick deodorantların da kuru ve temiz koltuk altına uygulanması gerekiyor. Gün içinde tekrar deodorant kullanma ihtiyacı hissedildiğinde koltuk altının tekrardan temizlenip kurulanması, en iyi sonucu veriyor.

    Yaz aylarının yaklaşmasıyla birlikte, kilolarından kurtulmak ve pürüzsüz bir cilde sahip olmak isteyen kadınlar, sorunlarını aktarlardan aldıkları doğal ürünlerle gideriyor

    Bahar aylarını yaşadığımız şu günlerde hanımları aldı bir telaş. Yaza ideal vücut ölçüleriyle girmek, güzel görünmek isteyen kadınlar, şu günlerde aktarlardan çıkmıyor. Çünkü, her türlü sorunun bitkilerden elde edilen bir çözümü mevcut. Selülitten zayıflamaya, cilt kırışıklıklarından saç dökülmesine kadar çok sayıda ürün kadınların hizmetinde.
    Kadınların en büyük sorunu olan fazla kilolar, aktarlarda papatya, mersin yaprağı, sinameki, defne yaprağı, biberiye ve funda yaprağından elde edilen ”zayıflama macunları” ile birkaç ay içinde giderilebiliyor. Yağ çözücü etkisi olan bu macun günde 3 kere alınması durumunda vücudun protein dengesini koruyarak, aşırı kiloların verilmesini sağlıyor.

    Her 10 kadından 9′unun sorunu olan selülitler ise zambak, yasemin, nane, anason, lavanta, limon, jojoba, rezene, biberiye, keten, ardıç, buğday, susam ve portakal yağların birleştirilmesinden oluşan ‘’selülit yağı” ile yok edilebiliyor. Şişesi 6 milyon liradan satılan ve 6 ay düzenli olarak kullanılması gereken bu yağın, selülite kalıcı çözüm sağladığı ifade ediliyor. Ciltte kötü görünüme neden olan siyah noktalar için ise kayısı yağı öneriliyor.

    Denizde bronzlaşmak yerine tatile bronz görünüm ile gitmek isteyen kadınlara ise ceviz yağı, kakao, havuç, fındık ve badem yağı gibi ürünlerden yapılan karışım satılıyor.

    Cilt bozuklukları için denizden çıkarılan doğal süngerlerle vücuda masaj yapılmasını ve bu yolla gözeneklerin açılmasını öneren aktarlar, makyaj temizliğinde de gül yağı, lavanta, kekik, defne gibi yağların kullanılmasının cilt sorunlarını engellediğini bildirdiler.

    Güzelliği etkileyen en önemli faktörlerden biri de beslenme alışkanlıklarıdır. Vücudumuzun her bölgesinin farklı vitamin ve minerallere ihtiyacı vardır. Peki, dinç ve sağlıklı bir görünüm için hangi tür besinleri seçmemiz gerekir. İşte minik ipuçları…

    Lifli posalı yiyecekler besin değerleri olmamasına rağmen, bağırsakları düzenleyen, rahat çalışmalarını sağlayan bir etki gösterir. Bu tip besinlerin idrar yollarının çalışmasını da kolaylaştırdığı belirlenmiştir.
    Her gün bir miktar taze meyve, sebze ve kepek yiyin. Sebze ve meyvesi bol yüksek lifli besinlerden oluşan yemekler, daha uzun zamanda yendiğinden ve doyma noktasına daha kolay gelindiğinden, diyet programlarının vazgeçilmezidir.
    Lifli maddelerin bol tüketilmesi, cildinize mat ve gözlerinize bulanık bir görünüm veren kabızlığı önleyecektir.
    Vitaminlerde ise size gerekli olanların seçilmesi daha yararlı olacaktır. Vitaminler doğal besin maddeleri ile birlikte alınmalı, gereksiz yüklemelerden kaçınılmalıdır.
    Saçların, balık yumurta, et ve peynir gibi besinlerdeki proteine ve salata da bulunan B vitaminine ihtiyacı vardır.
    Cildiniz için sabah kahvaltısında bir bardak taze portakal ya da A;B;C vitaminleri bakımından zengin olmasına karşın sadece 25 kalori olan greyfurt suyu için. Bir portakalda 40, elmada 45, 100 gramlık üzüm salkımında 60, muzda 100 kalori bulunur. Teniniz için ayrıca, margarin, peynir, böbrek, ciğer, sardalya balığı, havuç, kuru kayısı ve ıspanak gibi besinlerde bulunan A vitaminine ihtiyacı vardır.
    Dişlerin çürümemesi ve plak oluşmaması için şekerli yiyeceklerden kaçının. Havuç, kereviz, fındık, fıstık, peynir ve gebelik sırasında süt ve süt ürünleri yemeye özen gösterin.

