DİŞ ÇÜRÜMESİ
Diş çürümesi “medeniyet hastalığı “dır. Çünkü sanayileşmiş memleketlerin insanı taneli bitkiler yerine pişirilmeye hazır veya pişmiş konserve tipi yemekler yiyor. Elma, armut, ayva gibi meyvelerin ısırılarak yenmesi adeta unutulmuştur. Bunların yerine gazoz, meyve suyu içiliyor. Bol şekerli, beyaz undan mamul tatlılar sofradan eksik olmuyor. Öğün aralarında çikolata, cips, envai çeşit şekerlemeler yeniyor. Bu maddeler diş ve diş etlerini tembelleştiriyor. Çünkü bunlar çiğnemeyi gerektirmeyen yumuşak gıdalardır. Dahası var: Şeker ve beyaz undan yapılan yiyecekler diş aralarına sızarak bakterilerin rahatça yerleşip çogalabilecekleri bir ortam hazırlıyor. Bakteriler diş etine, diş minesine hücum ederek burada yıkıma sebep oluyorlar. Ondan sonra diş çürükleri, ağrılı dişeti apseleri ortaya çıkıyor.
İlerlemiş vakalarda dişeti ile dişlerin birleştirği yerde cerahat kesecikleri teşekkül eder. Dişler yuvalarından gevşer. Dişetleri çekilir. Dişlerin boyun kısımları meydana çıkar.
Çoğu anne-babalar, “nasıl olsa düşüp yerine yenileri gelecek” düşüncesi ile çocukların diş çürüklerini ciddiye almazlar. Bu mantık, bir değil, birçok yönden yanlıştır. Herşeyden önce, dişlerin hepsi yenilenmez. 32 dişten yalnız 20 tanesi “sütdişi”dir. Diğerleri değişmeyen “kalıcı dişler “dir. Çürük dişler, çocuğu rahatsız ettiği gibi; kulak iltihabı, baş ağrısı, hazım bozukluğu ve benzeri yan etkiler yapar. Süt dişleri çıkarken belli bir sıra takip eder ve düşerken de yine belli bir sıra takip ederler. Çürüyen ve çekilmek zorunda kalınan bir dişin yerine yenisi zamanı gelmekçe çıkmayacaktır. Kalıcı dişlerin düzgün ve sağlam çıkması yanlarındaki süt dişlerinin yerinde kalması ile mümkündür. Çürüyen ve zamanından önce çekilen bir süt dişinin yanındaki kalıcı diş çıkarken çarpılıp bozulacaktır.
Kalsiyum eksikliği, fazla sentetik D vitamini verilmesi, yalancı meme verilirken şekere veya bala batırılması, öğün aralarında ve bilhassa yatarken şekerleme veya çukulata yedirilmesi diş çürümelerini hızlandıran faktörlerdir.
Tedavi:
* Dişlerinde çürüme başladığı zaman çocuğu mutlaka bir diş hekimine götürünüz.
* Ağrı gece vakti yakalamış ise,çocuğun ağzını karbonatlı su ile çalkalayınız. Aspirin veriniz. Eğer dişte boşluk varsa, bunu yonca yaprağı yağına batırılmış bir pamukla tıkayınız.
Korunma:
* Çocuklara yemek aralarında şeker, çukulata ve benzeri tatlı şeyler vermeyiniz.
* Yemeklerden sonra diş fırçalama alışkanlığı kazandırınız. En iyi fırça misvaktır.
* Alman Beslenme Uzmanı Dr. Wolfgang Juhre, “Ev Doktoru” adlı kitabında diyor ki: “Sebze ve meyveleri iyice yıkadıktan sonra ısırarak kabukları ile birlike yemek, kaba öğütülmüş undan yapılan kara ekmeği yemek diş hastalıklannın en tabii tedavi usulüdür.”
* Anne sütü vermek de diş sağlığı yönünden çok önemlidir.
DİŞLERtN DİĞER BOZUKLUKLARI
* Diş sıcakta, soğukta ve şekerli gıdalar yendiğinde sızlıyor, içine gıda artıkları dolduğu hissediliyorsa dentin çürüğü söz konusudur. Diş, canlılığını muhafaza ediyordur. Yapılacak iş, muhakkak diş hekimine müracaat edip çürüğü temizleyip kazıtmak ve uygun bir dolgu ile telafi etmektir.
* Kronik periodantal apse: Diş sık şişer, sallanır. Antibiyotiklerle bir süre sonra düzelir. Burada kemiğe yerleşmiş bir apse mevzubahistir. Dişin şiş olmadığı zamanda çekilmesi gerekir. Çünkü ihtilap, boğaza ve başka kritik organlara sıçrayabilir.
* Diş kanaması: Ağrı sızı yokken dişlerin sık kanaması diş etlerinizin masaja ihtiyacı olduğunu gösterir. Dişler ve etleri en az günde üç defa fırçalanmalıdır. Misvak avantajlıdır. Diş araları diş ipi ile mükemmel temizlenebilir. Fırça ve diş ipi beraber kullanılmalıdır.
Son olarak, hiç bir protez hakiki dişin yerini tutamaz. Sunî dişler vücuda yapılan birer yamadır. Çekilen dişler bir daha yerine gelmez. Ama tam damak (total protez) yaptırma şansı her zaman olabilir. Bu yüzden kullanılabilecek ve kurtarılabilecek dişten son ana kadar yararlanmak lazımdır. Bir kişiye en yakışan diş, kendi dişidir.

