Folik asit karmaşasını giderin

Elimizdeki veriler gebelikten bir ay önce başlanan ve üç ay süreyle devam ettirilen 4 miligram (dikkat: bu yüksek bir dozdur!) folik asit takviyesinin nöral tüp defektli (NTD) doğum yapmış anne adaylarında yeni bir NTD’li bebek doğurma riskini azalttığını göstermektedir. Bu verilere dayanılarak gebe kalmayı planlayan tüm kadınların gebe kalmadan önce düzenli olarak 0.4 miligram folik asit almaları gerektiği bildirilmiş ve böylece NTD’li doğum önlenmeye çalışılmıştır. 0.4 miligram dengeli bir beslenmeyle kolaylıkla alınabilecek bir miktardır ve en iyi yol da budur. Şu ana kadar yapısı saptanmış ve sentetik olarak üretilebilen vitamin sayısının çok az olduğunu unutmayın ve vitamin takviyesi yapmakla vücudunuzun gerek duyduğu tüm maddeleri aldığınız yanılgısına kapılmayın. Vitaminlerin hepsinden yeterince almak için en güvenli ve en emin yol, dengeli beslenmektir.

Besin maddeleri ve içerdikleri

Kırmızı et, tavuk eti, balık, kuru fasulye, yumurta ve fındık: B vitamini, protein, demir ve çinko kaynağıdır.

Süt, yoğurt ve peynir: protein, kalsiyum, fosfor ve çeşitli vitaminlerin kaynağıdır.

Meyveler: A vitamini, C vitamini, potasyum ve lif kaynağıdır. Lifli beslenmek kabızlık problemi yaşamamanız için önemlidir.

Sebzeler: A vitamini, C vitamini, folik asit, demir ve magnezyum gibi minerallrerin kaynağıdır. Yağı düşük ve lif oranı yüksektir.

Ekmek, makarna, pirinç : kompleks karbonhidrat (nişasta) kaynağıdır.

Katı yağlar, sıvı yağlar, tatlılar: kalori dışında fazla bir şey sağlamazlar. Yeterince ve dikkatlice tüketilmelidir.

Demirden zengin besinler: Kadınların çoğunda adet dönemindeki kayıplara bağlı demir eksikliği olduğundan bu besin grubu önemlidir. Et, kuru üzüm, erik, fasulye, soya, ıspanak, buğday demir içeriği zengin besinlerdir. C vitamini içerikli maddeler (turunçgiller, patates ve karnıbahar) demir emilimini artırır.

Folik asit kaynakları: karaciğer, yeşil sebzeler ve baklagiller folik asitten zengin besinlerdir.

Vejetaryenseniz ve özellikle de katı vejetaryenseniz, kilonuz aşırı yüksek ya da düşükse, ağır bir işte çalışıyorsanız, düzensiz beslendiğiniz hissini taşıyorsanız, daha fazla bilgi edinmek için bir doktora danışmalısınız.

Ağzımızda 60-70 tür bakteri bulunmaktadır.Araştırmacılar bu bakterilerin gıdalardaki şekerle beslendiğini ve atık ürünler olarak asit ürettiklerini tespit etmişlerdir.Asit dişin minesinin çözünmesine yol açar ve çürüme süreci başlar (şekil 1).Karbonhidratlı  yiyecek ve içecekler diş çürüğüne daha fazla sebep olmaktadır.

Yemek yeme sıklığı ile diş çürümesi insidansı arasında bir ilişki vardır.Yiyecek ve içecekler ne kadar sık tüketilirse dişlerdeki potansiyel çürük tehlikesi o kadar fazla olmaktadır.Günde yaklaşık  6 kez yemenin ve içmenin (fluorlu bir diş macunuyla iyi bir ağız temizliği sağlanması şartıyla) pek çok kişi için güvenli olduğu kanıtlanmıştır.

Tükürük , çürüklere karşı korumada hayati rol oynar.Tükürük, dişlere temas eder etmez iki mineral ( fosfor ve kalsiyum) açığa çıkarır.Bu mineraller diş minesine nüfuz eder ve dişin remineralizasyon (onarım) süreci başlar.Ağızdaki fluor da bu onarımı takviye eder (şekil 2).

Bütün bunlara ilaveten, tükürükte tampon vazifesi gören başka maddeler de vardır. Bunlar bakteriler tarafından üretilen asidi nötralize ederek ağızdaki ve diş yüzeyindeki asit seviyesini düşürür.İşte bu sebeple diş çürüklerini önlemek amacıyla öğünler arasında 2-3 saat zaman bırakılmalı ve sık sık atıştırmamalıdır. Böylece ağızdaki mikroorganizmaların ürettiği asit sonucu dişlerde meydana gelen mineral kaybı, tükürükteki mineraller tarafından onarılabilir. Tükürüğün oynadığı diğer önemli bir rol de yiyecek parçalarının dişlerden ve ağızdan uzaklaştırılmasıdır. Uyurken herkesin ağzı kurur. Bu süre içinde ağız temizliği çok yavaştır. Bu nedenle yatmadan önce dişleri fırçalamak ve tekrar bir şey yememek çok önemlidir.

