Okul çağındaki pek çok çocuk, bu dönemin son yıllarında, nispeten acı verici, organlarda yinelenen bir ağrı duymaktadır. Bu ağrılar, herhangi bir anda ortaya çıkabilir, ancak genellikle akşamları, yani çok faal bir günün sonunda meydana gelir.
Bu ağrılar genellikle uyluk kemiklerinde ve baldırlarda görülür ve bir iki saat sonra ortadan kaybolur. Çocuklar ise sağlıklı olup, muayene laboratuar testleri ve röntgen sonuçları her zaman normaldir. Ağrılar muhtemelen fiziksel büyümeyle doğrudan ilişkili değildir ancak semptomlar sık sık “büyüme acıları” olarak adlandırılır.
Büyüme ağrıları olarak adlandırılan bu acıların bir açıklaması olmayıp, genellikle bir süre sonra hiçbir hastalık etkisini çocukta bırakmayıp yok olmaktadırlar. Bu ağrılarla ilgili semptomlar gelişmedikçe, büyüme ağrılarına en iyi çözüm, çocuğa sempati ve anlayış göstermek ve semptomların bir sağlık probleminden kaynaklanmadığı ve ağrıların zaman içerisinde yok olacağı hususunda çocuğa güvence vermektir.

Belirtileri: Boğmaca mikroplarının üst solunum yollarına yerleşmesinden iki hafta sonra hastalık kendisini öksürük nöbetleri ile belli eder.
* İlk günlerde “soğuk alğınlığı”na benzer işaretlerle başlar. Bir-iki hafta müddetle hafif ateş ve kırgınlık yaptığından pek anlaşılmaz. Hastanın nezleye yakalandığı zannedilir.
* Bundan sonra, akşamları nöbetler halinde gelen öksürük devresi başlar. Beş hafta kadar süren öksürük nöbetleri sırasında kasılma ve kramplar görülür. Kramp sonunda kusmalar olabilir.
  DİKKAT: Sıradan öksürükle boğmaca öksürüğünü birbirinden şöyle ayırabilirsiniz. Boğmaca öksürüğü, önce kuvvetli öksürükler halinde gelir. Bunu derin bir soluk alma izler. Öksürük sırasında hasta boğuluyormuş gibi rahatsız olur ve ıslık sesine benzer bir ses çıkarır. Öksürük nöbeti sona erip derin bir nefes alınca hasta kendisini iyi hisseder.
* Boğmaca hastalığını ağır geçiren kimselerde en sık görülen ilave hastalık akciğer zarı iltihabıdır (zatülcenp). Bebeklerde ölüme varan ciddi sonuçlar doğurur.
* Boğmaca geçtikten sonra, hasta yatak istirahatı yapmadığı takdirde “bronşit’e çevirebilir.
* Yine doktor tedavisi görmeyen ağır durumlarda adale krampı, felç, beyinde arıza, sağırlık, hatta körlük dahi yapabilmektedir.
* Yan etkileri görülmediği yani normal seyrettiği takdirde süresi sekiz haftadır.
Ne Yapmalı?
* Öksürük nöbetleri başlar başlamaz doktora müracaat ediniz ve onun tavsiyelerine göre hareket ediniz.
* Hastalık ağır seyrettiği takdirde, doktor hastahane tedavisi tavsiye edecektir.
* Hastanın odası bol güneş almalı ve sık sık havalandırılmalıdır.
* Ateş düştükten sonra, hasta kısa aralıklarla temiz havaya çıkarılmalıdır.
* Sekiz hafta müddetince, hasta sağlam çocuklardan uzak tutulmalıdır.
* Kuru yiyecekler öksürüğü tahrik edeceğinden, hasta sulu ve bol vitaminli yiyeceklerle beslenmelidir.
* Öksürük nöbetleri sırasında kusma olabileceğinden; yemekler nöbetlerden on beş dakika sonra verilmelidir.
* Tesirli bir boğmaca aşısı henüz bulunabilmiş değildir. Ancak yine de mevcut boğmaca aşısını yaptırmakta fayda vardır.

TANIM

Bu testler bebeğin henüz doğmadan iyi durumda olup olmadığını araştırmak için uygulanan testlerdir. Genel anlamda bebeğin uterus içinde yaşamaya devam etmesinin sakıncalı olup olmadığını incelemek için kullanılırlar. Doğum eylemi başlamadan önce antenatal dönemde, ya da doğum eylemi esnasında uygulanan testler mevcuttur. Testler olumsuz çıktığında bebeğin doğurtulması gündeme gelir. Bu nedenle bu testleri uygulayabilmek için temel şart bebeğin doğduğunda yaşayabilme ya da doktor müdahalesiyle yaşatılabilme sınırına ulaşmış olmasıdır. Bu sınır genellikle 28. gebelik haftası olarak kabul edilir ve ülkenin yenidoğan bakım olanaklarına göre daha aşağı inebilir. Amerika gibi yenidoğan bakım olanaklarının nispeten daha gelişmiş olduğu ülkelerde bu sınır 25. haftaya, ya da tahmini fetus ağırlığının 650 gram ya da daha fazla olduğunun saptandığı sınıra kadar gerilemiş durumdadır. Ülkemizde de sınır giderek daha aşağı inmektedir.

Fetusun iyilik hali

Fetus uterus içinde yaşamını devam ettirebilmek için gerekli oksijen ve besin maddelerini elde etmede annesine bağımlıdır. Çeşitli nedenlerle besin kaynaklarının azalması durumunda kendi depolarını kullanarak uzun bir süre bu “açlık” durumuna dayanabilir. Ancak oksijen kaynağının azalması ya da kesilmesine çok kısa bir süre dayanabilir. Fetus ilk önce bu oksijen azlığını bazı tali yollarla atlatmaya çalışır. Ancak oksijen azlığı devam ederse durumu kısa sürede bozulur ve tali yollar etkisiz kaldığında ölebilir. Bu bilgiden yola çıkarak “Fetal iyilik hali”nin bebeğin anneden yeterli oksijeni alması ve bunu uygun şekilde kullanabilmesi olduğunu söyleyebiliriz.

Oksijenin önemi

Oksijen canlıların vücut fonksiyonlarında çok önemli rolü olan bir maddedir. Tümüyle anaerobik (oksijensiz yaşayan) bazı ilkel canlı türleri ve bakteri türleri hariç tüm canlılarda enerji üretiminin sağlanması ve metabolizmanın uygun işlemesi açısından mutlaka bulunması gereken bir maddedir. Gelişmiş canlılarda aerobik (oksijene bağlı) metabolizma enerji kaynaklarının en verimli şekilde kullanılmasını sağlar. Aerobik metabolizmanın son maddesi karbondioksittir. Oksijenin bulunamadığı durumlarda ise kanda oksijen basıncı düşer. Hipoksi adı verilen bu durumda anaerob (oksijensiz) metabolizma devreye girer ve geçici olarak enerji üretimini sağlar. Adeta elektrik kesilmesinde devreye giren bir jeneratör gibi oksijensiz metabolizma da sadece geçici bir süre “idare etmek” ve işlevlerin devamını sağlamak için tasarlanmıştır. Anaerob metabolizma enerji kaynağının en verimsiz kullanılmasına yol açmasının yanı sıra son madde olarak laktik asit üretimiyle sonuçlanır. Anaerob metabolizma uzun süre devam ettiğinde giderek biriken laktik asit, ortamın pH değerinin asit hale gelmesine neden olur. Buna metabolik asidoz adı verilir. Metabolik asidoz belli bir dereceye kadar çeşitli tamponlama mekanizmaları tarafından geri döndürülmeye çalışılır. Tamponlama mekanizmaları da yetersiz kaldığında asit ortam hücresel düzeyde işlevlerin bozulmasına ve nihayet hücrenin ölümüne yol açar. Beyin oksijensizliğe çok hassas bir organ olduğundan oksijensizlikten hemen etkilenmeye başlar ve bazı beyin hücreleri ölebilir. Anaerob metabolizmanın bebeğin başta beyin olmak üzere organlarını geri dönüşümsüz bir şekilde etkilemeye başladığı andan itibaren perinatal asfiksi‘den sözedilir. Perinatal asfiksi intrauterin ya da yenidoğan döneminde ölüme neden olabileceği gibi ileri tedavi gerektirecek durumların oluşmasına ve hatta yaşamboyu sürecek sekellerin oluşmasına yol açacağından henüz oluşmadan önlenmelidir.

Sağlıklı fetus nasıldır?

Oksijeni ve besin maddeleri yeterli bir fetus, kendisinin organları da iyi çalışıyorsa gebelik haftasına uygun gelişim gösterir, gebelik ilerledikçe kilo almaya devam eder. Oksijeni yeterli olduğundan enerji kaynaklarını en verimli bir şekilde kullanır. Sindirim sisteminden yutulan, deri ve akciğerlerden emilen sıvı kana geçer, böbreklerden idrar yoluyla atılır ve amnios sıvısı miktarı belli sınırlarda tutulur. Sağlıklı fetus gün boyunca uyanıklık ve uyku dönemleri geçirir. Uykuda çok fazla hareket etmezken uyanıkken çeşitli hareketler yapar. Vücudu gevşek değil gergin bir tonustadır. Sağlıklı fetus dış dünyadaki yaşama hazırlık olarak belli aralıklarla solunum hareketleri yapar. Kalp atım hızı belirli bir sınır içinde seyreder, atım hızı saniyeler içinde değişerek dalgalanmalar gösterir. Dış uyaranlarla (kuvvetli bir ses, elle uyarı gibi) ya da kendi yaptığı hareketlerle kalp atım hızında geçici akselerasyonlar (yükselmeler), nadiren de hafif çökmeler meydana gelir.

