Acıbadem Hastanesi Ergenlik Sorunları Bölümü Başkanı Prof. Dr. Atilla Büyükgebiz gençlik dönemindeki şişmanlık sorunuyla ilgili soruları yanıtladı:

* Obezite, ergenliği nasıl etkiler?
Obez çocuklarda ergenlik normalden erken başlar. Şişman kız çocuklarında ergenliğin erken başlamasının yanı sıra kıllanma ve adet düzensizlikleri de görülebilir. Aşırı obez çocuklarda ergenlik gecikmesinin de görülebileceği unutulmamalıdır. Obezite; çocuk ve ergende çeşitli organ ve sistemleri etkiler. Hormonal dengesizliklerin yanı sıra obez çocuklarda yüksek tansiyon, kandaki yağ düzeyinin yüksek olması, solunum bozuklukları, şeker hastalığı, ortopedik bozukluklar ve psiko-sosyal bozukluklar ortaya çıkabilir.

İÇE KAPANIR
* Obezite kızları ve erkekleri aynı şekilde mi etkilemektedir?
Obez kızlarda erken kemik gelişimine bağlı olarak, erken adet görme söz konusu olabilir. Ayrıca adet görememe ve çeşitli adet bozuklukları da sık görülen şikayetler arasındadır. Obez çocuk ve gençlerde ağırlık artışına bağlı olarak eklemlere aşırı yük binmesi nedeniyle çeşitli ortopedik bozukluklar da ortaya çıkabilir. Aşırı kilo, çocuklarda solunum fonksiyonlarını bozarak ve kalbe binen yükü artırarak hareket yeteneğini azaltır. Buna bağlı olarak ortaya çıkan hareketsizlik, enerji tüketimini daha da azaltarak bir kısır döngü oluşturur. Hızlı kilo alma, sık sık solunum yolu enfeksiyonunun gelişmesi açısından en önemli risk faktörüdür. Obez çocuklar sosyal ilişkilerden çekinerek daha içe kapalı bir hale gelirler. Karşı cinsle olan ilişkileri de bozulabilir.

OBEZLER HIZLI AMA AZ BÜYÜR
* Okul döneminde gençler daha mı fazla kilo alır?
Fiziki çevrenin de, obezite gelişiminde önemi vardır. Obezite görülme sıklığı kış ve sonbahar aylarında artar. En az ilkbahar ve yaz aylarında görülür. Obezitenin kalabalık yaşamının kaçınılmaz olduğu metropollerde daha sık görüldüğü bilinmektedir. Daha az yoğunlukta insanların yaşadığı yerlerde daha az sıklıkla görülmektedir. Tek çocuklu ailelerde risk daha fazladır. Ailenin birey sayısı arttıkça, obezite riski azalmaktadır. Obezite, normal büyümenin gelişimini de olumsuz etkileyebilir. Çocuğun beslenme öyküsü önemlidir. Çünkü bazı çocuklar çok fazla miktarda yememelerine karşın, aldıkları besinlerin yüksek düzeyde karbonhidrat ve yağ içermesi yüzünden kilo alırlar. Obez çocuklar genellikle aynı yaş ve cinsteki yaşıtlarına göre daha hızlı büyürler. Ancak erişkin boyları, genellikle normal sınırlardadır.

* Ergenlikte alınan kilolar için nasıl bir önlem alınmalıdır?
Ergenlikte düzenli beslenme ve hareket önemlidir. Özellikle fast-food ve bilgisayar bağımlısı ergenlerin, yaşam tarzlarına hareketi sokmaları gerekir. Günde 45 dakika tempolu yürüyüş, ip atlama, merdiven inip çıkma veya bisiklete binme gibi egzersizler alınan kalorilerin yakılmasında yararlıdır.

Gençlere yönelik sağlıklı beslenme
* Büyüme ve gelişmeyi sürdürebilecek enerji ve proteini içeren doğal besin kaynakları, gerekli mineral ve vitamin ihtiyaçlarını da karşılar. Ek vitamine gerek yoktur. Önemli olan; ergenin ihtiyacı olan enerji ve proteini dengeli şekilde, doğal besin kaynaklarını tüketerek almasıdır.
* Tercih edilen yiyecekler arasında yer alan fast-food’lar sağlıklı değildir. Okul kantinlerinin ve okul yönetimlerinin, bu konuda duyarlı olmaları gerekir.
* Ergenler, tek yönlü enerji kaynaklarından uzak durmalıdır.

BOY KISALIĞI OLUŞABİLİR!
* Ergenlikte beslenme ihtiyaçlarının karşılanmaması durumunda gelişecek olan büyüme geriliği ve boy kısalığının erişkin yaş grubunda tedavisi sınırlıdır.
* Ergenlik döneminde beslenmenin karın doyurmanın ötesinde, kişinin sonraki hayatına şekil verecek bir diyet programı olduğu unutulmamalıdır. Çünkü gençlik döneminde kilolu olan her 100 gençten 70′i, erişkin olduğunda da bu sorundan kolay kolay kurtulamamaktadır.
* Ergen, yaşamakta olduğu psiko-sosyal değişim sırasında yaşadığı stresleri zaman zaman bedenine yönlendirebilir. Vücut ağırlığına yoğunlaşabilir. Denetimsiz diyet uygulamaya başlar. Sonuçta bu bilinçsiz diyetler anoreksiya ve bulimiya denilen yeme bozukluklarına dönüşebilir.

