EKSOFED
Tablet

Hüsnü Arsan

Önemli:
Bu ürün KONTROLE TABİ olup normal reçete ile verilerek reçete kayıt defterine kaydedilmesi gereken ürünlerdendir.

Etken Madde(ler):
Psödoefedrin HCl 60 mg

Piyasa Şekilleri:
30 tablet içeren ambalajlarda.

Kullanım Şekli:
12 yaşından büyük çocuklar ve erişkinlerde: 6 saatte bir 60 mg, günde maksimum 240 mg. 6-12 yaş arasındaki çocuklarda: 6 saatte bir 30 mg, günde maksimum 120 mg. 2-6 yaş arasındaki çocuklarda: 6 saatte bir 15 mg, günde maksimum 60 mg. 2 yaşından küçük çocuklarda doktor gözetiminde kullanılmalıdır. Yaşlılarda kullanımı ile ilgili özel çalışmalar mevcut değildir.

Endikasyonları:
Özellikle nazal mukoza, sinüsler ve genel olarak üst solunum yolları mukozasında dekonjestan etki yapar ve allerjik rinit, vazomotor rinit, nezle, grip, soğuk algınlığı gibi durumlarda burnu açarak ve burun akıntısını durdurarak semptomatik bir iyileşme sağlar.

Kontrendikasyonları:
Daha önce psödoefedrine karşı tolerans göstermemiş olanlarda kontrendikedir. Ciddi hipertansiyon ve şiddetli koroner arter hastalıkları olanlarda kullanılmamalıdır. Daha önceki 2 hafta içinde MAO inhibitörü almış veya almaya devam eden hastalarda kontrendikedir. Psödoefedrin ve bu tip bir ilacın aynı zamanda kullanılması bazan kan basıncının yükselmesine neden olabilir.

Uyarılar:
Normotansif hastalarda psödoefedrinin görünür hiç bir presör etkisi olmamakla beraber, antihipertansif maddeler, trisiklik antidepresanlar ve dekonjestanlar, iştah bastırıcı ilaçlar ve amfetamin benzeri psikostimülanlar gibi diğer sempatomimetik ilaçları alan hastalarda dikkatle kullanılmalıdır. Devamlı tedavi önermeden önce, bu gibi hastaların tek doz verilmesinden sonraki kan basınçları gözlenmelidir. Diğer sempatomimetik ilaçlarda olduğu gibi, psödoefedrin de hipertansiyon, kalp hastalıkları, şeker hastalığı, hipertiroidizm, yüksek intraoküler basınç ve prostatik büyüme görülen hastalarda dikkatle kullanılmalıdır. Renal ve/veya hepatik fonksiyon bozuklukları olan hastalar için psödoefedrinle ilgili spesifik bir araştırma bulunamamaktadır. Şiddetli renal ve/veya hepatik fonksiyon bozukluklarının bulunması halinde dikkatli olunmalıdır. Psödoefedrinin mutajenik ve karsinojenik potansiyelini belirlemek için yeterli bilgi yoktur. İnsanlarda teratojenik olup olmadığı da bilinmemektedir. İnsan fertilitesi üzerinde etkileriyle ilgili hiç bir bilgi bulunmamaktadır. Psödoefedrin, uzun süreden beri istenmeyen etkiler görülmeden yaygın bir şekilde kullanılmaktaysa da, gebelik sırasında kullanımla ilgili spesifik veriler bulunmamaktadır. Gebe kadınlarda ilacın sağlayacağı yararla gelişmekte olan fetüse olabilecek tehlikeli etkileri dengelemek şartıyla ilacın kullanımına karar verilmelidir. Psödoefedrin anne sütüne az miktarda geçer, fakat bunun emzirilen bebeklerdeki etki derecesi bilinmemektedir.

Yan Etkileri:
Psödoefedrine bağlı ciddi ters etkiler nadiren görülür. Uyku bozuklukları ve nadiren halüsinasyon dahil SSS uyarım semptomları görülebilir. Ciltte irritasyonla birlikte veya irritasyonsuz döküntüler bazan görülmektedir. Psödoefedrin alan erkeklerde nadiren üriner retansiyona rastlanır; önceden mevcut bir prostatik büyüme bu durumu hazırlayıcı bir faktör olabilir.

İlaç Etkileşimleri:
Dekonjestanlar, trisiklik antidepresanlar, iştah kesiciler ve amfetamin benzeri psikostimülanlar gibi sempatomimetik aminlerin katabolizmasını engelleyen MAO inhibitörleriyle birlikte kullanılması bazan kan basıncının yükselmesine neden olabilir. Psödoefedrin bretilyum, betanidin, guanetidin, debrizokin, metildopa ve Alfa ve Beta-adrenerjik bloker ilaçlar gibi sempatik aktiviteyi engelleyen hipotansif ilaçların etkisini kısmen tersine çevirir. Bir antibakteriyel madde olan furazolidonun, MAO’ı doza bağlı olarak inhibe ettiği bilinmektedir. Psödoefedrin ve furazolidonun beraber verilmesinin neden olduğu hiç bir hipertansif kriz şimdiye kadar bildirilmemiş olsa da, birlikte kullanılmamalıdır.

TRIAMINIC
Tablet

Novartis

Etken Madde(ler):
Fenilpropanolamin HCl 25 mg, Feniramin maleat 25 mg

Piyasa Şekilleri:
20 tablet içeren alüminyum tüplerde.

Kullanım Şekli:
Yetişkinlere günde 3 kez 1 tablet verilir. Triaminic tabletin 12 yaşından küçük çocuklara verilmemesi önerilir.

Endikasyonları:
Soğuk algınlığı, alerjik rinit ya da üst solunum yollarının diğer alerjilerine bağlı nazal konjestiyonun, nezlenin, burun ve boğazda kaşıntı, göz yaşarması gibi belirtilerin geçici olarak bertaraf edilmesinde kullanılır.

Kontrendikasyonları:
Bileşimdeki maddelerden herhangi birine karşı aşırı duyarıllık, koroner yetmezlik, taşikardi ve hipertansiyon gibi ciddi kardiyovasküler bozukluklar, alt solunum yolları hastalıklarında kullanılmamalıdır.

Uyarılar:
Dar açılı glokom, prostat hipertrofisi, ciddi diabetes mellitus, hipertiroidi olgularında dikkatle kullanılmalıdır. 12 yaş altındaki çocuklarda kullanılmamalıdır. Diğer bütün antihistaminik içeren ilaçlarda olduğu gibi bu kombinasyon da hastanın reaksiyonlarını yavaşlatabilir. Araç ya da makina kullanan hastalar uyarılmalıdır. Gebelerde ve emziren kadınlarda zorunlu olmadıkça kullanılmamalıdır.

Yan Etkileri:
Deri döküntüsü, yorgunluk, uykusuzluk, baş ağrısı, ağız kuruluğu, görme bulanıklığı, taşikardi, baş dönmesi, nadiren gastrointestinal bozukluklar görülebilir. Özellikle çocuklarda irrite durum ortaya çıkabilir.

İlaç Etkileşimleri:
Antihistaminikler alkol ve antidepresanların etkilerini artırırlar. Fenilpropanolaminin Beta-adrenerjik blokerlerle birlikte kullanılması hipotansiyon ve bradikardiye neden olabilir. Fenilpropanolamin, antihipertansiflerin etkilerini azaltabilir. MAO inhibitörleri, antihistaminlerin antimuskarinik ve merkezi depresan etkilerini de ve fenilpropanolaminin vazopresör ve kardiyak stimülan etkilerinde artışa ve sürelerinde uzamaya neden olabileceğinden birlikte bu kombinasyonu içeren müstahzarlar kullanılmamalıdır.

TRIAMINIC
Oral Solüsyon

Novartis

Etken Madde(ler):
Fenilpropanolamin HCl 20 mg/ml, Feniramin maleat 20 mg/ml

Piyasa Şekilleri:
10 ml oral solüsyon içeren cam şişelerde.

Kullanım Şekli:
1 yaşın altındaki çocuklarda kullanılmamalıdır. 1-3 yaş çocuklarda günde 4 defaya kadar, her yaş için 2 damla. Örneğin, 2 yaşındaki çocuğa, günde 4 defaya kadar 4′er damla verilir. 3 yaşın üzerinde, günde 3-4 kez, çocuğun kilosu başına 1 damla hesabıyla verilir. Örneğin 15 kg’lık bir çocuğa günde 3-4 kez 15 damla verilir. Biberona veya yemeğe karıştırılarak çocuğa verilebilir.

Endikasyonları:
Soğuk algınlığı, alerjik rinit ya da üst solunum yollarının diğer alerjilerine bağlı nazal konjestiyonun, nezlenin, burun ve boğazda kaşıntı, göz yaşarması gibi belirtilerin geçici olarak bertaraf edilmesinde kullanılır.

