ARLEC
Tablet

Aris

Etken Madde(ler):
Karvedilol

Piyasa Şekilleri:
12.5 mg: 28 tablet, 6.25 mg: 28 tablet, 25 mg: 28 tablet içeren blister ambalajlarda.

Kullanım Şekli:
Konjestif Kalp Yetmezliği: Erişkinler: Önerilen başlangıç dozu tedavinin ilk iki haftası süresince günde 2 kere 3.125 mg’dır. Eğer bu doz tolere edilir ise, doz daha sonra arttırılabilir. Doz artım aralıkları iki haftadan daha kısa olmamalıdır. 2 hafta sonra doz; günde 2 kere 6.25 mg, daha sonra günde 2 kere 12.5 mg ve maksimum günde 2 kere 25 mg’a kadar arttırılır. Önerilen maksimum günlük doz 85 kg’ın altındaki hastalar için günde 2 kere 25 mg’dır. 85 kg’ın üstündeki hastalarda günde 2 kere 50 mg verilebilir. Doz arttırımı esnasında sistolik kan basıncının 100 mmHg’nın altına düşmesi, renal ve/veya kardiyak fonksiyonlarda kötüleşme olabilir. Eğer karvedilol tedavisine iki haftadan daha fazla süre ara verilmiş ise tedaviye günde iki defa 3.125 mg ile başlanması önerilir ve doz artışı tekrar daha önce önerildiği gibi yapılır. KKY hastalarına karvedilol yiyecek ile birlikte verilmelidir. Hipertansiyon: Erişkinler: Önerilen doz ilk 2 gün için, günde tek doz 12.5 mg’dır. Daha sonra günde bir kez 25 mg’a arttırılır. Önerilen günlük maksimum doz olan 50 mg’a kadar tek veya bölünmüş olarak verilecek şekilde arttırılabilir. Doz artım aralıkları iki haftadan daha kısa olmamalıdır. Yaşlılar: Önerilen doz günde 12.5mg’dır. Eğer cevap yetersizse, önerilen günlük maksimum doz olan 50 mg’a kadar tek veya bölünmüş olarak verilecek şekilde arttırılabilir. Miyokart enfarktüsünü takiben gelişen sol ventrikül disfonksiyonu: Hasta hemodinamik olarak stabil olduktan sonra ve sıvı retansiyonu mimimum iken başlanmalıdır. Başlangıç dozu günde 2 defa 3.125 mg-6.25 mg’dır. Daha sonra gerekirse doz, hastanın kliniğine göre, 3-10 gün ara ile kademeli olarak günde 2 kez 25 mg’a kadar arttırılabilir. Renal yetmezlikte doz ayarlamasına gerek yoktur.

Endikasyonları:
Karvedilol, alfa1, beta1 ve beta2 adrenerjik reseptör blokajı özelliği olan bir adrenerjik reseptör blokeridir. Hipertansiyon: Karvedilol, öncelikle esansiyel hipertansiyon tedavisinde endikedir. Tek başına ya da diğer antihipertansif ajanlarla (kalsiyum kanal blokerleri ve diüretikler; özellikle tiyazid diüretiklerle) birlikte kullanılabilir. Koroner kalp hastalığı: Karvedilolün, koroner kalp hastalığında klinik etkinliği kanıtlanmıştır. Sessiz miyokard iskemisi ve unstabil (kararsız) anjinası olan hastalarda güvenilirliği ve etkinliği gösterilmiştir. Kronik kalp yetmezliği: Karvedilol, iskemik ya da iskemik kökenli olmayan stabil, hafif, orta ve ağır kronik kalp yetmezliği tedavisinde endikedir. ADE inhibitörleri, diüretikler ve opsiyonel olarak dijitallerle (standart tedavi) birlikte karvedilol; kronik kalp yetmezliği tedavisinde morbidite ve mortaliteyi azaltırken aynı zamanda hastalık ilerleyişini de geciktirir. Karvedilol standart terapiye ek olarak kullanılabileceği gibi dijital, hidralazin ve nitrat tedavisi görmeyen hastalarda da kullanılabilir.

Kontrendikasyonları:
Karvedilol veya ilacın içerdiği diğer yardımcı bileşenlere aşırı duyarlılık, stabil olmayan/dekompanse kalp yetmezliği, klinik olarak belirgin karaciğer disfonksiyonu olan hastalarda kullanılmamalıdır. Diğer b-blokerlerle olduğu gibi, karvedilol; 2. ve 3. derece AV bloğu (kalıcı pacemaker yerleştirilmediyse), ağır bradikardi (<50 atım/dakika), hasta sinüs sendromu (sinoatriyal blok dahil), ağır hipotansiyon (sistolik kan basıncı <85 mmHg), kardiyojenik şok ve bronkospazm ya da astım öyküsü olan hastalar kullanılmamalıdır.

