Bebeğin daha kolay çıkmasını sağlamak için uygulanan cerrahi kesiye epizyotomi adı verilir. Bu kesi her doğumda uygulanmamakla beraber gerekli durumlarda ve usulüne uygun uygulandığında hem kısa vadeli ve hem de uzun vadeli avantajlar getiren bir cerrahi müdahaledir.

Epizyotominin amacı nedir?

Epizyotominin amacı bebeğin başı (ya da makat kısmı) çıkarken perine bölgesinin aşırı gerilmesinin ve yırtılmasının engellenmesidir. Diğer bir amacı da perine tabanı kaslarının aşırı gerilmesinin önlenerek uzun vadede oluşabilecek estetik ve yapısal bozuklukların (sistosel, rektosel, desensus; yani mesane, kalınbarsak ve uterus sarkması) en aza indirilmeye çalışılmasıdır.

Epizyotomi kimlerde uygulanır?

Önceleri her doğum için rutin olarak epizyotomi açılması önerilmekte ve doktorlar tarafından da hem ilk doğumlara hem de sonraki tüm doğumlara epizyotomi uygulanmaktaydı. Son yıllarda ise önce ilk doğumdan sonraki doğumlarda rutin epizyotomi uygulayan doktorların sayısı azalmış ve bunu ilk doğum da dahil hiçbir doğumda rutin epizyotomi uygulamayan doktorlar takip etmiştir.

Ancak yine de anne adayının perinesinin dar olduğu, perine kaslarının aşırı gerildiği, bebeğin başının perineden çıkarken zorlanacak kadar büyük olduğu durumlarda epizyotomi uygulaması perinenin aşırı yırtılmasını ve uzun vadede bölgede estetik bozukluklar oluşumunu önlemede oldukça önemli rol oynayan bir işlem olarak değerini korumaktadır.

Vakum ve forseps gibi müdahaleli uygulamalarda, makat gelişi ile doğum gibi normalden farklı doğum şekillerinde ise epizyotomi açılmamasının yarardan çok zarar vereceği kesindir. Prematüre doğumlarda perinenin bebeğin miadında bebekten daha hassas olan başına baskı yapmasını engellemek için epizyotomi açmak oldukça etkili bir uygulamadır.

Doğumun hızlı gerçekleşmesinin gerektiği durumlarda ise (fetal distres gibi) epizyotomi mutlaka açılır.

Epizyotomi uygulanmadığı durumlarda ne olur?

Epizyotomi açılmadığı durumlarda özellikle ilk doğumda %50 olasılıkla yırtık meydana gelir. Oluşan bu yırtığın büyüklüğü baş çıkarken doktor tarafından uygulanan perine koruma tekniğine, anne adayının doğum sayısına, perinenin yapısal özelliklerine ve bebeğin başının (ya da makatının) yapısal özelliklerine bağlıdır. Oluşan yırtıklar genellikle yüzeyeldir. Ancak bazı durumlarda, özellikle perine dokusunun sert olduğu ve/veya bebeğin başının nispeten büyük olduğu durumlarda epizyotomi açılmasının gecikmesi ya da hiç açılmaması vajinanın derinliklerine kadar giden, ya da anüs sfinkterinin (anüs sfinkteri istemsiz dışkılamayı engelleyen bir kas yapısıdır) ve hatta rektum (kalın barsağın son kısmı) duvarının yırtılmasına kadar varabilen yırtıklara neden olabilmektedir.

Bu yüzden epizyotomi açılmasının gerekli olmadığı yönünde karar verilirken kar/zarar oranı hesaba katılır ve oluşacak yırtık açılacak kesiden daha kötü olacaksa epizyotomi açılır. Epizyotominin diğer bir amacı da perinenin estetik görüntüsünü mümkün olduğunca korumaktır. Bu yüzden perine kaslarının aşırı gerili olduğu durumlarda bölgedeki gerilmeyi önlemek için epizyotomi mutlaka açılır. Zira perine kasları aşırı gerildiklerinde eski şekillerine çok zor geri dönmekte ve bölgede yapısal ve işlevsel bozukluklar meydana gelebilmektedir.

Epizyotomi iyileştiğinde iz kalır mı?

Epizyotomi iyileşmesi sonrasında kesi usulüne uygun dikildiğinde, anne tarafından doktorun önerdiği şekilde bakımı yapıldığında bölgede kesi hattı boyunca çizgi şeklinde bir iz kalır. Bu izin derinliği bir yandan bireysel özelliklere öte yandan epizyotomi açılırken kullanılan teknik ve tamir esnasında kullanılan dikiş materyalinin kalitesine göre değişir. Bazı kadınlarda ne kadar iyi bir teknik uygulanırsa uygulansın bünyenin aşırı nedbe dokusu oluşturma özelliği nedeniyle derin bir iz kalabilir. Bazı kadınlarda ise neredeyse epizyotomi yapılmadığını düşündürecek kadar az iz kalır.

