ÇIBAN
Ateşli hastalıklardan sonra, yaralanmalarda ve vücudun zayıf düşmesini netice veren her durumda, hastalık yapmaya fırsat bulamayan bazı virüsler canlanarak dokuyu işgal ederler, işgal ettikleri zayıf dokuda önce ağrı şeklinde kendilerini belli ederler. Sonra ağrılı bölgede bir kızarıklık başlar. Kızarıklık zamanla sertleşmeye ve kabarıklık yapmaya yönelir. Kabarıklığın ortası iltihaplanarak baş verir. Derideki kızarıklık sarıya dönüşür.
Ne Yapmalı?
* Çıbanın çevresini sık sık bir antiseptik solüsyonla temizleyiniz.
* Temizlikten sonra, çıbanın üzerini bir gaz bezi ile örtüp bantlayınız.
* Çıban iyileşinceye kadar su ile temas ettirmeyiniz.
* Bulabildiğiniz taktirde karboynuzuotu tohumlarını un haline getirinceye kadar dövünüz. Elde ettiğiniz lapa ile çıbanın üzerine örtüp sarınız.
* Keten tohumu dövülerek bal ile karıştırılırsa, elde edilen lapa da yukarıdaki karaboynuz otu tohumunun yerine geçer.

Belirtileri: Boğmaca mikroplarının üst solunum yollarına yerleşmesinden iki hafta sonra hastalık kendisini öksürük nöbetleri ile belli eder.
* İlk günlerde “soğuk alğınlığı”na benzer işaretlerle başlar. Bir-iki hafta müddetle hafif ateş ve kırgınlık yaptığından pek anlaşılmaz. Hastanın nezleye yakalandığı zannedilir.
* Bundan sonra, akşamları nöbetler halinde gelen öksürük devresi başlar. Beş hafta kadar süren öksürük nöbetleri sırasında kasılma ve kramplar görülür. Kramp sonunda kusmalar olabilir.
  DİKKAT: Sıradan öksürükle boğmaca öksürüğünü birbirinden şöyle ayırabilirsiniz. Boğmaca öksürüğü, önce kuvvetli öksürükler halinde gelir. Bunu derin bir soluk alma izler. Öksürük sırasında hasta boğuluyormuş gibi rahatsız olur ve ıslık sesine benzer bir ses çıkarır. Öksürük nöbeti sona erip derin bir nefes alınca hasta kendisini iyi hisseder.
* Boğmaca hastalığını ağır geçiren kimselerde en sık görülen ilave hastalık akciğer zarı iltihabıdır (zatülcenp). Bebeklerde ölüme varan ciddi sonuçlar doğurur.
* Boğmaca geçtikten sonra, hasta yatak istirahatı yapmadığı takdirde “bronşit’e çevirebilir.
* Yine doktor tedavisi görmeyen ağır durumlarda adale krampı, felç, beyinde arıza, sağırlık, hatta körlük dahi yapabilmektedir.
* Yan etkileri görülmediği yani normal seyrettiği takdirde süresi sekiz haftadır.
Ne Yapmalı?
* Öksürük nöbetleri başlar başlamaz doktora müracaat ediniz ve onun tavsiyelerine göre hareket ediniz.
* Hastalık ağır seyrettiği takdirde, doktor hastahane tedavisi tavsiye edecektir.
* Hastanın odası bol güneş almalı ve sık sık havalandırılmalıdır.
* Ateş düştükten sonra, hasta kısa aralıklarla temiz havaya çıkarılmalıdır.
* Sekiz hafta müddetince, hasta sağlam çocuklardan uzak tutulmalıdır.
* Kuru yiyecekler öksürüğü tahrik edeceğinden, hasta sulu ve bol vitaminli yiyeceklerle beslenmelidir.
* Öksürük nöbetleri sırasında kusma olabileceğinden; yemekler nöbetlerden on beş dakika sonra verilmelidir.
* Tesirli bir boğmaca aşısı henüz bulunabilmiş değildir. Ancak yine de mevcut boğmaca aşısını yaptırmakta fayda vardır.

