Depresyon bir duygudurum bozukluğudur. Depresyondaki kişiler kendilerini üzgün, yalnız ve yardımsız, umutsuz hissettikleri gibi yaşamı kaybedilmiş olarak görürler. Yaşamak onlar için külfettir. Herkes zaman zaman depresif bir ruh haline girebilmekle birlikte tedavi gerektirecek kadar bir depresyona herkes yakalanmaz. Depresyon bir insanın yaşantısının her yönünü ve açısını etkileyebilir. Uyku düzeni, cinsel yaşam, sosyal ilişkiler depresyonun etkisiyle bozulabilir. Depresyondaki insan için en basit işler çok ağır bir yük olarak algılanabilir. Bundan dolayı dağınık olabilirler.

Depresyonun Belirtileri:
Depresyonun belirtileri kişiden kişiye farklılıklar gösterebilir. Depresyondaki bir insan uyuyamayacak kadar hareketli olabilirken diğeri yataktan kalkmak istemeyebilir.

Depresyonun Etkileyebildiği Şeyler: 

Beden: Vücutta beliren en genel semptomlar uykusuzluk ve yorgunluktur.

Zihin: Kararsızlık, dikkati toplayamama, hep aynı olumsuz düşünceler etrafında dolaşma ve başka şey düşünememe (rumination) en önemli belirtilerdir.

Davranış: Depresyon insanı ;

(1)Kendine karşı yıkıcı ve saldırgan davranışlara,
(2) Düşünmeden birden bire ortaya çıkan davranışlara,
(3) Kontrol edilemez şekilde nedeni olmayan ağlamalara,
(4) Alkol, ve uyuşturucu madde bağımlılığına yönlendirebilir.

Duygular: Üzüntü, değersizlik, boşluk ,anlamsızlık duyguları, aşırı suçluluk duyguları görülebilir.

İlişkiler: Sosyal izolasyon ve çevre ile olumsuz ve yıkıcı tarzda ilişkiler görülebilir.

Depresyon Nasıl tedavi Edilir?

Depresyon gerçekten tedavi edilmez. Çünkü ;

(1) Yaşam sürekli karşımıza yüzleşmemiz ve aklıllıca yönetmemiz gereken zorluklar çıkarır.

(2) Üzüntü yaşamın doğal bir parçasıdır ve kimse ondan kaçamaz. Psikoterapilerde amaç uygun yollar ile problemleri çözümlemektir. Uygun psikoterapiler ve gerekiyorsa ilaçlarla (Dr.Yapko) depresyon yönetilebilir ve üstesinden gelinebilir.

Günümüzde artık çok iyi bilinmektedir ki depresyon biyolojik, sosyal, psikolojik faktörlerin bir sonucu olarak meydana gelmektedir. Terapide başarılı olunmak isteniyorsa tüm bu elementleri terapide hesaba katmak gerekir.

Depresyondaysanız bilmeniz gerekenler:
Depresyonda olduğunuzu tahmin ediyorsanız unutmayınız ki artık bundan kurtulmak için farklı şeyler yapmalısınız . İlk adımda bilgi almaya ve bu bilgileri kullanmayı deneyebilirsiniz. Sizin ihtiyaçlarınıza göre farklılaştırılabilecek bir çok etkili terapi mevcuttur. Depresyondaysanız haydi şimdi harekete geçebilirsiniz.

Depresyon herkesi etkileyebilir. Kadınlarda iki kat daha fazla görülmektedir. 25-44 yaşları arasında daha fazla görülmektedir. Amerika’da yaklaşık 20 milyon insanın depresyonda olması belki size yardımcı olabilecek bir bilgi olur. Depresyondaysanız haydi şimdi harekete geçebilirsiniz.

Psikoterapiler: 

Kognitif, davranışçı ve interpersonal terapiler depresyonda kısa sürede etkili olabilir. Psikanaliz gibi yıllarca süren yaklaşımlar artık Amerika’da demode oldu diyebiliriz. Psikoterapilerin yerini almasa da kendi kendine yardım kitapları depresyonda yararlı olabilir. Kısa dönem terapiler 12 seans kadar zaman alır. Bilişsel (kognitif) terapiler de olumsuz düşünce ve işe yaramayan tutumların değiştirilmesi amaçlanır. Davranışçı terapilerde tek tek davranışlar üzerinde durularak değiştirilmeye çalışılır. İnterpersonal terapilerde birincil olarak şimdi burada ilkesine göre hareket edilir. İnsan ilişkileri ele alınır ve sosyal destek sistemleri güçlendirilmeye çalışılır. Bu yöntemin 12-20 hafta sürmesi beklenir.

İlaçlar: 

Antidepresan ilaçlar doktorunuz uygun gördüğü takdirde alındığında çok yararlı olabilir. Bir çok türde antideprasan ilaçlar bulunmakla birlikte birinden hiç yarar göremeyenler diğer ilaçlardan faydalanabilmektedir. Yan etkilerde her insanda aynen görülmezler. Bir ilaç bir insanda başka yan etkilere sahipken başka bir insanda başka etkiler gösterebilir. İlaçların yan etkilerini azaltmak veya yok etmek için doktorunuzdan başka ilave ilaçlar isteyebilirsiniz. Önemli olan iki noktayı şu şekilde belirtelim.

İlaçları aldıktan sonra doktorunuzla kontağı koparmamayınız.
Depresyon ile mücadelede en etkili sonuçlar ilaçlar + psikoterapiler ve hipnoterapi desteği olduğunda alınmaktadır.

Depresyonda en yaygın kullanılan ilaç türü Selective serotonin reuptake inhibitors (SSRIs) lerdir. Bu guruptan en çok tanınmış ilaçlar Prozac, Zoloft, Paxil ve Luvox’ dır. Bu gruptan ilaçlar genellikle daha az yan etkiye sahiptir. Beklenen yan etkiler uykusuzluk, seksüel disfonksiyon, ağız kuruluğudur. Genellikle aşırı doz alımı tehlikeli değildir.