Epizyotomi sonrası ne gibi istenmeyen durumlar oluşabilir?

Epizyotominin tamiri sonrası en sık görülen yakınma ağrıdır. Ancak bu ağrı genellikle ağrı kesicilere iyi cevap verir. Bölgeye buz torbası tatbiki ya da sprey şeklinde anestezik ilaç uygulanması da faydalı olabilir. Ağrı kesicilere cevap vermeyecek kadar şiddetli olan ağrılarda ise bölgede hematom (kan birikmesi) söz konusu olabilir. Hematom epizyotomi dikilirken farkedilmeyen bir atardamarın açık kalması sonucu kanamanın devam etmesi ve epizyotomi bölgesinde hapsolması sonucu oluşur. Tedavi için epizyotomi kesisi yeniden açılarak damar bulunur ve bağlanarak epizyotomi yeniden kapatılır.

Diğer istenmeyen durumlar arasında en önemlisi epizyotomi kesisinin dikişlerinin kendiliğinden açılmasıdır. Bunun da en sık nedenleri bölgede enfeksiyon oluşması ve bu enfeksiyonun kendiliğinden eriyen dikiş materyalini iyileşme meydana gelmeden eritmesi, bölgedeki kanama ve hematomun dikişleri zayıflatmasıdır. Bazen de doğum sonrası çok erken dönemde cinsel ilişkiye girilmesi de etken olabilmektedir. Tedavide epizyotomi bölgesi temizse yani bölgede enfeksiyon bulgusu yoksa dikişler tekrar atılabilir. Enfeksiyon olduğu durumlarda dikişler yeniden konmadan önce bölgenin enfeksiyondan arındırılması için antibiotik tedavisi, pansuman ve enfekte dokuların kesilip atılması gerekir. Yaklaşık bir hafta sonra uygun şartlar oluştuğunda ikinci kez dikiş konulabilir.

Epizyotomi açılanlarda uzun dönemde oluşan istenmeyen durumlar arasında en önemlisi disparonidir (cinsel ilişki esnasında ağrı). Bu da özellikle usulüne uygun açılmayan ya da iyi dikilmeyen epizyotomilerde ve epizyotomi bölgesinde enfeksiyon geliştiğinde ortaya çıkan bir durumdur. Bölgenin açılarak tekrar tamir edilmesi gerekebilir.

DİKKAT ! Bu bölgede testisi besleyen damarların kendi çevresinde dönmesi ile gelişen ve çok tehlikeli olabilecek testis torsiyonu gibi acil müdahale gerektiren durumlar da benzer şikayetlerle ortaya çıkabileceğinden TANISI MUTLAKA DOKTORLAR TARAFINDAN KONULMALIDIR.

Ayrıca benzer şekilde ortaya çıkan kasık fıtığından da ayırt edilmesi gereken bu durum, testisi çevreleyen zarlar içinde sıvı birikmesi ile gelişen ,hayaların birinde veya ikisinde meydan gelen şişmedir. Bu sıvı karın içi ile irtibatlı veya ayrı olabilir.

Genellikle 1 yaşından küçük çocuklarda gelişen bu duruma 1 yaş altında müdahale edilmez ancak bu tanı ve bekleme, takip ve daha önemlisi tanı ANCAK TECRÜBELİ BİR HEKİM TARAFINDAN ve bazen yardımcı tanı araçlarının kullanılması ile (Translüminasyon ve ultrason görüntülemeler ..) mümkün olur. Bu hidrosel ile birlikte görülme sıklığı yüksek olan kasık fıtıklarının da tespiti için önemlidir. 2 yaşından sonraki hidroseller ameliyat ile tedavi edilir. Enjektör iğnesi ile boşaltım uygun bir tedavi değildir. Ameliyat her yaşta yapılabilecek güvenlikte, hastanede yatma gerektirmeyen, günübirlik bir operasyondur.

 

Kasık fıtığı, kasık bölgesinde, aşağıda hayalara doğru uzanan, farklı boyutlarda olabilen, zaman zaman özellikle; ağlama, ıkınma, gibi karın içi basıncın arttırıldığı hallerde, ortaya çıktığı yada büyüdüğü fark edilen şişlikle karşımıza çıkan bir durumdur. Hastaya hiçbir rahatsızlık hissi vermeden girip çıkabildiği gibi ağrılı da olabilir. Bu bölgede testisi besleyen damarların kendi çevresinde dönmesi ile gelişen ve çok tehlikeli olabilecek testis torsiyonu gibi acil müdahale gerektiren durumlar da benzer şikayetlerle ortaya çıkabileceğinden TANISI MUTLAKA DOKTORLAR TARAFINDAN KONULMALIDIR.