Kontrendikasyonları:
Bileşimdeki maddelerden herhangi birine karşı aşırı duyarıllık, koroner yetmezlik, taşikardi ve hipertansiyon gibi ciddi kardiyovasküler bozukluklar, alt solunum yolları hastalıklarında kullanılmamalıdır.

Uyarılar:
Dar açılı glokom, prostat hipertrofisi, ciddi diabetes mellitus, hipertiroidi olgularında dikkatle kullanılmalıdır. 12 yaş altındaki çocuklarda kullanılmamalıdır. Diğer bütün antihistaminik içeren ilaçlarda olduğu gibi bu kombinasyon da hastanın reaksiyonlarını yavaşlatabilir. Araç ya da makina kullanan hastalar uyarılmalıdır. Gebelerde ve emziren kadınlarda zorunlu olmadıkça kullanılmamalıdır.

Yan Etkileri:
Deri döküntüsü, yorgunluk, uykusuzluk, baş ağrısı, ağız kuruluğu, görme bulanıklığı, taşikardi, baş dönmesi, nadiren gastrointestinal bozukluklar görülebilir. Özellikle çocuklarda irrite durum ortaya çıkabilir.

İlaç Etkileşimleri:
Antihistaminikler alkol ve antidepresanların etkilerini artırırlar. Fenilpropanolaminin Beta-adrenerjik blokerlerle birlikte kullanılması hipotansiyon ve bradikardiye neden olabilir. Fenilpropanolamin, antihipertansiflerin etkilerini azaltabilir. MAO inhibitörleri, antihistaminlerin antimuskarinik ve merkezi depresan etkilerini de ve fenilpropanolaminin vazopresör ve kardiyak stimülan etkilerinde artışa ve sürelerinde uzamaya neden olabileceğinden birlikte bu kombinasyonu içeren müstahzarlar kullanılmamalıdır.

EFEDRİN Arsan
Tablet

Hüsnü Arsan

Önemli:
Bu ürün KONTROLE TABİ olup normal reçete ile verilerek reçete kayıt defterine kaydedilmesi gereken ürünlerdendir.

Etken Madde(ler):
Efedrin hidroklorür 50 mg

Piyasa Şekilleri:
20 tabletlik ambalajlarda.

Kullanım Şekli:
Günlük doz erişkinlerde her 4 saatte bir 1/2-1 tablet ve çocuklarda 4-6 eşit kısımda uygulanan 3 mg/kg’dır. Akut astım nöbetlerinde tek doz halinde 1-2 tablet kullanılır.

Endikasyonları:
Kronik astım, bronşit, amfizem ve bronkospastik solunum rahatsızlıklarıyla birlikte oluşan reversibl bronkospazmların semptomatik tedavisinde endikedir.

Kontrendikasyonları:
Hipertansiyon, tirotoksikoz, feokromsitoma, dar açılı glokom, prostat hipertrofisi, kalp hastalığı ve serebrovasküler yetmezlikte kontrendikedir. Gebelerde, yaşlılarda, uyku zorluğu çekenlerde ve süt veren annelerde kullanılmamalıdır.

Yan Etkileri:
Sinirlilik, tremor, uykusuzluk, iştah kaybı, taşikardi ve hipertansiyon gibi yan etkiler görülebilir.

İlaç Etkileşimleri:
MAO inhibitörleri, alkol, ergo alkaloidleri, oksitosin, dijital ve halotanla birlikte kullanılmamalıdır.

Bu kısımda, genel bakım ve beslenme konuları için önerilerde bulunacağız. Ayrıca, yaygın hastalıkların çocuğunuz üzerinde gösterebileceği etkileri tartışacağız ve sadece okul çağı çocuklarında görülen bu bozuklukların özelliklerini vurgulayacağız.

