Belirtiler
- Yazma, konuşma, heceleme ya da aritmetikteki önemli sorunlar
- Dinleme, okuma, düşünceleri düzenlemede yetersizlik,
- Kronik güçsüzlük, halsizlik, şaşkınlık,
- Zayıf hafıza.
Çocuklar normal ya da yüksek zekâ seviyelerine sahip olup yine de öğrenemeyebilirler. Belirgin öğrenme yetersizlikleri, görme, işitme, heyecanlar ya da zihinsel kapasitenin bozukluğu değildir. Bunlar, bilgi edinme ya da bu bilgiyi ifade etmede zihinsel süreç bozukluklarıdır.
Çocuğunuz bütün modelleri kavrayamayabilir. Söyleneni hatırlamayabilir, düzgün yazamaz, bir resmi kopya edemez, yazılı metni telaffuz edilen sözcülerle ilişkilendiremez, yazılı sözcükleri yorumlayamaz ya da tutarlı konuşamayabilir. Bu zihinsel süreç bozuklukları, çocuğunuzun dili ve sembolleri kullanıp anlamasıyla ilgilidir. Öğrenme yetersizliklerine ait işaretlerin iki nedeni vardır: Güçsüzlük ve halsizlik. Bu yüzden belirtiler esasen bir öğrenme yetersizliğinin varlığını göstermemektedir.
Çocuğunuz bir ya da iki dakikadan fazla bir şeye dikkatini yöneltemeyince ya da belirli fiziksel faaliyetler üzerinde kendi kontrolünü kuramayınca öğrenme yetersizliğinin bir diğer türü ortaya çıkmaktadır.
Öğrenme yetersizlikleri hakkında çeşitli nedenler sıralanmıştır. Bazı durumlarda bu nedenler genetik olabilmektedir. Erkekler, kızlardan 45 defa daha çok bunlardan etkilenirken bu yetersizlikler ailelerde dolaşmaktadır. Diğer durumlarda ise, beyinde hiçbir arıza kanıtı bulunmamasına rağmen beynin işleme tarzında bir bozukluk vardır.
Bununla beraber bir çocuğun öğrenme bozukluğu için hiçbir belirgin neden genellikle bulunamamaktadır. Bu alandaki bazı uzmanlar bu öğrenme bozukluklarının gelişmedeki gecikmelere ya da olgunlaşmama gibi faktörlere bağlı olabileceğine inanmaktadır.
Öğrenme bozukluklarının ABD’de okul çağına gelen çocukların % 520’sinde vuku bulduğu düşünülmektedir. Ancak, problemin boyutunu belirleme hususunda geniş ölçekli bir çalışma yapılmamıştır.
Teşhis
Üçüncü ya da dördüncü sınıftaki okul başarısızlıkları başlayana kadar çocuğunuzun öğrenme bozukluklarının farkına varmayabilirsiniz. Mümkün olduğunca hızlı bir şekilde çocuğunuzun eğitimini geliştirme yolları ile belirgin bir bozukluğu saptamak için eksiksiz bir teşhise ihtiyaç vardır.
Ana teşhis, çocuğun zihinsel kapasitesini, egitim performansını, görmesini, işitmesini, duygusal durumunu ve gene nörolojik işlevlerini belirlemek için birkaç inceleme türüne ihtiyaç duyacaktır. Daha ileri testler ise okuma, yazma, dineme, konuşma ya da matematiği kavramada belirgin bazı bozuklukları tanımlamada gerekli olabilir.
Öğrenme süreçleriyle ilgili çeşitli testler son yıllarda geliştirilmiş olup günümüzde oldukça detaylı bir teşhis elde etmek mümkündür. Çocuğunuzu bir psikiyatriste, çocuk nöroloğuna, psikoloğa ya da bu test için eğitim ölçme kliniğine götürmelisiniz.
Öğrenme Yetersizlikleri Ne Kadar
Ciddidir?

Çocuğunuzun öğrenme yetersizliği kronik bir akademik başarısızlığa, büyük toplumsal ve duygusal sorunlara yol açabilir. Çocukların yetersizliklerinin bazen çok artmasına karşın bu gelecekteki başarılar ve kendine saygı duygusunda şiddetli bir kesintiyi önleyemeyecek kadar geç vuku bulabilir.