Monoamine oxidase inhibitors (MAOIs) türü ilaçlar kan basıncının artmasına yol açabilir. Doktorun verdiği talimatlar doğrultusunda uygun dozajda kullanılmadığında çok tehlikeli hatta ölüm gibi sonuçlar alınabilir. Genel yan etkileri kilo alımı, uykusuzluk, ajitasyon, baygınlık, ve seksüel disfonksiyondur. Bu gruptan ilaçlara örnek olarak Parnate ve Nardil verilebilir. Tricyclic antideprasan grubu ilaçlar örneğin Norpramin Elavil ve Vivactil sedatif etkiye sahiptir. Başlıca yan etkileri ağız kuruluğu ve kabızlıktır.

Hipnoterapi:

Psikoterapiler ve İlaçlardan sonra depresyon için Amerika’da bir çok ruh sağlığı uzmanı ilk olarak klinik hipnozu tavsiye etmektedir. Depresyon tedavisinde uzmanlaşmış bir isim olan Dr.Yapko depresyonla mücadelede klinik hipnozun yararları konusunda şunları söylemektedir.

(1) Zor problem üzerinde kontrol hissini arttırır.

(2) Acı kontrolünde kullanılabilir.

(3) İlaçlara olan ihtiyacı azaltır.

(4) Stres kaygı (anxiety) ve ajitasyonu azaltır.

(5) Hipnoz, depresyon belirtilerinizin bir gerçek olmadığını öğretir.

(6) Hipnoz ruh halinizi ve düşüncelerinizi kontrol altında tutmayı öğretir.

Hipnoz ve hipnoterapi diğer psikoterapilerden çok daha hızlı ve etkili olabilmekle birlikte her insana uygulanamaması bu yöntemin dezavantajıdır. Hipnoterapinin doğal bir tedavi olması, hiçbir zararı yada yan etkisinin olmaması insanların bu yöntemi tercih etme nedeni olabilmektedir.

Öneriler: 

Aşağıdaki öneriler profosyenel yardımın yerini almasa da size bir yol gösterebilir.

Yapmamaya Çalışınız:

• Geçmişte takılıp kalmayınız, deriiiin deriiiin düşünmeyiniz.

• Kendinizi başkaları ile karşılaştırmayınız.

• Felaket senaryoları üretmeyiniz.

• Söylenmemiş sözlerle uğraşmayınız.

• Kendinizi red etmeyiniz. Kendinizi olduğunuz gibi kabul etmeye ve sonra kendinizi geliştirmeye çalışınız.

• Vazgeçmek ve pasif kalmanın size bir yararı olmaz.

• Kendinizi her şeyden izole ederek yaşamdan mahrum hale gelmemeye çalışınız.

Yapmaya Çalışınız: 

• Fiziksel egzersizler ve spor.

• Alkolden kaçınınız.

• Gevşeme yöntemlerini öğrenip uygulayınız.

• Gerçekleriduygulardan inançları gerçeklerden ayırmayı öğreniniz.

• Kendinizi aşmayı öğreniniz.

• Eğlenceye ve tatile yeterince zaman ayırınız.

• Amaçlarınızı belirginleştiriniz.

• Her insanın yardıma ihtiyacı olabileceğini düşünerek yardım almaktan çekinmeyiniz.

• Depresyondan atılan küçük adımlarla çıkıldığını unutmayınız.

Depresyonda Bir Yakınınız Varsa: 

• Depresyonda olan yakınınızı depresyonda olduğu için suçlamayınız.

• Yakınınızın depresyonda olmasından dolayı kendinizi suçlamadan yapabileceğiniz yardımları yapınız.

• “Hadi neşelen biraz” gibi klişeleşmiş sözlerden uzak durunuz.

• Depresyondaki yakınınızı korumak adına onun kendi kendine yapabileceği işleri üstlenmeyiniz.

• Geçmişe değil şu ana konsantre olunuz.

• Yardım edeyim derken zarar verebileceğinizi unutmayınız.

• Profosyonel yardım almayı zayıflık göstergesi olarak değil akıllılık olarak değerlendiriniz.

Risk Altındaki Çocukların Teşhis Edilmesi

Aranacak belirtiler:

  • İçe kapanık/sessiz - başını aşağı eğer, göz temasından kaçınır, yenilgiye uğramış gibi görünme, toplumsal izolasyon (yalıtım, yalnızlık)

Ne yapmak gerekir: çocuğun sessiz kalma isteğine saygı gösterin; ona ulaşmak için bir yol bulmaya çalışın. Göz teması hakkındaki kültürel farklılığı dikkate alın. Ona başı aşağı eğikken onu duymanın zor olduğunu söyleyin; kendini yalıtan çocuğa karşılık vermesi için başka bir çocuktan yardım isteyin.

  • Aşırı sorumluluk sahibi/anababa gibi davranan – herkes hakkında kaygı duyar, başkalarının bakıcılığını üstlenmeye kalkar, kendi duygularını tartışmaz, ifade etmez, tam bir yüksek not alan başarılı öğrenci gibidir ve kırık notları hakkında kaygı duyar; (latchkey children).

Ne yapmak gerekir: çocuğa oyun oynaması için izin verin hatta onu oyun oynamaya teşvik edin; başkaları hakkındaki kaygı duyucu davranışlarını, onun böyle bir yeteneği olduğunu kabullenin ve ona onun için ne yapılabileceğini sorun; onun grup içindeki ve kendi duygularını teşhis edin.

  • Hiperaktif – hiçbir şeye odaklanamaz, sakin bir şekilde oturamaz; yüksek enerji ve hiperaktivite gösterir.

Ne yapmak gerekir: çocuk bulunduğu yeri, bir topluluk içindeyse o topluluğu terkedebilir; ona bir iş verin; çocukla bizzat ilgilenilebilir ve onunla birlikte bir iş yapılabilir.