Sağlıksız fetus nasıldır?

Sağlıksız fetusta ise mekanizma farklı işler: Anneden yeterince oksijen gelmemesi (uteroplasental ünitenin yetersiz çalışması) ya da bebeğin kendisindeki çeşitli hastalıklar nedeniyle aldığı oksijen ve diğer maddeleri organlarına ihtiyaç oranında dağıtamaması durumunda (bebekte anemi (kansızlık), kalp ritm bozuklukları, kordonun boyna sıkı şekilde dolanması ya da düğümlenmesi, bazı enfeksiyonlar, yapısal ve genetik kusurlar gibi) kan dolaşımındaki oksijen miktarı azalır. Bu hipoksi bebekte algılanır algılanmaz hasarı engellemek için bazı koruyucu mekanizmalar devreye girmeye başlar: bebeğin oksijensizliğe en duyarlı olan yaşamsal organları olan beyin, kalp ve adrenal bezlerine daha fazla oksijen götürebilmek için damarlar kanın büyük kısmını bu organlara yönlendirir. Bu aşamada böbreğe daha az kan gittiğinden bebek daha az idrar yapmaya başlar ve bu durum uzun süre devam ettiğinde amnios sıvısı azalarak oligohidramnios gelişebilir. Yine bebek var olan az miktarda oksijeni verimli kullanmak için büyük enerji harcayan işlerden kaçınır: Solunum hareketlerini yapmaz hale gelir. Bebek hareketleri azalır ve bu durum anne adayı tarafından hissedilir. Bebeğin vücudu daha gevşek hale gelir. Hipoksi uzun süre devam ettiğinde bebekte anaerobik metabolizma başlar. Anaerob metabolizma sürdükçe dokularda pH giderek düşer. ve asidoz gelişir. Hipoksiyle başlayan asidoz oluşumuyla devam eden ve asfiksiyle zirveye ulaşan bu değişiklikler esnasında kalp atım hızında da önemli değişiklikler meydana gelir. Olayın şiddetine bağlı olark ilk önce akselerasyonlar (kalp atım hızındaki yükselmeler) kaybolur. Daha sonra atım hızının dalgalalı seyri yani değişkenliği azalır ve ağır durumlarda atım hızı sabit bir hızda adeta dümdüz bir çizgi şeklinde seyreder. Olayın meydana gelme nedenine bağlı olarak atım hızında çeşitli çökmeler meydana gelebilir.

Antepartum dönemde (bebek doğmadan) uygulanan testler

Nonstres Test (NST)

Tanım

Fetusun kalp atışlarının seyrini ve bebek hareketleriyle olan ilişkisini temel alarak fetal distres taramasında kullanılan bir testtir (”nonstres”: doğum eylemi “stresi” yok anlamında kullanılan bir kelimedir).

Uygulanması

Anne adayı bir yatağa yatırılır. Karnına fetus kalp atışlarının en kuvvetli duyulduğu yerde karidotokografi cihazının kalp atışlarını algılayan probu bağlanır (resimde karnın alt kısmına bağlanmış şekilde görülmektedir). Ek olarak uterus kasılmaları da araştırılmak istenirse bu durumda karnın en tepe noktasına kasılmaları algılayan prob (”ağrı probu”) yerleştirilir (resimde karnın üst kısmına bağlanmış şekilde görülmektedir). NST’de genellikle ağrı probu kullanılmaz. Anne adayının eline üzerinde bir düğme olan bir çubuk verilir. Test esnasında bebek oynadığında bu düğmeye basması istenir. Yaklaşık 20 dakika boyunca cihaz bebeğin kalp atışlarında meydana gelen değişiklikleri kağıda aktarır. Bu kağıda NST trasesi adı verilir.

Yorumlanması

Fetal distres olmayan sağlıklı bir fetusun NST trasesinde çok tipik bulgular vardır: Kalp dakikada 120-160 arası atar. Kalp atışları dalgalanmalar gösterir. Değişkenlik adı verilen bu dalgalanma bebeğin sinir sisteminin sağlıklı olduğunun en önemli göstergelerinden biridir. Bunlara ek olarak sağlıklı fetusun vücut hareketleri esnasında kalp atımı hızlanır belli bir süre sonra yine normal hızına döner. Trasede bu esnada kalp atım hızında yükselmeler oluşur. Bu yükselmelere akselerasyon adı verilir. NST yorumlanmasında kalp atım hızı, değişkenliğin derecesi ve akselerasyonların büyüklüğü ve süresi (yükselmenin derecesi) temel alınır. 20 dakikalık inceleme sonucunda bazı kriterler yerine gelirse bebek sağlıklı demektir. Bu durumda reaktif (reaktif=uyarana cevap veren-burada uyaran bebeğin kendi hareketidir) NST’den bahsedilir. NST 20 dakika boyunca reaktif olmamışsa bebeğin uykuda olduğundan şüphelenilir. Bu durumda belli bir süre bebeğin uyanması beklenir ya da fetal akustik stimulasyon cihazı denen ve bebeğe ses uyarısı vermek için özel tasarlanmış bir cihaz karna yerleştirilerek bebek uyandırılmaya çalışılır. Bir süre sonra tekrar NST yapılır. Reaktiflik kriterleri yine oluşmamışsa nonreaktif NST’den bahsedilir.

Alttaki resimde reaktif olarak değerlendirilen bir NST trasesi görülmektedir. Oklar kalp atım hızındaki yükselmelere (akselerasyonlar) işaret etmektedir. Akselerasyonlar arasında kalan bölge ise ortalama kalp atım hızıdır ve bu trasede dakikada 145 civarındadır. Trasede kalp atım hızının dalgalanmaları (değişkenlik) gözlenmektedir.

NST reaktif çıktığında bebek çok yüksek bir ihtimalle iyi durumda demektir ve ileri incelemeye gerek kalmaz. Bir hafta içinde bu bebeğin ölme olasılığı binde 7 gibi düşük bir olasılıktır. Ancak burada hatırda tutulması gereken nokta NST incelemesinin kordon sarkması ya da ablatio placenta gibi ani ve beklenmedik şekilde gelişen olayları ve doğum sonrası gelişmesi muhtemel olumsuz durumları tahmin etmesinin mümkün olmadığıdır. Test nonreaktif çıktığında ise yanlış olma olasılığı oldukça yüksek (%50′lere varır) bir testtir. Bu yüzden nonreaktif NST çıkması durumunda ileri inceleme testlerinden biri uygulanarak yapılarak durum açıklığa kavuşturulmalıdır.

Hangi durumlarda uygulanır

NST, fetal distres gelişme olasılığı yüksek olan fetusların değerlendirilmesinde ve fetal distres varlığından şüphelenilen her durumda (bebek hareketlerinin azalması gibi) birinci basamak test olarak uygulanır. Genellikle haftalık uygulanmakla birlikte miad geçmesi, gelişme geriliği (İUGG) ve preeklampsi gibi bebeğin ölme riskinin yüksek olduğu durumlarda üç günde bir ve EMR gibi fetusun durumunun hızla değişmesinin mümkün olduğu durumlarda günlük uygulanır ve bu durumlarda incelemeye sıklıkla amnios sıvısı volümü değerlendirilmesi eklenir. EMR’de günlük NST yerine günlük biofizik profil (BFP).

Antepartum dönemde (bebek doğmadan) uygulanan testler

Biyofizik Profil (BFP)

Tanım

NST’ye ek olarak ultrasonla bebeğin amnios sıvısı volümü, solunum hareketleri, vücut hareketleri ve kas tonusu (gerginliği) olmak üzere dört ayrı parametrenin daha değerlendirildiği bir fetal distres tanı testidir.

Uygulanması

NST usulüne uygun şekilde yapıldıktan sonra anne adayına 30 dakika boyunca ultrason incelemesi yapılır. Bu incelemede ilk önce amnios sıvısı miktarı değerlendirilir. Daha sonra 30 dakika boyunca bebeğin solunum hareketleri, vücut hareketleri ve kas tonusu ultrasonda izlenir.

Yorumlanması

İnceleme süresince bebeğin solunum hareketlerinin varlığı ve belli bir süre devam etmesi, belli sayıda hareket olması, amnios sıvısı volümünün yeterli olup olmaması ve bebeğin tonusunun gergin ya da gevşek olmasına göre her parametreye sıfır ya da iki puan verilir ve puanlar toplanır. NST reaktifliği için verilen iki puanla birlikte 8-10 puan arasında alan bebeğin iyi durumda olduğuna karar verilir. 6 ya da daha alan fetusta fetal distres şüphesi vardır. Bu durumda testin belli bir süre sonra tekrarlanması ya da puanın çok düşük olması durumunda doğumun gerçekleştirilmesi gerekebilir.

Hangi durumlarda uygulanır?

BFP’nin en büyük kullanım alanı nonreaktif çıkan NST’lerin ileri incelemesidir. Nonreaktif NST’de BFP bebeğin gerçekten tehlikede olup olmadığını oldukça hassas bir şekilde gösterebilir. Yüksek puan (8 ya da 10) elde edilmesi durumunda bebeğin iyi durumda olma olasılığı oldukça yüksek, düşük puan elde edilmesi durumunda ise bebeğin kötü durumda olma olasılığı oldukça yüksektir. Bu yüzden fetal iyilik halinin değerlendirilmesinde son basamağı teşkil eder. Olumsuz çıktığında daha ileri bir inceleme yöntemi yoktur. İkinci uygulama alanı da fetal distres gelişme riski çok yüksek olan fetuslarda birinci ve tek basamak test olarak kullanılmasıdır. Bu amaçla en sık kontrolsüz diabette genellikle üç günde bir ve enfeksiyon gelişme riski yüksek olan EMR durumlarında günlük uygulanır.