Erken teşhis ve tedavi sayesinde rahatsızlığın boyutu küçültülebilir. Pek çok çocuk, yetersizliklerinin üstesinden gelip, özel eğitime hoca imkânlarıyla potansiyel konuma çok yaklaşabilmektedirler. Uygun öğretim metodu ve motivasyon bulunursa çocuğunuz çok büyük akademik ve mesleki amaçlarına ulaşabilir.
Tedavi
Ana tedavi, çocuğun ihtiyaçlarına göre hazırlanmış özel bir eğitim programı olabilir. Ses sembol ilişkisi, sayı kavramlarını, gözel koordinasyonunu, fonetik telaffuz, zaman kavramı ve model tanımı gibi konularda çocuğunuzun gelişmesini sağlayan teknikler de dahil olmak üzere pek çok metod bulunmaktadır. Özel bir klinik ya da okul sistemindeki özel eğitim takımı, uygun metodların seçimi için öğrenme yetersizliklerinin teşhis sonuçlarıyla sizinle ve çocuğunuzla çalışacaktır.
Burada eğitimin görevi, çocuğunuza eksik yeteneklerini uygulayarak kazandırmak ya da başka bir deyişle nasıl öğrenileceğini öğretmektir. Bir süre için ayrı bir sınıf veya okula devam etmek de gerekli olabilir ya da çocuğunuz okuldan sonra özel eğitim imkânlarından faydalanabilir. Sık sık da evde ek çalışma ve pratik gerekli olacaktır.
Bir psikolog veya pedagoğa danışmak, çocuğunuzun çok daha etkili bir şekilde yetersizlikleriyle başa çıkmasına ve kendine saygı duygusunu geliştirmesine yardımcı olmak için gerekli olabilir. Eğer şaşkınlık, dikkat eksikliği ve aşırı faaliyet çocuğunuzun öğrenmesini engelliyorsa, doktorunuz gerekli tıbbi ilaçları verebilir.

Erkekler:

Yeni doğan erkek bebekte skrotum (testis torbası) nispeten büyüktür. Skrotumun büyüklüğü kalçadan doğum sonucunda artabilir. Ayrıca, yeni doğan bir zenci bebeğin skrotumu genellikle, derisinin diğer kısımlarından daha önce koyu bir renk kazanmaktadır. Yeni doğan bir bebeğin penisinin ereksiyon haline geçmesi seyrek olmayan bir durumdur. Yeni doğan yavrunuzun penisinin sünnet derisini tama-men geri çekemiyorsanız endişe etmeyin. Deri genellikle hâlâ penisin ucuna bağlı durumdadır ve asla geriye doğru zorlanmamalıdır.

Bu karakteristik niteliklerin hiçbiri bir tehlike işareti değildir. Ancak, erkek genital organlarında anomaliler görülmesi de seyrek bir olay değildir ve bazıları tedavi gerektirir.

“Fimozis”, sünnet derisinin sünnetsiz penisi kaplayan deri kıvrımının geri çekilmesini (penis başının dışarı çıkmasını) olanaksız kılacak şekil-de dar olmasıdır. Bu kusur ya doğuştan olur, ya da bir enflamasyon sonucunda ortaya çıkar. Giderilmesi için bazen küçük cerrahi müdahaleler gerekebilir.

“Parafimoz”, sünnet derisinin çok fazla büzülüp kalıcı olarak çekilmiş olarak kalması durumudur. Bu durum ciddi ve ağrı verici bir şişliğin oluşmasına yol açar. Erken belirlenmesi durumunda penisin ucuna nazik ama tok şekilde basınç uygulanarak şişliğin azaltılması ve sün-net derisinin geri getirilmesi yoluyla tedavi edilebilir. Bazen sünnet yapılması gerekli olur.

“Testislerin yerine inmemesi”, doğum sırasında testislerin birinin ya da her ikisinin bir-den skrotum içine inmemiş olması durumudur. Testis karın içinde yanlış bir yere yerleşmiş ola-bileceği gibi tamamen noksan da olabilir. Testi-sin mevcut olmaması durumuna seyrek rastla-nır ve bu durum genellikle, cinsiyet özellikleri belirsiz olarak doğan çocuklarda görülür.

Testisler normalde doğumdan iki ay önce, karın kasları içindeki küçük bir delikten geçmek suretiyle böbrek yakınlarındaki bir bölge-den skrotum içindeki normal konumlarına inerler. Zamanında doğan 30 bebekten yaklaşık birinde bu olay gerçekleşmemektedir. Testislerin yerlerine inmemesi durumunun ensi-dansı (görülme oranı), 2200 gramdan hafif doğan prematüre bebeklerde %17′ye, 900 gram-dan hafif bebeklerde ise %100′e kadar yükselmektedir, çünkü testisler gebeliğin yedinci ayına kadar yerlerine inmemektedir.

