Yaşlanma ile birlikte görülen, genellikle kalça, diz ve omurga mafsallarında ortaya çıkan ağrılı sertliklerdir. Bu sertliklerin sebebi, mafsal yüzeylerinde kalsiyum tuzlarının birikmesidir.
Bilhassa kırk yaşın üzerinde, az hareket isteyen, statik işlerde çalışan kimselerde görülen kireçlenme, namaz kılan ve hareketli işlerde çalışan insanlarda seyrek rastlanır.
Ne Yapmalı?
* Yaşı kırkın üzerinde olan kimseler hareketsiz işlerde çalışmamalı, sık sık yürüyüşe çıkmalıdır.
* Namaz, hemen hemen, bütün mafsalları çalıştıran ideal bir egzersiz olduğundan ve ayrıca ibadet ihtiyacını karşıladığından fizik ve ruh sağlığı yönünden tavsiye edilmektedir.
* Yağlı, şekerli, tuzlu ve unlu yiyecekler azaltılmalı, sebze yemeklerine ağırlık verilmelidir.

BÖLÜM 1: Doğum gerçekten başladı mı?

Doğum eylemi yani “doğum sancıları”, dış ortamda yaşamaya hazır hale gelmiş bebeğin anne bedeninden ayrılmasıyla sonuçlanan bir süreçtir. Bu sürecin başlangıcını düzenli uterus kasılmalarının ortaya çıkması, bitişini de bebeğin doğması, plasenta ve diğer gebeliğe ait yapıların atılması, yani uterusun boşaltılması belirler.

Normal doğum genel anlamda vajinal yolla gerçekleşen doğum demektir. Vajinal doğumların %96’sı baş gelişi, geri kalan kısmı da makat gelişi şeklinde gerçekleşir. Bu sayfada baş gelişi ile doğumun ayrıntıları anlatılmaktadır. Makat gelişi ile vajinal doğum hakkındaki bilgileri “Normal doğumun özel şekilleri” bölümünde bulabilirsiniz.

Anne adayının bedeninin doğum eylemine hazırlanması

Doğum eyleminin başarıyla sonuçlanabilmesi için anne adayının bedeninde eylem öncesi dönemlerde birçok hazırlık yapılır. Bu hazırlıklar gebelik başladığı andan itibaren başlar: Gebelik bedende algılandığı andan itibaren işlevsel olarak her zaman kasılmaya hazır olan uterusun kasılmaları baskı altında tutulmaya başlanır. Bebeğin olgunlaşma süreci tamamlanana kadar da bu baskılama devam eder. Gebeliğin ilerleyen dönemlerinde uterus üzerindeki baskı azalmaya başlayınca kısa süren, genelde ağrıya yol açmayan ve nadir gelen kasılmalar ortaya çıkar. Braxton-Hicks kasılmaları denen bu kasılmalar anne adayı tarafından da hissedilir. Bunların amacı serviksi (rahimağzı) doğum eylemine hazırlamaktır.

Serviks (rahimağzı) olgunlaşması

Serviks normal şartlarda oldukça dayanıklı bir bağ dokusundan oluşan, giriş kısmı kapalı, sert, koni biçiminde bir yapıdır. Daha önce doğum yapmış olanlarda 1-2 cm açık olabilir. Bu yapı, doğum eyleminde çok önemli bir rol üstlenir: Uterus kasılmaları bebeği doğum kanalından aşağı itmeye çabalarken serviks yaklaşık olarak 10 cm genişliğinde açılarak bebeğin uterusun içinden çıkmasına izin verir. Serviksin açılması uterusun doğum eylemi esnasındaki kasılmalarıyla paralel gider. Serviksin uygun bir şekilde açılabilmesi için buna hazır olması gerekir. Doğum eylemine hazırlık döneminde servikste bir dizi değişim başlar: Giderek kıvamı yumuşamaya başlar. Yönü başta annenin bel kemiğine doğru iken öne doğru yön değiştirir. Aynı zamanda servikste “silinme” denen bir süreç gerçekleşir. Bu süreçte serviks uzunluğu azalır ve yapı incelir. Olgunlaşmış bir serviks artık doğum eyleminin yarattığı kasılmalara duyarlıdır ve kasılmalarla açıklığı giderek artmaya başlar.

Daha önce doğum yapmamışlarda genellikle serviksin olgunlaşma hazırlıkları tamamlandıktan sonra kasılmalar başlar. Daha önce doğum yapmış olanlarda ise serviks olgunlaşmasının bir kısmı doğum eylemiyle paralel gider (Örneğin daha önce doğum yapmış olanlarda silinme doğum eylemi esnasında tamamlanabilir).

Doğum eyleminin başlamasına ne kadar var?

Gebeliğinizin başından sonuna kadar düzenli olarak rutin antenatal (doğum öncesi) kontrollerinize gittiniz. Herşey yolunda gitti. Bebeğinizin tüm organ sistemleri kendi kendine yetebilecek olgunluğa ulaştı. Doktorunuza en son gittiğinizde doktorunuz artık “gününüzün dolduğunu” ve bebeğin doğuma hazır olduğunu söyledi. Bundan sonra sizi neler bekliyor?

İlk olarak hatırda tutmanız gereken, doğum belirtileri başlamadığı sürece doktorunuzun sizi çağırdığı tarihlerde antenatal kontrollere devam etmenizdir. Gebelerin yanlızca %5′i tam 40. gebelik haftasında doğum yapar. Doğum eyleminin 40. gebelik haftasından iki hafta önce ya da iki hafta sonra başlaması normal kabul edilir. Eylem başlamadığı sürece genel olarak haftalık kontroller devam eder ve bu kontrollerde bebeğin NST ve/veya ultrason ile iyilik hali değerlendirilir.

Doğum eyleminin başladığı nasıl anlaşılır?

Yukarıda bahsedilen hazırlayıcı kasılmalar bazen o kadar şiddetli olabilir ki doğum eylemiyle karışabilir. Özellikle ilk doğumunu yapacak anne adayları gerçek doğum sancısının nasıl bir şey olduğunu bilmediklerinden bu hazırlık kasılmaları esnasında paniğe kapılabilirler. Gerçek doğum sancılarının başladığını ve artık çantanızı alıp hastaneye gitmeniz gerektiğini nasıl anlayacaksınız?

Gerçek doğum sancılarının en önemli özelliği düzenli aralıklarla oluşmalarıdır. Önceleri daha az sıklıkla ancak yine de düzenli aralıklarla gelen doğum sancıları belli bir aşamadan sonra tipik olarak 10 dakikada üç kez ortaya çıkar ve her bir kasılma yaklaşık 50 saniye sürer. Gerçek sancılar istirahat etmekle geçmez. Şiddeti de zaman içinde giderek artar. Kasılmaları karnınıza ellediğinizde rahatlıkla hissedebilirsiniz. Eğer kasılmalarınız belli bir düzene girmişse ve istirahatle geçmiyorsa hastaneye gitme zamanıdır.

Doğum eylemine geçiş her zaman önce sancıların başlaması şeklinde olmaz. Bazı anne adaylarında sancılar başlamadan önce su kesesi açılabilir. Böyle bir durum ortaya çıkarsa bebeğin değerlendirilmesi için hastaneye gitmelisiniz.

“Nişan” denilen hafif kanlı-sümüksü akıntı, serviksteki bebeği koruyucu tıkacın atılmasından ibarettir. Ek bir belirti ya da şikayet yoksa beklemeye devam edebilirsiniz. Genellikle nişandan sonraki ilk iki günde doğum başlar.

Gebeliğinizin seyri esnasında size hemen doktora başvurmanızı gerektiren acil durumlar doğum sancılarını beklemekte olan anne adayları için de geçerlidir.

Bunlar özetle:

Şiddetli ve istirahatle geçmeyen düzenli kasılmalarınız olursa doğum eylemi başlamıştır, hastaneye gidiniz.

Kasılmalarınız aşırı uzun sürüyorsa, kanamanız oluyorsa, suyunuz gelmişse, bebek hareketlerinde azalma hissettiyseniz ileri inceleme gerektiren bir durum var demektir. Hemen doktorunuzla irtibata geçip hastaneye gidiniz.