Uyarılar:
Kronik konjestif kalp yetmezliği: Konjestif kalp yetmezliği olan hastalarda, karvedilolün doz artırımı sırasında kalp yetmezliğinde kötüleşme ya da sıvı retansiyonu görülebilir. Bu durumda, diüretikler artırılmalı, klinik denge oluşuncaya kadar karvedilol dozu artırılmamalıdır. Bazen karvedilol dozunu azaltmak ya da nadir olarak ilacın kullanımını geçici olarak durdurmak da gerekebilir. Bu tür dönemler, karvedilolün sonradan başarıyla uygulanmasını engellemez. Her iki ilacın da AV iletiyi yavaşlatması nedeniyle, karvedilol dijital glikozidleri ile kombine olarak kullanıldığında dikkat edilmelidir. Konjestif kalp yetmezliğinde böbrek fonksiyonu: Konjestif kalp yetmezliği ile birlikte düşük kan basıncı (sistolik KB <100 mmHg), iskemik kalp hastalığı ve yaygın damar hastalığı ve/veya altta yatan böbrek yetmezliği olan hastalarda karvedilol tedavisiyle renal fonksiyonlarda geri dönüşlü kötüleşme saptanmıştır. Kronik obstruktif akciğer hastalığı: Bronkospazm gözlenen kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) bulunan ve oral ya da inhalasyon yolu ile ilaç almayan hastalarda karvedilol ancak potansiyel yarar potansiyel riskten daha fazlaysa kullanılmalıdır. Bronkospazm eğilimi olan hastalarda, solunum yolundaki olası bir direnç artışı nedeniyle solunum distresi gözlenebilir. Karvedilole başlangıç aşamasında ve doz artırımı sırasında hastalar yakından izlenmeli ve tedavi sırasında bronkospazm görülürse karvedilol dozu azaltılmalıdır. Diyabet: Akut hipogliseminin erken belirti ve semptomlarının maskelenebilmesi ya da azalabilmesi nedeniyle diabetes mellitus hastalarında karvedilol kullanımında dikkatli olunmalıdır. Kronik kalp yetmezliği bulunan diyabetli hastalarda, karvedilol kullanımı kan glukozunun kontrolünü güçleştirebilir. İlacın b-bloker özellikleri nedeniyle latent diabetes mellitus belirginleşebilir, belirgin diyabet kötüleşebilir ve kan glukoz regülasyonu inhibe olabilir. Periferik damar hastalığı: b-blokerler arteriyel yetmezlik semptomlarını hızlandırabileceği ya da şiddetlendirebileceğinden, periferik damar hastalığı olanlarda karvedilol dikkatli kullanılmalıdır. Raynaud fenomeni: Periferik dolaşım bozukluğu olan hastalarda semptomlar şiddetlenebileceğinden karvedilol dikkatli kulanılmalıdır. Tirotoksikoz: b-bloker özelliği olan diğer ajanlarda olduğu gibi karvedilol de tirotoksikoz semptomlarını gizleyebilir. Anestezi ve genel cerrahi: Genel cerrahi uygulanan hastalarda, karvedilol ve anestezik ilaçların sinerjistik negatif inotropik etkileri nedeniyle dikkatli olunmalıdır. Bradikardi: Karvedilol bradikardiye neden olabilir. Nabız dakikada 55 atımın altına düşerse karvedilol dozu azaltılmalıdır. Aşırıduyarlılık: b-blokerlerin alerjenlere duyarlılığı ve anafilaktik reaksiyonların derecesini artırabilmesi nedeniyle ciddi aşırı-duyarlılık reaksiyonu öyküsü olan ve desensitizasyon (duyarsızlaştırma) tedavisi uygulanan hastalarda karvedilol dikkatle kullanılmalıdır. Psoriazis: b-blokerle tedaviye bağlı psoriazis öyküsü olan hastalarda karvedilol ancak yarar-risk tablosu dikkate alınarak kullanılmalıdır. Kalsiyum kanal blokerleriyle birlikte kullanım: Verapamil ya da diltiazem türü kalsiyum kanal blokerleriyle veya diğer antiaritmik ilaçlarla birlikte karvedilol tedavisi uygulanan hastalarda, EKG ve kan basıncının dikkatle izlenmesi gerekir. Feokromositoma: Feokromositomalı hastalarda, b-bloker kullanılmadan önce bir a-bloker uygulamasına başlanmalıdır. Karvedilol hem a-bloker, hem b-bloker farmakolojik aktivite göstermesine rağmen, bu koşullarda kullanımıyla ilgili deneyim yoktur. Bu nedenle, feokromositomadan kuşkulanılan hastalarda karvedilol uygulamasında dikkatli olunmalıdır. Prinzmetal varyant anjina: Prinzmetal varyant anjinası bulunan hastalarda non-selektif b-bloker aktivite göğüs ağrısına neden olabilir. Karvedilolün a-bloker aktivitesi bu tür semptomları önleyebilse de, böyle hastalarda karvedilol kullanımıyla ilgili klinik deneyim yoktur. Yine de, Prinzmetal varyant anjinasından şüphelenilen hastalarda karvedilol dikkatle kullanılmalıdır. Kontakt lens: Kontakt lens kullananlar gözyaşında azalma riskini gözönünde bulundurmalıdır. Kesilme sendromu: Özellikle iskemik kalp hastalığı olanlarda, karvedilol tedavisi birdenbire kesilmemelidir. Bu hastalarda karvedilolun kesilmesi aşamalı olmalıdır (2 haftalık süre içinde). Kişiden kişiye değişiklik gösteren reaksiyonlar (başdönmesi, yorgunluk) nedeniyle araba ve makine kullanma ya da yardımsız çalışma yeteneği bozulabilir. Bu durum özellikle tedavinin başlangıcı, doz artımı sonrası, ilaç değişimi ve birlikte alkol kullanıldığı zamanlar için geçerlidir. Gebelikte kullanım kategorisi C’dir. 2. ve 3. trimestirde D’dir. Beta blokerler plasentanın perfüzyonunu azaltarak intrauterin fetal ölüm veya immatür ya da prematür doğumlara yol açabilir. Ek olarak, fetus ve yenidoğanda istenmeyen etkiler (özellikle hipoglisemi ve bradikardi) görülebilir. Yenidoğanda postnatal dönemde kardiyak ve pulmoner komplikasyon riski artabilir. Karvedilolün gebe kadınlarda kullanımıyla ilgili yeterli deneyim yoktur. Karvedilol gebelik sırasında, ancak potansiyel yarar potansiyel riskten fazla ise kullanılmalıdır. Karvedilolün insanlarda anne sütüne geçip geçmediği bilinmemektedir. Bu nedenle karvedilol uygulanması sırasında emzirme tavsiye edilmez.