Zamanında doğan erkek çocuklarda %1, erken doğumla doğan bebeklerde %30 sıklıkla görülür. Testisin aşağı inişi ile yakından ilgili olduğundan erkek çocuklarda, kız çocuklardan 4-20 kez sık görülür. %60 ı sağda %30 u solda ve %10-20 kadarı iki taraflıdır. Karın içini döşeyen zar ile ilişkili anne karnında kapanması gereken bir kanalın açık kalması yani tamamen anatomik bir durumun sonucu olup tek tedavisi ameliyattır. Hastanede yatma gerektirmeyen günübirlik bir ameliyatla bu kanal bağlanarak kapatılmak suretiyle tedavi sağlanır.

Tedavi edilmediği taktirde kendiliğinden veya ilaçla iyileşme ihtimali bulunmadığı gibi ; bu kanaldan dışarı çıkabilen yapılar günün birinde içeri geri gidemez olup hem hasta hem de doktor için tatsız, zor hatta tehlikeli durumlar yaratabilir ancak acil ve büyük ameliyatlar ile düzeltilebilecek sorunlar ortaya çıkarabilirler. Bu ameliyat yenidoğanlar da bile yapılacak kadar güvenli olup ameliyat, fıtık fark edilir edilmez yapılmalıdır.

Özürlü bir çocuğun bakımı aile desteği, sosyal ve akademik uyarlama, özürlü kişiye kolaylık sağlamak amacıyla fiziksel çevrede ayarlamalar ve çoğu kez özel tıbbi bakım.
Çocuklarda kalıcı özürler; zihinsel gelişimde gecikme, bir kasın olmaması gibi fiziksel şekil bozuklukları, körlük ya da sağırlık gibi duyusal bozukluklar olabilir.
Bir çocuğun özrü ne olursa olsun, kısa zamanda farklı olduğunu anlar. Çocuğun kendine değer veren bir duygu ve bu farklılığa rağmen dünyayla ilişki kurma yeteneği geliştirmesine yardım etmek, özürlü bir çocuğun başarıyla büyütülmesinde esastır. Bu bir dereceye kadar, olmasına yardım ederek ve çocuğun kendi potansiyeliyle gelişeceği bir çevre yaratarak başarılabilir.
Bir çocuğun büyük bir özürle dogması kadar üzücü olan çok az şey vardır. Bazı ebeveynler, özellikle kusur fiziksel olarak görünür değilse, başlangıçta durumun gerçekliğini inkâr etmeye çalışırlar. Çocuğun geleceği hakkındaki endişeye ek olarak özürlü bir çocuğun üstesinden gelebilmek için bir kimsenin becerisi hakkında duyulan suç, kızgınlık, suçlama ve korku normal tepkilerdir.
Bazı ciddi durumlarda kurumsal bakım sorusu başlangıçta yöneltilmemelidir. Bir zamanlar ciddi bir şekilde zekâ geriliği olan bebeklerin kurumlara yerleştirilmesi sıradan bir olguydu. Bugün doktorlar biliyor ki bebekler ve küçük çocuklar büyütüldükleri ev çevresinde tutarlı bir ebeveyn tipine sahip olurlarsa gelişme açısından daha başarılı olurlar. Hâlâ, özürlü çocukların ebeveynleri çoğu zaman kendileri tek başlarına çocuklarına bakamayacakları kanısına varıyor ve bu nedenle bir kurum buluyorlar. Yine de evde bakmaya hiç olmazsa teşebbüs eden ebeveynler genellikle, hiçbir çaba sarf etmeden çocuklarını kurumlara yerleştirenler kadar kendilerini suçlu hissetmiyorlar.
Evde yetiştirmeye çalıştığınız özürlü bir çocuğunuz varsa çocuğunuzu mümkün olduğu kadar mutlu ve uyumlu kılmak için yapabileceğiniz bazı şeyler vardır.
Çocuğunuza, diğer çocuklarınıza davrandığınız gibi davranın. Bazı ebeveynler özürlü çocuğa daha özenle bakmaya çalışırlar. Bu durum sadece çocuğun kendini olduğundan farklı hissetmesini sağlar. Evdeki kurallar ailedeki herkese uygulanmalıdır. Diğer çocuklar gibi özürlü çocuğunuz da ev çevresinde bazı sorumluluklar almalı ve kuralları çiğnediğinde (kuralları anlamaya muktedirse) diğer çocuklarda olduğu gibi cezalandırılmalıdır.
Davranışınızın uyandırdığı etkiye dikkat ediniz. Çocuklar bir kusuru gidermede şaşırtıcı derecede beceriklidir. Örneğin, doğuştan bir eli olmayan bir çocuk, diğer elinde çok ustalaşır ve başka bir şey bilmediği halde olmayan elinin yokluğunu hissetmez. Ne var ki ebeveyn şekil bozukluğundan utanırsa, çocuk bu duyguları hissedecek ve muhtemelen utangaç olacaktır.
Diğer çocuklarınızı ihmal etmeyiniz. Özürlü bir çocuğun bakımı o denli zaman alan bir uğraş olabilir ki, diğer aile fertleri ihmal edilir.

