18 ay ile 3 yaş arasında çocuklar “hayır”ın en sevdikleri kelime olduğu bir dönem geçirirler. Sizin çocuğa ne söylediğiniz önemli değildir.
Çoğu zaman alacağınız yanıt vurgulu bir “hayır”dır.
Küçük kızınıza “banyo küvetinde kalmak ister misin?” diye sorduğunuzda “hayır” cevabım verir. “Peki o halde banyo küvetinden çıkmak ister misin?” “Hayır.”
Çocuğunuz sizi kasten kızdırmaya çalışıyor gibi görünse de öyle değildir. Bu sadece bağımsızlığa giden uzun yolun bir adım öncesidir.
Kimi zaman gelişimin güç bir aşaması olan bu dönemi geçirmek çok sabır ve iyi bir mizah anlayışı gerektirir. Negativizmin arasındaki bir çocuğun ebeveyni iseniz, her ebeveynin bu dönemden geçtiğini unutmayınız.
Aşağıda bu yolu daha az sarsıntılı geçmenize yardımcı olabilecek bazı öneriler verilmiştir.
1. Çocuğunuzun negativizmini çok ciddiye almayınız.
2. Çocuğunuzu “hayır” dedi diye cezalandırmayınız.
3. Çocuğunuza seçenekler veriniz: “Kırmızı pantolonu mu yoksa yeşil pantolonu mu giymek istersin?” Kabul edilebilir seçeneklerden birisini ona seçtirmek çocuğunuza bir özgürlük ve denetim duygusu verecek, daha büyük olasılıkla onu işbirliğine yöneltecektir. (Sadece tek cevabı olduğunda soru sorarken dikkatli olunuz). Örneğin, çocuğunuza eğer oturmasını istemiyorsanız yatma zamanı, yatmak ile oturmak arasında bir seçenek sunmayınız.
4. Çocuğunuza faaliyetler arasında bir geçiş süresi veriniz. Örneğin, eğer çocuğunuz eğleniyor, ancak oyun alanının terk edilmesi gerekiyorsa ona yeterli süreyi verin.
5. Kuralları kolaylaştırınız. Bu yaştaki çocukların ev kurallarından oluşan uzun bir listeyi izlemeleri olası değildir. Çocuğunuzun tabağındaki bütün havuçları yemesinin gerekip gerekmediği gibi önemsiz konuları tartışmaktan kaçınınız. Çocuğunuzla günlük karşılıklı etkileşimlerinizin negatife değil, pozitife yönelik bir ağırlık taşıdığından emin olunuz.
6. “Hayır” demekten kaçınınız. Çocuğunuzun sizi, taklit edebileceği bir kişi olarak, uzlaşılabilir bir kimse olarak görmesini istersiniz.