BFP uygulamalarında dikkat edilmesi gereken nokta amnios sıvısı volümünün yetersiz olması durumunda fetus yüksek puan alsa da yaklaşımın değişebileceğidir: Oligohidramnios bebeği kordon basısı tehlikesi ve IUMF (bebeğin karında ölmesi) riskiyle karşı karşıya getirdiğinden alınan puan 8 olsa bile bebeğin iyi durumunu garanti edemeyebilir. Bu durumda yaklaşım gebelik haftasına göre değişir ve genellikle doğumu gerçekleştirmek için çok uzun süre beklenmez. NST’de olduğu gibi BFP de kordon sarkması ya da ablatio placenta gibi ani ve beklenmedik bir şekilde gelişen olayları ya da doğumdan sonra bebekte oluşabilecek bazı patolojileri tahmin edemez.

Kontraksiyon (ing.: Contraction) Stres Test (CST)

Tanım

Fetusun kalp atımlarının doğum eylemindeki kasılmalara verdiği cevabı ölçen bir testtir. (”contraction stress”: doğum eylemi kontraksiyonlarının (kasılmalarının) bebekte “stres yaratması” anlamında kullanılan bir terimdir).

Uygulanması

CST uygulanması için doğum eylemi kasılmalarının varlığı gerekir. Anne adayı doğum eyleminde değilse, memeucu uyarısı yöntemi ile ya da serumla oksitosin verilerek 10 dakikada üç adet en az 40 saniye süren kasılmalar ortaya çıkarılır ve teste başlanır. Kardiotokografi cihazının hem kalp seslerini algılayan probu hem de uterus kasılmalarını algılayan probu karna yerleştirilerek teste başlanır. Cihaz test süresince bebeğin kalp atışlarında meydana gelen değişiklikler ile kasılmalar arasındaki ilişkiyi kağıda aktarır. Bu kağıda CST trasesi adı verilir.

Yorumlanması

Yarım saatlik değerlendirme sonunda fetusun kalp atımında kasılmalarla birlikte meydana gelen değişiklikler gözden geçirilir. Trasede kasılmaların büyük kısmında cevap olarak geç deselerasyon adı verilen özel çökme şekilleri oluşuyorsa test pozitif* olarak değerlendirilir. Bu durumda genellikle ileri bir incelemeye gerek duyulmaz ve bebeği doğurtma girişimlerine başlanır. Geç deselerasyonların ortaya çıkmaması durumunda ise test negatif* olarak değerlendirilir. Bu da bebeğin iyi durumda olduğunu hassas bir şekilde gösterir. Bu durumda teste son verilir.

*testten beklenen bulgu fetal distres varlığıdır. Bu yüzden geç deselerasyon varlığında beklenen bulgu müspet yani “pozitif”dir. Geç deselerasyon bulunmamışsa beklenen bulgu yoktur yani “negatif”dir.

 

Hangi durumlarda uygulanır?

Önceleri nonreaktif NST varlığında ileri inceleme yöntemi olarak kullanılan CST, BFP incelemesinin geliştirilmesinden sonra bu amaçla daha az sıklıkla uygulanır hale gelmiştir. Genellikle nonreaktif NST’nin doğrulanması amacıyla miadında ya da miad geçmesi olan gebelere uygulanır. Test oldukça uzun zaman alır: kasılmaların başlatılması amacıyla oksitosin verilmesinden testin bitimine kadar geçen süre yaklaşık 90 dakikadır. Ayrıca doğum eylemini başlatabileceğinden 36. gebelik haftasından önceki dönemlerde, placenta previada, EMR’de, ikiz gebelik gibi durumlarda uygulanması sakıncalıdır. CST’nin diğer testlerde olduğu gibi kordon sarkması ya da ablatio placenta gibi ani ve beklenmedik bir şekilde gelişen olayları ve doğum sonrası gelişmesi muhtemel olayları tahmin edemeyeceği hatırda tutulmalıdır.

Doppler ultrasonografi

Tanım

Doppler genel anlamda ultrason altında incelenen damar yatağının kan akımını ve normaldışı bir dirençle karşı karşıya olup olmadığını belirleyen bir testtir. Kalbin atım ve dolum fazında incelenen damar yatağındaki basınçlar karşılaştırarak direnç belirlenir. Damarın inceleme esnasında ekranda oluşturduğu dalga görüntüsü de damar yatağının önündeki direnç hakkında bilgi verir. Obstetrik (gebelikle ilgili) uygulamalarda anneden bebeğe kan götüren uteroplasental üniteyi değerlendirebileceği gibi, bebeğin kordonun kan akımı konusunda bilgi verir. Yüksek rizikolu gebeliklerin takibinin önemli bir parçasıdır.

Uygulanması

Gebeye yapılan rutin ultrason incelemesinden sonra önce sağlı sollu uterin arterlerde, sonra da umbilikal (kordon) arterde doppler incelemesi yapılır. Her iki uterin arterin akım değerleri, ikisi arasındaki matematiksel fark ve görünüm şekilleri değerlendirilir. Umbilikal arterde de yine akım değerlendirilir ve dalga şekli incelenir.

Yorumlanması

Doppler tanı koydurucu değil yönlendirici bir testtir. Patolojik akım değerleri ya da anormal dalga görünümleri elde edildiğinde bebeğin diğer iyilik hali testleriyle yakından değerlendirilmesi konusunda hassas olunması gerektiğini gösterir. Bunun tek istisnası umbilikal arterde “ters akım” denen bir durumun ortaya çıkmasıdır. Umbilikal arterde bu anormal dalga şekli gözlendiğinde bebeğin karında ölme riski oldukça yüksektir ve acil doğum gerekebilir.

Hangi durumlarda uygulanır?

Umbilikal arterdeki akım ölçümlerinin patolojik çıkması ya da anormal dalga şekillerinin gözlenmesi bebekte ölçüm esnasında fetal distres varlığına işaret edebileceği gibi bebekte gebeliğin ilerleyen dönemlerinde gelişme geriliği (IUGG) ya da fetal distres gelişme riskinin arttığına işaret edebilir. Ayrıca incelemedeki çeşitli patolojiler bebekteki bir kromozom anomalisi varlığı konusunda şüphe uyandırabilir. Uterin arter dopplerinde direnç artışı ya da dalga görününde anormallik (çentiklenme) ise anne adayında gebeliğin ileri dönemlerinde preeklampsi gelişeceğini gösterebilir. Bu haliyle umbilikal ve uterin arter doppler incelemeleri en sık preeklampsili ve kronik hipertansiyonlu gebelerin izlenmesinde kullanılır. Ayrıca kontrolsüz diabetli gebelerde, polihidramnioslu ya da oligohidramnioslu gebelerde, fetuslardan birinde gelişim kusuru olan çoğul gebeliklerde yaklaşım biçimini oluşturmakta yardımcı bir yöntem olarak kullanılabilir.


Antepartum dönemde (bebek doğmadan) uygulanan testler

Bebek hareketlerinin sayılması (Ona kadar sayma yöntemi(Count to ten method))

Bebek hareketleri fetal iyilik halinin belirlenmesinde kullanılan en eski yöntemdir. Bebek hareketlerinin oluşması ve koordine edilmesi kompleks bir sinir sistemi olayı olduğundan fetusun iyilik halini hassas bir şekilde ortaya koyabilir. Her bebeğin kendine özgü bir hareket etme alışkanlığı vardır ve bu hareket etme alışkanlıklarındaki bir değişiklik anne adayı tarafından kolaylıkla farkedilir. Her anne adayının bebek hareketleri konusunda duyarlı olması ve bebeğinin oynaması azaldığında bunu doktoruna bildirmesi gerekir. Anne adayının bebek hareketlerinin belirgin şekilde azaldığını ifade etmesi her kadın doğum uzmanı tarafından ciddiye alınan bir durumdur.

Tanım

Ona kadar sayma yöntemi bebek hareketleri temel alınarak geliştirilen ve anne adayının kendisinin uygulayabileceği basit bir testtir.

Uygulanması

Testte anne adayının günde bir kez günün her hangi bir saatinde tercihan akşam saatlerinde bebek hareketlerine konsantre olması istenir. Bebeğin on kez hareket etmesine kadar geçen süre kaydedilir. Bebeğin hıçkırık hareketleri değerlendirme dışı bırakılır. 10 kez hareket etmesi bir saatten daha uzun sürerse doktora haber vermesi istenir.

Yorumlanması

Bebek hareketlerinin azalması gebeliğin ilerlemesiyle birlikte meydana gelen selim bir hadise olabileceği gibi fetal disres belirtisi de olabilir. Ancak gebeliğin hiç bir döneminde bebek hareketlerindeki azalma belli bir sınırın altına düşmez. Bu yüzden ona kadar sayma yönteminde on hareket için geçen sürenin bir saatin üzerinde olması durumunda mutlaka NST ile ileri inceleme yapılmalıdır. Tüm antenatal iyilik hali testlerinde olduğu gibi ona kadar sayma metodunda da bebek hareketlerinin iyi çıkması kordon sarkması ya da ablatio gibi ani ve beklenmedik bir şekilde gelişen olayları ve doğum sonrası gelişmesi muhtemel problemleri tahmin edemez. Ayrıca polihidramnios durumunda bebek hareketleri normal olmasına karşın anne adayı tarafından hissedilemeyebilir.

Hangi durumlarda uygulanır?

