OKSİNAZAL Pediatrik
Burun Damlası

Eczacıbaşı

Etken Madde(ler):
Oksimetazolin HCl 0.25 mg/ml

Piyasa Şekilleri:
10 ml’lik damlalıklı şişelerde.

Kullanım Şekli:
6 yaşın üstü çocuklar: 10-12 saatte bir (sabah ve akşam) her burun deliğine 1-2 damla damlatılır. Doktor tavsiyesi olmadan 3 günden daha uzun süre kullanılması önerilmez.

Endikasyonları:
Kronik nezle, soğuk algınlığı, sinüzit, saman nezlesi, alerjik veya infeksiyoz durumlarla oluşan burun tıkanıklıklarında endikedir. Burun açıcı özelliği ile burun operasyonlarından önce kullanılır. Kulak iltihabı olan hastalarda tıkalı olan östaki borusu girişini açar.

Kontrendikasyonları:
Oksimetazoline karşı aşırı duyarlılığı olanlarda kontrendikedir.

Uyarılar:
6 yaşından küçük çocuklarda kullanılmaz. Önerilen miktardan daha sık kullanılmamalıdır. Hipertiroidizm, kalp hastalığı olan (angina dahil), hipertansiyon, ilerlemiş damar sertliği ve diyabet hastalarında kullanılmaz. MAO inhibitörü ile kullanılmamalıdır. Hamilelik döneminde güvenirliği tespit edilmemiştir.

Yan Etkileri:
Geçici olarak burun mukozasında batma, yanma, kuruluk ve aksırık görülebilir. Nadiren uzun süre kullananlarda etki azaldıktan sonra kronik kızarıklık, şişme ve nezle ile karakterize, reaktif hiperemiye bağlı tıkalı burun hissi duyulabilir. Bazen, hipertansiyon, sinirlilik, bulantı, başdönmesi, başağrısı, uykusuzluk, kalp çarpıntısı veya refleks bradikardi gibi sistemik semptomatik etkilere neden olabilir.

Adrenarche, adrenalin bezlerindeki faaliyeti göstermektedir. Prematüre adrenarche çoğunlukla 58 yaşlarındaki kızlarda görülmektedir. Bunu, kısa bir büyüme devresi izler. Koltukaltları terleyip kıllanma ortaya çıkar. Cinsel bölgelerde kıllanma başlayabilir, (pubarche).
Doktor, seyrek görülen bir durum olan prematüre adrenarche’a sebep olan adrenalin bezlerinde bir tümör ya da anormalliğin olup olmadığını saptamak için testler yapabilir.

    HEMOROİD (BASUR)
Kalın bağırsağın anüse yakın yerinde meydana gelen şişliğe denir. İç ve dış hemoroid olmak üzere iki şekli vardır. Aşırı şişman kimselerde, kabızlık sırasında fazla ıkınmalarda, fazla mushil (söktürücü) kullanmaktan, hamilelikte, kalın bağırsağın anüsten önce gelen bölümünde tümör bulunması halinde hemoroid vakalarına sık rastlanır.
Belirtileri:
* Birçok durumlarda hemoroid anüs dışına taşar ve ancak elle içeri itilebilir.
* Dışkılama sırasında kanama görülür.
* Anüs çevresi kaşınır.
* Hemoroidin iltihaplanması halinde ağrı yapar.
Ne Yapmalı?
* Hafif vakalarda kaşıntı giderici ve yumuşatıcı merhemler verilir.
* Doktor uygun gördüğü takdirde hemoroid içerisine büzücü bir ilaç injekte edebilir.
* İleri vakalarda kesin tedavi ameliyattır.
* Dışkılama sonunda anüs çevresi çok temiz olarak yıkanmalı; ağrılı durumlarda soğuk kompres uygulanmalıdır.

Tüm gebelik boyunca anne adayları ortalama 12.5 kilogram alırlar. Ancak tek başına kilo alımı gebeliğin ve bebeğin sağlığını gösterme açısından yetersiz bir kriterdir. Zira tüm gebelik boyunca kilo kaybeden veya tüm gebelik boyunca 27 kilogram almasına rağmen sağlıklı bebek doğuran çok sayıda kadın vardır. Tansiyon değerleri, bebeğin gelişimi, antenatal incelemelerde yapılan kan ve idrar incelemeleri daha önemlidir. Dahası gebelik boyunca kilo takibi yapmayı gereksiz gören çok sayıda doktor vardır.


Gebeliğin hangi haftasında meydana gelirse gelsin vajinal kanama mutlaka doktor değerlendirmesi gerektiren bir durumdur. Kanamanın çok hafif olması ya da bir süre sonra kendiliğinden kesilmesi doktor kontrolünden vazgeçmek için bir neden teşkil etmemelidir.

Placenta Previa (Plasentanın doğum kanalının girişini tıkaması)

Tanım

Gebe uterusunun serviksle birleştiği bölgeye alt segment adı verilir. Bu bölge uterus kaslarının bittiği ve serviks bağdokusun başladığı arabölgedir. Bu ara bölgede ilerleyen gebelikle çok önemli değişiklikler meydana gelir. Uterus büyüdükçe alt segment gevşer ve serviksin yumuşamasına katkıda bulunur. Doğum eylemi başladığında bu bölgedeki gevşeme en üst seviyeye ulaşır.