Okul çağındaki çocuklar soğuk algınlığı ve grip de dahil olmak üzere yaygın teneffüs yolu enfeksiyonlarına gitgide daha az yakalanmaktadırlar.
Okul çağındaki, pek çok çocuk yinelenen karın ağrısı, başarısı ve büyüme ağrılarından şikâyetçi olmaktadır.
Okul çağı çocuklarında ortak olarak görülen pek çok bozukluk, kitabın diğer bölümlerinde yer almaktadır. Okul çağı çocuklarında bulunan pek çok bozukluk ciddi sonuçlara yol açmaz. Bu yaşta çocuklar olağanüstü derecede çabuk iyileşir bir durumda olup genç bedenleri çok yaygın rahatsızlıklardan kolaylıkla sıyrılabilmektedir.
Genel Bakım
Bağışıklıklama
6 yaşında çocuğunuz, çocuklukta kazanılan bagışıklıklama, tavsiye edilen programını bitirmiş olmalıdır. Çocukların dokümanlarla gösterilebilecek bir dizi hastalığı aşmış olmaları anaokuluna girmek için pek çok ülkede gereklidir. Böylece çocuğunuz anaokuluna kabul edilmeden önce, difteri, tetanos, boğmaca, kızamık, kızamıkçık ve çocuk felci gibi hastalıklara karşı bağışıklığına kavuşacaktır.
Düzenli Kontroller
Pek çok okulda çocukların düzenli olarak, işitme, genel görünüm, boy, kilo ve omurga eğriliği gibi sorunları olup olmadığı izlenir. Eğer okul sağlık ekibi bir bozukluk saptarsa bunu size bildirecek ve bir doktora danışmanızı önerecektir.
Bununla birlikte, çocuğunuzun sağlığını sadece okula bırakmayın. Buna ek olarak çocuğunuz iyi olduğunda da, çocuğunuzu doktoruna göstermek için düzenli bir program yapın. Doktor, çocuğunuzun boyunu, kilosunu, duruşunu, kan basıncını ve diğer birtakım özelikleri kontrol edecektir. Bu checkuplar arasında özel bazı sorunlar doğabilir. Bu durumda doktorunuzu arayın ve sorunu ona anlatın. Doktorun ekibiyle birlikte bir vizitenin gerekip gerekmediğine karar verebilirsiniz.
Enfeksiyon Hastalıkları
Çocuğunuz okulda diğer pek çok çocukla temas halinde olacaktır. Bir günlük bakım merkezinde olduğu gibi, okulda bir çocuk bulaşıcı bir hastalık taşıyorsa, diğer çocuklara kolaylıkla bu hastalığı bulaştıracaktır. Çocuğunuz bulaşıcı bir hastalık taşıdığında, hastalığın diğer çocuklara bulaşmasını önlemek için çocuğunuzu okula göndermeyin. Bu hastalıkların yaygın örnekleri şunlardır. Soğuk algınlıkları, grip, boğaz rahatsızlıkları ve suçiçeği.
Çocuğunuzu evde tutmanızın gerekip gerekmediğinden emin değilseniz, doktorundan, hekiminden ya da okul hemşiresinden hastalığın bulaşıcı olup olmadığı, öyleyse ne kadar sürdüğünü öğrenin. İşten çıkış saatinizi ayarlamakla da evde hasta çocuğunuzla ilgilenecek bir bakıcı bulmak gibi programınızı yeniden düzenlemek zorundaysanız, bu güç olacaktır. Bununla birlikte, çocuğunuzun evde bir gün geçirmesi, çocuğunuz ve onun sınıf arkadaşlarının sağlığı için en iyisi olacaktır.
Sağlık Bilgisi
Elleri yıkamak, soğuk algınlıkları da dahil olmak üzere enfeksiyon hastalıklarının yayılmasını engellemek için tek ve en önemli yöntemdir. Eğer ellerini yıkamayı okul öncesi dönemde çocuğunuz öğrenmişse, çocuğunuzun bu iyi el yıkama alışkanlığını sürdürmesini sağlayın. Evde ya da okulda olsun, tuvaletten çıkmadan önce yemek yemeden veya yemekleri hazırlamadan önce çocuğunuzun ellerini yıkaması gerektiği hususunda ısrarlı davranın. Avuç içi ve parmak araları da tamamıyla olmak üzere çocuğunuz her iki elini de tamamıyla yıkamak için sabun ve sıcak su kullanmalıdır.
Uyku Gereksinimi
Çocuğunuzun sağlığını korumanın bir diğer yolu da, çocuğunuzun yeteri kadar uyku alıp almadığının kontrolüdür. Çocuğunuz sizden daha çok uykuya gereksinim duyar. 6 yaşındaki tüm çocuklar, sağlıklı olabilmek için hemen hemen 11 saatlik bir uykuya ihtiyaç duyarlar. Bu miktar, çocuklar 12 yaşına ulaştığında yavaş yavaş 9 saatin üstüne doğru azalacaktır.
Diş Bakımı
Çocuğunuzun daimi dişleri okul çağında teker teker çıkacaktır. Yılda dört kadar olmak üzere ilk (bebeklik) dişlerinin yerine gelecektir. Daimi dişler bir ömür boyu süreceğinden bunlara iyi bakmak önemlidir. Dişlerini fırçalamayı okul öncesi dönemde çocuğunuza alıştırdığınızdan, her yemekten sonra çocuğunuza dişlerini fırçalamayı öğretmeye devam edin. En azından yılda iki kez çocuğunuzun dişçiye düzenli olarak gitmesini sağlayın.
Daimi dişleri çıkar çıkmaz, dişçi onlara ilaç sürecek ve bu işlem de dişlerin çürümesini engelleyecektir.
Çocuğunuzun tatlı şeyler yemesini kısmen sınırlayarak dişlerin çürüme riskini azaltmak için üzerinize düşeni yapabilirsiniz. Eğer kullandığınız suda fluorid yok ise çocuğunuzun dişçisi ya da doktoru ek olarak fluorid verebilir. Dişlerin düzeltilmesi gerekiyorsa, ortodonti uygulaması genellikle bu yaşta başlatılır.
Kaza ve İncinme
Normal davranış ve fiziksel gelişme okul çağındaki çocuğun kaza ve incinmeye karşı duyarlılığını artırmaktadır. Dikkatlice önlemler alarak çocuğunuzun kaza riskini minimuma indirebilirsiniz.
Araba kazaları okul çağı çocuklarında vuku bulan en yaygın ölüm nedenidir. Bu kaza riski, okul çağındaki çocuğun doğasında bulunan maceracı davranış tutumuyla yükseltilmektedir. Otomobille yapılan gezilerde çocuğunuzun emniyet kemerini takması çok önemlidir. Siz de emniyet kemerinizi bağlayarak ona örnek olun.
Okul çağındaki çocuğunuz bol egzersiz yapmalıdır, yani okuldan sonra televizyon seyretmek yerine aktif oyunlarda yer almalıdır. Bununla beraber, fiziksel etkinlik de incinme riskini artırmakta ve çocuğun izlenmesini gerektirmektedir. 6-9 yaş grubu çocuklarının küçük organlardan ziyade kasların yoğun bir şekilde bulunduğu uzuvlar üzerinde kontrolleri daha fazladır. Bu da bisiklet kazalarını artırmaktadır. Bisikletçilere uygulanan trafik kuralarını vurgulamak suretiyle çocuğunuza bu konuda yardımcı olabilirsiniz.
Akran çevresi okul çağı çocuğunun hayatında artan önemli bir rol oynamaktadır. Gitgide çocuğunuz grup içerisinde oynamaktan daha çok zevk alacak ve grup üyelerine bağlılığı artacaktır. Çocuğun ilenmediği durumlarda ne kadar tehlikeli olursa olsun çocuğunuz grup liderliğini takip edebilir. Çocuğun akranlarının sahip olduğu etki okul çağında artma eğilimindedir. Sonunda akran grubu, okul çağının sonuna gelmiş çocuklardan (özellikle erkeklerden) cüretkâr, genellikle tehlikeli bazı kahramanlık hareketlerini yapmalarını talep edebilir. Bu tip oyunlar ise boğulma ile yanmayla, hatta yaralanmalarla sonuçlanabilir.
Hiçbir ebeveyn çocuğunun her dakikasını denetleyemez. Ancak çocuğunuza neyin emniyetli, neyin emniyetsiz olduğuna ilişkin gerçekten temel olabilecek bir fikir vermek mümkündür. Belirli bir noktaya kadar gözü pek davranışlar okul çağının sonuna gelen çocuklarda normaldir. Bununla birlikte, çocuğun kendisine güvenini artırarak tehlike riskini azaltabilirsiniz. Böylece çocuk, grubu yapmasını istediği şeyde grubun baskısını kendi üzerinde pek fazla hissetmeyecektir.
Alınacak diğer ana önlemler arasında yüzmeyle ilgili önlemler ya da silahların eğer evde varsa kilit altına alınması ve çocuğunuzun sokakta emniyetli yürüme kurallarına uyması gibi önlemler sayılabilir.
Aile tarafından denetlenebilecek eğlence durumlarında çocuk için mümkün olan en emniyetli oyunları seçmek de önem taşımaktadır. Bunun en iyi örnekleri, avlular, oyun alanları, parklar ve topluluk merkezleri bulunmaktadır. Diğer bir şekilde tehlikeli ve çok az denetlenen yerlerde oynayacaklardır. Bu da incinme riskini yükseltecek ve bir kaza olursa yardım olasılığını da azaltacaktır. Bir yetişkinin gözetimi altında kazanmaktan ziyade bir takımda oynama disiplini ile bu becerileri çocuğa kazandırmayı amaçlayan organize etkinlikler (basketbol ve futbol gibi) okul çağındaki erkek ve kız çocuklar için mükemmel faaliyetlerdir.
Sağlıklı Yaşam Tarzları
Okul çağındaki çocuklar kendi sağlıkları için artan bir kişisel sorumluluğu üstlenebilecekleri gibi, sağlıklı bir yaşam tarzının da esaslarını öğrenebilirler. Sağlık bilgisi, beslenme, diş bakımı, israf ve kazalardan korunma gibi şeyleri çocuğa öğretmek için en uygun zamandır.
Kazalar, okul çağı çocukları arasında görülen yetersizlik ve ölümün ana nedenidir. Daha büyük çocuklar için cinsel gelişme cinsellik birtakım soru ve endişelere neden olabilir. Kızlar, adet döneminin başlangıcına hazır olmalı ve her iki cinsiyetteki bireyler de normal cinsel gelişim hususunda bilgilendirilmelidir.
Disiplin, okul gelişimi ve akranlarla olan ilişkiler gibi çocuğu sosyalleştirme ve geliştirme hususunda çocuğa kılavuzluk edin. Çocuğunuzun davranışlarını, evdeki ortak işler ve ev ödevleri hususunda kişisel sorumluluk anlayışını teşvik edin.

BOŞANMA SEBEPLERİ

Evlilik, her kurum gibi zaman zaman aksayan yönleri olan bir kurum, bu aksaklıklar giderilemediğinde ise sonuç ne yazık ki boşanmayla noktalanıyor. Evlilik süresince aileye yeni bir birey katıldıysa boşanma daha sancılı oluyor. Evliliğin bitmesine yol açan sebepler çok çeşitli olabilir, en çok görülen sebepleri aşağıdaki gibi sıralayabiliriz:

  1. ekonomik sorunlar
  2. eşlerin sosyo-kültürel yapı farklılıkları
  3. cinsel sorunlar
  4. iletişim bozukluğu
  5. eşlerden birinin ihaneti
  6. aile içi şiddet

Yukarıdaki sebepler nedeniyle evlilik sorunları yaşayan bir çiftin anne-baba olarak da çocuklarıyla sağlıklı ilişkiler kurabilmelerini bekleyemeyiz; anne ya da baba ayrı ayrı çocuklarıyla sağlıklı ilişkiler kursalar bile, birlikte çocuklarına karşı tutarlı, dengeli tutum ve davranışlar sergilemekte güçlük çekeceklerdir. Bir evliliği başa çıkılamayan, çözüm üretilemeyen, süregen sorunlarla devam ettirmenin çocuk üzerinde yaratacağı olumsuz etkiler, bazen boşanmanın kendisinin yaratacağı etkilerden daha fazla ve yıkıcı olabilir.

Boşanmanın sebebi ve şekli, çocukların boşanmadan ne kadar etkileneceğini belirler;

Örneğin, anlaşmazlık (iletişim bozukluğu) nedeniyle biten bir evlilikle, eşlerden birinin ihaneti sonucu biten bir evliliği karşılaştıralım. İlkinde, eşler daha uzlaşmacı ve çocukla ilgili sorunların üstesinden gelmek konusunda daha akılcı davranabilirler. İkinci durumda ise, eşler birbirlerine karşı daha öfkeli ve düşmanca tutumlar sergilerler, durum böyle olunca isteseler de uzlaşmacı olamazlar. İkinci tip boşanmalarda ise çocuklar doğal olarak daha fazla zarar görürler.

BOŞANMA SÜRECİNDE DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN NOKTALAR

Sizi boşanma kararı almaya iten sebepler ne olursa olsun, boşanma kararınızı kesin olarak vermeden önce, aşağıdaki konuları gözden geçirdiğinizden emin olun;

  1. Yaşadığım sorunların ve mutsuzluğumun sebebi evliliğim, başka sorunları evliliğime atfetmiyorum,
  2. Evliliğimi kurtarmak için elimden gelen herşeyi yaptım,
  3. Bu kararı uzun sürede ve etki altında kalmadan verdim,
  4. Eşim de, ben de ilişkimize yeterince zaman tanıdık,
  5. Çocuğumuz ve ben boşanma olayından etkileneceğiz,
  6. Boşandıktan sonra ortaya çıkabilecek yeni sorunlarla başa çıkabilecek gücüm var,
  7. Yalnızca eşimden boşanıyorum, çocuğumdan değil (özellikle babalar için),
  8. Eşimin de benim de çocuğumuza ihtiyacımız var, çocuğumuzun hem bana hem eşime ihtiyacı var, o yalnız birimize ait değil.

