ACTIFED
Tablet

GlaxoSmithKline

Etken Madde(ler):
Psödoefedrin HCl 60 mg, Triprolidin HCl 2.5 mg

Piyasa Şekilleri:
20 tablet içeren blister ambalajlarda.

Kullanım Şekli:
12 yaşın üstündeki çocuklara ve erişkinlere günde 3-4 kez 1 tablet; 6-12 yaş arası çocuklara günde 3 kez yarım tablet verilir.

Endikasyonları:
Nazal bir dekonjestan ve histamin H1-reseptör antagonisti bir antialerjik içeren bu kombinasyon alerjik nezle, vazomotor nezle, soğuk algınlığı ve grip gibi hastalıklarda semptomatik etkililik sağlar.

Kontrendikasyonları:
Daha önce ilacın bileşiklerine karşı tolerans göstermemiş olan bireyler için kontrendikedir. Ciddi hipertansiyon ve şiddetli koroner arter hastalıkları olanlarda, daha önceki iki hafta içinde MAO inhibitörleri almış veya almaya devam eden hastalarda kontrendikedir. Psödoefedrin ve bu tip bir ilacın aynı zamanda kullanılması bazen kan basıncının yükselmesine neden olabilir.

Uyarılar:
Uyuşukluğa neden olabilir ve odituvar testlerde performansı düşürebilir. Hastalar, kendilerinin ilaca cevap verme düzeylerini tayin edebilecek hale gelene kadar araba kullanmamalı ve makine çalıştırmamalıdır. Aynı zamanda alkol veya merkezi sinir sistemi üzerine etkili başka sedatifler kullanmaktan kaçınılmalıdır. Psödoefedrinin normal tansiyonlu hastalarda hemen hemen hiç bir uyarıcı etkisi olmamasına rağmen; antihipertansif ilaçlar, trisiklik antidepresanlar ya da başka sempatomimetik maddeler (dekonjestanlar, iştah kesiciler ve amfetamine benzer psikostimulanlar gibi) alan hastalarda dikkatle kullanılmalıdır. Bu tür hastalarda tekrarlamalı ya da kontrolsüz bir tedaviden önce tek bir dozun hastaların kan basıncı üzerindeki etkisi incelenmelidir. Hipertansiyon, kalp hastalıkları, şeker hastalığı, hipertiroidizm, yüksek intraoküler basınç ve prostatik büyüme görülen hastalarda dikkatle kullanılmalıdır. Hepatik ve/veya renal fonksiyon bozuklukları görülen hastalar üzerindeki etkileri hakkında henüz araştırma yapılmamıştır. Bu nedenle ciddi hepatik veya renal fonksiyon bozuklukları görüldüğünde ilacın çok dikkatli kullanılması gerekir. Triprolidin veya psödoefedrinin mutajenik, teratojenik ve karsinojenik potansiyelinin olup olmadığı hakkında yeterli bilgi bulunmamaktadır. İnsan fertilitesi üzerinde etkileri ile ilgili hiç bir bilgi bulunmamaktadır. Gebelik sırasında kullanımları ile ilgili spesifik veriler bulunmamaktadır. Bu nedenle, gebe kadının bu ilaçtan sağlayacağı yarar ile ilacın, gelişmekte olan fetusa muhtemel riskler dengelenmek şartıyla kullanımına karar verilmelidir. Psödoefedrin ve triprolidin anne sütüne az miktarda geçer, fakat bunun emzirilen bebeklerdeki etkisi bilinmemektedir.

Yan Etkileri:
MSS depresyonu veya uyarısı görülebilir. En sık bildirilen yan etki uyuklama halidir. Uyku bozukluğu ve nadiren, halüsinasyon kaydedilmiştir. İritasyonlu veya iritasyonsuz deri döküntüleri, taşikardi, ağız, burun ve boğaz kuruması da zaman zaman kaydedilmektedir. Psödoefedrin alan erkeklerde zaman zaman üriner retansiyona rastlanmaktadır, mevcut bir prostatik büyüme bu durumu hazırlayıcı faktör olabilir.

İlaç Etkileşimleri:
Dekonjestanlar, trisiklik antidepresanlar, iştah kesiciler ve amfetamin-benzeri psikostimulanlar gibi sempatomimetik aminlerin katabolizmasını engelleyen monoamin oksidaz inhibitörleri ile beraber kullanılması bazen kan basıncının yükselmesine neden olabilir. Psödoefedrinden dolayı; bretilyum, betanidin, guanitidin, debrizokin, metildopa, alfa ve beta-adrenerjik bloker ilaçlar gibi sempatik aktiviteyi engelleyen hipotansif ilaçların etkisini kısmen tersine çevirebilir.