Çocuğunuz büyüdükçe, ister istemez belli yaşlara göre değişen belli korkuları olacaktır. Bu tür korkular normaldir ve hatta psikolojik gelişim için gereklidir bile.
Korku (gerçek ya da muhtemel bir tehdidin algılanması), hayatta kalmak için gereklidir. örneğin, havlayan ya da uluyan bir köpekten korkmak normaldir. Çocuğunuz gerçek bir tehlikeyi algılar ve korkmuş olması ve tehlikeden kaçınmaya çalışması doğrudur. Bununla beraber, çocuğunuzun komşunuzun sevimli ve zararsız fino köpeğinden dehşete kapılması, akla yakın olmayan bir korku ya da fobidir.
Korkular, çocuktan çocuğa değişir; ancak bazılarına belli yaş gruplarındaki çocuklarda daha çok rastlanır. Örneği, 1 ila 2 yaş arasındaki bebeklerde sık rastlanan korkuların başında banyo yapma korkusu gelir. Bu yaştaki çocuklar çoğunlukla, banyo esnasında anne babalarının elinden kayıp suyun içine gömülmekten ve gözlerine sabun kaçmasından korkarlar. Bu yaştaki çocuklar yabancılardan korkmaya da eğilimlidirler. Çocuğun anne ve babasından ayrılmak korkusu da 2 yaşındaki ya da daha küçük çocukların başlıca korkularındandır.
3, 4 ve 5 yaşındaki çocuklarda bulunan korkular arasında çoğunlukla karanlıktan korkma, hayvanlardan, canavarlardan ve ölümden korkma sayılabilir.
Eğer çocuğunuz korkulu bir dönem geçiriyor ise ona destek veriniz ve cesaretlendiriniz. Çocuğunuzu korku duyduğu nesneyle karşı karşıya getirmeye zorlamayınız. Hayvanlardan korkan bir çocuğun anne ve babasının çocuğun karşısına evcil bir küçük köpek getirmeleri yalnızca sorunu daha da karmaşık hale getirecektir.
Çocuğunuzu kucaklamak ya da öpmek şeklinde sakinleştirmeniz, karanlıktan korkan 2 yayındaki bir çocuk için en güçlü ilaç yerine geçecektir. Çocuğun odasında bir gece lambası kullanmak yararlı olabilir. Çocuğunuzun korku problemini çözmek için yaratıcı olun. Örneğin, 3 yaşındaki kızı karanlıktaki canavarlardan korkan bir anne, geceleri çocuğunun odasında “canavar olup olmadığını” kontrol etmeden çocuğunun yanından ayrılmayarak bu sorunu yaratıcı yönden çözmeye çalışmıştır. Anne ve çocuk, her gece yatak odasında canavar olup olmadığını anlamak için araştırma yaparlar. Canavar olmadığından emin olan küçük kız korkusuzca yatağına gider ve derhal uykuya dalar. Söz konusu bu kız çocuğu, birkaç hafta sonra canavar kontrolü yapılmasından vazgeçmiştir.
Çocuğunuz eğer korkusunu çok az bir miktar bile yenerse ona övgüyle cesaret vermeyi unutmayınız.
Çoğu korku zamanla kendiliğinden geçer. Zamanla geçmeyen ya da çocuğu ya da ailesini kısıtlar hale gelen korkular için psikolojik tedavi uygulanmalıdır.

Bunaltıcı yaz sıcaklarında en sağlıklı serinleme yönteminin, soğuk duş, deniz ya da havuza girmek gibi suyla yapılan serinleme olduğu vurgulandı.

Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi, Toplum Sağlığı Araştırma ve Geliştirme Merkezi Müdürü Prof. Dr. Nazmi Zengin, artan yaz sıcaklarının özellikle çocuklar ve yaşlılar için risk oluşturduğunu belirtti.

Kısa süreli de olsa yoğun şekilde güneşin etkisine maruz kalınmasının “güneş çarpması” olarak bilinen sağlık sorununa yol açabileceğini ifade eden Zengin, aşırı sıcağa bağlı olumsuzluklarla karşılaşmamak için özellikle sıcaklığın etkili olduğu saatlerde dışarda fazla kalınmaması gerektiğini söyledi.

Prof. Dr. Zengin, sıcakta bol su tüketilmesinin çok önemli olduğunu, aşırı soğuk olmamak kaydıyla su içilmesinin, sıvı ihtiyacını karşılaması yanında vücudun serinlemesine katkı yaptığını belirtti.

Yaz aylarında serinlemek için özellikle ev ve arabalarda klimaların tercih edildiğini, ancak bu yöntemin pek de sağlıklı olmadığını ifade eden Prof. Dr. Zengin, şunları kaydetti:

“Klimalar aynı havayı dolaştırıp veriyorlar, aynı zamanda ortamdaki tozun da hava hareketleriyle dolaşıma geçmesine neden oluyor. Bu durum, partikül ve hastalık yapan mikropların doğrudan solunum sistemine girmesine yol açabiliyor. Klimanın üflediği havanın kişilerin vücuduna, özellikle de yüzleriyle doğrudan temas etmesi ise yüz felci gibi rahatsızlıklara neden olabiliyor. Bu yüzden, bunaltıcı yaz sıcaklarında en sağlıklı serinleme yöntemi, soğuk duş, deniz ya da havuza girmek gibi suyla yapılan serinlemedir. Çocuklar nasıl ateşlendiklerinde soğuk suyla banyo yaptırılıyorsa, sıcakta vücut ısını düşürmek için de su tercih edilmelidir.”

KURULANMAYI ÖNEMSEYİN

Prof. Dr. Zengin, suya girip serinledikten sonra hemen kurulanmak gerektiğini, özellikle ıslak saçla güneşe ya da rüzgara maruz kalınmasının sinüzite neden olabildiğini belirtti.

Serinlemek için havuzu tercih edenlere ise hijyene dikkat etmeleri uyarısı yapan Prof. Dr. Zengin, göz ve kulak iltihabıyla karşılaşmamak için sürekli temizlenen, temiz havuzların tercih edilmesi gerektiğini sözlerine ekledi.