Bu test genellikle fetal distres gelişme olasılığı yüksek olan fetuslarda uygulanır.

 

Bebek hareketleri günün değişik saatlerinde önemli değişiklikler gösterir ve iş yaşamı yoğun olan anne adayları bebek hareketlerine tam olarak konsantre olamadıklarından normal oynamakta olan bebeği hissedemeyebilirler. Bu da anne adayının endişelenmesine neden olabillir. Önerimiz bebek hareketlerinin genel olarak her anne adayı tarafından izlenmesi ve azaldığını hissettiğinde anne adayının durumu doktoruna bildirmesidir. Ona kadar sayma yöntemi bebek hareketlerinin azaldığını düşünen ancak bundan tam emin olmayan anne adayları için sakin bir köşeye çekilip gerçek bir azalma olup olmadığının belirlenmesi için kullanılabilir.

 

 

 


İntrapartum dönemde (doğum eylemi esnasında) uygulanan testler

Uterus kasılmaları esnasında bebeğe giden kan akımı azalır, kasılmaların bitmesiyle normale döner ve bir dahaki kasılma ortaya çıkana kadar normal seyreder. Sağlıklı bir fetus bu nisbi hipoksi (oksijensizlik) durumuna dayanıklıdır ve fetal distres bulguları göstermez. Sağlıksız ve yedekleri yetersiz olan bir fetus ise kasılmalar esnasında oluşan bu geçici hipoksi durumunu bile kaldıramaz ve giderek artan bir şekilde fetal distres bulguları ortaya çıkar ve CTG trasesine yansır. Tüm intrapartum testlerin ortak amacı bebeğin kasılmalar esnasında oluşan bu geçici hipoksi durumuna verdiği cevabı ölçmek ve doğum eyleminin devam etmesinin bebek açısından sağlıklı olup olmadığı konusunda karar vermektir.

Fetoskop (ÇKS borusu)

Tanım

Bir ucu karna koyulan ve diğer ucundan doktorun kulağıyla bebek kalp atımlarını dinlediği plastik ya da metal bir alettir. ÇKS (Çocuk kalp sesleri) borusu da denir.

Uygulanması ve yorumlanması

Doğum eyleminin birinci evresinde 15-30 dakika aralıklarla, ikinci evrede ise 5-15 dakika aralıklarla bebeğin kalp atışları kasılma öncesinde ve kasılma sonrasında dinlenerek kasılmalara olan cevap ölçülür. Kalp atımlarında özellikle kasılmalar sonrasında ya da kasılmalar arasında çökmeler meydana gelmesi fetal distrese işaret eder.

Hangi durumlarda uygulanır?

Fetoskop tüm gebelerde doğum eylemi esnasında yaygın olarak kullanılan bir alettir. CTG cihazı ile dönüşümlü olarak kullanılabileceği gibi CTG olanağının olmadığı bir doğumhanede doğum eyleminin takibinde tek başına kullanılabilir.

Kardiotokografi (ing.: Cardiotocography (CTG)

Tanım ve uygulanması

NST uygulamalarında kullanılan CTG cihazı doğum eylemi esnasında da yaygın olarak kullanılır. NST’den farklı olarak doğum eyleminde, kasılmaları algılayabilen prob anne karnının en tepe noktasına yerleştirilir. CTG kalp atımları ile uterus kasılmaları arasındaki ilişkiyi gösterebileceği gibi kasılmaların düzenini, şiddetini ve sıklığını da gösterebilir. Kalp atımlarının ve uterus kasılmalarının beraberce kağıda yansıması sonucu oluşan grafiğe CTG trasesi adı verilir.

Yorumlanması

CTG’de fetal distres göstergeleri aranır. Bunlar kalp atım hızında değişiklikler (atım hızının azalması ya da artması), kalp atım hızı değişkenliğindeki azalmalar ve kalp atım hızındaki yükselmeler ve çökmelerdir. Yükselmeler genellikle fetusun iyi durumda olduğuna işaret ederler ve nadiren fetal distres bulgusudurlar. Çökmeler arasında ise selim tabiatlı çökmeler olabileceği gibi bebeğin fetal distreste olduğunu ve hatta asidozun geliştiğini gösteren çökme şekilleri olabilir. Kordon basısı, boyna kordon dolanması, kordon sarkmasına bağlı olarak kasılmalarla ilgisi net olmayan çökmeler oluşabileceği gibi, bebekte uteroplasental yetmezliğe işaret eden ve kasılmalarla yakın ilişkide olan çökmeler gözlenebilir. CTG’de fetal distres bulguları saptandığında ilk önce bu durumun çok acilen doğum gerektiren bir durum olup olmadığı değerlendirilir. Kordon sarkması gibi acil durumlarda vajinal doğum mümkün değildir ve genellikle sezeryan uygulanır. Diğer durumlarda ise anne adayına damar yoluyla sıvı verilerek, sol yanına yatırılarak, maske ile oksijen verilerek durum giderilmeye çalışılır. Önlemlere rağmen giderilemeyen patolojilerde eğer kısa zamanda vajinal doğum mümkün değilse sezeryanla doğum gerçekleştirilir.

CTG’nin bir başka uygulama şekli de kasılma ve kalp atımlarını algılayan probların direkt uterus içine yerleştirilmesidir. İnternal (içerden uygulanan) CTG adı verilen bu uygulamanın avantajı kasılmaları ve bebek kalp hızındaki değişkenliği daha net olarak değerlendirmesidir. Dezavantajı ise uterus içine yerleştirilen probların enfeksiyona yol açabilmesidir. Maliyeti daha yüksek olması ve enfeksiyon riskini artırması nedeniyle çok yaygın kullanılmayan bir uygulamadır.

Hangi durumlarda uygulanır?

CTG fetal distres gelişme olasılığı yüksek olan fetuslarda doğum eyleminin başından bebek doğana kadar ara vermeden uygulanır. Düşük rizikolu gebeliklerde ise genellikle fetoskopla dönüşümlü olarak uygulanır.

Digital stimulasyon (Parmakla uyarı)

Eylem esnasında bebek kalp atışlarında uzun zamandan beri yükselme olmadığı ve/veya değişkenliğin azaldığı durumlarda uygulanan bir inceleme yöntemidir. Yükselme olmaması veya değişkenliğin azalması doğum eylemi esnasında sıklıkla bebeğin uyumasına bağlı olarak meydana gelir. Bu durumda vajinal muayenede bebeğin başına parmakla uyarı verilerek bebek uyandırılmaya çalışılır. Uyarı verildikten kısa bir süre CTG trasesinde ortaya çıkan yükselme bebeğin iyi durumda olduğunun iyi bir göstergesidir. Yükselme olmaması ise fetusun kesin olarak kötü durumda olduğunu göstermemekle birlikte fetal distres şüphesi uyandırır.

Fetal saçlı deride pH ölçümü

Amnios zarının açık olduğu dönemde bebeğin saçlı derisinden ufak bir bıçak yardımıyla alınan kanın incelenmesidir. Fetal distres varlığında ya da şüphesinde uygulanır. Alınan kanda pH ölçülür ve asidoz aranır. Asidozun varlığına ve derecesine göre bebeğin vajinal doğumu bekleyip bekleyemeyeceğine karar verilir. Sık kullanılan bir inceleme değildir.

Kan gazları analizi

Genellikle bebek doğduktan sonra uygulanır. Eylemde ise nadiren kordosentez yoluyla tercihan arter kanı alınır. Kanda oksijen, karbondioksit ve pH ölçümü dışında çeşitli parametrelerin ölçümü yapılır. Bebeğin durumu ve doğum şekli hakkında karar verilir. Doğum eylemi esnasında çok nadir ve özel durumlarda uygulanır.

Mekonyum varlığının araştırılması

Test olmaktan çok bir bulgudur. Genellikle mekonyum (bebeğin ilk dışkısı) doğum sonrası ilk 24 saatte çıkarılmasına karşın, %5-10 bebek doğum eylemi esnasında ya da antepartum dönemde mekonyum çıkartabilir. CTG trase bulguları iyiyse fetal distres belirtisi değilidir. Ancak bebeğin doğduktan sonra yaptığı ilk solunum hareketi esnasında bunu akciğerlerine kaçırmaması için dikkatli olunması gerektiği konusunda uyarıcıdır. Gerekirse amnioinfuzyon (amnios sıvısının vajinal yoldan uterus içine serum fizyolojik vertilerek seyreltilmesi işlemi) uygulanır. Bebekte fetal distresten şüphelenildiği durumlarda ya da gelişme geriliği (İUGG) miad geçmesi gibi bebeğin yedeklerinin az olduğu durumlarda ek bir fetal distres kriteri olarak kabul edilir.


Postpartum dönemde (bebek doğduktan sonra) uygulanan testler

Bu testler bebekte antepartum dönemde (bebek doğmadan önce) ya da doğum eylemi esnasında fetal distres gelişip gelişmediği konusunda geriye dönük bilgi verebilmeleri nedeniyle konuya dahil edilmişlerdir.

Apgar skoru

Kordon kan gazları

Bu inceleme bazı doktorlar tarafından her bebeğe rutin olarak uygulanır. Tercihan arter kanı alınarak özel ve pahalı bir cihazla değerlendirmeye tabi tutulur. Kanda oksijen, karbondioksit ve pH ölçümü dışında bir çok parametre hakkında bilgi verir. Apgar skorundan daha hassas bir inceleme yöntemidir.