Yan Etkileri:
Yan etkilerin sıklığı baş dönmesi dışında doza bağımlı değildir. Konjestif kalp yetmezliği olan hastalarla yapılan klinik çalışmalarda karvedilol grubunda en sık görülen ve sıklığı plasebo alan hastalarda görülene eşit olmayan yan etkiler: Çok sık olarak: Tedavinin başlangıcında bazen hafif derecede baş dönmesi, baş ağrısı ve yorgunluk görülebilir. Asteni (yorgunluk dahil) de çok sık görülür. Sık olarak: Bradikardi, postural hipotansiyon,hipotansiyon, ödem (genel, periferik, bağımlı ve genital ödem, bacaklarda ödem, hipervolemi ve sıvı yükünde artış). Seyrek olarak: Senkop (presenkopu da içerir), AV-blok ve doz artırımı sırasında kalp yetmezliği. Sıklıkla, mide bulantısı, diyare ve kusma. Nadiren trombositopeni, izole olgularda lökopeni bildirilmiştir. Sıklıkla, vücut ağırlığında artış ve hiperkolesterolemi. Diabetes mellitus’u olan hastalarda hiperglisemi, hipoglisemi ve kan glukozu kontrolünde kötüleşme de sık görülür. Sıklıkla, görme bozuklukları, nadiren difüz damar hastalığı ve/veya böbrek fonksiyonlarında bozukluk olan hastalarda böbrek yetmezliği ve böbrek işlev anomalileri görülen diğer yan etkiler arasındadır.

İlaç Etkileşimleri:
Digoksin ve karvedilolün birlikte uygulanmasında digoksinin konsantrasyonları %15 kadar artar. Hem karvedilol hem de kalp glikozidleri AV iletimini yavaşlatır. Beta bloker etkili ilaçlar insülin ve oral hipoglisemiklerin kan şekerini düşürücü etkisini artırabilirler. Rifampisin karvedilol plazma konsantrasyonlarını yaklaşık %70 azaltır. Simetidin EAA’ı yaklaşık %30 artırır fakat maksimum konsantrasyon (Cmax)’da değişikliğe yol açmaz. Beta-bloker özellikleri olan ilaçlarla birlikte katekolamin deplesyonuna neden olan bir ilaç (ör.rezerpin ve/veya monoamin oksidaz inhibitörleri) alan hastalar hipotansiyon ve/veya şiddetli bradikardi belirtileri açısından yakından izlenmelidir. Kronik vasküler rejeksiyon görülen 21 böbrek transplant hastası üzerinde karvedilol tedavisi sonrası ortalama siklosporin konsantrasyonlarında hafif artışlar gözlenmiştir. Klonidinin beta bloker ilaçlarla birlikte uygulanması kan basıncını ve kalp atım hızını düşürücü etkilerini potansiyalize edebilir. Karvedilol ve diltiazem birlikte oral yolla uygulandığında izole olgularda ileti bozukluğu gözlenmiştir.

Sık karşılaşılan bir sorundur. Nadiren cerrahi girişimler gerektirmekle birlikte, genellikle antibiyotik uygulamasıyla ve öteki basit yöntemlerle iyileştirilebilmektedir. Arpacık, etkilediği gözkapağı bezlerine göre ikiye ayrılır. Gözkapağının dışında kirpiklere bağlı yağ bezleri vardır. Bunlar, gözün yüzeyini koruyan yağı (sebum) salgılarlar. Bazen salgı bezi kanalı tıkanır ve içerde kalan bakteriler “dış” arpacığa neden olurlar.

Gözkapağının içinde ise, “meibom bezleri” denen bir dizi bez daha vardır. Bunlar da yağ bezleridir, ancak kirpiklerle bağlantılı değillerdir, gözkapağının arka yüzüne açılırlar. Burada oluşan bir tıkanıklık ve enfeksiyon da “iç” arpacığa neden olur.

Arpacık daha çok, derileri kuru ve egzamaya eğilimlilerde görülür. Kepek ve pullanma bu koşullarda ortaya çıkar ve arpacık bunların etkisiyle oluşur. Diğer enfeksiyonlarda olduğu gibi, genel olarak beden sağlığının bozuk olması ve direnç düşüklüğü de arpacığın sık görülmesine neden olur.