  • Sinirli, gergin, heyecanlı – çabucak kızgınlık gösterir, başkalarının kendisi hakkındaki düşüncelerine karşı olağanüstü tetikte ve duyarlıdır, çabucak ağlayabilir.

Ne yapmak gerekir: çocuğun kızgın duygularını yansıtın, ona gösterin. Duyguları sözlerle ifade etmeyi ona gösterin. Başkalarının ona olan tepkilerinden duyduğu endişeye dikkat edin ve bu endişeyi olduğu gibi kabullenin. Bu duyguları bir topluluk içindeyseniz diğerlerine de yansıtın, bırakın ağlasın, sonra da konuşun, ona sorular sorun.

  • Dikkat çekme isteği – okuldaysa öğretmenin her sorduğu soruya el kaldırır. Başkalarının sözünü keser. Sürekli konuşur, hatta okulda tahtada adı en çok konuşanlar arasında geçer.

Ne yapmak gerekir: onun bu heyecanını kabullenin. Onu dinlemeye istekli olun. Bulunduğunuz yerde başka çocuklar da varsa, örneğin siz bir öğretmenseniz ve bir sınıfta bulunuyorsanız, başka çocukları da dinlemek istediğinizi söyleyin. Çocuk başkalarının sözünü kestiğinde onu durdurun. Çocuğun söylediklerinin önemini gördüğünüzü belirtin.

  • Tekdüze, donuk, durgun – hiçbir şey hakkında kaygı ya da endişe duymaz, hiçbir şeyle ilgilenmez. Sesi çok kısık çıkar.

Ne yapmak gerekir: siz canlı olun ama çok fazla heyecanlı gözükmeyin. Bir hayvanın sesini taklit ederek konuşmaya çalışın ve çocuktan da öyle yapmasını isteyin.

  • Kontrol dışı davranışlar – başkalarına çok az saygı duyar ya da hiç duymaz, başka insanların sınırlarına müdahalede bulunabilir. Çevredekilere bağırır, haşin davranır.

Ne yapmak gerekir: açık seçik kurallar koyun ve gerçekçi sınırlar belirleyin. Bu kurallar ve sınırları siz de tutarlı bir şekilde izleyin ve çocuğa saygı gösterin.

Kişilik, bireyin iç ve dış çevresiyle kurduğu, diğer bireylerden ayırt edici tutarlı ve yapılaşmış bir ilişki biçimidir. Kişilik, bir insanın duyuş, düşünüş ve davranış tarzını etkileyen faktörlerin kendisine özgü bir örüntüsüdür. Ayrıca çok kapsamlı bir kavram olup, bireyin, biyolojik ve psikolojik, kalıtsal ve edinik bütün yeteneklerini, dugularını, isteklerini, alışkanlıklarını ve bütün davranış özelliklerini içine alır. Kişilik devamlı olarak içten ve dış çevreden gelen uyarıcıların etkisi altındadır ve doğuştan yaşamın sonuna kadar bir oluşum süreci içindedir.

Kişilik gelişinimi bilmek ve bu gelişinin nasıl bir yol izlediğini saptamak önemlidir. Ancak bu sayede insanların neden birbirinden farklı olduğunu, olaylara karşı neden farklı tepkilerde bulunduğunu anlayabiliriz. Bunun yanı sıra kişiliği etkileyen faktörleri bilirsek sağlıklı düşünebilen, kendine yetebilen, bağımsız harekat eden gerek topluma gerek kendisine faydalı bireyler yetiştirebiliriz.

Kişilik çoğu zaman karakter ve mizaç kavramları ile karıştırılır. Hatta bazen bu terimlerin eş anlamda kullanıldığı olur.Halbuki bu kavramlar kişilikle aynı anlama gelmez, bu kavramlar kişiliğin bir parçasıdır. Karakter öğrenmeyle kazanılır.Ve bu öğrenme insanın içinde bulunduğu toplumun ahlak anlayışı ve değerler sistemine uygun bir davranış tarzı benimseyip benimsemediğidir. Mizaç ise otonom sinir sisteminin özelliği ve iç salgı bezlerinin az veya çok çalışması gibi kalıtımla gelen fizyolojik özellikler tarafından meydana gelir yani üzerinde beden kimyası etkilidir. Çabuk kızmak, soğuk kanlılık, sıcak kanlılık vs. Tekrarlamak gerekirse kişilik karekter ve mizaçıda içine alan daha kapsamlı bir kavramdır.

Kişiliği ve davranışları etkileyen en önemli faktörlerden biri de, benliktir. Benlik insanın kendi kendini görüş ve kavrayış tarzıdır; bu bakımdan kişiliğin öznel yanını oluşturur. Benliği analiz edersek şunlar karşımıza çıkacaktır.

“ Ben neyim? Bu sorunun cevabını bazı kimseler, daha çok olumsuz olarak, yani “ben becereksizim, çirkinim, soğuk insanın biriyim” diye cevaplayabilir. Bir başkasının ise kendi hakkında “Ben akıllıyım, güzelim, becerikliyim ve sevimliyim”diye daha olumlu bir kanısı olabilir.

“Ben ne yapabilirim? Bende ne gibi yeterlilikler var”, “Ben iyi konışurum, güzel resim yaparım, müzikten anlarım ya da ben matematikte iyi değilim, iyi sporcu olamam” gibi kendimizde ne gibi yeteneklerin olduğuna dair olumlu ve olumsuz değerlendirmelerimiz kendi kendimizi kavrayış tarzımızdır.

“Benim için ne değerlidir? Ben ne yapmalıyım ve ne yapmamalıyım” Örneğin “Başkalarına yardım etmeliyim”, “Para kazanmalıyım”, “kopya çekmemeliyim” ya da yakalanmamak koşulu ile kopya çekmekte sakınca yoktur”, “Herşeyden önce kendimi düşünmeliyim” gibi bireyin içinde bulunduğu toplumda kendine göre edindiği az çok olumlu ya da olumsuz yargılardan meydana gelen bir değerler sistemi verır. Bu da benliğin önemli bir yanıdır.