Normal şartlarda uterusun yukarı kısımlarında yerleşen ve gelişen plasentanın çeşitli nedenlerle alt segmente yerleşmesi placenta previa (plasenta prevya okunur) olarak tanımlanır. Placenta previa’nın en büyük tehlikesi ciddi olabilen kanamalara yolaçması ve bebeğin doğum kanalına girmesine engel olmasıdır.

Plasenta previa alt segmenti kısmen ya da tümüyle kapatarak bebeğin uterustan doğum kanalına girmesine engel olur. Bu durumlarda doğum eylemi başladığında doğum kanalına giremeyen bebeğin doğumu yanlızca sezeryanla gerçekleşebilir.

Alt segmentin gelişme ve yumuşama sürecinde plasentanın alt yüzünde bulunan damar uçları açıkta kadığında kanama başlar. Alt segment yumuşaması ne kadar fazla ve ne kadar hızlı olursa (doğum eylemi başlaması bu süreci çok hızlandırır) kanama da o kadar şiddetli olur. Plasenta alt segmentin üzerine tümüyle oturmuşsa hayatı tehdit eden kanamalar ortaya çıkabilir.

Bazı gebeliklerde erken dönemlerde servikse yakın bir yerleşim gösteren plasenta uterusun büyümesiyle serviksten uzaklaşabilir. Bu yüzden placenta previa tanısı genellikle 28. haftadan sonra kesinleşir.

Placenta previa kimlerde ve neden olur?

İmplantasyon (döllenen yumurtanın uterusa yerleşimi) uterusun en verimli ve en uygun bölgesinde gerçekleşir. Genellikle çok geniş bir endometrium alanında embriyonun yerleşecek bir yer bulması çok zor olmaz. Ancak daha önceden geçirilen şiddetli endometritler (endometrium (rahim iç tabakası) enfeksiyonları), endometriumun yapısını bozan myom gibi tümörler ya da çok fazla sayıda doğum ya da kürtaj endometriumun bazı alanlarını embryonun yerleşmesine elverişsiz hale getirir.

Endometriumda kendine yerleşecek yer arayan embryo son çare olarak uterusun en alt kısmına kadar gider ve gebeliğin ileri dönemlerinde alt segment haline gelecek yerde yerleşerek büyümeye başlar. Servikal kanala yakınlığına göre kanalın girişini kısmen ya da tam kapatacak şekilde yerleşim gösterdiğinde placenta previa meydana gelir.

Plasenta previa her gebelikte ortaya çıkabilir. Ancak özellikle aşağıdaki risk faktörlerini taşıyanlarda daha sık gözlenir:

çok sayıda doğum yapmış olanlar;

düşük ve kürtaj sayısı fazla olanlar;

çoğul gebelik taşıyanlar;

iki gebelik arası süresi kısa olanlar;

uterusa ait tümörleri olanlar (myom-özellikle endometrium tabakasına yakın yerleşim gösteren submüköz tipte olanlar);

uterusta doğumsal bazı gelişim kusurları olanlar;

geçirilmiş endometrit öyküsü olanlar;

ileri anne yaşı olanlar;

şiddetli kansızlığı olanlar;

fetusun uterusta anormal yerleşimi (makat ya da yan duruş);

Görülme sıklığı

Plasenta previa dört ve daha fazla sayıda doğum yapmış olanlarda 1/20 oranında görülür.

İlk gebeliğini yaşayanlarda ise nadirdir ve 1/250 oranında görülür.

Bir kez placenta previa oluştuğunda diğer bir gebelikte tekrarlama riski 12 kat artar.

Placenta previaların %4′ünde placenta accreata denen çok tehlikeli bir durum meydana gelir.

Placenta accreata plasentanın uterusun lifleri arasına yerleşmesi durumudur. Bazı durumlarda plasenta özellikle eski sezeryan kesisinin bulunduğu bölgeye yerleşirse uterusu o bölgeden delerek ciddi kanamalara ve fetusun ölmesine yol açabilir. Placenta accreata doğum sonrası plasentanın ayrılmaması ve aşırı kanama olmasıyla kendini belli eden ve uterusun ameliyatla alınmasına kadar gidebilen bir durumdur.

Belirtileri

Plasenta previa en sık 34. gebelik haftasından sonra ortaya çıkan ağrısız kanama şeklinde belirti verir. İlk kanama ilişkide, vajinal muayene esnasında ya da durup dururken olabilir. Kanamanın nedeni olgunlaşmaya başlayan alt segmentin üstünde yer alan plasentadaki kan damarlarının açılmasıdır. İlk kanama bazen çok şiddetli de olabilir. Ancak genellikle placenta previada düzensiz aralıklarla ortaya çıkan ve kendiliğinden duran ancak cinsel ilişki, aşırı yorgunluk gibi durumlarda tekrarlayan kanamalar söz konusudur.

Bazı durumda placenta previa ablatio’ya neden olur ve böylece ilk belirtiler ablatio placenta belirtileri olur.