Doğum için başvurduğunuzda hastanede yapılan ilk incelemeler

Hastanede doktorunuzla buluştunuz. Doktorunuz sizin gebe kartınızda bugüne kadarki antenatal kontrollerde elde edilen bulguları tekrar gözden geçirecek ve sizden şikayetiniz hakkında ayrıntılı bilgi alacaktır. Daha sonra pelvik muayene yapılması için doğumhaneye alınacaksınız.

Pelvik muayene

“Tuşe” adı verilen bu elle muayene çok önemlidir: Bu muayene serviksin açıklığı, silinmesi ve yumuşaması, bebeğin başının doğum kanalının neresinde olduğu ve amniyos kesesinin bazı özellikleri hakkında bilgi verir. Ayrıca doğum kanalının giriş kısmı, kanalın özellikleri ve doğum kanalının çıkış kısmı konusunda da önemli bilgiler bu muayenede edinilir. Kanalın kemik ve yumuşak doku yapısında bebeğin geçişine engel olabilecek durumlar (çatı darlığı gibi) bu muayene esnasında ortaya çıkar.

Bebeğin durumunun değerlendirilmesi

Pelvik muayene bittikten hemen sonra bebeğin kalp atımları ile uterus kasılmaları arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi amacıyla yaklaşık olarak 20 dakika süreyle kardiyotokografik inceleme yapılacaktır. (Bazı doktorlar yalnızca fetoskop denen cihazla bebeğin kalp atışlarını dinlerler.)

Doğum gerçekten başlamamışsa evinize gidebilirsiniz

Bu incelemeler sonucunda doktorunuz gerçek doğumun başlamadığı yönünde karar verirse ve kardiyotokografi (ya da fetoskop ile duyulan bebek kalp atışları) normalse sizi istirahat amacıyla evinize geri gönderebilir. Özellikle ilk doğumunu yapacak olan anne adayları genellikle doğum eylemi henüz tam başlamadan başvururlar. Bu durumda sizin gereksiz yere sattlerce hastanede kalmanızı engellemek amacıyla bu yerinde bir karardır. Doktorunuz size gerçek doğum sancılarının özelliklerini ayrıntılarıyla anlatacak ve bu ağrıların başlaması durumunda ya da diğer başvurmanız gereken özel durumlarda sizden tekrar başvurmanızı isteyecektir.

Bulgular gerçek doğum eyleminin başladığı yönündeyse artık bebeğinizle kucaklaşmanıza saatler kalmış demektir. Doğumhane kıyafetinizi giyebilirsiniz. Doğum eylemi başlamıştır.

BÖLÜM 2: Doğumhaneye hoşgeldiniz

Bir önceki bölümde sizin doğum ağrılarıyla hastaneye başvurduğunuzda neler yaşayacağınızı anlatmıştık. Bu bölümde de doğum eylemi başladıktan sonra sırasıyla yaşayacaklarınızı bulacaksınız. Öncelikle doğum eylemi denen olguya biraz daha yakından bakalım:

Doğum Eyleminin Evreleri

Doğum eylemi üç ayrı evreye ayrılır:

Birinci evre: Gerçek doğum sancılarının başlamasından serviksteki genişlemenin yaklaşık 10 cm (tam açıklık) olmasına kadar geçen evredir. Serviksin tam açık olması demek bebeğin artık doğum kanalından çıkmasında karşısında tek engel olan serviks engelinin ortadan kalkmış olması demektir.

İkinci Evre: Tam açıklık oluşmasından bebeğin doğmasına kadar geçen evredir.

Üçüncü Evre: Bebeğin doğumundan plasenta ve amniyos zarlarının dışarı atılmasına kadar geçen evredir. Bu evre sonunda gebelik fiziksel olarak bitmiş ve gebeliğin biyokimyasal, hormonal, fizyolojik tüm etkileri ortadan kalkmaya başlamıştır.

Doğumun birinci evresi:

İlk pelvik muayeneniz yapıldı, doğum eyleminin başladığına karar verildi ve doğumhanede yerinizi aldınız. Bundan sonra neler olacak?

İlk önce antenatal tetkiklerinizden eksik kalan incelemeler varsa bunlar yapılacak, ya da gerek görülürse tam kan ve tam idrar tahlili için idrar ve kan örnekleri alınacaktır.

Doktorunuz size bu aşamada lavman yapılmasını önerecektir. Lavman, kalın barsakta biriken dışkının tümüyle dışarı atılmasını sağlar. Bunun önemi büyüktür, zira doğumun ikinci evresinde ıkınmalar esnasında dışkı dışarı çıkıp bebeğin başına bulaşabilir. Ayrıca lavmanın doğumun birinci evresini de hızlandırıcı özelliği vardır. Lavman sonrasında doktorunuz bebeğin kalp atışlarını tekrar dinleyecek gerekirse kardiyotokografi incelemesi tekrar edilecektir.

Birinci evrede sizin yapabilecekleriniz ve yapmamanız gerekenler nelerdir?

Tercih ederseniz ve suyunuz henüz gelmemişse dolaşmanızda bir sakınca yoktur ve bu kasılmaların daha düzenli olmasına yardımcı olabilir. Bu şekilde kendinizi daha rahat hissederseniz doktorunuza danışarak kalkın ve dolaşın.

Birinci evrede ağızdan katı ve sıvı gıda almamanız önemlidir. Zira özellikle doğumun ikinci evresinde bulantı sıktır ve mideniz dolu olursa kusmanız daha büyük olasılıktır. En önemlisi de eğer doğumun herhangi bir evresinde sezeryan gerekirse bu durumda genel anestezide ortaya çıkması muhtemel riskleri azaltmak için midenin tümüyle boş olması gereklidir. Eğer çok susarsanız doktorunuza danışarak az miktarda su içebilirsiniz. Ancak kesinlikle katı gıda almayınız. Eğer çok bitkin düşerseniz damar yoluyla sıvı ve glikoz verilebilir.

Kasılmalarınız esnasında derin nefes alıp vermeniz bebeğe giden oksijen miktarını artıracak ve ağrıları daha hafif hissetmenize yardımcı olacaktır.

Bu evrede yapılacak işlemler

Doktorunuz belli aralıklarla yanınıza gelecek ve şikayetlerinizi değerlendirecektir. Genellikle yarım saatte bir bebeğin kalp atışları dinlenecek ve gerektiği durumlarda kardiyotokografi cihazı tekrar karnınıza bağlanarak daha ayrıntılı inceleme yapılacaktır. İki saatlik aralıklarla serviksteki açılma ve bebeğin kanaldaki durumu değerlendirilecektir. Bu incelemelerin amacı doğumun normalden yavaş seyredip seyretmediğini ortaya çıkarmaktır.

Serviksteki açılma belli bir aşamaya geldiğinde eğer hala su keseniz kendiliğinden açılmamışsa doktorunuz doğumun seyrinin yavaşlamasını engellemek için bu keseyi kendisi açmayı tercih edebilir. Siz pelvik muayene pozisyonundayken bebeğin kalp sesleri dinlendikten sonra doktorunuz keseye ufak bir delik açmak için tasarlanmış aleti vajinadan servikse doğru ittirir ve dikkatli bir şekilde keseyi açar. Bu, tümüyle ağrısız bir işlemdir. Doktorunuz gelen sıvının rengini not eder. Bebek kalp sesleri tekrar dinlendikten sonra işlem biter.

Epidural ile doğum tercihi yapmışsanız, epidural kateterinin yerleştirilmesi işlemi bu aşamada gerçekleştirilir. Epidural tercih etmemişseniz ya da bu uygulama çeşitli nedenlerle sakıncalı bulunmuşsa eyleminizin aşırı ağrılı geçmesi durumunda damar ya da kalçadan enjeksiyon yoluyla bazı ağrı kesici ilaçlar belli kurallara uyularak uygulanabilir.
Bu evrenin sonuna doğru ıkınma başlayabilir. Doktorunuz söylemediği sürece ıkınmayınız.

Doktorunuz size yaptığı muayenede “serviks tam açık” müjdesi verdiğinde birinci evre bitmiş demektir.
BÖLÜM 3: Çok Az Kaldı!