Bebek yaşama annesinden kendisine uzanan göbek kordonuyla bağlıdır. Rahim içerisindeki 9 ay boyunca bebek gıdasını bu kordon içindeki kan damarlarından alır. Bununla beraber, bu kordon, artık gerek duyulmadığı için ayrılır.
Geriye kalan, yaklaşık 2.5 cm. boyunda, bebeğin vücuduna çok yakın bir parçadır. Bu kordon zamanla kurur ve gövdeden ayrılır. Geriye kalan bölge ince bir tabaka deri ile kaplanır, bağ dokusu oluşur ve çoğu bebeklerde, bu kordon doğumdan 12 ila 15 gün sonra tamamıyla düşer.
Çoğu zaman göbeğin bakımı oldukça kolaydır. iyileşmeyi geciktirebileceği için çoğu doktorlar, bu bölgenin kapatılmamasını tavsiye ederler. Göbek kordonu kuru tutulmalıdır. Bebeğin bezini değiştirirken, bezin göbek üzerine gelecek şekilde kapatılmamasına dikkat edilmelidir. Bu şekilde göbek kuru tutulabilir.
Bazı doktorlar, göbek kordonu tamamıyla düşene kadar banyo yapılmamasını ve vücudun süngerle temizlenmesini önerirler. Kimi doktorlar da, göbek çevresini steril bir pamukla temiz tuttuğunuz sürece bebeğinize banyo yaptırmanızda bir sakınca olmadığını söylemektedirler.
Bu talimatlara ilave olarak, doktorunuz bu bölgeyi alkole batırılmış bir pamukla günde birkaç kez temizlemenizi de tavsiye edebilir. Göbeği temizlerken, göbek kordonu çıkıntısını incitmeden tutarak göbeğin etrafından çıkıntıya doğru temizleyiniz. Bu şekilde, hem bu bölge temiz tutulmuş olacak, hem de enfeksiyon tehlikesi ortadan kaldırılmış olacaktır.
Kordon tamamıyla iyileşene kadar (nadiren de olsa), enfeksiyon tehlikesi vardır. Bunun nedeni bu açıklıktan vücuda mikrop girmesinin kolay olmasındandır. Eğer bebeğinizin göbek bölgesinde bir kızarıklık ya da herhangi bir akıntı görürseniz doktorunuzu aramalısınız. Eğer bu bölge mikrop kapmış ise tıbbi tedavi ve belki de hastaneye yatmak gerekebilir.
Bazı bebeklerde bu bölgede, göbek granülasyonu (granülom) olarak adlandırılan yumruar oluşur. Eğer bebeğinizde granülom yumrusu oluşmuş ise iyileşme süreci gecikebilir. Böyle bir oluşum varsa, göbek kordonu bölgesi açık kırmızı ya da pembe bir renk alacak,nemli bir görünüm kazanacak ve bu bölgede kötü kokulu bir akıntı oluşacaktır.
Başlangıç olarak doktorunuz bu bölgeyi günde birkaç defa alkolle temizlemenizi önerebilir. Eğer granülom inatçı ise doktorunuz
göbek kordonunu dağlama ya da gümüş nitrat ile temizleme yoluna gidebilir.
Bebeğinizin göbeğinde herhangi bir kanama olduğunda doktorunuza haber veriniz.

Bebeğinizin ilk banyosu belki de en zor olanıdır. Çoğu anne baba bu ilk banyodan çok korkarlar; çünkü bebek de bu ilk banyosunda anne babasına hiç de yardımcı olmayacaktır. Hüsrana uğramayın. çoğu hastanelerde bebek bakımı için bilgiler verilmektedir. Eğer böyle bir yardım bulamazsanız, annenizin ya da başka bir arkadaşınızın ya da akrabanızın yardımını isteyebilirsiniz. Birkaç banyodan sonra, artık banyo yapmak sizin ve bebeğiniz için çok kolay olmaya başlayacaktır.

ilk aylarda bebeği sabahları, özellikle beslenmeden önce yıkamak daha rahat olacaktır; çünkü, bebek bu esnada daha sakin olacaktır. Bazı anneler, akşamları bebeğin babası eve geldiğinde onun da yardımıyla yıkamayı tercih ederler.