PSİKOLOJİSİ DİKKATE ALINMALI
* Ergende ‘hiperfaji’ denilen ve obeziteye neden olan yeme bozukluğu saptanabilir. Nedeni, ihtiyaçtan daha fazla enerji alınmasıdır. Bunlar psikolojik sorunlardır.
* Ergenlik döneminde sağlıklı bir beden yapısı için spor önemlidir. Gence; masa başı hobiler yerine bisiklete binmek, yürümek ve koşmak gibi egzersizler aşılanmalıdır.
* Fiziksel aktivitenin artırılmasını sağlamak amacıyla ergenlik çağındaki bireylerin düzenli spor yapmaları sağlanmalıdır. Okul programları ve imkanları da bu bakımdan mümkün olduğunca zenginleştirilmelidir.
Obeziteden kurtulmanın en etkili formülleri

Şişmanlığın tedavisi her yaş grubunda zor ve ümit kırıcıdır. Onun için şişmanlık ortaya çıkmadan önce önlem alınması ve gelişmesinin önlenmesi gerekir. Kilo almayı önlemek için yapılması gerekenler şunlardır?
* Çocukların boş zamanlarını değerlendirecek birtakım uğraşları olmalı ve böylece sıkıldıklarında yemek yemeleri engellenmelidir.

TATLI VE YAĞ YOK
* Fast-food denilen, hızlı hazırlanan yiyeceklerden kaçınılmalıdır.
* Çocuğa kızarmış ve yağ içeriği fazla yiyecekler verilmemeli, sebze ve meyve yeme alışkanlığı kazandırılmalıdır.
* Ailenin beslenme alışkanlıkları çocuğun beslenme ihtiyaçlarına göre değiştirilmelidir.
* Tatlılardan ve besin değeri düşük yiyeceklerden kaçınılmalıdır.
* Düzenli ve sağlıklı yemek yeme alışkanlığı, okul programlarına da dahil edilmelidir.

BİSİKLETE BİNSİN!
* Obezite oluşumunda tüketilen besinlerin kalori içeriği kadar, yeme hızı da önemlidir. Yemek ne kadar hızlı yenirse, yemeğin bitmesinden önce gelişen doygunluk hissi de o kadar az olur. Bu nedenle yavaş yemek ve iyi çiğnemek gerekir.
* Şekerli ve gazlı içecekler az tüketilmelidir.
* Arabaya binmek yerine yürünmeli veya bisiklete binilmelidir.
* Hafta sonları, ailece spor yapılmalıdır.
* Çocuğa, ödül olarak yiyecek ve sakız vermekten kaçınılmalıdır.

İYOT ŞART!
* Fiziksel aktivitenin artırılmasını sağlamak amacıyla ergenlik çağındaki bireylere düzenli olarak spor yapmaları için birtakım olanaklar sunulmalıdır. Okul programlarını ve imkanlarını da bu bakımdan zenginleştirmekte yarar vardır.
* İyot, tiroit hormonu için gereklidir. Tiroit hormonları ise, metabolizmayı düzenler. Ergenlik döneminde artan metabolik faaliyetler için ergenlikte mutlaka iyotlu tuz kullanılmalıdır. Kırmızı et tüketin!

Hayvansal kaynaklı besin tüketimine ergenlik döneminde özen gösterilmelidir. Kırmızı et; en önemli demir kaynağıdır. Özellikle kız çocuklarında adetlerde kaybedilen kan nedeniyle, demir alımına dikkat edilmelidir. Tekrarlayan üst solunum yolları enfeksiyonları, ishal paraziter hastalıklar da kansızlığa yol açar. Kansızlık; tembellik, okul başarısında düşüklük, yorgunluk ve dikkat azlığı gibi belirtilere yol açar.

Belirtiler
- Dikkati bir noktada toplamada alışkanlık haline gelmiş başarısızlık,
- Aşırı şaşkınlık,
- Düzenleme yeteneksizliği,
- Düşüncesizlik,
- Hareketlilik ve aşırı faaliyetlilik.
Çocuğunuzun öğrenme yeteneği, dikkatini derse verebilmesi ve önceki dersleri hatırlayabilmesine dayanmaktadır. Pek çok görüntüler, sesler, hatıralar ve diğer uyarıcı şeyler çocuğun dikkatini dağıtır. Bunlar bazen çocuğun dikkatini yönlendirmede sorunlara neden olurlar. Bununla beraber, okul çağındaki pek çok çocuk dikkatlerini yönlendirme ve bunu bozacak şeyleri de göz ardı etmek suretiyle yeteneklerini geliştirmişlerdir.
Dikkatte eksiklik bozukluğu, tekrarlanan istemler hatta cezalara rağmen çocuğun dikkatini yönlendirmede alışkanlık halini almış yeteneksizliğidir. Dikkatte eksiklik bozukluğunun sonucu olarak çocuğunuzun öğrenme, yön bulma ve bilgileri hatırlamakla ilgili sorunları olabilir.
Bu bozukluğun çeşitli sebepleri olabilir. Hamilelik, doğum ya da doğumdan sonraki beyin incinmelerine bağlandığı gibi kalıtımla da ilişkilendirilmiştir. Dikkatte eksiklik bozukluğu çocuğunuzun zekâsını ve ilk gelişimini fazla etkilemez. Sınıfta sessiz oturup dikkatini bir noktaya yönelttiğinde, çocuğunuzun 2. ve 3. sınıftan sonra öğrenme işlemiyle ilgili gitgide artan bir güçlük çekmeye başladığı görüldüğünde bu dikkat eksikliği ortaya çıkmaktadır.
Teşhis
Doktorunuz çocuğunuzun davranışlarını incelemeye ve ilk gelişimi hakkında daha ayrıntılı bilgi edinmeye ihtiyaç duyacaktır. Bebeklik döneminde beslenme, uyuma ve hareketliliğiyle ilgili problemler dahil olmak üzere ilk belirtiler ortaya çıkabilir. Fiziksel ve nörolojik incelemeler herhangi bir duyusal ve nörolojik bozuklukları tanımlamak için kullanılmaktadır. Doktorunuz ayrıca EEG, (beyin elektrosu) psikolojik ve eğitim testi için sizi uzmanlara gönderebilir.