“Hayatta ne istiyorum? Doktor, sanatkar, mühendis,iyi bir ev hanımı gibi çeşitli emel ve ideallerde benliğin bir yanını oluşturur.

Çocuk doğuştan ben ile ben olmayanı ayırt edemez. Fakat benlik, kişi doğduğu andan itibaren başından geçen sayısız olaylar, çevresinde değindiği kişilerin etkisiyle yavaş yavaş oluşur.

Diğer gelişim alanları gibi çocuğun kişiliği de iki temel etmenin etkileşiminden oluşur: kalıtım ve çevre. Ancak kalıtım çocuğun kişilik yapısını, bedensel ve bilişsel yapısından daha az etkiler; çevresel ve sosyal etmenler ise bu konuda çok daha önemli rol oynar. Kalıtımın etkisini yeni doğmuş bebekler arasındaki farklılıktada görebiliriz. Bazı bebekler sakin, bazıları hareketli, bazıları ise huysuz olurlar. Ancak onların başlangıçta gösterdikleri bu eğilimlerin ne yönde gelişeceği sosyal çevrelerindeki etmenlere bağlıdır. Örneğin doğuştan sakin bir bebek annesince ihmal edilir ya da sürekli olarak sert davranış görürse sonuçta huysuz ve tedirgin bir çocuk olabilir, kısaca kişilik gelişimi büyük ölçüde sosyal bir olgudur ve çocuğun sosyal çevresi ile olan ilişkilerine çok yakından bağlıdır. Bu yüzden kişilik gelişimine bazen sosyalleşme ya da sosyal öğrenme de denir.

Şimdi kişilik gelişiminin izlediği aşamalara bakalım.

SIFIR YAŞ İLE BİRBUÇUK YAŞ ARASI ( 0-1.5 yaş)

Önce bebeğin yaklaşık bir buçuk yaşına kadar olan gelişimini inceleyelim. Yeni doğan bebeğin çok önemli iki özelliğinden biri yaşayabilmek için tümüyle başkalarına bağımlı ve muhtaç olmasıdır. Ona bakan onu doyuran, koruyan biri olmazsa bebek ölür. Bu temel özellik çocuğun daha yaşamının ilk anından itibaren başka insanlarla ( anne veya anne yerini tutan bir başka kişi v.b ) bir sosyal ilişki içinde olduğunu göstermektedir.

Yenidoğan bebeğin diğer önemli özelliği tümüyle kendi gereksinimlerini gidermeye yönelik olmasıdır. Bu özelliğine egosantrik de diyebiliriz. Ancak burada söz konusu olan bencillik bilinçli olarak kendi gereksinimlerini en ön planda tutmak değildir.

Bebek ilk ilişkisini bu çerçeve içinde annesi ya da annelik görevini yapan kişi ile kurar. Çocuğun bu ilişki içinde iki temel gereksinimi vardır: fiziksel bakım ( doyurma ve korunma ) ve sosyal bakım ( sevgi ve duygusal yakınlık ). Bu iki temel gereksinimin nasıl ve ne ölçüde yerine getirildiğini bilirsek çocuğun ilerdeki kişiliğinin temeli hakkında çok şey öğrenmiş oluruz. Önce fiziksel bakımı ele alalım. Olumlu bir anne çocuk ilişkisinde çocuk zamanla annesini ve ona doyum veren, onu koruyan, rahat ettiren bir kişiyi bir ödül kaynağı olarak beller, ona değer verir. Anne yokken arar, görünce sevinir, ona bağlılık duyar ve bağlanır. Bebeğin kısa süre de olsa annenin gözden uzaklaşmasına dayanabilmesi bebeğin özbenliğine de varlığı artık kesinlik kazanmış bir anne tasarımının bulunduğunu gösterir. Anne bir süre gözden uzaklaşmış olabilir, fakat az sonra gelecektir, çünkü gözden şu anda silinmesi tümden yok olması değildir. Demek ki düzenli alma verme ilişkisi bebeğin zihninde annenin sürekliliğini sağlar. Anne çocuğa karşı tutarlı ve olumlu ise çocukta genel olarak yaşamda doyum bulacağına ilişkin bir temel güven duygusu oluşmaya başlar. Ama anne tutarsız, olumsuz ya da kaygılı ise çocuk bu temel güveni oluşturmakta zorluk çeker.

Fiziksel bakım eksiksiz de olsa temel güveni oluşturmada tek başına yeterli değil. Sevgi ve duygusal yakınlık görmeyen çocuğun kişiliği bu durumdan olumsuz etkilenir. Hatta bakım evlerinde yaşayan çocuklar üzerinde yapılan araştırmalar yeterli fiziksel bakım gören ama sevilip okşanmayan, konuşulmayan çocukların önce çevreden ilgi aradıkları, fakat zamanla adeta yaşama küsüp çevreyle ilişkilerini kestiklerini ortaya koymuşturlar. Oysa sevgi ve duygusal yakınlık gören çocuk insanlarla ilişki kurmayı tatmin edici bir olay olarak görür. Annesinin ona değer vermesi onda değerli olduğu kanısını uyandırır. Genellikle insanlarca sevileceğine, sevilmeye değer bir insan olduğuna ilişkin temel güven oluşturur. İşte, anne çocuk ilişkisindeki bu süreklilik, tutarlılık ve aynılık çocukta “Temel güven duygusunun” özünü oluşturur.

