Kalınbarsak kanseri en sık görülen kanser türlerinden biridir. Gelişmiş ülkelerde ve ülkemizde meme kanseri, akciğer kanseri ve bu kanser türü kanserden ölüm nedenleri arasında üst sıralarda yeralır. Kalınbarsak kanseri erken dönemde tanındığında tedavisi nispeten mümkün olan bir kanser türü olduğundan belirtilerin ve erken tanı yöntemlerinin bireyler tarafından bilinmesi önemlidir.

Kimlerde daha sık görülür?

Kalınbarsak kanseri her yaşta görülebilmesine karşın hastaların %90′ından fazlası 40 yaş ve üzerindedirler. Bu yaştan itibaren her 10 yılda bir risk yaklaşık iki katına çıkar. Yakın aile bireylerinde kalınbarsak kanseri ve/veya kalınbarsak polibi öyküsü bulunması, kişinin kendisinde ülseratif kolit hastalığı olması da bu kanser türünün ortaya çıkma riskini artırır. Kalınbarsaklarında polip tanısı konmuş kişiler de risk altındadır.

Son zamanlarda bazı ailelerde nesilden nesile aktarılan ve bu aile bireylerinde özellikle kadınlarda kalınbarsak kanseri, meme kanseri ve uterus (rahim) kanseri riskini artıran bir gen saptanmıştır.

Nasıl başlar?

Kalınbarsak kanserlerinin selim tabiatlı polipler (polip “et parçası” şeklinde tarif edilebilecek iyi huylu oluşumlara verilen tıbbi isimdir) şeklinde başladığı, daha sonra bu poliplerin kanserleştiği görüşü benimsenmiştir. Kalınbarsak içduvarında yeralan bu polipler zamanla büyüyüp kanserleşmektedirler. İşte kalınbarsak kanserinin önlenmesi henüz kanserleşmemiş bu poliplerin en erken dönemde tanınması ve bunların cerrahi yöntemlerle çıkarılmasıyla mümkün olabilmektedir.

Nasıl belirti verir?

Kalınbarsak kanserinin en sık görülen belirtileri rektal (makattan gelen) kanama ve dışkılama alışkanlıklarının değişmesidir. Bu değişiklikler kabızlık veya ishal şeklinde olabilir. Elbette kabızlık veya ishal şikayeti yaşayanlarınn ancak çok ufak bir kısmında kalınbarsak kanseri mevcuttur, ancak aniden başlayan ve devam eden şikayetlerde özellikle ileri yaşlarda olanların doktora başvurmaları önemlidir.

Hemoroid (basur) oldukça sık görülen ve rektal kanamaya yolaçan bir hastalıktır. Bu hastalığın kanserleşme özelliği olmamakla birlikte rektal kanama şikayeti olanlarda muayenede hemoroid saptanması, kanamanın buna bağlanmasına ve bu yüzden kanser olgularının atlanmasına neden olabilmektedir. Bu yüzden rektal kanaması olan kişilerde hemoroid tanısı konmuş olsa da beraberinde kalınbarsak kanseri de bulunmadığından emin olmak için gerekli ileri tetkikler yapılmalıdır.

Hastalığın ilerlemiş dönemlerinde karın ağrısı, karında kitle ve kilo kaybı gibi belirtiler de olaya katılır.

Ne yazık ki hastalığın erken döneminde varolan polipler ve kanserin erken aşamaları genellikle belirti vermemektedir. Bu yüzden 40 yaşından itibaren yapılan check-up incelemelerinde henüz kanserleşmemiş polipleri ya da kanserin erken aşamalarını yakalamaya yönelik incelemeler de dahil edilmelidir. Bu incelemeler rektal muayene ve dışkıda gizli kan testidir. Rektal muayene (doktorun makattan parmakla yaptığı muayene) kalınbarsak poliplerinin %80 ve daha fazlasını yakalayabilir, zira polip ve dolayısıyla kanser en sık rektum adı verilen kalınbarsağın son kısmında yeralır. Dışkıda gizli kan da hiçbir belirti vermeyen ancak sinsi sinsi kanama yapan poliplerin tanınmasında oldukça faydalı bir tanı yöntemidir. Son zamanlarda sigmoidoskopi adlı incelemenin de rutin check-up muayeneleri arasında yeralması gerektiği, bu konuda branşlaşan doktorlar tarafından bildirilmektedir. Sigmoidoskopi adı verilen özel incelemede özel bir alet makattan rektum bölgesine yerleştirilir ve ışık kaynağı yardımıyla bu bölge ayrıntılı olarak incelenir. İnceleme esnasında şüpheli bölgelerden biyopsi alma imkanı da mevcuttur.

Kalınbarsak kanserinin tedavisi varmıdır?

Kalınbarsak kanserinin birincil tedavisi cerrahidir. Özellikle ilerlemiş kanser olgularında bu tedaviye ek olarak kemoterapi ve/veya radyoterapi de uygulanmaktadır.

Erken dönemde yakalanan kanserlerde iyileşme oranı %80-90 arasındadır. Ancak ileri evrelerde bu oran %50′nin altına düşmektedir.

Kanser cerrahisi tekniğinin ilerlemesi sayesinde bu ameliyatlarda kolostomi yapılma oranı gidertek azalmaktadır. Kolostomi, dışkılamanın karına açılan bir delik yardımıyla sağlanması yöntemidir ve özellikle kalıcı kolostomiler kişide önemli ruhsal belirtilere yolaçabilmektedir.