Beyin ve sinir sisteminin beslenme yetersizliği sonucu ortaya çıkar. Sinir hücrelerinin oksijensizliğe ve kan şekeri düşmesine tahammülü birkaç dakika ile sınırlıdır. Herhangi bir sebeple (genellikle beyne kan taşıyan damarların tıkanması, daralması) aksaması durumunda saniyeler içinde konuşma, görme, anlama bozulabilir ve vücudun bir yarısında kuvvet azalması veya tamamen fonksiyon kaybı olabilir. Bu kayıp yine saatler içinde kısa sürede geçiyorsa geçici felçten bahsedilir.
Hastalıkta bazen tablo gelişmeden haberci uyarıcı bulgular da görülebilir: Vücudun bir tarafında gelip geçen uyuşma, kısa süreli baş ağrısı nöbetleri, konuşmanın bozulması veya durması, görmede geçici ani kayıplar, dengesizlik gibi…
Hastalığın ana sebebi beyin ve hücrelerini sulayan beyin damarlarındaki tıkanmalardır. Daha nadir olarak beyin kanaması, beyin ve zarının iltihapları anılabilir.
Damar tıkanmasının sebepleri ise: Bünyenin yaşlanması, damarların sertleşmesi, kan yağlarının fazlalığı, kandaki kırmızı hücrelerin (eritrosit) çokluğu, tansiyonun yüksek seyretmesi, sigara, alkol, uyuşturucu gibi kötü alışkanlıklar, kalp ve damar hastalıklarına irsî yatkınlık, şeker hastalığı, böbrek rahatsızlığı, aşırı stres, dengesiz beslenme, düzensiz yaşama vs…
Felçte ne yapılmalı?
Hasta apar topar hareket ettirilmemeli. Gereksiz panikle hastaya zarar verilmemeli ve en yakın sağlık merkezine götürülerek erken müdahale edilmelidir. Bazı felçler günler içinde yapılan tedaviyle iz bırakmadan geçer. Felcin geçmemesi durumunda şu yanlışlardan kaçınmalıdır:
* Gereksiz ümitlerle hasta hekim hekim dolaştırılmamalıdır.
* Tıp dışı bazı ters uygulamalara fırsat verilmemelidir.
Hastanın takip ve tedavisini üstlenen hekimle diyaloğu koparmamalıdır. Takip süreci uzun olacağı bilinerek tedbirler düzenlenmelidir. Hastalığın ilk haftalarından itibaren bıkmadan, usanmadan doktor tavsiyesine uygun fizyoterapi (masaj ve egzersiz) uygulanmalıdır.
Hastanın hareketlenmesi, iyileşmeye motivasyonu, yatakta döndürülmesi (yaralar oluşmaması için), beslenme düzeni, psikolojik ve moral durumu, hasta yakınlarının ilgi ve desteği tedavide kullanılacak ilaç ve metodlardan çok daha faydalı olduğu bilinmelidir.
Tedavide kullanılan ilaçların temel hedefi felcin tekrarlama ihtimaline karşı bünyeyi korumaktır. Tansiyonu ayarlamak, kan yağlarını düşürmek, moral ve destek tedavileri önemlidir.
Ağır olup da yatalak kalan hastaların hayatla ilgilerinin kopmamasına dikkat etmeli, çökkün (deresif) düşünceleri gelişmesi durumunda tedavisi yoluna gitmelidir.

Merhaba, Bu sayı için sizlere çalışma alanım olan ve Türkiye’de çocuk özürlerinde ilk sırada yer alan Serebral Paralizi konusunda bilgi vermeye çalışacağım. Bundan sonraki birkaç sayıda bu konu da sizlerden gelen sorularla yönlenecek, rehabilitasyonla ilgili ayrıntılı bilgiler veremeye devam edeceğim.

Serebral Paralizi (Beyin Felci) nedir?

Serebral Paralizi’nin (SP) literatürde bir çok tanımı vardır. Ancak çok genel anlamıyla bir tanım yapacak olursak, doğum öncesi, doğum sırasında ya da doğum sonrası herhangi bir nedenle beynin hasar görmesi sonucu oluşan motor (ve bazı durumlarda mental) bozukluktur. SP adale tonusunda bozukluk, anormal postür (duruş bozukluğu) ve bozuk hareket görünümüyle karşımıza çıkar. SP gelişimsel bir bozukluktur. Motor fonksiyonlarda bozukluğun yanında, duyu bozukluğu (sensory disfonksiyon), nistagmus, strabismus (gözde kayma, titreme gibi bozukluklar), zeka geriliği (mental retardasyon), davranış bozuklukları, öğrenme güçlükleri, dil-konuşma bozuklukları ve ağız-diş problemleri de görülebilir.

SP’nin tanımı ve tedavisinde önemli bir araştırmacı fizyoterapist olan Bobath, SP’yi “henüz gelişmemiş beyinde ortaya çıkan lezyonun santral (merkezi) sinir sistemi oluşumunu etkilemesi” olarak tanımlamaktadır.

Beyinde motor bölgenin (kol-bacakların tam kullanımı, yürüme, yemek yeme, merdiven çıkma gibi günlük yaşamı sürdürmeye yarayan hareket yeteneğini sağlayan beyin bölgesi) gelişimi 7-8 yaşlarında tamamlanır. Hamilelik döneminin başlangıcından 7-8 yaşlarına kadar beyinde oluşabilecek herhangi bir problem bu bölgenin fonksiyon bozukluğu olarak karşımıza çıkar. Ortaya çıkan tablo ise Serebral Paralizi olarak adlandırılır. SP’de beyin hasarı ilerleyici değildir. Fakat ortaya çıkan sorun ömür boyu devam eder.

SP’nin görülme sıklığı hakkında çok net bilgiler olmamakla birlikte, ABD’de ölçülen oranlar dünya geneli için bir kıyaslama olanağı verebilir; Amerika Serebral Paralizi Derneği’nin verilerine göre, ABD’de toplam nüfusun % 0.2’si (1000′de 2) SP’li. Buna göre ABD’de yaklaşık 1.000.000 SP’li var. Bu rakama her yıl 5000-7000 bebek ekleniyor. Ülkemizde ise bu konuda yeterli ve güvenilir bir istatistik olmamakla birlikte, toplam nüfus içerisindeki SP’li oranının %o 1.66 (600′de 1) olduğu tahmin edilmektedir. Buna göre Türkiye’de yaklaşık 700.000 SP’li bulunmaktadır.

Türkiye’de oranların fazla olması akraba evlilikleri, hamilelik döneminde geçirilen hastalıkların fazla olması ve bakım şartlarının yetersizliği, doğum şartlarının olumsuzluğu, bebek bakım hizmetlerinin yetersizliği, ilk çocukluk yıllarında bebeklerde bulaşıcı ve ateşli hastalıkların fazlalığı ve beslenme yetersizliği gibi nedenlere bağlanmaktadır.

SP nasıl erken teşhis edilebilir?