Bununla birlikte bütün yaşlarda yaklaşmakta olan tehlikeyi veya rahatsızlığı sezmek için dürüst ve dürüst olmayan insanlar arasında ayrım yapmak için biraz güvenmemede gereklidir. Ama eğer güvenmeme güvenmeden az olursa çocuk ya da gelişmiş insan hayal kırıklığına uğrayabilir, şüpheci ve kendine güvenden yoksun olabilir

Kişilik gelişimini etkileyen diğer bir faktör ise duygusal gelişimdir.Duygusal gelişim sağlıklı bir insan gelişimini inceleyebilme açısında önemli olduğu kadar, duygusal temelde sorunları olan çocukların bu sorunlarının anlaşılması ve tedavisi açısından da araştırılması gereken bir konudur.Duygusal gelişimin parçası olan korkuya şöyle bir bakalım. Bu dönemde ses korku yaratan uyarıcılar arasında birinci sırada gelir. Altıncı ayda veya daha ileri aylarda bebeklerin yaşındaki ilerlemeye bağlı olarak bebeklerde uçurum görüntüsüne karşı korku tepkileri artmıştır.Diğer bir korku türü ise bebeklerin yabancılara karşı gösterdikleri korku tepkileridir.7. ve 8. aylarda yabancılara karşı hissettikleri korku duyguları birinci yaşın sonuna doğru yoğunluk ve sıklık gösterir.

Bebeklik çağında öfke ve saldırganlık tepkisi çocuğun bir kimse ya da olay tarafından engellenmesinden doğar. Bu engeller en belirgin şekilde şu alanlarda ortaya çıkar; yemek yeme, temizlik, tuvalet eğitimi, uyku, oyundan alıkonma. Bu tür engellere karşı bebeğin ilk tepkisi, hedefi belli olmayan bir ağlama ve çırpınmadır. Giderek çevresinin ödüllendirdiği yönde davranışını belirler, bağırma, tepinme, inatla nefes tutup çevresini korkutma gibi yöntemler bulur.

BİRBUÇUK YAŞ İLE ÜÇ YAŞ ARASI (1.5- 3 yaş )

Çocuk, fiziksel ve psikolojik olarak bağımsız oldukça kişilik için yeni olanaklar ortaya çıkar. Çünkü bu dönemde kas ve hareket gelişim hızlanmıştır ve ayağa kalkıp yürüyen çocuk anne kucağından çevreye doğru uzanmaya, kendi başına hareket etmeye başlar. Bu yılların olumlu unsuru özerklikken, olumsuz unsurlar utanma ve süphedir. Bu dönemde çocukta işeme ve dışkılama işlevini gören kaslar olgunlaşmaya başlamıştır. Dolayısıyla bu kasların olgunlaşması, işeme ve dışkılamanın artık isteğe bağlı olarak yapılabileceği anlamına gelmektedir. Yani çocuk isterse tutar, isterse bırakabilir. Böylece birbirine karşıt iki istek, iki eğilim ortaya çıkmıştır. Çocuk, birbirine karşıt iki eğilim arasında bir şeçim yapabilme durumuna gelmiştir. Bu durum çocuk için yepyeni bir yetinin gelişmesi demektir: tutmak ya da tutmamak; yapmak ya da yapmamak. İşte, özerklik duygusu birbirine karşıt istek ve eğilimler arasında bir şeçim yapabilme gücüdür. Utanma kişinin pantolonunun inikken kendine bakıldığının farkında olduğu anlamına gelir. Şüphe çocuğun göremediği ve kontrol etmeye çalışması gereken, bilinmeyen “arka” ile ilgilidir.

İşeme ve dışkılamayı isteyince tutabilme ya da bırakabilme giderek toplumsal anlam taşıyan birçok davranış örüntülerine geçer ve genelleşir. Bu dönemde çocuk kakasını ne zaman, nereye yapabileceği veya evin nerelerini araştırmaya müsade edildiği gibi kurallarla karşılaşır.Bu kuralar çocuğun gelecekte karşılaşacağı toplumsal kurallar karşısında çocuğu hazırlar.Burada dikkat edilecek nokta çocuk özerkliğini kazanırken onu kurallar altında ezmemek ve kişilik gelişiminin önünü tıkamamaktır.

Çocuk içinde bulunduğu toplumun beklentilerine göre bazı şeyleri yapmayı, örneğin kakasını, çişini uygun zaman ve yerde bırakmak üzere tutabilmeyi öğrenirken ağır utandırmalar ve cazalarla karşılaşırsa utanç ve kuşkuculuk duyguları yerleşir. Böylece bu duyguların etkisi ile şeçim yapabilme ve irade yetilerinin gelişmesi kösteklenebilir. Bu evrede istenmeyen gelişme utanç ve kuşkuculuk duygularının aşırı gelişmesidir.

Kısaca bu dönemdeki en önemli gelişme çocuğun yürüme, konuşma ve tuvalet becerilerini kazanmasıdır.

Bu dönemdeki korkulara bakacak olursak çocukların korkularında farklılaşma ve artmalar görülür. Bu dönemdeki korkular karanlık, köpek, şimsek, ani ses ve yalnız kalma v.s sayılabilir. Ayrıca tuvalet eğitimide bazı çocuklarda korkuya neden olur ki bunun nedeni alaturka tuvalettir çünkü çocuk kakasını kendisine ait bir parça olarak görür ve kendine ait bir şeyinde gitmesi çocuğu korkutur, kaygılandırır. Bu noktada dikkatli olmak gerekir. Çocuğun korkularını etkileyen başlıca faktörler:

1. 1. 1. Zeka

2. 2. 2. Cinsiyet

3. 3. 3. Sosyo-ekonomik statü

4. 4. 4. Sosyal ilişkiler

5. 5. 5. Fizyolojik koşular

6. 6. 6. Kişilik yapısı şeklinde sıralanabilir.

Duygular konusunda yetişkinlere düşen görev, onların doğal olduğunu kabul etmek ve çocuğun duygusunu dile getirmesine saygı göstermektir. Duygu doğru ya da yanlış değildir, sadece gerçektir. Ancak duygunun yol açtığı davranış doğru ya da yanlış olabilir. Demek ki Ali’nin babasına kızması yanlış değildir. Ancak bu kızgınlığı ifade şekli saldırgansa, o davranış yanlıştır.

Üç yaşlarından itibaren öfke nedenleri daha çok sosyal olaylardır; örneğin bir akranla tartışma, bir yetişkinle denetim çatışması, bağımsızlık isteği gibi.