Kalınbarsak kanseri önlenebilir mi?

Kanserin ortaya çıkmasının önlenmesi için selim polipleri olan hastalarda endoskopik yöntemlerle bu poliplerin çıkarılması gerekmektedir. Bunun için de polip şüphesi olan bireylere gerekli ileri incelemeler yapılmalıdır.

Tam olarak kanıtlanmamış olmasına karşın lifli besinlerle ve düşük yağ oranı olan gıdalarla beslenen kişilerde kalınbarsak kanseri daha ender görülmektedir.

Erken tanının gerçekleşebilmesi için her bireyin bu hastalığın belirtilerine karşı duyarlı olması ve gerekli durumlarda doktora başvurmayı ihmal etmemesi gerekir. Kişinin hiçbir şikayeti olmasa da rutin yıllık check-up’lar ihmal edilmemelidir.

3-6 yaş döneminde çocuk dokunma yoluyla kendisini ve cinsel organlarını tanımaya başlar. Çocuğun cinsel organlarını elleyerek tanımaya çalışması çoğu kez büyükleri çok rahatsız eder. Çocuğa karışarak “dokunma,yapma”, “ellersen kötü olur”, erkek çocuklarda “keserler,kopar,çürür” şeklinde yanlış yaklaşımda bulunurlar. Bu gibi hatalı sözler çocuklarda korku, endişe ve utanma duyguları yaratacağından , son derece sakıncalıdır.

Dokunma yoluyla cinsel organını keşfeden çocuk zamanla tesadüfen zevk almaya başlar ve bunun sonucunda mastürbasyon yaptığı görülebilir. Küçük çocuğun rastlantı sonucu kendini tatmin etmesi normaldir ve zararlı sayılmaz. Sıkça başvurulan bu cinsel uyarılma türü annelerin sandığı ölçüde korkulacak bir durum değildir. Bebekliklerinde çok uzun süre kendi başlarına bırakılan çocuklarda bu duruma daha sık rastlanır. Canı sıkılan, sevgi ve ilgi eksikliği duyan, bilişsel açıdan uyarı ve doyumdan yoksun kalan çocuklar, kendilerine haz ve doyum sağlayan tek kaynak mastürbasyon olduğu için devamlı masturbasyon yapma ihtiyacını hissederler. Çocuğu korkutup yıldırmakla bunun önüne geçilemez. Olsa olsa gizliliğe zorlanır. Onu korkutmadan ve konuya değinmeden başka bir şeyle oyalayarak dikkatini başka bir yöne çekmek genellikle yeterli olur. Bir saplantı şeklinde olursa, çocuk için evde-okulda nelerin eksik olduğu bulunmalı, bu doyumsuzluk ve çatışmaların nedenlerin aranmalı ve bunların giderilme yolları aranmalıdır. Bu amaçla uzman denetiminde aile yönlendirilerek, olumsuz, yakın çevre ortamı yeniden düzenlenebilir.

Çocuklar,cinselliklerinin farkına vardıkları 3 yaşından itibaren, zaman zaman ana babalarını şaşırtıp, zor duruma düşürecek sorular sorarlar. Doğru olan, bu soruları doğal karşılayıp, anında çocuğun yaş ve gelişim seviyesine göre fazla detaya inmeden yanıtlamaktır.

Çocuk cinselliği anlamaya çalışırken ilk önce fantezilerden yola çıkar. Bunu hipotezler evresi izler. Şüphesiz bu evrede yine fantezilerin izi vardır. Hipotez yaratıcıları belirli bir yaştan önce üremenin sindirim sistemi ile olduğunu düşünürler. Açıklamalar şöyledir: Anne çocuğu olsun diye ilaç ya da küçük bir tanecik içer ve ya (babanın rolünü katmak için) babanın idrarını içer. Diğer bir hipotez, çocuğun anüsten çıktığıdır. Bazen yetişkinlerde bu açıklamayı daha kolay bulurlar. Kimi yetişkinler de bu açıklamayı daha kolay bulurlar. Kimi yetişkinler,çocuğun anne kalbinde büyüdüğünü söylemekle annenin çocuğunu ne kadar sevdiğini vurguladıklarını düşünürler. Bir yerden sonra,çocuğun cinsellik ile ilgili hipotezlerine mantık katılır. Çocuk çevreden aldığı bilgileri rasyonalize eder. Bu bilgiler,parça parça, yanlış ya da çelişkili bilgilerdir. Çocuk yetişkinden bunların doğru olup olmadığını öğrenemediği için, kendi olanakları, mantığı ve duyarlılığı ile çözmeye çalışır.

Çocukların cinsellikle ilgili sorduklara sorulara, eksik ya da kaçamak cevaplar vermek neredeyse bir gelenektir. Bu tür sorular karşısında yetişkinin mimikleri,ses tonu,kelimeleri seçimi, bedeninin gerginliği ya da gevşekliği ve çocuğu istekli veya isteksiz biçimde dinlemesi, sorularını dürüstçe cevaplaması, çocuğa ana-babasının duyguları hakkında bilgi verir.

