Çocuklarda diş tedavisi sırasında ilk dikkat edilecek nokta dişlenme durumunun saptanmasıdır. Diş sürmesi bakımından çocuk, değişik dönemlerde olabilir:

  • Henüz süt dişlerinin sürmediği dişsiz dönem
  • Süt dişlerinin sürmekte olduğu dönem
  • Süt dişi dizisinin tamamlandığı dönem
  • Altı yaş dişinin ( 1. azı) sürme dönemi
  • Karışık dişlenme veya transizyon dönemi
  • Sürekli diş dizisinin tamam olduğu dönem

Muayene esnasında çocuğun bu dönemlerden hangisinde olduğu ve dişlenme durumu ile kronolojik yaşın birbirine uyup uymadığı kontrol edilmelidir.

Soru: Süt dişleri ne zaman sürmeye başlar?
Cevap:Süt dişlerinin sürmesi genellikle, her 6 ayda bir gurup dişin sürmesi şeklinde olur.6-12. aylar arasında sırasıyla alt 1, üst 1, üst 2 alt 2 olmak üzere kesici dişler , 12-18.aylar arasında birinci süt azıları, 18-24. aylar arasında süt kaninleri , 24-30. aylar arasında ise ikinci süt azıları sürerler

Soru:Süt dişlerinin geç sürmesinin nedenleri nelerdir?
Cevap: Süt dişlerinin sürme gecikmeleri bir tek, bir gurup yada bütün bir dizisini birden ilgilendirebilir.Bu durum yerel ya da genel bir neden sebebiyle olabilir.

Lokal nedenler: Sürme kistleri: Böyle bir durumda lokal anestezi ile açılarak dişin kuronu meydana çıkarılır hamilelik esnasında röntgen tedavisi de dişlerin geç sürmesine neden olabilir.

Genel Nedenler: Irsiyet, D vitamini eksikliği, hiotiroidizm, virütik hastalıklar (hamileliğin 9. haftasından önce kızıl, kızamık gibi virütik hastalıklar geçiren annelerin çocuklarında ilk diş sürmesi 11.5 uncu aya kadar uzayabilir) , kronik enfeksiyonlar ve erken doğum da sürme zamanını etkileyebilir.

Soru: Sürekli dişler ne zaman sürmeye başlar?
Cevap:

DİŞLER

SÜRME ZAMANLARI

Soru: Sürekli dişlerin geç sürmesinin sebepleri nelerdir?
Cevap:Bu yerel ya da genel bir sebebe bağlı olabilir
Yerel etkenler: Süt dişlerinin köklerinin rezorpsiyon gecikmeleri, sürekli diş sürmesinde gecikmeye yol açar.Süt dişinin kökünde meydana gelen bir kist,alttaki dişin sürmesi için bir engel olabilir.İkinci süt azısının erken düşmesi sonucu, altı yaş dişinin o boşluğa kayması ile çekim boşluğunun kapanması küçük azı dişlerinin normal zamanda sürmelerini engeller.
Bu nedenle süt dişleri nasıl olsa düşecek diye düşünüp gerekli ağız bakımının sağlanmaması süt dişlerinin çürümesine ve erken çekimine, dolayısıyla da sürekli dişlerin sürmelerinde problemlere yol açmaktadır.
Genel Etkenler:Irsiyet,vitamin eksikliği, raşitizm ve hormonal bozukluklar da (hipotiroidizm gibi) sürekli dişlerin sürmesinde gecikmelere yol açabilir