SP’li vakalarda fizik tedavi ve rehabilitasyonun başarısı için erken teşhis çok önemlidir. Aileler bebeğin gelişiminde en ufak bir gecikme ya da sapma gördüğünde, ya da aşağıdaki belirtileri gözledikleri durumda derhal doktora başvurmalıdırlar.

SP’nin habercisi olabilecek erken belirtiler:

1 aylık bebekte;
Sürekli ağlama
Emme bozukluğu
Israrlı ve sürekli kusma
Çevresinden gelen uyarılara cevap vermeme
Havale (Konvülzyon)

2 aylık bebekte (yukarıdakilere ek olarak);
Bulunması gereken reflekslerin kaybı
Kaslarda aşırı sertlik ya da gevşeklik

3 aylık bebekte;
Gözde kayma, titreme
Bebeğin sırtüstü, baş ve topuklar üzerinde yay gibi sert bir şekilde durması
Bebeğin gülmemesi, annenin yüzüne bakmaması

4 aylık bebekte;
Baş kontrolünün olmaması
Gözde odaklaşmanın sağlanamaması
Elin ya da ellerin beş parmak içte kalacak şekilde yumruk halinde tutulması
Kaybolması gereken reflekslerin devam etmesi

8 aylık bebekte;
Dönme ve oturma aktivitelerinin olmaması
El-göz koordinasyonunun yokluğu
Tekme atarken iki bacağın da itilmesi
Bebeğin bacaklarını uzatarak oturduğu pozisyonda vücudunun öne eğilmesi, bacakların birbiri üzerine binmesi

10 aylık bebekte;
Emeklemenin olmaması ya da her iki ayağın birden çekilerek, sıçrar tarzda emekleme
Ayağa kalkmada zorluk
İsmi ile çağrılınca tepki vermemesi
Ağızdan salya akması
Verilen yiyeceği ağzına almaması ya da ağzına götürememesi

1 yaşındaki bebekte;
Tutunarak yürüyememesi
Parmak ucuna basarak yürüme

SP’ye yol açan nedenler

Doğum öncesi, doğum sırasında ve doğum sonrası nedenleri şu şekilde sıralanabilir:

Doğum öncesi nedenler:
Genetik durumlar
Hamilelik döneminde geçirilen enfeksiyonlar (Rubella, herpes).
Fetal anoksi (Bebeğin anne karnında oksijensiz kalması; beyin kanamasına neden olur.)
Plasentanın gelişim bozukluğu ya da erken ayrılması
Rh uyuşmazlığı (eritroblasis fetalis, hemolitik anemi, hiperbilurunemi) Metabolik hastalıklar (diabetes mellitus, hamilelik toksemisi)
Gelişimsel bozukluklar (vasküler ya da iskelet yapıda)
Beslenme bozuklukları, sigara, alkol ya da madde bağımlılığı
Annenin enzim veya L-Dopa tedavisi görmesi
Akraba evlilikleri
Annenin aldığı ilaçlar (Zorunlu hallerde, doktor kontrolü dışındakiler)
Hamileliğin erken döneminde geçirilen tıbbi müdahaleler

Doğum sırasında oluşan nedenler:
Zor doğum (Anoksi), plasentanın erken ayrılması, plasenta previa, uzayan doğum.
İlaç sedasyonuna bağlı asfiksi nedeniyle beyin kan damarlarında kompresyon ve yırtılma
Prematüre (erken doğum), postmatüre (geç doğum)
Kordon komplikasyonları
Geliş anomalileri (makat doğum, ayaktan geliş)
Forseps ya da vakumla doğum

Doğum sonrası (post-natal) nedenler:
Düşük doğum kilosu
Vasküler hadiseler ve intrakranial hemoraji
Kafa travması
Ensefelopati
Toksik durumlar
Kardiak arreste (kalp durmasına) bağlı anoksi
Nöbetler (Konvülzyon, epilepsi)
Tümör
Viral ve bakteriyal beyin enfeksiyonları
Sarılık (Hiperbilirunemi)
Menenjit

SP’li çocuğun tedavi ve rehabilitasyonu

SP, tıbbi ve medikal yaklaşım(1) ve rehabilitasyon yaklaşımı(2) olarak iki yönlü ele alınmalıdır.

Tıbbi ve medikal yaklaşım:

Teşhisle başlar. SP teşhisi Pediatrik Nörolog başta olmak üzere, ilgili hekimler tarafından konulur. Teşhiste yardımcı olmak üzere EEG (Elektro Ensefalografi), EMG (Elektro Myografi), SEP (Somatosensoryel Evok Potansiyel), VEP (Visuel Evok Potansiyel), MR (Magnetik Rezonans) gibi ileri tetkiklerden yararlanılabilir.

SP’li hastada direk SP’ye yönelik etkin bir ilaç yoktur. Ancak hastalıkla seyreden konvülzyon (havaleler) ve epilepsi için yaygın şekilde ilaç kullanılmaktadır. Bunun yanında kaslardaki aşırı sertliği önlemek için de bazı ilaçlar kullanılmaktadır.

Rehabilitasyon yaklaşımları:

SP’li çocukta bir çok sorun bir araya gelerek aile ve çocuk için yaşamı güçleştirir. Bu nedenle problemlerin iyi bir şekilde tanımlanması çok önemlidir. Ancak bilimsel ve bilinçli yaklaşım SP’li çocuğun daha bağımsız bir yaşama kavuşmasını sağlayabilir. SP’li çocuğun klinik tablosu, SP’nin nedenine, lezyonun şiddetine, şekline ve diğer komplikasyonların olup olmadığına bağlı olarak çocuktan çocuğa farklılık gösterir. Bu nedenle her çocuğun tedavi ve rehabilitasyon programı farklılıklar içerir. SP’li çocuklarda görülen problemlerin en aza indirilmesi ve onların topluma kazandırılması çok yönlü bir rehabilitasyon programıyla sağlanabilir. Ailenin eğitiminden, çocuğun fiziksel çevresinin düzenlenmesine kadar bir dizi sorun hesaba katılmak ve rehabilitasyonun alanı içine dahil edilmek zorundadır.