Kanser, vücuttaki hücrelerin denetimden çıkıp vücudun diğer bölümlerinden bağımsız ve kontrolsüz bir biçimde büyümeye başlamadığı bir hastalıktır. Bu hücreler saldırıya geçen vahşiler gibi vücudun normal normal kurallarına isyan başlatır ve kendilerine ait ayrı bir düzen oluştururlar.
Bu isyancı örgütler, ya da ”hastalıklı oluşumlar” daha sonra vücudun işleyişine müdahale etmeye başlar. Engellenmeleri için girişimde bulunulmazsa, en önemli organları işgal edip iflasına yol açarak ölüme neden olurlar.

Kanser nasıl gelişir?
Kanser şu üç aşamada gelişir:
Önce hastalıklı hücreler büyümeye başlar, çevrelerindeki dokulara nüfuz ederek vücudun belli bir bölgesine yerleşir.  Kanserin ilk başladığı bölgedeki bu evresine ‘primer kanser’ adı verilir.
Daha sonra, vücudun bağışıklık, ya da, savunma sisteminin bir parçası olan en yakın lenf bezlerinden birine  atlar ve oradan vücudun diğer  bölgelerine doğru yola çıkar.Hastalıklı hücreler daha sonra yerleştikleri bu ikinci bölgede tekrar büyümeye başlar ve  çoğu kez çevrelerini  büyük  bir  hızla istila ederler. Buna kanserin ikinci evresi denir (Kanser deyimi; kanserli hücrelerin yanlara doğru yengeç gibi  ilerlemesinden  gelir. Latince de ”cancer” yengeç demektir.)

Genel Bilgiler

Kanserin ilk işaretleri

Erken tanı,bütün kanser türleri için hayati önem taşır. İnsanlar vücutlarında kanser başlangıcı anlamına gelebilecek olağandışı değişikliklere karşı her an uyanık olmalıdırlar. Kanserin en yaygın görülen ilk uyarı işaretlerini şöyle sıralanabilir:

Memede, testislerde veya vücudun herhangibir yerinde şişlik veya doku sertleşmesi
İyileşmeyen bir yara veya lezyon
Geçmeyen ses kısıklığı veya, öksürükle birlikte kan gelmesi
Sürekli karın ağrısı, karın bölgesinde büyük yumrular veya, yutkunma zorluğu
Bağırsak haraketleri veya, idrara çıkma alışkanlıklarında değişiklikler
Ben veya siğillerde belirgin bir değişiklik
Olağandışı kanama veya akıntı
Beklenmedik kilo kaybı veya iştahsızlık
Aşırı yorgunluk, bitkinlik veya keyifsizlik
Sürekli ağrı (her zaman ağrı yapmayabilir)
Ağrı yapmayan ancak şişen ve küçülmeyen salgı bezleri

Yukarıdaki belirtilerden hiçbiri kesin kanser tanısı anlamına gelmez. Bunlar kısa sürede, uygun tedaviyle iyileşebilecek ‘iyi huylu’ bir oluşumun belirtileri de olabilirler.  Ama ne olursa olsun, derhal bir doktora gidip durumu bildirmek durumundayız. Sorummluluk sahibi hiçbir sağlık uzmanı sizi ciddiye almamamak, detaylı muayene etmemek, daha etraflı tetkik gerekiyorsa, sizi başka bir uzmana göndermemek gibi bir hatayı yapmaz.

Gerek kadınlarda gerekse erkeklerde en yaygın görülen kanserlerin, akciğer, sindirim sistemi ve idrar yollarında ortaya çıkması, ve giderek artması, günümüzdeki beslenme tarzı, çevresel kirlilik ve sigarayı, sorumlu  etken olarak işaret etmektedir.
Onu mümkün olduğunca engellemeye ve uzak tutmaya çalışmak, bu başarılamadığı taktirde tedaviye erken başlamak, değişmeyen amacımız olmalıdır.
Kanseri engellemek ve yenmek için yapılması gerekenler