Öğünler arasında ise yemeklerden sonra 20 dakika süre ile şekersiz veya suni şekerle tatlandırılmış sakızların çiğnenmesi tükürük miktarını arttırır. Böylece hem dişler temizlenir hem de ağzımızdaki mikroorganizmaların yediğimiz yemekleri parçalaması sonucu açığa çıkan asidik pH normale döner. Ayrıca tükürükteki mineralller de dişteki mineral kaybını onarmış olur.

Günümüzde oldukça basit birkaç çürük önleme yöntemi vardır:

1-Akılcı beslenme alışkanlığı:

  • Daha az karbonhidratlı yiyecekler yemek ve içmek
  • Yeme/içme sıklığını günde yaklaşık 6 kere ile sınırlamak.

2-Dişlerin temizlenmesi:
Dişler fluorlu bir dişmacunu kullanılarak günde 2 kez iyice fırçalanmalıdır. Ayrıca dişipi kullanılarak fırçanın erişemediği ara yüzeyler mutlaka temizlenmelidir.

Düzenli diş fırçalama, dişetlerinin sağlıklı kalmasına da yardımcı olur. Dikkat edilecek bir nokta da diş fırçalanması sırasında kuru ve küçük saplı bir diş fırçası kullanılmasıdır. Yapılan araştırmalar sonucunda; bir diş fırçasının 24 saatte kuruduğu ve ıslak diş fırçası ile yeterince etkili bir fırçalama yapılamadığı kanıtlanmıştır. Ayrıca ıslak diş fırçaları daha fazla mikroorganizma içermektedirler. İşte bu sebepten ötürü bir kişinin ideal olarak 2 ayrı renkte  2 diş fırçasının olması ve sabah - akşam diş fırçalanması sırasında  bu farklı fırçaları kullanmaları önerilmektedir. Böylece fırçanın 24 saat kurumasına olanak sağlanarak daha etkili bir ağız temizliği yapılır.

3-Fluor kullanılması:
Fluorlu diş macunu ve gargaralar tükürüğe fluor sağlar ve onarıma yardımcı olur. Fluor; tablet,  gargara ve jel şeklinde satılır ve diş çürüklerinin önlenmesinde son derece etkilidir. Ancak erken yaşlarda çok fazla alınan fluor, sürekli dişlerin ön yüzeylerinde benek oluşumu olan fluorozise yol açabilir. Bu nedenle fluor alınması sırasında diş hekiminin önerilerine uyulmalıdır.

Fluor:Sentezi vucudumuz tarafından yapılmayan, ancak sağlam kemiklere ve dişlere sahip olabilmemiz için mutlaka gerekli bir elementtir. İki biçimde etki ederek dişleri çürümelere karşı korur.

a) Sistemik yolla: Henüz dişleri çıkmamış çocuklarda, ağız yoluyla sistemik olarak alınan fluor tabletleri dişleri güçlendirir.

b) Lokal yolla: Fluorürlü diş macunlarının kullanılması, fluorürlü gargaraların yapılması, ayrıca fluor tabletlerinin emilerek kullanılması diş yüzeyi ile fluorun doğrudan temasına yol açar.Bu mineral diş minesi üzerinde birikerek, minenin kaybettiği mineralleri yeniden kazanmasını sağlar

Fluor ve hamilelik: Fransız bilimadamları, hamile kadınların fluor  alması durumunda, bebeğin de bundan yararlandığını kanıtlamışlardır. Doğal bir filtre olan plasenta, fluorun bir kısmının geçişine izin vermektedir. Gebeliğin 4.ayından itibaren bebeğin süt dişleri oluşmaya başlar; fluor takviyesi, çıkacak süt dişlerini çürüklere karşı daha iyi korur ve sağlıklı dişler olarak gelişmesini sağlar.

Annenin de hamilelik sırasında fluor takviyesine ihtiyacı vardır, gebelikte annenin dişleri demineralizasyona (mineral kaybı) karşı oldukça hassastır. Bu mineral kaybı, dışarıdan fluor alınarak  büyük ölçüde engellenebilir.

Fluor almaya mümkün olduğunca erken başlanması (gebeliğin 4.ayından itibaren) ve çocuğun kalıcı dişleri tamamen gelişene kadar ( 14-16 yaş) devam edilmesi önerilmektedir.