SP’li çocukta rehabilitasyonun amaçları:

Çocuklarda görülen hareket bozukluklarını en aza indirmek.
Oluşabilecek kas-iskelet sistemi bozukluklarını önlemek, postür bozukluklarının oluşmasını engellemek
Günlük yaşam aktivitelerinde bağımsız davranabilmeyi sağlamak
Yardımcı araç, gereç ve cihazları belirlemek
Eğer SP tablosuna eşlik eden, görme, işitme, konuşma ve zeka problemleri varsa bunların en aza indirilmesini sağlamak
Aile eğitimi vermek ve SP’li çocuğun eğitimi konusunda aileye yol göstermek
SP’li çocuğun yaşayacağı mekanların düzenlemesine yapmak

Rehabilitasyon Ekibi:

Fizik ve tedavi ve Rehabilitasyonun her alanında olduğu gibi, SP’li çocukların rehabilitasyonu da bir ekip tarafından yürütülür.

Bir SP rehabilitasyon ekibinde şu uzmanlar yer alır;
Doktor (Pediatrik Nörolog, Ortopedist, Pediatrik Cerrah, Çocuk Psikiatristi, Beyin Cerrahı, Kulak Burun Boğaz Uzmanı…. Hastalığın klinik yapısına göre bunlardan biri ya da bir kaçı)
Fizyoterapist
İş-Meşguliyet Terapisti
İşitme-Konuşma Terapisti
Psikolog
Çocuk Gelişim Uzmanı
Odyolog
Özel Eğitim Uzmanı

SP’li çocuklarda Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon asıl olarak Fizyoterapist, İş-Meşguliyet Terapisti ve İşitme-Konuşma Terapisti tarafından yürütülür. Yapılan bir çok araştırmaya göre SP tedavi ve rehabilitasyonunun 1 yaşından önceki dönemlerde başlamasının sonuç alınmasını kolaylaştırmaktadır.

SP rehabilitasyonuna erken dönemde başlanması SP’li çocukta anormal kas tonusunun düzenlenmesi, normal motor gelişimin sağlanmasını kolaylaştıracak kas yapısındaki bozukluk nedeniyle oluşabilecek postür bozukluğu önlenebilecek ve çocuğun fonksiyonel olarak bağımsızlığı sağlanacaktır.

SP’de rehabilitasyon programı;
Egzersiz tedavisi Ortez (cihaz) uygulamaları
Ev programı ve aile eğitimi
El-göz koordinasyonu sağlanması
Uygun yardımcı araç gerecin belirlenmesi
İşitme-konuşma terapisi
Yemek yeme, giyinme oyun aktiviteleri gibi aktivitelerin eğitimini içerir.

Tüm bu uygulamalar, özellikle egzersiz uygulamaları deneyimli fizyoterapistler tarafından yapılmalıdır. Bilinmesi gereken en önemli şey SP tedavi ve rehabilitasyonunun çok uzun süren bir süreç olduğudur. Bebeğin büyümesiyle birlikte rehabilitasyon uygulamaları da devam eder. Rehabilitasyon çocuk bağımsız (ya da en az bağımlılıkla) yaşama yetisini kazanana kadar devam etmelidir.

Rehabilitasyon sürecinde dikkat edilmesi gereken önemli noktalar şunlardır;
Egzersizler aile tarafından öğrenilmeli ve evde tekrar edilmelidir.
Egzersizler çok uzun ve sıkıcı olmamalıdır.
Oyun aktiviteleri ile birleştirilerek yaptırılmalıdır.
SP’li çocuklarda mental ve duyusal engeller yüzünden genellikle yetersiz olan iletişim kurma yeteneğini arttırmak için sesli ve renkli oyuncaklar ya da objeler kullanılmalıdır.
SP’li çocuğun kontrolü en az 3 ay aralıklarla, pediatrik nörolog, pediatrist, gerekirse ihtiyaç duyulan uzmanlık alanlarındaki hekimler, fizyoterapist, iş-meşguliyet terapisti, odyolog, çocuk gelişim uzmanı ve psikolog tarafından yapılmalıdır.

Normal çocuk gelişimi izlenerek, SP’li çocuğun bu gelişimi yakalaması için ailenin çaba göstermesi gerekir. Ancak SP’li bir çocuğun sınırlılıkları iyi bilinmeli, normal bir çocukla kıyaslanmamalıdır. Fakat SP’li çocukta gelişimi sağlayabilmek için de erken yaşlardan başlayarak dil ve sosyal gelişim üzerinde durulmalıdır. SP’li bebeklerin taşınması terapistin gösterdiği şekilde destekli ve çevre iletişimini sağlayacak şekilde yapılmalıdır. Oturma, emekleme, ayakta durma gibi motor gelişim aşamaları terapistin uygun gördüğü zamanlarda başlatılmalıdır. SP’li çocuğun beslenmesi sırasında uygun oturma ortezleri (yardımcı cihazlar) ve destekli sandalye kullanılmalıdır. SP’li çocuğun etkilenme tipine göre beslenme şekli ve tipi de değişecektir. Bu konuda bir diyetisyenden bilgi alınmalıdır. Beslenme sürece sıvı yiyeceklerden katı yiyeceklere doğru ilerlemeli, beslenme pozisyonları terapistten uygulamalı olarak öğrenilmelidir. SP’li çocuk mümkün olduğunca uygun bir kaşık ile beslenmelidir. Okul çağına gelen çocuklar fiziksel özürlerine rağmen özel bir eğitim kurumunda eğitime başlatılmalıdır. Zeka problemi, algılama problemi olan çocukların eğitimi için özel eğitim uzmanlarının yardımı şarttır. Yürümeye başlayacak SP’li çocuklarda ayakkabı ve gerekiyorsa yürüme cihazının tipine karar vermek önemlidir. Bu seçim fizyoterapist kontrolünde yapılmalıdır.