Kanser ciddi bir hastalıktır; hafife almaya gelmez. Aslında birçok ülkede yetkililer ce okadar ciddi görülürki, kendi kendinize kanser tedavisis uyguladığınızda veya doktor olamayn birinin bunu yapmasına izin verdiğiniz taktirde yasalara aykırı davranmış sayılırsınız. Bu yaklaşım çok yaygın bir korkuya sebep olmuş, kanser, ellerinde deney tüpleri ve şırıngalarla dolaşan beyaz gömlekli uzmanlardan başka kimsenin hiçbir şey yapamayacağı, insanlığın soyunu kurutacak bir tür salgın gibi görülmeye başlanmıştır.
Ne yazık ki, bu yaklaşım kanser ve tedavisi hakkında çok büyük yanlış anlamalara yol açmıştır. Kanser gerçekten ciddi bir hastalıktır, ama tedavi edilebilir ve tedavisi de mutlaka bir tıp uzmanına bırakılmak zorunda değildir. Kendi kendine tedavi vakaları görülmüştür (doktorlar buna ‘’spontane iyileşme” diyor); ayrıca kanser hastası olup da doktor olmayan kişilerin, bir başka deyişle doğal tedavi yöntemlerini uygulayan uzmanların faydasını görmüş birçok örnek mevcuttur.
Ama, tedaviden önce korunma gelir. Yani, herşeyden önce, oluşması eengellenirse kanser sorun haline gelmez; ve engellenebileceğine dair kanıtlar da açıktır. Çeşitli tahminlere göre bütün kanserlerin yüzde 85 ile 95′i engellenebilir. Dolayısıyla, nedeni ne olursa olsun, kendilerinin kansere yakalanma tehlikesinin yüksek olduğunu düşüneneler, burada ki öğütlerden ve gösterilen yoldan yararlanacaklardır.
Bunlar mucizevi tedaviler değildir; böyle bir şey de yoktur zaten ama hastalığı kontrol altına alabilmenin en iyi yollunu gösteren, hepside denenmiş önerilerdir.  Daha önce size ne söylenmiş olursa olsun, kendiniz için yapabileceğiniz son derece güvenli, sade ve etkili şeyler var. (doğal tedavi yöntemlerinin nelere iyi gelebileceği hakkında bilgileri de burada bulacaksınız.)

Kanserden korunma
Kanserden korunma yolunda atılacak ilk adımlar, yaşam tarzımız ve çevrenmizin vücuttaki savunma sistemini sürekli tehdit ettiği bir dünyada, yakalanacağımız herhangibir hastalığa karşı alınacak önlemlerle  aynıdır.  Mesele, yaşam  tarzımızı ciddi bir şekilde gözden geçirmekten, sonrada, yaşam ve düşünce          tarzımızda köklü değişiklikler yapmaktan ibarettir. Bu her zaman pek kolay bir şey değil, ama gerçekten      uzun, mutlu, sağlıklı ve kansersiz bir hayat istiyorsak, fevkalade gereklidir.
Kanser konusunda kendi kendine yetmede en önemli üç adım şunlardır:
- gıda ve beslenme
- zihinsel ve duygusal (veya psikolojik) durum
- yaşam tarzı ve çevre

Bebek bezi giydirilen hemen her çocuk belli zamanlarda bezin yol açtığı kızartıya maruz kalır. Bu durum derinin, ıslaklık, amonyak, sindirim enzimleri ve bakterilerle uzun süre temasta bulunması halinde ortaya çıkar.
Aşağıdaki önlemler çocuğunuzun bir bebek bezi kızartısına maruz kalma olasılığını en aza indirebilir.
1. Islaklığı sık sık kontrol ediniz. Bir bebek bezi
ıslak veya kirliyse onu derhal değiştiriniz. Dışkıya uzun süre maruz kalınması bezin yol açtığı kızartıya özellikle yardım eder.
2. Plastik don kullanmaktan kaçınınız.
3. Bir barsak hareketinden sonra çocuğun altını
ılık suyla ve yumuşak bir sabunla temizleyiniz. Başka bir bez giydirmeden önce iyice kurulayınız.
4. Kumaş bez kullanıyorsanız, ilk devir süresince (ön yıkamada) yumuşak bir deterjanla yıkayınız. Ardından ikinci devir boyunca bir fincan beyazlatıcı ilaç (çamaşır suyu) kullanınız. Bu işlem bakterileri öldürür.