Serviks tam açık olduğu andan itibaren artık doğumunuz çok yaklaştı demektir. Artık serviks engeli ortadan kalkmış ve bebek yanlızca 10 santimetre olan “uzun yolu katetmeye çoktan başlamıştır bile.

Doğumun ikinci evresi

Doğumun ikinci evresinde bebeğin önündeki engel kalkmıştır. Önünde bulunan yaklaşık 10 cm uzunluğundaki kanaldan dışarı çıkmak için çaba göstermeye başlar. Doğum kanalı denen yapı, uzunluğu 10 cm. olan ve iç duvarlarının büyük kısmı vajina tarafından oluşturulmuş bir tüneldir. Vajinanın etrafı ise kaslar ve bağdokusu ile sarılıdır. Vajina ve diğer dokular bebek başının ilerlemesini genellikle engellemezler. Ancak kanalın etrafını çeviren bir de kemik yapılar vardır. Bunlar pelvis denen yapıyı oluşturan kemiklerdir. Bu kemiklerin birbirlerine bağlandığı ligamentler oldukça esnek olmasına karşın, kemik yapının genişleme özelliği yoktur. Bu yüzden bebeğin baş ve vücudunun bu kemiklerin engellerini aşacak şekilde yeniden yapılandırılması gerekir. Bebeğin uterus içindeki duruş şekli, bebeğin baş kemiklerinin özellikleri ve doğum kanalında bulunan çeşitli çukur ve tümsekler bu yapılandırmaya yardımcı olur. Doğum kanalının girişi oval bir yapıya sahiptir ve bebek buradan başını çenesine değdirerek ve bir miktar çevirerek geçebilir. Bu geçiş kanaldan geçişin en önemli etaplarından biridir zira baş geçmeyi başardığında diğer kısımların bu giriş kısmından kanala girmesi kolaydır.

Bebek, daha önce doğum yapmamış olanlarda genelde doğum eylemi başlamadan önce kanalın giriş kısmından başını içeriye sokar ve doğum kanalı içinde az miktarda ilerler. Daha önce doğum yapmış olanlarda ise doğum kanalına giriş doğum eylemi başlayana kadar gerçekleşmeyebilir.

Angajman-”yolun yarısı”

Doğum kanalının tam ortasında sağlı sollu ve aralarında yaklaşık 10 cm. mesafe olan iki kemik tümseğe (dikensi çıkıntılar) geldiğinde ikinci zorlu etap başlar. Bebeğin başı bu etaba ulaştığında ve bu 10 cm. genişliğindeki mesafeye geldiğinde “bebek başı angaje (doğum kanalına girmiş)” denir. Daha önce doğum yapmış olanlarda angajman genelde doğum eylemi başladıktan sonra gerçekleşir.

Baş angaje iken serviks de açılmaya devam eder. Genellikle serviks tümüyle açıldıktan sonra veya açılmasına doğru bebek, genişliği 10 cm olan bu dikensi çıkıntıların arasından da yine başını özel bir açıyla döndürerek geçmeyi başarır. Bu engel de aşıldıktan sonra artık doğuma çok az kalmıştır. Dikensi çıkıntılardan kurtulmayı başaran bebek artık yüzü annenin arka kısmına bakacak şekilde bir dönüş hareketi yapar ve doğum kanalının geri kalan beş cm’lik kısmını kateder. Bu esnada bebek başı her ağrı ve ıkınmayla beraber perine aralanarak görülmeye başlanır.

İşte ıkınmalar başladı!

Ikınma bebek başının rektuma (kalın barsağın son kısmı) baskı yapması nedeniyle belli bir süre sonra otomatik bir hal alır.

Bu aşamada artık muayeneler de sıklaşır. Doktorunuz sizden her ağrıyla birlikte önce derin bir nefes almanızı ve bu nefesi bırakmadan ağrının devam ettiği sürece ıkınmanızı isteyecektir. Burada amaç bebeğin kanaldan geçmesine yardımcı olmaktır. Ağrılar arasında ise dinlenmeniz ve bir sonraki ağrı geldiğinde en iyi şekilde ıkınmanız çok önemlidir. Bu aşamanın süresi tümüyle sizin etkili bir şekilde ıkınmanıza bağlıdır. Önerilere uygun bir şekilde ıkınırsanız bebeğiniz kısa bir zamanda dışarı çıkar.

Bebeğinizin saçları görünüyor!

Bebek başı bu evrenin sonuna doğru kasılma ve ıkınmalarla birlikte perineden gözükmeye başlar. Kasılma bittiğinde ise içeri tekrar girer. Belli bir aşamadan sonra ise artık her kasılma ve ıkınmada bebeğin başının daha büyük bir kısmı gözükmeye başlar ve kasılma bitiminde baş içeri tekrar girmez, o şekilde kalır. Buna crowning (taçlanma) adı verilir. Artık doğum çok yaklaşmıştır.

Epizyotomi-belki de gerekmeyecek?

Steril doğum takımları açılır ve doktorunuz artık başınızdan ayrılmaz. Size ağrılarla ıkınmanız ve ağrılar arasında ıkınmayı durdurmanız yönünde talimatlar verir. Özellikle bu dönemde kendinize hakim olmanız çok önemlidir. Ikınmalarla artık bebek iyice perineyi zorlamaya başladığında epizyotomi için hazırlıklar başlar. Bir enjektör yardımıyla kesilecek olan bölge iyice uyuşturulur. Bebeğin çıkması iyice yaklaştığında perinenin alt birleşim bölgesinden başlanarak yaklaşık 45 derece açıyla makasla bir epizyotomi kesisi yapılır (Bazı durumlarda epizyotomi yapılmadan da doğum gerçekleşebilir). Bebeğin perineye yaptığı basıncın yırtılmaya neden olmaması için alınan bir önlemdir. Epizyotomi hakkında daha geniş bilgi almak için tıklayın!

Sakın ıkınmayı kesmeyin!

Epizyotomi açıldıktan sonra en fazla iki ya da üç ıkınmada bebek başı doğar.

Tamam, ıkınmayı kesebilirsiniz!

Bebeğin başı doğar doğmaz sizin ıkınmayı kesmeniz gerekir.

Bebeğin başı çıkar çıkmaz ağzındaki salgılar plastik bir sonda yardımıyla aspire edilir. Bebek başı doğduktan sonra baş genellikle sol bazen de sağ yana döner. Bu hareketin amacı omuzların doğum kanalından girmesini sağlamaktır. Kendiliğinden gerçekleşmezse doktorunuz bu aşamada bebeğin başını bir yana döndürmesine yardımcı olacaktır. Bebek başı doğduktan sonra baş genellikle sol bazen de sağ yana döner. Bu hareketin amacı omuzların doğum kanalından girmesini sağlamaktır. Kendiliğinden gerçekleşmezse doktorunuz bu aşamada bebeğin başını bir yana döndürmesine yardımcı olacaktır.

İşte bebeğiniz!

Baş çıktıktan kısa bir süre sonra bebeğin vücudunun geri kalan kısımları da kolaylıkla doğar. Bir süre sonra doğumhanede bir ağlama sesi duyulur.Tebrikler…..Anne oldunuz.

2.Evrede oluşan özel durumlar.

Bebeğin doğum kanalında takılması

Boyna kordon dolanması

Omuz takılması

2. evrenin aşırı uzaması

Vakum ekstraksiyonu

Kalp seslerinde bozulma

Aşırı kanama

Doğumun üçüncü evresi:

Bebek doğduktan hemen sonra kordona iki klemp yerleştirilir ve kordon ortadan kesilerek bebeğin bağımsız yaşamı başlatılır. Bebek üşümemesi için radyant ısıtıcı denen özel bir masaya alınır. Burada doktorunuz tarafından ya da bir çocuk uzmanı tarafından bebeğin yaşamsal bulguları gözden geçirilir. Bebeğinizin 1. dakika ve 5. dakika Apgar skorlaması yapılır. Bu ilk değerlendirmeler sonrasında doktorunuz tekrar size döner. Kanama miktarı değerlendirilir ve normaldışı bir durum yoksa plasentanın kendiliğinden düşmesi beklenir. Plasenta yaklaşık olarak 15 dakika içinde uterustan çıkarak vajinaya geçer. Doktorunuz plasenta ve zarları dikkatli bir şekilde dışarı çıkarır ve tümünün çıkıp çıkmadığını değerlendirmek için amniyos zarı ve plasentayı dikkatlice gözden geçirir. Daha sonra açılan epizyotomi, bölge biraz daha uyuşturulduktan sonra kendi kendine eriyen ipliklerle tamir edilir.