SP’li çocuklarda değişik psikolojik bozukluklar oluşabilir. Aile ve çevreyle uyumda zorlanan çocuklar için psikologlardan yardım alınmalıdır.

SP’li çocukların evde sürekli bakıcılar ya da ebeveynlerle kalmaları doğru değildir. Normal çocuklarla da iletişim kurabileceği ortamlar yaratılmalıdır. Havale (konvülzyon) geçiren çocuklar için muhakkak pediatrik nöroloğo başvurulmalıdır.

SP’li çocuklar da diğer çocuklar gibi bir çok ihtiyacı olan çocuklardır. Ayrıca çoğu SP’li çocuk diğer çocuklar gibi gelişebilir. SP’li çocuklar aşırı koruma altına alınmamalı ve yapabilecekleri aktivitelere fırsat tanınmalıdır.

SP fiziksel bir özürdür. Az oranda zeka yetersizlikleri, görme, konuşma, işitme ve algı bozuklukları fiziksel özüre eşlik etse de ilerleyici değildir. Bilinçli bir yaklaşım ve etkili rehabilitasyon ile yetersizlikleri en aza indirmek mümkündür.

Tüm çocuklara sağlıklı günler diliyorum.
Yard. Doç. Dr. Mintaze Kerem,
Fizyoterapist
Hacettepe Üniversitesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Yüksek Okulu Öğretim Üyesi

Beyin ve sinir sisteminin beslenme yetersizliği sonucu ortaya çıkar. Sinir hücrelerinin oksijensizliğe ve kan şekeri düşmesine tahammülü birkaç dakika ile sınırlıdır. Herhangi bir sebeple (genellikle beyne kan taşıyan damarların tıkanması, daralması) aksaması durumunda saniyeler içinde konuşma, görme, anlama bozulabilir ve vücudun bir yarısında kuvvet azalması veya tamamen fonksiyon kaybı olabilir. Bu kayıp yine saatler içinde kısa sürede geçiyorsa geçici felçten bahsedilir.
Hastalıkta bazen tablo gelişmeden haberci uyarıcı bulgular da görülebilir: Vücudun bir tarafında gelip geçen uyuşma, kısa süreli baş ağrısı nöbetleri, konuşmanın bozulması veya durması, görmede geçici ani kayıplar, dengesizlik gibi…
Hastalığın ana sebebi beyin ve hücrelerini sulayan beyin damarlarındaki tıkanmalardır. Daha nadir olarak beyin kanaması, beyin ve zarının iltihapları anılabilir.
Damar tıkanmasının sebepleri ise: Bünyenin yaşlanması, damarların sertleşmesi, kan yağlarının fazlalığı, kandaki kırmızı hücrelerin (eritrosit) çokluğu, tansiyonun yüksek seyretmesi, sigara, alkol, uyuşturucu gibi kötü alışkanlıklar, kalp ve damar hastalıklarına irsî yatkınlık, şeker hastalığı, böbrek rahatsızlığı, aşırı stres, dengesiz beslenme, düzensiz yaşama vs…
Felçte ne yapılmalı?
Hasta apar topar hareket ettirilmemeli. Gereksiz panikle hastaya zarar verilmemeli ve en yakın sağlık merkezine götürülerek erken müdahale edilmelidir. Bazı felçler günler içinde yapılan tedaviyle iz bırakmadan geçer. Felcin geçmemesi durumunda şu yanlışlardan kaçınmalıdır:
* Gereksiz ümitlerle hasta hekim hekim dolaştırılmamalıdır.
* Tıp dışı bazı ters uygulamalara fırsat verilmemelidir.
Hastanın takip ve tedavisini üstlenen hekimle diyaloğu koparmamalıdır. Takip süreci uzun olacağı bilinerek tedbirler düzenlenmelidir. Hastalığın ilk haftalarından itibaren bıkmadan, usanmadan doktor tavsiyesine uygun fizyoterapi (masaj ve egzersiz) uygulanmalıdır.
Hastanın hareketlenmesi, iyileşmeye motivasyonu, yatakta döndürülmesi (yaralar oluşmaması için), beslenme düzeni, psikolojik ve moral durumu, hasta yakınlarının ilgi ve desteği tedavide kullanılacak ilaç ve metodlardan çok daha faydalı olduğu bilinmelidir.
Tedavide kullanılan ilaçların temel hedefi felcin tekrarlama ihtimaline karşı bünyeyi korumaktır. Tansiyonu ayarlamak, kan yağlarını düşürmek, moral ve destek tedavileri önemlidir.
Ağır olup da yatalak kalan hastaların hayatla ilgilerinin kopmamasına dikkat etmeli, çökkün (deresif) düşünceleri gelişmesi durumunda tedavisi yoluna gitmelidir.

Üreme kongresinde konuşan bilim adamları, kısırlıkta kilo kontrolünün önemli olduğunu, doğurganlığı olumsuz etkileyen faktörlere son yıllarda yaygınlaşan “sıfır beden modası”nın da katıldığını açıkladı.
DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN »

Bilgisayar Görme Sendromu’nun göz kırpma miktarının ve gözyaşının azalmasına bağlı olarak görme bulanıklığı ve batma, yanma hissi gibi şikayetlere yol açtığı belirtildi.

Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Suat Hayri Uğurbaş, bilgisayar ekranına uzun süre bakan kişilerde oluşan ‘Bilgisayar Görme Sendromu’ nun göz kırpma miktarının ve gözyaşının azalmasına bağlı olarak görme bulanıklığı ve batma, yanma hissi gibi şikayetlere yol açtığını söyledi. DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN »

Belirtiler

- Birkaç dakikadan birkaç saate kadar süre­bilen bir zaman boyunca görme, konuşma veya duyularda bozulma.