Arpacık ortaya çıkmadan birkaç gün önce gözde kaşınma ve batma hissi başlar. Arpacık bir iki günde ortaya çıkar. Küçük, ağrılı bir nokta biçiminde başlar; sonra şişerek belirgin kırmızı bir püstül (içi irin dolu kabarcık) halini alır. Dış arpacık kolayca tanınır. Ama iç arpacığın görülmesi için gözkapağını dışa doğru çevirmek gerekir. Şişen meibom bezi gözkapağını gerdiğinden iç arpacık, dış arpacıktan daha ağrılıdır.

Arpacıkla birlikte gözkapağındaki ağrı ve batma hissi artar. Işık ağrıyı artırır (fotofobi) ve göz sürekli sulanır. Fotofobi, göz sulanması ve sürekli burnunu çekme, çocukta, kızamık gibi daha ciddi bir hastalığı akla getirebilir

Yeterince erken anlaşılırsa, antibiyotikli merhem ya da damlalar arpacık oluşumunu önleyebilir. Ancak, çoğunlukla tanıdan önce püstül(ağızlaşma) oluşur ve antibiyotikler etkisiz kalır. Tek tedavi, oluşan iltihabın boşalmasını sağlamaktır. Sıcak kompres, kan akımını artırıp gözkapağını yumuşatarak ağrıyı azaltır ve enfeksiyonun iyileşmesini kolaylaştırır. Basit bir sıcak kompres, tahta bir kaşığın çevresine pamuklu bir kumaş ya da pamuk sarıp sıcak suyun altına tutularak yapılabilir. Su dayanılabilir sıcaklıkta olmalı ve kaşık her seferinde kapalı göz üstünde en az 10 dakika tutulmalıdır. Dış arpacığın yerleştiği kıl kökü kolayca fark edilir. Kirpik bir cımbızla alınırsa, arpacık kendiliğinden boşalır, ağrı ve şişlik azalır.

İç arpacığın tedavisi daha zordur. Enfekte olan meibom bezi dışarı açılmaya çalışır ama kalın gözkapağını delemez. Sonunda akyuvarlar enfeksiyonun üstesinden gelir ve belirtiler ortadan kalkar ancak geride mikropsuz bir iltihap kisti kalır. Meibom kisti, gözkapağının altında ağrısız, küçük bir kitle halinde hissedilir ve ancak cerrahi girişimle çıkarılabilir. Lokal anestezi altında gözkapağı dışa çevrilerek kist alınır, çevresi temizlenir.

Gözü ovuşturmak, enfeksiyonu bulaştıracağı için zararlıdır. Kepeğin önlenmesi de önemlidir, çünkü arpacıkta rolü olduğu düşünülmektedir. Neden blefarit, yani gözkapağı iltihabı ise, uzun süreli antibiyotik tedavisi ve hafif kortizonlu damlalar etkili olabilir.
Birçok vakada neden bilinememektedir.

Türk Dişhekimleri Birliği�nin �Dişhekimi İnsan Gücü Raporu�na göre, Türk insanı diş muayenesinde oldukça gerilerde yer alıyor. Yaşamı boyunca diş hekimine bir kez dahi gitmemiş olanların oranı yüzde 12.5 olarak belirlenirken, son bir yılda diş hekimine gitmeyenlerin sayısı ise yüzde 47.11�i buluyor. Diş hekimine gitme sıklığı açısından Avrupa ile karşılaştırıldığında oldukça gerilerde kalan Türkiye�de, insanların yılda bir kez dahi diş hekimine gitmedikleri görülüyor. Türkiye�deki oran 0.7 iken, Avrupalı�da bu oran 5�e çıkıyor. Yani Avrupalı ortalama olarak yılda 5 kere dişlerini muayene ettiriyor. Türkiye’de bir dişhekimine 3 bin, Yunanistan’da 908 kişi düşüyor!Yine rapora göre Türkiye�de bir diş hekimine 3 bin 428 kişi düşüyor. Diğer Avrupa ülkelerine bakıldığında ise, İspanya�da diş hekimi başına düşen nüfus 2 bin 667 iken, bu sayı Yunanistan�da 908�e düşüyor. Ayrıca Türkiye�de diş hekimlerinin özel kurumları tercih ettiği de dikkati çekiyor. Türkiye�de özelde çalışan diş hekimi sayısı 13 bin 596 olarak kayıtlardaki yerini alıyor. Türkiyedeki dişhekimlerinin yüzde 67’si 21-45 yaş arasıRaporda Türk diş hekimlerinin yaş profili de gözler önüne seriliyor. Buna göre 21-45 yaş arası diş hekimi sayısı yüzde 67.12 iken, 45-55 yaş arası diş hekimi sayısı yüzde 17.59, 55-66 yaş arası diş hekimi sayısı 12.8, 65 yaş ve üstü diş hekimi sayısı ise 2.48 olarak belirleniyor. Türkiye�de nüfus artış oranlarıyla diş hekimi artış oranları karşılaştırldığında ise diş hekimlerindeki fazla artış göze çarpıyor. Raporda, 1993-1999 yılları arasında nüfusun yüzde 1.8 arttığı buna karşın diş hekimlerindeki artışın ise yüzde 4.14 olduğu belirtiliyor. 2000-2006 yıllarındaki artışa bakıldığında ise nüfus yüzde 1.42 artarken, diş hekimindeki artış oranı ise yüzde 6.08�i buluyor. �İnsan gücü planlaması ihtiyaca göre yapılmalı”Türk Dişhekimleri Birliği başkanı Celal Korkut Yıldırım, yayınladıkları �Dişhekimi İnsan Gücü Raporu�na ilişkin ANKA�ya yaptığı değerlendirmede, insan gücü planlamasında nüfus kriterinin yanı sıra toplumun ihtiyacı, hizmete olan talep, hastalıkların seyri ve hastalık çeşitleri gibi kriterin de göz önüne alınması gerektiğini savundu. TDB Başkanı şunları söyledi:
�Bu bakış açısı ile ülkemizdeki hizmet kullanımı ile Avrupa ülkeleri karşılaştırıldığında dişhekimi ihtiyacının planlı ve programlı yapılmasının bilimsel anlayışın olmazsa olmazı olduğu görülecektir. Aksi uygulamalar ülke kaynakların verimsiz kullanılmasıdır ki; bu durumdan ülke ve halkımız kaybeder. Türkiye ile benzer ekonomik göstergelere sahip ülkelerin sağlık göstergeleri ve demografik yapıları kıyaslandığında ülkemizin sağlık göstergeleri oldukça düşük kalmaktadır. Ülkemizin genel sağlığa ayırdığı payın yüzde 5, diş hekimine gitme sıklığının 0.7 olarak devam ettiği, nüfusun yüzde 1.24 artışına karşılık mezun diş hekimi sayısının yüzde 6 oranında arttığı sürece; mevcut fakülte mezunlarıyla bile diş hekimi sayısı ülke ihtiyacının üstünde olacaktır. Bu koşullarda yeni diş hekimliği fakültelerinin açılması, işsiz diş hekimlerine yenileri ekleyecektir.