Tamir sonrası vajina içi ve serviks gözden geçirilir, yırtık oluşmuşsa bunlar da tamir edilir. Bu aşamalar da atlatıldıktan sonra doğumhane ekibi belli aralıklarla kontrolünüze gelmek üzere sizi bebeğinizle başbaşa bırakır.

Korktuğunuz kadar varmıydı?

3. Evrede ve sonrasında oluşan özel durumlar

Bebekle ilgili problemler

Plasentanın ayrılmasıyla ilgili problemler

Epizyotomi yerinde ya da doğum kanalının diğer bölgelerinde oluşan büyük yırtıklar

Doğum sonrası ilk 24 saatte oluşan özel durumlar

Epizyotomi yerinde hematom

Atoni

Ağrı

İdrar yapamama

Emzirememe

Lohusalık döneminde oluşan diğer özel durumlar

  • Yenidoğanlar ve uyku

Doğum olayı sona erip, sıra hastaneden eve dönmeye geldi mi, anne-babaların çoğu bebeklerinin evde nasıl uyuyacağını merak etmeye başlarlar. Şunu bilmelisiniz ki, yenidoğanlar, kendilerini rahatsız edebilecek ses ve ışık uyaranlarını etkisiz kılacak bir doğal yetiye sahiptirler. Bu yetenek, kısa sürede alışkanlığa dönüşecektir.

Biz hekimler, bir takım basit testlerle, bebeklerin bu yeteneklerini tespit ederiz. Örneğin, uyuyan bebeğin gözlerine fenerle kuvvetli bir ışık tutulması onun bir takım hareketler yapmasına neden olur. Aynı ışığı, kısa aralıklarla bir kaç kez daha tutalım, dördüncü, beşinci seferde artık bebeğin ışığa hiç tepki göstermeyip mışıl mışıl uyuduğunu görürüz. Benzer test, bir minik çan kullanılarak bebeğin sese tepkisi sırasında da yapılabilir. Örnekteki bebek, uykusunu koruyacak bir takım doğal yollar geliştirmiştir.

Oysa kimi bebeklerin sinir sistemleri, muhtemelen doğum stresinin de etkisiyle henüz bu yeteneğe sahip değildir. Ses ve ışık, onları rahatsız eder ve kolayca uyanabilirler. Böylesi bebekler, tıpkı erken doğmuş bebekler gibi dış uyaranların olabildiğince azaltıldığı sessiz ve loş bir odada uyutulmalıdırlar.

  • Üç-dört haftalık bebek ve uyku

Bu dönemde bir bebeğin en önemli görevi, uyku hali, uyanıklık hali gibi değişik durumları kontrol yeteneği kazanmaktır. Bu süreçte, anne babanın da iyi bir gözlemle öğreneceği çok şey vardır.

Kalabalık ve gürültülü bir ortamda uyuyabilmek, herhangi bir dış uyaranla tam uyanırken tekrar uykuya dalmak üzere kendi kendini sakinleştirmek, yukarda sözettiğimiz kontrol sürecinin aşamalarıdır.

İyi bir gözlem, bebeğin farklı bilinç durumları arasındaki geçiş dönemlerindeki davranışlarından önemli çıkarımlar yapmanızı sağlayacaktır. Aktif ve gergin bebek, geçiş dönemlerini daha hızlı, sakin bebek ise daha yavaş ve sancısız yaşayacaktır.

Huysuzluk anında, bazı hareketleriniz onun ağlamaya başlamasına neden olurken, başka kimi davranışlar da bebeği sakinleştirecektir. Üç dört saatlik sikluslarla, bebek bu geçiş dönemlerini yaşar. Yeni anne-babanın ilk görevi, bu bağlamda bebeklerinin davranışlarını “tanımaktır”.

Temel sorun, ağlamaya başlayan bebeğin, kısa süre sonra sakinleşip uykuya devam mı edeceği, yoksa acıktığı için mi ağladığının ayırdedilmesidir. Emzirmek yada mama vermek işe yaramıyorsa –ki genellikle bu durumda ilk yapılan iş bebeği beslemektir- bu huzursuzluk hali bir süre devam edecek ve bebek bir süre sonra sakinleşecektir. Bu olay yaklaşık hergün yaşanır. Bebek, bu dönemde, ortalama rakamlarla söylersek, 3-4 satlik dilimler halinde 16-18 saat uyur.

  • Birbuçuk- iki aylık bebek ve uyku

Bebeğinizin uyuma ve beslenme zamanı ve süresi bu dönemde giderek daha düzenli bir hal almaktadır. İki beslenme arası zaman 3 saate hatta daha fazlasına uzar. İki aylık bebekler, doğum tartısı ve başka kimi faktörlere de bağlı olarak, gece uyku saatlerini de artırırlar.

İkinci ay artık bebeğinizi günlük aile düzeninize alıştırma zamanının da başlangıcıdır. Artık, geceleri yatmadan önce bebeğinizi uyandırıp son bir kez besleyebilir, sabahları onu uyandırarak güne sizin uygun gördüğünüz zamanda başlamasını sağlayabilirsiniz. Tabii ki bunu yaparken bebeğinizin de durumunu ve isteklerini gözönüne almalısınız. Şimdilik, en azından bebeğinizin buna hazır olduğunu bilin..

Bebeğinizin, huzursuzluk ve ağlama dönemleri de artık daha düzenlidir; genellikle günün sonundadır, ve huzursuzluğu kaka yapmayla sona erer. Bebeğiniz, emmeye ve uyumaya kendini hazırlamıştır.

  • Dört aylık bebek ve uyku

Bu dönemde uyku konusunda temel sorun bebeğinizin gece uyku düzenidir. Dört aylık bebek, bırakıldığı yerde uyumalı, ve uykusu ortalama 8 saat kesintisiz sürmelidir. Bebek için “kesintisiz uyku”nun anlamı, derin uykudan hafif/yüzeyel uykuya geçiş aşamalarını uyanmadan atlatmasıdır.

Hafif uykuya geçen bebek, ağlar, sesler çıkarır, yatakta döner, ama unutmayın, tüm bunlar olurken hala uyumaktadır, ve uyku içi bu geçiş aşamalarında kendi kendini sakinleştirerek/rahatlatarak derin uykuya geçmeyi öğrenmelidir.

Bebeğin uyumayı “öğrenmesi” konusunda ailelere önemli bir görev düşüyor; bebeklerin mutlak anne baba desteğine ihtiyaçları vardır, ama anne-babaların genellikle yaptıkları, bebeğin sesini duyar duymaz onu kucaklarına alıp, kendi kendilerine derin uykuya geçmelerine engel olmaktır. Bu tür yanlış yaklaşım, 3-4 saatte bir hafif uykuya geçen bebeğin her seferinde uyanma ve beslenmeye alışması ve bunu rutin uykunun bir parçası olarak algılamasıdır. Bu alışkanlık bir yerleşti mi, ilerleyen aylarda değiştirmek çok daha zordur.

  • Yedi aylık bebek ve uyku

Her ne kadar bebeğiniz 7. Aya kadar geceleri kesintisiz 8-12 saat uyumayı “öğrenmiş” de olsa, oturmak, sürünmek, emeklemek gibi bu dönemde kazandığı yeni yetenekler, geceye de taşınacak ve kimi sorunlar çıkaracaktır. Yeni durum, gece uyanmalarını kolaylaştıracak, tekrar uykuya dalmayı güçleştirecektir.

Benzer güçlükler, gündüz uykuları için de geçerlidir. Anne-babaya düşen, 4. Ayda yaptığımız önerileri tekrar uygulamaktır.

7 aylık bebek, kesintisiz gece uykusu yanında öğleden önce ve sonra birer kez olmak üzere toplam en az iki gündüz uykusu uyumalıdır. Uyumasa bile, bu saatleri yatakta kendi başına geçirmeyi öğrenmelidir. Buna sadece bebeğin değil, anne-babanın da ihtiyacı vardır.