    Güzelliğine önem veren her kadınların kullandığı cilt bakım ürünlerine set olarak sahip olmanın maliyeti 200 ile 900 milyon lira arasında değişiyor

    Son yıllarda devleşen kozmetik sektörü, kadınların ihtiyaçları arttıkça ve kadın olmanın getirdiği “güzel hissetme” duygusu geliştikçe daha da büyüyecek gibi. Akıl almaz ürünlerin ana madde olarak kullanıldığı kozmetik ürünleri, bu maddelerin özelliğine göre de cepleri yakıyor.
    Kadınların güzelliklerine verdikleri önem güzellik merkezlerinin sayısının her geçen yıl artmasına neden olurken, parfümerilerdeki cilt bakımı ve makyaj malzemeleri çeşitlilik kazandı, marka sayısı 100′ün üzerine çıktı.
    Öyle ki, güzel görünmek isteyen kadınların talebine karşılık vermek ve rekabette söz sahibi olmak isteyen firmalar, sürekli olarak yeni bir ürünle tüketicinin karşısına çıkıyor. Firmalar her geçen gün daha çeşitli daha kaliteli ürün yaratma çabasıyla hareket ettikçe de fiyatlar arasındaki uçurum giderek artıyor.

    Firmalar arası bu rekabet, kadınlara birden fazla ürün seçeneği sunarken, çok sayıda kadın, bütçesine göre cilt bakım ürünleri alarak kendisine gereken ilgiyi göstermeye çalışıyor.

    Yaşlanmayla birlikte oluşan kırışıklık, selülit gibi cilt bozukluklarını önleyici göz çevresi kremi, temizleme sütü, temizleme jeli, tonik, nemlendirici krem, kırışıklık giderici krem, cilt leke giderici, güneş koruyucu, göğüs bakım kremi, selülit inceltici bacak kremi ve vücut losyonları tek tek satılabildiği gibi set halinde de pazarlanabiliyor.

    Özellikle mevsim geçişlerinde cilt yıpranması nedeniyle sıklıkla kullanılan cilt bakım ürünlerine set olarak sahip olmak için ise, en az 200 milyon lirayı gözden çıkarmak gerekiyor.

    LEKE GİDERİCİ 60 İLE 130 MİLYON LİRA ARASINDA
    Mevsim geçişleri dışında 2 ayda bir yenilenen cilt bakım ürünleri her üründe olduğu gibi kalitesine göre farklılık gösteriyor.

    Göz çevresi kremin fiyatı 10 ile 85 milyon lira arasında değişirken, kadınların en fazla sıkıntı yaşadığı cilt lekelerine karşı çözüm olarak sunulan bir krem 60 ile 130 milyon lira, göğüs bakım kremi ise 35 ile 90 milyon liraya mal oluyor.

    Özellikle birlikte kullanıldığında etkisini gösteren temizleme sütü, temizleme jeli ve tonik, set halinde alınması gerekiyor ki, bu setin toplam maliyeti 20 ile 100 milyon lira arasında değişiyor. Piyasadaki en kaliteli cilt bakım ürünlerini set olarak almanın maliyeti ise 900 milyon liraya kadar çıkıyor.