Öfke ve saldırganlık tepkilerine her zaman bastırılması gereken uyumsuz tepkiler olarak bakmamalıyız. Bazı durumlarda çocuğun öfkelenmesi uyumlu olmaktan öte, gereklidir. Hakkı çiğnenen, emekle yaptığı bir resmin başkası tarafından yırtıldığını gören, daha büyük bir çocuğun kardeşini dövdüğünü gören çocuğun öfkelenmesi ve hatta saldırganlık göstermesi doğaldır. Aynı şekilde ona verdiği sözü tutmayan yetişkine kızmasıda doğaldır.

Ancak, haksız istekleri reddedilince, yaptığı işte zorlukla karşılaşınca, yetişkinlerden sürekli ilgi görmeyince öfkelenip saldırgan olan çocuk, uyumsuz demektir. Saldırganlık konusunda yetişkine düşen görevleri şu şekilde sıralayabiliriz;

1. 1. 1. Çocuğun öfkesini anlamaya çalışmak, öfkenin doğal bir duygu olduğunu kabul etmek.

2. 2. 2. çocuğun çevresine ya da kendisine zarar verecek davranışlar yapmasını önlemek.

3. 3. 3. çocuğa saldırganlıktan başka çözümler olduğunu öğretmek.

4. 4. 4. İyi model oluşturmak

Kıskançlık temelde güvensizlikten kaynaklanan bir duygudur. O ana değin sadece kendisine yöneltilen dikkat ve ilgi, bir başkasına da yöneltilince çocuk kendisini bırakılmış, güvensiz ve desteksiz hisseder. İstediği ilgiyi elinden alan kişiye karşı çocuk öfke ve hınç duyar, öç almak ister ve kendi kendine karşı acıma duygularıyla dolar. Aradığı ilgiyi yine kendi üzerine çekmek isteyen çocuk elinden geleni yapar, yaramazlık edip dayak yese bile razıdır, çünkü dayak bile unutulmaktan daha iyidir. Burada çocuğun bir çeşit mücadeleye girdiğini söyleyebiliriz.

ÜÇ İLE ALTI YAŞ ARASI( 3- 6 yaş)

Bir kişi olduğuna iyice ikna olduğundan, çocuk şimdi ne çeşit bir insan olacağını öğrenmek zorundadır. Çocuk ebeveynleri gibi olmak ister ki ebeveynleri ona çok güçlü ve güzel gözükürler. Bu dönemin teması büyük ve güçlü olarak algılanan ebeveynleriyle çocuğun kendini bir kimlik içinde bulması diğer bir deyişle çocuğun anne ve babası gibi olmak istemesidir. Anne ve baba özdeşimi ile çocuk benliği gelişir ve çocuk içinde bulunduğu toplumun rollerine, işlevlerine, kurallarına göre davranmaya; o toplumu için geçerli araç-geçeci kullanmaya, kendinden küçük çocuklara bakım vermeye yönelir ve sorumluluk duygusu gelişir. Kazandığı güven ve özerklik duyguları oranında yavaş yavaş çevresini keşfetmekte, çevre üzerinde bir denetim gücü kazanmaktadır. Bu amaçla kendi bedenine, cinsel ayrılıklara, genellikle çevrede olagelen herşeye karşı derin, bitmek bilmez bir soruşturma ve öğrenme eğilimi gösterir.

Bu dönemde çocukların davranışlarında girişimcilik baskındır. Yalnız gerçek çevreye karşı değil, düşlemlerinde de eylemleri girişimcilik ve atılganlık biçimindedir. Başkalarının üzerine atılma, saldırgan konuşmalar ve sorularla insanların kulaklarına, zihnine girme; canlı hareketlerle çevreye fırlama, bitmeyen öğrenme tutkuları ile bilinmeyene doğru atılmalar bu dönemin belirgin özellikleridir. Çocuğun girişimciliği ve atılganlığı ve öğrenme tutkusu ona bir şeyler becerme, becerebilme yetisini kazandırır. Burada benliğe yerleşen temel öğe girişim duygusudur. Korkular, aşırı şuçlama, cezalar ya da başka engeller bu girişim duygusunun gelişmesini kısıtlayabilir. Bu engellenmeler ilerde cinsel alanlarda ve toplumsal girişimde çeşitli derecelerde kısıtlanış belirtilerine yol açar. Özetle, çocuğun 3-6 yaşlarında gelişen olumlu benlik öğesi girişim duygusudur. Girişim duygusu özerk ve özgür düşünmek, geleceğe yönelik emeller beslemek ve eyleme geçmek için rahatlık ve güç sağlar. Bu dönemin tehlikesi aşırı suçluluk duygusunun gelişmesidir.

ALTI İLE ONİKİ YAŞ ARASI ( 6- 12 yaş )

Çalışma çağı başlamıştır. Çocuk burada daha büyük bir bilgi ve çalışma dünyasına girmek ister. Teması “öğrendiğim neyse ben oyum” dur. Büyük olay toplumun teknolojisine açık olan okula başlangıçtır. Bununla beraber öğrenme sadece okulda değil, aynı zaman da sokakta, arkadaşlarının evinde ve kendi evinde olur. Çocuk ruhsal dünyası ile artık gerçek yaşama girmeye hazır gibidir. Bu dönemde bütün toplumlarda çocuklar düzenli, tutarlı bir eğitim, öğrenim görür. Bunun yalnız okuma yazma biçiminde olması gerekmez. İlkel toplumlarda ana babadan, büyük çocuklardan öğrenilen bir çok beceriler var. Bu dönemde çocuk büyüklerin dünyasına egemen olan araç-gereci kullanmayı öğrenerek, o toplumun teknolojisinin temellerini benliğine yerleştirir. Çünkü bu dönem çocuğun toplumsal gelişmenin yaşıt ve oyun ortamlarında bir genişleme zamanı değil, aynı zamanda gelecekteki sorumlulukları için hazırlanırken toplumun araçlarıyla uğraşmayı öğrendiği zamandır. Makaslardan, kağıtlardan, boyalardan, boya kalemlerinden çocuklar belli becerileri öğrenerek her tür ilginç, yeni şeyi yapabilir duruma gelmiş olup, resim çizebilir, giysiler dikebilir, pasta yapabilir, model gemi ve uçaklar üzerinde çalışabilir ve okulda iyi not alabilir. Çocuklar okuma ve yazma becerilerinin öğrenilmesiyle yeni bilgilere kapıları açan pek çok becerileri kazanırlar.