Çocuğa “nereden geldiği” konusunda bilgi verme yasağı kimi zamanda susarak gösterilir. Bu yasak o kadar ağırdır ki,çocuk, soru sormaması gerektiğini bilinçsizce hissedebilir. Sorusuna cevap aldığı kimi zaman, ana babanın konuşma biçimleri,esrarlı ses tonlarıyla kendilerini anlatmada serbest olmadıklarını ortaya koyar. Bu tavır çocuklarca, “Bununla ilgilenmek yasaktır!”diye anlaşılır. Bu da, çocukların meraklarını iki kat arttırır, araştırmalarını derinleştirir. Ama ne yazık ki, yapılanlar hep bir hata duygularıyla karışır. Cinsel bilgi konusunda yardımsız olan çocuk, sonuçta doyumsuz bir merak edinir ve suçluluk duygusuyla yüklenir. En kötüsü cinsel olayların pek güzel bir şey olmadığı, bu yüzden ilgilenilmemesi sonucuna varır. Sonuçta ilgilenilen konunun yasak,pis ya da günah olduğu inancı yerleşir. Bilinçaltına itilen bu inanç, birçok yetişkin insanın hayatını etkiler. Çünkü , böyle yasak bir atmosferde hata ve utanç kavramlarıyla gelişen cinsel hayat,meraklar ve normal ihtiyaçlar,kişiyi ilerde kuracağı evlilikte güzel,sağlıklı,mutlu bir fizik ve sevgi kavramına götüremez.(Haluk Yavuzer,1990)

Cinsel olaylardan hiç söz etmemek, çocuğa bu duygularını daha çok bastırması gerektiği izlenimimi verir. Cinsellik “tabu” durumuna gelir, giderek düşünme bile yasaklanır. Çocuk böylece susar, soru sormaktan yayar ve görünüşte bu konulara ilgi göstermez. Ancak içinden, bebeklerin nereden geldikleri,erkekler ve kızlar arasındaki fark, niçin yalnız “evli” insanların çocuğu olduğunu sorar durur. Bu durumda en büyük tehlike, bu soruları daha bilgili bir arkadaşın cevaplamasıdır. Bu cevaplar, çocuğun ana-babasına olan güvenini kaybettirir.

Sözel bilgi, çocuğa bir şey saklandığı izlenimini vermemelidir. Basit, kesin, somut bilgi zihni karıştırmaz. Sözel bilgi verirken önceden hazırlanmış düşüncesi yaratılmamalıdır. Gebelik ve doğum gibi olaylardan dikkatle söz edilmelidir. Bu konuda annenin bilgi vermesi daha uygundur. Doğumun acı veren yönü üzerinde durmak yerine,anne olmanın güzelliği ve sevinci anlatılmalıdır.

Cinsel ilişki hakkında bilgiyi, annenin kız çocuğa, babanın erkek çocuğa vermesi daha yerinde olur. Böylesi daha doğaldır. Ancak her zaman sonuç böyle olmayabilir. O zaman çocuk, hangi ebeveyne soru yöneltiyorsa,cevabı veren o ebeveyn olmalıdır. Bilgi veren yetişkinle özdeşleşme,duygusal olgunlaşmayı kolaylaştırır. İlgilerin gelişimine göre,giysi ve saçla cinsiyet ayrımından sonra cinsel organların farklılığı keşfedilir, erkek ve kız kardeşlerin ortak yaşamı bunu sağlar.

Üç yaşına doğru, çocuklar kız-erkek ayrılığını sezip incelemeye koyulurlar. Kız çocuk, erkek çocuğun cinsel organı ile daha erken ilgilenmeye başlar. Kendinde olmadığı için üzüntü duyar ve bunu açığa vurur. Buna tanık olan yetişkinin canı sıkılır. Oysa açıkça dile getirilen duygular için rahatsız olunmamalı,gereken açıklama yapılmalıdır. Açıklama: “Kadının çocuk dünyaya getirmesi için böyle bir yapıya ihtiyacı vardır”dan daha karmaşık olmamalıdır. Erkek çocuk,kendi cinsel organından gurur duyar. Bu sebeple, kız çocuğununkiyle ilgilenmez, çünkü bunu bir eksiklik olarak görür. Bu olaylara çevre aşırı önem vermezse çevrede vermez.

Çocukların cinsellikle ilgili sordukları çeşitli sorular şu şekillerde yanıtlanabilir:

-Ben nasıl doğdum?

Çocuk bu soruyu sorduğunda hemen o anda yanıt verilmelidir. Ona, “Sen karnımdaki özel bir şeyde büyüdükten sonra vücudumda karnımın altında bebeğin dışarı çıkabilmesi oluşmuş bir açıklıktan dışarı çıktın” denebilir.

-Neden erkeklerin bebeği olmaz?

Çünkü erkeklerin vücudunda bebeklerin büyümesini sağlayan küçük bir yuvacık yoktur.

-Evlenmemiş kişilerinde bebeği olabilir mi?

Evet. Her yetişkin kadın ve erkek bebek sahibi olabilir. Fakat evlenmeyi beklemeleri, bebeğin bir ailesi ve yuvası olması daha doğrudur.

Cinsel eğitim ne çok erken, ne de çok geç olmalıdır. Çocuğun gelişim düzeyine uymayan bilgi, güçlük yaratır. Çocuğa istendiği anda basit, kısa, gerçek, endişesiz cevap verilmelidir. Çocuklar bu cevapları unutabilirler,fakat yinelemek gereksizdir. Bilgilerin içselleşmesi için belirli bir zaman gereklidir. Çocuklara verilecek cinsel eğitimde sabırlı ve hoşgörülü olmak, endişeye kapılmamak, onun seviyesine inmek ve olası değişik söz ve davranışları olgunlukla karşılayıp, çözmeye çalışmak, çocuğun gelecekteki cinsel yaşamının mutlu ve sağlıklı olması bakımından son derece önemlidir.