    BİR DE MAKYAJ MALZEMELERİ EKLENİNCE…
    Cilt bakım ürünleri kadar makyaj malzemeleri de kadınların vazgeçemediği ürünler arasında yer alıyor. Makyaj malzemeleri arasında bütçeyi en zorlayan ürün, yüzlerdeki kırışıklıkları kapatan ve fiyatı 60 milyon liraya kadar çıkan fondötenler…

    Ruj 3 ile 40 milyon arasında satılırken, far ve rimelin fiyatı 3 ile 25 milyon lira arasında değişiyor. Makyaj malzemelerinde de kaliteden taviz vermeyen kadınlar cilt bakım ürünleriyle birlikte en az 1 milyar lirayı gözden çıkarmak zorunda kalıyor. Güzellik için yapılan bu harcama ortalama iki ayda bir tekrarlanıp, kuaför, güzellik merkezlerinin de eklenmesiyle aile bütçelerinin önemli harcama kalemleri arasında yerini alıyor.

    Bronz bir tene sahip olmak uğruna uzun süre güneş ışınlarına maruz kalmanın cilt kırışıklığına neden olacağını unutmayın!…

    Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Dermatoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Şükran Tunalı, güneşin sıcaklığını iyice hissettirdiği bugünlerde, insanların dikkatli olmaları gerektiğini söyledi.

    Güneş ışınlarının, içeriğindeki D vitaminden dolayı kemikleri güçlendirme gibi faydasının yanında zararlarının da olduğunu anlatan Prof. Dr. Tunalı, ”Atmosferin koruyucu ozon tabakasında oluşan delikler nedeniyle güneşin zararlı UV ışını, yeryüzüne daha fazla ulaşıyor. Yapılan araştırmalarda, uzun süre güneş ışınlarına maruz kalan her 5 kişiden birinde ileri yaşlarda cilt kanseri görüldüğü saptanmıştır” diye konuştu.

    Güneş ışınlarının deri üzerindeki etkilerinin, uzun vadede ellerde, göğüs bölgesinde ve yüzde lekeler şeklinde kendini gösterdiğini ifade eden Prof. Dr. Tunalı, yüz derisinin vücudun diğer bölgelerine oranla daha ince olduğu için insanların yüzlerini güneşten korumaları gerektiğini vurguladı.

    UV ışınlarının derinin daha hızlı yaşlanmasına ve yıpranmasına neden olduğuna işaret eden Prof. Dr. Tunalı ”Uzun süre güneş altında kalanların deri altında bulunan destek dokuları eridiği için, bu kişilerin ciltlerinde daha fazla kırışıklık oluşuyor” dedi.

    Kişilerin çocuk yaştan itibaren güneşin zararlı ışınlarından korunmak için eğitilmesi gerektiğini savunan Prof. Dr. Tunalı, şunları söyledi:

    ”Güneşin zararlı etkilerinden korunmak için saat 10.00-16.00 arası sokağa çıkmaktan kaçınmak gerekir. Özellikle açık tenli kişiler, yaz, kış ayrımı yapmadan güneşli havada dışarı çıktıklarında yüksek koruma faktörü içeren krem ve losyon kullanmalıdır. Şapka veya şemsiye kullanarak da güneşin zararlarından korunulabilir.”

    Nemlendiriciler genç görünüm ve yaşlanmaya karşı cildin savaşım silahlarıdır. Ancak hangi yaşa, hangi cilde ne tür nemlendirici ürünler kullanılmalıdır, bu konuda pek bilgi sahibi değilizdir. Nemlendiriciler sadece cildi kurumaya değil, çevresel kirlilik ve yıpranmaya karşı da koruyor.