Kararınızı kesin olarak verdiyseniz veya siz istemeseniz de eşiniz kesin olarak sizden boşanmaya karar verdiyse çocuğunuzun boşanma sürecinden olabildiğince az etkilenmesini sağlayabilmek için aşağıdaki maddeleri yerine getirmeye çalışın;

  1. Boşanmanın ne olduğu ve boşanmadan sonra anne, baba ve çocuğun yaşamında ne gibi değişiklikler olacağı konusunda çocuğu bilgilendirmek ve bilinçlendirmek gerekir. Boşanma sürecinde, şehir veya ev değiştirme, bakıcı değiştirme, yeni bir evlilik vb. yaşam değişikliklerini erteleyin. Yaşanması zorunlu bazı değişiklikler varsa, bunlara kademeli geçişler yapmaya gayret edin. Çünkü her değişim, olumlu da olsa ekstra çaba gerektirir ve çocuğunuz için hepsine birden uyum sağlamak güç olabilir. Aynı sebeple, boşanma sonrası çocuk eşlerden hangisiyle kalacaksa, o ve çocuk ailenin boşanmadan önce yaşadığı mekanda yaşamaya devam etmelidir.
  2. Eşler, kendi ailelerini de toplayarak (babaanne, hala , dayı vb.) hep birlikte bir toplantı yapmalı ve çocukla ilgili alınan kararlardan herkesin haberi olmalıdır. Böylece herkes çocuk için işbirliğinin kaçınılmaz olduğunu hatırlatmış olur, çocuğun bu durumdan çok etkilenebileceğinin ve bu konuda herkesten duyarlılık beklendiğinin altı çizilir ve kararlarda herkesin katkısı olduğundan kurallar daha az çiğnenir.
  3. Çocuktan ayrı yaşayacak olan eş, kademeli olarak evden ayrı kalmaya başlamalıdır; bu süreç haftada bir günden 5-6 güne kadar çıkarıldığında çocuk ayrılığa daha kolay adapte olur. Boşanmadan sonra, çocuklar her iki eşle de sürekli ve düzenli olarak görüşmeye devam etmelidir. Siz artık sevgili veya karı-koca olmayabilirsiniz ama onun için halen anne-babasınız. O sizleri beraber tanıdı ve beraber istiyor, bunu anlamaya çalışın ve ayrılığınıza alışması için ona zaman verin. Çocuğunuza anne ve babanın bibirlerinden ayrılmalarının çocuklarından ayrılmaları anlamına gelmediğini anlatın. Hep birlikte sık sık biraraya gelin (Kendinizi,eşinizle bu biraraya gelişleri kimseye açıklamak zorunda hissetmeyin !!!).
  4. Eşler boşanmanın çocukları için olduğu kadar kendileri için de zor olduğunu unutmamalı ve boşanmayı bir son değil, bir başlangıç olarak kabul etmelidirler. Öfke, yalnızlık duygusu, depresyon, kaygı gibi psikolojik sorunlar ortaya çıkabilir, bunlar doğaldır, gerekirse profesyonel yardım almaktan çekinmemek gerekir. Kendilerini ne kadar çabuk toparlarlarsa çocuklarına da o kadar çok yararlı olabilirler. Unutmamak gerekir ki, çocuklar yeni karşılaştıkları her durumun ne denli tehdit edici olup olmadığını anlamak için genellikle yetişkinlerin tepkilerine bakarlar. Sürekli ağlayan bir anne çocuğa durumun kötü olduğu, neşeli ve çabalayan bir anne ise her şeyin yolunda gittiği izlenimini verecektir.
  5. Eşler çocukları kesinlikle birbirlerine karşı kullanmamalıdır; çocuk hiçbir şekilde taraf ve tanık tutulmamalıdır. Yeni düzenlemelerle ilgili kararlar alırken çocuğunuzun onayını alın ama çocuğunuzu karar verme sorumluluğu altında ezmeyin.
  6. Çocuk, boşanmış bir anne-babanın çocuğu olmayı çevresine karşı bir silah gibi kullanmamalıdır. Her konuda gereksiz tavizler vererek çocuğun boşanmadan alacağı yaralar yalnızca artırılır, azaltılmaz. Her gün çikolata yemesine izin vererek çocuğunuzun boşanma olayından daha az etkilenmesini sağlayamazsınız, sadece çikolataya daha çok alışmasını sağlarsınız.
  7. Çocukla ilgili her konuda eşler birbirleriyle çelişen davranışlarda bulunmamaya gayret göstermeli, ortak bir yol izlenmelidir. Babanın evinde izin verilen bir şeye, annenin evinde yasak konulmamalıdır.
  8. Çocuklar anne-babalarının boşanmasından kendilerini suçlayabilirler. Bu yüzden, boşanma sebebeinin çocukla hiçbir ilgisinin olmadığı, bunun anne ile babanın arasındaki anlaşmazlıktan kaynaklandığı açıkça anlatılmalıdır.
  9. Çocuk anne-babasının yerine kimseyi koymak istemez, buna saygı duymak gerekir. Boþanma sonrası eşlerden biri yeni bir ilişki yaşıyorsa çocuğun bunu boşanmayı kabullenene kadar bilmemesi gerekir.
  10. Boşanma sırasında, çocuklar mahkeme, eşya dağılımı, nafaka gibi konulardan haberdar edilmemelidir.

Anne-babası boşanmış veya boşanma aşamasında olan bir çocukla ilişkisi olan herkes için iki uyarı :

LÜTFEN,

  1. Çocuğun yanında bu konuyu konuşmayın, özellikle de eşlerden birinin tarafını tutan veya kötüleyen sözler sarfetmeyin.
  2. Boşanma olayını çocukla ilişkilendirmeyin ve çocuğa bu anlama gelen sözler sarfetmeyin;

Anne ya da babasının kendisini sevmediği için, çok yaramazlık yaptığı için, başka bir kadınla birlikte olmayı tercih ettiği için vb. terkettiğini asla söylemeyin. Bu boşanan çiftlerin ailelerinin ve hatta kendilerinin de çok düştüğü bir hatadır. Hernekadar bu sözler gerekçelendirilirken “çocuk anne veya babadan soğusun da aramasın” gibi bir iyi niyet öne sürülüyor olsa da, bu ne inandırıcı ne de çok akılcıdır. Bu gibi sözlerle çocuğu teselli etmez, ona ancak “terkedilmişlik duygusu ve/veya suçluluk duygusu” enjekte etmiş oluruz. Böylece çocuk terkedildiğini çünkü sevgiye layık olmadığını, değersiz olduğunu düşünür. Bu gibi sözlerin çocuklarda ne kadar derin ve onarılması zor yaralar açabileceğini düşünebiliyor musunuz ?

Anne-babalar için son uyarı :

Boşanmaya karar vermeden önce, eşinizle birlikte hareket ederek, çocuğunuzun boşanmanızdan olabildiğince az etkilenmeslini sağlamak için tüm önlemleri alsanız da, çocuğunuz bu olaydan çok etkilenebilir. Bazen de çok dikkatsiz davranırsınız ama çocuğunuz fazla etkilenmez. Bunun iki sebebi vardır; birincisi her çocuk her olaydan aynı oranda etkilenmez, ikincisi olayın etkileri eşit olsa bile tepkiler ve tepkinin zamanı farklı olabilir.

Buna ilaveten, boşanma olayı çocukları kuşkusuz etkiliyor, ancak çocuklar olayın kendisinden çok, oluş biçiminden, süreç içerisinde yaşananlardan etkileniyorlar. Çocuklara birşeyi anlatmanın bin çeşit yolu var. Önemli olan çocuğumuz için doğru olan yolu bulabilmek. Bizim çocuğumuz için, bizim koşullarımızda doğru olan bir yol, bir başka çocuk için onun koşullarında doğru olmayabilir. Çocuğunuzu boşanma sürecine hazırlama konusunda profesyonel yardım almaktan çekinmeyin lütfen, bunu utanılacak bir şey olarak görmeyin. Bunu yaparken de olabildiğince erken, boşanma kararı almadan veya hemen sonrasında yapın. Bu arada, boşanma aşamasında çocukları için profesyonel yardım alırken, iletişim sorunlarını çözebildiğini görerek, evliliğini sürdürmeye karar veren çiftlerin sayısının da çok olduğunu hatırlatmak isterim.

 

Otistik bozukluk genel anlamda belirgin belirtileri olmasına karşın bazı durumlarda anne babalar tarafından geç farkedilebilmektedir. Otistik bozukluk genel olarak hayatın ilk 36 ayında bazı belirtiler vererek yavaş yavaş kendini göstermeye başlar. Normalde bebeklerin gelişim dönemleri içerisinde bebeklerin anne veya diğer insanlar ile iletişim ve etkileşim şekli önemlidir. Bebek ilk doğuduğu andan itibaren etrafı ile iletişim ve etkileşime girmek ister . Bu iletişim ve etkileşim göz ile nesneleri ve insanları takip ederek , agulama ile sinyal vererek , karşısındakine gülümsemede bulunarak , göz kontağı kurarak olabilir. Otistik bozukluğun başlangıcı ilk 36 ayda belli bir normal gelişim dönemi olduktan sonra olmakla beraber doğumdan itibaren bazı belirtiler ile birlikte de görülebilir.