Bebeğinizin ilk yılında, doğum ağırlığının 3 misli kilo aldığını göreceksiniz. Dolayısıyla, beslenme bebeğinizin günlük yaşamında en önemli yeri kapsıyorsa bu sizi şaşırtmasın.
Yaşamının ilk birkaç ayında bebeğinizin günlük diyetinde yalnızca anne sütü ya da beslenme formülünden oluşan mama vardır. Pastörize süt ya da inek sütü beslenme formülünden yapılan mamanın yerini tutmaz. Aslında, bebeğinize en az 6 aylık, tercihen 9 aylık olmadan önce inek sütü vermeyiniz; çünkü inek sütü küçük bebekler için uygun beslenme nitelikleri içermez.
Sıcak iklimlerde bebeğinize günde 2 kez bir biberon dolusu su verebilirsiniz. Bebeğinizin doktoru ayrıca genel bir vitamin bileşimi de verebilir. Ayrıca, eğer bebeğinizi anne sütü ile besliyorsanız doktorunuz bebeğiniz için D vitamini verebilir (Anne sütü D vitamini yönünden yeterli olmayabilir). Her ne kadar anne sütü de beslenme formülü de birçok besleyici mineral içeriyor ise de, ikisinde de diş çürümesini önleyici fluorid yoktur; bu yüzden 2 haftalıktan 12 yaşına gelinceye kadar fluorid takviyesi tavsiye edilir.
Öğünlerin sıklığı bebeğinizin gereksinimine ve beslenme yönteminize dayalı olarak değişir.
1 ila 3 aylık bebek günde beş ila altı arasında öğünü gereksinim duyar. Bebek günün yaklaşık 3 saatini beslenme ile, kalan zamanın büyük bir kısmını da uyumakla geçirir. Bebek büyüdükçe öğün sayısı azalır. Tipik olarak, 5 aylık bir bebek günde 4 ila 5 öğüne ve 9 aylık olduğunda yalnızca 3 öğün beslenmeye düşer. Her bebeğin ayrı bir birey olduğunu unutmayın. Bu yüzden, her birinin ayrı bir beslenme alışkanlığı olabileceğini hesaba katmalısınız.
Anne sütü ile beslenen bebekler çoğunlukla daha sık beslenmeye gereksinim duyarlar; anne sütü beslenme formülünden yapılan mamalara nazaran daha kolay sindirir. 3 aylık oluncaya kadar bazı bebekler her 2 ila 2.5 saatte bir beslenmek isterler.
Ebeveynler, bebeklerine ne zaman katı gıdalar verebileceklerini sorarlar. Bu zor bir sorudur ve kestirme bir cevabı yoktur. Beslenme açısından bebeğiniz 6 aylık oluncaya kadar anne sütünden ya da beslenme formülünden ihtiyacı olan her şeyi alır. Yine de çoğu doktor bebeklerin, 4 aylıktan itibaren katı gıdalar yiyebileceğini söyler. Dahası, bebeğiniz günde 1 litreye yakın mama içiyorken ve yine de kurt gibi aç iken doktorunuz bebeğinize katı gıdalar vermenizi önerebilir.
Bebeğinize katı gıdalar vermeye başlamadan önce doktorunuza danışmalısınız. Doktorunuz size bebeğinizin katı gıdalar yemeye fiziksel olarak hazır olup olmadığını söyleyecektir. Örneğin, bebeklerin kas ve sinir gelişimi birkaç aylık oluncaya kadar yalnızca meme ve sıvı gıdaları yutma şeklinde gerçekleşmiştir. Bebek bir kaşığı tanıyıncaya ve dili ve yutma mekanizması katı gıdalar için müsait oluncaya kadar (genellikle 3 ila 6 ay arası), diyetini değiştirmeye hazır değildir.
Katı gıdalara başlamak için karar verildikten sonra, sıra hangi gıdaların verileceği sorununa gelir. Çoğu doktorlar, başlangıçta tahıl ürünleri verilmesini önerirler. Haşlanmış pirinç lapası (büyük süper marketlerde, bebek gıdası reyonlarında bulunabilir) bebekler için katı gıda olarak rahatlıkla kullanılabilir, çünkü sindirimi kolaydır. Hazırlamak için, paket muhteviyatından bir miktar (bir çorba kaşığı) alıp, 4 ya da 5 çorba kaşığı beslenme formülü ya da anne sütü ile karıştırın. Başlangıçta bebekler genellikle, eğer katı gıdalar küçük parçalar halindeyse, katı gıdalara iyi tepki gösterirler. Kaşığın ucuna bir miktar koyup bebeğin ağzına verin. Bebek bunu çıkarırsa şaşırmayın. çoğu bebeklerin bu yeni lezzete alışması zaman alır. Sabırlı olun. Katı gıdaları biberon ya da şırınga tipi kaplara koymayın. Biberon, bebeğin katı gıdaları yememesine neden olur; şırınga tipi kaplar ise bebeğin boğulmasına neden olabilir.
Bebeğinizi beslerken iki temel seçeneğiniz vardır. Ya hazır bebek maması alırsınız, ya da kendiniz yaparsınız. Hazır bebek mamalarının hazırlanması kolaydır, ancak çok pahalıdır ve dolgu maddeleri ya da şeker içerir. Bunlar da gereksik kalori verirler. Eğer hazır bebek maması almaya karar verirseniz, etiketini mutlaka okuyunuz.
Bebeğinize vereceğiniz mamayı kendiniz hazırlamak isterseniz, eğer bir blender ya da mikseriniz varsa, bu çok zor değildir. Et, sebze ve meyveleri az suda pişirin (muz gibi meyvelerin pişirilmesi gerekmez). Yağ, kabuk ve tohumları çıkarın, daha sonra mikserde uygun kıvamına gelinceye kadar karıştırın. Kolayca karıştırmak için bir miktar su ilavesi yararlı olabilir. Gıda değeri açısından, taze meyveler ve sebzeler tercih edilmelidir. Eğer bunları bulamazsanız, donmuş sebzeler ikinci tercihiniz olmalıdır.