Bazı aydın ve ileri görüşlü geçinen ailelerde çocuktan hiçbir şey gizlenmeyerek cinsel eğitimin doğru verildiği sanılır. Bunlar örneğin ortalıkta açık saçık hatta çıplak dolaşır; çocukla birlikte yıkanırlar. Bu çeşit davranışlar çocuğun merakını gereksiz yere kamçılar. Kavranmaya hazır olmadığı gözlemlerle aklı karışır. Ayrıca ailenin bu tutumu, toplumun cinsel davranışlardan beklediği gizlilik ve anlayışla çelişir. Ancak, anne ve babaların, çocukların kendilerini banyoda tesadüfen çıplak görmeleri durumunda büyük bir tepkide bulunmamaları gerekir. Bu tür bir davranış,çocuğa bir şeylerin yanlış olduğu, cinsel organların utanç verici olduğu ve başkalarından her zaman gizlenmesi gerektiği düşüncesini verir. Çok küçük çocuğun önünde çıplak dolaşmamaya özen göstermeli, ancak çocuğun aniden gelmesi halinde giyinmeyi normal bir şekilde sürdürerek yöneltilecek bazı soruları cevaplamaya hazır olunmalıdır.

Çocuğun cinsel kimlik kazanmasında en önemli etken özdeşim olayıdır. Cinsel özdeşim yaklaşık 3 yaşından itibaren oluşmaya başlar. Çocuk erkek ve kız davranışlarını anne ya da babasına özendiği için, onlara benzemek istediği için benimser. Kız çocuklarla annesi, erkek çocuklarla babası arasındaki ilişki ne kadar yakın ve olumlu ise özdeşim o denli kolay oluşur. Cinsel gelişimin yolunda gitmesi için bazı koşullar gerekir. Cinsel kimlikleri olgunlaşmış ve iyice belirlenmiş anne ve babayla büyüyen çocuk bu gelişmeyi önemli bir güçlüğe uğramadan tamamlar. Erkekte toplumun aradığı nitelikleri taşıyan bir baba, çocuğuna iyi örnek olacaktır. Kadın kimliği belirgin bir anne, kızına iyi bir özdeşim örneği olacağı gibi, oğluna da erkek kimliği geliştirmesinde yardımcı olacaktır. Erkek çocuklarını kız ya da kız çocuklarını erkek gibi yetiştirmek çocuğun cinsel kimliğinin gelişimini engelleyebilir. Ayrıca kişiliği baskın annesini model alan erkek çocuk, kız oyunları oynamaya ve süslenmeye başlayabilir. Eğer baba da otoriter ise,çocuk anneye daha çok yaklaşıp yumuşak bir kişilik geliştirilebilir. Ergenlik çağına doğru bu davranışları onaylanıp, hiçbir önlem alınmıyorsa, bu çocuklarda cinsel kimlik sapması görülebilir. Cinsel kimlik gelişiminde ebeveynin yapması gereken en önemli hareket, doğru model oluşturmak ve çocuktaki yanlış davranışların üzerine gitmeden nedenini araştırmak ya da bir uzmana başvurmak olmalıdır.

Özürlü bir çocuğun bakımı aile desteği, sosyal ve akademik uyarlama, özürlü kişiye kolaylık sağlamak amacıyla fiziksel çevrede ayarlamalar ve çoğu kez özel tıbbi bakım.
Çocuklarda kalıcı özürler; zihinsel gelişimde gecikme, bir kasın olmaması gibi fiziksel şekil bozuklukları, körlük ya da sağırlık gibi duyusal bozukluklar olabilir.
Bir çocuğun özrü ne olursa olsun, kısa zamanda farklı olduğunu anlar. Çocuğun kendine değer veren bir duygu ve bu farklılığa rağmen dünyayla ilişki kurma yeteneği geliştirmesine yardım etmek, özürlü bir çocuğun başarıyla büyütülmesinde esastır. Bu bir dereceye kadar, olmasına yardım ederek ve çocuğun kendi potansiyeliyle gelişeceği bir çevre yaratarak başarılabilir.
Bir çocuğun büyük bir özürle dogması kadar üzücü olan çok az şey vardır. Bazı ebeveynler, özellikle kusur fiziksel olarak görünür değilse, başlangıçta durumun gerçekliğini inkâr etmeye çalışırlar. Çocuğun geleceği hakkındaki endişeye ek olarak özürlü bir çocuğun üstesinden gelebilmek için bir kimsenin becerisi hakkında duyulan suç, kızgınlık, suçlama ve korku normal tepkilerdir.
Bazı ciddi durumlarda kurumsal bakım sorusu başlangıçta yöneltilmemelidir. Bir zamanlar ciddi bir şekilde zekâ geriliği olan bebeklerin kurumlara yerleştirilmesi sıradan bir olguydu. Bugün doktorlar biliyor ki bebekler ve küçük çocuklar büyütüldükleri ev çevresinde tutarlı bir ebeveyn tipine sahip olurlarsa gelişme açısından daha başarılı olurlar. Hâlâ, özürlü çocukların ebeveynleri çoğu zaman kendileri tek başlarına çocuklarına bakamayacakları kanısına varıyor ve bu nedenle bir kurum buluyorlar. Yine de evde bakmaya hiç olmazsa teşebbüs eden ebeveynler genellikle, hiçbir çaba sarf etmeden çocuklarını kurumlara yerleştirenler kadar kendilerini suçlu hissetmiyorlar.
Evde yetiştirmeye çalıştığınız özürlü bir çocuğunuz varsa çocuğunuzu mümkün olduğu kadar mutlu ve uyumlu kılmak için yapabileceğiniz bazı şeyler vardır.
Çocuğunuza, diğer çocuklarınıza davrandığınız gibi davranın. Bazı ebeveynler özürlü çocuğa daha özenle bakmaya çalışırlar. Bu durum sadece çocuğun kendini olduğundan farklı hissetmesini sağlar. Evdeki kurallar ailedeki herkese uygulanmalıdır. Diğer çocuklar gibi özürlü çocuğunuz da ev çevresinde bazı sorumluluklar almalı ve kuralları çiğnediğinde (kuralları anlamaya muktedirse) diğer çocuklarda olduğu gibi cezalandırılmalıdır.
Davranışınızın uyandırdığı etkiye dikkat ediniz. Çocuklar bir kusuru gidermede şaşırtıcı derecede beceriklidir. Örneğin, doğuştan bir eli olmayan bir çocuk, diğer elinde çok ustalaşır ve başka bir şey bilmediği halde olmayan elinin yokluğunu hissetmez. Ne var ki ebeveyn şekil bozukluğundan utanırsa, çocuk bu duyguları hissedecek ve muhtemelen utangaç olacaktır.
Diğer çocuklarınızı ihmal etmeyiniz. Özürlü bir çocuğun bakımı o denli zaman alan bir uğraş olabilir ki, diğer aile fertleri ihmal edilir.