Diğer çocuklarınızın özürlü kardeşleri hakkındaki sorularını dürüstçe yanıtlayınız. Her çocukla yalnız kalmak için her hafta zaman ayırmaya çalışınız.
Çocuğunuzu olduğu gibi kabul ediniz. Her çocuk gibi, özürlü çocuğunuzun da güçlü ve zayıf yönleri vardır. Çocuğunuz bir şeyi başardığında ne kadar önemsiz olursa olsun övülmeli ve özel bir duygu hissetmesi sağlanmalıdır.
Çocuğu tek başına bırakmayınız. Her çocuğun arkadaşa ihtiyacı vardır. Çocuğunuzu bulaşıcı hastalıktan ve bazı çocukların potansiyel gaddarlıklarından korumak istemeniz normaldir. Ancak bunu çocuğunuzun sosyalleşmesi pahasına yapmayınız.
Genel okullarda özürlü çocuğa eğitim verilmesi nispeten yeni bir kavramdır. Eskiden özürlü çocuklar diğer özürlü çocuklarla birlikte özel bir okula giderlerdi. Günümüzde birçok okul yasa gereği özürlü çocuklar için özel eğitim sınıfları sağlamak zorundadırlar. Birçok durumda çocuklar bazı dersleri normal öğrenci topluluğuyla birlikte almaktalar. Özürlü çocukları sınıfın geri kalanıyla karıştırmak her iki grup için de yararlıdır.
Çocuğunuzun özel gereksinimlerine hitap ediniz. Özrü olan çocuğun, özel olarak planlanmış bir evden eğitilmiş bir hemşire/dadı tarafından ev bakımına ya da tıbbi olanaklara yönelik haftalık ziyaretlere kadar değişen sayısız öze gereksinimleri vardır.
Yalnız olmadığınızı unutmayınız. Çok sayıda toplum kaynakları, özürlü çocuğunuzun gereksinimlerini karşılamanıza yardımcı olabilir. Bazı bürolar çocuklarının tıbbi gereksinimlerini karşılayamayan ebeveynlere finansal yardım sunarlar. Diğerleri ise taşımacılık, danışma, psikolojik değerlendirme, çocuk bakımı, günlük bakım ve oyun faaliyetleri gibi hizmetler sunarlar.
Çocuğunuzun doktoru mevcut yardım olanaklarıyla ilgili olarak mükemmel bir bilgi kaynağı olabilir. Kamu sağlığı hemşireleri ve sosyal konularda çalışanlar bölgesel kaynaklar konusunda bilgi sahibi olup çoğu zaman çok yararlı bir bilgi ve destek kaynağıdır. Ayrıca, yardımcı olabilecek ebeveyn dernekleri bulunmaktadır. Bu topluluklar ebeveynlere ortak sorunlarını ifade etme ve bilgi paylaşma olanağını verirler. Son yıllarda, bu gruplar örgütlenmiş ve etkin yaşamada bir güç haline gelerek özürlüler için fırsatları genişletip geliştirmişlerdir.

Doç. Dr. Cevad Şeküri, kulak memesinde çizgi bulunanların kalp hastalığı riskinin yüzde 35 olduğunu söylüyor. İki kulağında çizgi olanlarda, risk yüzde 77 dolayında…..

Kulak memesindeki yatay çizgi kalp ve damar hastalıklarının habercisi. Kent Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Cevad Şeküri, “Bu çizgiyi görmek için aynaya bakmak yeterli. Bir ya da iki kulak memesinde bu çizgi bulunanlar, kalp ve damar hastalıkları yönünden taranmalı ve risk faktörleri açısından da takip edilmelidir” dedi.

OTOPSİ ARAŞTIRMASI YAPILDI
Doç. Dr. Cevad Şeküri, kalp ve damar hastalıklarından dolayı hayatını kaybedenler üzerinde yapılan otopsi çalışmaları sonucunda bu bilgiye ulaştıklarını dile getirdi ve ekledi: “Kalp hastalıkları nedeniyle ölenlerin yüzde 80′inde bu çizgi saptandı. Kulak memesinin tam ortasında yan devam eden diagonal tarzda bir yarık oluşur. Bu yaşlılıkla olmakla beraber kalp ve damar hastalıklarının da önemli bir belirtisidir. Bu çizgiyi taşıyanlarda kalp ve damar hastalığı ortaya çıkma riski çok yüksektir. İki kulakta da bu çizgi varsa; kalp-damar hastalığı birlikteliği oranı yüzde 77′ye çıkıyor. Tek kulakta olduğunda ise bu risk yüzde 35. Bu çizgiyi taşıyanların riskli grup kabul edilerek, mutlaka takip edilmeleri gerekiyor.”