  • Dokuz aylık bebek ve uyku

Daha önce söylediğimiz gibi, kazanılmış yeni yetenekler, uyumayı güçleştirmektedir. Dokuz aylık bebek, artık kendi kendine ayağa kalkabilir, geceleri de kalkacaktır, hem de siz onu uyuması için yatağına bırakıp odasından çıkar çıkmaz! Bu olay, belki on defa tekrarlanacaktır! Bu durumun üstesinden gelebilmek için “kararlı” olmalısınız. Tekrar tekrar ayağa kalkma ve ağlamalar üzerine onu yatağından alıp salona geçmeyin. Kesinlikle yataktan kalkmasına izin vermeyin, kararlılığınızı görsün, uyuması gerektiğini anlasın. Gece uyanmaları sırasında da aynı yöntemi uygulamalısınız.

 

Çocuk gelişiminin her alanında olduğu gibi, tuvalet eğitiminin de her çocuk için geçerli bir başlangıç yaşı yoktur. Ama genellikle çocuklar, anne-babalar farketmeden bu olgunluğa ulaşırlar.

Bebeklerin önemli bir bölümü, gerekli olgunluğa 18-24 ay dolaylarında ulaşırlar ama bazılarınıysa 4 yaşa kadar beklemek gerekebilir. Hiç telaşlanmayın, bunların her ikisi de normaldir.

Çocuğunuzun yeterli olgunluğa ulaşma sürecinin neresinde olduğunu saptamada aşağıdaki liste işinize yarayacak:

  • Kakası düzenli, yumuşak ve şekillidir
  • Kilotunu kendi kendine indirip kaldırabilmektedir.
  • Ev halkının tuvalet/banyo hareketlerini taklit etmeye çalışmaktadır.
  • Kakası geldiğini bir takım fiziksel hareketlerle belli etmektedir veya söylemektedir.
  • Kaka ve çiş anlamına gelen kelimeleri kullanmaktadır.
  • Basit emirleri anlamaktadır (Örnek: oyuncağı al vb.)
  • Tuvalete gitmesi gerektiğini anlatan fiziksel uyarıları anlamakta, ve önceden size söylemektedir.
  • Kakalı bezle kalmayı sevmemekte, istememektedir.
  • 3-4 saatlik kuru dönemleri olmaktadır, mesane kasları idrarını tutacak kadar olgunlaşmıştır.
  • Herşeye olumsuz yaklaşmamaktadır.
  • Eşyaları yerine koyma alışkanlığını edinmeye başlamıştır.
  • Bağımsızlık isteğini belli etmektedir.
  • Yürüyebilmekte ve oturabilmektedir.

Kolik nedir?

Herhangi bir sağlık sorunu olmayan sağlıklı bebekte, her tür kontrol edilemeyen ağrıya “kolik” denir. Bu durum, bebeklerin ortalama %20’sinde mevcuttur.

  • Bu bebekler, günde ortalama 3 saatten fazla ağlarlar,
  • Bu durum, haftada 3 günden fazla tekrarlar.

İlk bebekle sonrakiler arasında, kız bebekle erkek bebek arasında sıklık farkı yoktur. Tedavi gerektiren herhangi bir tıbbi soruna bağlı olmamasına rağmen, belki anne-babaların en sık doktora başvurma nedeni budur, aileyi en çok gaz sancıları telaşlandırır. Önceleri korkuyla karışık bir telaş; “Acaba anlaşılamayan bir sorun mu var?” Daha sonra ne pahasına olursa olsun bu sancıyı dindirip bebeği rahatlatma isteği.

Bebekte kolik -gaz sancısı olup olmadığı nasıl anlaşılır?

Bebeklerin tamamı ara sıra ağlar, ağlamayanı yoktur. Her ağlamasının da, mutlaka hemen o anda çözümlenebilecek bir nedeni de olmayabilir. Ancak bu ağlama, günde iki-iki buçuk saati geçmez. Ancak gazlı bebek;

  • Sürekli ağlama 3 saatten fazla sürer,
  • Genellikle saat 18.00-24.00 arasında olur, akşam saatlerinde şiddetlenir,
  • Bebek son derece huzursuzdur,
  • Bacaklarını çeker, gaz çıkarır.

Gaz sancıları, bebek 2 haftalık olduğunda başlar, 4. haftada şiddetlenir, 3. Ayda büyük ölçüde kaybolur. Ne yazık ki, az sayıda bebekte, 6-9. aya dek devam edebilir.

Neden bazı bebeklerde kolik vardır?

Yıllardır bu soruya cevap aranıyor. En çok suçlanan da, bebeklerin henüz gelişmemiş sindirim sistemi. Bebeğin emdiği anne sütü yada mamanın parçalanıp sindirilebilmesi için gereken barsak ve pankreastan salgılanan kimi maddeler vardır; biz bunlara “enzim” diyoruz. Bebeklerde, ilk aylarda sindirim enzimleri son derece azdır.

Kolik tehlikeli midir?

Hayır, ev halkını huzursuz edip uykusuz bırakmak dışında hiç bir tehlikesi yoktur! Tek bir şartla; bir çocuk hastalıkları uzmanı tarafından, ağlama ve huzursuzluğun fıtık vb. herhangi bir nedene bağlı olmadığının belirlenmesi gerekir.

Gaz sancısı olan bebekler, sağlıklı bebeklerdir, ortalamanın üzerinde büyür ve gelişirler, gaz sancılarından herhangi bir zarar görmezler.

Annenin beslenmesi ile bebeğin gazı  arasında ilişki var mıdır?

Kolik, gerek anne sütü gerekse formül mama ile beslenen bebeklerde görülebilir. Emziren anneler, genellikle kendi yedikleri ile bebekte gaz sancızı düzeyi arasında bir ilişki olduğunu farkederler. Örneğin, inek sütü içtikleri zaman bebek daha huzursuzdur. Şiddetli gaz sancısı çeken bebek varlığında, annenin inek sütü ve süt ürünlerini bir kaç gün keserek bir değişiklik olup olmadığını gözlemlemelidirler. Değişiklik yoksa, rahatça süt içmeye devam edebilirsiniz, çünkü emziren anne diyetinde günde 500 mililitre süt olması aslında kalsiyum ihtiyacının karşılanması açısından gereklidir.

Kimi anneler, baharatlı gıdaları, buğday ürünlerini, kimi sebzeleri kolikten sorumlu tutarlar. Bunda da gerçeklik payı vardır. Alkol ile çay-kahve de şüpheli maddelerdendir. Baharatlı gıdalardan, kuru fasülye,nohut, lahana, karnıbahar, brokoli, sarmısak gibi gıdalardan bir kaç gün uzak durmak yarar sağlayabilir. Yarar görürseniz, birer birer, 3-4 gün ara ile saydığımız gıdaları diyetinize ekleyerek, bebeğin tepkisine göre hangisinin gaz yaptığını saptamaya çalışın, ve ondan uzak durun.

Formül mama ile beslenen bebeklerde yapılacaklar daha sınırlı; doktorunuzla görüşerek, daha az gaz yapıcı bir mama kullanmaya başlayın.

Bir de, bebeğin beslenme sırasında hava yutmasından sakınmak gerekir, gerek biberon gerekse anne sütüyle beslenen bebeklerde, emerken hava yutturmamaya dikkat! Meme başını, etrafındaki kahverengi alanla birlikte, olabildiğince geniş olarak bebeğin ağzına verin, yanlardan hava yutmasın; biberon alıyorsa, biberonu yatay değil de, dik tutun, bebeğe sadece mama gitsin, hava yutmasın.

 

Dişlerdeki çarpıklıkların (ortodontik bozukluklar) zararları :

  • Genellikle dişlerdeki çarpıklıkların sadece estetik görüntüyü bozduğu düşünülür.Halbuki bunun ağız diş sağlığı üzerinde zararlı etkileri vardır.
  • Öncelikle çiğneme düzeni etkilenir
  • Dişlerin çarpık ve düzensiz olması, yemek birikimine elverişli ortam hazırlar. Sonuçta ağız hijyeni bozulur , çürüğe ve dişeti hastalıklarına yolaçar.
  • Dişler normal konumlarında değilse bazı seslerin oluşumu bozulur ve konuşma bozuklukları meydana gelir.
  • Temporomandibuler eklem ( çene eklemi) hastalıkları görülebilir.