Ağız kokusu pek çok kişide sık rastlanan bir durum. Sağlıklı kişilerde dahi özellikle sabah uyanıldığında çirkin bir koku bulunabildiğini belirten uzmanlar, anormal ağız kokusunun, sebep olduğu sosyal problemler yanında biyolojik problemlere de neden olabileceğini söylüyor. Anormal ağız kokusunun kişilerin sosyal yaşantılarında kendilerine olan güvenlerinin kaybedilmesine yol açabildiğini kaydeden Memorial Hastanesi İç Hastalıkları Bölüm Koordinatörü Prof. Dr. Yavuz Baykal, ağız kokusunun nedenleri ve önlemenin yolları hakkında bilgi verdi. DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN »

Güzelliği etkileyen en önemli faktörlerden biri de beslenme alışkanlıklarıdır. Vücudumuzun her bölgesinin farklı vitamin ve minerallere ihtiyacı vardır. Peki, dinç ve sağlıklı bir görünüm için hangi tür besinleri seçmemiz gerekir. İşte minik ipuçları…

Lifli posalı yiyecekler besin değerleri olmamasına rağmen, bağırsakları düzenleyen, rahat çalışmalarını sağlayan bir etki gösterir. Bu tip besinlerin idrar yollarının çalışmasını da kolaylaştırdığı belirlenmiştir.
Her gün bir miktar taze meyve, sebze ve kepek yiyin. Sebze ve meyvesi bol yüksek lifli besinlerden oluşan yemekler, daha uzun zamanda yendiğinden ve doyma noktasına daha kolay gelindiğinden, diyet programlarının vazgeçilmezidir.
Lifli maddelerin bol tüketilmesi, cildinize mat ve gözlerinize bulanık bir görünüm veren kabızlığı önleyecektir.
Vitaminlerde ise size gerekli olanların seçilmesi daha yararlı olacaktır. Vitaminler doğal besin maddeleri ile birlikte alınmalı, gereksiz yüklemelerden kaçınılmalıdır.
Saçların, balık yumurta, et ve peynir gibi besinlerdeki proteine ve salata da bulunan B vitaminine ihtiyacı vardır.
Cildiniz için sabah kahvaltısında bir bardak taze portakal ya da A;B;C vitaminleri bakımından zengin olmasına karşın sadece 25 kalori olan greyfurt suyu için. Bir portakalda 40, elmada 45, 100 gramlık üzüm salkımında 60, muzda 100 kalori bulunur. Teniniz için ayrıca, margarin, peynir, böbrek, ciğer, sardalya balığı, havuç, kuru kayısı ve ıspanak gibi besinlerde bulunan A vitaminine ihtiyacı vardır.
Dişlerin çürümemesi ve plak oluşmaması için şekerli yiyeceklerden kaçının. Havuç, kereviz, fındık, fıstık, peynir ve gebelik sırasında süt ve süt ürünleri yemeye özen gösterin.

Dişiliğin sembolü kalçalar için yapmanız gereken tek şey biraz zaman ayırmak ve gayret göstermek…

Küçük, dar ve sıkı kalçalar… Kadın vücudunun en çok ilgi çeken bölgelerinden olan kalçaların biçimli olması aslında bir hâyâl değil. Biraz özen, bakım ve egzersiz kalçalarınızın forma girmesinde ve seksi bir görünüm almasında son derece etkili olabiliyor. Dişiliğin sembolü kalçalar için yapmanız gereken tek şey biraz zaman ayırmak ve gayret göstermek.

Bildiğiniz gibi suyun sağlığımız üzerindeki yararları saymakla bitmiyor. Suyun cilt ve sindirim sistemi üzerinde olumlu etkileri olan suyu asla ihmal etmeyin. Günde 13 bardak su içmeyi alışkanlık haline getirin.