  Diş çürümesi “medeniyet hastalığı “dır. Çünkü sanayileşmiş memleketlerin insanı taneli bitkiler yerine pişirilmeye hazır veya pişmiş konserve tipi yemekler yiyor. Elma, armut, ayva gibi meyvelerin ısırılarak yenmesi adeta unutulmuştur. Bunların yerine gazoz, meyve suyu içiliyor. Bol şekerli, beyaz undan mamul tatlılar sofradan eksik olmuyor. Öğün aralarında çikolata, cips, envai çeşit şekerlemeler yeniyor. Bu maddeler diş ve diş etlerini tembelleştiriyor. Çünkü bunlar çiğnemeyi gerektirmeyen yumuşak gıdalardır. Dahası var: Şeker ve beyaz undan yapılan yiyecekler diş aralarına sızarak bakterilerin rahatça yerleşip çogalabilecekleri bir ortam hazırlıyor. Bakteriler diş etine, diş minesine hücum ederek burada yıkıma sebep oluyorlar. Ondan sonra diş çürükleri, ağrılı dişeti apseleri ortaya çıkıyor.
İlerlemiş vakalarda dişeti ile dişlerin birleştirği yerde cerahat kesecikleri teşekkül eder. Dişler yuvalarından gevşer. Dişetleri çekilir. Dişlerin boyun kısımları meydana çıkar.
Çoğu anne-babalar, “nasıl olsa düşüp yerine yenileri gelecek” düşüncesi ile çocukların diş çürüklerini ciddiye almazlar. Bu mantık, bir değil, birçok yönden yanlıştır. Herşeyden önce, dişlerin hepsi yenilenmez. 32 dişten yalnız 20 tanesi “sütdişi”dir. Diğerleri değişmeyen “kalıcı dişler “dir. Çürük dişler, çocuğu rahatsız ettiği gibi; kulak iltihabı, baş ağrısı, hazım bozukluğu ve benzeri yan etkiler yapar. Süt dişleri çıkarken belli bir sıra takip eder ve düşerken de yine belli bir sıra takip ederler. Çürüyen ve çekilmek zorunda kalınan bir dişin yerine yenisi zamanı gelmekçe çıkmayacaktır. Kalıcı dişlerin düzgün ve sağlam çıkması yanlarındaki süt dişlerinin yerinde kalması ile mümkündür. Çürüyen ve zamanından önce çekilen bir süt dişinin yanındaki kalıcı diş çıkarken çarpılıp bozulacaktır.
Kalsiyum eksikliği, fazla sentetik D vitamini verilmesi, yalancı meme verilirken şekere veya bala batırılması, öğün aralarında ve bilhassa yatarken şekerleme veya çukulata yedirilmesi diş çürümelerini hızlandıran faktörlerdir.
  Tedavi:
* Dişlerinde çürüme başladığı zaman çocuğu mutlaka bir diş hekimine götürünüz.
* Ağrı gece vakti yakalamış ise,çocuğun ağzını karbonatlı su ile çalkalayınız. Aspirin veriniz. Eğer dişte boşluk varsa, bunu yonca yaprağı yağına batırılmış bir pamukla tıkayınız.
Korunma:
* Çocuklara yemek aralarında şeker, çukulata ve benzeri tatlı şeyler vermeyiniz.
* Yemeklerden sonra diş fırçalama alışkanlığı kazandırınız. En iyi fırça misvaktır.
* Alman Beslenme Uzmanı Dr. Wolfgang Juhre, “Ev Doktoru” adlı kitabında diyor ki: “Sebze ve meyveleri iyice yıkadıktan sonra ısırarak kabukları ile birlike yemek, kaba öğütülmüş undan yapılan kara ekmeği yemek diş hastalıklannın en tabii tedavi usulüdür.”
* Anne sütü vermek de diş sağlığı yönünden çok önemlidir.
  DİŞLERİN DİĞER BOZUKLUKLARI
* Diş sıcakta, soğukta ve şekerli gıdalar yendiğinde sızlıyor, içine gıda artıkları dolduğu hissediliyorsa dentin çürüğü söz konusudur. Diş, canlılığını muhafaza ediyordur. Yapılacak iş, muhakkak diş hekimine müracaat edip çürüğü temizleyip kazıtmak ve uygun bir dolgu ile telafi etmektir.
* Kronik periodantal apse: Diş sık şişer, sallanır. Antibiyotiklerle bir süre sonra düzelir. Burada kemiğe yerleşmiş bir apse mevzubahistir. Dişin şiş olmadığı zamanda çekilmesi gerekir. Çünkü ihtilap, boğaza ve başka kritik organlara sıçrayabilir.
* Diş kanaması: Ağrı sızı yokken dişlerin sık kanaması diş etlerinizin masaja ihtiyacı olduğunu gösterir. Dişler ve etleri en az günde üç defa fırçalanmalıdır. Misvak avantajlıdır. Diş araları diş ipi ile mükemmel temizlenebilir. Fırça ve diş ipi beraber kullanılmalıdır.
Son olarak, hiç bir protez hakiki dişin yerini tutamaz. Sunî dişler vücuda yapılan birer yamadır. Çekilen dişler bir daha yerine gelmez. Ama tam damak (total protez) yaptırma şansı her zaman olabilir. Bu yüzden kullanılabilecek ve kurtarılabilecek dişten son ana kadar yararlanmak lazımdır. Bir kişiye en yakışan diş, kendi dişidir.

