REGRETON
Tablet

Novartis

Etken Madde(ler):
Rezerpin 0.25 mg, Klortalidon 50 mg

Piyasa Şekilleri:
20 tabletlik blister ambalajlarda.

Kullanım Şekli:
Doz kişiye göre ayarlanır. Tedaviye günde 1/2-1 tabletle başlanmalıdır. Alınan yanıta göre dozu kademeli olarak artırmak gerekebilir. İdame tedavisi için, yeterli olan en düşük doz uygulanmalı ve günlük doz 1 tab-leti aşmamalıdır. İlaç öğünler arasında ve bir miktar sıvıyla birlikte alınmalıdır.

Endikasyonları:
Hipertansiyonda endikedir. Rezerpin postgangliyonik sempatik sinir uçlarındaki ve merkezi sinir sistemindeki katekolamin depolarını boşaltır. Depoların boşalmasından sonra nispeten uzun bir süre katekolamin depolanamaz. Klortalidon uzun etki süreli, benzotiyadiazin (tiyazid) ile ilişkili bir diüretiktir. Tiyazid ve tiyazid benzeri diüretikler öncelikle distal renal tübül üzerine (erken kıvrımlı kısım) etkilidir. NaCl- geri emilimini engelleyerek ve Ca++ geri emilimini artırarak etki ederler. Tiyazidin yol açtığı diürez başlangıçta plazma hacminde, kardiyak verimde ve sistemik kan basıncında düşmelere yol açar. Renin-anjiotensin-aldesteron sistemi muhtemelen aktif hale gelebilir.

Kontrendikasyonları:
Rezerpin ve ilişkili maddelere, klortalidon veya diğer sülfonamid türevlerine veya bileşimindeki yardımcı maddelerin herhangi birine aşırı duyarlılıkta kontrendikedir. Rezerpin: Belirgin depresyon veya depresif hastalık hikayesi, Parkinson hastalığı, epilepsi ve elektrokonvülsif tedavi. Feokromositoma, beraberinde veya yakın zamanda MAO inhibitörleri ile tedavi, akut peptik ülser ve ülseratif kolitte kontrendikedir. Klortalidon: Anüri, ciddi böbrek yetmezliği (kreatinin klirensi 30 ml/dakikanın altında) ve ciddi karaciğer yetmezliği, refrakter hipokalemi veya artmış potasyum kaybı, hiponatremi, hiperkalsemi ve semptomatik hiperüriseminin (gut hikayesi veya ürik asit taşı) bulunduğu durumlarda ve gebelik sırasında hipertansiyonda kontrendikedir.