Bebeğiniz lapa türü gıdalara alıştıktan sonra ikinci aşama muz gibi meyvelerin püresi olmalıdır Genellikle meyveler bebekler tarafından oldukça sevilir.
7 aylık iken, çoğu bebekler püre halinde sebze ve daha sonra et yemeye hazırdırlar. 8 aydan sonra çoğu bebekler küçük parçalar halinde normal yemek yiyebilirler. Tost, bir parça peynir, haşlanmış yumurta, kraker, haşlanmış patates, kızarmış patates, pasta ve yumuşak et çok uygundur.
Bebeğinizin kolayca boğulabilmesine yol açabilecek katı gıdalardan sakınınız. Bunlar arasında parçalanmamış sosis 5eğer bebeğinize sosis vermek istiyorsanız, önce boydan ikiye, daha sonra daha küçük parçalara ayırınız), üzüm, mısır, fındık ve taze havuç sayılabilir.
Bu konuda uygulanacak genel kurallar şunlardır:
Her seferinde yalnızca bir tek yeni gıda verin ve bir hafta içerisinde en fazla üç yeni gıdayı bebeğinizin diyetine ekleyin.
Tuz ve tatlı gibi şeylerden kaçının.
Bebeğinizi yemeye zorlamayın. Yediği gıdayı çıkarmak, elini ağzına götürmek, başını sağa sola döndürmek ya da huysuzlanmak bebeğinizin yediği gıdadan hoşlanmadığını gösterir.
Bebeğiniz ne kadar gıda yemeli? Bebek 6 ay ile 8 ay arasında iken, 3 öğünün her birinde 100 ila 120 gram ya da her öğünde beş ila sekiz çorba kaşığı yemelidir. Bu çağdaki bir bebek için iyi bir diyet, tahıl ve meyveden oluşan kahvaltı, et ve sebzeden oluşan öğle yemeği ve et, meyve ve sebzeden oluşan akşam yemeği şeklinde ayarlanabilir. Bu diyette beslenen bebeklerin çoğu süt tüketimini günde 350-400 gram kadar azaltırlar. Çoğu bebekler, ayrıca sabah ile öğle arasında ikindi vakti, meyve ya da kraker gibi ekstra öğünlere gereksinim duyarlar.
Bazen bebeğinizin diyetini vitamin ve minerallerle zenginleştirmek gerekebilir. Bu konuda doktorunuza danışmalısınız.
Bebeğiniz ilk yaşını doldurduğunda, yalnızca normal sofra yemeklerini yiyebilmelidir.
Önemli Not: Bebeğinizin sofradan yiyecek bir şey alarak çekip gitmesine ya da siz görmeden bir şeyler yemesine kesinlikle izin vermeyiniz.