Çocuk gelişiminin her alanında olduğu gibi, tuvalet eğitiminin de her çocuk için geçerli bir başlangıç yaşı yoktur. Ama genellikle çocuklar, anne-babalar farketmeden bu olgunluğa ulaşırlar.

Bebeklerin önemli bir bölümü, gerekli olgunluğa 18-24 ay dolaylarında ulaşırlar ama bazılarınıysa 4 yaşa kadar beklemek gerekebilir. Hiç telaşlanmayın, bunların her ikisi de normaldir.

Çocuğunuzun yeterli olgunluğa ulaşma sürecinin neresinde olduğunu saptamada aşağıdaki liste işinize yarayacak:

  • Kakası düzenli, yumuşak ve şekillidir
  • Kilotunu kendi kendine indirip kaldırabilmektedir.
  • Ev halkının tuvalet/banyo hareketlerini taklit etmeye çalışmaktadır.
  • Kakası geldiğini bir takım fiziksel hareketlerle belli etmektedir veya söylemektedir.
  • Kaka ve çiş anlamına gelen kelimeleri kullanmaktadır.
  • Basit emirleri anlamaktadır (Örnek: oyuncağı al vb.)
  • Tuvalete gitmesi gerektiğini anlatan fiziksel uyarıları anlamakta, ve önceden size söylemektedir.
  • Kakalı bezle kalmayı sevmemekte, istememektedir.
  • 3-4 saatlik kuru dönemleri olmaktadır, mesane kasları idrarını tutacak kadar olgunlaşmıştır.
  • Herşeye olumsuz yaklaşmamaktadır.
  • Eşyaları yerine koyma alışkanlığını edinmeye başlamıştır.
  • Bağımsızlık isteğini belli etmektedir.
  • Yürüyebilmekte ve oturabilmektedir.

Soru: Çocuklarda parmak emme,emzik emme, ağızdan soluma, dili dişler arasına getirerek yutkunma gibi bazı kötü alışkanlıklar dişlerin yer değiştirmesine yol açar mı?

Cevap: Evet bu gibi alışkanlıklar zamanla ortodontik bozukluklara yol açacaktır.Bu nedenle anne babalar çocuğu çok iyi bir şekilde gözlemleyerek bu alışkanlıklarından vazgeçirmelidirler.Bu gibi parafonksiyonlar aşağıda bahsedilen sorunlara yol açabilir.