SORU: Çocuklarda ortodontik bozukluk olup olmadığı nasıl anlaşılır?

  • Çocukların dişleri kontrol edilerek herhangi bir ortodontik bozukluk olup olmadığı belirlenmelidir. Bu evde anne baba tarafından da yapılabilir.. Ama tabii ki mutlaka bunun bir ortodonti uzmanına kontrol ettirilmesi gerekmektedir.
  • Çocuğunuz dişlerini kapattığı zaman alt ve üst büyükazı ve küçükazı dişleri karşılıklı olarak kapanmalı arada açıklık olmamalıdır. ( Ancak sürekli dişlerin yeni sürdüğü dönemlerde aralık olabilir)
  • Üst çene alt çeneye göre bir miktar daha önde konumlanmalıdır.Eğer çocuğunuzun alt ön dişleri üst dişlerinin daha önünde yer alıyorsa veya başbaşa kapanıyorsa ortodontik bozukluk sözkonusudur Aynı şekilde üst dişlerin de aşırı miktarda önde olması (dişleklik olarak adlandırılan konum) bir ortodontik bozukluktur .
  • Dişler birbiri üzerine binmiş bir şekilde çarpık olmamalıdır.
  • Komşu dişler birbirleriyle temas etmeli arada açıklıklar olmamalıdır..

Ön dişler arasındaki aralıklar( diastemalar):

  • Çocuklarda üst ön orta kesici dişler ilk sürdüğü zamanlarda arasında aralık görülebilir. Ve bu aralık genelde zamanla diğer dişlerin çıkmasıyla kapanır. Ancak BAZI VAKALARDA üst dudak kasının dişeti ile olan kas bağlantısı ( frenulum ) iki diş arasına kadar uzanır.İşte bu durumda bu kas bağlantısının cerrahi operasyonla biran önce ortadan kaldırılması gerekir. Aksi taktirde diğer dişler sürse bile bu aralık kapanmayacaktır.
  • Bazı vakalarda ise çene kavsi geniş buna karşılık dişler küçüktür. Bu nedenle de dişler arasında aralıklar meydana gelir. Ortodontik tedavi yapılarak ( tel takılarak) düzeltilir.

Meme iltihabı nedir?
Tıkanmış süt kanallarının yada mikroorganizmaların neden olduğu bir hastalıktır. Belki de anneler için en rahatsız edici durumdur meme iltihabı.  Ateş, halsizlik, yorgunluk, memede ağrı ve kızarıklık gibi belirtileri vardır.

Meme iltihabının nedenleri nelerdir?
Mastit bebeğini emziren-emzirmeyen her 20 anneden birinde görülür. Enfeksiyon, genellikle meme başında bulunan çatlaklardan süt kanallarına doğru yayılır. Emzirmeyen annelerde göğüslerin şişmesi de mastite yol açabilir. Diğer nedenler arasında, emzirme yoluyla göğüslerin yeterince boşaltılamaması hastalıklara karşı azalan direnç sayılabilir. Nitekim yeni doğum yapmış annelerin çoğu aşırı bir yorgunluk ve stres altındadırlar ve yeterince beslenememektedirler.

Meme başlarının hassaslığı nedeniyle ilk doğum yapan annelerde mastit biraz daha sık görülür, ne var ki bu ikinci, üçüncü doğumlardan sonra görülmeyeceği anlamına gelmez.

Mastitin en sık görüldüğü dönem, doğumdan sonra 10-28. günler arasıdır.

Mastit olup olmadığınızı nasıl anlarsınız?
Genellikle soğuk algınlığı geçiriyor gibi hissedersiniz. Belirtiler arasında, bir yada iki göğüste kızarıklık, sertlik, sıcaklık, ağrı, ve enfeksiyon olan süt kanallarında şişlik sayılabilir. Ateş ve halsizlik, durumun daha ciddi olduğunu düşündürür.

Mastit, birden fazla sayıda olabilen bir durumdur, ama aynı anda iki göğüste birden gelişmez.

Bu durumda ne yapılmalı?
Hemen doktorunuzla görüşün. Muhtemelen antibiyotik tedavisine başlanacaktır. Bu durumda emziriyorsanız, kullandığınız ilaçların bebeğe zarar vermeyeceğini özellikle açıklığa kavuşturun. Antibiyotik etkisi başlar başlamaz, belirgin bir rahatlama hissedeceksiniz.

Mastit sırasında bebeğimi emzirebilir miyim?
Evet. Mastit sırasında  emzirmek, çok acı verir. Ancak, gerek biran önce iyileşmek, gerekse süt kanallarınızın boşalarak yeni tıkanıklıklar olmaması ve sütünüzün kesilmemesi için emzirmeniz gerekir. Emzirmeden bir kaç dakika önce sıcak kompres, acı duymanızı bir ölçüde azaltır.

Eğer bebeğiniz emerek iltihaplı göğsünüzü tam boşaltamıyorsa, yada aşırı acı hissi nedeniyle emziremiyorsanız,  göğsünüzü bir süt pompasıyla boşaltmanız gerekir. Sağdığınız sütü biberonla bebeğinize verebilirsiniz. Şunu hiç unutmayın, göğsünüzü boşaltmak için en iyi pompa, bizzat bebeğinizdir!

Hasta göğüsten emme sonucu bebeğim hastalanabilir mi?
Hayır! Zaten sizi hasta eden mikroplar, muhtemelen bebeğinizin ağzı yoluyla bulaşmıştır, ve  kendi mikroplarının ona geri verilmesinin bir zararı yoktur.

Mastit kendiliğinden geçebilir mi?
Mastit kendi haline bırakılırsa ilerler, ve daha ciddi sonuçlar -komplikasyonlar- oluşur. En sık görüleni meme absesidir, yoğun antibiyotik tedavisi, belki de cerrahi yolla absenin boşaltılması gerekir. Bu durumda bebeğiniz sizi ememez.

Çoğu zaman olduğu gibi, mastit de erken teşhis edilirse, kolayca tedavisi olan  bir  durumdur.

 