Sıkı ve biçimli kalçalara sahip olmak için bu bölgedeki kaslarınızı çalıştırmanız şart. Bunun için en ideal hareket şudur: Yere sırt üstü uzanarak kalçanızı 10 kere kaldırıp indirin. Daha sonra yukarıda 10 saniye kadar tutun. Bu hareketi 4 kez tekrarlayın. Bunun dışında yüzme, yürüyüş özellikle de bisiklete binmek de kalçalar için önerilen egzersizler arasında yer alıyor.

Masaj kalçalar için de çok yararlı. Piyasada satılan masaj aletleri ile yapabileceğiniz gibi suyla da masaj yapabilirsiniz. Özellikle soğuk suyun basıncı kalçalarınızın sıkılaşması için ideal.

Tuzdan ve çok tuzlu yiyeceklerden uzak durun.

Özellikle masa başında oturarak iş yapan kadınların büyük bölümünde alınan kilolar kalça bölgesine gidiyor ve zamanla dolgun kalçalar ortaya çıkıyor. Bu nedenle gün boyu hareketsiz kalmayın. Ofisiniz üst katlarda ise asansör yerine merdivenleri kullanın.

Yürüyebileceğiniz mesafeler için arabanıza ya da toplu taşıma araçlarına binmeyin.

kaynak: www.e-kolay.net/kadin

Bir insan bir yüzde çekicilik hissediyorsa bunun nedeni yüzde bulunan çocuksu ifadedir

DR. SERDAR EREN

Geçen hafta güzelliğin, izleyenin beyninde oluşan bir olgu olduğuna değinmiştim. Şimdi biraz daha ileri giderek güzelliğin aslında karşı tarafta uyandırdığı içgüdülerle de bağlantılı olduğunu anlatacağım.
Cinsel dürtüler veya koruma içgüdüsü güzelliğin algılanmasına nasıl yardımcı oluyor?
Erkekler için kadının cinselliği de güzelliğin algılanışında önemli bir rol oynar. Bir erkeğin bir kadını güzel bulması sadece kadının orantılarının simetrisine değil, fiziksel faktörlerin erkeğin potansiyel cinsi içgüdülerini telkin edip etmemesine de bağlıdır. Erkekte cinsel dürtülerle uyanan nefsi duygular estetik hislere transfer edilir ve erkeğin kadını güzel veya çekici bulmasına sebep olur.

Erkekler bazı kadınları eşe değil anneye benzetirler
Diğer bir önemli unsur da güzelliğin çocukla olan ilişkisidir… Bir insan bir yüzde çekicilik hissediyorsa bunun nedeni yüzde bulunan çocuksu ifadedir.
İçgüdüsel olarak herkes çocuksu bir yüzün çekiciliğini hisseder. Çocuksu bir yüze bakış otomatikman koruma hissine bağlı olan duyguları uyandırır. Koruma içgüdüsünde, sempatiyi ve şefkati oluşturan sinyaller vardır. Bunlar nelerdir? Küçük çocukta bu sinyaller kafadadır. Yuvarlaklık ve dolgunluk, çıkık alın, dolgun yanaklar ve yukarı kalkık bir burun. Bütün bunlar çocuksu karakteristiklerdir ve koruma hissini harekete geçirir. Bir çocuğun yüzü, saf bir pırıltının, sevecenliğin, dürüstlüğün ve incinebilirliğin çağrışımını yapmaktadır.
Öbür taraftan yetişkinlerde bu tepkileri izleyemeyiz. Yetişkin insanda yaşlandıkça yüz değişir. Kafa daha düz, alın daha az çıkık, burun daha uzun ve yanaklar düşüktür. Sevimli çocuksu simalarını kaybetmiştir. Koruma içgüdüsü oluşturmamaktadır. Çocuklarla karşılaştırıldığında, yetişkinlerde yuvarlaklığın yerine köşelerin ve kırışıklıkların geldiği göze çarpmaktadır. Desinatörler ve sanatçılar bu teoriyi yeteri kadar tanır ve bazen sanatlarında da dile getirir.
Eğer iki cinsi karşılaştıracak olursak kadınların erkeklere göre yuvarlaklıklarını kaybetmediklerini görürüz. Bu nedenle iyi bir plastik cerrah, yaptığı müdahale ile bir bebekte ilgi, şefkat ve koruma oluşturan belirginlikleri en uygun şekle getirmeye gayret göstermelidir. Yani yumuşaklık, yuvarlaklık ve incelik…
Kısaca tekrarlayacak olursak, güzelliğin imajı için genel olarak yetişkin bir yüzde çocuksu simaların görünmesi önemlidir. Brigitte Bardot’nun bazı çocuksu simalarının oluşturduğu duygular özellikle meşhur şımarık çocuksu somurtması tarafından daha da kuvvetlendirilmiştir. Aynı şekilde bilinen diğer örneklerse Marilyn Monroe ve Audrey Hepburn’ün çocuksu yüz ifadeleridir. Hatta Marilyn Monroe’nun kendisini bilinçli olarak daha nasıl derli toplu olunacağını bilmeyen küçük kız imajını bırakmak için dağınık bir görünüm yarattığı söylenmektedir. Bazen uzun saatler sonra berberden çıkıp yeni oyun oynamaktan gelen, saçları karışık olan bir küçük kız intibaını bırakmak için hemen saçlarını dağıtmıştır.
Çocuksu görünümü olmayan ve erkeklere baskı yapmak arzusunda olan kadınlara karşı erkeklerin koruma hisleri yoktur ve bu tür kadınları eşlerine değil de daha çok annelerine benzetirler.