Dikkatte Eksiklik Bozukluğu Ne Kadar Ciddidir?
Dikkatte eksiklik bozukluğu, çocukluk ve gençlik döneminden yetişkinliğe dek sürecek kronik bir sorundur. Bu bozukluk, çocuğunuzun kendine saygısını ve güvenini kırar, diğer çocukların kendisiyle alay etmelerini, hatta reddetmelerini sağlar ve akademik başarısızlığa yol açar. Tedavi, çocuğun öğrenmesine, davranış kontrolüne ve kendine saygı duymasına yardımcı olur.
Tedavi
Çocuğunuz özel bir eğitim programına ihtiyaç duyabilir. Bu bozukluğu olan çocuklar genelde davranış sorunlarına sahip olduklarından, kendileri ve ebeveynleri için özel danışmanlık hizmetlerine gereksinim duyarlar. Bu hizmetleri de genellikle çocuk psikiyatristleri ve psikologları sağlamaktadır.
Davranış değiştirme teknikleri, ev ve okul rutinlerini yeniden düzenleme, çok fazla uyarıcının çocuğu rahatsız etmesini önleme ve bir tutarlılık sağlamak kabul edilmeyecek davranışları azaltmada ve iyi davranışları ödüllendirme de etkili olabilir.
Doktorunuz çocuğun dikkatini bir noktaya toplamasını ve aşın hareketliliğin de azalmasını sağlayacak ilaçları verecektir. Bu amaçla kullanılan en yaygın ilaçlar dextroamfetamin (Dexedrin), metilpenidat (Ritalin) ve Pemolin (Cylert)’dir. Bu ilaçlar yetişkinler tarafından da alındığında çoğu aynı uyarıcı etkiyi yapmaktadır. Ancak aşırı hareketli çocuklarda ters bir etki göstermekte ve dikkati artırmaktadır. İlaçların dikkatlice verilip çocuğun gelişimi doktor tarafından yakından takip edildiği durumda, bu ilaçlar yıllar bile sürse ihtiyacı duyulduğu sürece güvenle kullanılabilir.

HAZIMSIZLIK ŞİKAYETLERİ
Hazımsızlık, bir beslenme bozukluğunun işareti olduğu gibi; bir sindirim sistemi hastalığının da işareti olabilmektedir. Hazımsızlığın belirtilerini şöyle sıralayabiliriz:
* Midede dolgunluk hissi.
* Midede ağrı ve yanma.
* Karında şişlik, geğirme ve gaz çıkarma.
* Kabızlık. Nadir durumlarda ishal.
Hazımsızlığın birinci sebebi, yiyeceklerin ağızda iyi çiğnenmemesidir. Bir münakaşa ve ruhi gerginlik sırasında yenen yemeklerde, bolca hava yutulmakta; yiyecekler acele ile iyice parçalanmadan yenmekte, en önemlisi sinir sisteminin dengesi bozulduğundan ifrazat bezleri yeterince çalışmamaktadır.
Öyle ise:
* Ağzınıza aldığınız lokmayı iyice çiğnemeden yutmayınız.
Hazımsızlığın bir diğer sebebi, bol yağlı ve nişastalı (hamur işi) yemeklerle beslenmedir. Bunlar hazımı zor yiyecekler olup, mide ve barsaklarda fazla beklemektedirler. Kabızlığın sebebi de bunların barsaklarda fazla beklemesidir. “Barsak tembelliği” dediğimiz hastalığın ortaya çıkış sebebi de yine hazmı zor yiyeceklerle beslenmedir.
Öyle ise:
* Yağlı ve unlu yemekleri tıka basa yemeyiniz.
* Sofranızda mutlaka sebze yemeği ve yeşillik bulundurunuz.
* Yemek sonunda mümkün mertebe unlu tatlılar yerine taze meyve yeyiniz.
* Salata ile yenen etli ve hamur işi yemeklerin hazmı daha kolay olduğundan, bilhassa akşam yemeklerin de salata bulundurunuz.
Organik Hastalıklara Bağlı Hazımsızlık
* Yemeklerden hemen sonra veya bir saat içinde ortaya çıkan hazımsızlık belirtileri, safra kesesi yetmezliği, gastrit, mide ülseri ve kanseri gibi hastalıkların işareti olabilir.
* Yemeklerden birkaç saat sonra gelişen rahatsızlıklar oniki parmak barsağı ülserini ve pankreas yetmezliğini düşündürür.
* Geceleri ortaya çıkan hazım şikayetlerinde ve arka üstü yatıldığı zaman kendisini gösteren mide ağrılarında ise pankreas kanseri veya mide fıtığı şüphesini kuvvetlendirir.
* Kalp yetmezliği, böbrek yetmezliği (üremi), akciğer veremi ve her türlü kanser vakalarında da hazımsızlık şikayetleri görülebilir.
Ne Yapmalı?
* Hazımsızlıktan şikayet eden kimse, beslenmesine dikkat ettiği halde rahatsızlıkları devam ediyor ise; mutlaka bir doktora muayene olmalı, gerekirse teşhis için film çektirmeli ve testler yaptırmalıdır.
* Eğer muayene neticesinde hazımsızlığın fazla mide salgısından kaynaklandığı tesbit edilirse; buna “asitli dispepsi” adı verilmektedir. Yemeklerden bir iki saat sonra midede ağrı, yanma, kazıntı ve basınç şeklinde kendisini belli eder. Ekşi geğirmeler, ağız ye boğazdan gelen gazlardan dolayı yanmalar, hazan de ekşi kusmalar fazla mide asitini işaret ederler. Tedavi, mide asitini artıran yemeklerden uzak durmaya yöneliktir. Tuzlu, şekerli, baharatlı yemekler, et konserveleri, kızartmalar, çay, kahve, sigara ve alkol, çiğ soğan bunların başında gelmektedir. Et, yumurta, taze peynir, süt gibi proteinli yiyeceklerle tuzsuz ve az yağlı yemekler perhiz için faydalı gıdalar cinsindendir.
* Muayene neticesinde hazımsızlığın sebebi yetersiz mide salgısından kaynaklandığı tesbit edilirse, buna “asitsiz dispepsi” adı verilmektedir. Yemeklerden sonra bir-iki saat müddetle midede ağırlık hissi duyulur, ishal ateş nöbetleri ve başağrısı görülebilir. Dışkı çok pis kokar.
Asitsiz dispepsi’de iyi pişirilmek şartı ile her türlü et verilebilir. Yumurta, rafadan, tavada pişmiş veya çorba içinde yenebilir. Çorba yağsız ve bol tuzlu olmalıdır. Çay, kahve, baharat serbesttir. Ekmek, tercihen bayat ve kızarmış halde yenmelidir. Beden hareketleri, kısa yürüyüşler ve temiz hava da çok faydalıdır.