PARMAK EMME ve EMZİK EMME:
Emme fonksiyonu yeni doğmuş çocuklarda çok kuvvetlidir.Ancak parmak emme ve dil emme alışkanlıkları ilk 1.5 sene normal olmakla birlikte 2 yaşın sonunda kaybolur.Ancak parmak emme, emzik emme alışkanlığı devam edecek olursa henüz gelişmekte olan kas ve kemik yapıları üzerine basınç uygulayarak dişlerin yer değiştirmesine yol açar. Bu durumda üst ön dişler öne alt ön dişler ise geriye doğru eğilir ve alt ve üst ön dişler arasında açıklık meydana gelir.Alışkanlık bırakılırsa bu açıklık kapanır ancak 3.5 yaşından sonra kalıcılık artar.Parmak emme alışkanlığı gece uyurken de deva ederse daha etkili olur ve bunun sonucunda üst çenede darlık (V şeklinde bir çene kavsi) meydana gelir.

DİLİN DİŞLER ARASINA GETİRİLMESİ:
Çocukluk yutkunması: Bebeklerde henüz dişler sürmediği için, bebek yutkunurken dilini dişetlerinin arasına getirir.Ancak dişler sürdükten sonra budevam etmemelidir.Aksi taktirdebu şekilde dilin dişlerin arasına getirilerek yutkunulması sonucu alt ve üst ön dişler arasında dik yönde açıklık meydana gelir.

Tedavisi: Dilin dişlerin arasına girmesini önleyici ortodontik apareyler kullandırılır.

AĞIZDAN NEFES ALMA:
Burun tıkanıklığı gibi nedenler ağızdan solumaya yol açar.Bu tip çocuklarda postür değişiklikleri meydana gelir.

  • Alt çene açıktır
  • Dil aşağı doğrudur.
  • Arka dişlerin boyları uzar
  • Ön dişlerde açıklık artar ve
  • Uzun yüz sendromu meydana gelir.

 

Otistik bozukluk genel anlamda belirgin belirtileri olmasına karşın bazı durumlarda anne babalar tarafından geç farkedilebilmektedir. Otistik bozukluk genel olarak hayatın ilk 36 ayında bazı belirtiler vererek yavaş yavaş kendini göstermeye başlar. Normalde bebeklerin gelişim dönemleri içerisinde bebeklerin anne veya diğer insanlar ile iletişim ve etkileşim şekli önemlidir. Bebek ilk doğuduğu andan itibaren etrafı ile iletişim ve etkileşime girmek ister . Bu iletişim ve etkileşim göz ile nesneleri ve insanları takip ederek , agulama ile sinyal vererek , karşısındakine gülümsemede bulunarak , göz kontağı kurarak olabilir. Otistik bozukluğun başlangıcı ilk 36 ayda belli bir normal gelişim dönemi olduktan sonra olmakla beraber doğumdan itibaren bazı belirtiler ile birlikte de görülebilir.

Otistik bozukluğu olan çocuklarda üç temel belirti vardır. Bunlardan birincisi iletişim alanındadır. Yani konuşma , jest ve mimikler vb araçlar ile etraf ile iletişimin olmaması veya çok kısıtlı ve sınırlı olmasıdır. Aileler çoğunlukla çocuklarını ”konuşmuyor” diye Kulak burun boğaz hekimine veya Çocuk hastalıkları hekimine götürürler. Daha sonrada orada yapılan tetkiklerin normal çıkması ile Çocuk Psikiyatristlerine gelirler. İkinci bozulan alan ise çevre ve diğer insanlar ile etkileşim alanıdır. Yani çocuk başkaları ile duygularını , başarılarını , sevinçlerini paylaşmaz ve etrafındaki insanlar ile herhangi bir karşılıklı etkileşime girmek istemez , zaten otizmin kelime anlamına uygun olarak ” kendi halinde , kendi kabuğunda ” davranır. İnsanların duygusal değişiklikleri ve sinyalleri onları etkilemez veya çok sınırlı olarak etkileşim görülür. Yaşıtlarının yanına gitmez onlar ile ilgilenmezler .Üçüncü temel bozulma alanı ise ısrarla tekrarlayan davranışlar ( dönme ,sallanma , zıplama vb.) ve çok sınırlı olan ilgi alanıdır. Bu durumdaki bir çocuk çamaşır makinasının dönen merdanesi karşısında saatlerce oturup bakabilir veya bir arabanın tekerleğini saatlerce çevirebilir veya bir eşyanın parçası ile saatlerce oturup uğraşabilir.