KÜPE ÇİZGİYİ SAKLI TUTUYOR
Yapılan çalışmaların bu çizginin daha çok orta ve ileri yaş olgularında ortaya çıktığını gözler önüne serdiğini belirten Dr. Cevad Şeküri, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu çizgi yaş ilerledikçe daha sık görülüyor ve derinleşiyor. Erkeklerde görülme oranı kadınlardan daha yüksek. Kadınlarda küpe kullanımından dolayı bu çizginin ayrımı şaşırtıyor.” Kulak memesindeki çizginin damar dolaşım yetersizliğinin kronik bir bulgusu olduğunu vurgulayan Dr. Şeküri; “Bu çizginin yorumu doktorlar tarafından bilinir. Herkes kulağındaki çizgiye bakarak kalp hastalığı konusunda önlem alabilir” diye konuştu.

Çoğu ana baba yeni doğan bir bebeğin şımartılıp şımartılamayacağını merak eder.

Bir asır önce ağırlıklı olarak kabul edilen görüş, yeni doğan bir çocuğun şımartılabileceği ve bunun çok kolaylıkla gerçekleşebileceği yönündeydi. Bebekler katı programlara tabi kılınır ve yalnızca kesinlikle gerekli olduğunda ele ve kucağa alınırlardı. Küçük bir bebek aç olduğu ya da altına yaptığı için ağlamıyorsa feryatları genellikle duymazlıktan gelinirdi. Kimse şımarık bir çocuğu olsun istemezdi.

Bugün ise doktorlar, yeni doğmuş bir bebeğin şımartılabilmesinin söz konusu olmadığına inanmaktadırlar. Artık, katı bir şekilde uygulanan tüm o programlar bir yana bırakılmış ve onların yerini, her bebeğin ve onun ait olduğu ailenin gereksinmelerinin hesaba katıldığı esnek bir program almıştır. Ana babalar çocuklarını kucaklarına almaya teşvik edilmektedirler. Doktorlar ana babalara, yeni doğmuş bebeklerinin, gerek beslenme, gerek rahatlarıyla ilgili acil gereksinmelerine yanıt vermelerini öğütlemektedirler. Sonuç olarak, bebeğinizin tadını çıkarmaya bakın.

Bir bebeğin ruhsal gereksinmeleri.bedensel gereksinmeleri kadar önemlidir. Yeni doğmuş bir bebek bile yakınlığa gereksinim duyar. Bir yeri ağrıyorsa rahatlatılmak ister, birine gülümsemek için o birinin ona gülümsemesini ister ve istediği şeylerle ilgilenen ve onları yerine getiren birinin bulunduğunu öğrenmek ister. Bunu yapan bir ana baba yeni doğmuş bebeklerini şımartmış olmaz. Yapmayanlar ise bebeklerinin, ruhsal güvenliğini sağlama şansını yok etmiş olacaktır.

Yeni doğan bebeğinizi çok fazla ilgi göstererek şımartma konusunda endişelenmenize gerek olmamakla birlikte bazen davranış modellerinin, doğumdan sonraki ilk dönem içinde ortaya çıktığını ve bunların yaşamın üçüncü ya da daha sonraki aylarında geri teptiğini ve sonuçta da ana babanın, çocuklarının kaprislerinin kölesi durumuna geldiklerini unutmamanız gerekir.

Bu durum bazen, mideleri sürekli gaz yapan bebeklerde ortaya çıkabilir. Geceler boyu, karnı ağrıyan yavrunuz kucağınızda odanın içinde yürürsünüz. Birçok bebekte karın ağrısı nöbetleri üçüncü ayda kesilir. Bebeğiniz de bu rahatsız dönemi atlatmış gibi görünür. Bebeğin karnının şişliği artık inmiştir ve çocuk pek rahatsızlık hissediyorsa da benzememektedir.Ancak her akşam, bebeği sepetine koyduğunuz anda çığlıklar başlar.

Bebek kucakta tutulmanın ve gezdirilmenin tadını öğrenmiştir bir kez. Bazıları bu bebeğin biraz şımarmış olduğunu söyleyecektir. Biraz şımarmış bir bebeği çok şımarmış bir bebek olmaktan korumak için, onu memnun etme çabalarınızı biraz azaltmanız gerekebilir. Bebeği yatağına bırakın, iyi geceler dileyin ve bebek feryada başlayınca hemen kurtarmak için içeri koşmayın.

Daha büyük bebeklerden farklı olarak, yeni doğmuş bir bebeğin çevresi ve o çevreye olan tepkisi son derece sınırlıdır. Daha çocuğunuzun oyun arkadaşını dövmesinden, parmağım açık bir elektrik prizine sokmasından ya da size sert bir “hayır” demesinden endişe etmeniz için önünüzde uzun aylar bulunmaktadır.