Eğer çocuklar bu araçları kullanmaya özendirilir ve başarıları övülürse çocukta çalışkanlık ve başarma duygusu gelişecektir. Bu da, belirli bir noktada, yetişkin sorumlulukları almaya hazır bir “iyi, çalışkan kişi” olarak olumlu bir benlik kavramının gelişmesini kolaylaştıracaktır. Çünkü başarılı deneyimler, çocuğa çalışkanlık duygusu, yeterlilik ve hakimiyet duygusu verirken, bu dönemde çocuğun karşılaşabileceği tehlike, yetersizlik ve aşağılık duygusudur. Eğer çocuklardan çok az ya da çok fazla şey beklenirse ya da çocuklar çabalarından dolayı eleştirilirse bir aşağılık duygusu gelişecektir. Çünkü başarısızlık, yetersizlik ve aşağılık duygusu insanın hiç bir şey için iyi olmadığı fikrini verir. Aile yaşamı çocuğu okul yaşamına hazırlamada başarısız olduğunda ya da okul yaşamı daha önceki evrelerin vaadettriği gelişimi sürdürmeyi başaramadığında bir çok çocuğun gelişimi kesintiye uğrar. Sorun, kötü çalışma alışkanlıkları, başarısızlık korkusuyla yarışmalardan kaçınmak ve daha sonraki gelişim görevleriyle başa çıkmada bir yetersizlik olacaktır. Bu dönemde bir başka tehlike çocuğun öğretileni olduğu gibi alması, bunların dışına çıkmaması ve sonunda öğrendiği bilgi ve teknolojinin kölesi olmasıdır. Böylece çocuk benliği daralır, özerk ve girişimci benlik gelişmesi kısıtlanır.

Hazırlayan: Songül Ataç

İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bölümü Son Sınıf Öğrencisi

Erkeklerin çoğu, sevişme sırasında, daha eşleri doyuma ulaşmadan, hatta yeterince heyecanlanmadan, kendilerinin hızla orgazm oldukları durumları yaşamışlardır. Sevişmenin daha başlangıcında meydana gelen böyle bir erkek orgazmına, erken boşalma denir. Erkeklerin cinsel sorunları arasında en yaygın olanı budur. Bazılarında boşalma, penis daha dölyoluna girmeden bile olabilir. Çoğundaysa, bir iki sürtünmenin ardından hemen orgazm gelir. Teknik anlamda, cinsel birleşme gerçekleşmiştir. Eğer erkeğin orgazmı, penis vajinanın içindeyken olmuşsa, erken boşalmaya rağmen kadın gebe kalacaktır.
Cinsel eylemin hangi aşamasında olursa olsun, boşalma erkeğe belli bir haz verir, zevkli bir gevşeme, rahatlama sağlar. Ama sevişme, heyecanlanma ve cinsel gerilim süresi ne kadar uzunsa, boşalma ve rahatlamayla gelen haz da o kadar büyük olur. Dolayısıyla, erken boşalmanın getireceği fiziksel ve duyusal haz, uzun süreli bir sevişmenin ardından gene orgazmın vereceği hazdan daha az olacaktır. Bunun da ötesinde, birşeyin daha başlamadan bitmesi anlamına gelen böyle bir durum, boşalmadan duyulan hazza mutlaka yetersizlik, başarısızlık ve kaygı duyguları karıştıracaktır. Eşini doyuramamış olmak da erkeğin bu başarısızlık ve kaygı duygularını şiddetlendirecektir.
DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN »

Öfke aslında normal ve sağlıklı bir duygudur. Ama kontrolden çıkıp da yıkıcı hale dönüştüğünde, okul ya da iş hayatınızda, kişisel ilişkilerinizde sorunlara yol açar. Öfke çok çeşitli olaylar sonucu ortaya çıkabileceği gibi doğal afetler gibi hiç beklenmeyen bir anda gelip hayatı alt üst eden ve istenmeyen değişikliklere sürüklenme durumlarında da sıkça ortaya çıkar.
DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN »

Sağlıklı bir cinsellik ancak karşılıklı istek, güven, saygı ile mümkündür. İşte doğru bir cinsellik için olmazsa olmazlar.

Anadolu Sağlık Merkezi’nden Psikolog Aslıhan Kurt’un önerileri: DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN »

Bir insan bir yüzde çekicilik hissediyorsa bunun nedeni yüzde bulunan çocuksu ifadedir

DR. SERDAR EREN

Geçen hafta güzelliğin, izleyenin beyninde oluşan bir olgu olduğuna değinmiştim. Şimdi biraz daha ileri giderek güzelliğin aslında karşı tarafta uyandırdığı içgüdülerle de bağlantılı olduğunu anlatacağım.
Cinsel dürtüler veya koruma içgüdüsü güzelliğin algılanmasına nasıl yardımcı oluyor?
Erkekler için kadının cinselliği de güzelliğin algılanışında önemli bir rol oynar. Bir erkeğin bir kadını güzel bulması sadece kadının orantılarının simetrisine değil, fiziksel faktörlerin erkeğin potansiyel cinsi içgüdülerini telkin edip etmemesine de bağlıdır. Erkekte cinsel dürtülerle uyanan nefsi duygular estetik hislere transfer edilir ve erkeğin kadını güzel veya çekici bulmasına sebep olur.