Emzirmeye Karşı Biberon

 

Hangisi daha iyi - biberon mu,yoksa emzirme mi?

Çoğu pediyatrist ve aile doktoru mümkün olduğunca emzirme yoluna başvurulmasını salık verirler. Ancak, çeşitli nedenlerle bazı anneler yapmadıkları ya da istemedikleri için bunu gerçekleştiremezler. Yeni doğan bebeğinizi biberonla beslenmeyi seçerseniz kendinizi suçlu hissetmeyin. Günümüzün mamaları besleyicilik bakımından kusursuzdur. Biberonla beslenen bir bebek de, meme emen bir bebek kadar sağlıklı-dır.

Öyleyse neden tercihler emzirme yöntemine yöneliktir? Yıllar boyunca sarkaç bu konu üzerinde gidip gelmiştir. Geçmişte kadınlar genellikle emzirmeden kaçınıp biberonu yeğlemişlerdir. Bugün ise çoğu anne emzirmeye tam anlamıyla kucak açmışlardır.

Meme sütü sayesinde be-bek doğal bir besin almış olur. Annenin beslenmesi sağlıklıysa bebeğin ilk aylarında geresinme duyduğu tek şey anne sütü olacaktır.

Yalnızca florür ve D vitamini anne sütünde az miktarda bulunur. Bu iki kalem genellikle dışarıdan takviye edilir. Süt tazedir, zararlı bakterileri içermez ve kullanıma hazırdır. Emzirmeyi seçmiş bir annenin, gece yarısı biberonla mama hazırlamak yerine çocuğunu sepetinden alıp göğsüne yaslaması yeterli olur.

Emzirmenin büyük bir avantajı da, anne sütünün antikorlar içeriyor olmasıdır. Meme emen bir bebeğin virüslere karşı bir korunma mekanizması kazanmış olduğuna inanılmaktadır. Emziren bir annenin, bebeğinin kendi sütüne karşı alerjik olup olmadığından endişelenmesine gerek yoktur.

Bazıları emzirmenin diğer bir avantajının da psikolojik nitelikli bk avantaj olduğuna inanır. An-ne, çocuğunu beslemekte olduğu için kişisel olarak kendini ona daha yakın hissedecek ve bir başarı duygusu kazanacaktır. Ayrıca, anne ile çocuk arasındaki yakın temas da ilişkiyi geliştirir. Ancak bu, biberon kullanan bir anne ile çocuğu arasındaki aynı yakınlığın kurulamayacağını göstermez.

Bir bebeğin emzirmenin dezavantajları da vardır. Bazı durumlarda biberon daha kolay bir yöntemdir. Annenin her zaman bebeğinin başında bulunması gerekmez. Bir bebek bakıcısı da bebeği besleyebilir, ayrıca bebeğin babası gece yarısı beslemelerini üstlenerek annenin dinlenmesine yardımcı olabilir.

Hangi yöntemi seçerseniz seçin, yapılan araştırmaların meme emen ve biberonla beslenen bebeklerin büyüme hızları arasında yalnızca ufak farkların  bulunduğunu gösterdiğini unutmayın.Hangi   yöntemi eçerseniz seçin bebeğiniz büyümeyi başaracaktır.

 

1. Vitaminlerinizi alın
Düzenli olarak C vitamini (1200 mg/gün), E vitamini (400 IU/gün), kalsiyum (1000-1200 mg/gün), D vitamini (400-600 IU/gün), folat (400 mikrogram/gün), ve B6 vitamini (6 mg/gün) almak gerçek yaşınızı 6 yaş geriye taşıyabilir.