Yeni doğan bebeğin davranışı daha çok, acil fiziksel gereksinmelerine olan tepkilerinden oluşur. Tipik bir yeni doğmuş bebek günün büyük kısmını, her 2 ile 4 saatte bir beslenmek amacıyla bölünen bir uykuyla geçirir. Bu arada da günün önemli bir bölümünü ağlamakla değerlendirebilecektir.

Ana babalar genellikle, çocuklarının uygun miktarda yemek yemediğinden, yeterince uyumadığından ya da çok fazla ağladığından endişelenirler.

Bir dereceye kadar ana baba yeni doğan yavrularının davranışını yönetebilir. Ancak, ilk önce bebeğin davranışının gerçekten anormal mi yoksa yalnızca umduklarınızdan farklı mı olduğunu belirlemeniz gerekir, örneğin çoğu küçük bebek günün büyük kısmını uykuyla geçirirler, ama sizin bebeğiniz saatler boyu uyanık duruyor diyelim. sizi rahatsız eden bu davranışın kendisi midir yoksa yalnızca bunun anormal olup olmadığını mı bilmek istiyorsunuz? Normal davranışın ne olduğu hakkında kuşkuya düşerseniz doktorunuza danışabilirsiniz.

Her ne kadar genel eğilim, programı bebeğin belirlemesine izin vermek yolundaysa da bir ana baba da buna birtakım müdahalelerde bulunabilir. Kendini ayarlamak zorunda olan yalnızca siz değilsiniz. Yeni doğan bireyin de ailenin bir parçası olmak için üzerine düşen görevlere uyum sağlaması gerekir.

Örneğin, beslenme programını her zaman bebeğinizin dikte etmesin izin vermeniz gerekmez. Bebeğiniz gece yarısı uyanıp süt istiyorsa, ama siz geceleri saat 11′de yatmaktan hoşlanıyorsanız bebeği yatmanızdan önce uyandırmaya çalışın. Bebeğin ilk beslenme seansını biraz erkene alarak kendisini daha önce kaldırdığınızda acıkmış olmasını sağlayabilirsiniz. Çoğu bebek, son öğünlerinden 3 ya da 4 saat sonra beslenme amacıyla uyandırılmaktan rahatsız olmaz.

Ana babalar bir bebeğin beslenme programına etki edip, bebeğin beslenmeler arasındaki zamanı uzatmayı öğrenmesine yardım edebilirler. Son yemekten sonra belirli bir süre geçtiği için bebeği otomatik olarak uyandırırsanız bebek de o saatte acıkmayı öğrenecektir. Benzer şekilde, bebek öğünler arasında uyanır ve siz hemen onu beslemeye koşarsanız bir

Bebek yaşama annesinden kendisine uzanan göbek kordonuyla bağlıdır. Rahim içerisindeki 9 ay boyunca bebek gıdasını bu kordon içindeki kan damarlarından alır. Bununla beraber, bu kordon, artık gerek duyulmadığı için ayrılır.
Geriye kalan, yaklaşık 2.5 cm. boyunda, bebeğin vücuduna çok yakın bir parçadır. Bu kordon zamanla kurur ve gövdeden ayrılır. Geriye kalan bölge ince bir tabaka deri ile kaplanır, bağ dokusu oluşur ve çoğu bebeklerde, bu kordon doğumdan 12 ila 15 gün sonra tamamıyla düşer.
Çoğu zaman göbeğin bakımı oldukça kolaydır. iyileşmeyi geciktirebileceği için çoğu doktorlar, bu bölgenin kapatılmamasını tavsiye ederler. Göbek kordonu kuru tutulmalıdır. Bebeğin bezini değiştirirken, bezin göbek üzerine gelecek şekilde kapatılmamasına dikkat edilmelidir. Bu şekilde göbek kuru tutulabilir.
Bazı doktorlar, göbek kordonu tamamıyla düşene kadar banyo yapılmamasını ve vücudun süngerle temizlenmesini önerirler. Kimi doktorlar da, göbek çevresini steril bir pamukla temiz tuttuğunuz sürece bebeğinize banyo yaptırmanızda bir sakınca olmadığını söylemektedirler.
Bu talimatlara ilave olarak, doktorunuz bu bölgeyi alkole batırılmış bir pamukla günde birkaç kez temizlemenizi de tavsiye edebilir. Göbeği temizlerken, göbek kordonu çıkıntısını incitmeden tutarak göbeğin etrafından çıkıntıya doğru temizleyiniz. Bu şekilde, hem bu bölge temiz tutulmuş olacak, hem de enfeksiyon tehlikesi ortadan kaldırılmış olacaktır.
Kordon tamamıyla iyileşene kadar (nadiren de olsa), enfeksiyon tehlikesi vardır. Bunun nedeni bu açıklıktan vücuda mikrop girmesinin kolay olmasındandır. Eğer bebeğinizin göbek bölgesinde bir kızarıklık ya da herhangi bir akıntı görürseniz doktorunuzu aramalısınız. Eğer bu bölge mikrop kapmış ise tıbbi tedavi ve belki de hastaneye yatmak gerekebilir.
Bazı bebeklerde bu bölgede, göbek granülasyonu (granülom) olarak adlandırılan yumruar oluşur. Eğer bebeğinizde granülom yumrusu oluşmuş ise iyileşme süreci gecikebilir. Böyle bir oluşum varsa, göbek kordonu bölgesi açık kırmızı ya da pembe bir renk alacak,nemli bir görünüm kazanacak ve bu bölgede kötü kokulu bir akıntı oluşacaktır.
Başlangıç olarak doktorunuz bu bölgeyi günde birkaç defa alkolle temizlemenizi önerebilir. Eğer granülom inatçı ise doktorunuz
göbek kordonunu dağlama ya da gümüş nitrat ile temizleme yoluna gidebilir.
Bebeğinizin göbeğinde herhangi bir kanama olduğunda doktorunuza haber veriniz.