Uyarılar:
Eğer depresyon bulguları ortaya çıkarsa, intihar riski olduğundan ilaç hemen kesilmelidir. Rezerpin tarafından başlatılan, özellikle de yüksek doz alan hastalardaki depresyon intihara sebep olacak kadar ciddi olabilir ve ilaç kesildikten sonra birkaç ay devam edebilir. Karaciğer fonksiyon bozukluğu veya ilerleyici karaciğer hastalığı olan hastalarda dikkatli kullanılmalıdır, çünkü tiyazid diüretiklerinin neden olduğu sıvı elektrolit dengesindeki küçük değişiklikler, özellikle de karaciğer sirozu olan hastalarda hepatik koma gelişimini hızlandırabilir. Böbrek hastalığı olanlarda da dikkatle kullanılmalıdır. Tiyazidler böyle hastalarda azotemiyi çabuklaştırabilir ve ilacın tekrarlayan uygulamalarında kümülatif etki olabilir. Tüm antihipertansifler gibi koroner ve/veya serebral aterosklerozdan yakınan hastalarda dikkatli kullanılmalıdır. Kan akımının bozulması ihtimalinden dolayı, kan basıncındaki herhangi bir ani düşüşten kaçınılmalıdır. Rezerpin: Rezerpin gastrointestinal motilite ve sekresyonu artırdığı için peptik ülser hikayesi, eroziv gastriti veya safra kesesi taşı olan hastalarda dikkatli kullanılmalıdır. Kalp yetmezliği, yeni geçirilmiş miyokard enfarktüsü, sinüs bradikardisi veya kalpte iletim bozuklukları olan hastalarda dikkatli kullanılmalıdır. Rezerpin elektrokonvülsif tedavi verilmeden en az 7 gün önce kesilmelidir. Gebelikte kontrendikedir. Rezerpin ve klortalidon plasentayı geçer. Rezerpin doğumdan önce verildiğinde yeni doğan bebekte uyuşukluk, nazal mukozada şişlik ve anoreksi oluşturabilir. Klortalidon diğer diüretikler gibi plasental hipoperfüzyona neden olabilir. Tiyazid ve tiyazidle ilişkili diüretikler fetal dolaşıma girebilir ve elektrolit bozukluklarına neden olabilirler. Tiyazid ve ilişkili diüretiklerle birlikte neonatal trombositopeni rapor edilmiştir. Klortalidon ve rezerpin anne sütüne geçer. Güvenlik ile ilgili nedenlerden dolayı, emziren annelerde kullanılmamalıdır. Özellikle tedavi başlangıcında hastanın reaksiyonlarını bozabilir. Diğer antihipertansiflerde olduğu gibi, hastalar eğer araç veya makine kullanıyorlarsa bu tip reaksiyonlar hakkında uyarılmalıdırlar. Klortalidon: Tiyazid diüretikleri ile tedavi hipokalemi, hipomagnezemi, hiperkalsemi ve hiponatremi gibi elektrolit bozuklukları ile ilişkili olmuştur. Ayrıca hipokalemi kalbi duyarlılaştırabilir veya digitalin toksik etkilerine tepkisini artırabilir. Tüm tiyazid diüretikleri gibi, klortalidonun başlattığı kalürezis doza bağımlıdır ve miktarı kişiden kişiye değişkenlik gösterir. 25-50 mg/gün ile serum potasyum konsantrasyonlarındaki düşme ortalama 0.5 mmol/l’dir. Kronik tedavide, serum potasyum konsantrasyonları tedavinin başlangıcında ve daha sonra 3-4. haftalarda izlenmelidir. Daha sonra, eğer ek faktörler tarafından potasyum dengesi bozulmamış ise (kusma, ishal, böbrek fonksiyonunda değişiklik gibi) her 4-6 ayda bir kontroller yapılmalıdır. Eğer gerekli ise, klortalidon oral ek potasyum veya potasyum tutucu bir diüretikle (örneğin triamteren) kombine edilebilir. Kombine tedavi verildiğinde, serum potasyumu izlenmelidir. Hipokalemiye klinik bulgular eşlik ediyorsa (örneğin kas güçsüzlüğü, parezi ve ECG değişiklikleri) klortalidon kesilmelidir. Aynı zamanda ACE inhibitörleri de alan hastalarda klortalidon ve bir potasyum tuzu içeren veya bir potasyum tutucu diüretikten oluşan ilaçlarla kombine tedaviden kaçınılmalıdır. Serum elektrolitlerinin izlenmesi özellikle yaşlılarda, karaciğer sirozuna bağlı asiti olan hastalarda ve nefrotik sendroma bağlı ödemi olan hastalarda özellikle önemlidir. Klortalidon serum ürik asit düzeyini yükseltebilir, fakat kronik tedavi sırasında gut atakları ender olarak gözlenmiştir. Glukoz toleransı ters olarak etkilenebilirse de tedavi sırasında çok ender olarak diabetes mellitus görülebilir. Tiyazid ve tiyazid benzeri diüretiklerle uzun dönem tedavi sırasında hastalarda total kolesterol, trigliseridler veya düşük dansiteli lipoprotein kolesterolün plazma konsantrasyonlarında düşük ve kısmen geri dönüşümlü artışlar bildirilmiştir. Klortalidon belirgin diabetes mellitus olan hastaların veya hiperkolesterolemi için tedavi alan kişilerin (diyet veya kombine) uzun dönem tedavisinde ilk seçilecek ilaç olarak kullanılmamalıdır. Diğer etkiler; ACE inhibitörlerinin antihipertansif etkisi plazma renin aktivitesini arttıran ajanlar (diüretikler) tarafından daha da güçlendirilmektedir. Diüretiğin dozunun azaltılması veya 2-3 gün için kesilmesi ve/veya ACE inhibitörü tedavisine düşük bir dozla başlanılması önerilmektedir.