Bebeği ne sıklıkta yıkayacağınız size bağlıdır. Bazı doktorlar her gün yıkamayı önerirken, bazıları özellikle bebeğin cildinin kurutulmasının zor olduğu kış aylarında, iki günde bir banyoyu uygun görmektedirler. Bebeğin bezi ve ağzı her gün iyice temizlendiği sürece, bebek günlerce banyo yapmadan durabilir.

Mutfak, bebeği yıkamak için en uygun yerdir. Çünkü çoğu evde, özellikle soğuk kış günlerinde, mutfak en uygun ısının bulunduğu yerdir.

Narin ve küçücük bir bebeği yetişkin insanların banyosunda yıkamak bazı anne ve babalar için zor ve rahatsızlık verici olabilir. Dolayısıyla, çoğu anne babalar banyolarına bir de bebek için kullanılabilen banyo küveti alırlar. Büyük kaplar ya da leğenler de bu iş için kullanılabilir. Küçük bir küvetle de rahat edemiyorsanız, bebeği süngerle silmek suretiyle banyo ettirebilirsiniz. Çoğu doktorlar, bebeğin göbeği iyileşene kadar, süngerle silmek suretiyle banyo yaptırmayı daha uygun görmektedir.

Banyo yaparken dikkat edilmesi gereken, her şeyi önceden hazırlamaktır. Bebeğinizi banyoda bir an bile yalnız başına bırakmayınız. Bebeğin banyo küveti, hele içinde su varsa, bebeğin yalnız bırakılması halinde ölümcül zararlar verebilecek bir yerdir. Anne ve babalar bebeklerini banyoda hiçbir zaman kendi haline bırakmamalıdır. Bırakın, telefon ya da kapının zili saatlerce çalsın. Bebeğinizden sizin dikkatinizi ayıracak hiçbir şeyle ilgilenmeyin. Bu yüzden, önceden planlama yapmak çok önemlidir. Gerekli olan şeyler şunlardın Sabun, yıkama bezi, havlu, pamuk, losyon ya da pudra (bunlar gerekli değildir ama güzel kokmak için kullanılabilir), temiz bebek bezi, çamaşır, gecelik ya da uyku elbisesi.

Banyo küvetine su doldurduktan sonra (üç beş santimetreden daha yüksek su doldurmayın), suyun yeterince sıcak olup olmadığını anlamak için bileğiniz ya da dirseğinizle suyu kontrol edin. Su yeterince ılık olmalı, fazla soğuk olmamalıdır. Bazı anne babalar banyo için bir termometre kullanırlar. Eğer termometreniz varsa, suyun sıcaklığının 32.5 ile 37.5°C arasında olmasına dikkat ediniz.

Bebeği soyun. Başını bileğinizle destekleyin ve bu elinizin parmaklarıyla bebeği koltuk altlarından kavrayın; daha sonra banyoya sokun. Önce yüzünü yumuşak bir bezle yıkayın, sabun kullanmayın. Bebeğin gözlerini yıkamak için, temiz suya daldırılmış hidrofil pamuk kullanın. Bebeğin başını haftada bir ya da iki kez şampuanla yıkamak yeterlidir. Bebeğin başının saçlı kısmını yıkarken hafif bir sabun ya da şampuan kullanınız. Sabun ya da şampuan artıklarını bir sünger vasıtasıyla temizleyin. suyu, bebeğin yüzünden aşağı dökmemeye dikkat ediniz.

Bebeğin yüzü yıkandıktan sonra, vücudunun geri kalan kısmını sabunlayın. Çoğu anne babalar, bir elleriyle bebeği kavramış durumda oldukları için bebeğin vücudunu, banyo bezi yerine diğer elleriyle sabunlamayı tercih etmektedirler. Bebeğin bezinin kapladığı alanı ilk önce yıkayınız.Sabunlu alan, suyla durulandığında, bebeğiniziyumuşak banyo havlusuna almak için iki elinizle kavrayınız. Eğer bebeğin göbeği henüz iyileşmemişse, doktorunuz bu bölgeyi alkolle silmeyi  önerebilir. Bebek kurulandıktan sonra, losyon ya da pudra kullanmak isteyebilirsiniz. Bebeğin cildi kuru ise losyon, bebeğin cildi nemli ise pudra kullanılmalıdır. Çoğunlukla ikisi de gerekli değildir. Pudra kullanırsanız, kutuyu doğrudan üzerine püskürtmeyiniz, çünkü toz zerreciklerinin bir araya gelmesi bebeğin cildini rahatsız edebilir. Pudrayı önce bebekten uzakta elinize daha sonra bebeğin vücuduna yavaşça yayınız. Bebek yağı kullanmayınız. Bu, cilt problemlerine neden olabilir.