Otistik bozukluğu olan çocuklarda üç temel belirti vardır. Bunlardan birincisi iletişim alanındadır. Yani konuşma , jest ve mimikler vb araçlar ile etraf ile iletişimin olmaması veya çok kısıtlı ve sınırlı olmasıdır. Aileler çoğunlukla çocuklarını ”konuşmuyor” diye Kulak burun boğaz hekimine veya Çocuk hastalıkları hekimine götürürler. Daha sonrada orada yapılan tetkiklerin normal çıkması ile Çocuk Psikiyatristlerine gelirler. İkinci bozulan alan ise çevre ve diğer insanlar ile etkileşim alanıdır. Yani çocuk başkaları ile duygularını , başarılarını , sevinçlerini paylaşmaz ve etrafındaki insanlar ile herhangi bir karşılıklı etkileşime girmek istemez , zaten otizmin kelime anlamına uygun olarak ” kendi halinde , kendi kabuğunda ” davranır. İnsanların duygusal değişiklikleri ve sinyalleri onları etkilemez veya çok sınırlı olarak etkileşim görülür. Yaşıtlarının yanına gitmez onlar ile ilgilenmezler .Üçüncü temel bozulma alanı ise ısrarla tekrarlayan davranışlar ( dönme ,sallanma , zıplama vb.) ve çok sınırlı olan ilgi alanıdır. Bu durumdaki bir çocuk çamaşır makinasının dönen merdanesi karşısında saatlerce oturup bakabilir veya bir arabanın tekerleğini saatlerce çevirebilir veya bir eşyanın parçası ile saatlerce oturup uğraşabilir.

Ek olarak ayak ucunda yürüme , yandan bakış , ağrıya dayanıklılık, yemek konusunda gıda seçimi vb belirtiler ile otistik çocuk diğer çocuklarıdan kolaylıkla ayırt edilir. Otizmin temel tedavisi eğitim olmakla birlikte erken tanı ve başka sorunların eşlik edip etmediği önemlidir. Önemli olan anne babaların bu konuda uyanık olarak erken tanı ve tedavi açısından bilgili olmalarıdır.

Bu yaş grubundaki çocukların çoğu için yemek yemek, hayatın koşmak, zıplamak, oynamak gibi zevkleri yanında sanki bir tür zaman kaybıdır. Yemek zamanı geldiğinde, onları sofraya oturtmak bile başlı başına sorun olabilmekte. Sağlıklı bir yemek alışkanlığı/disiplini kazandırabilmek, çocuğun tüm hayatını olumlu yönde etkileyecektir, ve biraz ciddiye alınmalıdır.

Sağlıklı yemek alışkanlığı
Çocuğun sağlıklı yemek alışkanlığı kazanabilmesi için, ailenin sağlıklı yemek alışkanlığı olmalıdır. Yemekler, tüm ailenin- en azından o anda evde olanların biraraya geldiği, bir seremoni, sohbet havası içinde olmalıdır, ki, çocuk da o ortamın içinde olmak istesin. 2 yaşından itibaren, çocuğunuz, sofradaki yerini almalıdır. 3 öğün uygun yemek ve 2 ara öğün, sağlıklı beslenmeiçin yeterlidir.

Yine bu yaştan itibaren, çocuk kendi yemeğini kendi yemesi yönünde cesaretlendirilmelidir. 3 yaşına gelmiş çocuk, artık nerdeyse tamamen kendi yemeğini yeme yeteneğini kazanmıştır. Bu yaşta çocuğa, yemek yedirmek değil, yemek konusunda öneriler gereklidir; “yemek yerken konuşma”, ” küçük lokmalar al” gibi. Yine de, 3 yaşında çocuk, yemek yerken tek başına bırakılmamalı, özellikle fındık, şeker, çiğ sebze-meyve vb gıdaları yerken gözlem altında tutulmalıdır, tatsız kazalarla karşılaşabilirsiniz.

Aileyle birlikte yemek yemek
Gıda allerjisi olmayan 2 yaşında bir çocuk, sofraya oturup, herkesle birlikte yemeğini yemelidir. Bu durumda, çocuk, çevresinde gördüğünü uygulayacak, siz ne yapıyorsanız onu yapacaktır. Siz su içiyorsanız o da içecek, siz çorbayı bırakıp, kimi sebzeleri yemiyorsanız, o da benzer tercihlerde bulunacaktır. Çocuğa yemek alışkanlığı kazandırmak, aynı zamanda siz anne-babaların da yemek alışkanlıklarını gözden geçirmesini gerektirmektedir. Biz hekimler, günlük işimiz sırasında, en çok “yemeyen çocuk” yakınmasıyla karşılaşırız, ve biraz soruşturunca, yemeyen çocuğun, “yemeyen aile”nin ürünü olduğunu görürüz. En azından çocuğunuzun iyiliği için, bu arada, yemek düzeninizi organize etmeye çalışın. İşte, sağlıklı beslenme ve beslenme alışkanlığı için yapabileceklerimiz:

Sağlıklı gıda maddeleri satın almak, sebze ve meyve çeşitleri, değişik tahıllar, baklagiller. çocuğun, yemek seçimini, sizin sağladığınız gıdalardan yapmasını sağlamak, düzenli yemek ve ara öğün saatleri belirlemek, her sabah düzenli kahvaltıya oturmak, şekerli içeceklerden ve yağlı ara öğünlerden kaçınmak, zira bu tür gıdaların kendi sağlıksız olmakla kalmıyor, sağlıklı gıdaları yiyecek “yer” kalmıyor. fazla tuzdan kaçınmak; 1 yaşına kadar yemeklere hiç tuz katılmamalı, ancak biz hekimler “doktor bey, sebze maması çok tatsız, biraz tuz atınca daha severek yiyor” diyerek, 6-7. ayda bebeklerimizi tuza alıştırıyoruz. yüksek kalorili meyvalı ve kolalı içecekler yerine çocuklara su içirmek, sofrada ailece su içmek kafeinli gıda ve içeceklerden kaçınmak-çikolata gibi yemek saatlerinde ailece sofraya oturmak

3-5 yaş çocuklarında, her öğünde aynı yemeği istemek, yada reddetmek yaygın bir davranış biçimidir. Çocuğun ne yediğini, her öğünde ayrı ayrı hesap yaparak ona baskı uygulamak yerine, ona sürekli uygun gıdalardan oluşan bir menü sunarak, genelde sağlıklı beslenmesini sağlayabiliriz. Porsiyonları küçük tutmak, onda bitirme isteği uyandıracaktır. Biraz büyüdükten sonra, çocuğu yemek işine alışveriş aşamasından katarak, yemeğin hazırlanışında , sofranın kurulmasında ondan yardım isteyerek daha iyi sonuç alabiliriz. Ona sunulan farklı tatları bir lokma bile almadfan reddetse de, umudunuz kırılmasın. Bebeklikten itibaren, yeni bir gıda verirken allerjik bir tepki olup olmadığına dikkat edin, döküntü, nefes alma güçlüğü gibi belirtiler oluşursa, hemen doktorunuzu arayın.

Ev dışında sağlıklı beslenme

2-5 yaş arası çocuk, değişik nedenlerle sık sık ev dışında yemek yiyebilir. Dışarda ya da başka evlerde yenen “sağlıksız” yemekler, ne yazık ki, çocukların daha çok hoşuna gider. Önemli olan, çocuğun bunun “kırkyılda bir” olacağının bilincinde olması.

Okulda ya da kreşde çocuğunuz düzenli olarak yemek yiyorsa, her bir öğünde ne verildiğiyle ayrıntılı olarak ilgilenin, öğrenin. Yemekleri uygun bulmuyorsanız müdahale etmekten çekinmeyin. Gerekirse, diğer anne-babalarla görüşerek, daha sonuç alıcı girişimlerde bulunabilirsiniz. Eminiz ki, bilinçli anne baba, çocuklarının sağlıklı beslenmesi için elinden geleni yapacaktır.

 

Akciğer kanserleri sik rastlanan ve önemli bir hastalık mıdır?

Tüm dünyada erkeklerde ve ayni zamanda dünyanın bir çok ülkesinde kadınlarda en sik rastlanan kanser türüdür. Bir çok kanser türünde giderek azalma söz konusu iken akciğer kanserine rastlanma sıklığı maalesef giderek artmaktadır. Tüm dünyada erkek ve kadınlarda halen en öldürücü kanser türüdür. Genel ölüm nedenleri arasında dünyada ikinci sırada yer almaktadır.

Akciğer Kanserinin sebebi nedir?

En iyi bilinen neden sigara içilmesidir. Bazı mesleklerde çalışma, hava kirliliği, radyasyon, genetik faktörler, beslenme alışkanlıkları gibi adi geçen diğer nedenlerin hiç birisi sigara ile mukayese edilecek kadar önemli değildir.