Tedavi yaklaşımı

Tüm kanamalı gebelerde alınan ilk önlemler alınır. Ağır kanama ile seyreden durumlarda eğer önlemlerle durdurulamıyorsa gebelik haftası ne olursa olsun sezeryanla doğum gerçekleştirilir.

Sezeryanda genellikle alt segment insizyonu tercih edilir. Gebeliğin ufak olduğu ve alt segmentin henüz gelişmediği durumlarda, yan duruşta, ya da plasentanın alt segmente kesi yapmayı engelleyecek yerleşimde olması durumunda klasik insizyon ile doğum gerçekleştirilir.[Sezeryan ile ilgili ayrıntılar için tıklayınız]

36. gebelik haftasından sonra ortaya çıkan kanamalarda bebek olgunlaşmış kabul edildiğinden genellikle sezeryan için fazla beklenmez.

36 haftanın altındaki gebeliklerde kanama hafifse veya önlemlere cevap veren bir kanama varsa annenin durumu tümüyle kontrol altında tutularak bebeğin olgunlaşması için bir süre beklenebilir. Bekleme sürecinde akciğer gelişimini teşvik etmek amacıyla kortizon uygulaması yapılabilir. Amniosentezde bebeğin akciğerleri olgunlaşmış bulunursa daha fazla beklenmez.

Bekleme sürecinde anne adayına kaybettiği kanı tamamlamak için haftada 2-3 üniteden daha fazla kan verilmesi gerekirse genellikle daha fazla beklenmeden doğum gerçekleştirilir.

Placenta previa erken doğum tehdidi zemininde de kanamaya başlayabilir. Bu yüzden CTG’de veya elle kasılma takibinde kasılma saptanırsa, yani kanamayla beraber erken doğum eylemi bulguları varsa tokoliz (doğum eyleminin durdurulması) denenir.

Anne adayı ile eşi arasında Rh uygunsuzluğu söz konusuysa mutlaka koruyucu amaçlı Anti-Rh immunglobulini (Rhogam) uygulanır. [Rh uygunsuzluğu ile ilgili ayrıntı için tıklayınız]

Gebeliğin hangi haftasında meydana gelirse gelsin vajinal kanama mutlaka doktor değerlendirmesi gerektiren bir durumdur. Kanamanın çok hafif olması ya da bir süre sonra kendiliğinden kesilmesi doktor kontrolünden vazgeçmek için bir neden teşkil etmemelidir.

Gebeliğin ikinci yarısında meydana gelen kanamalar

20. gebelik haftasından sonra tüm gebelerin yaklaşık %4′ünde değişen şiddetlerde vajinal kanama meydana gelir. Bu dönemde meydana gelen kanamalarda en sık görülen nedenler placenta previa (plasentanın doğum kanalı girişini tıkaması) ve ablatio placenta’dır (plasentanın bebek doğmadan önce ayrılmaya başlaması). Diğer nedenler arasında ise yine servikse ait lezyonlar ve idrar yollarından ya da hemoroide bağlı meydana gelen kanamalar yer alır.

Nadir görülen nedenler arasında ise vasa previa (kordona ait damarların doğum kanalının girişinde yeralması) ve marjinal sinüs rüptürü (plasentanın en uç noktasından hafifçe ayrılması) yer alır.

Nişan gelmesi olarak adlandırılan durum ise hafif kanamayla birlikte sümüksü bir akıntı gelmesi şeklindedir ve doğuma yakın dönemde serviks tıkacının atılmasından ibarettir.

Kanama ile başvuran anne adayında yapılan değerlendirme

Gebelikte kanama her zaman ciddi bir durumdur ve kanama ile başvuran gebelere her zaman muayenede öncelik tanınır.

Gebeliğin ikinci yarısındaki kanamalarda anne adayı hemen her durumda hastanede yatırılarak izlenir.

İlk işlem her gebelik muayenesinde olduğu gibi genel bir muayeneden ibarettir.

Daha sonra kanamanın kaynağını belirlemek için genellikle bir ultrason incelemesi yapılır. Placenta previa ultrasonda kolay saptanabilen bir durumdur. Ultrasonda gebelik haftası, bebeğin anomalisi olup olmadığı ve yaşayıp yaşamadığı belirlenir.

Aynı anda anne adayının ne kadar kan kaybettiğini belirlemeye yönelik olarak bazı kan tetikleri yapılır, kan grubu belirlenir, genel durum değerlendirilir, tansiyon takibine alınır, damar yoluyla sıvı verilir.

İdrar çıkışı vücuttaki kan kaybıyla doğru orantılı olarak azaldığından ciddi kanamalarda verilen sıvı tedavisinin yeterliliğini değerlendirmek amacıyla genellikle idrar sondası takılarak takip yapılır.

Anne adayının durumu kontrol altına alındıktan hemen sonra bebeğin durumu değerlendirilir. 28. gebelik haftasının üzerinde CTG cihazı ile fetal distres aranır ve gerekirse acil doğum için hazırlık yapılır.

Çok şiddetli kan kayıplarında genellikle kan transfuzyonu (kan nakli) yapılır. Kan transfuzyonu hayat kurtarıcı bir müdahale olmasına karşın bazı riskleri de beraberinde getirir.

