Yeni yürümeye başlayan çocuğun tuvalet terbiyesi anne ve babanın ve çocuğun yaşamlarının en güç bölümlerinden birisini oluşturur. Ya da, gereğince çözümlendiği durumda çocuğun yaşamındaki yüzlerce dönüm noktasından sadece birisi olarak geçiştirilir.
Anne ve babaların soracağı ilk soru şu olacaktır “Tuvalet terbiyesine başlamak için en uygun zaman ne zamandır?” Bu soruyu cevaplamak kolay değildir. Çünkü her çocuk birbirinden farklıdır. İlk çocuğunuz 24 aylık süre içinde sadece 24 saatte terbiye edilmişken, ikincisi daha 3. yaş dönemine kadar terbiye edilememiş olabilir. Bir çocuğun tuvalet terbiyesi için hazır olması, çocuktan çocuğa fark gösterir.
Genellikle çoğu doktor bir çocuğu 18 aylık
olmadan önce tuvalet terbiyesi için eğitmeye
zorlamamak gerektiğini söylerken, kimi dok
torlar da bunun nadir vakalar dışında çok erken olduğunu ileri sürerler. Çocuğun kendisi
terbiye edilmek istemediği sürece çoğu doktor
2 ila 2.5 yaşına kadar beklenmesini tavsiye
ederler. . .