2. Sigarayı bırakın ve pasif içici olmaktan sakının
Sigara gerçek yaşınızı 8 yaş ileriye taşıyabilir.
DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN »

D vitamini eksikliği, özellikle yaşlı kimselerde depresyon riskini artırabiliyor…

Amsterdam’daki Vrije üniversitesi uzmanlarının 65 ila 95 yaşlarındaki 1282 kişi arasında yürüttüğü çalışma, depresyona uğrayan veya psikiyatrik sorunları olan kimselerde D vitamini eksikliği bulunduğunu gösterdi. Depresyondaki kimselerde D vitamini oranının, diğer insanlardan yüzde 14 düşük olduğu belirlendi. DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN »

Uzmanlar, dışarıdan takviye vitamin alınmasını öneriyor. Sadece çocuklar, hamileler, yaşlılar, stres altında çalışanlar değil herkesin vitaminlere ihtiyacı var

Hormonlu meyve ve sebzeler, genetiğiyle oynanmış gıdalar… Soframızdaki meyve, sebze, etin; çocuğumuza içirdiğimiz sütün tadı bile farklı. Uzmanlar, dışarıdan takviye vitamin alınmasını öneriyor. DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN »

Düzenli olarak tüketmek vücudun tüm ihtiyacını karşılıyor

Balık ve diğer su ürünlerinden haftada üç kez düzenli şekilde tüketmenin, vücudun tüm gereksinimini karşıladığı belirtildi.
DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN »

Kolesterol nedir?
Kolesterol yaşam için gerekli olan mum kıvamında yağımsı bir maddedir. Kolesterol beyin, sinirler, kalp, bağırsaklar, kaslar, karaciğer başta olmak üzere tüm vücutta yaygın olarak bulunur. Vücut kolesterolü kullanarak hormon (kortizon, seks hormonu….), D vitamini ve yağları sindiren safra asitlerini üretir. Bu işlemler için kanda çok az miktarda kolesterol bulunması yeterlidir. Eğer kanda fazla miktarda kolesterol varsa bu kan damarlarında birikir ve kan damarlarının sertleşmesine, daralmasına (arteriyoskleroz) yol açar. Arteriyosklerozda damar duvarında biriken tek madde kolesterol değildir; akyuvarlar, kan pıhtısı, kalsiyum… gibi maddeler de birikir. Toplumda arteriyoskleroz için damar sertliği, damar kireçlenmesi gibi ifadeler de kullanılmaktadır.Damarlar tüm vücutta yaygın olarak bulunur ve kalp, beyin, böbrek… gibi organlara kan taşıyarak bu organların görev yapmasını sağlar. Kolesterol hangi organın damarında birikirse o organa ait hastalıklar ortaya çıkar. Örneğin; kalbi besleyen atardamarlarda (koroner arterler) kolesterol birikimi olursa göğüs ağrısı, kalp krizi gibi sorunlar oluşur. Böbrek damarlarında kolesterol birikimi yüksek tansiyon ve böbrek yetmezliğine yol açabilir.

İyi kolesterol-Kötü kolesterol
Kolesterol, yağımsı bir maddedir. Normal koşullarda, yağ suyun içinde çözünmez. Kolesterol de su özelliklerini taşıyan kanda normal koşullarda çözünmez. Kolesterol, kanda çözünmesi ve taşınması için karaciğerde bir protein ile birleştirilir (paket edilir). Bu kolesterol ile protein birleşimine lipoprotein adı verilir. Değişik tipte lipoproteinler vardır:1.LDL (low density lipoprotein, düşük yoğunluklu lipoprotein): Kötü huylu kolesteroldür.2.HDL (high density lipoprotein, yüksek yoğunluklu lipoprotein): İyi huylu kolesteroldür.HDL ve LDL kolesterolden başka lipoproteinler de vardır.
Yağ metabolizması bozukluğu olan hastaların yaptırdığı diğer bir kan incelemesi de trigliserid ölçümüdür. Trigliserid de kolesterol gibi kanda çözünen bir yağdır. Kan trigliserid düzeyi ile arteriyoskleroz arasındaki ilişki kolesterol kadar belirgin değildir.