Diğer çocuklarınızın özürlü kardeşleri hakkındaki sorularını dürüstçe yanıtlayınız. Her çocukla yalnız kalmak için her hafta zaman ayırmaya çalışınız.
Çocuğunuzu olduğu gibi kabul ediniz. Her çocuk gibi, özürlü çocuğunuzun da güçlü ve zayıf yönleri vardır. Çocuğunuz bir şeyi başardığında ne kadar önemsiz olursa olsun övülmeli ve özel bir duygu hissetmesi sağlanmalıdır.
Çocuğu tek başına bırakmayınız. Her çocuğun arkadaşa ihtiyacı vardır. Çocuğunuzu bulaşıcı hastalıktan ve bazı çocukların potansiyel gaddarlıklarından korumak istemeniz normaldir. Ancak bunu çocuğunuzun sosyalleşmesi pahasına yapmayınız.
Genel okullarda özürlü çocuğa eğitim verilmesi nispeten yeni bir kavramdır. Eskiden özürlü çocuklar diğer özürlü çocuklarla birlikte özel bir okula giderlerdi. Günümüzde birçok okul yasa gereği özürlü çocuklar için özel eğitim sınıfları sağlamak zorundadırlar. Birçok durumda çocuklar bazı dersleri normal öğrenci topluluğuyla birlikte almaktalar. Özürlü çocukları sınıfın geri kalanıyla karıştırmak her iki grup için de yararlıdır.
Çocuğunuzun özel gereksinimlerine hitap ediniz. Özrü olan çocuğun, özel olarak planlanmış bir evden eğitilmiş bir hemşire/dadı tarafından ev bakımına ya da tıbbi olanaklara yönelik haftalık ziyaretlere kadar değişen sayısız öze gereksinimleri vardır.
Yalnız olmadığınızı unutmayınız. Çok sayıda toplum kaynakları, özürlü çocuğunuzun gereksinimlerini karşılamanıza yardımcı olabilir. Bazı bürolar çocuklarının tıbbi gereksinimlerini karşılayamayan ebeveynlere finansal yardım sunarlar. Diğerleri ise taşımacılık, danışma, psikolojik değerlendirme, çocuk bakımı, günlük bakım ve oyun faaliyetleri gibi hizmetler sunarlar.
Çocuğunuzun doktoru mevcut yardım olanaklarıyla ilgili olarak mükemmel bir bilgi kaynağı olabilir. Kamu sağlığı hemşireleri ve sosyal konularda çalışanlar bölgesel kaynaklar konusunda bilgi sahibi olup çoğu zaman çok yararlı bir bilgi ve destek kaynağıdır. Ayrıca, yardımcı olabilecek ebeveyn dernekleri bulunmaktadır. Bu topluluklar ebeveynlere ortak sorunlarını ifade etme ve bilgi paylaşma olanağını verirler. Son yıllarda, bu gruplar örgütlenmiş ve etkin yaşamada bir güç haline gelerek özürlüler için fırsatları genişletip geliştirmişlerdir.