Çok az çocuk, çocukluk çağını huysuzluk ya da aksilikler yapmadan geçirir.
18 aylık ile 3 yaş arasındaki çocuklarda, negativizm baskındır. Çocuğun en sevdiği sözcük “hayır”dır (hatta kimi zaman çocuk bu kelimeyi “evet” yerine de kullanır).
Bazen yaptığınız her şey, ne kadar zararsız olursa olsun, çocuğunuz tarafından reddedilir. Bu inatçı, muhalefetçi ve uzlaşmaz tutum, tamamıyla bağımlı olmaktan çıkıp bağımsızlığın zevkini tatmaya yönelik doğal bir başkaldırıdır.
Çocuğunuzun ters bir huysuzluk nöbeti geçirmeye karar verdiği andan daha çileden çıkartıcı bir şey yoktur. Böyle bir durumla karşı karşıya gelen anne babalar bilirler ki, çocuğun kontrolsüz tekmelemelere, çığlık atmalara, kafasını vurmasına ve hatta soluğuna tutmasına kadar varan tepkiler göstermeye başlamasına ramak kalmıştır. Aslında çoğunlukla huysuzluk nöbetinin asıl nedeni sizinle ilgili değildir; huysuzluğun nedeni, çocuğun hedefine ulaşamamasının yarattığı öfkedir.
Bu duruma gelen bir çocuk artık kontrolden çıkmıştır. Konuşmanız ve uzlaşmaya çalışmanız sonuç vermez. Genellikle bir huysuzluk nöbeti belli bir süre geçmeden ortadan kalkmaz.
Öyle ise ne yapmalıdır?
Çare, teslim olmak değildir. Örneğin, eğer 2 yaşındaki çocuğunuz ikinci bir pasta için isteğini reddettiğinizde huysuzlaşırsa, kararınızdan cayarsanız (isteğini kabul ederseniz), ona yanlış mesaj vermiş olacaksınız. Huysuzluk nöbeti başladığında, çocuğunuza “biraz süre” tanımanız çok yararlı olacaktır. Odayı terk edin. Olan biteni (her ne kadar size zor gelse de) görmezlikten gelin. Çocuğunuz soluğunu tutsa bile endişelenmeyin. Çünkü bu zararsızdır. Kafasını vurma tepkisine gelince, çocuk da, büyükler kadar acı duymaktan kaçınır, eğer canı yanarsa ya da işler kötüye giderse vazgeçecektir.
Çocuğunuzun yanına ne zaman dönmeniz gerektiği, duruma göre değişir. Bazı anne babalar, çocuklarının huysuzluğa kendi başına son verdiğini görürler; kimi çocuklar da ağlamayı kesmeden önce bir miktar yardıma gereksinim duyarlar.
Her ne kadar bir huysuzluk nöbetini görmezden gelmek, çoğu durumlarda etkili ise de, bazen başka önlemler gerekebilir. şurası kesindir ki, bir süpermarketin ortasında huysuzluk etmeye başlayan çocuk, orada etrafındaki şeyleri tekmelemesine izin verecek şekilde bırakılmaz. Başkalarına karşı saldırgan bir çocuk, etrafına zarar vermeye terk edilemez. Böyle bir anda çocuğu kendi odasına ya da ayrı bir odaya alın ve huysuzluğu geçene kadar orada bekletin.