Kan kaybının tehlikeleri

Kan kaybı belli bir dereceye kadar vücudun refleks olarak aldığı çeşitli önlemlerle tolere edilir. Bu yüzden kan bağışı gibi durumlarda verilen 500 mililitre kanın sağlıklı bir insan üzerinde hiç bir olumsuz etkisi yoktur.

Gebelik esnasında kan hacmi yaklaşık %50 artar. Bu nedenle gebelikte meydana gelen kanamalarda nispeten fazla miktarlarda kan kaybı bile hiçbir belirti vermeyebilir.

Kan kaybı belli bir miktarı aştığında vücutta bazı refleks mekanizmalar devreye girer. Bu refleks mekanizmaların amacı yaşamsal organlar olan beyin ve kalbe giden kan miktarı ve oksijeni yeterli sınırlarda tutmaktır. Bu amaçla ilk önce kalp atım hızı artar. Böylece varolan kan daha fazla çalıştırılarak sorun giderilmeye çalışılır. Daha ileri aşamalarda idrarla atılan sıvı azaltılır. Bunun amacı da damariçi sıvı miktarını sabit tutmaktır.

Kan kaybının devam etmesi durumunda belli bir aşamadan sonra vücudun alabileceği önlemler biter. Tansiyon düşmeye başlar. Soğuk terleme, ağız kuruluğu, nabzın ileri derecede hızlanması, tansiyonun düşmeye devam etmesi gibi belirtiler şok gelişmekte olduğuna işaret eder. Preşok (şoköncesi) adı verilen bu dönemde vücut dışarıdan yardım beklemektedir. Sıvı tedavisi ve kan nakli yapılmazsa hasta şoka girer.

Şok vücudun aldığı önlemlerin yetersizliğinin bir ifadesidir. Kan hacminin yetersiz olması organlara giden oksijeni azalttığından başta böbrekler olmak üzere tüm organlarda yetersizlikler ortaya çıkmaya başlar. Plasentaya giden kan azaldığında fetal distres veya fetal ölüm ortaya çıkabilir. Organ yetersizliği ilerlediğinde tedavi edilmezse hasta ölebilir. Bu yetersizlikler ortaya çıkmaya başladığında tedavi başlatılsa bile organ yetersizlikleri tümüyle engellenemeyebilir. Özellikle böbrekler kansızlığa çok duyarlı organlar olduklarından hayatı kurtarılan hastalarda kalıcı böbrek yetersizlikleri görülebilir.

Tüm bu nedenlerle kanaması olan anne adayları dikkatlice değerlendirilir ve hem bebeğin hem de annenin hayati tehlikesi gözönünde bulundurularak bir an önce tedaviye başlanır. Bir yandan eksilen kan yerine konur öte yandan kanamaya yol açan etken (placenta previa gibi) ortadan kaldırılmaya çalışılır.

Gebeliğin hangi haftasında meydana gelirse gelsin vajinal kanama mutlaka doktor değerlendirmesi gerektiren bir durumdur. Kanamanın çok hafif olması ya da bir süre sonra kendiliğinden kesilmesi doktor kontrolünden vazgeçmek için bir neden teşkil etmemelidir.

GİRİŞ

Gebelikte ortaya çıkan kanamanın nedeni basit bir serviks enfeksiyonu olabileceği gibi, ablatio placenta ya da placenta previa gibi anne adayı ve bebek açısından hayati tehlike taşıyan bir durum olabilir.

Gebeliğin ilk yarısında meydana gelen kanamalarda düşük tehdidi veya düşük, dış gebelik veya mol gebeliği söz konusu olabilir. Serviks lezyonları (enfeksiyonlar, erozyon (yara), CIN (servikste kanser öncüsü lezyonlar) gibi durumlar) özellikle cinsel ilişki sonrasında tahrişe bağlı olarak kanamaya neden olurlar.

Bazı durumlarda idrar yollarından gelen bir kanama ya da hemoroid (basur) nedeniyle oluşan bir rektal kanama (makattan gelen kanama) anne adayı tarafından vajinal kanama sanılabilir.

Gebeliğin birinci yarısında ortaya çıkan kanamaların değerlendirilmesinde ve tedavisinde fetus henüz yaşama sınırına ulaşmadığından tedavinin tek odağı anne adayının hayatının korunmasıdır. Gebeliğin ikinci yarısında ve özellikle de 28. gebelik haftasından sonra ortaya çıkan kanamaların değerlendirilmesi ve tedavisinde ise anne adayının hayatının korunması birinci planda olmakla beraber, fetusun sağlık durumu da yeni bir odak noktası teşkil eder.

Gebeliğin birinci yarısında meydana gelen kanamalar

Düşük tehdidi ve düşük

Gebeliğin özellikle ilk 12 haftası düşüklerin en sık görüldüğü dönemdir. Ağrıyla birlikte ya da tek başına olan bir kanama özellikle parça düşürme sözkonusuysa düşük habercisidir. Yapılan muayene ve ultrasonda bebek canlı ve serviks kapalı ise düşük tehdidi’nden bahsedilir. Düşük tehdidi düşük olup olmayacağının belirsiz olduğunu ifade etmek için kullanılan bir terimdir.