GASTRİT (MİDE İÇYÜZÜNDE İLTİHAP)
Çok sık rastlanan bir hastalıktır. Düzensiz beslenme, sinir gerginliği, alkol, sigara, fazla kahve ve çay bu hastalığa davet eden faktörlerdir. Akut ve kronik olmak üzere iki tipi vardır. Belirtileri birbirine benzer. Demir eksikliğine bağlı kansızlık da gastrit yapabilmekte ve belirtileri kalıcı (kronik) olmaktadır.
Belirtileri:
* Sindirim güçlükleri ile başlar.
* Yemeklerden sonra midede yanma ve ağrı olur.
* Bulantı ve kusma yapar.
* Hastalığın ilerlemesi halinde seyrek olarak kanama görülür.
Ne Yapmalı?
* Gastrite sebep olan tesirler keşfedilip hastanın bunları terketmesi sağlanır.
* Tabiî beslenmeye önem verilir.
* B vitamini ve demir eksikliği görüldüğü takdirde bunlar ağız yolu ile takviye edilir.
* Yemeklerden sonra yarım ya da bir saat dinlenmenin hastalığın tedavisine yardımcı olduğu tesbit edilmiştir.

Beyin ve sinir sisteminin beslenme yetersizliği sonucu ortaya çıkar. Sinir hücrelerinin oksijensizliğe ve kan şekeri düşmesine tahammülü birkaç dakika ile sınırlıdır. Herhangi bir sebeple (genellikle beyne kan taşıyan damarların tıkanması, daralması) aksaması durumunda saniyeler içinde konuşma, görme, anlama bozulabilir ve vücudun bir yarısında kuvvet azalması veya tamamen fonksiyon kaybı olabilir. Bu kayıp yine saatler içinde kısa sürede geçiyorsa geçici felçten bahsedilir.
Hastalıkta bazen tablo gelişmeden haberci uyarıcı bulgular da görülebilir: Vücudun bir tarafında gelip geçen uyuşma, kısa süreli baş ağrısı nöbetleri, konuşmanın bozulması veya durması, görmede geçici ani kayıplar, dengesizlik gibi…
Hastalığın ana sebebi beyin ve hücrelerini sulayan beyin damarlarındaki tıkanmalardır. Daha nadir olarak beyin kanaması, beyin ve zarının iltihapları anılabilir.
Damar tıkanmasının sebepleri ise: Bünyenin yaşlanması, damarların sertleşmesi, kan yağlarının fazlalığı, kandaki kırmızı hücrelerin (eritrosit) çokluğu, tansiyonun yüksek seyretmesi, sigara, alkol, uyuşturucu gibi kötü alışkanlıklar, kalp ve damar hastalıklarına irsî yatkınlık, şeker hastalığı, böbrek rahatsızlığı, aşırı stres, dengesiz beslenme, düzensiz yaşama vs…
Felçte ne yapılmalı?
Hasta apar topar hareket ettirilmemeli. Gereksiz panikle hastaya zarar verilmemeli ve en yakın sağlık merkezine götürülerek erken müdahale edilmelidir. Bazı felçler günler içinde yapılan tedaviyle iz bırakmadan geçer. Felcin geçmemesi durumunda şu yanlışlardan kaçınmalıdır:
* Gereksiz ümitlerle hasta hekim hekim dolaştırılmamalıdır.
* Tıp dışı bazı ters uygulamalara fırsat verilmemelidir.
Hastanın takip ve tedavisini üstlenen hekimle diyaloğu koparmamalıdır. Takip süreci uzun olacağı bilinerek tedbirler düzenlenmelidir. Hastalığın ilk haftalarından itibaren bıkmadan, usanmadan doktor tavsiyesine uygun fizyoterapi (masaj ve egzersiz) uygulanmalıdır.
Hastanın hareketlenmesi, iyileşmeye motivasyonu, yatakta döndürülmesi (yaralar oluşmaması için), beslenme düzeni, psikolojik ve moral durumu, hasta yakınlarının ilgi ve desteği tedavide kullanılacak ilaç ve metodlardan çok daha faydalı olduğu bilinmelidir.
Tedavide kullanılan ilaçların temel hedefi felcin tekrarlama ihtimaline karşı bünyeyi korumaktır. Tansiyonu ayarlamak, kan yağlarını düşürmek, moral ve destek tedavileri önemlidir.
Ağır olup da yatalak kalan hastaların hayatla ilgilerinin kopmamasına dikkat etmeli, çökkün (deresif) düşünceleri gelişmesi durumunda tedavisi yoluna gitmelidir.