Yan Etkileri:
Rezerpin: Yaygın olarak (%1-<%10): İshal, ağız kuruluğu, artmış gastrik asit sekresyonu, artmış tükürük sekresyonu, sinüs bradikardisi, ödem, nazal mukozada şişme, dispne, sersemlik, depresyon, sinirlilik, kabuslar, yorgunluk, kilo artışı, görme bulanıklığı, konjonktival hiperemi, lakrimasyon. Ender olarak (%0.01-<%0.1): Kusma, bulantı, iştah artışı, peptik ülser, kardiyak aritmiler, anjina, pektorisi düşündüren semptomlar, postural rahatsızlıklar, hipotansiyon, sıcak basmaları, ekstrapramidal semptomlar (Parkinsonizm dahil), baş ağrısı, anksiyete durumları, konsantrasyon bozukluğu, baygınlık, konfüzyon, potans ve ejekülasyon bozuklukları, prolaktin sekresyonu, galaktore, jinekomasti, egzema, kaşıntı, azalmış libido. Çok ender olarak (<%0.01): Gastrointestinal kanama, bilinç kaybı, kalp yetmezliği, serebrovasküler bozukluklar, epistaksis, serebral ödem, disüri, glomerulonefrit, memelerde şişme, duyma bozukluğu, purpura, anemi, trombositopeni. Klortalidon: Sık sık (%10): Özellikle yüksek dozlarda, hipokalemi, hiperürisemi ve kan lipidlerinde yükselme. Yaygın olarak (%1-<%10): Hiponatremi, hipomagnezemi, hiperglisemi, ürtiker ve diğer cilt döküntüsü tipleri, alkol, anestezikler veya sedatifler tarafından şiddetlendirilebilen postural hipotansiyon, sersemlik, iştah kaybı, minör gasrointestinal rahatsızlık, impotans. Ender olarak (%0.01-<%0.1): Hiperkalsemi, glikozüri, diabetik metabolik durumda kötüleşme, gut, fotosensitizasyon, intrahepatik kolestaz veya sarılık, kardiyak aritmiler, parestezi, baş ağrısı, hafif bulantı ve kusma, gastrik ağrı, kabızlık ve ishal, trombositopeni, lökopeni, agranülositoz ve eozinofili, görme bozuklukları. Çok ender olarak (<%0.01): Pankreatit, idiosinkratik pulmoner ödem (respiratuvar bozukluklar), allerjik interstitial nefrit, vaskülit.