Dış gebelik

Gebelik ürününün uterus dışında bir yerde yerleşmesi durumunda dış gebelik’ten bahsedilir. Dış gebelik en sık tüplerde yerleşir. Gebeliğin yerleştiği bölge bebeğin büyümesiyle birlikte gerilmeye başlar. Özellikle tüpler gerilmeye çok dayanıklı olmayan yapılar olduklarından bir süre sonra yırtılırlar ve hem karıniçine hem de vajinadan dışarıya kanama başlar. Bilinen bir gebelikle ya da adet gecikmesiyle beraber şiddetli ağrı, kansızlık belirtileri (bayılma, solukluk, halsizlik) ve vajinal kanama durumlarında dış gebelik söz konusu olabilir.[Konuyla ilgili ayrıntı]

Mol gebeliği

Anormal bir gebelik şekli olan mol gebeliğinde uterus içi üzüm salkımı benzeri yapılarla doludur. Genellikle erken dönemlerden itibaren vajinal kanama gözlenir. Kanama ve beraberinde üzüm tanesi gibi parçalar düşürülmesi mol gebeliğini akla getirir.[Konuyla ilgili ayrıntı]

Serviks problemleri

Serviks bazı enfeksiyonlar, kanser öncüsü lezyonlar ya da erozyon (”yara”) gibi olaylara bağlı olarak çok hassas bir dokuya dönüşebilir. Bu durumlarda özellikle cinsel ilişki sonrası ve nadiren kendiliğinden kanama ortaya çıkabilir.

Gebeliğin hangi döneminde olursa olsun kanama ortaya çıktığında mutlaka spekulum muayenesi ile serviksin değerlendirilmesi büyük önem taşır. Spekulum muayenesinin kendisinin düşüğe ya da erken doğuma neden olduğuna dair bir bilimsel veri yoktur.

İdrar yolu problemleri

İdrar yolu enfeksiyonları, idrar yollarında taş, polip gibi oluşumlar, böbrek kisti gibi durumlar idrarla birlikte kanama gelmesine neden olabilir. Bu kanama anne adayı tarafından vajinadan geliyor sanılabilir.

Rektal kanama (kalınbarsaklardan gelen kanama)

Hemoroid (basur) gebelerde sıklıkla rastlanan bir durumdur. Ağrı yanında kanama belirtisi yaptığında anne adayı kanın vajinadan geldiğini sanabilir.

Tanım

Amnios zarı bebeği başta mikroorganizmalar (bakteri, virüs, protozoa gibi) olmak üzere dış ortamdaki zararlı etkenlerden koruyan ve içindeki amnios sıvısı için depo görevi yapan amnios kesesininin yapı maddesini oluşturur. Bu zar oldukça kalın ve dayanıklı bir yapıya sahiptir. Amnios zarı normalde doğum eyleminde kasılmaların yarattığı gerginlikle ve genellikle serviks belli bir açıklığa ulaştıktan sonra yırtılır ve amnios sıvısı keseden dışarı çıkarak vajinadan boşalmaya başlar.

Bazı durumlarda ise amnios kesesi doğum eylemini başlatmak ya da eylemi hızlandırmak amacıyla doktor tarafından özel bir alet yardımıyla delinerek açılır.

Yüzde 10 gebelikte amnios zarı henüz doğum eylemi kasılmaları başlamadan önce yırtılır ve anne adayı vajinadan aniden bir sıvı boşaldığını farkeder. Bu duruma erken membran rüptürü (EMR) adı verilir.

EMR’nin nedenleri

EMR’nin nedeni tam olarak aydınlatılamamıştır. Ancak kesenin yırtılmasında iki önemli etken rol oynar. Birinci ve muhtemelen en önemli etken vajina ve servikste var olan enfeksiyonlardır (B grubu streptokok, gonokok, klamidya ve bakteryal vaginozis gibi). Bu enfeksiyonlar zarın belli bir bölgesini adeta eriterek zayıflatır ve zar bu bölgeden kolaylıkla yırtılır. Bu yüzden anne adayında gebelik esnasında ortaya çıkan ya da öncesinden varolan genital kanal enfeksiyonlarının tedavi edilmesi çok önemlidir.

İkinci bir etken ise amnios zarı üzerine taşıyabileceğinden daha fazla yük binmesidir. İkiz gebelik ya da ağır polihidramnios (amnios sıvısının artması) gibi durumlarda zar, barındırması gereken sıvı miktarını taşıyacak güçte değildir ve gerginliğin en fazla olduğu bölgede meydana gelen yırtılma, sıvının dışarı akmasına yolaçar.

EMR’nin tehlikeleri nelerdir?

Amnios kesesinin bütünlüğü bozulduğu andan itibaren iki önemli olay başlar: Vajina ve serviksteki mikroorganizmalar hızla açılan bölgeden içeri girerler. Amnios sıvısı içerik olarak mikroorganizmaların üremesi için çok uygun bir ortam oluşturur. Bu yüzden mikroorganizmalar amnios sıvısı içinde hızla çoğalmaya başlarlar.