Ek olarak ayak ucunda yürüme , yandan bakış , ağrıya dayanıklılık, yemek konusunda gıda seçimi vb belirtiler ile otistik çocuk diğer çocuklarıdan kolaylıkla ayırt edilir. Otizmin temel tedavisi eğitim olmakla birlikte erken tanı ve başka sorunların eşlik edip etmediği önemlidir. Önemli olan anne babaların bu konuda uyanık olarak erken tanı ve tedavi açısından bilgili olmalarıdır.

Çok az çocuk, çocukluk çağını huysuzluk ya da aksilikler yapmadan geçirir.
18 aylık ile 3 yaş arasındaki çocuklarda, negativizm baskındır. Çocuğun en sevdiği sözcük “hayır”dır (hatta kimi zaman çocuk bu kelimeyi “evet” yerine de kullanır).
Bazen yaptığınız her şey, ne kadar zararsız olursa olsun, çocuğunuz tarafından reddedilir. Bu inatçı, muhalefetçi ve uzlaşmaz tutum, tamamıyla bağımlı olmaktan çıkıp bağımsızlığın zevkini tatmaya yönelik doğal bir başkaldırıdır.
Çocuğunuzun ters bir huysuzluk nöbeti geçirmeye karar verdiği andan daha çileden çıkartıcı bir şey yoktur. Böyle bir durumla karşı karşıya gelen anne babalar bilirler ki, çocuğun kontrolsüz tekmelemelere, çığlık atmalara, kafasını vurmasına ve hatta soluğuna tutmasına kadar varan tepkiler göstermeye başlamasına ramak kalmıştır. Aslında çoğunlukla huysuzluk nöbetinin asıl nedeni sizinle ilgili değildir; huysuzluğun nedeni, çocuğun hedefine ulaşamamasının yarattığı öfkedir.
Bu duruma gelen bir çocuk artık kontrolden çıkmıştır. Konuşmanız ve uzlaşmaya çalışmanız sonuç vermez. Genellikle bir huysuzluk nöbeti belli bir süre geçmeden ortadan kalkmaz.
Öyle ise ne yapmalıdır?
Çare, teslim olmak değildir. Örneğin, eğer 2 yaşındaki çocuğunuz ikinci bir pasta için isteğini reddettiğinizde huysuzlaşırsa, kararınızdan cayarsanız (isteğini kabul ederseniz), ona yanlış mesaj vermiş olacaksınız. Huysuzluk nöbeti başladığında, çocuğunuza “biraz süre” tanımanız çok yararlı olacaktır. Odayı terk edin. Olan biteni (her ne kadar size zor gelse de) görmezlikten gelin. Çocuğunuz soluğunu tutsa bile endişelenmeyin. Çünkü bu zararsızdır. Kafasını vurma tepkisine gelince, çocuk da, büyükler kadar acı duymaktan kaçınır, eğer canı yanarsa ya da işler kötüye giderse vazgeçecektir.
Çocuğunuzun yanına ne zaman dönmeniz gerektiği, duruma göre değişir. Bazı anne babalar, çocuklarının huysuzluğa kendi başına son verdiğini görürler; kimi çocuklar da ağlamayı kesmeden önce bir miktar yardıma gereksinim duyarlar.
Her ne kadar bir huysuzluk nöbetini görmezden gelmek, çoğu durumlarda etkili ise de, bazen başka önlemler gerekebilir. şurası kesindir ki, bir süpermarketin ortasında huysuzluk etmeye başlayan çocuk, orada etrafındaki şeyleri tekmelemesine izin verecek şekilde bırakılmaz. Başkalarına karşı saldırgan bir çocuk, etrafına zarar vermeye terk edilemez. Böyle bir anda çocuğu kendi odasına ya da ayrı bir odaya alın ve huysuzluğu geçene kadar orada bekletin.