Çocuğunuz büyüdükçe, ister istemez belli yaşlara göre değişen belli korkuları olacaktır. Bu tür korkular normaldir ve hatta psikolojik gelişim için gereklidir bile.
Korku (gerçek ya da muhtemel bir tehdidin algılanması), hayatta kalmak için gereklidir. örneğin, havlayan ya da uluyan bir köpekten korkmak normaldir. Çocuğunuz gerçek bir tehlikeyi algılar ve korkmuş olması ve tehlikeden kaçınmaya çalışması doğrudur. Bununla beraber, çocuğunuzun komşunuzun sevimli ve zararsız fino köpeğinden dehşete kapılması, akla yakın olmayan bir korku ya da fobidir.
Korkular, çocuktan çocuğa değişir; ancak bazılarına belli yaş gruplarındaki çocuklarda daha çok rastlanır. Örneği, 1 ila 2 yaş arasındaki bebeklerde sık rastlanan korkuların başında banyo yapma korkusu gelir. Bu yaştaki çocuklar çoğunlukla, banyo esnasında anne babalarının elinden kayıp suyun içine gömülmekten ve gözlerine sabun kaçmasından korkarlar. Bu yaştaki çocuklar yabancılardan korkmaya da eğilimlidirler. Çocuğun anne ve babasından ayrılmak korkusu da 2 yaşındaki ya da daha küçük çocukların başlıca korkularındandır.
3, 4 ve 5 yaşındaki çocuklarda bulunan korkular arasında çoğunlukla karanlıktan korkma, hayvanlardan, canavarlardan ve ölümden korkma sayılabilir.
Eğer çocuğunuz korkulu bir dönem geçiriyor ise ona destek veriniz ve cesaretlendiriniz. Çocuğunuzu korku duyduğu nesneyle karşı karşıya getirmeye zorlamayınız. Hayvanlardan korkan bir çocuğun anne ve babasının çocuğun karşısına evcil bir küçük köpek getirmeleri yalnızca sorunu daha da karmaşık hale getirecektir.
Çocuğunuzu kucaklamak ya da öpmek şeklinde sakinleştirmeniz, karanlıktan korkan 2 yayındaki bir çocuk için en güçlü ilaç yerine geçecektir. Çocuğun odasında bir gece lambası kullanmak yararlı olabilir. Çocuğunuzun korku problemini çözmek için yaratıcı olun. Örneğin, 3 yaşındaki kızı karanlıktaki canavarlardan korkan bir anne, geceleri çocuğunun odasında “canavar olup olmadığını” kontrol etmeden çocuğunun yanından ayrılmayarak bu sorunu yaratıcı yönden çözmeye çalışmıştır. Anne ve çocuk, her gece yatak odasında canavar olup olmadığını anlamak için araştırma yaparlar. Canavar olmadığından emin olan küçük kız korkusuzca yatağına gider ve derhal uykuya dalar. Söz konusu bu kız çocuğu, birkaç hafta sonra canavar kontrolü yapılmasından vazgeçmiştir.
Çocuğunuz eğer korkusunu çok az bir miktar bile yenerse ona övgüyle cesaret vermeyi unutmayınız.
Çoğu korku zamanla kendiliğinden geçer. Zamanla geçmeyen ya da çocuğu ya da ailesini kısıtlar hale gelen korkular için psikolojik tedavi uygulanmalıdır.

Diyafragmatik fıtık, diyaframda normal olmayan bir açıklığın karın bölgesi içeriğinin bir kısmının göğüs bölgesine doğru taşmasını mümkün kıldığı durumlarda meydana gelir. Çok ciddi vakalarda, mide ve barsakların büyük bir kısmı, kalp ve akciğerlerin yer değiştirmesine neden olur.
Bu anormallik doğumdan kısa bir süre sonra bebeğin fıtık yüzünden solunum güçlüğü çekmesi ile teşhis edilir. Bu durum bebeğin yaşamını tehdit eden bir durumdur ve acilen ameliyat edilmesi gerekir. Bununla beraber,
çoğunlukla fıtık aylar sonrasına kadar kendini belli etmeyebilir.
Geç ortaya çıkan diyafragmatik fıtık semptomları arasında kusma, ağır karın ağrıları, beslenme sonrası rahatsızlık ve kabızlık sayılabilir. Kimi zaman herhangi bir belirti ortaya çıkmaz ve problem ancak rutin röntgen çekimleri esnasında keşfedilebilir. Eğer doktorunuz bebeğinizde diyaframatik fıtıktan kuşkulanıyor ise, teşhisi desteklemek için röntgen çekimine gerek duyulabilir.
Ameliyat gerekli bir tedavi şeklidir. Doğduktan sonraki ilk 3 gün esnasında diyafragmatik fıtık teşhisi konan ve hastalıktan ciddi şekilde etkilenmiş olan bebeklerde, ölüm oranı %50′dir. Bununla beraber, solunum güçlüğü şikayeti olmayan bebeklerin çoğu hayatta kalmayı başarabilir.

Prematüre olarak ya da ciddi bir enfeksiyon, solunum bozukluğu veya büyük bir doğum eksikliği ile doğmuş olan bebekler, bir yeni doğum yoğun bakım biriminde bakılmaya gereksinim duyabilirler.

Herhangi bir doğum merkezinde, doğum problemleriyle dünyaya gelen bebekler için yardımcı olacak hazırlıklar önceden yapılmalıdır. Yeni doğum yoğun bakım birimine sahip olmayan hastane ya da doğum merkezleri, böylesi bir vakayla karşılaşıldığında hasta bebeği bu tür bir birime transfer etmek için gerekli tüm düzenlemeleri önceden yapmak zorundadır.