4- Fissür örtücüler:
Arka dişlerin çiğneyici yüzeylerindeki oluklar fissür olarak adlandırılır ve bunlar “fissür örtücü”  denilen çok akışkan kıvamdaki bir çeşit dolgu maddesi ile kapatılmalıdır. Böylece ekstra koruma sağlanabilir. Bu materyaller bakteriler ile dişlerin temizlenmesi en zor olan çukur yüzeyleri arasında temasın önlenmesine yardımcı olurlar. Fissür örtücüler özellikle küçük çocuklar için yararlıdır. Çünkü sürekli 1.azılar 6 yaşında ( henüz süt dişleri dökülmeden) sürer ve genellikle bu yaştaki çocuklarda ağız-diş temizleme bilinci tam olarak gelişmemiştir. Ayrıca bu dişlerin en arka bölgede konumlanmalarından dolayı çocuk bu dişleri yeterince temizleyemez ve genelde bu dişler çürümeye maruz kalır. Maalesef ebeveynler tarafından bu dişlerin süt dişleri ile karıştırılması ve çürük farkedilse bile “nasıl olsa yerine yenisi çıkacak” düşüncesiyle çocuğun dişhekimine götürülmemesi sonucunda çürük ilerler ve sonuçta dişin çekilmesi gerekebilir. İşte bu nedenle  1. azı dişlerine 6 yaşında sürer sürmez, fissür örtücü uygulanması, çürük oluşma riskini azaltacaktır.

5- Periyodik dişhekimi kontrolü:
Periyodik olarak dişhekimine kontrole gidilmesi, çürüklerin erken farkedilmesine ve ilerlemeden kolayca tedavisine imkan verir.

Ciltte yaşlanmaya, sivilcelere, yaralanmalara ve güneş ışınlarının olumsuz etkilerine bağlı olarak ortaya çıkan kırışıklık, leke, şekil bozukluğu gibi estetik kusurların düzeltilmesi için kullanılan soft yöntemler büyük ilgi görüyor. Acı çekmeden, normal yaşamı etkilemeden uygulanır olması soft yöntemlere üstünlük sağlıyor. Kişinin estetik sorununun niteliğine ve beklentilerine göre muayeneden sonra hangi yöntemin kullanılacağına karar veriliyor. DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN »

İşte selülitlerinden kurtulmak isteyenler için özel diyet programı ve kozmetik ürün önerilerinden oluşan iki aşamalı bir program… En az bir ay boyunca uygulayın ve bol bol yürüyüş yapmayı da ihmal etmeyin
DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN »

Stresli zamanlarınızda mısınız? İş stresi sizi terletirken, devamlı endişeli düşünceleriniz mi var? İşte sizi sakinleştirecek 6 sihirli yiyecek!

İlişkilerinizde sorunlar mı yaşıyorsunuz? Hatta bu aralar bir ilişkiniz olmadığı için de biraz umutsuz musunuz? Nedenleri ne olursa olsun, yaşadığımız stres dolu anlarda tüketeceğimiz bazı besinler ile sakinleşmemiz gerçekten mümkün! Bu zamanlarda genelde kalorilerini umursamadan yediklerimizin bizi daha mutlu edebileceğini biliyoruz. Klasik olan şudur, büyük bir kap dondurma! DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN »

Gut hastalığı, daha çok 30- 45 yaş arası erkeklerde ve 55-70 yaşlarındaki kadınlarda görülen bir romatizmal hastalıktır.
Vücutta pürin adı verilen ve hücre DNA’sında kullanılan bir nükleik asit vardır. Pürin nükleik asitlerinin yıkılması sonucu kanda ürik asit oluşur. Normal sağlıklı insanlarda ne kadar ürik asit oluşursa o kadar ürik asit idrar yoluyla atılır. Böbreklerdeki bir bozukluktan yada fazla miktarda ürik asit üretilmesinden dolayı kanda ürik asit seviyesi artarsa gut hastalığı ortaya çıkar.
DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN »

Kurutulmuş deniz suyu, yosun ve bitkileri özleriyle deniz tuzu kullanılarak hazırlanmış çevre dostu “mavi kozmetik”ler denizin insan sağlığı ve güzelliği üzerindeki olumlu etkilerini evinize taşıyor.

Son zamanlarda, parfümerilerde, eczane raflarında deniz suyu, tuzu ya da yosun özü içerdiği söylenen ürünlerin ağırlığını siz de fark ettiniz belki. Belki de “talassoterapi” yani deniz suyuyla yapılan bakımların ne kadar popüler olduğunu çoktan hissettiniz bile… Bir moda, bir akım olmanın çok ötesinde bir nedeni var deniz suyunun kavanozlara girmesinin. DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN »

Midenin besinleri gereği gibi ve normal sürede hazmedememesine mide tembelliği bir başka ifadeyle mide zafiyeti denir. Nedeni, midede asit fazlalığı, mide kaslarının zayıflamış olması veya midenin hazım için gerekli olan salgıyı yapamamasıdır

 

Midenin iç yüzündeki belirli bir kısmın aşınması sonucu meydana gelen yaraya mide ülseri denir. DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN »

Yemek borusunun alt kısmında, aşağı özofegal sfinkter olarak adlandırılan halka gibi bir kas vardır. Bu kas aynı bir valf gibi çalışır. Bir yiyecek yuttuğunuzda, bu halka benzeri kas yiyeceğin mideye girmesi için açılır. Bu halka daha sonra, yiyeceklerin yemek borusuna kaçmaması için kapanır.
DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN »

SAYFA 1 12»