    Cilt bakım uzmanları, cilt tipiniz ne olursa olsun, cildinizi hergün nem kaybına karşı nemlendirmeniz gerektiği konusunda uyarıyorlar. Yağlı bir cildinizin olması, nemlendirici kullanmanıza gerek yok anlamına gelmez. Cilt bakım maddeleri üreten firmalar, nemlendiricilerin her cilt tipi için ayrı ayrı kullanılması gerektiğini belirtiyorlar. Kuru ciltler için kremler, karışık ve yağlı ciltler ise için losyonlar öneriliyor. Yağlı cildi olanların nemlendirici seçiminde dikkat etmeleri gereken şey, nemledirici kremin yağsız olması. Çünkü bazı kozmetik yağlar akneleri besleyerek harekete geçiriyor. Ancak unutulmaması gereken bir nokta var ki, o da yaşadığınız ortam ve iklime bağlı olarak, daha fazla miktarda nemlendirici krem kullanma ihtiyacında olabileceğiniz.

    Yaşlanmaya karşı mücadele
    Günümüzde kullanılan nemlendirici kremlerin üretiminde, ağır mineral yağlar artık kullanılmıyor. Bunların yerine yaşlanmaya karşı etkili olan, hücrelerin kendi doğal nem yapısında bulunan asit yağları kullanılıyor. Cildin üst yüzeyindeki hücrelerin yüzde 40′ını su molekülleri oluşturur ve bunlar hemen cildin altında bir çeşit koruyucu bariyer meydana getirirler. Sanki deri tabakalarını birarada tutan bir yapıştırıcı gibi görev yaparlar. Yaşlanmayla birlikte, cildin nem kaybı artar ve nemlendiriciye daha fazla ihtiyaç duyar. Nemlendiricilerin etkili oldukları bölge, “stratum korneum” adı verilen cildin en üst tabakası. Nemledirici ürünler su moleküllerini cildin en alt tabakalarına kadar taşıyarak, derinlemesine nemlendirmeyi sağlarlar.

    AHA nedir ?
    Nemlendirici ürünlerin hazırlanmasında vazgeçilmez maddelerden biri de, Alfa Hidroksil Asitler’dir. Kısaca AHA adı verilen cilde faydalı bu asitler, doğal bitkilerde bulunan glikolik ve laktik asit içerir. Cildin nemlendirilmesinin yanısıra, ölü hücre tabakasının atılarak, hücre yenilenmesini de sağlarlar. Böylece geride daha canlı ve genç görünümlü bir cilt bırakırlar. Uzmanlar, ölü hücre tabakalarının ciltten atılmadan, cildin nemlendirilemeyeceği görüşünde birleşiyor.

    Yaşlanmayı önleyici cilt bakımı
    Günümüzde piyasalara sunulan nemlendirici ürünler, B, C vitamini ve Betakaroten gibi cildin yaşlanma sürecini yavaşlatan vitamin çeşitleri içeriyor. UV ışınları, sigara, hava kirliliği ve çevresel faktörler cildin kolajen yapısını bozarak erken yaşlanmasına neden olur. Laboratuar araştırmaları yürüten dermatologlar, polipeptik asit, karbonhidrat, aminoasit ve vitaminlerden oluşan kombinasyonun cildin erken yaşlanmasına sebep olan çevresel faktörlere karşı oldukça etkili olduğunu belirtiyor. Yapılan araştırmalar sonucu, çevre kirliliği nedeniyle havada bulunan sülfür dioksit gazının, D vitaminini etkisiz hale getirdiği anlaşılmış. Bu yüzden uzmanlar özellikle kışın kirli havalarda, yaşlanmayı önleyici cilt bakım ürünlerinin yanısıra nemlendirici kremleri kullanmanın önemini vurguluyor.