Bebeğinizin ilk banyosu belki de en zor olanıdır. Çoğu anne baba bu ilk banyodan çok korkarlar; çünkü bebek de bu ilk banyosunda anne babasına hiç de yardımcı olmayacaktır. Hüsrana uğramayın. çoğu hastanelerde bebek bakımı için bilgiler verilmektedir. Eğer böyle bir yardım bulamazsanız, annenizin ya da başka bir arkadaşınızın ya da akrabanızın yardımını isteyebilirsiniz. Birkaç banyodan sonra, artık banyo yapmak sizin ve bebeğiniz için çok kolay olmaya başlayacaktır.

ilk aylarda bebeği sabahları, özellikle beslenmeden önce yıkamak daha rahat olacaktır; çünkü, bebek bu esnada daha sakin olacaktır. Bazı anneler, akşamları bebeğin babası eve geldiğinde onun da yardımıyla yıkamayı tercih ederler.

Bebeği ne sıklıkta yıkayacağınız size bağlıdır. Bazı doktorlar her gün yıkamayı önerirken, bazıları özellikle bebeğin cildinin kurutulmasının zor olduğu kış aylarında, iki günde bir banyoyu uygun görmektedirler. Bebeğin bezi ve ağzı her gün iyice temizlendiği sürece, bebek günlerce banyo yapmadan durabilir.

Mutfak, bebeği yıkamak için en uygun yerdir. Çünkü çoğu evde, özellikle soğuk kış günlerinde, mutfak en uygun ısının bulunduğu yerdir.

Narin ve küçücük bir bebeği yetişkin insanların banyosunda yıkamak bazı anne ve babalar için zor ve rahatsızlık verici olabilir. Dolayısıyla, çoğu anne babalar banyolarına bir de bebek için kullanılabilen banyo küveti alırlar. Büyük kaplar ya da leğenler de bu iş için kullanılabilir. Küçük bir küvetle de rahat edemiyorsanız, bebeği süngerle silmek suretiyle banyo ettirebilirsiniz. Çoğu doktorlar, bebeğin göbeği iyileşene kadar, süngerle silmek suretiyle banyo yaptırmayı daha uygun görmektedir.

Banyo yaparken dikkat edilmesi gereken, her şeyi önceden hazırlamaktır. Bebeğinizi banyoda bir an bile yalnız başına bırakmayınız. Bebeğin banyo küveti, hele içinde su varsa, bebeğin yalnız bırakılması halinde ölümcül zararlar verebilecek bir yerdir. Anne ve babalar bebeklerini banyoda hiçbir zaman kendi haline bırakmamalıdır. Bırakın, telefon ya da kapının zili saatlerce çalsın. Bebeğinizden sizin dikkatinizi ayıracak hiçbir şeyle ilgilenmeyin. Bu yüzden, önceden planlama yapmak çok önemlidir. Gerekli olan şeyler şunlardın Sabun, yıkama bezi, havlu, pamuk, losyon ya da pudra (bunlar gerekli değildir ama güzel kokmak için kullanılabilir), temiz bebek bezi, çamaşır, gecelik ya da uyku elbisesi.

Banyo küvetine su doldurduktan sonra (üç beş santimetreden daha yüksek su doldurmayın), suyun yeterince sıcak olup olmadığını anlamak için bileğiniz ya da dirseğinizle suyu kontrol edin. Su yeterince ılık olmalı, fazla soğuk olmamalıdır. Bazı anne babalar banyo için bir termometre kullanırlar. Eğer termometreniz varsa, suyun sıcaklığının 32.5 ile 37.5°C arasında olmasına dikkat ediniz.

Bebeği soyun. Başını bileğinizle destekleyin ve bu elinizin parmaklarıyla bebeği koltuk altlarından kavrayın; daha sonra banyoya sokun. Önce yüzünü yumuşak bir bezle yıkayın, sabun kullanmayın. Bebeğin gözlerini yıkamak için, temiz suya daldırılmış hidrofil pamuk kullanın. Bebeğin başını haftada bir ya da iki kez şampuanla yıkamak yeterlidir. Bebeğin başının saçlı kısmını yıkarken hafif bir sabun ya da şampuan kullanınız. Sabun ya da şampuan artıklarını bir sünger vasıtasıyla temizleyin. suyu, bebeğin yüzünden aşağı dökmemeye dikkat ediniz.