Vakaların %30′una kadar olan kısmında her iki testis de aynı durumda bulunmaktadır.

Bazen inmemiş durumdaki testislerin yeri-ne inmesi için hormon verilir. Ancak, söz konu-su testis çocuk bir yaşını dolduruncaya kadar yerine inmemişse artık kendiliğinden inmeyecek demektir ve sorunun çocuk 12-15 aylıkken cerrahi müdahale ile giderilmesi gerekli olur. Bu durumdaki erkek çocuk, karın kaslarındaki delik gerektiği gibi kapanmayacağından ayrıca bir fıtık sorunuyla da karşılaşabilir. İşte bu nedenle de ameliyat önemli ve gerekli bir girişimdir. Böyle durumlarda barsaklar ya da idrar


kesesi kas deliğinden kayarak sıkışabilirler. Ameliyat, çocuk hastaneye yatırılmaksızın yapılabilmektedir Bazen bir testis büzülmüş ya da enmiş (atrofiye uğramış) olabilir ki, bu durumda o testisin alınması öngörülür.

Tedavi edilmeden bırakılırsa, yerine inmemiş testisler, özellikle her iki testisin de böyle olduğu durumda, yetişkin çağında kısırlığa yol açabilmektedir.

Testisleri yerine inmemiş olarak doğan bir erkek bebekte genellikle 20 ya da 30 yaşlarına geldiğinde testis kanseri gelişmesi riski söz konusudur. Durumun düzeltilmesi bir riski ortadan kaldırmaz, ancak muayeneyi kolaylaştırır ve şayet bir tümör mevcutsa bunun erken teşhis edilmesine olanak sağlar.

“Hipospadyas” yaklaşık olarak her 50o doğumdan birinde görülmektedir. Bu konjenital kusurda, uretra deliği penisin ucundaki normal yerinde bulunmaz. En hafif biçimde bu delik hemen penisin alt yüzeyinde. en ileri derece-sinde ise skrotuma kadar inmiş olarak bulunabilir.

Hipospadyasın derecesi ne kadar ileriyse penis o kadar eğridir. Hipospadyaslı olarak doğan erkek çocukların yüzde onunda testislerin yerine inmediği de görülmektedir.

Hipospadyas cerrahi yolla tedavi edilir. Cerrahi düzeltim için sünnet derisine gereksinim bulunduğundan bu durumdaki çocuklar sün-net edilmemelidir. Şayet sorun hafif derece-deyse ameliyatın başlıca nedeni kozmetik kaygılar olacaktır. Deformite ne denli ileri derece-deyse, ameliyat da, idrar yapmada karşılaşılacak sorunlar -çocuk ayakta durarak idrarını yapamayacaktır- ve ileride cinsel işlevin yerine getirilemeyecek olması nedenleriyle o denli gereklilik kazanır. cinsel organların kusurlu oluşmasının psikolojik sonuçları da ameliyatın düşünülmesini gerektiren bir diğer etkendir.

Ameliyat ne zaman yapılmalıdır? Bugün hunun ne kadar erken yapılırsa o kadar iyi olacağı düşünülmektedir. Birçok pediyatri ürologu ideal ameliyat yaşının birinci yaş olduğunu, ameliyatın yani çocuğun tuvalet eğitimini almasından önce yapılmasının gerektiğini düşünmektedir.

“Hidrosel”, testisin tunica vaginalis olarak anılan bir alanında sıvı birikmesi durumudur. Bu sorun yeni doğan erkek bebeklerde pek seyrek değildir. Testisler kolayca muayene edilebiliyor ve sıvı miktarı sabit kalıyorsa tedavi gerekli değildir.Ancak, şayet gün içinde torbanın büyüklüğü değişiyorsa bu, karın boşluğu ile doğrudan bir temasın mevcut olduğu anlamına gelebilir. Bu bir fıtıktır ve ameliyat gerektirir.

Kızlar

Doğum öncesinde annede ortaya çıkan hormonal değişimler genellikle, doğuracağı kız bebeğinin göğüs ve cinsel organlarında değişimlere yol açabilmektedir. Her ne kadar bu değişimler yeni ana baba olanları rahatsız ederlerse de normal ve geçici durumlardır ve herhangi bir tedavi gerektirmezler.