İkinci önemli olay ise kesenin bütünlüğünün bozulmasının uterus kasılmalarını başlatıcı etkisidir. Kasılmaların hangi mekanizmayla başladığı tam olarak bilinmemesine karşın muhtemelen amnios kesesi açıldığında bol miktarda prostaglandin adlı maddeler açığa çıkmaktadır. Prostaglandinler uterusun kasılması üzerinde güçlü etkileri olan maddelerdir. Mikroorganizmaların çoğalarak başlattıkları enfeksiyon sürecinde ortaya çıkan bol miktarda prostaglandin maddesi de doğum eyleminin başlamasına önemli katkılarda bulunur.

Bu durumda EMR’de özet olarak hem fetus hem de anne adayı enfeksiyon tehlikesiyle ve yine fetus erken doğum tehlikesiyle karşı karşıya kalır.

EMR sonucu ortaya çıkan enfeksiyona koryoamnionit adı verilir. Gebe uterusunun içinde bulunan amnios zarı ve koryon tabakasının enfeksiyonudur. Bu enfeksiyon bir yandan uterusa ve buradan anne adayının kanına geçerek annede ciddi enfeksiyonlara, öte yandan direkt yayılmayla fetusa ve fetusun kanına geçerek fetusta ciddi enfeksiyonlara yolaçabilen bir durumdur.

Kesenin açılmasından doğuma kadar geçen süre ne kadar uzunsa fetus ve anne adayında ciddi enfeksiyon gelişme riski o kadar yüksektir. Özellikle gebelik esnasında tedavi edilmemiş vajinit ya da servisit gibi genital kanal enfeksiyonu olan anne adaylarında bu risk daha da yükselir.

EMR esnasında fetusun bulunduğu gebelik haftası çok büyük önem taşır: 36. gebelik haftasından sonra bebeğin tüm organ sistemleri oluşmuş kabul edildiğinden doğum gerçekleştiğinde bebekte enfeksiyon bulguları yoksa bebeğin ciddi problemlerle karşı karşıya kalması beklenmez. Ancak 36. gebelik haftasından önce EMR ve sonrasında doğum gerçekleştiğinde gebelik haftası ne kadar düşükse bebekte doğum sonrası ciddi problemlerin görülme olasılığı artar. Özellikle bebekte enfeksiyon bulguları da varsa bebeğin kaybedilmesine kadar gidebilen durumlar ortaya çıkabilir.

Bazı durumlarda özellikle de sıvının aniden fazla miktarlarda boşaldığı durumlarda hızla akan sıvı bebeğin kordonunu da uterus dışına sürükleyebilir. Uterus dışına çıkan kordon bebeğin başı ya da ters duruyorsa makatı tarafından sıkıştırılabilir. Bu duruma kordon sarkması adı verilir. Özellikle makat gelişlerinde ve daha önce fazla sayıda doğum yapanlarda ortaya çıkan bu durum yarattığı ani fetal distres nedeniyle gerçek bir acil durumdur. Kordon sarkması genellikle doğum eylemi esnasında görülse de kesenin kendiliğinden ya da doktor tarafından açıldığı her durumda ortaya çıkabilir.

EMR’nin belirtileri

EMR gebeliğin herhangi bir döneminde, doğum kasılmaları başlamadan önce vajinadan sıvı gelmesi şeklinde belirti verir. Gelen sıvı miktarı damla damla olabileceği gibi aniden fazla miktarda sıvı boşalabilir. Sıvı sarı renkli ve kokusuzdur, içinde beyaz vernix caseosa (fetusun vücudunu kaplayan krem kıvamında koruyucu madde) parçaları içerebilir. Sıvı gelmesi sürekli olabileceği gibi belli bir süre sonra durabilir. Sıvı gelmesine kasılmaların eşlik etmesi doğum eyleminin başladığı ya da başlamakta olduğunun habercisidir.

Özellikle uzun zamandan beri suyu gelen gebelerde karın ağrısı, kötü kokulu akıntı, ateş, halsizlik, nabız hızlanması ve bebek hareketlerinde azalma gibi koryoamnionit belirtileri görülebilir.

Anne adaylarının vajinadan sıvı gelmesi durumunda mutlaka doktorlarına bu durumu bildirmeleri gerekir. Gelen sıvı miktarı az da olsa, ya da sıvı akışı belli bir süre sonra dursa da bu durumun mutlaka değerlendirilmesi gerekir. Vajinadan sıvı akışı ihmal edilmemesi gereken bir durumdur.

EMR tanısı nasıl konur?

Vajinadan aniden sıvı boşalması şikayetiyle başvuran ve vajinal spekulum muayenesinde serviksten sıvının aktığı gözlenen durumlarda tanı konması kolaydır. Serviksten sıvı gelmesi durmuşsa vajina arka duvarında birikmiş sıvıdan örnek alınır. Bu örneğin pH kağıdı ile yapılan ölçümü sıvının alkali olduğunu gösteriyorsa EMR tanısı konur. Nadiren ağır vajinitler de normal asit vajina ortamını alkaliye çevirerek karışıklık oluşturabilirler. Ancak anne adayının şikayetleri EMR ile uyumlu ise EMR tanısı ön planda tutulur.