Ak toprak kanser yapar mı?

Ülkemizin bazı yörelerinde bulunan ak toprak, gök toprak olarak bilinen asbest veya zeolit içeren toprakla temas akciğer kanseri yapmaktadır. Duvar sıvama ve yer döşeme amaçlı kullanılan ve bebeklerin altına konan bu toprağın bulunduğu alanlarda yaşayanlarda akciğer ve akciğeri örten zardan köken alan kanserlere çok sik rastlanmaktadır.

Akciğer kanseri bir meslek hastalığı mıdır?

Evet. Bazen akciğer kanseri bir meslek hastalığı seklinde ortaya çıkar. Örneğin radyolog hekimler ve diğer radyasyonla çalışanlarda ve asbest sanayiinde çalışanlarda akciğer kanserleri çok daha fazladır. Asbest bir ses ve isi yalıtım maddesi olarak sanayide kullanılmaktadır. Bu iş kollarında (fren ve balata üretimi, gemi ve uçak sanayii, asbestli tuğla ve yapı malzemeleri üretimi gibi…) çalışanlarda akciğer kanserleri bir meslek riski olarak ortaya çıkmaktadır.

Akciğer kanserinin sigaradan olduğu kesin mıdır?

Kuskusuz. Sigara ile akciğer kanseri arasındaki sebep-sonuç ilişkisi doğru orantılıdır.Bir kişi sigaraya ne kadar erken yasta baslarsa, günde ne kadar çok sayıda ve ne kadar uzun süre sigara içerse, içtiği sigaradan ne kadar derin dumanı içine çekerse akciğer kanseri olma riski o kadar fazladır.

Sigara içmeyen akciğer kanseri olmaz mı?

Olabilir. Ancak bu, çok daha az rastlanır bir durumdur. Oysa, sigara içen bir kişinin akciğer kanseri olma riski içmeyene göre 13 ile 22 kat daha fazladır.

Akciğer kanserlerinin hepsi sigaradan mi oluşmaktadır?

Akciğer kanserlerinin %95′ inde sebep sigaradır.

Önlenebilir kanser ne demektir?

Bazı hastalıkların -örneğin genetik hastalıklar gibi- nedenleri çok iyi bilinmez yada, bilinse bile bunlardan kaçınmak olası değildir. Oysa diğer bazı hastalıklar değiştirilebilir çevresel faktörlerle -mikroorganizmalar, beslenme alışkanlıkları, iş ve çalışma koşulları, hava kirliliği gibi- ilişkilidir. Bu faktörler kontrol altına alınabilir ve değiştirile bilirse hastalık önlenebilmektedir.

Akciğer kanseri olmamak için ne yapmalıyım?

Akciğer kanserleri sigarayla ortaya çıktığından önlenebilir kanser türü olarak kabul edilmektedir. Sigara kullanmamakla bir kişi akciğer kanseri olma olasılığını çok büyük ölçüde ortadan kaldırmış olmaktadır.

Akciğer kanseri irsi midir?

Ailede akciğer kanseri öyküsünün olması sigara içmemek için en önemli nedenlerden birisidir. Çünkü akciğer kanserinin ortaya çıkışında genetik faktörler de rol oynamaktadır. Amcanızın, babanızın, kardeşinizin akciğer kanserine yakalanmış olması eğer sigara içiyorsanız sizin için bir erken uyarıdır. Bu uyarıyı dikkate almazsanız sizin yakınlarınız da sizin yaşadığınız türden bir acıya hazırlıklı olmalıdırlar.

Hiç bir şikayetim yok. Yine de korkmalı mıyım?

Sağlıkla ilgili her hangi bir yakınmanızın olmaması çok güzel. Ancak, bu yanıltıcı olabilir. Bazen hastalık uzun süre kendini belli etmeden ilerleyebilmektedir. Sigara içiyorsanız korkmalısınız! Gerçekten sizi rahatlatacak bir sözü söyleyebilecek durumda değiliz.

Üç yıl sigara içip bıraktım. Kanser olma ihtimalim ne kadar?

Sigaranın kanser yapıcı etkisi uzun yıllar kullanıldıktan sonra kendini göstermektedir. Sigara içen bir kişi sigarayı kaç yıl içerse içsin bıraktıktan sonra akciğer kanseri olma riski giderek düşmekte ve 5-10 yıl içerisinde hiç içmeyenlerle ayni oranda risk taşır duruma gelmektedir.

Akciğer kanserinin belirtileri nelerdir?

Tüm kanserlerde olduğu gibi kilo kaybı, halsizlik, iştahsızlık yanında; öksürük, balgam çıkarma, kan tükürme, göğüs ağrısı, nefes darlığı, hırıltılı solunum gibi akciğerlerle ilişkili yakınmalar olabilir. Bunlara bazen kanserin diğer organ ve dokulara yayılmasına bağlı olarak vücudun değişik alanlarında ağrılar, yutma güçlüğü, bas ağrısı, görme, denge bilinç bozuklukları vs gibi bir çok farklı şikayetler eklenebilir.

Bunların hepsinin birlikte olması gerekli midir?

Hayır. Bazen hiçbirisi bulunmayabilir veya bir ikisi bulunabilir. Bazen de bu yakınmalar vardır ancak, hasta akciğer kanseri değildir. Bu belirtilerin hiç biri kansere özgül değildir.

Ne zaman doktora gitmeliyim?

Eğer uzun yıllar sigara içiyorsanız, yasiniz 40′ in üzerindeyse ve yukarıdaki yakınmaların biri veya bir kaçı mevcut ise hekime başvurmanız ve akciğer kanseri bakımından değerlendirilmeniz önerilir.

Akciğer kanseri nasıl teşhis edilir?

Yukarıda bahsedilen belirtilere sahip bir kişinin öncelikle göğüs röntgeninin çekilmesi ve balgam incelemesinin yapılması ilk adimdir. Bunu bronkoskopi ve bilgisayarlı tomografiler vd tetkikler izler.

Bronkoskopi nedir?

Ağız veya burundan ince ve bükülebilir, ışıklı hortum veya rijit borularla akciğerlerimize kadar girilip solunum yollarımızın içten gözlenerek muayenesidir.

Bronkoskopi ne ise yarar?

Solunum yollarında yerleşmiş hastalıkların teşhisi ve tedavisi için kullanılan bir yöntemdir. Hastalığın doğrudan görülebilmesine, hasta alandan biyopsi vb işlemlerin yapılarak teşhis konulmasına yarar.

Bronkoskopi sadece akciğer kanserlerinin teşhisinde mi kullanılır?

Hayır. Solunum sistemini tutan ve bilhassa solunum yollarında yerleşen bir çok hastalığın teşhisinde rutin olarak kullanılmaktadır.

Bronkoskopinin tehlikesi yok mu?

Hayatimiz boyunca attığımız her adımın, yaptığımız her isin bir riski vardır. Trafiğe çıkmanın, uçağa binmenin, yüzmenin ve daha yapageldiğimiz nice işin taşıdığı risk bronkoskopinin risklerinden az değildir. Bronkoskopi ve bilhassa bükülebilir cihazlarla yapılan bronkoskopi güvenli muayene yöntemlerinden birisidir. Dikkatli çalışıldığı sürece ciddi bir sorunla karsılaşma olasılıği son derece düşüktür.

Bronkoskopi sırasında çok acı çekilir mi?

Bronkoskopi öncesinde hastaya anestezi uygulanır. Yani ağrı, öksürük, bulantı hislerinin uyanmasına mani olmak üzere solunum yolu boyunca geçici süre uyuşma sağlayan bir ilaç nefes yoluyla hastaya verilir. Bu işlem usulüne uygun olarak yapılırsa hasta ağrı, acı çekmeden bronkoskopi yapılabilir.

Akciğer kanseri bir kaç çeşit midir?

Akciğer kanserleri farklı hücre tiplerine göre gruplandırılır. Her türün seyri, tedaviye cevabi, farklıdır. Tedavi planlanırken kanserin türü de bilinmelidir. Hastalığın ağırlığı da türüne göre farklılık gösterebilir.

Bronkoskopi yapılan kişilerde bazen sonradan kanser çıkıyor mu?

Böyle bir şey asla doğru değildir. Bronkoskopi yapılan kişilerin bir kısmında zaten kanseri teşhis için bu işlem yapılmaktadır. Dolayısıyla bronkoskopi yapılan kişilerin bazısına kanser teşhisi konması bronkoskopi yapıldığından değildir. Bilakis, kanser olduğu düşünüldüğünden bronkoskopi yapılmıştır.

Akciğer kanseri teşhisi konan hastaya ne yapılmalıdır?