Geceleri kontrol sonradan gelir. Çoğu çocuk 3 yaşına varmadan önce gündüzleri terbiye gördüğü halde geceleri bez kullanmaya birkaç ay devam ederler. Bununla birlikte, 3 yaşında bebeklerin % 40′ı en azından ayda bir kez yataklarını ıslatırlar.
Ebeveyn olarak, tuvalet terbiyesine başlamak için zamanın uygun olup olmayacağını anlamanıza yarayan belirli işaretler vardır. Tuvalet terbiyesinin derhal başarılı olması gerektiğini ileri süren hiçbir kural olmamağını unutmayın. Birkaç gün deneyin ve eğer çocuk açıkça ilgilenmiyor ya da reddediyor ise planınızı birkaç hafta erteleyin. Gelecek sefer işe yarayabilir. Çocuğun tuvalet terbiyesine hazır olduğu şu işaretlerden anlaşılın
1. Çocuğunuz “oturak”, “çiş” ve “kaka” gibi tuvalet sözcüklerini öğrenmiş ise,
2. Çocuk diğerlerini tuvalete giderken seyrediyorsa,
3. Çocuk altının ıslandığını ya da kirlendiğini belirtiyor ve değiştirilmesini istiyor ise,
4. Çocuk kakasını ve çişini kontrol edebilir demektir. Başka bir deyişle, dışkılamayı ya da çiş yapmayı uygun bir zamana kadar ertelemeyi becerebilir.
Zamanın doğru olduğuna karar verdiğinizde bazı şeylere gereksiniminiz olacak:
1. Döşeme üzerine koyacağınız küçük bir oturak iskemlesi. Normal bir tuvalete uygulanabilen bebek tuvalet oturakları mevcut olmasına karşın, çoğu çocuk döşeme tipi lazımlığı tercih eder. Bu tip oturaklar yalnızca çocuğun oturup kalkabilmesine izin vermekle kalmaz, ayrıca çocuğun ayakları yere değdiği için daha iyi ıkınabilmesine de olanak tanır. Oturağı, tuvalet terbiyesine başlamadan birkaç gün önce alın. Böylece çocuk ona alışacaktır.
2. Ağır, emici eğitim giysileri ve iç çamaşırları.
3. Eğer övgülerinizin yanı sıra maddi ödüllerle de ödüllendirmek istiyorsanız, çocuğun hoşun giden yıldızlar ya da çubuklar gibi nesneler,
Artık başlamaya hazırsınız. Çocuğa artık büyük ağabeyler ve ablalar gibi külot giyebileceğini söyleyin. Bezlerini gündüz uykusu ve gece uykusu için saklayın.
Tuvalet terbiyesini uygulamanın çeşitli yolları vardır. Hangi yöntemi uygularsanız uygulayın, aklınızdan çıkarmamanız gereken şey banyoyu bir savaş alanına çevirmemek olmalıdır.
Çoğu doktor, çocuğu kendi özgür isteğine göre terbiye etmeye izin verilmesini tavsiye ederler. Bu da, hiç zorlama yapmamak anlamına gelir. Çocuğa oturağa oturmak isteyip istemediğini sorun. Eğer cevap hayır ise çocuğa baskı yapmayın. Eğer bebeğiniz oturakta 1 dakika kadar oturur ve hiçbir şey yapmazsa, istediği zaman oturaktan kalkmasına izin verin. Eğer çocuğunuz çişini ya da kakasını yaparsa, onu övgünüzle ödüllendirin. Ancak eğer bir “kaza” olursa (ki şüphesiz olacaktır), çocuğunuzu azarlamayın ya da ayıplamayın.
Başka yöntemlerle de benzer prensipler uygulanır; ancak ebeveynlerin daha çok katılımı söz konusudur. Anne baba çocuğu oturağa uygun zamanlarda oturtur ve ona “çiş çiş” der. Eğer çocuk işbirliği yapmaya razı ise, çocuğu kitaplar okuyarak ya da oyunlar oynayarak eğlendiriniz. Eğer çocuk 5 dakika içerisinde bir şey yapmazsa, oturaktan kaldırın ve daha sonra tekrar deneyin. Eğer çocuk çişini ya da kakasını yaparsa, onu övün. Ayrıca çeşitli yiyecekler ya da küçük oyuncaklar vasıtasıyla maddi olarak da ödüllendirebilirsiniz.
Gündüz kontrolünün sağlanmasından birkaç ay sonra, çocuğunuzu yatağa bezsiz olarak yatırabilirsiniz. Her ne kadar gerekli değilse bile, çocuğu yatmadan hemen önce tuvalete götürmek de doğru tuvalet terbiyesi yerleşmesini hızlandırır.
Bazı çocuklar için çişini ya da kakasını kontrol, aynı anda gerçekleşir; halbuki bazı çocuklar bir defada yalnızca birisini becerebilirler. Çoğu vakalarda tuvalet terbiyesi 2 ay içerisinde tamamlanır. Eğer başarılı olunamazsa, bu, çocuğun çok küçük olduğunu, birkaç hafta ya da birkaç ay sonra muhtemelen yeniden denemeniz gerektiğini ifade eder.
Bununla beraber, eğer çocuk 2.5 yaşından daha büyük ise ve 2 ay içerisinde terbiye edilememiş ise, tuvalet terbiyesini reddediyor demektir. Tuvalet terbiyesini reddetmenin başlıca nedenlerinden birisi, anne ve babanın aşırı baskısıdır. Çoğunlukla bu çocuklar çok fazla uyarılmış, bazıları oturakta çok uzun süreler oturmaya zorlanmıştır. Bu yüzden, çişini ya da kakasını kontrol etmek, çocuğun kafasında politik bir kimlik kazanmıştır.
Tuvalet terbiyesini reddeden çocuğun terbiyesini sağlamak için, sorumluluğu onun üzerine yıkın. Çocuğunuza, ona banyoya ne zaman gitmesi gerektiğini sizin hatırlatmayacağınızı ve ne zaman gidileceğine kendisinin karar vermesi gerektiğini söyleyin. Altını ıslatmadığı ya da kirletmediği bir gün çocuğunuza olumlu destek ve cesaret verin. Çocuğunuza, tuvaleti başarı ile kullandığı her sefer için renkli bir takvim ya da yıldız vs. gibi oyuncakları ödül olarak vereceğinizi söyleyin.
Eğer çocuğunuz bir kaza yaparsa, üzerini değiştirin ve daha sonra bezi temizlerken çocuğunuzun sizi seyretmesini sağlayın. Yine, cezalandırmayın ve eleştirmeyin. Dahası, ne kadar zorda olsa sabırlı olmaya çalışın.
Kakasını ve Çişini Tutamama
Çoğu çocuğun tuvalet terbiyesi aldıktan çok sonraları kakasını tutamama olayına encopresis denir. Bu bir hastalık değildir, ancak kabızlık ya da duygusal güçlüklerin bir belirtisi olabilir (nadiren fiziksel bir neden vardır). Çişini tutamama (enuresis) da, okul öncesi çocuklarda görülen yaygın bir sorundur.