İlaç Etkileşimleri:
Guanetidin, metildopa, alfa-blokerler, vazodilatatörler, kalsiyum antagonistleri, ACE inhibitörleri gibi diğer antihipertansiflerle birlikte verilmesi antihipertansif etkiyi güçlendirir. Rezerpin: Rezerpin tedavisine başlamadan en az 14 gün önce MAO inhibitörleri kesilmelidir, rezerpin ile tedaviyi takiben MAO inhibitörleri verilecekse de aynı şey geçerlidir. Rezerpinin antiaritmik ajanlar ve digital ile birlikte kullanılması sinüs bradikardisine yol açabilir. Rezerpin alkol, genel anestetikler, bazı antihistaminikler, barbitüratlar ve trisiklik antidepresanların merkezi depresan etkilerini güçlendirir. Rezerpin levodopanın etkisini zayıflatır. Aynı anda trisiklik antidepresanların kullanılması rezerpinin antihipertansif etkisini azaltabilir. Rezerpin elektif cerrahi girişimden birkaç gün önce kesilmelidir, çünkü anestetik madde ile birlikte verildiğinde kan basıncında bir düşmeye sebep olabilir. Rezerpin adrenalin veya diğer sempatomimetik maddelerin etkisini güçlendirebilir (özellikle antitüsifler, burun damlaları ve göz damlaları ile ilgili olarak dikkatli olmak gerekir). Rezerpin idrardaki 17-ketosteroidler ve 17-hidroksi-ketosteroidler için yapılan kolorimetrik testleri etkiler; olduğundan çok daha düşük değerler elde edilir. Klortalidon: Diüretikler kan lityum düzeylerini yükselttiği için, lityum tedavisi altında olan ve aynı zamanda klortalidon alan hastalarda lityum düzeyleri izlenmelidir. Lityum poliüriye neden olduğunda diüretikler paradoksik bir antidiüiretik etki yapabilir. Diüretikler kürar türevlerinin etkilerini güçlendirir. Klortalidonun hipokalemik etkisi kortikosteroidler, ACTH, alfa2-agonistler, amfoterisin ve karbenoksolon tarafından artırılabilir. İnsülin ve oral antidiabetik ajanların dozlarının yeniden ayarlanması gerekli olabilir. Beraberinde belirli non-steroidal antienflamatuvar ilaçların verilmesi (indometazin gibi) diüretiklerin diüretik ve antihipertansif etkilerini zayıflatabilir ve eğilimi olan hastalarda böbrek fonksiyonunda bozulmaya ait çok ender raporlar bulunmaktadır. Tiyazidin neden olduğu hipokalemi veya hipomagnezemi digitalin neden olduğu kardiyak aritmilerin oluşmasını kolaylaştırabilir. Birlikte tiyazid diüretiklerinin verilmesi allopürinde karşı aşırı duyarlılık reaksiyonlarının sıklığını, amantadinin neden olduğu istenmeyen etkilerin riskini artırabilir, diazoksidin hiperglisemik etkisini güçlendirebilir, sitotoksik ajanların (siklofosfamid, metotreksat gibi) renal atılımını azaltabilir ve bunların miyelosüpresif etkilerini artırabilir. Tiyazid tipi diüretiklerin bioyararlanımı antikolinerjik ajanlarla (atropin, biperiden gibi) artırılabilir. Tiyazid diüretiklerinin emilimi anyon değiştirme reçinelerinin varlığında bozulur. Farmakolojik etkide bir azalma beklenebilir. Tiyazid diüretiklerinin D vitamini veya kalsiyum tuzları ile birlikte verilmesi serum kalsiyumundaki artışı daha da güçlendirebilir. Siklosporin ile birlikte tedavi hiperürisemi ve gut tipi komplikasyonların riskini artırabilir.

Sağırlık neden meydana gelir?
İşitme duyusunun bozulması, orta kulaktaki kanaldan ses dalgalarının zaptı, iç kulağa nakli ve oradaki kulak siniri yoluyla beyine ulaştırılmasında bir engelleme sonucu ileri gelebilmektedir.
DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN »

Burun pek çok işlevi ve anlamı olan bir organdır. Bu yüzden, burnundan rahatsızlığı olan hastaları ameliyat etmeden önce çok daha dikkatli biçimde incelememiz gerekir

DR. SERDAR EREN

Türkiye’de yapılan estetik operasyonlarda burun estetiği ameliyatları ön sıralarda yer alıyor. Bu ameliyatların nasıl yapıldığını muhtemelen pek çoğunuz biliyorsunuzdur veya burun ameliyatı geçirmiş kişilerdeki değişimi ve neticelerinin nasıl olduğunu mutlaka görmüşsünüzdür. Ben bu yazımda burun hakkında bilinmeyen veya algılanamayan diğer önemli hususlara değinmek istiyorum.
Burun insan vücudunun en enteresan organlarından biridir. Çünkü sırtı önde, tepesi aşağıda, kökü yukarıda ve kanatları aşağıdadır. Aldığımız havanın ısınmasını sağlayan, onu tozlardan arındıran ilk duraktır. Kadınlar östrojen hormonlarından dolayı erkeklerden daha iyi koku alırlar. Kadınların ovülasyon (yumurta oluşumu) zamanında, yani östrojen düzeylerinin en yüksek olduğu zamanda koku alma hassasiyeti çok daha artar. İnsanların 4 bin kokuyu ayırt etme kabiliyetleri vardır.
Burnun aynı zamanda ruh dünyasının bir amblemi olduğunu tarihçi filozof Johann Gottfried Seume yazmıştır. Dahlke ise psikosomatikle ilgili el kitabında burnun simgelediklerini şöyle tarif ediyor: “Hükmetmek, gurur, güç, seksüalite.”
Bornemann adlı sosyolog 1991′de, bir kitabında burnun erkekte “iktidar” işareti olarak anlaşıldığını, bundan dolayı toplumda burun büyüklüğünün veya küçüklüğünün penis ile orantılı görüldüğünü, burada kastedilenin aslında cinsel arzu ve güçle ilişkisi olduğunu yazdı.
Johan Caspar Laveter adlı sosyolog ve psikolog burnun sadece nefes almak, koku almak gibi işlevleri gören bir organ olmadığını, onun ayrıca cinsel gücü yansıttığını ve bir sembol olduğunu belirtti.
Geçmişe bakıp burnun seksüalite ile ilişkisini göz önüne alacak olursak, onun üzücü kaderine de şahit oluruz. Yüzyıllar önce I. Friedrich tecavüz edenlerin, evlilik dışı ilişki kuranların burnunu kestirmişti.