Önceleri gebelikte tıbbi bakım gebelik başladığı andan itibaren verilmekte ve bu şekilde gebelikle ilgili tüm etkenlerin kontrol edildiği düşünülürdü. Ancak gebelik süreci “anlaşıldıkça” gebelik öncesi dönemin de sağlıklı bir gebelik, doğum ve doğum sonrası için oldukça önemli olduğu ortaya çıktı. Bu yüzden günümüzde anne adaylarına gebe kalmayı planladıklarında doktorlarına başvurmalarını ve genel bir kontrolden geçmelerini öneriyoruz.

Prekonsepsiyonel vizit (gebe kalmadan hemen önceki dönemde doktor kontrolü) adı verdiğimiz bu kontrolde amaç anne adayının gebe kalmadan önce varolan risk faktörlerini belirlemek, bunları azaltma konusunda tıbbi destek ve bilgi vermek ve anne adayının bu risk faktörleri kontrol altına alındıktan sonra gebeliğe başlamasını sağlamaktır.

İlk doktor kontrolünde yapılacak işlemler

Genel anamnez ve muayene

Yöneltilen ayrıntılı sorularla gebeliği olumsuz etkileyebilecek kronik hastalıkların (hipertansiyon, diabet, epilepsi gibi), jinekolojik hastalıkların (miyom, over kisti, enfeksiyonlar gibi), önceki gebeliklere ait durumların (düşük, anomalili doğum, önceki gebeliklerde yaşanan normaldışı durumlar), beslenme alışkanlıklarının, yaşam tarzının (sigara kullanımı, alkol ve diğer maddelerin kullanımı, çalışma hayatı, uyku ve dinlenme alışkanlıkları, egzersiz alışkanlıkları) ortaya çıkarılması. Anne ve baba adayında yaşa veya kalıtıma bağlı risk faktörlerinin ortaya çıkarılması

Jinekolojik muayene ile risk teşkil edebilecek enfeksiyon, kitle (over kisti, miyom gibi) gibi durumların ortaya çıkarılması, genel muayene ile gebelikte risk teşkil edebilecek durumların ortaya çıkarılması (organlarda işlev bozuklukları, kilo özellikleri, genel bedensel özellikler)

Papsmear alınması

Gerektiğinde anne adayının ilgili branş doktoru ile konsulte edilmesi

Gerekli durumlarda genetik danışmanlık hizmeti verilmesi

Tansiyon ölçümü

Laboratuar incelemeleri

Hiç bir şikayeti olmayan ve anamnez ve muayene bulgularına göre risk faktörü taşımayan anne adaylarında tam kan, tam idrar, idrar kültürü, kan grupları, toksoplazma ve rubella incelemeleri.

Belli bir şikayeti olan ve/veya anamnez ve muayene bulgularına göre risk faktörü belirlenen anne adaylarında diğer incelemeler (tiroid fonksiyon testleri, kalple ilgili ileri incelemeler gibi)

Kilo ölçümü ve kilo ile boy arasındaki ilişkinin belirlenmesi

Ultrason (zorunlu değil)

Tedavi

Muayenede saptanan tedavi gerektirir durumlar için uygun tedavi verilmesi (kansızlık, idrar yolu enfeksiyonları gibi). Diabet hastaları için kan şekerinin gebelik başlamadan çok öncesinden itibaren normal sınırlara çekilmesi bu anne adaylarının bebeklerinde anomali ortaya çıkma riskini belirgin şekilde azaltır.

Aşılar: Hepatit B aşılarına başlanması, rubella aşısı uygulanması, tetanoz aşısı

Rubella (kızamıkçık) aşısı daha önce kızamıkçık geçirmediği belirlenen anne adaylarına uygulanır. Aşı, canlı aşı olduğundan anne adayının bu uygulama sonrası en az üç ay gebe kalmaması ve bu süre sonunda tercihan kanda bağışıklık oluşup oluşmadığının araştırılması önerilir.

Tetanoz aşısı gebeliğin üçüncü ayından sonra da uygulanabilir.

Vitaminler: Herhangi bir kronik hastalığı olmayan, beslenmesi anormallik arzetmeyen anne adaylarının gebelik öncesi vitamin desteğine ihtiyacı yoktur.

Daha önceden nöral tüp defektli bebek doğurmuş olan anne adaylarında ise yeni gebelikte bu durumun tekrarlamasını engellemek için gebelikten bir ay önce başlanarak üç ay boyunca günde 4 miligram folik asit kullanımı uygundur. Vitaminlerin de “ilaç” grubunda yeraldığı ve gerekli görülmekdikçe kullanılmaması gerektiği unutulmamalıdır.