-  Bir kol veya bacakta veya bir kolda ve bir bacakta genellikle aynı tarafta yüzle birlik­te olabilen veya olmayan ani zayıflık veya duyu kaybı.

- Akut olarak çift görme durumunun bozuk konuşma, baş dönmesi, koordinasyon bo­zukluğu veya yutma güçlüğünün başlama­sı.

Acil Belirtiler

-  Yaralanmaya bağlı olmaksızın birdenbire bilinç kaybı

-  Aniden kısmi veya tam felç veya yüzde, kolda veya bacakta uyuşukluk.

- Ani görme bozukluğu veya kaybı

- süratle konuşma bozukluğu başlaması.

- Aniden şiddetli başağrısı başlaması.

Felç, beyine giden kanda bir aksama mey­dana gelmesinden birkaç saniye veya birkaç dakika sonra meydana çıkan birçok bozuklu­ğun yaygın adıdır. Başlangıçtan sonraki bir iki gün içinde belirtiler ilerleyebilir veya dalgalı bir hareket gösterir, buna gelişme halinde felç de­nir. Artık daha fazla bozulma meydana çıkma­maya başladığı zaman durum tamamlanmış bir felç durumu olarak kabul edilir, sizin bir felçle karşı karşıya olabileceğinizi düşündüren tek uyarı sinyali geçici iskemik krizidir.Felcin tıbbi trimi serebrovasküler hastalıktır, bu terim hastalığın beyninizin (cerebrum Latince “beyin” demektir) kan damarlarında (Latince damar anlamında “Vara”dan geliyor) başladığını belirtmektedir. Felçlerin özellikleri yerlerine ve ne tip bozukluk meydana geldiği­ne göre belirlenir. En yaygın neden bir arter­den yetersiz kan gelmesidir (iskemi). Bu durum meydana geldiğinde, o arterin kan sağladığı si­nir dokusu fonksiyon yeteneğini süratle kay­beder ve ölebilir, ölü dokuya enfarkt denir. Is-kemiye yol açan en yaygın damar hastalığı ar-teriosklerozdur. Bu durumda bir arterin iç ta­bakasında yağlı bir katman oluşur ve trombo­sit oluşumu sonucunu verir. O zaman arterin trombosit tarafından daraltılmış olan bölgesin­de bir kan pıhtısı (trombus) oluşabilir ve akışı engeller. Bu tip iskemik felç serebral tromboz-dur. Bir diğer çeşit iskemik felç olan serebral emboli, başka yerde oluşan bir diğer trombosit parçası veya bir kan pıhtısı (embolüs) kanın içinde taşınırken bir yere yerleşip akışı engelle­diği zaman meydana gelebilir. Emboli bir diğer damardan veya kalpten ortaya çıkabilir.

Daha az yaygın bir felç tipi olan beyin ka­naması, bir arter beyine kan sızdırdığı ve böy­lece, sıkıştırma, yerinden oynama ve sinir hüc­resinin ölümüne yol açtığı zaman meydana ge­lir. Bir kanama felcinin başlangıçtaki etkisi sık­lıkla iskemik felcinkinden daha şiddetlidir, fakat uzun vadeli etkiler her iki durumda da ay­lıdır. Şiddetli bir başağrısının arkasından yuka-’ida tarif edilen belirtilerin gelmesi, iskemik ‘eleten ziyade kanama felci bakımından tipik-:ir.

Araknoid zarı ile beyin yüzeyi arasında ka-ıama meydana geldiği zaman araknoid altı ka-ıama ortaya çıkar. Kendiliğinden (spontane) ıraknoid altı kanaması en büyük sıklıkla bir mevrizma kesesinin patlamasından sonra or­aya çıkar. Bir anevrizma kesesi arter duvarın­la gelişen, balon gibi şişkinliği ve daralan boy-ıu olan bir kabarıklıktır. Anevrizma kanaması bazen beyin içi kanaması doğurur.

Atardamarlarla toplardamarlar arasında ka­illerin bulunması gereken yerlerde anormal an damarlarının birbirine dolaşması ile bir ar-îrovenöz malformasyon meydana gelir. Bu üyük, ince cidarlı damarlar genellikle arakno-I altı boşluğa kanama yaparlar. Arteriovenöz lalformasyonların ailelerde nesilden nesile geçtiğide zaman zaman görülür

Felç gelişmiş ülkelerde belli başlı ölüm nedenleri arasında üçüncü sırayı Her yıl yaklaşık 300.000 Amerikalı felçten rahatsız­lanır ve bunlardan dörtte biri ölür ve geri ka­lanların (sağ kalanların) yarısının uzun süren arızalan olur. Felcin meydana gelme ihtimali insan yaşlandıkça artmaktadır ve 35 yaşından sonra her on yılda bir tehlike ikiye katlanmak­tadır. 65 yaşından büyük olan nüfusun yüzde 5′i felç geçirmiştir.

Felçle bağlantılı olan birçok risk faktörü vardır. Bütün felçlerin yüzde 70′inin yüksek tansiyonlu kişilerde meydana geldiği hesaplan­mıştır. Kalp kapağı hastalığı veya yeni geçiril­miş bir kalp krizi felç ihtimalini artırır, çünkü kalpten gelen kan pıhtıları büyük arterlerden beyne gidebilir. Sigara içmek şeker hastalığı ve kanda kolesterolün yüksek olmasının da yat­kınlık yarattığı düşünülmektedir. Genç kadın­larda risk çok düşük olmasına rağmen doğum kontrol hapı kullanmakta olanlarda da ihtimal hafifçe artmış olur. Sigara içen kadınlar için ih­timal büyük ölçüde artar. Erkeklerde risk ka­dınlardan daha fazladır.

Felcin Ciddiyet Derecesi Nedir?

Felç, çok ciddi bir hastalıktır. Derhal bir doktorun ilgilenmesi gerekir.