Bebeğin yüzü yıkandıktan sonra, vücudunun geri kalan kısmını sabunlayın. Çoğu anne babalar, bir elleriyle bebeği kavramış durumda oldukları için bebeğin vücudunu, banyo bezi yerine diğer elleriyle sabunlamayı tercih etmektedirler. Bebeğin bezinin kapladığı alanı ilk önce yıkayınız.Sabunlu alan, suyla durulandığında, bebeğiniziyumuşak banyo havlusuna almak için iki elinizle kavrayınız. Eğer bebeğin göbeği henüz iyileşmemişse, doktorunuz bu bölgeyi alkolle silmeyi  önerebilir. Bebek kurulandıktan sonra, losyon ya da pudra kullanmak isteyebilirsiniz. Bebeğin cildi kuru ise losyon, bebeğin cildi nemli ise pudra kullanılmalıdır. Çoğunlukla ikisi de gerekli değildir. Pudra kullanırsanız, kutuyu doğrudan üzerine püskürtmeyiniz, çünkü toz zerreciklerinin bir araya gelmesi bebeğin cildini rahatsız edebilir. Pudrayı önce bebekten uzakta elinize daha sonra bebeğin vücuduna yavaşça yayınız. Bebek yağı kullanmayınız. Bu, cilt problemlerine neden olabilir.

 


Bebeğinize ne zaman emzik vermeli? Bu soruya değişik şekillerde cevap verilir. Bazı doktorlar emzik kullanılmasına kesinlikle karşıdırlar. Bazıları da bebeği sakinleştirdiği sürece kullanılmasında sakınca görmezler. Bunlar için önemli olan emziğin ne zaman kullanılıp ne zaman kullanılmayacağını bilmektir.

Çeşitli emzikler.vardır. Eğer bir emzik kullanmak istiyorsanız, bebeğinizin nasıl bir emzikten hoşlandığını deneyerek bulmalısınız.

Emzikler genellikle bir bebeği susturmak için kullanılır. Emmek, mide kasılmalarını engellediği ve bebeğin ağzını meşgul ettiği için için susmasına neden olur. Her bebek için aynı sonucu vermese de, çoğu bebekte emzik kullanmak yararlı olmaktadır.

Bir emzikte karar kılarsanız, en önemli olan şey uygun şekilde kullanımdır. Emziği, her ağlayışında bebeğin ağzına sokmamalısınız. Bebeğinizi emziğe bağımlı hale getirmemelisiniz ve bebeğin gereksinimi ortadan kalktıktan sonra ağzından çıkarmalısınız.

Prematüre olarak ya da ciddi bir enfeksiyon, solunum bozukluğu veya büyük bir doğum eksikliği ile doğmuş olan bebekler, bir yeni doğum yoğun bakım biriminde bakılmaya gereksinim duyabilirler.

Herhangi bir doğum merkezinde, doğum problemleriyle dünyaya gelen bebekler için yardımcı olacak hazırlıklar önceden yapılmalıdır. Yeni doğum yoğun bakım birimine sahip olmayan hastane ya da doğum merkezleri, böylesi bir vakayla karşılaşıldığında hasta bebeği bu tür bir birime transfer etmek için gerekli tüm düzenlemeleri önceden yapmak zorundadır.

Bazı hastanelerde çok ciddi vakalar dışındaki tüm vakaların üstesinden gelebilecek donanım ve personel vardır, genellikle belli bir bölgedeki belli hastaneler, çok ağır hasta bebeklerin sevk edilebileceği merkezler olarak belirlenmiştir. Yoğun bakım birimlerinin amacı, yaşamı tehdit eden problemlere karşı anne ve babaların azami bakım ve gözetimi sağlayabilmesini olası kılmaktadır.

Amerika Birleşik Devletleri’nde


son 40 yılda yeni doğmuş bebek ölümü oranı, büyük oranda gelişme gösteren hasta bebek bakımı çalışmaları nedeniyle azalma göstermiştir. Yeni doğum yoğun bakım birimlerinin asal unsurları şunlardır Neonataloglar (hasta bebeklerin bakımında uzmanlaşmış doktorlar); pediatrik yoğun bakım hemşireleri ve paramedikal personel; her türlü yaşamsal işaretin ve her bebeğin ayrı ayrı gözetim ve denetim altında tutulabileceği gözetim ve alarm sistemleri; solunum terapisi ve canlandırma ve ilaçlar donanımlan; cerrahi ve çocuk hastalıkları dahil her konuda uzman doktorlar; ve 24 saatlik laboratuvar hizmetleri.