Erkekler bazı kadınları eşe değil anneye benzetirler
Diğer bir önemli unsur da güzelliğin çocukla olan ilişkisidir… Bir insan bir yüzde çekicilik hissediyorsa bunun nedeni yüzde bulunan çocuksu ifadedir.
İçgüdüsel olarak herkes çocuksu bir yüzün çekiciliğini hisseder. Çocuksu bir yüze bakış otomatikman koruma hissine bağlı olan duyguları uyandırır. Koruma içgüdüsünde, sempatiyi ve şefkati oluşturan sinyaller vardır. Bunlar nelerdir? Küçük çocukta bu sinyaller kafadadır. Yuvarlaklık ve dolgunluk, çıkık alın, dolgun yanaklar ve yukarı kalkık bir burun. Bütün bunlar çocuksu karakteristiklerdir ve koruma hissini harekete geçirir. Bir çocuğun yüzü, saf bir pırıltının, sevecenliğin, dürüstlüğün ve incinebilirliğin çağrışımını yapmaktadır.
Öbür taraftan yetişkinlerde bu tepkileri izleyemeyiz. Yetişkin insanda yaşlandıkça yüz değişir. Kafa daha düz, alın daha az çıkık, burun daha uzun ve yanaklar düşüktür. Sevimli çocuksu simalarını kaybetmiştir. Koruma içgüdüsü oluşturmamaktadır. Çocuklarla karşılaştırıldığında, yetişkinlerde yuvarlaklığın yerine köşelerin ve kırışıklıkların geldiği göze çarpmaktadır. Desinatörler ve sanatçılar bu teoriyi yeteri kadar tanır ve bazen sanatlarında da dile getirir.
Eğer iki cinsi karşılaştıracak olursak kadınların erkeklere göre yuvarlaklıklarını kaybetmediklerini görürüz. Bu nedenle iyi bir plastik cerrah, yaptığı müdahale ile bir bebekte ilgi, şefkat ve koruma oluşturan belirginlikleri en uygun şekle getirmeye gayret göstermelidir. Yani yumuşaklık, yuvarlaklık ve incelik…
Kısaca tekrarlayacak olursak, güzelliğin imajı için genel olarak yetişkin bir yüzde çocuksu simaların görünmesi önemlidir. Brigitte Bardot’nun bazı çocuksu simalarının oluşturduğu duygular özellikle meşhur şımarık çocuksu somurtması tarafından daha da kuvvetlendirilmiştir. Aynı şekilde bilinen diğer örneklerse Marilyn Monroe ve Audrey Hepburn’ün çocuksu yüz ifadeleridir. Hatta Marilyn Monroe’nun kendisini bilinçli olarak daha nasıl derli toplu olunacağını bilmeyen küçük kız imajını bırakmak için dağınık bir görünüm yarattığı söylenmektedir. Bazen uzun saatler sonra berberden çıkıp yeni oyun oynamaktan gelen, saçları karışık olan bir küçük kız intibaını bırakmak için hemen saçlarını dağıtmıştır.
Çocuksu görünümü olmayan ve erkeklere baskı yapmak arzusunda olan kadınlara karşı erkeklerin koruma hisleri yoktur ve bu tür kadınları eşlerine değil de daha çok annelerine benzetirler.

Kadınlar çocuksu davranışı hep ön plana çıkarırlar
Güzellikleriyle erkeklerden daha çok ilgilenen kadınlar, çocuksu davranışlarını bilinçli veya bilinçsiz olarak ön plana çıkarırlar. Bilinçli veya bilinçsiz olarak utangaçlar, hassaslar, kuvvetsizler, suçsuzlar, saflar, cahiller, atılganlar, meraklılar vs. Bazı kadınlar koruma içgüdüsünü provoke etmek için zayıf noktalarını bile ortaya koyarlar. Aslında kadınların zayıf gibi görünen yönleri en kuvvetli yanlarıdır. Bütün bunlar erkekleri tam olarak kalplerinden vurmak içindir. Napolyon demişti ki, “Kadınların iki silahı, fondötenleri ve küçük çaresiz bir çocuğun göz yaşlarıdır.”
Her şahıs her zaman çocuksu simaları ön plana çıkarabilir. Şayet bu özelliklere sahip değilse, kozmetik cerrahi sayesinde de sahip olabilir.
Eninde sonunda güzel olma isteği kişinin güzelliğinden dolayı hayran kalınma isteğinden değil de daha ziyade güzelliğinden dolayı sevilme isteğinden oluşmaktadır. Estetik ve güzelliğe düşkün olanların bu davranışları ile verdikleri mesaj aslında sevilme isteğidir. “Herkes çocukları seviyor ve onları korumak istiyor. Daha çok sevilmek için çocuklar gibi olmak isteyen birisi kritik edilir mi?”

Tüm hastaneler bir numarada
Türkiye’nin bütün hastanelerinin telefonları 444 0 911 numarası altında birleşti. Türkiye’nin her yerinden ulaşılabilen bu numarayı aradığınızda, size en yakındaki ambulans, olay yerine gönderiliyor. Numarayı cep telefonunuzdan aramak için bulunduğunuz şehrin alan kodunu başına eklemeniz yeterli. Örneğin Ankara’da yaşıyorsanız, 0312 444 0 911′i çevireceksiniz. Sabit hatlardan arama yaptığınızda ise alan kodu çevirmenize gerek yok.
10 günde ücretsiz Vipassana öğrenin
En eski meditasyon tekniği olan ve zihinsel gerilimi azaltan Vipassana eğitiminin üçüncüsü, bu yıl Şile’de verilecek. Gerilim ve problemlerle baş etmeyi sağlayan bir zihin arındırma yöntemi olan Vipassana’yı Hint asıllı
S. N. Goenka pek çok ülkede binlerce kişiye öğretiyor. Öğrencileri de bu teknik konusunda kurslar veriyor. 17-28 Kasım’da, Şile’de gerçekleştirilecek kurs için ücret talep edilmiyor. İngilizce verilen 10 günlük kursa katılım 100 kişiyle sınırlı.