    NEMLENDİRİCİLER İLE İLGİLİ EN ÇOK MERAK EDİLEN 10 SORU ;
    1- Cildi nemlendirmeye ne zaman başlamak gerekir?
    Cildinizin tipi ve nemlendirilmesi konusunda mümkün olduğunca erken bilinçlenmenizde fayda var. Cilt kendi halindeyken esnek, pürüzsüz ve canlıdır. Kirli hava, ultraviyole ışınlar gibi çevresel faktörlerin etkisiyle giderek mat ve cansız bir görünüm alır. Bu yüzden yağsız ve güneş ışığı filitreli bir nemlendirici krem kullanmayı, her gün dişlerinizi fırçaladığınız gibi alışkanlık haline getirmelisiniz.
    2-Gece kremlerini kullanmak gerçekten gerekli midir?
    Gerekli değilse de kullanmanızda büyük fayda var. Birincisi, nemlendirici özelliğiyle cildin günlük nem kaybını önler. İkincisi, gece yarısından sonra harekete geçen hücre yenilenmesini en az 3 - 4 kez artırıcı özelliği vardır. Ayrıca gün boyunca yüzünüzdeki makyajdan hava alamayan cildiniz, gece boyunca kendini tamir etme fırsatını bulur.
    3-Temizleme sütleri ve jelleri kullanmalı mıyız?
    Bunun cevabı, cildinizin tipine ve yaptığınız makyajın miktarına bağlı. Örneğin kuru ciltli ve yoğun makyaj yapan birisinin yağlı temizleme sütü veya losyonu kullanması gerekir. Yağlı ciltlere ise köpüren jeller ve sıvı sabunlar daha taze bir etki bırakır. Bu tip ürünler seçerken, cildin asit dengesini bozmama ve cildi kurutmama özelliğine dikkat edilmelidir.
    4-Cildinizi doğru şekilde nemlendirmeyi biliyor musunuz?
    Belli bir yere kadar evet. Cildin nemlendirilmesini lipozom adı verilen su taşıyan moleküller sağlar. Cildin nemlenmesini sağlayan bu moleküller derinin üst yüzeyinde yuvalanmıştır ve dıştan içeriye doğru hareket halindedir. Bu moleküllerin güneş ve aşırı sıcaklarla azalması ciltte kurumalara ve çatlaklara neden olur. Bu nedenle yaz aylarında güçlü formüllü extra nemlendiricili, cildin gün boyu nemli ve yumuşak kalmasını sağlayan ürünler kullanmalısınız.
    5-Nemlendirici kremler her gün kullanılmalı mıdır?
    Cilt, mevsimlere ve çevresel faktörlere göre tepki verir. Örneğin yazın daha yağlıdır, kışın ise soğuk hava ve rüzgarlar nedeniyle kuru, pütür pütür bir görünüm alır. Hastalıklar ve stres de cildin canlı, parlak görünümü alıp götürür. Bu nedenle cildinizin düzenli kullanılan bir nemlendiriciye ihtiyacı vardır.
    6-Yağlı nemlendiciler siyah noktalara neden olur mu?
    Günümüz cilt bakım formülleri gözenekleri tıkamayan, siyah nokta yapmayan, ancak cildi koruyacak kadar yağ içeren ürünlerden oluşuyor. Eğer cildiniz yağlı ise mineral yağlardan ve balmumundan üretilmiş ürünleri tercih edin.
    7- Kremin etkili olup olmadığını öğrenmek için kaç hafta geçmesi gerekiyor?
    Etkiyi görmek için üç - dört hafta yeterlidir. Bu süre cildin en üst tabakası olan epidermisin kendini tamamen yenileme süresidir. Doğru seçilmiş bir nemlendirici, su hücrelerinin cilt yüzeyinden cildin derinlerine kadar hareketi için uygun ortamı sağlar, üst deriyi mükemmel bir yumuşaklığa kavuşturur. Cildinizdeki değişikliği kısa sürede farkedersiniz: cilt, daha parlak, pürüzsüz ve temiz bir görünüm alır.
    8- Nemlendirici kremler kırışıklıkları önleyebilir mi?
    Tamamen değil. Henüz kırışıklıkları tamamen durduran ve oluşmuş çizgileri ortadan kaldıran bir formül keşfedilmedi. Buna rağmen nemlendiriciler, çevresel faktörler ve su kaybından dolayı oluşan erken yaşlanmayı önlerler. Sağlıklı bir beslenme ve hayat biçimi cildi güçlendirir, yenilenmesini sağlar. Bayat ve yağlı yiyeceklerden kaçınmak, sigara ve alkol kullanmamak, yeterince uyumak ve egzersiz yapmak genç kalmak için gerekli. Ayrıca bilim adamları vitaminlerin yararlı etkilerinin göz ardı edilmemesi gerektiğini söylüyorlar. Cildin yaşlanmasından sorumlu olan ultraviyole ışınların zararlı etkisini A,C,E vitaminleri ile beta - karoten adlı vitamin azaltıyor. Bunlar yeşil yapraklı sebzeler, meyvelerde bol miktarda mevcut. Ayrıca nemlendirici kreminizi alırken formülünde bu vitaminleri içerenleri tercih edebilirsiniz.
    9-Göz çevresi nemlendiricileri kullanmak yararlı mıdır?
    Yararlıdır, çünkü göz çevresindeki deri yüzün diğer kısımlarına oranla daha incedir. Bu aynı zamanda kırışıklıklara daha elverişli anlamına gelir. Bu yüzden göz çevresine ayrı bakım uygulamak yararınızadır. Ancak yağlı kremler bu bölgenin hassasiyetini daha da artırır. Bu yüzden yağsız olan göz kremlerini tercih edin. Gözaltı jelleri de bu bölgedeki cilt yenilenmesini hızlandırarak daha gergin bir hale getirir, kırışıklık izlerini hafifletir.
    10-Su içmek cildi nemlendirir mi?
    Vücudumuzun yüzde 70′i sudur ve de bunun yüzde 20’si deri tarafından kullanılır. Günde en az bir litre su içmek cildi içeriden temizlemeye yardım eder, zehirlerden arındırır, yumuşaklığı korur, temiz ve sağlıklı olmasını sağlar.