Yüksek kolesterol nedir?
Kanda kolesterol ve LDL-kolesterolün yüksek olması hasta için risk taşır. HDL-kolesterolün düşük olması da bir risktir.
20 yaşın üzerinde Kan kolesterol düzeyi
200 mg/dl’nin altı istenilen düzeydir.
200-239 mg/dl arası sınırda yüksek’tir.
240 mg/dl’nin üstü ise yüksektir.
Kan LDL-kolesterol düzeyi
130 mg/dl’nin altı istenilen düzeydir.
130-159 mg/dl arası sınırda yüksek’tir. <BR
Kan HDL-kolesterol düzeyi
35 mg/dl’nin altı düşüktür.
Kanda Kolesterol >200 mg/dl
veya LDL-kolesterol>130 mg/dl
veya HDL-kolesterol <35 mg/dl İSE >RİSK FAZLADIR
HDL-kolesterol yükseldikçe risk azalır. Ortalama HDL-kolesterol düzeyi kadında 55 mg/dl ve erkekte 45 mg/dl’dir yani kadınlar bu yönden daha şanslıdır.

Kan trigliserid ölçümüne göre sınıflandırma

< 200 mg/dl —-> Normal
200-400 mg/dl —-> Sınırda yüksek
400-1000 mg/dl —-> Yüksek
> 1000 mg/dl —-> Çok yüksek

Kanda kolesterolün yüksek olması bir yağ metabolizması bozukluğudur. Yağ metabolizması bozukluğundan şüphe edilen bir hastada yapılması gereken kan alınarak öncelikle kolesterol, LDL-kolesterol, HDL kolesterol ve trigliserid düzeyi ölçülmesidir. Tedaviye karar vermeden önce bu değerler en az 2 kere ölçülmelidir.Tedavi düzenlenirken öncelikle LDL-kolesterol düzeyleri temel alınmalıdır.

Kolesterol niye yükselir?
Kanda kolesterol düzeyini etkileyen çok sayıda faktör vardır. Bu faktörlerin bazıları önlenebilir niteliktedir. Bunlardan bazıları:
1.Kalıtımsal Faktörler
2.Gıdalar
3.Şişmanlık
4.Stres

gibi faktörler kolesterolü ve kötü huylu kolesterolü yükseltir.Düzenli egzersiz iyi huylu kolesterolü yükseltir ve kötü huylu kolesterolü azaltır.60-65 yaşa kadar yaşla birlikte kolesterol düzeyi artar. Kadınlarda menopozdan sonra kolesterol düzeyi artar.

Kolesterol yükselmesine yol açan hastalıklar
Bazı hastalıklarda kolesterol düzeyi yükselir. Bu hastalıkları ikiye ayırarak incelemek mümkündür:
1.Kalıtsal yağ metabolizması hastalıkları
A.Hipotiroidi: Tiroid bezinin yetersiz çalışması.
B.Karaciğer hastalıkları
C.Nefrit: Böbreğin mikrobik olmayan iltihabi hastalıkları
D.Şeker hastalığı
E.Şişmanlık
F.Bazı ilaçlar
2.Diğer hastalıklar

Kolesterolün önemi nedir?
Kalp ve damar hastalıkları Türkiye’de ve diğer ülkelerde ölüm ve kalıcı sakatlıklara yol açan yaygın sorunlardır. Türkiye’de 6 milyon kişide kan kolesterol düzeyi sınırda yüksek (200-239 mg/dl) ve 2 milyon kişide yüksektir (240 mg/dl). Gelişmiş ülkelerde ölüm nedenleri arasında kalp ve damar hastalıkları ilk sıradadır ve yüksek kolesterol, yüksek tansiyon, şişmanlık gibi sorunların düzeltilmesi ile bu ölümler önlenebilir veya geciktirilebilir. Bu nedenle Dünya Sağlık Örgütü kalp ve damar hastalıklarını 1 numaralı insanlık düşmanı ilan etmiştir.Kalp ve damar hastalıklarını kolaylaştıran faktörlere kardiyovasküler risk faktörleri adı verilir. Kanda kolesterol ve LDL-kolesterolün yüksek olması hasta için risktir ve kolesterol yüksekliği bir kardiyovasküler risk faktörüdür. HDL-kolesterolün düşük olması da bir risktir. Bu riske sahip hastalarda kalp krizi, felç, damar tıkanması, böbrek yetmezliği gibi hastalıkların ortaya çıkma olasılığı daha fazladır.