Hayatınızda akılcı bir beslenme rejimi her zaman olmalı. Kilo vermeyi ertelemeyin. Eğer hızla kilo veremediyseniz, hayal kırıklığına uğramayın. Keza çok çabuk kilo kaybederseniz, yeme alışkanlıklarınızı değiştirmeniz imkansız. Herhangi bir tatlıyı yemeden veya bisküvi paketini açmadan önce kendinize sorun, “Ben gerçekten aç mıyım” eğer cevabınız olumluysa, on dakika bekleyin ve bu soruyu tekrar sorun.

Yiyeceklerinizi haftalık olarak planlayın. Böylece alışveriş yaparken, abur cubur satın almaktan kurtulabilirsiniz.Asla süpermarkete aç gitmeyin. Eğer insanlar tok karnına alışverişe giderlerse, besin değeri daha yüksek yiyecekler alıyorlar. Abur cuburdan da uzak duruyorlar.

Daha hareketli olabilmek için hayatınızda, beslenme rejiminizde değişiklik yapmaktan kaçınmayın.

Bir günlük tutun. Hem ne yediğinizi, hem de ruh halinizi kaydedin. Eğer istemediğiniz halde yemek yiyorsanız, bir dakika sonra kendinizi kontrol altına alabilirsiniz. İradeyi kullanmak, dakikalarla başlar, saatlik, günlük, haftalık, aylık… sürelerle devam eder. Daima geriye dönüp kendinizi kontrol edin..

Hiçbir zaman neden kilo vermek istediğinizi unutmayın. Sıkıldığınızda veya diyet yapmaktan yorulduğunuzda eski fotoğraflarınıza göz atın. Ve her verdiğiniz kiloda kendinizi nasıl hissettiğinizi hatırlayın. Değişimin zamanla ve sabırla olacağını hep aklınızın bir köşesinde bulundurun.

Geçmişi değiştiremeyebiliriz ama gelecek için şansımızı deneyebiliriz.

Eğer istemediğiniz halde yemek yiyorsanız, bir dakika sonra kendinizi kontrol altına alabilirsiniz. İradeyi kullanmak, dakikalarla başlar, saatlik, günlük, haftalık, aylık… sürelerle devam eder.

Yeryüzündeki hiçbir yiyecek, sizin kendinizi zayıf hissetmenizden daha lezzetli olamaz.

Artık biliyorum ki, doğru seçimler yaparsam, zayıflayabilirim. Her an şu soruyu soruyorum: “Buna ihtiyacım var mı, gerçekten onu yemeyi istiyor muyum?

Eğer yemek yemek istemiyorsanız, yemek yiyebileceğiniz bir yere gitmeyin.

Sosyal zorunluluk olarak, bir partiye gidiyorsunuz, ne yiyeceğinizi de planlayın

Eğer bir açık büfe ile yüz yüze iseniz, hemen salata bölümüne gidin ve tabağınızı salatayla doldurun. İkinci kez gittiğinizde kendinizi tok hissedeceksiniz ve daha fazla kontrol edebileceksiniz.

Her zaman ölçülü olun. Porsiyonlarınız küçük olsun.

Bol sebze, Az yağ, Bardak bardak su… .

Yemeğe başlamadan önce bir bardak su için ve bu sırada düşünün, “Şu anda yemek yiyorum ama hedeflediğim kilodan uzaklaşıyorum.” Kendi kendinizle yapacağınız tartışmalar işe yarayacak.

Bilinçli bir şekilde yemek yiyin. Yavaş olun. Ağzınıza götürdüğünüz her lokmaya dikkat edin.

Her yemekten sonra dişleriniz fırçalayın. Ağzınızdaki temizlik duygusu sizin bir kaç saat acıkmanızı engelliyor.