    Yüzdeki kırışıklıklar, akne, yara ve yanık izleri, kilo ve gebeliğe bağlı çatlaklar ”alüminyum oksit” kristalleri ile giderilebiliyor…

    Dez Güzellik Merkezi Sahibi Estetisyen Ayşe Durmaz, özellikle yüz bölgesindeki kırışıklıklar, akne, yara, yanık ve ameliyat izleri, aşırı kilo ve gebeliğe bağlı çatlaklar ile ciltteki selülite bağlı deformasyonların ”abrazyon” yöntemiyle giderildiğini söyledi.

    Bu yöntemin gelişmiş ülkelerde 12 yıldır uygulandığını ve hiçbir yan etkisi olmadığını ifade eden Durmaz, şöyle devam eti:

    ”Alüminyumun hammaddesi olan ‘alüminyum oksit’ kristalleri, yüksek basınçla cildin sorun olan bölgesine püskürtülüyor. Cilde temas eden kristaller iz ve lekelerin bulunduğu deriyi yaklaşık 1-2 mikron kalınlığında soyuyor. Bu kristaller istenmeyen hücre atıkları ile vakumla geri alınıyor. Yaklaşık 30 dakika süren bu işlem, cildin durumuna göre 3-15 gün arayla 5 seans uygulanıyor. Derin yara ve yanık izleri ile yüzdeki kaslara inen izlere etkili olmuyor.”

    Durmaz, abrazyon yönteminin, benler, siğiller, iyi huylu damar tümörleri, cilt kanserleri, doğumsal lekeler, göz ve dudak mukozaları, uçuk virüslü alanlar ile karaciğerden kaynaklanan lekelerde uygulanamadığını kaydetti.

    Tedavinin başarısının, deri tipine, kullanılan abrazyonun kuvvetine, tedavi edilecek alanın tipine ve büyüklüğüne, uygulama öncesi hazırlık ile uygulama sonrası bakıma, hastanın yaşına ve ciltteki bulguların yaşına bağlı olarak değiştiğine işaret eden Durmaz, uygulama yapılan alanın güneş ışınlarından korunması gerektiğini belirtti.

    SAYFA 1 12345»...Son »