EMR ile başvuran bir gebede enfeksiyon oluşturmamak için çok gerekli görülmedikçe vajinal tuşe (elle muayene) yapılmaması tercih edilir. Serviks açıklığı ve silinmesi spekulumla muayene esnasında saptanmaya çalışılır.

Vajinadan sıvı gelmesi şikayetiyle başvuran gebelerin az bir kısmında altta yatan olay idrar kaçırma olabilir. Özellikle üçüncü tirmesterde büyümüş uterusun mesaneye yaptığı baskı ya da var olan bir idrar yolu enfeksiyonu anne adayının farkında olmadan idrar kaçırmasına neden olabilir. Bu durumlarda spekulum muayenesinde uterustan sıvı boşalması gözlenmez ve pH incelemesi de normal bulunur.

EMR tanısı konduğunda ne yapılır?

EMR tanısı konduğunda ilk yapılması gereken ultrasonla gebelik haftası ve ASV (amnios sıvısı volümü) değerlendirmesi ve fetusta anomali taramasıdır. Bazı durumlarda fazla miktarda sıvı kaybına bağlı olarak amnios sıvısı ileri derecede azalmış olabilir. Bu durum bebeğin gelişimini olumsuz yönde etkilemekle beraber kordon sıkışması ve buna bağlı fetal distres gelişme olasılığını artırır.

Fetusun iyilik hali NST ile değerlendirilir. Genel enfeksiyon bulguları (ateş, taşikardi(nabzın hızlanması), karına basmakla hassasiyet) gözden geçirilir. Kanda ve idrarda enfeksiyon bulguları araştırılır.

36. gebelik haftası bitmişse, bebeğin durumu iyiyse ve enfeksiyon bulguları yoksa doğum eyleminin başlaması için beklenir. Bu dönemde gebelerin %90′ında doğum eylemi kendiliğinden başlar. 24 saat geçtiğinde henüz eylem başlamamışsa oksitosin verilerek indüksiyon yapılır. Gerekirse önceden serviksi olgunlaştırıcı ilaçlar verilebilir.

Gebelik haftası 26′nın altındaysa gebeliğin devam ettirilmesi sakıncalı olabilir. Özellikle bebeğin sıvısının az olması bu gebelik haftasında bebekte büyüdükçe uterus duvarına bası sonucu ciddi deformiteler (şekil bozuklukları) meydana getirebilir. Bebeğin sıvısı yeterli olsa bile 26 haftadan olgunluk süresine kadar geçen süre içinde anne adayında ya da bebekte ciddi enfeksiyonlar meydana gelebileceğinden 26. gebelik haftasından önce oluşan EMR’de genellikle gebelik beklenmeden sonlandırılır.

26-34. gebelik haftaları arasında oluşan EMR’lerde ise dikkatli bir şekilde değerlendirilerek bebeğin büyümesi beklenebilir. En büyük risk enfeksiyon olduğundan bekleme sürecinde enfeksiyon bulguları ortaya çıktığında hemen doğum gerçekleştirilir.

Bekleme sürecinde vajinadan gelen ya da amniosentez ile elde edilen amnios sıvısında akciğerlerin olgunlaşmasını değerlendirme yoluna gidilebilir. Haftalık değerlendirmelerin birinde bebeğin akciğerlerinin olgunlaştığı saptanırsa doğumu gerçekleştirmek için girişimlere başlanır.

Bekleme sürecinde yapılan değerlendirmelerde doğum eyleminin başladığı saptanırsa enfeksiyon bulgusu olarak kabul edilir (bu durumda vücut enfeksiyon etkenini atmaya çalışmaktadır) ve eylemi durdurmak için tokoliz yapılmaz.

NST ve enfeksiyon bulguları günlük değerlendirilir ve enfeksiyon bulguları ortaya çıkmadıkça beklemeye devam edilebilir.

Bekleme esnasında enfeksiyon bulguları ortaya çıkarsa antibiotik tedavisi başlanır ve gebelik sonlandırılır.

34.-36. gebelik haftalarında oluşan EMR’lerde genellikle 72 saat beklendikten sonra indüksiyonla gebeliği sonlandırma girişimleri başlatılır.

Beklenmesine karar verilen gebelerin dikkatli değerlendirmeleri yapıldıktan sonra günlük takiplere gelmek koşuluyla evlerine gitmelerine izin verilebilir. Bu bir yandan tedaviye dirençli hastane enfeksiyonlarının önlenmesi öte yandan anne adayında uzun süre hastanede kalmaya bağlı psikolojik problemlerin oluşmasının önlenmesi açısından oldukça etkili bir yaklaşımdır.


Önceleri gebelikte tıbbi bakım gebelik başladığı andan itibaren verilmekte ve bu şekilde gebelikle ilgili tüm etkenlerin kontrol edildiği düşünülürdü. Ancak gebelik süreci “anlaşıldıkça” gebelik öncesi dönemin de sağlıklı bir gebelik, doğum ve doğum sonrası için oldukça önemli olduğu ortaya çıktı. Bu yüzden günümüzde anne adaylarına gebe kalmayı planladıklarında doktorlarına başvurmalarını ve genel bir kontrolden geçmelerini öneriyoruz.