Gerek Apgar skoru gerekse kordon kan gazları incelemesi fetal distres dışında birçok faktörden etkilenebilir: Anneye verilen ilaçlar, bebeğin preterm (zamanından önce) doğması ya da bebeğin sistemlerindeki anomaliler patolojik Apgar skorları ve kan gazı sonuçlarının ortaya çıkmasına neden olabilir. Bu durumların sadece fetal distrese bağlanması her zaman mümkün değildir.

Giriş

İnsanda açlık, susuzluk, korunma gibi içgüdülerin yanında amacı insan neslini devam ettirmek olan cinsellik içgüdüsü vardır. Bu içgüdü insanın libido (”cinsel arzu”) adlı iç enerjisini harekete geçirir. Bireyin cinselliği kaynağını bu enerjiden alır.

Cinsellik konusu gelişmiş toplumlarda insanların birbirleriyle rahatlıkla paylaşabildikleri bir konuyken, gelişmekte olan toplumlarda halen bir tabu olarak varlığını sürdürmektedir.

Cinsel yaşamın bu tabu özelliğini koruması nedeniyle gebelikte cinsel yaşam da anne ve baba adaylarının doktorlarına çoğu zaman sormadıkları ve belki de soramadıkları, bu yüzden de bilgilerinin yetersiz olduğu bir konu olmaya devam eder. Doktorlar da çoğu zaman anne ve baba adaylarıyla yaptıkları görüşmelerde bu konu üzerinde fazla durmazlar. Cinsellik konusu çoğu durumda gebelikle ilgili bir problem yaşandığında gündeme gelir ve bu durumda da genellikle cinselliğin bir süre yasaklanması sözkonusu olur.

Gebelik dönemi anne adayında çeşitli bedensel ve ruhsal değişikliklerin meydana geldiği bir dönemdir. Libido (cinsel arzu) bu değişikliklere göre gebeliğin bazı dönemlerinde azalabilir, bazı dönemlerinde normale dönebilir, hatta bazen artış gösterebilir. Libidodaki bu değişiklikler anne adayında oldukça belirgindir. Baba adayında ise libido değişiklikleri genellikle hafiftir ya da hiç değişiklik gözlenmez.

Bu sayfanın amacı cinsel yaşam hakkındaki bilgilerinizi tamamlamak ve özellikle de gebelikte bu alanda ortaya çıkan değişiklikler hakkında fikir sahibi olmanızı sağlamaktır. Aranızdaki cinsel uyumun gebelikte de sürmesi herşeyden önce ortaya çıkan bu değişikliklerin kökenini anlamanıza bağlıdır.

Gebeliğin kadının cinsel yaşamı üzerine etkileri

Anne adayının cinsel yaşamında ortaya çıkan değişiklikler gebeliğin dönemlerine göre ayrı ayrı ele alınabilir.

Birinci trimester (ilk üç aylık dönem)

Gebeliğin bu ilk dönemi özellikle ilk gebeliğini yaşayan anne adaylarında gebeliğe bağlı bulantı-kusma, yorgunluk, uykuya eğilim, meme hassasiyeti gibi belirtilerin sıkça yaşandığı bir dönemdir. Bazı anne adaylarında “tiksinme” eşinin normal vücut ve nefes kokularına bile tahammül edemeyecek kadar ileri boyutlarda olabilir.

İlk gebeliğini yaşayan anne adayları bu dönemde gebelikte kendilerini nelerin beklediği konusunda endişelere kapılabilirler. Özellikle plansız oluşan gebeliklerde doğum sonrası artacak olan sorumluluklar, anne rolünü üstlenmede yaşanacak zorluklar, doğumun ve aileye katılacak yeni bireyin getireceği maddi yük ve diğer sosyal özellikler anne adayında kaygı ortaya çıkmasına neden olabilir. Duygusal dalgalanmalar, bedenin gebeliğin ilerlemesiyle alacağı görüntü ile ilgili olumsuz düşünceler yine erken gebelik döneminin sık rastlanan ruhsal değişiklikleri arasındadır. Bazı anne adayları bu dönemde cinsel ilişkinin kendilerine ya da bebeklerine zarar vereceği, düşüğe neden olacağı korkusunu yaşayabilirler.

Tüm bu bedensel ve ruhsal değişiklikler libido azalmasına ve çoğu durumda anne adayının cinsel ilişki ihtiyacını ikinci plana atmasıyla sonuçlanır ve cinsel ilişki sıklığı azalır. İlişki esnasında memelere dokunulduğunda cinsel nitelikli uyarandan çok ağrı oluşması, genital bölgenin kanlanmasının artmasıyla bölgenin nispeten daha ödemli hale gelmesi ve penisin girişi esnasında ağrı ortaya çıkması gibi nedenler de libido azalmasına katkıda bulunur.

Tüm bunlarla birlikte gebelikte genital bölge kan akımının fizyolojik olarak artması anne adayının orgazmı daha yoğun yaşamasına neden olur. Kanlanma artışı genital bölgedeki salgı bezlerini de güçlendirdiğinden ilişki öncesi genital bölgede nemlenme daha kolay hale gelir.

İkinci trimester (3-6 ay arası dönem)

İkinci trimester anne adayının gebeliğin fiziksel değişikliklerine uyum sağlamaya başladığı bir dönemdir. İlk aylarda görülen belirtiler yavaş yavaş ortadan kalkar ve anne adayı bedensel olarak kendini daha iyi hisseder.

Bu trimester gebeliğe ruhsal uyumun da başladığı dönemdir. Anne adayı artık gebe olduğu gerçeğini ve hayatına getireceği değişiklikleri kabul etmiştir. Anne olma fikri birçok anne adayına heyecan verir.

Bedendeki değişiklikler de kabul edilmiştir. Karnın büyümesi ve bebeğin hareketlerinin hissedilmesi anne ve baba adayı için bir mutluluk kaynağıdır.

Böylece ikinci trimesterde fiziksel yakınmalarından kurtulan ve psikolojik olarak gebeliğe daha çok uyum sağlayan anne adayında cinsel ilişkiye karşı ilginin arttığı gözlenir.

Birinci trimesterde başlayan genital bölge ve memelerdeki kanlanma artışı bu trimesterde de devam eder. Kanlanmanın artması anne adayının orgazmı çok daha yoğun yaşamasını sağlar.

Uterus kasılmaları:

Normal bir cinsel ilişki esnasında ve özellikle orgazm oluştuğunda uterusta kısa süreli kasılmalar meydana gelir. Bu kasılmalar gebe olmayan ya da gebeliğin ilk aylarında olan kadın tarafından hissedilmezler. Ancak uterusun büyümesiyle özellikle ikinci trimesterden itibaren bu kasılmalar anne adayı tarafından belirgin bir şekilde hissedilir. Bu uterus kasılmaları esnasında bebeğin hareketleri geçici olarak azalır. Normal seyreden bir gebelikte bu kasılmaların bebeğe herhangi bir zararı sözkonusu değildir. Kasılmalar bittikten kısa bir süre sonra genellikle bebek hareketleri artmış bir şekilde yeniden başlar. Bu konuda tecrübesi ya da bilgisi olmayan anne adayında kasılmalar ve bebek hareketlerinin azalması endişe kaynağı olabilir.

Üçüncü trimester (6. aydan doğuma kadar olan dönem)

İkinci trimesterde azalan fiziksel şikayetler bu dönemde uterusun büyümesine paralel olarak farklı bir şekilde tekrar ortaya çıkabilir. Yorgunluk, uykusuzluk, mide problemleri (yanma), uterusta belli zamanlarda oluşan hazırlayıcı kasılmalar (Braxton-Hicks kasılmaları), bacaklarda kasılmalar, memelerden süt gelmesi gibi belirtiler, cinsel ilişki ve orgazm esnasında ortaya çıkan güçlü uterus kasılmaları libidonun azalmasına ve anne adayının cinselliği yeniden ikinci plana atmasına neden olabilir.

Yaklaşan doğumun verdiği ağrı duyma korkusu, doğumda normaldışı bir durum oluşacağı korkusu gebeliğin bu dönemine damgasını vurabilir.

Uterusun büyümüş olması nedeniyle ilişki esnasında belli pozisyonlar daha ağrılı ve rahatsızlık verici olmaya başlar. Çiftlerin bu dönemde değişik pozisyonlar arasından kendilerine uygun olanını kendileri belirlemeleri gerekir.

Pelvis bölgesindeki fizyolojik kanlanma artışı ve yoğun uterus kasılmaları cinsel ilişkiden alınan hazzı ve orgazmın yoğunluğunu artırır.

Lohusalık dönemi

Lohusalık dönemi doğum eyleminin verdiği tükenmişlik ve yorgunluk belirtilerinin ortaya çıktığı, aileye katılan yeni bireyin bakımı için uykusuz kalınan gecelerin yaşandığı bir dönemdir.

Doğum eyleminde vajina mukozası incelmiş, vajinanın cinsel uyarıya bağlı olarak verdiği nemlenme cevabı azalmış, doku travmasına bağlı olarak genital bölgede şişkinlik ortaya çıkmıştır ve bölge ağrılıdır.

İlişki esnasında ağrı duyma korkusu, epizyotomi (bebeğin başının çıkması için kesilen bölge) yerine ya da ameliyat yerine zarar verme korkusu, vücut imajı hakkında olumsuz düşünceler, emzirme esnasında ortaya çıkan cinsel uyarılmadan heyecanlanma ya da suçluluk duyma gibi ruhsal değişiklikler sık gözlenir.

Lohusalık döneminde cinsel uyarılma süresi uzar. Bebeğin ağlaması ya da emzirme zamanının gelmesi gibi etkenler annenin ilişki esnasında konsantrasyonunu yitirmesine neden olabilir.