Bazı hastanelerde çok ciddi vakalar dışındaki tüm vakaların üstesinden gelebilecek donanım ve personel vardır, genellikle belli bir bölgedeki belli hastaneler, çok ağır hasta bebeklerin sevk edilebileceği merkezler olarak belirlenmiştir. Yoğun bakım birimlerinin amacı, yaşamı tehdit eden problemlere karşı anne ve babaların azami bakım ve gözetimi sağlayabilmesini olası kılmaktadır.

Amerika Birleşik Devletleri’nde


son 40 yılda yeni doğmuş bebek ölümü oranı, büyük oranda gelişme gösteren hasta bebek bakımı çalışmaları nedeniyle azalma göstermiştir. Yeni doğum yoğun bakım birimlerinin asal unsurları şunlardır Neonataloglar (hasta bebeklerin bakımında uzmanlaşmış doktorlar); pediatrik yoğun bakım hemşireleri ve paramedikal personel; her türlü yaşamsal işaretin ve her bebeğin ayrı ayrı gözetim ve denetim altında tutulabileceği gözetim ve alarm sistemleri; solunum terapisi ve canlandırma ve ilaçlar donanımlan; cerrahi ve çocuk hastalıkları dahil her konuda uzman doktorlar; ve 24 saatlik laboratuvar hizmetleri.

Eğer bebeğiniz yoğun bakıma gereksinim duyuyorsa, bu deneyim başlangıçta fevkalade zor olabilir. Bebeğiniz, vücut ısısını muhafaza etmek ve çevreden mikrop kapma olasılığını ortadan kaldırmak için, bir kuvöze yerleştirilecektir. Bebek ayrıca, hemşire ve doktorların bebeğin kalp atışı, kan basıncı, vücut ısısı ve solunum oranı konularındaki çeşitti verileri elde edebileceği birçok gözetim aygıtına bağlanacaktır.

Bebek, solunum bozukluğu rahatsızlıkları olup olmadığına bağlı olarak, soluk borusuna (trachea)


takılan bir boru vasıtasıyla soluk alıp verebileceği bir havalandırma aygıtına bağlanabilir. Yeni doğmuş bir bebek, burnundan sokulan bir boru vasıtasıyla ya da özel bir konteynerden sağlanan sıvı gıdaların damardan verildiği bir yöntemle beslenebilir.

Prematüre ve hasta bebeklerin başarılı bir şekilde bakımında en önemli faktör, hemşirelerin beceri ve deneyimlerinin yanı sıra, bakımdaki hemşirelerin sayısıdır. Herhangi bir şey ters gittiğinde doktorları haberdar eden ve bebeklerin bakımını üstelenen hemşirelerdir. Tipik bir yeni doğum yoğun bakım biriminde birçok hemşire vardır; dolayısıyla, böyle bir birimde bir tek hasta bebeğin bakımını üstlenen iki hemşireyi bir arada görmek az rastlanır olaylardan değildir.

Her ne kadar bir yoğun bakım birimi yeni doğmuş bebeğinizle ilişkilerinizi geliştirebilmeniz için hiç de ideal bir yer değilse de, anne ve babaların bu birimlerde mümkün olabildiğince daha çok vakit geçirmeleri teşvik edilmektedir. Bebeğinizi kucağınıza alamasanız, onunla göz göze gelemeseniz ve aranızda herhangi bir duygusal ilişki oluşturacak kadar yakınlık olmasa bile.

Bebek doğduğu esnada ciğerlerini hızla hava ile doldururken aynı zamanda ciğerlerindeki sıvıyı da dışarı çıkartmak zorundadır. Yeni doğmuş bir bebek, yine aynı zamanda, ciğerlerindeki kanın hacmini de artırmak zorundadır.

Yeni doğmuş bebek, bir dereceye kadar, genişledikçe her seferinde açılıp kapanan ciğerlerini kullanmaksızın soluk alıp vermek zorundadır, normal zamanında doğmuş bebeklerin çoğu, ciğerleri tamamıyla gelişebilmek için yeterli zamana sahip olduğundan dolayı, bunu kolaylıkla başarabilirler. Bununla beraber, çoğu prematüre doğmuş bebeklerin ve hatta bazı olgunlaşmış gebelik bebeklerinin soluma problemleri vardır.