Prekonsepsiyonel vizit (gebe kalmadan hemen önceki dönemde doktor kontrolü) adı verdiğimiz bu kontrolde amaç anne adayının gebe kalmadan önce varolan risk faktörlerini belirlemek, bunları azaltma konusunda tıbbi destek ve bilgi vermek ve anne adayının bu risk faktörleri kontrol altına alındıktan sonra gebeliğe başlamasını sağlamaktır.

İlk doktor kontrolünde yapılacak işlemler

Genel anamnez ve muayene

Yöneltilen ayrıntılı sorularla gebeliği olumsuz etkileyebilecek kronik hastalıkların (hipertansiyon, diabet, epilepsi gibi), jinekolojik hastalıkların (miyom, over kisti, enfeksiyonlar gibi), önceki gebeliklere ait durumların (düşük, anomalili doğum, önceki gebeliklerde yaşanan normaldışı durumlar), beslenme alışkanlıklarının, yaşam tarzının (sigara kullanımı, alkol ve diğer maddelerin kullanımı, çalışma hayatı, uyku ve dinlenme alışkanlıkları, egzersiz alışkanlıkları) ortaya çıkarılması. Anne ve baba adayında yaşa veya kalıtıma bağlı risk faktörlerinin ortaya çıkarılması

Jinekolojik muayene ile risk teşkil edebilecek enfeksiyon, kitle (over kisti, miyom gibi) gibi durumların ortaya çıkarılması, genel muayene ile gebelikte risk teşkil edebilecek durumların ortaya çıkarılması (organlarda işlev bozuklukları, kilo özellikleri, genel bedensel özellikler)

Papsmear alınması

Gerektiğinde anne adayının ilgili branş doktoru ile konsulte edilmesi

Gerekli durumlarda genetik danışmanlık hizmeti verilmesi

Tansiyon ölçümü

Laboratuar incelemeleri

Hiç bir şikayeti olmayan ve anamnez ve muayene bulgularına göre risk faktörü taşımayan anne adaylarında tam kan, tam idrar, idrar kültürü, kan grupları, toksoplazma ve rubella incelemeleri.

Belli bir şikayeti olan ve/veya anamnez ve muayene bulgularına göre risk faktörü belirlenen anne adaylarında diğer incelemeler (tiroid fonksiyon testleri, kalple ilgili ileri incelemeler gibi)

Kilo ölçümü ve kilo ile boy arasındaki ilişkinin belirlenmesi

Ultrason (zorunlu değil)

Tedavi

Muayenede saptanan tedavi gerektirir durumlar için uygun tedavi verilmesi (kansızlık, idrar yolu enfeksiyonları gibi). Diabet hastaları için kan şekerinin gebelik başlamadan çok öncesinden itibaren normal sınırlara çekilmesi bu anne adaylarının bebeklerinde anomali ortaya çıkma riskini belirgin şekilde azaltır.

Aşılar: Hepatit B aşılarına başlanması, rubella aşısı uygulanması, tetanoz aşısı

Rubella (kızamıkçık) aşısı daha önce kızamıkçık geçirmediği belirlenen anne adaylarına uygulanır. Aşı, canlı aşı olduğundan anne adayının bu uygulama sonrası en az üç ay gebe kalmaması ve bu süre sonunda tercihan kanda bağışıklık oluşup oluşmadığının araştırılması önerilir.

Tetanoz aşısı gebeliğin üçüncü ayından sonra da uygulanabilir.

Vitaminler: Herhangi bir kronik hastalığı olmayan, beslenmesi anormallik arzetmeyen anne adaylarının gebelik öncesi vitamin desteğine ihtiyacı yoktur.

Daha önceden nöral tüp defektli bebek doğurmuş olan anne adaylarında ise yeni gebelikte bu durumun tekrarlamasını engellemek için gebelikten bir ay önce başlanarak üç ay boyunca günde 4 miligram folik asit kullanımı uygundur. Vitaminlerin de “ilaç” grubunda yeraldığı ve gerekli görülmekdikçe kullanılmaması gerektiği unutulmamalıdır.

Kalın bağırsağın anüse yakın yerinde meydana gelen şişliğe denir. İç ve dış hemoroid olmak üzere iki şekli vardır. Aşırı şişman kimselerde, kabızlık sırasında fazla ıkınmalarda, fazla mushil (söktürücü) kullanmaktan, hamilelikte, kalın bağırsağın anüsten önce gelen bölümünde tümör bulunması halinde hemoroid vakalarına sık rastlanır.
  Belirtileri:
* Birçok durumlarda hemoroid anüs dışına taşar ve ancak elle içeri itilebilir.
* Dışkılama sırasında kanama görülür.
* Anüs çevresi kaşınır.
* Hemoroidin iltihaplanması halinde ağrı yapar.
  Ne Yapmalı?
* Hafif vakalarda kaşıntı giderici ve yumuşatıcı merhemler verilir.
* Doktor uygun gördüğü takdirde hemoroid içerisine büzücü bir ilaç injekte edebilir.
* İleri vakalarda kesin tedavi ameliyattır.
* Dışkılama sonunda anüs çevresi çok temiz olarak yıkanmalı; ağrılı durumlarda soğuk kompres uygulanmalıdır.

SAYFA 1 123»