Kardiyovasküler Risk Faktörleri
Kolesterolü yüksek hastalarda, kardiyovasküler risk faktörlerinin değerlendirilmesi ve mümkünse değiştirilmesi, tedavinin temel noktalarından birisidir. Kolesterolü yüksek hastalarda, kolesterol yüksekliği dışındaki kardiyovasküler risk faktörlerine de sık rastlanır ve bu kardiyovasküler risk faktörlerinin düzeltilmesi ile kardiyovasküler kalıcı hasar ve ölüm riski kesin olarak azaltılır. Aşağıda kardiyovasküler risk faktörleri özetlenmiştir:
Hipertansiyon
Lipid (yağ) metabolizması bozukluğu, Kolesterol yüksekliği
Sigara Diyabetes mellitus (şeker hastalığı)
Şişmanlık
Fiziksel aktivite azlığı ve sedanter yaşam
Yüksek hematokrit (kanda çok fazla hücre bulunması)
Artmış trombojenik faktörler (kanı pıhtılaştıran faktörler )
İleri yaş
Erkek cinsiyet
Aile öyküsü
Tip A kişilik yapısı (mükemmeliyetçi, obsesif hırslı ve gergin kişilik)
Östrojen eksikliği
Alkol yoksunluğu (alkol bağımlılığı)
Fibrinojen yüksekliği
Ürik asit yüksekliği
Lipoprotein (a)
Belirgin beyin, kalp, böbrek veya damar hastalığı

Hipertansiyon, her yaş, cins, ırk için önemli bir kardiyovasküler risk faktörüdür ve hem büyük hem küçük tansiyonun yükseldikçe kardiyovasküler risk artmaktadır. Hipertansiyon tedavisi ile kardiyovasküler risk azalmaktadır.

Lipid (yağ) metabolizması bozuklukları, majör ve düzeltilebilir kardiyovasküler risk faktörlerinden birisidir. Yapılan tüm büyük çalışmalarda serum kolesterol düzeyi ile kardiyovasküler risk arasındaki ilişki gösterilmiştir. HDL-kolesterolün düşüklüğü de bir kardiyovasküler risk faktörüdür. Diyetin kolesterol içeriği ile kardiyovasküler risk arasında da doğrudan ilişki vardır.

Şişmanlık ile koroner arter hastalığı arasındaki ilişki birçok çalışmada gösterilmiştir. Ancak şişman hastalarda, hipertansiyon, fiziksel aktivite azlığı, diyabetes mellitus (şeker hastalığı) ve lipid metabolizması gibi diğer kardiyovasküler risk faktörlerine da daha sık rastlanır ve bu kardiyovasküler risk faktörler, şişmanlığın bağımsız etkisini maskeleyebilir.

Günümüzde şişmanlık tanım ve sınıflandırmasında beden kitle indeksi kullanılmaktadır.Beden kitle indeksi=Beden ağırlığı(kg)/Boy(m)2 formülü ile hesaplanır.Örneğin vücut ağırlığı 85 kg, boyu 1.74 m olan bir insanda;Beden kitle indeksi=85/1.74×1.74=28’dir.Beden kitle indeksine göre kilo durumu aşağıda özetlenmiştir.<18.5 Zayıf18.5-24.9 Normal (sağlıklı)25-29.9 Fazla kilolu (gürbüz)30-39.9 Şişman>40 Tehlikeli şişmanYukarıdaki örnekteki kişi gürbüzdür.

Beden kitle indeksinizi hesaplayınız.

Yetersiz egzersiz kardiyovasküler riski arttırır. Öte yandan sedanter yaşam, kan şekeri, kolesterol ve kan basıncı kontrolunu zorlaştırır. Düzenli egzersiz yapanlarda, koroner arter hastalığı riski de azalır.

Diyabetes mellitus (şeker hastalığı) iyi bilinen bir kardiyovasküler risk faktörüdür. Ayrıca diyabetik hastalarda lipid (yağ) metabolizmasi bozuklukları, hipertansiyon, şişmanlık gibi diğer kardiyovasküler risk faktörleri de sıktır.