Sonuç olarak lohusalığın başından 4-6 hafta sonrası döneme kadar cinsel ilişkiye ilgi azalmıştır. Kadınların çoğu 6 haftalık aradan sonra ilişkiye tekrar başlamayı uygun görürler. Bir kısmı ise daha kısa süre içinde kendilerini hazır hisseder hissetmez cinsel yaşamlarına kaldıkları yerden devam ederler.

Gebeliğin erkeğin cinsel yaşamı üzerine etkileri

Baba adaylarında anne adaylarının tersine gebelik esnasında libidoda önemli değişiklikler meydana gelmez ve gebeliğin tüm dönemlerinde cinsel ilişki ihtiyacı normal bir şekilde varlığını sürdürür.

Bunun tersine bazı baba adaylarında gebelik döneminde önemli ruhsal değişiklikler meydana gelebilir. Bu psikolojik değişiklikler ileri boyutlara ulaştığında libido azalmasına ve bedensel belirtilerin de ortaya çıkmasına neden olabilir. Hatta bazı baba adaylarında ruhsal değişikliklerin ortaya çıkardığı bedensel belirtiler tedavi gerektirecek kadar ileri boyutlara ulaşabilir (Couvade sendromu).

Erkekler, eşleri gebe kaldığında genellikle aşağıdaki üç davranış kalıbından birini uygularlar. Bu davranışlar çoğu durumda bilinçdışı olarak gelişir:

“İzleyici” kalmayı tercih eden baba adayı duygusal anlamda kendini gebelik gerçeğinden soyutlar ve olayı sanki kendi dışındaki bir çevrede oluyormuş gibi hisseder.

“Katılımcı” olmayı benimseyen baba adayı duygusal ve diğer açılardan tümüyle eşiyle işbirliği içindedir. Gebelik gerçeğinin ve yaratmakta olduğu değişikliklerin tümüyle farkındadır. Sorumluluk duygusu belirgindir.

“İşlevsel” konumdaki baba adayı ise genel olarak ilk ikisinin arasında bir yerdedir ve duygusal açıdan gebeliğe uzak olmakla beraber, maddesel sorumluluklarının tümüyle farkındadır.

Baba adayının “gebeliği”

Anne adayının gebeliği esnasında baba adayında birincil olarak ruhsal değişiklikler, ileri durumlarda bedensel belirtilerin ortaya çıkmasına neden olabilmektedir. Ruhsal değişikliklerin temelinde baba kimliği kazanmakla artacak olan sorumlulukların yarattığı kaygılar yatar. Yine özellikle katılımcı baba adayları gebelik ve doğum konusunda anne adayının yaşadığı endişeleri tümüyle (bazı durumlarda anne adayından daha yoğun) yaşayabilirler. Bu endişe ve kaygılar kendini başağrısı ya da belağrısı şeklinde dışa vurabileceği gibi gerçek bir “gebelik sendromu” ya da tıbbi adıyla couvade sendromu da gelişebilir.

“Couvade” aslında bazı ilkel toplumlarda halen uygulanmakta olan bir gelenektir: Bu geleneğe göre doğumun ağrısız seyretmesi ve anne ve doğacak bebeğin kötü ruhlardan korunması için anne adayının doğum sancıları başlayıp doğum yatağına alındığında baba adayı da bir yatağa yatırılır ve doğum olana kadar burada bekler. Bazı baba adayları burada eşleriyle özdeşleşerek doğum ağrılarına benzer ağrılar bile hissederler.

Couvade sendromu dışarıdan birinin farkedemeyeceği kadar hafif seyredebileceği gibi gerçek bir ruhsal bozukluk görüntüsü de alabilir. Couvade sendromu en hafif şekliyle erkeğin eşiyle birlikte gebelik belirtileri yaşamasıdır. İleri durumlarda nedeni açıklanamayan başağrıları, kolay sinirlenme, gerginlik, yerinde duramama, kilo alma, gaz sancıları, belağrıları gibi belirtiler ya da tam bir depresyon tablosu ortaya çıkabilir. Bir toplumun etnik azınlığına ait bireylerde, daha önce çocuğu olanlarda, ruhsal ya da bedensel sağlık problemleri olanlarda, düşük gelirlilerde ve özellikle de gebeliğe yoğun duygusal tepki geliştiren erkeklerde daha sık gözlenir. Couvade sendromu ek bir stres faktörü yarattığından çiftin gebelikteki cinsel yaşamını derinden etkileyebilir.

“Gebe erkeğin” kaygılarıyla başa çıkmak zor olabilir. Couvade sendromu yaşayan erkeklerde psikoterapi ya da ilaçla tedavi faydalı olabilmektedir. Ancak sendromu yaşayan kişinin bu belirtilerin kendilerine özgü olmadığını ve başka erkeklerinde buna benzer ve daha ağır belirtiler yaşayabileceklerini bilmesi önemlidir.

Cinsel ilişkinin sakıncalı olduğu durumlar

Düzenli olarak doktor konrollerine giden ve gebeliğinin tümüyle normal seyrettiği belirlenen ve şu sakıncalı durumları yaşamayan anne adayları doğuma kadar tüm gebelik boyunca cinsel ilişkide bulunabilirler. Burada kısıtlayıcı tek etken anne adayının ilişkiden rahatsızlık ya da ağrı duymasıdır. Baba adaylarının bu durumlarda anlayışlı olmaları gerekir.

Gebelikte cinsel ilişkinin kısıtlanması gerektiği dönemler hakkında çok çeşitli kaynaklarda farklı bilgiler bulmanız mümkündür. En sık rastlanan bilgi ise “Gebeliğin ilk iki ayı ile son dört haftası arasında cinsel ilişkide bulunmak sakıncalı olabilir” şeklindeki bilgidir.

Bazı doktorlar “bebeğim cinsel ilişkiden hemen sonra düştü” yakınmalarını sık duyduklarından düşük riskinin en yüksek olduğu ilk iki ayda cinsel ilişkiyi yasaklamayı uygun görmektedirler. Bu düşünce temelde yanlıştır. Zira “düşük” olgusu saatler içinde değil günler içinde gelişen bir süreçtir. Klinik olarak görünen kısım, yani kanama ve bebeğin düşmesi aşamasına gelene kadar uterus içinde birçok değişiklik yaşanır. Bunlar arasında en önemli olanı düşükten günlerce önce bebeğin çok çeşitli nedenlerle (bu nedenlerin arasında cinsel ilişki hiçbir zaman yoktur!) ölmesidir. Bebeğin ölmesiyle gebelik hormonları azalır ve dolu olan uterusun tahliyesi için hazırlıklar başlar. Salgılanan maddeler serviksin (rahimağzı) yumuşamasına neden olur ve belli bir aşamada uterus kasılmaları başlayarak patolojik gebelik ürünleri vücuttan uzaklaştırılır. Cinsel ilişki bebeğin ölmesine değil, bebek ölmüşse uterusu kasıcı etkileriyle düşük sürecinin (yani ölü bebeğin atılmasının) hızlanmasına neden olur. Yani cinsel ilişki bir anlamda düşük sürecinin başlaması için gerekli hazırlık sürecini hızlandırmıştır.

Buna karşı sorulacak bir soru şudur: Eğer cinsel ilişki düşmeyecek olan bir bebekte düşüğe neden olmayacaksa ve düşecek olan bebek ilişki olsa da olmasa da zaten düşecekse, neden doktorlar düşük tehdidinde cinsel ilişkiyi yasaklamaktadırlar?

“Düşük tehdidi” karmaşık bir durumdur. Ultrasonun klinik kullanıma girmesiyle düşük tehdidinin tanımı da değişmiştir. Önceleri gebeliğin halen devam ettiği ancak kanamanın da olduğu durumlarda uterus içindeki bebeğin durumu bilinmeden tüm olgulara “düşük tehdidi” adı verilirdi. Oysa günümüzde kanama ile başvuran bir anne adayında ultrasonla incelenen bebek canlıysa düşük tehdidi adı verilmektedir. Bu durumda uterusta “harekete neden olacak” hertürlü müdahaleden (elle muayene ve cinsel ilişki gibi) kaçınmak bu olguların bir kısmının normale dönmesini sağlayabilmektedir.

Aynı şekilde gebeliğin son dört haftasında cinsel ilişkiyi yasaklayan doktorlar da ilişki esnasındaki kasılmaların bebeğe giden oksijeni azaltacağı endişesini taşımaktadırlar. Ancak ilişki esnasında ortaya çıkan kasılmalar normal doğum eyleminde ortaya çıkacak kasılmalardan daha güçlü değillerdir ve daha uzun da sürmezler. Bu durumda normal seyreden bir gebelikte son haftalarda cinsel ilişkiyi yasaklamak yersiz gibi görünmektedir.

Ancak gebeliğin son haftalarında cinsel ilişkide büyüyen uterusun yarattığı mekanik engel yüzünden problem yaşanabilir. Bu yüzden klasik cinsel ilişki pzisyonu (erkek üstte) yerine kadının üstte olduğu pozisyon ya da kadının diz dirsek durumunda olduğu pozisyonu tercih etmek uygun olur.

Lohusalık döneminde ise görüşümüze göre uterusun gebelik öncesi döneme gerileme süreci olan ilk dört haftalık dönemde cinsel ilişkide bulunulmaması gerektiğine inanıyoruz. Bu dönem epizyotomi ya da sezeryan yaralarının da iyileşmesi için oldukça yeterlidir.