Uyku saatinde kontrolsüz şekilde ağlama, geceleri sık sık uykudan uyanma ve yataktan çıkma ve anne babanın yatağına girmek isteme, okul öncesi çağındaki çocuklarda sıkça rastlanan uyku problemlerindendir.
Eğer çocuğunuzun uyku sorunları varsa, yalnız değilsiniz. Bu anne ve babaların sıklıkla şikâyetçi olduğu bir problemdir. Problemin geçici olup olmadığı veya arada bir meydana gelip gelmediği ya da aylardır sorun olduğuna bakılmaksızın, geceleri uyanan ve anne babalarını da uyandıran çocuklar, huysuz bir çocuk probleminin yanı sıra, anne ve babalarının da yorgun bir gece geçirmesine neden olurlar.
Çocuğun kaç yaşında olduğuna bağlı olarak nedenler çok çeşitlidir.
Eğer çocuğunuz 12 ila 24 aylık ise ve sürekli gece uykusu problemleri varsa, onun bu problemlerine siz de katkıda bulunuyor olabilirsiniz. 4 aylıktan daha büyük çoğu bebekler, geceleri birkaç kez uyanırlar ve sonra kendiliğinden tekrar uykuya dalarlar. Bununla beraber, eğer bebek geceleri her uyanışında ve ağlayışında anne ve babasının odasına koşacağını öğrenmişse, ister istemez tekrar uykuya dalmak için anne ve babasına gereksinim duyacaktır. Aslında çocuk geceleri ağlayarak bir çeşit terbiye kazanmaktadır.
Çocuğunuzun uyku alışkanlıkları kazanmasında kaçınmanız gereken noktalar şunlardır. Çocuğu uyutmak için avutmak ya da biberon gibi bir şey vermek, onunla aynı odada uyumak, uyuması için kucakta sallamak, gece yarısı onunla oyunlar oynamak, gündüzleri çocuğun toplam 3 saatten fazla uyumasına izin vermek, geceleri bezini değiştirmek.
Daha sonra, gece kendi yatağına gitmek istemeyen veya gece yarısı uykudan uyanan çocuklar için aşağıdakileri deneyin. Her ne kadar bu yaklaşımınız sizi bir süre uykusuz bırakırsa da, sonunda (genellikle 2 hafta içinde) problemi çözmenize yardımcı olacaktır.
1. Çocuğunuzu yatağına uyanık olarak yatırın. Ona “iyi geceler” deyin ve ısrarlarına rağmen odayı terk edin.
2. Bebeğiniz ağlamaya başlayınca hemen odasına koşmayın. Çocuğu kontrol etmeden önce 15-20 dakika bekleyin. Daha sonra, odada bir dakikadan daha az bir süre kalın. Işığı açmayın ve çocuğu kucağınıza almayın; basit bir şekilde, her şeyin yolunda olduğu ve o anın uyuma saati olduğunu ona söyleyin.
Bebeğiniz ilk gece belki bir saat süreyle ağlayacaktır, ancak bu yöntem kullanılmaya devam ettiğinde ağlama süresi genellikle her gece biraz daha azalacaktır. Bazı çocuklar geceleri ağlamayı huy edinmemişlerdir, korktukları için yataklarına dönmeyi reddederler; ya da geceleri korkuyla uyanırlar.
Eğer bebeğinizin ağlaması basit bir ağlamadan çok korkulu bir feryat halinde ise, derhal bebeğinizin yanına koşmanız gerekir. Sizin yüzünüzü görmek, bebeğinizi rahatlatacaktır. Böyle bir durumda, bebeğinizi sakinleştirdikten sonra da yatağının başucunda bir süre oturmanız gerekir. Bu esnada onunla oyun oynamamalı ya da konuşmamalısınız. Bebeğinizin bu anı sanki bir oyun zamanı gibi algılamasına izin vermeyin.
Daha büyük okul öncesi çağı çocukları ayrıca çoğunlukla uykularını bölen kâbus ya da korkulu rüyalar görürler. Bu durumda da çocuğunuzu sakinleştirin. Onunla oynaşmayın, sabırsız davranmayın ya da onunla korktuğu şeyi tartışmayın. Odasının kapısını açık bırakmak veya bir gece lambası kullanmak yararlı olabilir.
Eğer çocuğunuz gece sizin yatağınıza girmek istiyorsa, yumuşak, fakat kararlı bir şekilde onu kendi yatağına götürün. Böyle bir yaklaşım uzun dönemde hem çocuk, hem de anne baba için en yararlı olan terbiye şeklidir.