Zaman zaman bir kemiğin kırılması veya bir kasın gerilmesi dışında, çocukların çoğunun kaslar, kemikler ve eklemleriyle ilgili ciddi sorunları olmaz.
Yine de çok sayıdaki gelişme modelleri, okul öncesi yaştaki çocuklarda görülebilir.
Düztabanlık ya da içe basma gösteren parmaklı ayak durumu, bacak çarpıklığı ve yay bacaklılık, çoğu çocuğun bacak gelişiminin normalde izlenen örnekleri süresince geçirdiği aşamalardır. Örneğin, bebeklerin ayak parmakları içeriye doğru bükülmeye eğilim gösterir, ayakların düztaban olduğu görülür. Bunun nedeni, şişman bebeklerin çokluğudur. Ne var ki çocuk zayıfladıkça kemerler 5 yaşına kadar belirginleşir.
Benzer şekilde bacaklar, doğumdan yaklaşık 2 yaşına kadar geçen süre içerisinde alışıldığı üzere yavaşça eğilir. Daha sonra yeni yürümeye başlayan çocuğun bacakları çoğu zaman zıt yönde haddinden fazla eğilir ve 3 yaşına kadar çarpık bacaklı bir görünüm verir. Normalde bacaklar 7 yaşına kadar düzelir.
Bu değişmeler okul çağı süresince devam etse bile, nadiren tedaviye ihtiyaç gösterir. Genellikle onların nedeni hastalık değildir.
Düztabanlık
Kemerler belirgin değilse çocuğunuzun ayakları düztabandır. Şişmanlıkları ayaklarını düztaban gösteren bebeklerin düztabanlıkları için endişelenmeye gerek yoktur. Bununla birlikte kemerler 5 yaşa kadar ayırt edilemiyorsa, çocuğun ya esnek ya da sabit düztabanlığı olabilir.
Esnek düztabanlık sadece çocuk ayakta dururken belli olur. Parmak uçlarına basarken ya da ayak herhangi bir ağırlık taşımıyorsa kemerler yeniden ortaya çıkar. Esnek düztabanlık, soyaçekime yönelimli olup Yahudi ve zenciler arasında daha çok yaygındır. Ayaklar hareketli olup acı duymaz ve mükemmel bir kas gücüne sahiptir. Esnek düztabanlığı olan çocuklar aynı zamanda içeriye doğru kıvrılan ayak parmakları olmaya eğilim gösterirler.
Esnek düztabanlık genellikle tedavi gerektirmez. Bununla birlikte, ayaklar aşırı derecede düz taban olursa, çocuğunuzun doktoru sıkı bir ayakkabı içerisinde bir kemer desteği salık verebilir. Bu, ayağı düzeltmemekle birlikte ayağı germeden uzun yürüyüşlere izin verir.
Sabit ya da katı düztabanlık doğuştan kemik bozukluğuyla meydana geldiğinden daha büyük bir soruna yol açar. Çocuğunuzun doktoru durumun bu olup olmadığını anlamak için röntgen kullanacaktır. Sorun özel ayakkabıyla giderilemiyorsa bir ameliyat, sorunun çözümü için uygun olabilir.
İçe basma gösteren ayak parmağı
İçe basma gösteren ayak parmağında, parmaklar içeriye doğru bükülmüştür. Yeni doğan bebeklerin çoğu bu çeşit ayak parmaklı olup rahimdeki fetüse ait pozisyonlarından kalma bir durum arz ederler. Genellikle ayak parmakları içeriye doğru, sivri uçlu bir şekilde kıvrılmış olarak uyurlar. Daha sonra yürümeye başladıklarında ayaklan çoğu zaman dengelerini korumak ve düztabanlık, yay bacaklar ve çarpık bacaklar gibi durumları telafi etmek için içeriye doğru döner.
Bu koşul genellikle 5 yaşına kadar kendi kendine ortadan kalkar. Devam ettiği takdirde doktorunuz, çocuğunuzun ayakta duruşunu ve yürüyüşünü izler ve aynı zamanda röntgen çekebilir. Doktor; uyluk, incik, topuk kemiklerini yada ayağın içeriye doğru döndüğü doğuştan kemik bozuklukları gibi içe basma gösteren ayak parmağına yol açan hastalıkların mevcudiyetini kontrol eder. (Nadiren, beyin felci buna neden olur).
İçeriye kıvrılmış ayaklar üzerinde oturmak ya da uyumak gibi bir yer değiştirme, şekil bozukluğuna neden olmaz, ancak sorunu sürdürebilir. Bebeğinizin ayağı esnekse, germe hareketleri tavsiye edilebilir. Ayak sabitse bir kalıp gerektirebilir.
Çocuğunuzun, ayak parmakları ileriye doğru düz bir şekilde uzatılmış ve hafifçe dışarıya dönmüş olduğu halde oturmasını ve yürümesini teşvik ediniz. Çocuğunuzu dizleri bir arada ve alt bacakları yere düz olarak ve dışarıyı gösterecek şekilde değil, bağdaş kurdurarak oturtunuz. İçe basma gösteren ayak parmağının ciddi durumları, özel ayakkabılar ya da gece giydirilen aralarında bir demir çubuk bulunan bir çift ayakkabıdan oluşan bir kalıp gerektirir.
Temel bir yapısal bozukluk, ayakları, kalıp ve daha sonra ortopedik ayakkabılar içine koyarak tedavi edilebilir. Bu önlemler yararlı olmazsa, bir ameliyat gerekebilir, ancak genellikle çocuk 9 yaşına gelmeden önce yapılmaz.
Çarpık bacaklar
Çarpık bacaklı bir çocuk, ayakta dururken dizler, birbirine değer, ancak topuklar değmez. Çarpık bacaklar kızlarda, erkeklerden daha çok görülür. Bunun nedeni, bir ölçüde kızların kalça bölgesinin daha geniş olmasıdır. Aynı zamanda, gelişen kemikleri ve eklemleri ağırlıklarını taşımakta zorlanan kilolu çocuklarda daha sık görülür.
Çarpık bacak görünümü 4 yaşından sonra da sürebilir, ancak çocukların pek çoğunun bacakları 7 yaşına kadar düzelir. Bacaklar düzelmez veya durum çocuğunuz okul yaşına geldikten sonra da gelişmeyi sürdürürse doktor, çarpık bacaklara neden olan ve gençlerde görülen romatizma arteriti, raşitizm ve enfeksiyonlar gibi diz eklemi hastalıklarını bertaraf eder. Önemsenmemiş bir yara ya da bir gelişim sorunu, simetrik olmayan bacak çarpıklarına yol açabilir. Doktor, dizler birbirlerine değerken topuklar arasındaki uzaklığı ölçer ve durumun ciddiyetini saptamak için röntgen kullanır.
Çarpık bacaklar, özellikle çocuğun ailesinden geldiği zaman yaygındır. Birçok durumda bacaklar, çocuk büyüdükçe düzelme gösterir. Bu nedenle tedavi nadiren gerekir.
Ağırlık, ayağın ve topuğun iç kenarına düştüğünden, çarpık bacaklı çocuklarda çoğu zaman düztabanlık vardır. Çocuk kiloluysa bu durum ayağı zorlayabilir ve zayıf ayağı rahatlatmak ve ayakkabının iç sınırının giyilmesini engellemek için bir kemer desteği gerektirebilir. Ciddi bacak çarpıklıkları, gece giyilen desteklerle de tedavi edilebilir. Bazı durumlarda ameliyat gerekebilir, ancak bu dizlerin kendi kendilerine düzeltmesine fırsat verilmeden yapılmamalıdır. Bu süre kızlar için 10, erkekler için 12 yaşından sonrasına kadar olan, gelişme tamamlanmadan önceki dönemdir.
Yay Bacaklar
Topuklar birbirine dokunduğu zaman eğilmemiş dizler birbirine dokunmazsa bacaklar eğilmiş sayılır. Rahimin engellenmiş boşluğunda ceninin bacaklarını birbirlerinin üzerine katlama biçimi nedeniyle bacaklar doğuştan normalde eğiktir. Bacaklar çoğu zaman 2 yıla kadar katlanmış kalır. Eğik bacaklar aynen kalır ya da 3 yaşından sonra daha da kötüleşirse çocuğunuzun doktoru tarafından muayene edilmelidir.
Doktor, topuklar birbirine dokunduğunda çocuğunuzun dizleri arasındaki uzaklığı ölçer ve eğikliğin derecesini saptamak için röntgen kullanır. Bazen çocuğun bacaklarının üzerindeki ağırlığın dağılımından dolayı, bacaklar eğik gözükürler. Bir bacak diğerinden daha eğik olduğunda bu, bir yara ya da bir gelişim sorununun sonucu olabilir. Sürekli eğilen bacaklar genellikle 8 yaşına kadar tedavi olmaksızın düzelirler. Ara sıra doktorlar gece desteklerini tavsiye ederler. Cerrahi müdahaleyle düzeltme, geleneksel önlemler başarılı olamadığı zaman bir olanaktır.
Ender durumlarda yay bacaklarının nedeni raşitizm veya Blount hastalığı gibi düzensizliklerdir. Blount hastalığında, incik kemiği, dizin altında kavis çizer ve güvenli bir şekilde dizin içine sokulmaz. Diz eklemindeki ciddi sorunlar gelişebilir. Bu hastalık aşırı kilolu veya kısa boylu ya da erken yaşta yürüyen çocuklarda daha sık görülür. Kızlarda, erkeklerden daha yaygındır. İncik kemiğinin üst kısmında yapılan bir ameliyatla düzeltilebilir.

İshal olan bir çocuğun dışkılama sayısı artar ve dışkısının kıvamı yumuşar. Eğer ishal hafif ise, dışkı yalnızca yumuşaktır, orta ya da ağır ishal vakalarında ise dışkı sulu ve yeşil renkte olur, dışkılama sayısı artar. Eğer çocuğunuzda birkaç ishalli dışkılama söz konusu ise nedeni yediği ya da içtiği bir şeydir. İshalin nedeni çoğunlukla virüslerdir ya da daha az rastlanan şekilde bakteri veya parazitler de ishal oluşturabilirler.
Bazı küçük çocuklar “çocuk ishali” olurlar.