Herhangi bir çeşit felçten sonra, felcin ta­mamlanmasından sonra bir ölü sinir dokusu alanı (enfarkt) kalabilir. İyileşme, diğer sinir do­kularının, o alanının fonksiyonunu üstlenebilip üstlenemeyeceğine bağlıdır. Bir seri felç (multi enfarkt) demansa (bunamaya) yol açabilir.

 

Beyin ve sinir sistemin beslenme yetersizliği sonucu ortaya çıkar. Sinir hücrelerinin oksijensizliğe ve kan şekeri düşmesine tahammülü birkaç dakika ile sınırlıdır. Herhangi bir sebeple (genellikle beyne kan taşıyan damarların tıkanması, daralması) aksaması durumunda saniyeler içinde konuşma, görme, anlama bozulabilir ve vücudun bir yarısında kuvvet azalması veya tamamen fonksiyon kaybı olabilir.

 Bu kayıp yine saatler içinde kısa sürede geçiyorsa geçici felçten bahsedilir.

Hastalıkta (bazen felç gelmeden önce) haberci uyarıcı bulgular şunlardır:
1-Vücudun bir tarafında görülen gelip geçici uyuşma.
2-Kısa süreli baş ağrısı nöbetleri.
3-Konuşmanın bozulması veya durması.
4-Görmede geçici ani kayıplar.
5-Dengesizlik vs

Hastalığın ana sebebi beyin ve hücrelerini sulayan beyin damarlarındaki tıkanmalardır. Daha nadir olarak beyin kanaması, beyin ve zarının iltihapları anılabilir.

Damar tıkanmasının sebepleri ise: Bünyenin yaslanması, damarların sertleşmesi , kan yağlarının fazlalığı , kandaki kırmızı hücrelerin (eritrosit) çokluğu , tansiyonun yüksek seyretmesi , sigara ,  alkol ,  uyuşturucu gibi kötü alışkanlıklar , kalp ve damar hastalıklarına irsi yatkınlık , şeker hastalığı , böbrek rahatsızlığı , aşırı stres , dengesiz beslenme , düzensiz yaşama vs

Felçte Ne Yapılmalıdır?
1-Hasta apar topar hareket ettirilmemelidir.
2-Gereksiz panikle hastaya zarar verilmemeli,
3-En yakın sağlık merkezine götürülerek erken müdahale edilmelidir.
4-Bazı felçler yapılan tedavi ile zaman içinde geçer. Hem de iz bırakmadan.
5-Felcin geçmemesi durumunda ise gereksiz ümitlerle hasta hekim hekim dolaştırılmamalıdır.
6-Tıp dışı bazı ters uygulamalara fırsat verilmemelidir.
7-Hastanın takip ve tedavisini üstlenen hekimle diyalog koparılmamalıdır.
8-Takip süreci uzun olacağı bilinerek tedbirler düzenlenmelidir.
9-Hastalığın ilk haftalarından itibaren bıkmadan, usanmadan doktor tavsiyesine uygun fizyoterapi (masaj ve egzersiz) uygulanmalıdır.
10-Hastanın hareketlenmesi, iyileşmeye motivasyonu, yatakta döndürülmesi (yaralar oluşmaması için) , beslenme düzeni, psikolojik ve moral durumu, hasta yakınlarının ilgi ve desteği tedavide kullanılacak ilaç ve metotlardan çok daha faydalı olduğu bilinmelidir.
11-Tedavide kullanılan ilaçların temel amacı felcin tekrarlama ihtimaline karşı bünyeyi korumaktır.
12-Tansiyonu ayarlamak, kan yağlarını düşürmek, moral ve destek tedavileri önemlidir.
13-Ağır olup da yatalak kalan hastaların hayatla ilgilerinin kopmamasına dikkat edilmelidir.
14-Çökkün (depresif) düşünceleri gelişmesi durumunda tedavi edilmelidir.

Bilmek İstedikleriniz Felçle İlgili Sorular Cevaplar

Felç aynı zamanda beyin enfarktüsü olarak bilinir. Bunun sebebi nedir?
Tıpkı kalp enfarktüsünde bir kan damlasının kalbe giden damarı tıkaması gibi, felç geçirirken de beyindeki atardamar kandaki pıhtılaşmadan dolayı tıkanır. Damarın tıkanmasıyla, damarın gerisinde bulunan beynin çeşitli bölgelerine oksijen akışı engellenir. Bunu sonucunda o bölgedeki beyin ve sinir hücreleri kısa bir süre içerisinde ölür.
Felç geçirmek sadece yaşlı insanlara mahsus bir tehlike mi?
Hayır. İlerleyen yaşla birlikte risk de yükseliyor belki ama felç olaylarında yaş ortalaması gün geçtikçe düşüyor. Çocuklar bile risk altında.
Felç belirtileri nelerdir?
Aniden meydana gelen tek taraflı bir felç veya vücudun bir kısmının duyarsızlaşması. Bununla beraber görme ve konuşma bozuklukları, baş dönmesi ve şiddetli baş ağrısı da ilk belirtiler arasında.
İlk belirtilerde hastanın hemen tedavi olması neden bu kadar önemli?
Bu durumda her geçen saniye altın değerinde. Beyindeki kanama ne kadar uzun sürerse, kişide kalıcı hasarlar yaratması veya ölümle sonuçlanması o kadar yüksek bir ihtimal taşır. Bu yüzden ilk belirtiler gözlemlendiğinde hemen bir doktor çağırmak çok önemlidir.
Doktor müdahalesinde ne yapılır?
Yapılan müdahalede ilk olarak hasarlı olan damar tomografi cihazıyla tespit edilir. Buna bağlı olarak hangi hücrelerin kurtarılabileceği saptanır. Yaklaşık olarak üç saat içerisinde tıkanmış bir damarı çeşitli ilaçların yardımıyla temizlemek mümkün.