Hazımsızlık, bir beslenme bozukluğunun işareti olduğu gibi; bir sindirim sistemi hastalığının da işareti olabilmektedir. Hazımsızlığın belirtilerini şöyle sıralayabiliriz:
* Midede dolgunluk hissi.
* Midede ağrı ve yanma.
* Karında şişlik, geğirme ve gaz çıkarma.
* Kabızlık. Nadir durumlarda ishal.
Hazımsızlığın birinci sebebi, yiyeceklerin ağızda iyi çiğnenmemesidir. Bir münakaşa ve ruhi gerginlik sırasında yenen yemeklerde, bolca hava yutulmakta; yiyecekler acele ile iyice parçalanmadan yenmekte, en önemlisi sinir sisteminin dengesi bozulduğundan ifrazat bezleri yeterince çalışmamaktadır.
Öyle ise:
* Ağzınıza aldığınız lokmayı iyice çiğnemeden yutmayınız.
Hazımsızlığın bir diğer sebebi, bol yağlı ve nişastalı (hamur işi) yemeklerle beslenmedir. Bunlar hazımı zor yiyecekler olup, mide ve barsaklarda fazla beklemektedirler. Kabızlığın sebebi de bunların barsaklarda fazla beklemesidir. “Barsak tembelliği” dediğimiz hastalığın ortaya çıkış sebebi de yine hazmı zor yiyeceklerle beslenmedir.
Öyle ise:
* Yağlı ve unlu yemekleri tıka basa yemeyiniz.
* Sofranızda mutlaka sebze yemeği ve yeşillik bulundurunuz.
* Yemek sonunda mümkün mertebe unlu tatlılar yerine taze meyve yeyiniz.
* Salata ile yenen etli ve hamur işi yemeklerin hazmı daha kolay olduğundan, bilhassa akşam yemeklerin de salata bulundurunuz.
Organik Hastalıklara Bağlı Hazımsızlık
* Yemeklerden hemen sonra veya bir saat içinde ortaya çıkan hazımsızlık belirtileri, safra kesesi yetmezliği, gastrit, mide ülseri ve kanseri gibi hastalıkların işareti olabilir.
* Yemeklerden birkaç saat sonra gelişen rahatsızlıklar oniki parmak barsağı ülserini ve pankreas yetmezliğini düşündürür.
* Geceleri ortaya çıkan hazım şikayetlerinde ve arka üstü yatıldığı zaman kendisini gösteren mide ağrılarında ise pankreas kanseri veya mide fıtığı şüphesini kuvvetlendirir.
* Kalp yetmezliği, böbrek yetmezliği (üremi), akciğer veremi ve her türlü kanser vakalarında da hazımsızlık şikayetleri görülebilir.
Ne Yapmalı?
* Hazımsızlıktan şikayet eden kimse, beslenmesine dikkat ettiği halde rahatsızlıkları devam ediyor ise; mutlaka bir doktora muayene olmalı, gerekirse teşhis için film çektirmeli ve testler yaptırmalıdır.
* Eğer muayene neticesinde hazımsızlığın fazla mide salgısından kaynaklandığı tesbit edilirse; buna “asitli dispepsi” adı verilmektedir. Yemeklerden bir iki saat sonra midede ağrı, yanma, kazıntı ve basınç şeklinde kendisini belli eder. Ekşi geğirmeler, ağız ye boğazdan gelen gazlardan dolayı yanmalar, hazan de ekşi kusmalar fazla mide asitini işaret ederler. Tedavi, mide asitini artıran yemeklerden uzak durmaya yöneliktir. Tuzlu, şekerli, baharatlı yemekler, et konserveleri, kızartmalar, çay, kahve, sigara ve alkol, çiğ soğan bunların başında gelmektedir. Et, yumurta, taze peynir, süt gibi proteinli yiyeceklerle tuzsuz ve az yağlı yemekler perhiz için faydalı gıdalar cinsindendir.
* Muayene neticesinde hazımsızlığın sebebi yetersiz mide salgısından kaynaklandığı tesbit edilirse, buna “asitsiz dispepsi” adı verilmektedir. Yemeklerden sonra bir-iki saat müddetle midede ağırlık hissi duyulur, ishal ateş nöbetleri ve başağrısı görülebilir. Dışkı çok pis kokar.
Asitsiz dispepsi’de iyi pişirilmek şartı ile her türlü et verilebilir. Yumurta, rafadan, tavada pişmiş veya çorba içinde yenebilir. Çorba yağsız ve bol tuzlu olmalıdır. Çay, kahve, baharat serbesttir. Ekmek, tercihen bayat ve kızarmış halde yenmelidir. Beden hareketleri, kısa yürüyüşler ve temiz hava da çok faydalıdır.

Beyin ve sinir sisteminin beslenme yetersizliği sonucu ortaya çıkar. Sinir hücrelerinin oksijensizliğe ve kan şekeri düşmesine tahammülü birkaç dakika ile sınırlıdır. Herhangi bir sebeple (genellikle beyne kan taşıyan damarların tıkanması, daralması) aksaması durumunda saniyeler içinde konuşma, görme, anlama bozulabilir ve vücudun bir yarısında kuvvet azalması veya tamamen fonksiyon kaybı olabilir. Bu kayıp yine saatler içinde kısa sürede geçiyorsa geçici felçten bahsedilir.
Hastalıkta bazen tablo gelişmeden haberci uyarıcı bulgular da görülebilir: Vücudun bir tarafında gelip geçen uyuşma, kısa süreli baş ağrısı nöbetleri, konuşmanın bozulması veya durması, görmede geçici ani kayıplar, dengesizlik gibi…
Hastalığın ana sebebi beyin ve hücrelerini sulayan beyin damarlarındaki tıkanmalardır. Daha nadir olarak beyin kanaması, beyin ve zarının iltihapları anılabilir.
Damar tıkanmasının sebepleri ise: Bünyenin yaşlanması, damarların sertleşmesi, kan yağlarının fazlalığı, kandaki kırmızı hücrelerin (eritrosit) çokluğu, tansiyonun yüksek seyretmesi, sigara, alkol, uyuşturucu gibi kötü alışkanlıklar, kalp ve damar hastalıklarına irsî yatkınlık, şeker hastalığı, böbrek rahatsızlığı, aşırı stres, dengesiz beslenme, düzensiz yaşama vs…
Felçte ne yapılmalı?
Hasta apar topar hareket ettirilmemeli. Gereksiz panikle hastaya zarar verilmemeli ve en yakın sağlık merkezine götürülerek erken müdahale edilmelidir. Bazı felçler günler içinde yapılan tedaviyle iz bırakmadan geçer. Felcin geçmemesi durumunda şu yanlışlardan kaçınmalıdır:
* Gereksiz ümitlerle hasta hekim hekim dolaştırılmamalıdır.
* Tıp dışı bazı ters uygulamalara fırsat verilmemelidir.
Hastanın takip ve tedavisini üstlenen hekimle diyaloğu koparmamalıdır. Takip süreci uzun olacağı bilinerek tedbirler düzenlenmelidir. Hastalığın ilk haftalarından itibaren bıkmadan, usanmadan doktor tavsiyesine uygun fizyoterapi (masaj ve egzersiz) uygulanmalıdır.
Hastanın hareketlenmesi, iyileşmeye motivasyonu, yatakta döndürülmesi (yaralar oluşmaması için), beslenme düzeni, psikolojik ve moral durumu, hasta yakınlarının ilgi ve desteği tedavide kullanılacak ilaç ve metodlardan çok daha faydalı olduğu bilinmelidir.
Tedavide kullanılan ilaçların temel hedefi felcin tekrarlama ihtimaline karşı bünyeyi korumaktır. Tansiyonu ayarlamak, kan yağlarını düşürmek, moral ve destek tedavileri önemlidir.
Ağır olup da yatalak kalan hastaların hayatla ilgilerinin kopmamasına dikkat etmeli, çökkün (deresif) düşünceleri gelişmesi durumunda tedavisi yoluna gitmelidir.