Bebeğinizi evden ilk kez çıkardığınızda ya da hastaneden getirdiğinizde otomobilinize bir otomobil güvenlik iskemlesi yerleştiriniz. Çoğu hastanede bebekleri için araçlarında güvenlik iskemlesi bulundurmayan anne babaların bebeklerini alıp gitmesine izin verilmemektedir. Bazı ülkelerde bebeğini otomobile güvenlik iskemlesi olmayan bindiren anne ve babalar yasal suç işlemiş kabul edilirler.
Eğer bu kuralın çok katı olduğunu düşünüyorsanız, istatistiklere bir göz atın. İstatistiklere göre Amerika Birleşik Devletleri’ndeki çocuk ölümlerine neden olan olayların başında otomobil kazaları gelmektedir. Bununla beraber, bu ölümlerin ve yaralanmaların % 80′inin güvenlik iskemlesi kullanmak suretiyle önlenebileceği hesaplanmıştır.
Otomobil güvenlik iskemlesi almak istediğinizde, belli yasak standartlara uygun olması gerektiğini unutmayınız. 1981 yılından bu yana tüm üretici firmaların federal hükümet tarafından öngörülen bu standartlara uyması sağlanmaktadır. Satın aldığınız otomobil güvenlik iskemleleri 10 kiloya kadar olan bebekler için uygundur. çoğu anne baba, 20 kilograma kadar çocuklar için uygun olan, ayarlanabilir güvenlik iskemleleri bebeğin yüzü otomobilin arka tarafına bakacak şekilde yerleştirilmelidir; daha sonraları bebek 8-9 kilo olduğunda, iskemle bebeğin yüzü otomobilin ön tarafına bakacak şekilde yerleştirilebilir.
Ne tür otomobil güvenlik iskemlesi satın alırsanız alın. Talimatlara uygun şekilde kullanmadığınız takdirde azami korumayı sağlamak mümkün değildir. Aşağıda otomobil güvenlik

iskemlelerinin en uygun şekilde kullanımı hakkında ipuçları verilmiştir.
İskemleyi otomobilinizin arka koltuğuna, tercihen ortaya koyunuz.
iskemlenin güvenlik kemerinin arabanın koltuğuna iyice sabitlenmiş olmasını sağlayınız.
Bebeği çevreleyen güvenlik kemerlerinin iyice sıkıştırılmasını sağlayınız.
Eğer iskemlenin üst kısmında koltuğu kavrayan çengel kısmı varsa, bunun koltuğa iyice yerleşmiş olmasını sağlayınız.
Güvenlik iskemlesini otomobilinizde her zaman kullanmalısınız. Otomobilinizle sadece bir blok öteye gidiyor olsanız bile, bebeğinizin güvenlik iskemlesine sıkıcı bağlanmış olmasını temin ediniz.

Ani bebek ölümü sendromu (SIDS: Suden Infant Death Syndrome), 1 yaşına kadar bebeklik dönemindeki ölümlerin başlıca sebeplerinden biridir. Genellikle beşik ölümü diye bilinir.
Tipik olarak, oldukça sağlıklı olan bebek (çoğunlukla 2 ila 4 aylık bebekler) bir gece beşiğe ya da yatağına konur ve ertesi sabah ölü olarak bulunur. otopsi bile yapılsa bebeğin asıl ölüm nedeni belirlenemez ve anne ve babalar bebeklerinin trajik şekilde ölmesine neden olmak için ne yaptıklarını düşünerek suçluluk duygusuna itilir.
Amerika Birleşik Devletleri’nde 500 doğumdan yaklaşık 1′inde ölüm nedeni SIDS’dır. Çeşitli etnik gruplar arasında ani bebek ölümü, Asya kökenli ve beyaz bebeklerde en düşük ve Amerikan Kızılderilileri ve siyah ırktan olan bebekler arasında en yüksektir.
SIDS nedeni ile ölen çocukların büyük çoğunluğu sağlıklı görünür; fakat sonradan yapılan incelemelerde çoğunlukla kalp, akciğer ve beyin ile ilintili problem izlerine rastlanır. Dahası, çeşitli genetik çevresel ve sosyal faktörler bu sendromla birlikte ortaya çıkar.
Bunlar arasında doğum esnasında düşük kilolu olmak, prematüre doğum, soğuk hava koşulları, annenin sigara ya da uyuşturucu tiryakisi olmuş olması, SIDS nedeni ile daha önce bir başka bebeğini kaybetmiş olması veya buna benzer bir nedenle daha önceki bebeğinin ölmüş olması (yani bebeğin soluğu durmuş bulunması ve ölmeden önce suni solunum uygulanması) sayılabilir. SIDS benzeri olgular, SIDS ile ilgili olmadıklarını ifade etmek için akut derecede yaşamsal tehdit oluşturan olaylar (ALTE: Acute Life-Theatening Events) olarak adlandırılır.
Bu, SIDS nedeni ile ölen bebeklerin bu kategorilerden birisine girmesini gerektirmez. Gerçekte, çoğu yüksek risk olarak düşünülmez. Dolayısıyla, yüksek riskli bebeklerin sıkı gözetim altına alınması yoluyla SIDS nedenli ölümleri tamamıyla önlemek mümkün değildir.
Her ne kadar SIDS için ortada tek bir neden yok ise de, araştırmacılar, çoğu bebekte bu sendromla ortaya en çok çıkan çeşitli fizyoloik anormallikler tespit etmişlerdir. Bunlar arasında merkezi sinir sistemi anormallikleri, anormal kalp atışları, adale gerginliği anormallikleri, otonom sinir sistemi kusurları ve uyku esnasında anormal soluk kesilmeleri (apnea) sayılabilir. Belli bir ölüm nedeni olup olmadığını belirlemek için çoğunlukla otopsi çok yardımcı olacaktır.
SIDS nedenli ölüm tehlikesi o kadar korkutucudur ki, bugün çoğu anne babalar, bebeklerinin kalp atışlarının ve soluk alıp verişinin evde denetim altına alınmasını talep etmektedirler. Genellikle böyle bir şey tavsiye edilmez. Bununla beraber, eğer bebek SIDS için yüksek riskli bir bebek ise böyle bir gözetim yapılabilir. Doktorunuz size ayrıntılı bilgi verecektir.