Yeni doğmuş bebeklerde iki tür solunum bozukluğu ortaya çıkabilmektedir: Tipik olarak prematüre bebekleri etkileyen solunum bozuklukları ve gerek prematüre gerekse olgunlaşmış gebelik neticesinde doğan bebeklerde

meydana gelen, geçici hızlı soluma.

Tüm yeni doğum sonrası ölümlerinin önemli bir yüzdesini teşkil eden solunum bozukluğu, ki ayrıca hiyalin zarı hastalığı olarak da adlandırılmaktadır, yeni doğmuş bebeklerin ölümlerinin en büyük nedenidir.

Hiyalin zarı hastalığının ciddiyeti yeni doğmuş bebeğin gebelik yaşı ve doğum ağırlığı ile ilintilidir. Dolayısıyla, bebek daha küçük ve daha prematüre oldukça, hiyalin zarı hastalığına yakalanması olasılığı da o denli artmaktadır.

Bu hastalıkla doğmuş bir bebeğin ciğerlerinde, her nefes alınışında ciğerlerin küçük hava odacıklarının çökmesini önleyen ve yüzey gerginliğini düşürmekte yardımcı olan (sürfaktan olarak adlandırılan) belli amillerden yeterli miktarda yoktur. Dolayısıyla, ciğerlerini genişletebilmek için bebeğin daha fazla basınca gereksinimi vardır.

Solunum bozukluğu belirtileri genellikle doğumdan sonraki ilk birkaç dakika içerisinde anlaşılabilir. Bazı bebeklerde doğum esnasındaki solunum bozukluğu o derece güçlüdür ki, canlandırma işlemi gerekli olabilir. solunum bozukluğu hastalığının belirtileri hırıltı soluma, burunsal yangı ve koyu esmer cilt rengidir. Bebek sert ve düzensiz soluk alıp verir. Kesin teşhis için ciğerlerin röntgeni çekilir ve kan testi yapılır. Eğer bebeğiniz solunum rahatsızlığı belirtileri ile doğmuş ise yaşamsal belirtilerinin sürekli olarak kontrol atında tutulacağı bir yeni doğum yoğun bakım biriminde (Bkz. Solunum ve Yoğun Bakım Birimleri) bakım altına alınmaya gereksinim duyacaktır. Bebek, solumayı kolaylaştırmak için ılık ve nemli oksijenle doldurulmuş bir kuvöze yerleştirilir. Gıdası ve gerekli sıvılar damardan verilir.

Bu hastalıkla doğan çoğu bebek solumasına yardım edilmesine gereksinim duyarlar. Böyle bir durumda, bebeğin soluk borusuna bir soluma tüpü sokulması gerekebilir. Solunum bozukluğu belirtileri ile doğmuş bebeklerin bakım altına alınmasındaki amaç, bebeğin ciğerleri yeterince gelişinceye kadar herhangi bir komplikasyon oluşmasını önlemektir. Özel yeni doğum birimlerinin gelişmesi ile ve ileri derecede eğitim görmüş doktorlar ve hemşireler ile birlikte, bu çocukların ölüm oranları da önemli miktarda azalmıştır. Geçici hızlı soluma, olaysız vajinal doğum ya da sezaryen sonrasında ve prematüre ya da olgunlaşmış gebelik bebeklerinde de ortaya çıkabilir.

Bu tür solunum bozukluğuyla doğan bebeklerde, hızlı ve zayıf soluma dışında hiçbir belirti görülmez. Bazı bebeklerde bebeğin cildi az oranda oksijenle ortaya çıkan mavimsi bir

dış görünüm alır.

Hiyalin zarı hastalıklı yeni doğmuş bebeklerin aksine, bu bebekler nadiren ciddi derecede hasta görünürler.

Dahası, birçoğu 3 gün içerisinde iyileşir.

Tedavi genellikle ciğerlere sıvı kaçmasını önlemek için sürekli olmayan beslemeyi içerir. Kimi zaman eğer bebek ağızdan beslenebilmek için gereğinden fazla soluk alıp veriyorsa, damardan besleme gerekli olabilir. Genellikle başka hiçbir tedavi gerekmez

Yeni doğmuş bebeklerde doğum lekelerine sıkça rastlanır. Genellikle endişe edilecek şeyler değildirler ve hiçbir tedavi gerektirmezler.
Aşağıda, yeni doğmuş bebeklerde en çok rastlanan doğum lekelerinin bazıları verilmiştir. DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN »

SAYFA 1 12»