Küçük bir çocuğunuz varsa daha çok nezle ve virüslerin sebep olduğu hastalıklara tutulduğu dikkatinizi çekebilir. Küçük çocukların sıklıkla bu hastalıklara yakalanmaları ve onların yüksek bulaşıcılık derecesi sürpriz değildir.
Nezle benzeri solunum enfeksiyonları çoğunlukla enfeksiyona yakalanmış kişinin burun, ağız veya göz salgılarına temas yoluyla yayılır. Yeni yürümeye başlayan çocuklar karşılaştıkları her şeye dokunma ve ağızlarına atma huyları yüzünden nezle yaymakta etkindirler.
Çocuğunuz aksırır ve enfeksiyonlu faktörlerden oluşan bir akım atmosfere salıverilir. Nezle bu şekilde daha az yayılmakla birlikte, bir aksırık ya da öksürükte bulunan enfeksiyonlu parçacıklar 2 metre mesafeye kadar gidebilirler.
İshal ve hepatit A gibi bazı enfeksiyonlar enfeksiyonlu kişinin dışkısıyla, enfeksiyonlu kişinin ellerinde ve dokunduğu eşyalardaki dışkı kalıntılarıyla ilişki yoluyla yayılır.
Son olarak taraklar, fırçalar ve şapkaların paylaşımı, bitler, bazı parazitler ve impetigonun yayılmasına katkıda bulunabilirler.
Bir aile içindeki bulaşıcı hastalığın yayılmasını bütünüyle durdurmak olanaksız olsa da, sıklığını azaltmak için önlemler alabilirsiniz. Nezleye tutulma sıklığınızı bir ölçüde azaltsalar da bu önlemler mide ve bağırsak hastalıklarının ailenizde dolaşmalarını önlemede daha başarılıdır.
1. Ellerinizi yıkayınız. Bu özellikle burnunuzu
boşalttıktan sonra, bebek bezini değiştirdikten ya da tuvaleti kullandıktan sonra önemlidir.
2. Çocuklarınızın çevresinde sigara içmeyiniz.
Pasif sigara içimi çocukların nezlelerinin hem sıklığını hem de şiddetini artırmaktadır.
 3. Çocuğunuzu, ağzını ya da burnunu bir yere
sürme alışkanlığından caydırınız.
4. Bir hastalığın ardından, eski diş fırçasını atınız. Bu fırça tekrar enfeksiyona neden olabilen bakteriler içerebilir.
5. Tuvalette, mutfakta ve çocuk bezinin değiştirildiği bölgede dezenfekte edici kullanınız. Bu bölgeleri sık sık temizleyiniz.
6. Evcil hayvanlarınız varsa çocuklarınızı onları
öpmekten alıkoyunuz. Ev hayvanları ve özellikle köpek yavruları, kurtlar ve diğer parazitleri yayabilirler.
7. Yiyecek zehirlenmesinin bir çeşidi olan ve
salmonella cinsi bakterilerin neden olduğu enfeksiyonu önlemek için yumurtalar ve kümes hayvanlarını iyice pişiriniz. Ellerinizi ve pişmemiş yiyecekle ilişki içinde olan herhangi bir nesneyi dikkatle yıkadığınızdan emin olunuz.

Kesin bir zaman çizelgesi yoktur, yine de, insan gelişimi, önceden tahmin edilebilir bir olaylar dizisi halinde oluşur. Ve bebek birdenbire yürümeye başlamaz, yaşamın ilk haftalarında başını kaldırmaya, sonra da yuvarlanmaya, kendi kendine oturmaya, emeklemeye. Ayakta durmaya ve sonunda yürümeye başlar.

Her ne kadar yürüme gibi becerilerin kazanılmasında geçirilen aşamalar tüm çocuklar için aynı ise de, bu aşamalar arasında geçen süre, büyük ölçüde farklıdır. Bu farklılık, genelde endişeye yol açar.

Ebeveynler, ilk çocuklarının 9 aylıkken yürümeye başladığını anımsıyorsa, ikinci çocukları 14 aylık olduğu halde yürüyemiyorsa endişeye kapılırlar.

Bu bölümde, büyüme ve gelişme ile ilgili yol gösterici bilgiler veriyoruz. Ancak bunlar genel bilgiler olduğunu unutmayın.

Büyüme

Bebeğiniz 1 aylık olduğunda, doğduğu zamanki ağırlığı 0.5 g ile 1.5 kg arasında artmış ve boyu da 2.5 cm ile 5 cm arasında uzamış olacaktır. Bebek 4-5 aylık olduğunda doğduğu zamanki ağırlığının 2 misline, birinci yılın sonunda da olasılıkla üç misline ulaşacaktır. Bu bir yıl süresince yaklaşık 25-30 cm uzayacaktır Başının çapı da birinci yılda yaklaşık 10-12 cm artacaktır.

5-9 aylıkken ilk dişini çıkarır. Çoğu bebek,’ yaşında iken 6-8 dişe sahiptir.


Uyuma Süreleri

Bebekler çoğunlukla yaşamlarının ilk aylarında günün büyük bir bölümünü uyuyarak geçirirler. Acıktıkları zaman uyanırlar, mama yerler, biraz oynarlar, sonra tekrar uyurlar. Ortalama olarak, 1 aylık bir bebek, 24 saatin 10 saatini uyanık geçirir. Bazı bebekler daha çok, bazıları da daha az uyurlar. Bebekler 5 kg ağırlığa ulaştıklarında, bütün gece uyudukları kabul edilir. Ancak çoğu aile, bu kurala uymayan çocuklara sahiptir. Meme emen bebekler, birkaç ay boyunca geceleri süt emmek isterler.

Genel bir kural olarak, bebek ne kadar büyükse, o kadar az uyur. Birinci yılın sonunda, çoğu bebeğin uykusu, sabah ve/veya öğleden sonra 1-2 saate iner.

Hareketlerin Gelişmesi

1 aylık bebeğin hareketleri düzensiz ve dikkatsizdir. Tutulmadığı zaman başı öne ya da arkaya düşer. Çıngırak gibi bir oyuncağı tutabilir, fakat kısa bir süre sonra bırakır. Bir şeye bakabilir, ancak onu tutmaya kalkışmayabilir.

2 aylık bebeklerin çoğu, kollarını ve bacaklarını düzgün hareket ettirebilir, başını birkaç dakika 45o açıda tutabilir ve bir cismi kısa bir süre tutabilir.