Öncelikle kanser olduğu mutlaka biyopsi ile kesinleştirilmelidir. Sadece muayene veya röntgenlerine bakarak kanser teşhisi konamaz. Bunu takiben, kanser tipi belirlenmelidir. Bundan sonra ise kanserin büyüklüğü, yerleşim yeri, yayıldığı diğer bölgeler araştırılmalıdır. Bu işlemlere evreleme diyoruz. Son olarak hastanın direnci, günlük yaşamını devam ettirirken sahip olduğu performans tayin edilip, hasta ile konuşarak tedavi kararı verilmelidir.

Parça almadan tedaviye başlansa olmaz mi?

Bazı hastalar parça alınmasına (biyopsi) pek sıcak bakmıyorlar. Oysa, bu yapılmadan kanser tedavisine başlanamaz. Kanser tedavisinde kullanılacak yöntemler ve ilaçlar hastaya bir çok bakımdan riskler getirecektir. Bu riskleri üstlenmesi için öncelikle kanser teşhisinden ve tipinden emin olmak gerekir. Rastgele kanser tedavisi olmaz.

Parça alınınca kanser yayılır mi?

Usulüne uygun şekilde, deneyimli eller tarafından yapıldığı sürece böyle bir tehlike söz konusu değildir.

Akciğer kanserinin tedavisi var mi?

Tedavi kelimesinin anlamı,sorunun tamamen ortadan kaldırılması ise akciğer kanserinin de,diğer kanser türlerinde olduğu gibi kalıcı,tamamen kurtarıcı bir tedavisi yoktur.Amaç değişik tedavi yöntemleri ile hastanın ömrünü bir süre uzatmaktır.Akciğer kanserli hastalarda da hastanın durumuna göre çeşitli tedavi şekilleri vardır. Ameliyat, radyoterapi (ışın tedavisi), kemoterapi (ilaç tedavisi) destek tedavisi ve ismi burada verilmesine gerek olmayan diğer tedavi yaklaşımları halen uygulanmaktadır.

Bazı kanserlerde klasik tedavi şekilleriyle kanseri tamamen yok etme şansı akciğer kanserlerine göre çok daha yüksektir. Ancak, akciğer kanserli olgularda da az da olsa bu şans vardır.

Akciğer kanserli hasta eninde sonunda ölür mü?

Hastayı tedavi ederken amacımız onu ölümsüz kılmak değildir. Buna kimsenin gücü yetmez. Ancak, hastalığı yok etmek, küçültmek, sınırlamak, sağ kalımı uzatmak, hastanın yasam kalitesini artırmak gibi amaçlarımız vardır. Bunlardan hangisine ne ölçüde ulaşılırsa ulaşılsın tedavi başarılı olmuş sayılabilir. Şu unutulmamalıdır ki, sadece akciğer kanserli hastalar için değil, ölüm hepimiz için kaçınılmazdır. Tüm sağlık çabalarının her konuda ana amacı,ölümü engellemek değil,insanların sağlıklı uzun bir ömür sürmesini temin etmek içindir.

Akciğer kanserli hasta ne kadar yasar?

Çok sık sorulan bu sorunun cevabı maalesef bizde yoktur. İnsanların yaşamalarına ve ölmelerine karar vermek hekimlere düşmez. Hekimler kendi yaşamlarının bile ne zaman ve nasıl sonlanacağını bilemezler.

Ameliyat olmadan ilaçla tedavi olsam olmaz mi?

Bazı hastalarımız kendilerine ameliyat önerdiğimizde bu şekilde bir soru soruyorlar. Oysa biz her hastaya ameliyat olmasını tavsiye etmeyiz. Ancak, hastanın tedavisi için ameliyat gerekiyorsa, bunun yerini ilaç veya ışın tedavisiyle doldurmak mümkün değildir. Ameliyat için uygun bulunan hasta mutlaka ameliyat olmalıdır.

Hem ameliyat hem de ilaç tedavisi birlikte uygulanır mi?

Evet. Bazen ameliyat, radyoterapi ve/veya kemoterapi birlikte uygulanabilir. Bu eş zamanlı da olabilir. Birbirini takip edecek şekilde de olabilir.

İlaçla tedavi süresi ne kadar olmalı?

Kanser tedavisinde kullanılan ilaçlar belirli aralıklarla tekrarlayacak şekilde (kürler halinde) verilir. Hastanın ve hastalığın tedaviye cevap vermesi durumuna göre kürlerin sayısı değişmektedir.

Kanser tedavisinin yan etkileri nelerdir?

Yan etkiler kullanılan ilaca, ilaç veya isini uygulama tekniğine, ilaç veya isinin dozuna, hastanın yaşına ve organ fonksiyonlarına, birlikte kullanılan diğer ilaç veya tedavilere bağlı olarak değişir.Gerçek şu ki,kanser tedavilerinde uygulanan kemoterapik ilaçlar, dozu ayarlanmış olan kimyasal zehirlerdir.kemoterapi bir zehirleme yöntemidir.Kanser hücrelerinin zehirlenerek ölmesi için verilen bu maddeler büyük oranda sağlıklı hücrelerimizi de öldürmektedir.Bunun sonucunda kan değerlerinin düşmesi,hormonların iflası gibi sorunlar elbette çıkmaktadır.Radyoterapi ise adı üstünde kanserojen bir uygulamadır.Dozu ayarlanmazsa ölümlere ve felçlere neden olabilmektedir.

Kanser tedavisi saç dökülmesi, bulantı kusma yapar mi?

Bu şekildeki yan etkiler kanser tedavisi sırasında sık görülmektedir. Ancak, bunların hepsi de tedavi tamamlandıktan sonra geri dönüşlüdür. Bazı ek ilaçlarla bulantı önlenebilir. İshaller, enfeksiyonlar, radyoterapi alanında cilt yanıkları, yutma güçlüğü, ağızda yaralar ve akciğerlerde fibrozis oluşabilir. Bu durumlarla karşılaşmamak için gerekli önlemler alınmalı ancak, buna rağmen oluştuğunda ise uygun şekilde tedavi edilmelidir.

Kanserle basa çıkmak için bu tedaviler dışında nelere dikkat edilmeli?

Kanser teşhisi çoğu kez hastada bir psikolojik travmaya yol açmakta ve bunu bazen depresyon izlemektedir. Hastalığın adının kanser olması her şeyin bittiği anlamına taşımaz. Kişinin olayı gerçek boyutlarıyla tanıması, hastalığını, tipini, ağırlığını öğrenmesi, kendisini bekleyen risklerden haberdar olması, planlanan tedavi biçimleri hakkında ve en doğru kararı vermek üzere bilgilenmesi gereklidir. Bu hekimiyle çok iyi bir ilişki kurmasını gerektirir. Kanser tanısı aldı diye kendini sosyal sorumluluk ve çevresinden dışlamamalı, hastalığı elverdiğince uğraşılarını sürdürmeli, ancak yeterli uyku, dengeli beslenme ve stresten uzak kalmaya özen göstermelidir. Hastada ağrı, öksürük gibi yasam kalitesini bozan yakınmalar varsa bunlara dönük tedaviler ihmal edilmemelidir. Tedavi sırasında ve tedavi sonrasında gerekli kontrollerini zamanında yaptırmalıdır.

Kanser ağrısını nasıl kesebiliriz?

Bazen akciğer kanseri çevre dokulara veya uzak organlara yayılarak şiddetli ağrılar oluşturabilir. Bu durum hastayı fazlasıyla rahatsız eder ve bezdirir. Kanserle bas edilemese bile bu ağrının giderilmesi çok önemlidir. Ancak, ağrıyı gidermek için bazen doğrudan morfin vb ilaçlar başlanmaktadır. Gerçi bu ilaçlar kanser ağrısının tedavisinde kullanılırlar ve çok da etkin ilaçlardır. Ancak, bu ilaçlara bir süre sonra tolerans gelişir ve başlangıçtaki etki artık görülmez olabilir. Bu nedenle ağrı tedavisinde basamak basamak ilerlemeli, önce basit ağrı kesicilerle ise başlanmalıdır. Gereğinde doz artırılarak kombinasyonlar uygulayarak zaman kazanılmalıdır. Morfin vb ilaçlar ileri dönemler için rezerv tutulmalıdır.

Kanser teşhisi hastaya söylenmeli midir?

Hastaya asla ve hiçbir zaman yalan söylenmemelidir. Hastanın hastalığı hakkındaki sorularına doğru cevaplar verilmelidir. Ancak, bütün doğruları hemen söylemek doğru olmayabilir. Yavaş ve kademeli olarak bilgi aktarılmalı, sorun açıklanırken çare ve tedavi biçimi birlikte anlatılmalıdır. Hastanın yasamla bağı ve iyileşme umudu sarsılmamalıdır. Kuskusuz,, bu bir üslup sorunudur. Hastasını önemseyen, acısını paylaşan, ona zaman ayıran, sabırla dinleyen, onun sorununa çare arayan, umudunu artıran empatik bir hekim davranışı iyi bir tedavi kadar belki de akciğer kanseri için bundan daha önemlidir

KANSER VE BESLENME

Kanserin oluşumunda beslenme alışkanlıklarının etkisinin % 30 ile 70 arasında değişmekte olduğu bilinmektedir. Beslenmeye bağlı hangi alışkanlıkların kanserin oluşumunda desteklediğini bilirsek ve besin seçimlerimizi bu doğrultuda yaparsak kanser riskini önleyebiliriz. İşte dikkat edilmesi gereken noktalar:

Diyetle alınan posa miktarının yetersiz olması kolon kanseri başta olmak üzere pek çok kanser türünün oluşumunda önemli bir etkendir. Bu sebeple diyet posasının kaynağı olan sebze ve meyvelerin, kuru baklagillerin, kepekli tahıl ürünlerinin bol miktarda tüketilmesi önemlidir.