Hiçbir organ günlük konuşma diline burun kadar girmemiştir
Eğer anlamlı bakılacak olunursa sifilis hastalığının bulaşma şekli (cinsel ilişki) ile bu hastalığa yakalananlardaki burun dokusu lezyonu ve kaybı arasındaki psikodinamiği göz ardı etmek mümkün değildir.
Edmond Rostand komedisinde Cyrano de Bergerac’ı çirkin ve koca burunlu ama iyi yürekli bir figür olarak göstermiştir. Collodi’nin yalan söyledikçe burnu büyüyen Pinokyo masalını ise hepimiz biliriz.
Çirkin görünümlü bir burun edebiyatta ve resim sanatında sıklıkla kullanılan bir motiftir. Hiçbir organ burun kadar günlük konuşmada mecazi olarak kullanılmamıştır: Burnu bir karış havada, burnu büyüdü, burnundan hiç kıl aldırmıyor, hık demiş burnundan düşmüş, burnunu her yere sokuyor, burnunun ucunu görememek…
“Korku ve öfke duygusunun yansıması cinsel organlaradır ve bu organlardaki problem olarak algılanır. Bu yansıma eğer cinsel organlara olmazsa, bu takdirde onun sembolik karakterlerine yönelir, tıpkı burun gibi.” Bunu Roth 1959 yılında “The Face-Genital Equvation” adlı kitabında yazmıştır.
Burnun genel anlamından da anlaşıldığı gibi kimi zaman ruhsal şikayetleri olan hastalarda psikolojik bozuklukların yansıması burunda gerçekleşir ve hasta burnunda sorun olduğunu düşünür. Psikozları tedavi edilmemiş veya tanınamamış bir hastaya yapılan burun ameliyatının hasta ve cerrah açısından çok sıkıntı verici problemlere yol açabileceği aşikardır.
Bütün bunları dikkatle göz önüne aldığımızda burnun bir sürü fonksiyonunun ve anlamının olduğunu görüyoruz. Böyle önemli bir organından rahatsızlığı olan hastaları, ameliyat etmeden önce çok daha dikkatle incelememiz gerekiyor.

Başarılı bir burun estetiği ameliyatı sonrasında hasta özgüven kazanır
Burun estetik görünüm bakımından çok dikkat çeken bir organdır. Travmatik veya doğumsal burun şekilsizlikleri hep dikkat çeker ve çoğu zaman kişi çevreden kırıcı, gücendirici veya alaycı davranışlarla karşılaşır. Bundan dolayı da bu psikolojik baskıya sadece çok dengeli karakter ve ruh hali olan kimseler katlanabilir. Bilhassa 25 yaşına kadar olan, sosyal yaşamı henüz tam oturmamış kişilerde burnun şeklini ve formunu değiştirme arzusu sosyal kabullenme açısından çok daha yüksektir. Bu yaş sınırı atlatıldıktan sonra mesleki ve ailevi yaşamın getirdiği güven ve denge kişiyi burun probleminden uzaklaştırır. Bu psikolojik baskı bu aşamadan sonra da hâlâ devam ediyorsa kişi o zaman plastik cerrahi yoluyla çözüm aramayı denemelidir.
Eğer bir burnun düzeltilmesi için ameliyat kararı doğru verildiyse ve ameliyat teknik açıdan kurallara uygun olarak yapıldıysa neticenin getireceği pozitif psikolojik etki bütün estetik ameliyatlar içinde en etkin olanıdır. Başarılı bir burun ameliyatından sonra hastanın kendine güveni gelir ve bunun böyle olmasına da şaşırmamak gerekir. Çünkü burun tam yüzün ortasındadır, görmemek imkansızdır.