3 aylık bebek, başı fazla öne veya arkaya düşmeden oturabilir. Bu dönemde nesneleri yakalamaya çalışır, ancak çoğu zaman başaramaz. Vücudu artık daha az esnektir.

4  aylık bir bebek, yardım alarak 10-15 dakika oturabilir ve başını iyi kontrol edebilir. Yüzükoyun yattığında yuvarlanabilir. Bu yaştaki bebeklerin bazıları, kendi kendine sırtüstü dönebilir.

5  aylık bebek, ayağını ağzına sokup ayak baş parmağını emebilir. Artık kendi kendine sırtüstü ve yüzükoyun dönebilir. Yüzükoyun yatarken elleri ve dizlerinin yardımı ile kendini ileri itebilir. Ayakta tutulduğunda vücudunu dik tutabilir ve yürüyormuş gibi bacaklarını hareket ettirebilir. Elinde şişe tutabilir. Nesneleri bir elinden ötekine aktarabilir ve bir şeyi uzanıp tutabilir.

6  aylık bebek, sırtüstü yatarken yüzükoyun dönebilir. Bu yaştaki bebeklerin bazıları, elleri ve dizleri üstünde doğrulup emekleyebilir. Bir iskemlede oturabilir ve ellerini birbirine değdirerek oynayabilir.

7  aylıkken oturma becerisi gelişmiştir ve destek görmeden oturabilir. Bir nesneyi kavramak için başparmağını ve parmaklarını iyi kullanabilir ve iki nesneyi birbirine çarpabilir.

aylık bebek, emeklemeye çalışır. Bu yaştaki bebeklerin bazıları, bir şeye tutunarak ayağa kalkabilir. Bir çıngırağı birkaç dakika tutabilir ve küçük şeyleri tutmaya çalışır.


9 aylık bebeklerin çoğu, bir ellerinde bir
oyuncak varken emekleyebilir. K
ısa süre ayak
ta durabilir ve ba
ş ve işaret parmakları arasın
da bir
şey tutabilir.

10   aylık bebek, mobilyalara tutunarak odada dolaşabilir. İki elinden tutarsanız yürüyebilir. İskemleye tırmanıp iner ve bir elinde iki küçük nesne tutabilir.

11 Aylık bebek, kendi başına ayakta durabilir. El sallayabilir, merdivenleri tırmanabilir ve bağdaş kurabilir. Elinde kaşık tutup ağzına götürebilir, kalemle kağıda işaretler yapabilir ve ayakkabılarını çıkarabilir.

Birinci yılın sonunda artık yürüyordur, ancak emeklemek hâlâ tercih ettiği yöntemdir. Merdiven çıkıp inebilir ve beşiğinden inebilir. İşaret parmağı ile bir şeyi gösterebilir ve kutuların kapaklarını çıkarabilir.

Konuşma Becerisinin Gelişmesi

1 aylık bebek, ağlamanın yanı sıra küçük sesler çıkarabilir. 2 aylıkken bu sesler daha gelişir. Üç aylık olduğunda ses repertuarı gülme ve oh, ah gibi nidaları içerir. Ses algılama yeteneği gürültülü sesler ve tanıdık seslerle sınırlıdır.

4-6 ay arasında iken içini çeker, homurdanır, güler ve ağrısı ile acıkmasını farklı ağlamalarla belli eder. Sevincini ve hoşnutsuzluğunu farklı seslerle gösterir.

7-9 ay arasında heceleri tekrarlar, şarkı söyler gibi yapar ve 12 farklı ses çıkarabilir. Sesleri oyun oynamak için çıkarır ve “anne” diyebilir. Bu dönemin sonlarına doğru, başkalarının duyduğu sesleri ve es tonlarını tekrarlayabilir. Seslerin kaynağını arar, konuşmaları dikkatle dinler, anne ve baba sözcüklerini anlar. Kendi adını anlar ve insanların seslerindeki öfkeyi fark edebilir.

10-12 ay arasında, konuşma benzeri sesler çıkartmaktadır. Başkalarının söylediklerini tekrarlar. Oyun oynarken başarılı sesler çıkarabilir. Artık tüm sesli ve sessiz harfleri söyleyebilmektedir. Bazı çocuklar bu dönemde ilk defa kelime söylemeye başlarlar. Anlama yeteneği de gelişmiştir, adı söylendiğinde ve basit isteklerde bulunulduğunda anlar, çok kullanılan eşyaların ve aile bireylerinin adını bilir.

Tahminen her 600 ile 800 çocuktan biri, fazladan bir kromozomun bulunmasından kaynaklanan doğum anomalisi olan Down sendromu ile doğmaktadır.

Bir kadının Down sendromu olan bir çocuk doğurma olasılığı, yaşıyla birlikte artar. örneğin, 25 yaşındaki bir kadında bu olasılık 1205′te 1 iken, 35 yaşındaki bir kadında 365′te 1′eyükselmektedir.

Down sendromlu olarak doğan bir bebeğin yüzü normalden küçük ve yuvarlak olur. Kulaklar alçaktadır ve oval biçimlidir. Gözler hafifçe yukarıya eğiktir. Ağız köşelerden aşağıya doğru sarkar ve açık kalır. Dil genellikle geniştir ve dışarı çıkar. Gözün iris tabakasında genellikle gri beyaz lekeler görülür.

Down sendromlu bebekler ortalama büyüklükte doğabilirler, ancak tipik olarak yavaş büyürler ve küçük kalırlar. Hafiften ileriye kadar değişen düzeylerde zekâ gecikmesi görülür. Bunlarda konjenital kalp kusurları gastrointestinal oluşum bozuklukları da oldukça yaygındır.