Çocuk mavi gözlü mü, elâ gözlü mü, kısa boylu mu, uzun boylu mu, tombul mu, cılız mı olacak? Bu yeni insanın cildi güneşte hemen mi yanacak, yoksa güneş ışığı altında tatlı bronz bir renk mi kazanacak? Erkek mi, yoksa kız mı olacak? Çocuk sağlıklı mı olacak, yoksa bir sakatlık veya genetik hastalıkla mı doğacak?


Tüm bu soruların yanıtını genlerin (biyolojik kalıtım birimleri), çocuğun içinde geliştiği toplumsal ve fiziksel ortamlarla etkileşimi belirlemektedir.

Genetik, kalıtım araştırmasından oluşan bir bilimdir. Öncelikle bireyin karakteristiklerinin kaynağının ve bu karakteristiklerin çocuklara geçmesinin araştırılması ile ilgilenir. Tıbbi genetik,


kalıtımla hastalıklar arasındaki ilişki ile ilgilenen insan genetiği dalıdır.

Döllenme anında babanın spermi annenin yumurtasına (ovum) girmektedir. Tohum hücreleri olarak anılan ovum ve spermde 23′er adet kromozom bulunur. Aşılanma sürecinde sperm ve yumurtanın birleşmesi sonucunda 46 kromozomlu bir birey ürer. Her kromozom bir-çok gen içermektedir. Genler yavrunuzun, kuşaktan kuşağa geçen karakterlerinin çoğunu belirleyen unsurlardır. Genellikle bu belirleme olaysız olarak gerçekleşir. Ancak bazen, beklenmedik değişiklikler ya da genetik kusurların nedenlerinin çoğu bilinmiyorsa da, radyasyon, virüsler ve kimyasal maddeler gibi çeşitli çevresel etkenler, belirlenebilen faktörler arasında yer almaktadır.

Genetik kusurların üç temel kategorisi, mutasyona uğramış (mutant) tek gen, kromozom anomalileri ve çok etkenli bozukluklardır.

Bir “tek mutant gen”, kusurlu olan genetik malzemenin diğerlerinden farklı bir birimdir. Bir tek mutant genin geçmesinden kaynaklanan bir bozukluk üç basit kalıtım modelinden birini gösterin 1) Otozomal dominant, 2) Otozomal resesif, 3) X bağlı.

Otozomal terimi, cinsiyet genleri dışındaki tüm genlerde bulunan herhangi bir kromozom için, dominant terimi de anne veya babanın birinden yavruya geçmesi durumunda belirgin bir kusur oluşmasına yol açan bir gen için kullanılır. Bir otozomal dominant mutant genin bir yavruya geçmesi olasılığı yüzde 50′ dir. Resesif terimi, gen çiftinin her ikisi de anormal olmadıkça klinik bir etki ortaya çıkarmayan bir geni anlatır. Buna göre, otozomal resesif bir kalıtım hastalığı yalnızca, ana veya babanın her ikisin-den birer anormal gen alınırsa ortaya çıkar. Otozomal resesif mutant bir genin bir yavruya geçmesi olasılığı yüzde 25′dir. Kistik fibroz, orak hücreli anemi, fenilketonüri ve renk körlüğü gibi hastalıklar tek genlerin mutasyonundan kaynaklanmaktadır.

X bağlı bozukluklardan sorunlu genler X kromozomu üzerinde yer almaktadır. Dişi, iki X kromozomuna sahipken, erkeğin yalnızca bir X kromozomu bulunur. Tüm X bağlı kalıtım süre-cinin önemli bir özelliği, birey özelliklerinin er-kekten erkeğe (yani babadan ogula) geçmesi-nin söz konusu olmamasıdır. X bağlı bir özellik babadan oğula geçemez, çünkü ogula babanın yalnızca Y kromozomu geçmekte, X kromozomu asla geçmemektedir. Alternatif olarak, erkeğin X kromozomu her zaman kız çocuğuna geçecektir.