Tipik olarak çocuk ishali olan çocuğun ishali kötü kokulu ve akıcıdır. Bu tür çocukların bazıları bu tür ishal esnasında inanılmaz derecede susuzluk çekerler. Bu tür ishal olan çocuklar ishale rağmen genellikle çok aktiftirler, sağlıklı görünürler ve ateşleri yoktur. Dışkının mikroplar açısından test edilmesi halinde çoğunlukla normal bulunur. Çocuk ishali esnasında diyet kısıtlamaları genellikle fazla bir değişiklik yaratmaz.
Eğer çocuğunuz aç değilse, mantıklı bir neden söz konusudur, bu durumda çocuğunuzu zorlamayın. Eğer yemek isterse, genel bir diyet ve bol sıvı verin. Hububat ürünleri, meyve ve sebze iyi bir tercihtir, çünkü bunlar genellikle dışkıyı katı tutan gıdalardır. İshal, bir hafta kadar bir zaman devam edebilir.
Bebeğiniz her ishal nöbeti geçirdiğinde doktor çağırmak her ne kadar gereksiz ise de aşağıdaki belirtiler meydana geldiğinde, doktorunuza haber veriniz:
Vücudun su kaybı (8 saati aşkın bir süre bebeğin idrar çıkarmaması), gözyaşı gelmeksizin ağlama, tükürük kuruması.
8 saati aşkın bir süre, saatte en az bir dışkılama,
Dışkıda kan, irin ya da sümüksü salgı,
12 saatten fazla süren karın ağrısı,
Diyet değişiminden sonraki 48 saat içinde iyileşmeyen ishal,
1 haftadan fazla süren ishal.

En çok rastlanan soğuk algınlığı çocukluk okul öncesi çocukluk çağının en sık ortaya çıkan hastalıklarındandır. Gerçekten de, yılda ortalama 5 ila 8 soğuk algınlığı enfeksiyonu meydana gelir, bunlar genellikle soğuğun en çok olduğu aylarda, eylül başlangıcında, ocak sonunda ya da nisan sonunda ortaya çıkar.
Eğer çocuğunuz daimi surette nefes alıp vermekte zorluk çekiyor, hapşırıyorsa, ateşi varsa ve boğazı yanıyorsa muhtemel birçok neden vardır.
Sürekli akan bir burnun en çok rastlanan nedeni tekrarlayan bir soğuk algınlığıdır. Virüs kaynaklı tekrarlayan bir üst solunum yolu enfeksiyonu çoğunlukla 6 aşından büyük çocuklarda ortaya çıkar. Soğuk algınlığına yakalanmış bir küçük çocuk genellikle kendinden daha büyük çocuklardan ya da bir yetişkinden daha hasta bir durumdadır.
3 yaşından daha küçük çocuklarda ateş erken belirtilerdendir. Huzursuzluk, hırçınlık ve hapşırma genellikle bunun ardından gelir. Birkaç saat sonra burundan berrak bir sıvı damlamaya başlar. Bu sıvı kalın bir sümüksü tabaka oluşturur ve burundan nefes almayı güçleştirir. Virüs boğazı ve soluk borusunu tahriş eder, boğazda yanma hissi ve öksürük oluşmasına neden olur. Diğer belirtiler arasında baş ağrısı, iştah kesilmesi ve adale ağrıları sayılabilir.
Soğuk algınlığı için ne yapılabilir? Genellikle çocuğunuzun hızla iyileşmesi için yapabileceğiniz çok az şey vardır. Çoğunlukla, çocuğun vücut ısısı 1 ila 3 gün içerisinde normale döner. Tüm burun ve boğaz belirtileri 1 hafta içerisinde ortadan kalkacaktır; bununla beraber, öksürük 2 ila 3 hafta devam edebilir.
Soğuk algınlığı için büyülü bir tedavi reçetesi yoktur, ancak çocuğunuzu rahatlatmak için yapabileceğiniz bazı şeyler vardır.
1. Eğer çocuğunuz burnunu temizleyemeyecek kadar küçük ise, burundaki sümüksü salgıyı çıkarmak için yumuşak bir kauçuk emme sondası kullanın.
2. Eğer çocuğun burnu tıkalı ise, yemeklerden ve yatma saatinden önce 15-20 dakikada bir burun damlaları damlatın. Serum fizyolojik burun damlalarını reçetesiz edinebilirsiniz. Burnunu temizleyemeyecek kadar küçük bir çocuk için, her burun deliğine 3 damla damlatın. Bir dakika bekledikten sonra yumuşamış sümüksü salgıyı çıkarmak için emme sondasını kullanın.
Daha büyük çocuklarda her bir burun deliğine, çocuk yatağında sırt üstü yatarken 3 damla damlatın. Bir süre sonra, çocuğa burnunu sümkürtün. Bu, burun temizlenene kadar birkaç kez tekrarlanabilir.
3. Eğer serum fizyolojik damlası işe yaramazsa, burun içzarını büzüştürmek suretiyle çocuğunuzun daha kolay solumasını sağlayacak reçetesiz satılan burun damlaları satın alın.(Burun damlalarını birkaç günden fazla kullanmayın. Burun damlalarının uzun süreli kullanımı karşı reaksiyon oluşturur ve aslında temizlemekten çok hastalığı daha da artırır. Burun damlaları kullanımını durdurmak sorunu ortadan kaldıracaktır. Çocuğunuzun doktoru ile konuşun. Çoğu doktor, yalnızca belli özel durumlarda kullanabileceğiniz burun damlalarının kullanılmasını önerebilirler.)
4. Eğer çocuğun ağrısı ya da 38.5°C’ den fazla ateşi varsa, acetaminophen verebilirsiniz. Asla aspirin vermeyin, çünkü aspirin yaşamsal tehdit oluşturan bir hastalık olan Reye sendromuna yol açabilir.
Soğuk algınlığının artan sayısına ilaveten, okul öncesi çağındaki çocuklar soğuk algınlığının neden olduğu komplikasyonlardan büyük çocuklara nazaran daha fazla etkilenirler. En sık rastlanan komplikasyon akut kulak enfeksiyonudur (otitis mediea). Bu enfeksiyon, kulak zarının arkasındaki alana bakteri sızması nedeniyle oluşur.
Belirtiler arasında kulak ağrıları sayılabilir (ağrılarını söyleyemeyecek kadar küçük çocuklar ağlarlar ya da enfeksiyonlu kulaklarını çekiştirirler). Burundan sarı ya da yeşilimsi bir akıntı geldiğini görebilirsiniz. Kulaktan gelen akıntı da kulak zarında yırtık oluştuğuna işarettir. Yırtık basıncı ve ağrıyı artırabilir. Başka bir belirti de soğuk algınlığının ilk ateşinin düşmesinden sonra tekrar ateşlenmenin başlamasıdır.
Soğuk algınlığının aksine, kulak enfeksiyonu, enfeksiyonu temizlemek, bu arada orta ve iç kulağa zarar gelmesini önlemek, dolayısıyla bir işitme kaybına neden olmamak için antibiyotik kullanarak tedavi edilmelidir.
Diğer Muhtemel Nedenler
Bazı çocuklarda burun tıkanıklığının başka bir nedeni de solunum yolunu tahriş eden çevresel etkenlerdir. Hava kirliliği, sigara dumanı ya da hava ısısında ani değişiklikler burun akmasına ve hapşırmaya neden olabilir.
Nihayet, çocuğunuz saman nezlesinden (alerjik burun iltihabı) muzdarip olabilir. Genellikle, çocuk yeterli derecede alerjik maddelere maruz kalmadan önce bunlara karşı bir reaksiyon geliştiremez ve bu da birkaç yıl sürebilir. Dolayısıyla, saman nezlesi 2 yaşından daha küçük çocuklarda çok rastlanır. Çocuğunuz, sürekli akan burun, çok miktarda berrak, sulu akıntı, sık sık hapşırma ve kaşıntılı burun gibi birçok semptomlar yaşayacaktır. Eğer bu meydana gelmezse, çocuğunuzun doktoru pediatrik alerji uzmanları ile konsültasyon yapmak isteyebilir.

SAYFA 1 12345»...Son »
çorba çeşitleri