Kadınlar çocuksu davranışı hep ön plana çıkarırlar
Güzellikleriyle erkeklerden daha çok ilgilenen kadınlar, çocuksu davranışlarını bilinçli veya bilinçsiz olarak ön plana çıkarırlar. Bilinçli veya bilinçsiz olarak utangaçlar, hassaslar, kuvvetsizler, suçsuzlar, saflar, cahiller, atılganlar, meraklılar vs. Bazı kadınlar koruma içgüdüsünü provoke etmek için zayıf noktalarını bile ortaya koyarlar. Aslında kadınların zayıf gibi görünen yönleri en kuvvetli yanlarıdır. Bütün bunlar erkekleri tam olarak kalplerinden vurmak içindir. Napolyon demişti ki, “Kadınların iki silahı, fondötenleri ve küçük çaresiz bir çocuğun göz yaşlarıdır.”
Her şahıs her zaman çocuksu simaları ön plana çıkarabilir. Şayet bu özelliklere sahip değilse, kozmetik cerrahi sayesinde de sahip olabilir.
Eninde sonunda güzel olma isteği kişinin güzelliğinden dolayı hayran kalınma isteğinden değil de daha ziyade güzelliğinden dolayı sevilme isteğinden oluşmaktadır. Estetik ve güzelliğe düşkün olanların bu davranışları ile verdikleri mesaj aslında sevilme isteğidir. “Herkes çocukları seviyor ve onları korumak istiyor. Daha çok sevilmek için çocuklar gibi olmak isteyen birisi kritik edilir mi?”

Tüm hastaneler bir numarada
Türkiye’nin bütün hastanelerinin telefonları 444 0 911 numarası altında birleşti. Türkiye’nin her yerinden ulaşılabilen bu numarayı aradığınızda, size en yakındaki ambulans, olay yerine gönderiliyor. Numarayı cep telefonunuzdan aramak için bulunduğunuz şehrin alan kodunu başına eklemeniz yeterli. Örneğin Ankara’da yaşıyorsanız, 0312 444 0 911′i çevireceksiniz. Sabit hatlardan arama yaptığınızda ise alan kodu çevirmenize gerek yok.
10 günde ücretsiz Vipassana öğrenin
En eski meditasyon tekniği olan ve zihinsel gerilimi azaltan Vipassana eğitiminin üçüncüsü, bu yıl Şile’de verilecek. Gerilim ve problemlerle baş etmeyi sağlayan bir zihin arındırma yöntemi olan Vipassana’yı Hint asıllı
S. N. Goenka pek çok ülkede binlerce kişiye öğretiyor. Öğrencileri de bu teknik konusunda kurslar veriyor. 17-28 Kasım’da, Şile’de gerçekleştirilecek kurs için ücret talep edilmiyor. İngilizce verilen 10 günlük kursa katılım 100 kişiyle sınırlı.

Plastik cerrah Serdar Eren: “Yüz nakli teknik olarak hiç de o kadar problemli bir iş değil. Mikrocerrahi tekniği ile tecrübesi olan her ekip tarafından yapılabilir”

TUBA AKYOL

Son günlerde TV’de, sokakta sürekli botokslu kaşlara, düzeltilmiş burunlara, dolgun dudaklara, memelere maruz kalıyoruz. Kimi güzel, hakikaten doğal görünüyor. Kimi ise “Bak bana, bende estetik var” diye bangır bangır bağırıyor. Ama gerçek şu ki estetik operasyon büyük bir hızla yaygınlaşıyor. Şimdi bir de yüz nakli operasyonu var gündemde. Aynaya bakıp başka birinin yüzünü görmek… Yakında insanlar estetik cerrahların kliniğinden başka birinin yüzüyle mi çıkacaklar?
Hastaları arasında İspanya kraliyet ailesi üyelerinden İsveç Kraliçesi’ne kadar birçok önemli isim olan plastik cerrah Serdar Eren “Hayal bunlar” diyor. Almanya’da çalışan, ayda bir gün Türkiye’deki hastalarıyla sadece görüşme yapmak için İstanbul’a gelen Eren’le yüz naklini konuştuk: “Ben bir doktor olarak kimseyi böyle değiştirmek istemem. Hastanın değişmek istemesinin anlamı ‘Ben başka insan olmak istiyorum’ demektir -ki bunun dış görünümle bir ilgisi yok. Bizim işimiz normal olmayan görünümü normale çevirirken, yüzün ve vücudun ahengini bozmamaktır.”

Birçok kişinin estetik cerrahlara ellerinde ünlü birinin fotoğrafı ile başvurdukları, o ünlü kişinin burnunu ya da dudaklarını istedikleri doğru mu gerçekten?
Evet, böyle çok kişi var. Ünlü insanların resimleriyle gelirler. David Beckham saç modelini değiştirdiğinde, bunun için ameliyata bile gerek yok, birçok kişi kuaföre gidip o saç modelinin aynısını yaptırıyor. Böyle bir şey…

Ama o burun her yüzde güzel durmaz ki…
Zaten önemli olan o. Nicole Kidman’ın burnunu çok istiyorlar Avrupa’da. Benim Türklerle tecrübelerim az. Bir-iki sene… Ama sonuçta görüyorum ki her ülkede bu mantalite aynı. “Onun burnunu istiyorum” diyorlar. Bana desin ki, onun yüzünü istiyorum komple. Derim ki “Okey”. Ameliyat yapamayız ama konuşuruz.