Lazer terapisinin kullanıldığı doğru mu?
Bazı kliniklerde bazı hastalarda şahdamarını lazerle açmak için deneme çalışmaları yapıldı. Bunlardan başarı elde edilmiş olsa bile bu metod henüz uygulanmıyor ve test aşamasında.
Tıkanmış damarları açmak için genetik bir ilaç var mı?
Evet. Genetik teknoloji sayesinde elde edilen ve rt-PA şeklinde tanımlanan genetik ilaçlar kullanılıyor. Bu ilaç, vücudun bir enzim salgılamasına ve bu enzim sayesinde damardaki tıkanıklıkların giderilmesine yol açıyor. Fakat bu ilacın enfarktüs geçirildikten üç saat sonra alınabiliyor. Bir yan etki ise kanamaların oluşabilmesi. Bu yüzden bu ilaç her hasta için uygun değil.
Felç geçirdikten sonra ne gibi yan etkiler oluşabilir?
Felç geçiren hastalarda genellikle sonradan konuşma ve görme bozuklukların yanı sıra sersemlik gibi yan etkiler oluşabiliyor. Bazı hastalarda bu şikayetler bir süre sonra sona ererken bazılarındaysa geçmiyor.
Felçin ciddiyeti neye göre değişiyor?
Bu enfarktüsün ne kadar hasar verdiğine bağlı. Ayrıca tedaviye ne kadar çabuk başlanıldığı önemli.

Ölen beyin hücrelerine ne oluyor?
Beyin hücrelerinin işleyiş tarzı o kadar ilginç ki. Şöyle ki, beyinde ölen hücrelerin işlevini etrafındaki hücreler üstleniyor. Fakat bunun gerçekleşebilmesi için bu hücrelerin bir an önce yeni ek görevlerine alıştırılmaları gerekiyor. Bunun için erken terapi önemli.
Damar tıkanıklığı felç geçirmenin tek nedeni mi?
Hayır. Bir beyin kanaması sonucunda da felç geçirilebilirsiniz. Kanama ile damarda meydana gelen basınç ile damarın yapısı bozuluyor ve işlevini yerine getiremiyor. Kanamanın ise mutlaka durdurulması gerekir.
Damar tıkanıklığı nasıl oluşur?
Damar tıkanıklığının sebebi genelde yüksek kan basıncı ve sağlıksız bir yaşamdır. Özellikle de damarlarda oluşan kireçlenme beyin felcinin en büyük sebebi. Sağlıklı beslenme bol sebze ve meyve, az kırmızı et ve yağ ile felç olma riskinizi bir hayli düşürebilirsiniz. Günde içeceğiniz bir kadeh şarap damarlarınızı kireçlenmeye karşı koruyacaktır. Daha fazlası ise sağlığa zarar verecektir

Beyin kanaması nasıl oluşur?
Bazen, beynin yapısında doğuştan gelen bir bozukluk nedeniyle bir kanama meydana gelebilir. Ayrıca kan basıncı da damarın yırtılmasına sebep olabilir. Fakat asıl risk, damarın içinde meydana gelen tortulanmadan dolayı damar içi alanın daralmasıyla oluşur.
Bazı ilaçların felç geçirme riskini yükselttiği doğru mu?
Amerikalı bilim adamları ephedrin maddesinin felç riskini çoğalttığını ortaya çıkardı. Bitkisel maddelerden elde edilen ephedrin genelde öksürük ve soğuk algınlığı ilaçlarının içeriğinde bulunuyor. Ephedrin maddesinin aynı zamanda iştah kapatma gibi bir özelliği daha olduğundan, özellikle diyabet ilaçlarında yüksek miktarlarda kullanılıyor.
İkinci bir felç geçirme ihtimali yüksek midir?
İstatistiklere göre hastaların %10 - %15inin bir sene sonra tekrar felç geçiriyorlar. Bunu engellemek için aspirin gibi kanı sulandıran ilaçların kullanılması gerekiyor. Bu tedavi yöntemi kanda oluşan pıhtılaşmayı ve damarların tıkanmasını önlüyor

Kan basıncınızın yükselmesini nasıl önleyebilirsiniz?
Yüksek kan basıncı her zaman felç geçirme riskini çoğaltır. Her gün düzenli olarak kan basıncınızı ölçün veya bir doktora veya eczaneye ölçtürün. Yüksek kan basıncına karşı birkaç öneri: 1. Yoga veya çeşitli meditasyon yöntemlerini kullanarak stresi üzerinizden atın.
2. Kanda bulunan yüksek yağ seviyesi, damarların daralmasına bu da kan basıncının yükselmesine neden olur. Kandaki kolesterol seviyesi mutlaka 130′un altında olmalı. Kolesterini düşük bir beslenme tek başına yeterli olmuyorsa, kandaki yağ seviyesini düşüren ilaçlar yardımcı olabilir.
3. Sigarayı bırakın çünkü nikotin damarların daralmasına neden oluyor.
Hangi durumlarda kalıcı bozukluklar oluşur?
Genellikle beyindeki bir şahdamarın tıkanmasından dolayı kişi felç geçirir. Tıkanan damarın gerekli bölgelere kan iletememesi durumunda o bölgelerde hasar meydana gelir. Beyinde hasarın meydana geldiği bölgeye göre kişi bölgesel felçler yaşayabilir. Mesela bir kolunu, bacağını veya vücudunun yarısını kullanamaz. Bunun sebebi ise kasların beyinden herhangi bir sinyal alamamasıdır. Refleksler tamamen yok olmasa da kasları kullanmak mümkün değildir. Felç geçirildiğinde genellikle beynin konuşmayı etkileyen bölümünde hasar meydana gelir ve kişide konuşma bozuklukları oluşur. Bu durumda hasta konuşmayı tekrar öğrenmek durumunda kalır

Sağlık Estetik