“Kromozom anomalileri”, genetik


malzemede

 aşırılık ya da eksiklik yaratabilecek bir durum olan, bir ya da daha çok kromozomun eksik, aşırı ya da anormal düzenlenmiş olmasından kaynaklanır. Kromozom anomalilerin-den kaynaklanan doğum kusurları doğan her 250 bebekten birinde görülmektedir. Ayrıca, erken düşük yapan annelerin yaklaşık yüzde 50 ile 60′ında fetusda bir kromozom anomalisi bulunmaktadır.

Down sendromu kromozom anomalisine bir örnektir. Kromozom anomalileri genellikle, büyüme gecikmesi, zihin özürlülüğü, iskelet bozuklukları ve yaşamsal organlarda kusurları içeren birden çok sakatlığa neden olurlar.

“Çok etkenli kalıtım”, anormal genlerin çevre faktörleri ile etkileşerek konjenital (doğuştan olan) bir kusur veya hastalığın ortaya çıkmasına neden oldukları süreçtir. Bu sürece kaç genin karıştığı bilinmemektedir. Bazı araştırmacılar genlerin normal koşullar altında zararsız olduğuna inanmaktadır. Ancak, belirli çevresel koşullarla bir araya geldiklerinde bu genler, gelişmekte olan bebekte anomalilere neden ola-bilirler. Bu çevre etkenlerinin bazıları arasında annenin gebeliği sırasında aldığı ilaçlar, alkol ve yine annenin diyabet gibi hastalıklardan müstarip olmasıdır; çoğu durumda dış etkenler bilinmemektedir.

Nedeni belli olmayan hipertansiyon, diabetes meJiitus, peptik ülser hastalığı ve şizofreni gibi yetişkinlerin kronik hastalıklarının çoğunun, ve ayrıca yaygın doğum kusurlarının büyük bir bölümünün (dudak ve damak yarıkları, spina bifıda ve konjenital kalp hastalığı gibi) ailelerde mevcut olduğu uzun süredir bilinmektedir. Bunların yerleştirileceği en uygun kategori çok etkenli hastalıklar kategorisidir.

Dudak yarığı veya konjenital kalp kusurları gibi yaygın doğum kusurlarının çoğu genellikle nispeten düşük bir nüksetme riski taşımaktadır; % 3-5 kadar. Ancak bazı ailelerde risk çok daha yüksek olabilir. Tek mutant genlerden kaynaklanan bozukluklar daha yüksek bir nüksetme riski eğilimi gösterir - %25-50 kadar-ancak bazı durumlarda risk neredeyse O’a düşebilmektedir. Bir genetik uzmanı genellikle, aile geçmişini (hikâyesinin) ve doğum kusuru ya da genetik hastalığın niteliğini dikkatle analiz ettikten sonra ana babaya nüksetme riski-ne ilişkin oldukça kesin bir tahminde buluna-bilmektedir. Laboratuar testleri ana babadan birinin anormal bir kromozomun taşıyıcısı olup olmadığını belirleyebilir. Benzer şekilde, bu testlerle genellikle bir tek gen bozukluğu taşıyıcılarını da tespit edilebilmektedir.

Bir neden ortaya çıkarıldıktan ve kusur ile o kusurun çocuğunuza geçmesi olasılıkları hakkında daha fazla bilgi sahibi olmanızdan sonra gebe kalıp kalmamaya karar verebilirsiniz.

Bazen ana babalar, çocuklarının bir oluşum anomalisi ile ya da geri zekâlı olarak doğmalarından kendilerini suçlarlar. örneğin anne, bu durumun gebeliği sırasında bir enfeksiyon nedeniyle aldığı ilaçtan kaynaklandığını düşünebilir. Bazı ilaçların bebeklerde kusurlara neden olduğu bilinmektedir; diğerlerinin ise güvenli olduğu düşünülür. Genel olarak en iyisi, gebelik sırasında, özellikle ilk 3 ay süresince, her türlü gereksiz ilaçtan uzak durulmasıdır. Ancak bazen, tedavi edilmediği takdirde annenin hastalığının, gelişmekte olan bebek üzerinde ilacın kendisinden daha zararlı olabileceği için ilaç alınması gerekli olmaktadır