GEBELİKTE CİNSEL İLİŞKİ ŞU DURUMLARDA KISITLANMALIDIR

Önceki gebeliklerinde: tekrarlayan düşük, erken doğum, serviks yetmezliği ve buna bağlı erken doğum ya da düşük öyküsü olan,

Mevcut gebeliğinde: düşük tehdidi, erken doğum tehdidi, erken membran rüptürü, vajinal kanama, genital bölgede enfeksiyon gibi normaldışı durumları olan anne adaylarının bu normaldışı durum ortadan tümüyle kalkana kadar cinsel ilişkide bulunmamaları gerekir. İlişkinin yasak olduğu süre doktor tarafından belirlenir. Bebeklerinde ağır gelişme geriliği ya da başka nedenlerle fetal distres gelişme riski yüksek olan anne adaylarının da doktorlarının belirlediği bir dönemden itibaren cinsel ilişkide bulunmamaları gerekir.

Bu risk faktörlerini taşımayan anne adaylarında cinsel ilişki anne adayının kendini rahatsız hissetmemesi koşuluyla tüm gebelik boyunca devam edebilir.

Baba adayında cinsel yolla bulaşan hastalık saptandığında ise enfeksiyon tedavi edilmeli ve doktor önerisine göre hareket edilmelidir.

Vajinal kanama

İster ilişki sonrasında olsun, ister ilişkiden bağımsız bir zamanda meydana gelsin ve miktarı ne olursa olsun gebelikte kanama hemen doktor değerlendirmesi gerektiren bir durumdur.

Gebelikteki tüm kanamalarda normaldışı durumun etkileri tümüyle silinene kadar cinsel ilişkiden ve orgazmdan kaçınmak gerekir. Yeniden güvenli bir şekilde cinsel ilişkiye başlayabilme konusunda doktorunuzun vereceği karara uymalısınız.

Birinci trimesterde oluşan kanamaların en sık nedeni düşük tehdidi ya da düşüktür. Düşük tehdidi durumlarında süresi doktorunuz tarafından belirlenmek üzere cinsel ilişki doktor tarafından yasaklanır.

Placenta previa (plasentanın doğum kanalını tıkaması) durumunda ilişkinin mekanik etkisi ya da orgazmın uterusu kasıcı etkisi kanamaya neden olabilir. Bu nedenle placenta previa saptandığı andan itibaren genellikle cinsel ilişki yasaklanır. Bazı durumlarda başta previa tanısı konan anne adaylarında gebeliğin ilerlemesiyle plasenta doğum kanalı girişinden uzaklaşarak yukarıya göç edebilir. Bu durumlarda placenta previa tanısı ortadan kalktığından ilişki tekrar serbest bırakılır.

Erken Doğum Tehdidi

Orgazm olsa da olmasa da özellikle gebeliğin sonuna doğru cinsel ilişki esnasında uterusta anne adayı tarafından hissedilebilen kasılmalar olmaktadır. Bu kasılmalar daha önce doğum yapmış anne adayları tarafından daha kolaylıkla hissedilirler. Ancak bu kasılmalar erken doğumu başlatacak nitelik ve şiddete sahip değildirler. Bu yüzden normal gebelikte cinsel ilişkinin erken doğuma yolaçmadığı kabuledilir. Ancak erken doğum eylemi nedeniyle tedavi gören ve/veya erken doğum yapma açından yüksek risk faktörü olan anne adaylarının doktorlarının belirlediği gebelik haftaları arasında cinsel ilişkiden kaçınmaları gerekir.

Yoğun meme başı uyarısı da kasılmaları başlatabilen bir etken olduğundan cinsel ilişki esnasında meme başı uyarısında şiddetli kasılmalar hisseden ve/veya erken doğum yapma riski yüksek olan anne adaylarının da bu eylemden kaçınmaları gerekir.

Erken Membran Rüptürü (EMR), genellikle enfeksiyon temelinde gelişen bir durumdur. Dahası enfeksiyona bağlı gelişen EMR sonrası fetus ve amnios sıvısı vajinadan gelen tüm bakteri ve diğer enfeksiyon etkenleri karşısında korumasız hale gelir. Bu yüzden EMR gelişen anne adaylarının doktorlarının önerdiği şekilde aktif cinsel ilişkiden kaçınmaları gerekir.

En çok rastlanan soğuk algınlığı çocukluk okul öncesi çocukluk çağının en sık ortaya çıkan hastalıklarındandır. Gerçekten de, yılda ortalama 5 ila 8 soğuk algınlığı enfeksiyonu meydana gelir, bunlar genellikle soğuğun en çok olduğu aylarda, eylül başlangıcında, ocak sonunda ya da nisan sonunda ortaya çıkar.
Eğer çocuğunuz daimi surette nefes alıp vermekte zorluk çekiyor, hapşırıyorsa, ateşi varsa ve boğazı yanıyorsa muhtemel birçok neden vardır.
Sürekli akan bir burnun en çok rastlanan nedeni tekrarlayan bir soğuk algınlığıdır. Virüs kaynaklı tekrarlayan bir üst solunum yolu enfeksiyonu çoğunlukla 6 aşından büyük çocuklarda ortaya çıkar. Soğuk algınlığına yakalanmış bir küçük çocuk genellikle kendinden daha büyük çocuklardan ya da bir yetişkinden daha hasta bir durumdadır.
3 yaşından daha küçük çocuklarda ateş erken belirtilerdendir. Huzursuzluk, hırçınlık ve hapşırma genellikle bunun ardından gelir. Birkaç saat sonra burundan berrak bir sıvı damlamaya başlar. Bu sıvı kalın bir sümüksü tabaka oluşturur ve burundan nefes almayı güçleştirir. Virüs boğazı ve soluk borusunu tahriş eder, boğazda yanma hissi ve öksürük oluşmasına neden olur. Diğer belirtiler arasında baş ağrısı, iştah kesilmesi ve adale ağrıları sayılabilir.
Soğuk algınlığı için ne yapılabilir? Genellikle çocuğunuzun hızla iyileşmesi için yapabileceğiniz çok az şey vardır. Çoğunlukla, çocuğun vücut ısısı 1 ila 3 gün içerisinde normale döner. Tüm burun ve boğaz belirtileri 1 hafta içerisinde ortadan kalkacaktır; bununla beraber, öksürük 2 ila 3 hafta devam edebilir.
Soğuk algınlığı için büyülü bir tedavi reçetesi yoktur, ancak çocuğunuzu rahatlatmak için yapabileceğiniz bazı şeyler vardır.
1. Eğer çocuğunuz burnunu temizleyemeyecek kadar küçük ise, burundaki sümüksü salgıyı çıkarmak için yumuşak bir kauçuk emme sondası kullanın.
2. Eğer çocuğun burnu tıkalı ise, yemeklerden ve yatma saatinden önce 15-20 dakikada bir burun damlaları damlatın. Serum fizyolojik burun damlalarını reçetesiz edinebilirsiniz. Burnunu temizleyemeyecek kadar küçük bir çocuk için, her burun deliğine 3 damla damlatın. Bir dakika bekledikten sonra yumuşamış sümüksü salgıyı çıkarmak için emme sondasını kullanın.
Daha büyük çocuklarda her bir burun deliğine, çocuk yatağında sırt üstü yatarken 3 damla damlatın. Bir süre sonra, çocuğa burnunu sümkürtün. Bu, burun temizlenene kadar birkaç kez tekrarlanabilir.
3. Eğer serum fizyolojik damlası işe yaramazsa, burun içzarını büzüştürmek suretiyle çocuğunuzun daha kolay solumasını sağlayacak reçetesiz satılan burun damlaları satın alın.(Burun damlalarını birkaç günden fazla kullanmayın. Burun damlalarının uzun süreli kullanımı karşı reaksiyon oluşturur ve aslında temizlemekten çok hastalığı daha da artırır. Burun damlaları kullanımını durdurmak sorunu ortadan kaldıracaktır. Çocuğunuzun doktoru ile konuşun. Çoğu doktor, yalnızca belli özel durumlarda kullanabileceğiniz burun damlalarının kullanılmasını önerebilirler.)
4. Eğer çocuğun ağrısı ya da 38.5°C’ den fazla ateşi varsa, acetaminophen verebilirsiniz. Asla aspirin vermeyin, çünkü aspirin yaşamsal tehdit oluşturan bir hastalık olan Reye sendromuna yol açabilir.
Soğuk algınlığının artan sayısına ilaveten, okul öncesi çağındaki çocuklar soğuk algınlığının neden olduğu komplikasyonlardan büyük çocuklara nazaran daha fazla etkilenirler. En sık rastlanan komplikasyon akut kulak enfeksiyonudur (otitis mediea). Bu enfeksiyon, kulak zarının arkasındaki alana bakteri sızması nedeniyle oluşur.
Belirtiler arasında kulak ağrıları sayılabilir (ağrılarını söyleyemeyecek kadar küçük çocuklar ağlarlar ya da enfeksiyonlu kulaklarını çekiştirirler). Burundan sarı ya da yeşilimsi bir akıntı geldiğini görebilirsiniz. Kulaktan gelen akıntı da kulak zarında yırtık oluştuğuna işarettir. Yırtık basıncı ve ağrıyı artırabilir. Başka bir belirti de soğuk algınlığının ilk ateşinin düşmesinden sonra tekrar ateşlenmenin başlamasıdır.
Soğuk algınlığının aksine, kulak enfeksiyonu, enfeksiyonu temizlemek, bu arada orta ve iç kulağa zarar gelmesini önlemek, dolayısıyla bir işitme kaybına neden olmamak için antibiyotik kullanarak tedavi edilmelidir.
Diğer Muhtemel Nedenler
Bazı çocuklarda burun tıkanıklığının başka bir nedeni de solunum yolunu tahriş eden çevresel etkenlerdir. Hava kirliliği, sigara dumanı ya da hava ısısında ani değişiklikler burun akmasına ve hapşırmaya neden olabilir.
Nihayet, çocuğunuz saman nezlesinden (alerjik burun iltihabı) muzdarip olabilir. Genellikle, çocuk yeterli derecede alerjik maddelere maruz kalmadan önce bunlara karşı bir reaksiyon geliştiremez ve bu da birkaç yıl sürebilir. Dolayısıyla, saman nezlesi 2 yaşından daha küçük çocuklarda çok rastlanır. Çocuğunuz, sürekli akan burun, çok miktarda berrak, sulu akıntı, sık sık hapşırma ve kaşıntılı burun gibi birçok semptomlar yaşayacaktır. Eğer bu meydana gelmezse, çocuğunuzun doktoru pediatrik alerji uzmanları ile konsültasyon yapmak isteyebilir.