Günlük beslenmemizde diyetimizle aldığımız katkı maddelerinin miktarları ve türleri kanserin oluşumunda önemli bir etkendir. Etlerin korunmasında kullanılan nitrit ve nitrat tuzları, doğal veya sentetik antioksidantlar, renk vericiler, zayıflama ve diabet diyetlerinde kullanılan yapay tatlandırıcılar, dikkatli kullanılması gereken katkı maddeleridir.

Özellikle bulgur, mısır, yer fıstığı ve diğer yağlı tohumlarda üreyen küfler ve onların toksinleri kansere neden olabilmektedir. Bu besinlerin üretiminde neme ve sıcaklığa dikkat edilmelidir. Tahılların yıkanması, havalandırılması, güneşletilmesi bir dereceye kadar toksini azaltmaktadır.

Kızartma, kavurma, tütsüleme gibi bazı pişirme yöntemleri kanser oluşumuna neden olabilmektedir. Özellikle protein içeriği yüksek besinlerin kızartılması veya tütsülenmesi kanserin öncüsü olan kimyasal bileşiklerin oluşumuna neden olur. Bu sebeple yiyeceklerimizi hazırlarken en sağlıklı pişirme yöntemleri olan haşlama, fırında pişirme veya ızgara tercih edilmelidir.

Alkol ve sigara kanserin oluşumunda önemli iki etkendir. Bu ürünlerin kullanımları mümkün olduğunca azaltılmalıdır.

Şişmanlık kanserin ortaya çıkmasını kolaylaştıran etkenlerden birisidir. Şişmanlık ile özellikle meme ve endormetrial kanseri riski artmaktadır, var olan kolon, prostat, rektum, böbrek ve serviks kanser türleri daha hızlı gelişmektedir. Bu sebeple vücut ağırlığının korunması şarttır.

Ayrıca diyetle fazla miktarda alınan hayvansal kaynaklı protein ve yağın da meme, uterus, kolon kanseri gibi bazı kanser türlerinin ortaya çıkmasında önemli bir etken olduğu bilinmektedir.

Antioksidant vitaminler olarak bilinen A, C ve E vitaminlerinin yetersiz miktarlarda alınması, kanserin nedenlerinden birisidir. Çünkü bu vitaminler kansere neden olan bileşiklerin oluşumunu engelleyebilmektedir. Bunun yanında riboflavin, kolin, pantotenik asit, tiamin vitaminleri ile çinko, selenyum, nikel, iyot, molibden, demir ve magnezyum minerallerini yeterli miktarlarda alınması kanserin önlenmesi için gereklidir.

İnek sütünün kanseri engelleyici etkisi de son bilimsel çalışmalarla ortaya konmaktadır

Tüm bu bilgiler ışığında kanser riskini azaltmak için beslenmemizde dikkat etmemiz gereken noktaları şu şekilde özetleyebiliriz:

  • İdeal vücut ağırlığınızı koruyunuz
  • Diyetinizle aldığınız hayvansal kaynaklı yağı ve proteini azaltınız.Et yemeklerini
  • hazırlarken yağsız sığır,dana ve kuzu etini tercih edin ve görünür yağı temizleyin; tavuk ve hindiyi derisiz tüketin; az yağlı et ürünlerini kullanın; balık ve kabuklu deniz ürünlerini daha sık tüketiniz.
  • Yiyeceklerinizi hazırlarken kızartma, kavurma veya tütsüleme yerine ızgara,fırında pişirme veya haşlama gibi yöntemleri kullanınız.
  • Günde 5 porsiyon taze sebze ve meyve tüketiniz.Antioksidan vitamin ve minerallerin kaynağı olan ıspanak, karnabahar, lahana, brocolli, brüksel lahanası, havuç, domates, kırmızı-yeşil biber ve turunçgilleri bol miktarda tüketiniz.
  • Kuru baklagilleri ve yağlı tohumları daha sık tüketiniz.
  • Yemekleriniz hazırlarken sarımsak, soğan, arpacık soğanı,nane,maydanoz gibi besinleri eklemeyi ihmal etmeyin.
  • Süt ve süt ürünlerini satın alırken daha düşük yağlı ürünleri tercih ediniz; yoğurt tercihinizi probiyotik yoğurt olan LC1′den yana kullanırsanız kolon kanseri riskini azaltmış olursunuz.

 

 

Çocuklar arasındaki sürekli ağız kavgası kadar hiçbir şey ebeveynin sinirlerini bozamaz.
Kardeşler arasındaki sorunlar, yeni yürümeye başlayan çocukla yeni doğmuş bebek arasındaki rekabet, fiziksel saldırganlıktan bitmeyen çatışmaya kadar uzanır.
Bu kavgalar, sakin ebeveynleri bile sadece bir çocuk yetiştirmeyi dilemelerine yol açmasına rağmen, kardeşler arasındaki kavga ve rekabetin normal olduğunu bilmelisiniz. Ara sıra çocuklarınız düşman kamplarında yaşıyorlarmış gibi görünseler de, diğer günler iyi arkadaş olabilirler.
Aşağıdaki paragraflar kardeşler arasındaki bazı yaygın sorunları tanımlamakta ve birlikte yaşamalarını kolaylaştırabilecek öneriler sunmaktadır.
Kardeşlerin Rekabeti
Çocuklar her yaşta bir kardeşi kıskanabilirler. Kardeşlerin rekabetinin en yaygın durumlarından birisi, büyük kardeşin ailedeki yeni bebeğe karşı duyduğu kıskançlıktır. Bu rekabetin en çok görüldüğü yaş 12 ile 36 ay arasıdır.
Yeni kardeşleri kıskanan bir çocuk tipik olarak dikkat çekmek ister, bebeğe karşı saldırganlık gösterebilir ve çoğu zaman geriler (örneğin yeniden parmak emmeye başlar ya da tuvalet eğitimi olduğu halde bebek bezi giymek ister).
Bu doğal duyguları bütünüyle yok edememekle birlikte, hamilelik süresince bebek hakkında konuşarak, çocuğun yeni bebeğe hazırlanmasına yardım edersiniz. Bebek için hazırlanırken çocuğun size yardım etmesine imkân verin. Çocuğun yatağına ihtiyacınız varsa bebek gelmeden çok önce onun yatağını değiştiriniz. Çocuğu olgun davranışı için övünüz.
Hiç olmazsa her gün çocuğunuza telefon ediniz ve hastanede olduğunuzu söyleyiniz. Tercihen, çocuğunuza ziyaret etme ve yeni kardeşiyle buluşma olanağını verin.
Eve vardığınızda, bebeği başkasına verin ve büyük çocuğunuzla yalnız olarak vakit geçirin.
Kavga
Çocuklara birbirlerine tekme, yumruk atmayacakları ve ısıramayacakları öğretilmelidir. Çocuklarınız fiziksel olarak kavga ettiklerinde onları ayrı odalara gönderiniz.
Çatışmalar
Çocukların kendi tartışmalarını kendilerinin çözmeleri gereğini açıklığa kavuşturunuz. Ardından, onlar tartışırken, başka bir odaya gitmeniz gerekse bile görmezlikten gelmeye çalışınız. Tartışma dışında kalmaya çalışınız. Onu size getirseler, sorunu açıklaştırmalarına yardım ediniz, ancak bırakınız onlar bir çözüm bulsunlar. Tartışmayı çözdüklerinde onları övünüz. Kayırmacılıktan sakınınız.
Oyuncakların Paylaşılmasını
Reddetme

Bazı 3 yaşındaki çocuklar oyuncakları paylaşır, ancak çoğu aylar sonrasına kadar paylaşmaya başlamazlar. Çocuğunuzu bir kardeşiyle paylaştıramazsınız. Paylaşmayı reddettiği için çocuğunuzu cezalandırmayınız. Bununla beraber paylaşmayı teşvik edin ve bu gerçekleştiğinde çocuğunuzu övün.
Aynı psikolojiyle birçok küçük çocuk sık sık civarda oynayan kardeşinden oyuncakları kaçırır. Bu meydana geldiğinde oyuncağı çocuktan alın ve onu evvelce kullanmakta olana geri verin. Çocuğu kullanmak için oyuncakları istediği ve istendiğinde onu geri verdiği için övünüz.

SAYFA 1 123»