İki yıl içinde mortalite (ölüm oranı) yüksektir. Bu çocukların birçoğu solunum enfeksiyonlarına, kalp sorunlarına veya lösemiye yenilirler.

Down sendromunun tedavisi yoktur. Kalp veya diğer yan kusurlar genellikle ameliyat yoluyla başarılı şekilde giderilebilmektedir. Gelişme gecikmesinin düzeyi çocuğun yaşamında önemli bir rol oynar. Down sendromlu birçok çocuk sevecen bir aile ortamında yaşamlarını sürdürmekte, okula gitmekte, öğrenmekte ve hatta özel koruma donanımına sahip atölyelerde veya diğer alt düzey işlerde çalışma yaşamına bile katılmaktadır. Diğer çocuklar ise oldukça az gelişmiş olup yaşamlarını ancak başkalarının bakım ve gözetimi altında sürdürebilmektedir.

Hamileliğe Hazırlık

Eğer bir bebek sahibi olmayı düşünüyorsanız, hamilelik öncesinde buna kendinizi hazırlamanız son derece önemli. Siz ne kadar sağlıklı olursanız, bebeğiniz de o kadar sağlıklı olacaktır.

Hamile kalmadan önce, fiziksel muayene olabileceğiniz ve doktorunuzla hamilelik planlarınızı konuşabileceğiniz bir randevu ayarlayın. Doktorunuz, kişisel sağlığınızla ve ailenizin tıbbi geçmişi, yaşam tarzınız ve geçmiş hamileliklerinizle ilgili sorular yöneltecektir. Sorulara vereceğiniz cevaplar, ve muayene neticesinde riskler veya problemler belirlenecektir.
DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN »

Davranış Bilimleri Enstitüsü Çocuk ve Genç Bölümü�nden Psikolog Şeyda Özdalga, böyle bir durumun alışkanlık haline gelmesini engellemek için yapılması gerekenleri şöyle sıraladı:
Bilişsel, duygusal ve sosyal gelişim olarak 3-4 yaşı kapsayan iki yıllık yelpazedeki farklılıklarla birlikte bu yaş çocukları büyük ölçüde ben merkezcidir. Genelde neşeli olduğu yaşlardan daha bağımsız, inatçı ve kendi isteği ile hareket etme değişimi gözlenir. Aile içinde geçerli olan kuralları, yavaş yavaş paylaşmayı, isteklerinin yerine getirilmesi için sabırlı olmayı öğrenmeye de başlar. Yaşıtlarını veya yetişkinleri taklit eder.
Çevresi ile sözlü iletişim kurabilmesi, yaşıtlarıyla kısa süreli de olsa oynayabilecek şekildeki birlikteliği onun sosyalleşme yolundaki ilk gerçek deneyimleridir. Gördüğü her şeyi taklit eder Genellikle talepler nedeniyle çocuklar arasında çatışmalar çıkar. Bu çatışmalarda arkadaşlarına kabadayılık taslar. Dili kullanması, çevresi tarafından sunulan dil ortamı ile ilişkili olarak gelişir. Kullanılan dilin kalitesi, çocukla konuşma sıklığı, emir cümleleri değil, sıfatlar, zamirler gibi tanımlayıcı sözcüklerin kullanılması dil gelişimi için önemlidir. Yetişkinlerden duyduğu, gördüğü iyi-kötü her şeyi taklit eder. Yakın geçmişteki olayları, deneyimleri, olup bitenler arasında ilişki kurarak anlatır. Özellikle sevdiği insanlara karşı çelişkili duygular içindedir. Bu nedenle zaman zaman kızgın ve saldırgan olabilir. Toplum içinde bazen olumlu bazen olumsuz davranır. Bu yaşlardaki çocuklar, yetişkinin isteklerini mantıklı olarak açıklamasını ister, kendi davranışlarını, yetişkinleri çekinmeden eleştirir, zaman zaman küfür sayılabilecek kelimeleri kullandığı, yetişkine karşı çıktığı gözlenebilir. Kızarak tepki vermeyin Öfke ve düşmanlık dolu sözlerle model olmayıp, örnek olun.
Çevreden kötü söz duymasını engelleyin.
Söylenen sözün anlamını ona açıklayın.
Bu kelimeleri duymaktan dolayı rahatsız olduğunuzu dile getirin.
Duygularını başka türlü ifade etmesini sağlayın.
Dikkat çekmek amacını taşıyorsa görmezden gelin.
Şaşkınlıkla, kızarak ya da gülerek tepki vermeyin.
Başka aktivitelere yönlendirin.
Zaman ayırarak, onunla olumlu ilişki kurun. Neden kötü söz söylerler?Çocuklar çevrelerine söyledikleri kötü sözleri, kızmak, engellenmek, öfkeyi ifade etmenin yanı sıra tepkileri takip ederek dikkat çekme, yetişkin sayılma, yetişkinleri taklit etme, kendini özgür hissetme ve tepki gösterme aracı olarak da kullanır. Nereden öğrenir? Ailesi tarafından sunulan dil ortamı model olmaktadır. Ayrıca kötü kelimeler kullanan çocuğun aile tarafından desteklenmesi, şirinlik olarak görülüp kabul edilmesi de bunun devamını sağlar. Oyun çevresinden, arkadaşlarından, TV�den, şarkı sözlerinden de öğrenebilir