Kusma, çok miktarda gıdanın mideden güçlü bir hareketle çıkarılmasıdır, genellikle bebek hasta iken meydana gelir. Kusmanın nedeni çoğunlukla bir virüstür. Ancak daha ciddi problemler de kusmaya neden olabilir.
Çıkarma, gıdanın bebeğin ağzından bir çaba sarf etmeden çıkmasıdır ve sağlıklı bebeklerde genellikle emzirme sonrasında sık sık meydana gelir.
Sağlıklı bir bebekteki bir tek kusma olayı ‘ endişeyi gerektirmez. Bununla beraber, hasta bir bebekte kusma devam ederse doktorunuza danışınız. Eğer bebeğiniz kusuyor ise, herhangi bir eczanede reçetesiz olarak satılmakta olan çeşitli elektrolit solüsyonlarından birisini alarak içiriniz. Başlangıçta küçük miktarlarda, örneğin bir defada bir çorba kaşığı kullanınız. Kusma ortadan kalkana kadar bebeğinizi miktar ve sıklık açısından ihtiyatla besleyiniz.
Solüsyon, kusma esnasında kaybedilen elektrolitleri telafi etmekte yardımcı olacaktır. Bebek en az 8 saat kusmaya ara vermeden önce bebeğe süt ya da katı gıda vermekten kaçınınız. Daha sonra, eğer bebek katı gıdalar yiyor ise, muz, elma suyu ve pirinç lapası gibi kolayca sindirilen gıdalar vermelisiniz.
Bebek tekrar kusarsa (eğer ayrıca ishal de varsa) su kaybı tehlikesi, vücut sıvısının azalması tehlikesi söz konusudur. Vücudun su kaybetmesi durumunda bebeğin bezinin 8 saatten daha fazla ıslanmaması dikkatinizi çekecektir, bebeğin başında bıngıldağın içeri çökmesi, gözyaşı gelmeyen ağlama ve ağız kuruluğu da diğer belirtilerdir. Eğer bebek 3 ya da daha fazla defa berrak sıvılar kusarsa derhal doktorunuzu çağırınız.
Kusmaya karşın çıkarma (1 yaşına kadar bebeklerin yarısından fazlasında görünür), az miktarda gıdanın ya da sütün genellikle beslenmeden kısa bir süre sonra ağızdan çıkarılmasıdır. Çıkarma (gastroesophageal reflux), midenin üst girişinin midedeki sıvıyı yemek borusundan çıkmaya olanak vermesi yüzünden meydana gelir.
Çıkarma, özellikle bebek 6 aylık oluncaya kadar, normaldir ve çıkartılan gıda içerisinde kan olmadığı ya da bebek kilo kaybetmediği sürece endişelenecek hiçbir şey yoktur. Çoğu bebeklerde bebek büyüdükçe çıkarma da ortadan kalkar. Bebeğin yediği gıdaları çıkarmasını tamamıyla önleyecek bir yol yok ise de, problemi azaltmak için bazı şeyler yapılabilir.
Fazla besleme problemi artırdığı için, bebeği her emzirmede 20-30 gr. daha az besleyiniz. Beslenme süresini 20 dakikadan daha aza indiriniz ve iki emzirme arasında en az 2.5 saat bekleyiniz.
Bebeği geğirtiniz. Beslenme esnasında ara vererek bebeği geğirtmek suretiyle, emzirme esnasında ortaya çıkabilecek geğirme gereksinimini ortadan kaldırınız. Emzirdikten sonra bebeği yatırmayınız; bebeği minderle destekleyerek oturur vaziyette tutunuz, eğer bebek 6 aylık ya da daha büyükse bebek iskemlesinde bir süre oturur vaziyette bekletiniz.
Bebeğinize sıkı giysiler giydirmeyiniz ve her emzirme sonrasında hoplatmaktan kaçınınız.

Mide çıkışı tıkanması, sindirilen gıdaların mideden ince barsağa geçtiği yerde meydana gelen tıkanmadır.

Mide çıkışı tıkanması, yeni doğmuş yaklaşık 150 erkek bebekte 1 ve 750 kız bebekte 1 gibi oranla etkili lur. Bu şekilde doğan bebeklerden takriben %15′inin ailesinde kusurlu geçmiş olmasına karşın, asıl neden bilinmemektedir.

Bebeğiniz mide tıkanması ile doğmuş ise, semptomlar genellikle bebek 2 ve 3 haftalık olduğu zaman başlar. İlk semptomlar, yenen gıdaların çıkarılması ve her ne kadar gerçek kusma kadar güçlü değilse de, kusma gibi ortaya çıkar. Nadiren, kusma ile birlikte kan da gelir. Kusma tipik olarak beslenme esnasında ya da beslenmeden kısa bir süre sonra meydana gelir; fakat saatlerce sonra da ortaya çıkabilir. Kustuktan sonra bebek tekrar kendini aç hisseder ve beslenmek ister.

Mide çıkışı tıkanması olan bebek, barsaklarına çok az yiyecek geçtiği için, çok az dışkılar. Bir süre sonra bebek kilo ve su kaybetmeye başlar. Bebeğin gözleri içine çöker ve yanakları karışır. Bu görünümü ile bebek yaşlı bir insan gibi görünür. Mide çıkışı tıkanması olan bebek, rahatsız görünebilir fakat büyük bir acı çekiyor gibi görünmez.

Mide çıkışı tıkanması genellikle fiziksel muayene, bebeğin nasıl beslendiğinin öğrenilmesi ve karın bölgesinin muayenesi esnasında mide kapısı bölgesinde sorun olduğunun belirlenmesi neticesinde teşhis edilir. Eğer böyle bir sorunlu bölge hissedilemez ise, ultrasonografik muayene yapılabilir. Mide çıkışı tıkanması ile doğmuş bir bebek damardan sıvı gıda verildikten sonra mümkün olan en kısa zamanda ameliyat edilmelidir.

Ameliyattan 6 saat sonra bebeğiniz ağızdan beslenmeye başlayacaktır: verilen gıda miktarı yavaş yavaş artırılmalıdır. Çoğu bebekler ameliyattan 2 gün sonra taburcu edilebilirler.

Mide çıkışı tıkanması olan bir bebeğin iyileşme süresi, teşhisin ne kadar erken yapıldığı ve bebeğin genel durumuna bağlı olarak çok kısa sürede gerçekleşir. Ameliyat nedeni ile ölüm %1′den daha azdır .

Elektrik çarpmalarını tanımak için temel bilgiler

Elektrikle çarpılmak için akımın vücuttan geçerek + ve - kutuplar arasındaki devreyi tamamlaması gerekir. Pil, batarya, ve akümülatörler doğru akım üretirler. Doğru akım 20-30 volttan sonra çarpılma hissi vermekte ancak tahribat yapmamaktadır. Pil ve oto aküsü ile çarpılmak olası değildir. 30 volt üstü doğru akım (DC) kaynakları tehlikelidir. DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN »

Kanli idrarin rengi içerdigi kan miktarina göre açik pembeden koyu kirmizi ya kadar degisir. Kanli idrar bulaniktir; cam bir kap içinde bir süre hekletilirse üstte görece duru, altta ise kanli çökelti nedeniyle daha koyu renkli ve hulanik iki bölüme ayrilir. Idrarda kan belirtisi bosaltim sisteminin herhangi bir yerinden kaynaklanabilir. Böbrek taslari, veremi, kötü huylu tümörleri ya da enfarktüsü, akut glomerülonefrit, idrar borusu taslari, idrar kesesi tüm örleri, veremi, taslari ya da basit bir idrar kesesi iltihabi ya da siyek (üretra) taslari ve iltihabi buna yol açabilir. Idrarda kan her zaman gözle görülmeyebilir. Idrarin rengini degistirmeyecek kadar azsa ancak kimyasal deneylerle ya da idrar çökeltisinin mikroskopla incelenmesiyle saptanabilir. DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN »

Erkekte kısırlık nedenleri çok fazladır. Genellikle evlenmiş çiftlerin hiç bir doğum kontrol yöntemi uygulamazsalar 2 sene içerisinde çocukları olur. 2 sene geçtiği halde kadın hamile kalmamışsa bir kısırlıktan bahsedilir. Kadının kısırlık nedenleri Ürolojinin mevzusunun dışıdır. Üroloji erkeğin kısırlık nedenlerini araştırı ve tedavi etmeye çalışır.
Son zamanlarda kısırlık bölümü ürolojinin bir alt bölümü olmuş ve kendi başına müstakil bir bilim dalı haline gelmiştir. Bu bölüm (İnfertilite Anabilim) çiftlerden sadece erkek veya kadını incelemeyip her ikisini beraberce incelemeye alıp teşhis ve tedavi uygulamasını birlikte yürütmektedir.
DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN »

SAYFA 1 12»