Kanserin oluşumunda beslenme alışkanlıklarının etkisinin % 30 ile 70 arasında değişmekte olduğu bilinmektedir. Beslenmeye bağlı hangi alışkanlıkların kanserin oluşumunda desteklediğini bilirsek ve besin seçimlerimizi bu doğrultuda yaparsak kanser riskini önleyebiliriz. İşte dikkat edilmesi gereken noktalar:

Diyetle alınan posa miktarının yetersiz olması kolon kanseri başta olmak üzere pek çok kanser türünün oluşumunda önemli bir etkendir. Bu sebeple diyet posasının kaynağı olan sebze ve meyvelerin, kuru baklagillerin, kepekli tahıl ürünlerinin bol miktarda tüketilmesi önemlidir.

Günlük beslenmemizde diyetimizle aldığımız katkı maddelerinin miktarları ve türleri kanserin oluşumunda önemli bir etkendir. Etlerin korunmasında kullanılan nitrit ve nitrat tuzları, doğal veya sentetik antioksidantlar, renk vericiler, zayıflama ve diabet diyetlerinde kullanılan yapay tatlandırıcılar, dikkatli kullanılması gereken katkı maddeleridir.

Özellikle bulgur, mısır, yer fıstığı ve diğer yağlı tohumlarda üreyen küfler ve onların toksinleri kansere neden olabilmektedir. Bu besinlerin üretiminde neme ve sıcaklığa dikkat edilmelidir. Tahılların yıkanması, havalandırılması, güneşletilmesi bir dereceye kadar toksini azaltmaktadır.

Kızartma, kavurma, tütsüleme gibi bazı pişirme yöntemleri kanser oluşumuna neden olabilmektedir. Özellikle protein içeriği yüksek besinlerin kızartılması veya tütsülenmesi kanserin öncüsü olan kimyasal bileşiklerin oluşumuna neden olur. Bu sebeple yiyeceklerimizi hazırlarken en sağlıklı pişirme yöntemleri olan haşlama, fırında pişirme veya ızgara tercih edilmelidir.

Alkol ve sigara kanserin oluşumunda önemli iki etkendir. Bu ürünlerin kullanımları mümkün olduğunca azaltılmalıdır.

Şişmanlık kanserin ortaya çıkmasını kolaylaştıran etkenlerden birisidir. Şişmanlık ile özellikle meme ve endormetrial kanseri riski artmaktadır, var olan kolon, prostat, rektum, böbrek ve serviks kanser türleri daha hızlı gelişmektedir. Bu sebeple vücut ağırlığının korunması şarttır.

Ayrıca diyetle fazla miktarda alınan hayvansal kaynaklı protein ve yağın da meme, uterus, kolon kanseri gibi bazı kanser türlerinin ortaya çıkmasında önemli bir etken olduğu bilinmektedir.

Antioksidant vitaminler olarak bilinen A, C ve E vitaminlerinin yetersiz miktarlarda alınması, kanserin nedenlerinden birisidir. Çünkü bu vitaminler kansere neden olan bileşiklerin oluşumunu engelleyebilmektedir. Bunun yanında riboflavin, kolin, pantotenik asit, tiamin vitaminleri ile çinko, selenyum, nikel, iyot, molibden, demir ve magnezyum minerallerini yeterli miktarlarda alınması kanserin önlenmesi için gereklidir.

İnek sütünün kanseri engelleyici etkisi de son bilimsel çalışmalarla ortaya konmaktadır

Tüm bu bilgiler ışığında kanser riskini azaltmak için beslenmemizde dikkat etmemiz gereken noktaları şu şekilde özetleyebiliriz:
-İdeal vücut ağırlığınızı koruyunuz

-Diyetinizle aldığınız hayvansal kaynaklı yağı ve proteini azaltınız.Et yemeklerini
hazırlarken yağsız sığır,dana ve kuzu etini tercih edin ve görünür yağı temizleyin; tavuk ve hindiyi derisiz tüketin; az yağlı et ürünlerini kullanın; balık ve kabuklu deniz ürünlerini daha sık tüketiniz.

-Yiyeceklerinizi hazırlarken kızartma, kavurma veya tütsüleme yerine ızgara,fırında pişirme veya haşlama gibi yöntemleri kullanınız.

-Günde 5 porsiyon taze sebze ve meyve tüketiniz.Antioksidan vitamin ve minerallerin kaynağı olan ıspanak, karnabahar, lahana, brocolli, brüksel lahanası, havuç, domates, kırmızı-yeşil biber ve turunçgilleri bol miktarda tüketiniz.

-Kuru baklagilleri ve yağlı tohumları daha sık tüketiniz.

-Yemekleriniz hazırlarken sarımsak, soğan, arpacık soğanı,nane,maydanoz gibi besinleri eklemeyi ihmal etmeyin.

-Süt ve süt ürünlerini satın alırken daha düşük yağlı ürünleri tercih ediniz; yoğurt tercihinizi probiyotik yoğurt olan LC1′den yana kullanırsanız kolon kanseri riskini azaltmış olursunuz.

SAYFA 1 12345»...Son »