Sigara, koroner arter hastalığı sıklığını arttırdığı gibi diğer kardiyovasküler risk faktörlerinin etkisini de arttırır. Sigara içimi, Türkiye’deki en önemli sağlık problemlerinden birisidir ve ne yazık ki kullanımı giderek yaygınlaşmaktadır. Sigaranın bırakılması ile koroner arter hastalığı riski azalır ve bu azalma 12 ay sonra en belirgin hale gelir.

Tip A kişiliğine sahip kişiler, mükemmeliyetçi, obsesif, hırslı ve gergin bir özellik sergilerler.

Yüksek kolesterolün vücuda verdiği zararlar
Kanda aşırı miktarda bulunan kolesterol yavaş yavaş (yıllar içinde) damar duvarında birikir. Bu birikim sonucu o damarda daralma, tıkanma ortaya çıkar. Bu durum bir su borusunda pisliklerin birikmesine benzetilebilir. Kolesterol hangi damarda birikmişse o damarla ilişkili sorunlar ve hastalıklar ortaya çıkar.Kolesterol yüksekliğinde belirti ve bulgular çoğu zaman ani kolesterol yükselmesine bağlı değildir, uzun süreli kolesterol yüksekliğinin damar duvarında kolesterol birikmesine yol açmasının sonucudur. Yani kolesterolünüz şu andaki değerinin 2-3 katına yükselse ve 3-4 saat yüksek kalsa size bir zararı olmaz. Asıl sorun sizde daha önce uzun süreli kolesterol yüksekliği olmasıdır.Kalbi besleyen damarlarda (koroner arter) kolesterol birikimi bu damarlarda tıkanma ve daralmanın sonucu göğüs ağrısı, kalp krizi ve kalp yetmezliği gibi sorunlara neden olur. Bunların sonucu hasta koroner by pass ameliyatı (cerrahi olarak darlığın ortadan kaldırılması) veya anjiyoplasti (balonla daralmış koroner arterin genişletilmesi) işlemine ihtiyaç duyabilir.Beyini besleyen boyun damarlarında kolesterol birikimi olması felçlere, konuşma bozukluklarına, dengesiz yürümeye, bilinç kaybına yol açar.Böbrek damarlarında kolesterol birikimi yüksek tansiyon ve böbrek yetmezliğine yol açabilir.Ana atardamarda (aort) kolesterol birikimi de tehlikelidir. Buradan kopan kolesterol birikintileri daha küçük damarları tıkayarak çok değişik sorunlara yol açabilirler: Bağırsağı besleyen damarları tıkayarak bağırsak ölümüne, göz damarlarını tıkayarak körlüğe, bacak damarlarını tıkayarak gangrene… yol açabilirler.
Kolesterol yüksekliğine bağlı sorunlar ortaya çıktığı zaman hasta geç kalmış olabilir; bu nedenle kolesterol yüksekliğini önlemek, yükselmişse düşürmek çok önemlidir.

Kolesterol-yüksek tansiyon ilişkisi
Kolesterol ve yüksek tansiyon arasında doğrudan bir ilişki yoktur. Yani kolesterol yüksekliği yüksek tansiyona, yüksek tansiyon kolesterol yüksekliğine yol açmaz. Ancak ikisinin hedefi ve zarar verdiği organ aynıdır: Kan damarları. Yüksek tansiyon kan damarındaki basıncı yükselterek aşınma, yırtılmalara neden olur. Bu durum su borusu içindeki basıncın artmasına bağlı sorunlara benzetilebilir. Yüksek kolesterol de damar duvarında kolesterol birikimine yol açarak damarlarda daralma, tıkanmalara yol açar. Yüksek tansiyon ve kolesterol yüksekliği kan damarına diğerinin verdiği zararın şiddetini arttırır ve ortaya çıkmasını çabuklaştırır. Bu nedenle hem kolesterol yüksekliği hem de yüksek tansiyon tedavi edilmelidir.