Havale, anne babalar için de korkutucu olabilir. özellikle ilk defa meydana geliyor ise kendinizi çok çaresiz hissedersiniz.
Havale vakalarının çoğunda çocuğun havale geçtikten sonra iyileştiğini unutmayınız. Aşağıdaki öneriler havale konusunda size yardımcı olabilir.
Ateşli Havale Nöbeti
Eğer bebeğiniz ateşli iken havale geçirirse, hatırlamanız gereken en önemli şey havalenin birkaç dakika sonra kendiliğinden geçeceğidir. Bununla beraber, bebeğinizin ateşini yavaş yavaş indirmek için bir şeyler yapabilirsiniz. Bebeğinizin giysilerini çıkarın ve bebeğin başına ve göğsüne serin bezler koyun. Bebeğin vücudunu serin su ile silin. Sünger ile silerken kesinlikle alkol kullanmayınız. Bebeğinizi havale esnasında kesinlikle küvete sokmayınız; çünkü bu tehlikeli olabilir.
Eğer bebek havale esnasında kusmaya başlarsa, bebeği yüzükoyun ya da yan yatırırın kesinlikle sırtüstü yatırmayın. Eğer bebeğin soluk alıp vermesi güçleşirse çeneyi her iki tarafta alt kısmından kavrayarak ileriye geriye hareket ettirmek suretiyle bebeğin soluk alıp vermesine yardımcı olun.
Havale geçtik.en ve bebeğiniz kendine geldikten sonra doktorunuza haber verin; doktorunuz muhtemelen bebeği hemen grömek isteyecektir. Bebeğinizin doktoru ile temas kurmanızın mümkün olmadığı durumlarda bebeğinizi bir klinik ya da bir hastanenin acil bölümüne götürerek muayene ettiriniz.
Ateşsiz Havale
Bu tür bir havale ile baş etmenin kuralları, bebeğinizin ateşini düşürmek dışında, ateşli havale ile aynıdır.
Bebeği hareket ettirmeyin ya da herhangi bir hareketi kısıtlamayın. Her ne kadar bebeğin soluması bir an durabilir ise de, suni solunuma başlamayın; bebek kendiliğinden soluk alıp vermeye başlayacaktır. çoğu insan, havale geçiren bir insanın havalenin en ateşli anında dilini yutabileceğini ya da ısırabileceğini düşünerek endişelenirler. Her ne kadar bazen çocuk dilini ısırırsa da, dilini yutamaz ya da başka ciddi bir incinme meydana gelmez. Bebeğin ağzına elinizi ya da başka bir nesne sokmayınız.
Havale geçtikten sonra doktorunuza haber veriniz.

yaşında olan, ateş nöbeti geçiren çocuklarda meydana gelir. Ateşin ağır ya da hafif olması ile havale arasında bir ilinti yoktur. Bazen havale, bebeğin hasta olduğunu gösteren bir ilk belirtidir. Çocukların %4 ila 5′i en azından bir kez havale nedenle kasılma geçirir, % 50’sinde ise ilk nöbetten sonra herhangi bir gelişme olmaz. Havale nöbetleri nispeten kısadır; genellikle 5 dakikadan daha az sürer. Her ne kadar eskiden havale geçiren çocuğun beyninin zarar göreceği düşünülür ise de bu çok nadirdir. Havale nöbetlerinde hastalığın nedeni, meydana gelen ateşten daha önemlidir. Örneğin, menenjit, basit bir havale nöbetinden çok daha ciddi bir hastalıktır.

SAYFA 1 12»