 


Selülit banyosu için birkaç reçete:
Deniz tuzuyla banyo

- Banyo suyuna karıştırılmış deniz tuzuyla haftada 1 kez 15 dakika banyo yapın.Deniz tuzu banyosu çok yararlıdır. Detaylara inecek olursak, 500 gram deniz tuzunu küvete boşaltın. Küvet suyunun sıcaklığı en fazla 37 derece olmalıdır. Banyo süresi 15-20 dakikadır. Küvetten sonra ılık suyla duş alıp, bornoz giyilmelidir. Bu banyo haftada 1 kez yapılabilir. DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN »

Nereden Başlamalı?

İlk Adım – Vücudunuzdaki toksinlerden kurtulun..

Selülitten kurtulma işlemlerinden önce toksinleri vücudunuzdan atmanız önemlidir. Selülit tedavi yöntemlerini uygulamadan önce hayatınızda aşağıdaki değişiklikleri yapın:
Beslenme Alışkanlığı.
Sigarayı bırakın, alkollü içki ve kola, kahve gibi kafein içeren içeceklerden uzak durun. Sade su için. Toksinleri ve zararlı maddeleri vücuttan atmak için, günde ortalama 1.5 litre su içmek gerekir. Yapay tatlandırıcılardan, renklendiricilerden ve katkılı yiyecek, içeceklerden kaçının. Doğal olmayan ve toksinleri artıracak besinlerden uzak durun. Selülit tedavisinde tuzu asgari düzeye indirmek gerekir. Fındık, fıstık, çekirdek gibi kuruyemişleri yemeyin. Kırmızı et kullanımına ara verin. En iyisi balık tüketin. Tavuk yiyeceğiniz zaman derisini ve yağlarını çıkarın. Sizin için zor olacak, ama süt ürünleri yemeğe ara vermelisiniz. Patates, pirinç, elma, havuç su tutucu gıdalardır, bunlardan tüketmemeye gayret edin. Lifli gıdalar tüketin.
Hayatınızdan Stresi Uzaklaştırın.
Vücudumuzda yer alan selülit kendi başına bir stres kaynağıdır. Vücudunuzu zorlayacak hareketlerden kaçının – aerobik, ağırlık kaldırma gibi. Daha kolay hareketlere yönelin. Örneğin; yüzme, dans gibi. Stresten uzak durun. Stresli vücut yağlardan kurtulmak yerine onları korumaya yönelir.
Banyo ve düzenli duş selülit tedavisinde önemli rol oynar. Özellikle soğuk duş, kan dolaşımını arttırdığından selülit oluşumunu engelleyici özellik taşır.

Deniz yosunu banyosu.- 1

Bu banyo toksinleri uzaklaştır, kirleri temizler, cildi ferahlatır.

Bu banyoyu haftada 1 kez 20 dakika yapın.

Gül yapraklarıyla banyo.- 2

Gül yapraklarını toplayıp banyo suyuna ekleyin.

Cildiniz yumuşak bir hal alacak. Bu banyo aynı zamanda rahatlamak için de idealdir. DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN »

Güzel ellere ve ayaklara sahip olmak için başta kullandığınız ürüne ve genel bakıma önem vermelisiniz.
Dış etkenlerden çok fazla zarar görmelerine rağmen el ve ayaklar en çok ihmal edilen organlar arasında yer alıyor. Oysa uzmanlar, el ve ayak bakımının hem sağlık hem de güzellik açısından çok önemli olduğunu söylüyor. DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN »

En sık karşılaşılan problemlerden birisi olan cilt kuruluğu özellikle kış aylarında artışa geçer. Yaş ilerledikçe derinin su tutma kapasitesi azaldığından, kuruluk yakınması sıklaşır. Peki, cilt kuruluğunu önlemek için neler yapılabilir?…
Anadolu Sağlık Merkezi’nden Cilt Hastalıkları Uzmanı Dr. Mehmet Coşkun Acay’ın verdiği bilgilere göre, çevresel nem oranının azalması, aşırı güneşte kalma, sık banyo yapma, uzun süreli su teması ve soğuk hava cildimizde nem kaybına neden olarak kuruluk problemini oluşturmakta veya artmasını sağlar. DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN »