Kolik nedir?

Herhangi bir sağlık sorunu olmayan sağlıklı bebekte, her tür kontrol edilemeyen ağrıya “kolik” denir. Bu durum, bebeklerin ortalama %20’sinde mevcuttur.

  • Bu bebekler, günde ortalama 3 saatten fazla ağlarlar,
  • Bu durum, haftada 3 günden fazla tekrarlar.

İlk bebekle sonrakiler arasında, kız bebekle erkek bebek arasında sıklık farkı yoktur. Tedavi gerektiren herhangi bir tıbbi soruna bağlı olmamasına rağmen, belki anne-babaların en sık doktora başvurma nedeni budur, aileyi en çok gaz sancıları telaşlandırır. Önceleri korkuyla karışık bir telaş; “Acaba anlaşılamayan bir sorun mu var?” Daha sonra ne pahasına olursa olsun bu sancıyı dindirip bebeği rahatlatma isteği.

Bebekte kolik -gaz sancısı olup olmadığı nasıl anlaşılır?

Bebeklerin tamamı ara sıra ağlar, ağlamayanı yoktur. Her ağlamasının da, mutlaka hemen o anda çözümlenebilecek bir nedeni de olmayabilir. Ancak bu ağlama, günde iki-iki buçuk saati geçmez. Ancak gazlı bebek;

  • Sürekli ağlama 3 saatten fazla sürer,
  • Genellikle saat 18.00-24.00 arasında olur, akşam saatlerinde şiddetlenir,
  • Bebek son derece huzursuzdur,
  • Bacaklarını çeker, gaz çıkarır.

Gaz sancıları, bebek 2 haftalık olduğunda başlar, 4. haftada şiddetlenir, 3. Ayda büyük ölçüde kaybolur. Ne yazık ki, az sayıda bebekte, 6-9. aya dek devam edebilir.

Neden bazı bebeklerde kolik vardır?

Yıllardır bu soruya cevap aranıyor. En çok suçlanan da, bebeklerin henüz gelişmemiş sindirim sistemi. Bebeğin emdiği anne sütü yada mamanın parçalanıp sindirilebilmesi için gereken barsak ve pankreastan salgılanan kimi maddeler vardır; biz bunlara “enzim” diyoruz. Bebeklerde, ilk aylarda sindirim enzimleri son derece azdır.

Kolik tehlikeli midir?

Hayır, ev halkını huzursuz edip uykusuz bırakmak dışında hiç bir tehlikesi yoktur! Tek bir şartla; bir çocuk hastalıkları uzmanı tarafından, ağlama ve huzursuzluğun fıtık vb. herhangi bir nedene bağlı olmadığının belirlenmesi gerekir.

Gaz sancısı olan bebekler, sağlıklı bebeklerdir, ortalamanın üzerinde büyür ve gelişirler, gaz sancılarından herhangi bir zarar görmezler.

Annenin beslenmesi ile bebeğin gazı  arasında ilişki var mıdır?

Kolik, gerek anne sütü gerekse formül mama ile beslenen bebeklerde görülebilir. Emziren anneler, genellikle kendi yedikleri ile bebekte gaz sancızı düzeyi arasında bir ilişki olduğunu farkederler. Örneğin, inek sütü içtikleri zaman bebek daha huzursuzdur. Şiddetli gaz sancısı çeken bebek varlığında, annenin inek sütü ve süt ürünlerini bir kaç gün keserek bir değişiklik olup olmadığını gözlemlemelidirler. Değişiklik yoksa, rahatça süt içmeye devam edebilirsiniz, çünkü emziren anne diyetinde günde 500 mililitre süt olması aslında kalsiyum ihtiyacının karşılanması açısından gereklidir.

Kimi anneler, baharatlı gıdaları, buğday ürünlerini, kimi sebzeleri kolikten sorumlu tutarlar. Bunda da gerçeklik payı vardır. Alkol ile çay-kahve de şüpheli maddelerdendir. Baharatlı gıdalardan, kuru fasülye,nohut, lahana, karnıbahar, brokoli, sarmısak gibi gıdalardan bir kaç gün uzak durmak yarar sağlayabilir. Yarar görürseniz, birer birer, 3-4 gün ara ile saydığımız gıdaları diyetinize ekleyerek, bebeğin tepkisine göre hangisinin gaz yaptığını saptamaya çalışın, ve ondan uzak durun.

Formül mama ile beslenen bebeklerde yapılacaklar daha sınırlı; doktorunuzla görüşerek, daha az gaz yapıcı bir mama kullanmaya başlayın.

Bir de, bebeğin beslenme sırasında hava yutmasından sakınmak gerekir, gerek biberon gerekse anne sütüyle beslenen bebeklerde, emerken hava yutturmamaya dikkat! Meme başını, etrafındaki kahverengi alanla birlikte, olabildiğince geniş olarak bebeğin ağzına verin, yanlardan hava yutmasın; biberon alıyorsa, biberonu yatay değil de, dik tutun, bebeğe sadece mama gitsin, hava yutmasın.

 

3-6 yaş döneminde çocuk dokunma yoluyla kendisini ve cinsel organlarını tanımaya başlar. Çocuğun cinsel organlarını elleyerek tanımaya çalışması çoğu kez büyükleri çok rahatsız eder. Çocuğa karışarak “dokunma,yapma”, “ellersen kötü olur”, erkek çocuklarda “keserler,kopar,çürür” şeklinde yanlış yaklaşımda bulunurlar. Bu gibi hatalı sözler çocuklarda korku, endişe ve utanma duyguları yaratacağından , son derece sakıncalıdır.

Dokunma yoluyla cinsel organını keşfeden çocuk zamanla tesadüfen zevk almaya başlar ve bunun sonucunda mastürbasyon yaptığı görülebilir. Küçük çocuğun rastlantı sonucu kendini tatmin etmesi normaldir ve zararlı sayılmaz. Sıkça başvurulan bu cinsel uyarılma türü annelerin sandığı ölçüde korkulacak bir durum değildir. Bebekliklerinde çok uzun süre kendi başlarına bırakılan çocuklarda bu duruma daha sık rastlanır. Canı sıkılan, sevgi ve ilgi eksikliği duyan, bilişsel açıdan uyarı ve doyumdan yoksun kalan çocuklar, kendilerine haz ve doyum sağlayan tek kaynak mastürbasyon olduğu için devamlı masturbasyon yapma ihtiyacını hissederler. Çocuğu korkutup yıldırmakla bunun önüne geçilemez. Olsa olsa gizliliğe zorlanır. Onu korkutmadan ve konuya değinmeden başka bir şeyle oyalayarak dikkatini başka bir yöne çekmek genellikle yeterli olur. Bir saplantı şeklinde olursa, çocuk için evde-okulda nelerin eksik olduğu bulunmalı, bu doyumsuzluk ve çatışmaların nedenlerin aranmalı ve bunların giderilme yolları aranmalıdır. Bu amaçla uzman denetiminde aile yönlendirilerek, olumsuz, yakın çevre ortamı yeniden düzenlenebilir.

Çocuklar,cinselliklerinin farkına vardıkları 3 yaşından itibaren, zaman zaman ana babalarını şaşırtıp, zor duruma düşürecek sorular sorarlar. Doğru olan, bu soruları doğal karşılayıp, anında çocuğun yaş ve gelişim seviyesine göre fazla detaya inmeden yanıtlamaktır.

Çocuk cinselliği anlamaya çalışırken ilk önce fantezilerden yola çıkar. Bunu hipotezler evresi izler. Şüphesiz bu evrede yine fantezilerin izi vardır. Hipotez yaratıcıları belirli bir yaştan önce üremenin sindirim sistemi ile olduğunu düşünürler. Açıklamalar şöyledir: Anne çocuğu olsun diye ilaç ya da küçük bir tanecik içer ve ya (babanın rolünü katmak için) babanın idrarını içer. Diğer bir hipotez, çocuğun anüsten çıktığıdır. Bazen yetişkinlerde bu açıklamayı daha kolay bulurlar. Kimi yetişkinler de bu açıklamayı daha kolay bulurlar. Kimi yetişkinler,çocuğun anne kalbinde büyüdüğünü söylemekle annenin çocuğunu ne kadar sevdiğini vurguladıklarını düşünürler. Bir yerden sonra,çocuğun cinsellik ile ilgili hipotezlerine mantık katılır. Çocuk çevreden aldığı bilgileri rasyonalize eder. Bu bilgiler,parça parça, yanlış ya da çelişkili bilgilerdir. Çocuk yetişkinden bunların doğru olup olmadığını öğrenemediği için, kendi olanakları, mantığı ve duyarlılığı ile çözmeye çalışır.

Çocukların cinsellikle ilgili sorduklara sorulara, eksik ya da kaçamak cevaplar vermek neredeyse bir gelenektir. Bu tür sorular karşısında yetişkinin mimikleri,ses tonu,kelimeleri seçimi, bedeninin gerginliği ya da gevşekliği ve çocuğu istekli veya isteksiz biçimde dinlemesi, sorularını dürüstçe cevaplaması, çocuğa ana-babasının duyguları hakkında bilgi verir.

Çocuğa “nereden geldiği” konusunda bilgi verme yasağı kimi zamanda susarak gösterilir. Bu yasak o kadar ağırdır ki,çocuk, soru sormaması gerektiğini bilinçsizce hissedebilir. Sorusuna cevap aldığı kimi zaman, ana babanın konuşma biçimleri,esrarlı ses tonlarıyla kendilerini anlatmada serbest olmadıklarını ortaya koyar. Bu tavır çocuklarca, “Bununla ilgilenmek yasaktır!”diye anlaşılır. Bu da, çocukların meraklarını iki kat arttırır, araştırmalarını derinleştirir. Ama ne yazık ki, yapılanlar hep bir hata duygularıyla karışır. Cinsel bilgi konusunda yardımsız olan çocuk, sonuçta doyumsuz bir merak edinir ve suçluluk duygusuyla yüklenir. En kötüsü cinsel olayların pek güzel bir şey olmadığı, bu yüzden ilgilenilmemesi sonucuna varır. Sonuçta ilgilenilen konunun yasak,pis ya da günah olduğu inancı yerleşir. Bilinçaltına itilen bu inanç, birçok yetişkin insanın hayatını etkiler. Çünkü , böyle yasak bir atmosferde hata ve utanç kavramlarıyla gelişen cinsel hayat,meraklar ve normal ihtiyaçlar,kişiyi ilerde kuracağı evlilikte güzel,sağlıklı,mutlu bir fizik ve sevgi kavramına götüremez.(Haluk Yavuzer,1990)

Cinsel olaylardan hiç söz etmemek, çocuğa bu duygularını daha çok bastırması gerektiği izlenimimi verir. Cinsellik “tabu” durumuna gelir, giderek düşünme bile yasaklanır. Çocuk böylece susar, soru sormaktan yayar ve görünüşte bu konulara ilgi göstermez. Ancak içinden, bebeklerin nereden geldikleri,erkekler ve kızlar arasındaki fark, niçin yalnız “evli” insanların çocuğu olduğunu sorar durur. Bu durumda en büyük tehlike, bu soruları daha bilgili bir arkadaşın cevaplamasıdır. Bu cevaplar, çocuğun ana-babasına olan güvenini kaybettirir.

Sözel bilgi, çocuğa bir şey saklandığı izlenimini vermemelidir. Basit, kesin, somut bilgi zihni karıştırmaz. Sözel bilgi verirken önceden hazırlanmış düşüncesi yaratılmamalıdır. Gebelik ve doğum gibi olaylardan dikkatle söz edilmelidir. Bu konuda annenin bilgi vermesi daha uygundur. Doğumun acı veren yönü üzerinde durmak yerine,anne olmanın güzelliği ve sevinci anlatılmalıdır.

Cinsel ilişki hakkında bilgiyi, annenin kız çocuğa, babanın erkek çocuğa vermesi daha yerinde olur. Böylesi daha doğaldır. Ancak her zaman sonuç böyle olmayabilir. O zaman çocuk, hangi ebeveyne soru yöneltiyorsa,cevabı veren o ebeveyn olmalıdır. Bilgi veren yetişkinle özdeşleşme,duygusal olgunlaşmayı kolaylaştırır. İlgilerin gelişimine göre,giysi ve saçla cinsiyet ayrımından sonra cinsel organların farklılığı keşfedilir, erkek ve kız kardeşlerin ortak yaşamı bunu sağlar.

Üç yaşına doğru, çocuklar kız-erkek ayrılığını sezip incelemeye koyulurlar. Kız çocuk, erkek çocuğun cinsel organı ile daha erken ilgilenmeye başlar. Kendinde olmadığı için üzüntü duyar ve bunu açığa vurur. Buna tanık olan yetişkinin canı sıkılır. Oysa açıkça dile getirilen duygular için rahatsız olunmamalı,gereken açıklama yapılmalıdır. Açıklama: “Kadının çocuk dünyaya getirmesi için böyle bir yapıya ihtiyacı vardır”dan daha karmaşık olmamalıdır. Erkek çocuk,kendi cinsel organından gurur duyar. Bu sebeple, kız çocuğununkiyle ilgilenmez, çünkü bunu bir eksiklik olarak görür. Bu olaylara çevre aşırı önem vermezse çevrede vermez.

Çocukların cinsellikle ilgili sordukları çeşitli sorular şu şekillerde yanıtlanabilir:

-Ben nasıl doğdum?

Çocuk bu soruyu sorduğunda hemen o anda yanıt verilmelidir. Ona, “Sen karnımdaki özel bir şeyde büyüdükten sonra vücudumda karnımın altında bebeğin dışarı çıkabilmesi oluşmuş bir açıklıktan dışarı çıktın” denebilir.

-Neden erkeklerin bebeği olmaz?

Çünkü erkeklerin vücudunda bebeklerin büyümesini sağlayan küçük bir yuvacık yoktur.

-Evlenmemiş kişilerinde bebeği olabilir mi?

Evet. Her yetişkin kadın ve erkek bebek sahibi olabilir. Fakat evlenmeyi beklemeleri, bebeğin bir ailesi ve yuvası olması daha doğrudur.

Cinsel eğitim ne çok erken, ne de çok geç olmalıdır. Çocuğun gelişim düzeyine uymayan bilgi, güçlük yaratır. Çocuğa istendiği anda basit, kısa, gerçek, endişesiz cevap verilmelidir. Çocuklar bu cevapları unutabilirler,fakat yinelemek gereksizdir. Bilgilerin içselleşmesi için belirli bir zaman gereklidir. Çocuklara verilecek cinsel eğitimde sabırlı ve hoşgörülü olmak, endişeye kapılmamak, onun seviyesine inmek ve olası değişik söz ve davranışları olgunlukla karşılayıp, çözmeye çalışmak, çocuğun gelecekteki cinsel yaşamının mutlu ve sağlıklı olması bakımından son derece önemlidir.

Bazı aydın ve ileri görüşlü geçinen ailelerde çocuktan hiçbir şey gizlenmeyerek cinsel eğitimin doğru verildiği sanılır. Bunlar örneğin ortalıkta açık saçık hatta çıplak dolaşır; çocukla birlikte yıkanırlar. Bu çeşit davranışlar çocuğun merakını gereksiz yere kamçılar. Kavranmaya hazır olmadığı gözlemlerle aklı karışır. Ayrıca ailenin bu tutumu, toplumun cinsel davranışlardan beklediği gizlilik ve anlayışla çelişir. Ancak, anne ve babaların, çocukların kendilerini banyoda tesadüfen çıplak görmeleri durumunda büyük bir tepkide bulunmamaları gerekir. Bu tür bir davranış,çocuğa bir şeylerin yanlış olduğu, cinsel organların utanç verici olduğu ve başkalarından her zaman gizlenmesi gerektiği düşüncesini verir. Çok küçük çocuğun önünde çıplak dolaşmamaya özen göstermeli, ancak çocuğun aniden gelmesi halinde giyinmeyi normal bir şekilde sürdürerek yöneltilecek bazı soruları cevaplamaya hazır olunmalıdır.

Çocuğun cinsel kimlik kazanmasında en önemli etken özdeşim olayıdır. Cinsel özdeşim yaklaşık 3 yaşından itibaren oluşmaya başlar. Çocuk erkek ve kız davranışlarını anne ya da babasına özendiği için, onlara benzemek istediği için benimser. Kız çocuklarla annesi, erkek çocuklarla babası arasındaki ilişki ne kadar yakın ve olumlu ise özdeşim o denli kolay oluşur. Cinsel gelişimin yolunda gitmesi için bazı koşullar gerekir. Cinsel kimlikleri olgunlaşmış ve iyice belirlenmiş anne ve babayla büyüyen çocuk bu gelişmeyi önemli bir güçlüğe uğramadan tamamlar. Erkekte toplumun aradığı nitelikleri taşıyan bir baba, çocuğuna iyi örnek olacaktır. Kadın kimliği belirgin bir anne, kızına iyi bir özdeşim örneği olacağı gibi, oğluna da erkek kimliği geliştirmesinde yardımcı olacaktır. Erkek çocuklarını kız ya da kız çocuklarını erkek gibi yetiştirmek çocuğun cinsel kimliğinin gelişimini engelleyebilir. Ayrıca kişiliği baskın annesini model alan erkek çocuk, kız oyunları oynamaya ve süslenmeye başlayabilir. Eğer baba da otoriter ise,çocuk anneye daha çok yaklaşıp yumuşak bir kişilik geliştirilebilir. Ergenlik çağına doğru bu davranışları onaylanıp, hiçbir önlem alınmıyorsa, bu çocuklarda cinsel kimlik sapması görülebilir. Cinsel kimlik gelişiminde ebeveynin yapması gereken en önemli hareket, doğru model oluşturmak ve çocuktaki yanlış davranışların üzerine gitmeden nedenini araştırmak ya da bir uzmana başvurmak olmalıdır.

Uyum bozuklukları genelde geçici ve hafif durumlar için sözkonusudur. Yani bebeğin normal gelişimi içinde karşılaştığı stres faktörlerine geçici ve hafif şekilde verdiği cevabı gösterir. Bu durum travma oluşturacak kadar şiddetli değildir ve hiç önemsenmeyecek kadarda belirsiz değildir . Yani bu iki uç kutup arasında kalır. Uyum güçlüğü var diyebilmemiz için çocuğun yaşına uygun gelişimi , çevre şartları , açık stres faktörleri göz önüne alınmalıdır.

Uyum güçlüğü bebek veya küçük çocuğun kendi kişilik özellikleri , aile yapısı ve çevre şartlarının durumuna göre değişen derecelerde gösterdiği geçici bir reaksiyondur. Uyum güçlüğünde bebekte görülen sıkıntılar hiçbir zaman dört aydan uzun sürmez. Dört aydan uzun sürer ise o zaman başka psikiyatrik tanıların ve sıkıntıların olduğunu düşünmek gerekir.

Çocukta görülebilecek belirtiler olarak sessizleşme , yavaşlama , hareketlilikte azalma veya artma , hırçınlık, üzgün bakış , karşı gelme , uyumaya karşı koyma , öfke krizleri veya çabuk sinirlenme , tuvalet eğitimi ve alışkanlığında zorluk ve problemler , uyku sorunları , iştah değişiklikleri ve problemleri sayılabilir.

Uyum bozukluğu oluşturabilecek nedenler arasında bebeğin bakım vereninin değişmesi , annenin işe başlaması , anne baba arasındaki ilişki bozuklukları , bir evden diğerine taşınma , çocukta olabilecek hastalıklar , ailedeki fertlerde değişik psikiyatrik ve bedensel hastalıklar vb gibi durumlar sayılabilir.

Uyum bozuklukları durumunda bebeğin gösterdiği belirtilerin geçmemesi ve giderek ağırlaşması durumunda bebek ve bakımverenin bir çocuk psikiyatristine giderek durumu değerlendirmeleri ileride olabilecek psikopatolojileri önleme açısından önemlidir.

Parmak emme bebeklerde yaygındır. Bebeklerin sadece yüzde 6’sı ilk doğum gününden sonrasında bu alışkanlığı sürdürür. Sadece yüzde 3′ü ise ikinci doğum gününden sonra da bunu devam ettirir.
Parmak emenlerin çoğu 4 yaşına geldiklerinde, konunun ebeveyn ve çocuk arasında bir iktidar mücadelesi ya da derin bir şekilde müzmin bir alışkanlık haline gelmesi dışında bu uygulamayı bırakırlar.
Parmak emme ciddi bir sorun değildir. Ne var ki, çocuğun bebeksi bir görünüm almasına neden olur. Bu durum emsalleri arasında gülünç duruma düşmesine yol açar. Üstelik ileri yaşlarda devam eden parmak emme daha sonraki yıllarda ortodontik tedaviyi gerekli kılacak şekilde dişlerinde normal hizasını bozabilir.

Çocuğunuz 4 yaşında küçük olup parmağını emiyorsa çocuğu önemsememeye ve dikkatini başka yere çekmeye çalışın. Asla cezalandırmayın, hor görmeyin ya da elini çekip ağzından çıkarmayın. Bu yöntemler sorunu daha da kötüleştirir.
Yaşça büyük okul öncesi çocukta, gurura başvurabilirsiniz. Çocuğunuza dişlerinin nasıl dışarıya doğru eğildiğini ve parmağın kırışmış derisini gösteriniz. Çocuğunuzu bu hareketi yaparken yakalarsanız tatlılıkla hatırlatınız. Parmağını emmediğini gördüğünüzde bol bol övünüz.
Uyurken parmak emme isteğe bağlı olmadığından, çocuğunuzun uykusu derinleştiğinde son bulur.

Bebek bezi giydirilen hemen her çocuk belli zamanlarda bezin yol açtığı kızartıya maruz kalır. Bu durum derinin, ıslaklık, amonyak, sindirim enzimleri ve bakterilerle uzun süre temasta bulunması halinde ortaya çıkar.
Aşağıdaki önlemler çocuğunuzun bir bebek bezi kızartısına maruz kalma olasılığını en aza indirebilir.
1. Islaklığı sık sık kontrol ediniz. Bir bebek bezi
ıslak veya kirliyse onu derhal değiştiriniz. Dışkıya uzun süre maruz kalınması bezin yol açtığı kızartıya özellikle yardım eder.
2. Plastik don kullanmaktan kaçınınız.
3. Bir barsak hareketinden sonra çocuğun altını
ılık suyla ve yumuşak bir sabunla temizleyiniz. Başka bir bez giydirmeden önce iyice kurulayınız.
4. Kumaş bez kullanıyorsanız, ilk devir süresince (ön yıkamada) yumuşak bir deterjanla yıkayınız. Ardından ikinci devir boyunca bir fincan beyazlatıcı ilaç (çamaşır suyu) kullanınız. Bu işlem bakterileri öldürür.

Bakteriler, idrar yolundan (mesaneden vücudun dışına uzanan kanal) geçerek mesaneye girdiklerinde idrar yolu enfeksiyonu meydana gelir. Normal koşullar altında bu bakteriler idrar yapılırken vücut dışına atılır. İdrarın kendisinde bakterilerin gelişmesini engelleyen özellikler vardır. Bununla birlikte belirli bakterilerin zehirleme özelliği ve idrar sistemindeki anatomik anormallikler gibi faktörler, idrar yolu enfeksiyonuna yakalanma olasılığını artırırlar.
İdrar yolu enfeksiyonları, küçük çocuklarda ve özellikle kızlarda yaygın olarak görülür. Genellikle bu enfeksiyon mesaneyle sınırlı kalır ve buna mesane iltihabı adı verilir. Bu durumda, çocuğun sürekli tuvalete gittiği ve idrar yaparken acı duyduğuna ilişkin yakınmaları olduğu görülebilir. İdrar kötü kokulu olabilir. Yatak ıslatma olayı daha önceden altını ıslatmaması öğretilmiş bir çocukta görülebilir. Ateş, kusma ve titreme de görülebilir. Bazı durumlarda çocuk hiçbir hastalık belirtisi göstermez.
Ne var ki kimi zaman enfeksiyon üretere (mesaneden idrarı böbreklerden getiren boruya) oradan da böbreklere geçebilir. 0 zaman belirtiler ateş, titreme, sırt ağrısı ve kusmayı içerebilir. Bu durum görüldüğünde, çocuğunuz akut piyelonefrit (böbreğin cerahatli iltihabı) adı verilen ağır bir böbrek enfeksiyonu geçiriyor olabilir. Mesane iltihabından farklı olarak, bir böbrek enfeksiyonu hastane tedavisini gerektirir.
Çocuğunuzda idrar yolu enfeksiyonu belirtileri varsa, doktorunuz idrarda bakteriler olup olmadığını saptamak için bir idrar örneği alacaktır. Mikroskopla yapılan incelemede bakteriler görülürse, idrar, bakterilerin türünü saptamak için bekletilir. Bu test, enfeksiyon olup olmadığını göstermesine rağmen enfeksiyonun mesaneyle mi sınırlı kaldığı, yoksa böbrekleri mi sardığı konusunda bir gösterge değildir. Bunun için, doktorunuz çocuğunuzun belirtilerinin doğru ve eksiksiz bir tarifine, çocuğunuzun görünüşüne ve fiziksel bir muayeneye güvenmek zorundadır. Böbrek enfeksiyonlu bir çocuk, mesane iltihabı olan bir çocuktan daha hasta görünecektir.

Çocuk, nükseden enfeksiyonlar geçiriyorsa boşaltım yolları, idrar kesesini ve uretrayı gösteren röntgen filmi herhangi bir anormallik olup olmadığını ve tekrarlayan enfeksiyonlar sonucunda böbreklerde hasar meydana gelip gelmediğini saptamak için kullanılabilir.
İdrar yolu enfeksiyonlarının çoğu antibiyotik tedavisine süratle tepki gösterirler. Uygun şekilde tedavi edildiğinde akit piyelonefritin (havuzcuk ve böbreğin birlikte iltihabı) kronik böbrek hastalığına dönüşme ihtimali çok azdır. İdrar yolları enfeksiyonları yine de ihmal edilmemelidir. Tedavi edilmemiş mesane iltihabı böbreğe sıçrayabilir ve bütünüyle kökü kazınmayan bir böbrek iltihabı tekrarlayabilir ve böylece böbreğe zarar verebilir. Üstelik sürekli tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonları başka başka hastalıkların belirtisi olabilir. Çoğu kez, nükseden böbrek hastalığıyla birlikte düşünülen bir sorun da, idrar kesesi ile üretere ait olan geriye akıştır. Bu durum, idrarın böbreğe geri akmasına olanak veren, üreterdeki bir anormalliktir. Bundan dolayı çocuğun idrarında bakteriler bulunduğu ve idrar otomatik olarak böbreğe aktığı zaman, sonuç bir böbrek enfeksiyonudur.
Çocuğunuzda mesane iltihabı varsa 7 günden 10 güne kadar antibiyotiklerle tedavi edilir.
Akut piyelonefrit için antibiyotiklerin entravenöz (damar içi) enfüzyonu (sıvı zerketme) çocuk çok hastaysa gerekli olabilir.
Herhangi bir idrar yolu enfeksiyonundan sonra idrar, ilaçla tedavinin etkili olduğundan emin olmak için tekrar bir hafta bekletilmelidir.
Nükseden idrar yolu enfeksiyonları olan bazı çocukların idrarlarının mikroplardan korunması için aylarca ve hatta yıllarca günlük dozlar halinde antibiyotik almaları gerekir. Bazı çocukların idrar örnekleri (herhangi bir hastalık belirtileri olmasa bile) idrar yolunda bakteriler bulunmadığından emin olmak için düzenli aralıklarla alınır ve incelenir. Geriye akma gibi bir anormallik enfeksiyonlardan sorumlu olduğunda, böbrekte hasar olması ile ilgili bir endişe varsa, bir ameliyat söz konusu olabilir.

Bebeğin ilk yılında çeşitli beslenme problemleri ortaya çıkabilir. Eğer bebeğiniz yeterli kilo almıyor ya da aşın kilo alıyor ise nedeni mide ağrıları, kabız ya da ishal olabilir. Böyle bir durumda doktorunuza danışmalısınız. Beslenme formülünde ya da bebeğin yediği miktarda yapılacak bir değişiklikle bu problem ortadan kaldırılabilir.
En çok rastlanan beslenme problemleri şunlardır:
Yetersiz Beslenme
Yeterli beslenmeyen bebek zamanında gereken kiloyu almaz, çoğunlukla huzursuzdur ve sık sık ağlar. Bebek ayrıca kabız olabilir, cildi, yağ kaybından dolayı kurur ve kırışır. Bebekler, kasti olarak (ebeveynlerinin gıdalarını kısması nedeniyle) ya da bebeğin gıdaları, yeterli miktarda tüketebilme yetisinin olmaması nedeniyle yetersiz beslenebilirler.
Her ne kadar kadınların büyük çoğunluğu bebeklerini anne sütü ile besleyebilir ise de, bazen bebekler yeterince tatmin olmayabilirler. Bu durum çoğunlukla geçicidir ve çoğu anne, bebeklerini anne sütü ile beslemeye teşvik edilir. Anne sütü ile mi yoksa hazır mama ile mi beslenmek gerektiğini doktorunuza danışmalısınız.
Biberonla beslenen ve yeterli beslenemeyen bebeklerin problemi, biberonun emziğinin ağzını bir miktar genişletmek suretiyle halledilebilir. Bu bebeğin daha çok sütü daha az efor sarf ederek içmesini sağar. Bebeğin öğünlerini artırmak da bir çözüm olabilir. Eğer bu önlemlerle de başarılı olamıyorsanız, doktorunuz sorunun herhangi bir hastalıktan kaynaklanır kaynaklanmadığını anlamak için bebeğinizi muayene etmek isteyebilir.
Aşırı Beslenme
Fazla yiyen ya da çok süt içen bebekler yedikleri gıdaları aşırı derecede çıkarırlar, hatta kusarlar. Aşırı kilo alma karın ağrıları ve karnın şişmesi aşırı beslenmenin belirtileridir.
Yetişkinlerin aksine, çoğu bebekler yeterince yedikten sonra yemeği keserler. Bununla beraber, biberonun ya da anne memesinin her uzatılışında ağlayan bebeğin ağzına gıda tıkıldıkça ya da mamasını yemesi karşılığında ödüllendirildikçe, aşırı beslenme meydana gelir.
Çıkarma ve Kusma
Beslenme esnasında ya da beslenmeden kısa bir süre sonra yenen gıdaların bir kısmının ağızdan çıkarılması, bebek 6 aylık oluncaya kadar normaldir. Bazı bebekler çok çıkarırlar. Her ne kadar çıkarmayı tamamıyla ortadan kaldırmak değil ise de, bebeğinizi beslenme esnasında sık sık geğirtmek, beslenmeden sonra bebeğinizi hoplatmamaya özen göstermek, mamasını yedikten sonra bebeği bir süre oturur vaziyette dik tutmak ve yenilen mama miktarını bir miktar azaltmak suretiyle çıkarma miktarı azaltılabilir.

Yumuşak Dışkılama ve İshal
Anne sütü ile beslenen bir bebeğin dışkısı normalde yumuşaktır ve süt pıhtısı benzeri atıklar içerir.
Anne sütü ile beslenen bebekte gerçek ishal, her ne kadar çok az rastlanır ise de, enfeksiyon sonucu oluşur.
Bununla beraber, biberonla beslenen bebeklerde dışkının katı olması normaldir.
Bu hafif sindirim rahatsızlıkları genellikle gıdalarda geçici artışlar ya da eksiltmelerle ortadan kolayca kaldırılabilir. Eğer bebeğiniz katı gıdalar yiyorsa, tüm katı gıdaları kısıtlayın ve günde bir ya da fazla süt öğünü yerine kaynamış su ya da elektrolit içeren solüsyonlar içirin (Bu elektrolit solüsyonları reçetesiz olarak eczanelerden temin edilebilir).
Kabızlık
Anne sütü ile ya da beslenme formülü ile yeterli şekilde beslenen bebeklerde kabızlık nadiren meydana gelir. Bebeğiniz birkaç gün dışkılamazsa, hemen kabız olduğuna karar vermeyin. Çoğu bebekler günde bir ya da iki kez dışkılarken, bazı bebekler için bir ya da iki günlük bir gecikme normaldir.
Eğer bebeğiniz dışkılamakta güçlük çekiyorsa, doktorunuz herhangi bir rektal anormallik olup olmadığını muayene edebilir. Eğer bebeğiniz katı gıdalar yiyorsa, dışkılamayı kolaylaştırıcı meyve (muz gibi), sebze ve tahılların miktarını artırın.
Kolik (Karın Ağrıları)
Kolik olan, yani karın ağrıları olan bir bebeğin ağrıları saatlerce sürebilir. Tipik olarak, ağrı birdenbire başlar, bebek ağlamaya başlar, kollarını ve bacaklarını çeker ve yumruklarını sıkar. Bebeğin yüzü kızarır ve solgunlaşır, ayakları soğur. Ağrı, bebeğin uykuya dalmasıyla ya da gaz çıkarmasıyla veya dışkılamasıyla sona erer.
Karın ağrılarının (kik) nedeni bilinmemektedir. Bebek kadar anne ve babayı da bitap düşüren karın ağrıları tehlikeli değildir ve genellikle üçüncü aya doğru ortadan kalkar.

Beyin felci, çocukluk döneminin en yaygın olarak görülen sakatlık nedenlerinden biridir. Doğum öncesinde, sırasında veya sonrasında merkezi sinir sisteminin hareket işlev alanlarının hasar görmesinden kaynaklanır.

Beyin felcinin birçok nedeni vardır. Yaygın nedenlerden biri; beyin dokusu içinde yeterli oksijen bulunmamasıdır (anoksi). Yapılan araştırmalar beyin felci olan bebeklerin üçte birinin vücut ağırlığının 2250 gramın altında olduğunu da ortaya çıkarmıştır. Doğum sancısı ve doğum sırasında beynin hasar görmesi, bakteriyel menenjit gibi bir enfeksiyon ve hemoraji (kanama) de diğer nedenleri oluşturur. Ancak genellikle belirgin bir açıklama bulunamamaktadır.

Dört tip beyin felci vardın Spastik beyin felci, ekstrapiramidal beyin felci, atonik beyin felci ve bu tiplerin karışımından oluşan beyin felci.

“Spastik beyin felci” en yaygın olan tiptir. Spastik beyin felci bulunan bir bebekte, yeni doğanlara özgü bazı reflekslerde anormal inatçılık görülür. Hiperaktif bir tutma refleksi bebeğin ellerinin iyice sıkılmış bir yumruk biçimini almasına yol açar. Bebek büyüdükçe kol ve bacakları daha spastik ve katı bir hal alır.

Hastalık her iki kolu ve her iki bacağı da tutabilir (spastik kuadrepleji). Bu durum varsa genellikle bir ölçüde zekâ gecikmesi de söz konusu olmaktadır. Yaygın olarak konvülsiyonlar görülür.

Hastalık tüm kol ve bacakları tutuyor, ancak kollar daha hafif bir derecede etkileniyorsa, bu durum dipleji (iki taraflı felç) olarak anılır. Diplejili çocukların ellerini oldukça iyi kullandıkları da görülebilmektedir. Zekâ düzeyleri genellikle normal ya da normale yakındır, fakat resim çizmeyi ve harf yazmayı öğrenmekte bazı güçlüklerle karşılaşabilirler.

Beyin felci bulunan tüm çocukların üçte birinde spastik hemipleji (vücudun yalnızca bir tarafını tutan felç, yarım felç) söz konusudur. Spastik hemiplejili çocuklar genellikle altnormal gruba giren bir zeka düzeyine sahip olma eğiliminde olmakla birlikte, bu durumdaki bazı çocuklar orta ve hatta ortanın üstü zeki düzeylerine sahip olabilmektedir.

“Ekstrapiramidal beyin felci” ilk olarak bir bebeğin kasların zayıflığı ve esnekliği ile kendini gösterir. Bu beyin felci tipi genellikle, bebek 6 aylık olana kadar teşhis edilememektedir. Erken bir belirti, bebek bir şeye uzanmaya çalışırken, ellerinin anormal bir pozisyon almasıdır.

“Kronik beyin felci” nin iki biçimi vardır, atonik çiçeği ve konjenital beyincik ataksisi. Atonik dipleji ileri derecede zekâ gecikmesi ile birlikte görülür. spastisite genellikle daha sonra, çocukluk döneminde gelişir. Konjenital beyincik ataksisi beyin felcinin seyrek görülen bir biçimi olup hafif derecede zeka gecikmesi ile birlikte bulunmaktadır.

Beyin felci bulunan bir çocuğun geleceği büyük ölçüde zekâ özürlülüğü de bulunup bulunmadığını bağlıdır. Bir çocuk tekerlekli sandalye kullanmasını gerektiren ciddi hareket sorunlarına sahip olsa bile kendi kendine gizleme yeteneğine sahipse, bir dereceye kadar düzelme sağlanması daha kolay olur. Çocuğun sakatlığına karşı ailenin tavrı, bu bireyin olumlu

Bir imajı geliştirip geliştirememesi üzerinde etkili olur.

 

Hidrosefali sorunu ile dünyaya gelen bir bebekte beynin, beyin omurilik sıvısı üretme yeteneği ile onu emme yeteneği arasında bir dengesizlik söz konusudur. Hidrosefalili bir bebeğin kafatasının içinde serebrospinal sıvı (beyin omurilik sıvısı) birikimi olur ve bu da kafasının son derece büyümesine yol açar.

Bu durum kusurunun ensidansı (rastlanma sıklığı)  farklı popülasyonlarda değişik oranlara sahip olmakla birlikte ortalama olarak her 1000 doğumsal vaka şeklindedir.

Konjenital hidrosefalinin en belirgin semptomu anormal derecede büyümüş bir kafadır. Ara sıra, fetüsünbaşının, normal doğumu olanaksızlaştıracak kadar büyüdüğü de görülebilmektedir. Biraz daha olağan vakalarda kafa doğum sırasında normal görünür ancak hemen sonra büyümeğe başlar.

CT (bilgisayarlı tomografi) ve MRI (manyetik rezonans) yöntemleri hidrosefalinin diğer bozukluklardan ayırt edilmesi ve nedeninin araştırılması için yararlı olmaktadır.

Tedavi amacı serebrospinal sıvı üretimi ile emilmesi arasında denge kurulmasıdır. Bazen ilaç tedavisi etkili olabilmektedir, ancak genellikle en iyi tedavi, cerrahi işlemle kafatasına bir kanül yerleştirilip sıvının boşaltılmasıdır. Kanül çocuğun kafatasında sürekli olarak kalmalı ve ancak bir enfeksiyon ya da aygıtın kendisinde bir arıza ortaya çıkması durumunda çıkarılmalıdır.

Hidrosefali ile doğan çocukları, durum uzun vadede kanül yerleştirilmesi sayesinde büyük ölçüde iyileşmiş olur. Tedavi edilmeyen bebeklerin yarıdan çoğu ölür. Uygun bir ilaç tedavisi ile, hidrosefalili çocukların tahminen yüzde 70 kadarı bebeklik çağını atlatabilmektedir. Bu grubun yüzde 40′ı normal bir zekâya sahip olacak, yüzde 60′ı ise (özellikle diğer merkezi sinir sistemi bozuklukları da bulunanlar) ciddi zihin ve hareket bozuklukları gösterecektir.

Belirtiler

-  Artan aktivite,

-  Nefes alıp verme kısalığı;

-  Hızlı ve hırıltılı soluma;

-  Dudakların ve tırnak altlarının mavimsi birrenk alması (siyanoz)

 

Acil Durum Belirtileri

 Ciğerlerin aniden çökmesi.

Her çocuk ciğerleri çökük olarak doğar. Ciğerlerin doğumdan sonra birkaç nefeste şişmesi ve bebeğin solup alıp vermeye başlaması doğumun bir mucizesidir. Bununla beraber, ciğerleri ilk defa şişirebilmek için dikkate değer basınç değişimleri meydana gelir. Bazen akciğerler her yöne bir çırpıda şişmezler ve basınç değişikliği henüz taze olan akciğer hava keseciklerine (alveoli) kırılmalara yol açar. Bu kırıklar, ciğeri çevreleyen ve göğsün iç duvarım oluşturan alanlar arasındaki ince zarlara (pleura) hava sızmasına neden olurlar. Bu alana (ki. pleural boşluk diye adlandırılır) büyük oranda hava sızması durumunda, ciğerler çöker (pnömothoraks) ve soluma güçleşir.

Teşhis

Eğer az miktarda hava sızarsa, bebek artmış oranda aktivite gösterecek ve nefes kısalığı, hızlı ve hırıltılı soluma, siyanoz (mavi dudaklar ve tırnak altları) meydana gelecektir. Bununla beraber, eğer fazla oranda hava sızmışsa, bu durumda ciğer aniden çökecektir. Bebeğin doktoru bu durumda sızıntının nerede olduğunu belirlemek için göğüs röntgeni alınmasını isteyebilir

Pnömotoraks Ne Kadar Tehlikelidir?

Pnömotoraks, eğer akciğerler aniden sönerse çok tehlikeli olabilir. Fakat çoğu vakalarda sızan hava oranı azdır ve kendi kendine absorbe olmaktadır (emilmektedir).

Tedavi

Bazen hiçbir tedavi uygulamak gerekmez. kimi zaman, bebeğe soluması için 1 ila 2 saat s_reyle yüzde 100 oksijen vermek suretiyle pnömotoraks düzeltilebilmektedir. Ciğerlerin aniden sönmesi durumunda, acil bir önlem olarak, göğüs içine kaçmış olan havaların çıkarılması gerekebilir. Bu işlem, göğüs duvarı içine ciğerler arasındaki boşluğa bir boru sokmak suretiyle yapılır.

SAYFA 1 123»