“Yabancı yüz değil, deri nakli”
Siz “Ameliyat yapamayız” dediniz ama son günlerde ABD’de yüz nakli gündemde.
Çalışmalar yapılıyor. Herhalde ameliyat da yapılır. Yüz nakli teknik olarak hiç de o kadar problemli bir iş değil. Mikro cerrahi tekniği ile tecrübesi olan her ekip tarafından yapılabilir. Ki ben seneler evvel başlamıştım. Almanya’da bir ayak baş parmağını el başparmağına transfer ettim, 25 sene evvel. Biz bu doku naklini hep yapıyoruz ama insanın kendi organını kendisine naklediyoruz. Teknik aynı. Şimdi yapılacak iş deri nakli, yüz nakli değil. Yabancı bir yüz değil, yabancı bir deri…

Madem bu bir deri nakli, neden hastanın vücudundan deri alıp yüze nakletmiyorlar da bir kadavranın yüz derisini naklediyorlar?
Diğer deri ince olduğu için. Burada yapılacak işlem şöyle. Hastanın yüzündeki deri yüzülecek tamamen ve başka bir insandan, derinin altındaki tabakayı da koruyarak kalın bir deri ve deri alt dokusu alınacak. Besleyen damarlarla birlikte…

Ama nakil yapılan hastanın bir şekilde burnu, gözü var… O zaman nakledilen yüzün aynısı olmayacak, yine kendi yüzü mü olacak?
Ne o olacak ne de öteki. Kemik yapınız değişmediği için sizin yüzünüzün kemik yapısı olacak. Onun yüzüne sahip olamazsınız. Ama kendi yüzünüzü de koruyamazsınız çünkü kalın bir doku nakledilecek yüzünüze. Daha önemlisi bağışıklık sistemi problemleri. O yüzün tutmadığını düşünün. Her şeye, bulunduğunuz ilk noktanın bile gerisinden başlamanız gerek. Yüz nakli denince filmler akla geliyor. Nicolas Cage ile John Travolta’nın filmi “Yüz Yüze”… Bunlar hayaldir.

Yüz kötü durumdaysa, bu riske değebilir.
Bu işi yaptıracak insanın, ben nasılsa böyle yaşayamıyorum demesi lazım. Bunun için ideal hasta ölmek isteyen bir hastadır. Ama çok çok enteresandır, ben yanık konusunda tecrübeliyim, çok nadirdir yanıklardan dolayı intihar etmiş hasta. Dersiniz ki böyle nasıl yaşanır. Ama enteresandır, mücadele ederler.

“En iyi popo Brezilya’da yapılır”
“Extreme Makeover” programını izliyor musunuz? Orada çok değiştiriyorlar insanları. Diş, burun, göz, göğüs…
Zaten en büyük değişikliği burnu değiştirerek yaparsınız. İstedikten sonra her insanı değiştirebilirsiniz. O program biraz Amerikanvari. Hiçbir imkanı olmayan bir insanı prenses gibi yapıyorsunuz. Sonra o güzelliğiyle yine köyüne, eski yaşamına dönüyor. Psikolojik, sosyal problemleri başlıyor.

“Extreme Makeover”da burunlar genellikle başarılı oluyor ama dişler yapay duruyor. Dişte Türkiye daha iyi sanki. Burun estetiğinde bir de Macaristan’ın çok iyi olduğu söyleniyor. Var mıdır böyle ülkeye göre özel alanlar…
Böyle bir şey yok. Doktoruna bağlıdır. Ama nerede iyi popo yapılıyor derseniz, Brezilya’da derim. Çünkü orada çok yapılıyor. Onlarda popo yaptırma merakı var. Orada çok yapıldığı için daha iyi yapıyorlardır. Aslında ülkeye değil, doktora bağlı.

“Medya bizi kuaför haline getiriyor”
Şimdi bir de estetik turizmi başladı.
O hiç etik değil. Biz gelen hastayı iyice dinledikten, ince eleyip sık dokuduktan sonra, onunla bir takım olduktan sonra ameliyat yapıyoruz. Şimdi bu iş 10 günlük turlarda yapılıyor. Bunlar çok kötü gelişmeler. Hastanın yaptırmaması, doktorun yapmaması lazım. Biz doktoruz ama bazen medya tarafından kuaför haline getiriliyoruz.

Bazı estetikli kadınlar çok komik görünüyorlar. Kadın 60 yaşında ama göğüsleri 20′lerinde, tuhaf oluyor.
Siz önce memeyi çok problemli görürsünüz. Önce memeyi yaptırırsınız. Ama karın da sarkmıştır. Bu defa karın çok kötü görünür. Eğer memeyi yaptırınca paranız biterse ve karnı yaptıramazsanız yine mutsuz olursunuz. Hasta güzel memesi olmasına rağmen yine mutsuzdur, çünkü yarımdır. Ben böyle hastalara bunu anlatırım. Memeniz çok güzel olacak ama paranız gerisine yetmeyecekse yaptırmayın derim. Çünkü memelerin çok güzel olması yetmez, aksine aradaki fark daha göze batar. Güzellik uyumdur. Uyum önemli. Güzellik belli ölçüler değildir ki. Sizin verdiğiniz ışıktır, enerjidir.