“Memelerin büyümesi”, göbek kordonundan (bağından) geçerek bebeğe ulaşan çok miktarda hormon nedeniyle hem kız, hem er-kek bebeklerde yaşamın ilk 2 haftası içinde bazen görülebilmektedir. Bu durum geçicidir ve herhangi bir tehlikenin habercisi değildir. Bazen göğüs üzerindeki basınç sonucunda bebeğin meme başından göğüs sütü bile geldiği görülebilir. Ancak ana baba tarafından bebeğin


memelerinin sıkılmaması gerekir, aksi takdirde tahriş ya da enfeksiyona yol açılabilir. Bir meme iltihabı olan mastit, bir bakteriyel enfeksiyon sonucunda bazen oluşmaktadır. Bu durumda antibiyotikler ve bebeğin meme sütü-nün tıbbi gözetim altında elle sıkılarak dışarı akıtılması gerekli olabilir.

Yeni doğan kız bebeğin “klitoris”i, cinsel bölgeyi etkileyen hormonal değişimlerin sonucu olarak genellikle büyümüştür. Büyüklük doğumdan kısa bir süre sonra azalır. Klitoris aşırı büyük görünüyorsa çocuğun cinsiyetinin doğrulanması için testler yapılması öngörülebilir (aşağıdaki belirsiz cinsiyet konusuna bakınız.)

“Vajinal akıntı” yeni doğan bebeklerde bazen görülebilmektedir. İlk 3 hafta içinde birçok anne bebeğin vajinasından koyu kıvamlı, be-yaz bir akıntının geldiğini fark eder. Akıntı, doğum öncesinde annede meydana gelen hormonal değişimlerden kaynaklanmaktadır. Tedavi gerekmez.

“Vajinal çekilme kanaması” bazen, yeni doğanın, doğum öncesinde dolaşım yoluyla vücuduna ulaşan annenin östrojen hormonunun kesilmiş olmasına verdiği bir yanıttır. Hormon tedavisi uygulananlar da ilacın kesilişinden sonra, hormonun kandan çekilmesinin ardın-dan vajinada bu tür bir kanama olur. Bebekte bu durum, vajinadan birkaç damla kan gelmesiyle kendini gösterir. Çocuğun bezinde kan gören büyükler doğal olarak sarsılır. Bu da geçici bir durumdur. Bebekte, bazı kuşkucu ana babaların ilk başta sanabilecekleri gibi herhangi bir hemoraj sorunu ya da regl başlangıcı gibi bir durum söz konusu değildir

Yeni doğan yavrunuzu beslemedeki amacınız bebeğin uygun bir hızla büyümesine ve sağlık sorunlarına yol açan gıda maddesi eksikliklerinden korunmasına yardımı olmaktır.

Daha büyük bebeklerden farklı olarak, yeni doğmuş bebekler değişken bir diyete sahip değildirler. Emzirme yolunu seçmişseniz bebeğiniz anne sütü ile beslenecektir. Biberon kullanıyorsanız bebeğiniz, genellikle su içine karıştırılmış, özel işlemden geçmiş inek sütü, vitaminler ve minerallerden oluşan bir mama ile beslenecektir. Hangi yöntemi seçerseniz seçin, sağlıklı bir bebeğin büyümek için gereksinme duydukları yalnızca süt ve sudur (bebeğiniz su istiyorsa).

Kaynak ister anne sütü ister mama olsun, aşağıdaki unsurlar yeni doğan bir bebeğin temel diyetinin bileşenlerini oluşturmaktadır

“Su”, insan yaşamı için kesinlikle elzem bir maddedir. Bebeğinizin vücut ağırlığının yüzde 70 ile 75′i sudan oluşur. Yetişkinlerde ise bir oran yüzde 60-65 arasındadır. Sağlıklı kalmak için, bir bebeğin birim vücut ağırlığı başına, bir yetişkinde olduğundan daha fazla miktarda su alması gerekir. Gereken günlük su miktarı bebeğin vücut ağırlığının yüzde 10′u ile 15′i arasında iken bir yetişkin için bu gereklilik yüzde 2 ile 4 arasında değişmektedir.

Neyse ki hem anne sütünün, hem de mamanın su oranlan oldukça yüksektir. Bazı be-bekler normal beslenme seansları arasında biberondan su içmeyi severler. Ancak bebek ateşli ya da ishal değilse ve çevre sıcaklığı da normal düzeyde ise tek başına suya pek gerek duyulmaz. Bebek iyi besleniyorsa, bu yolla almış olduğu su miktarı onun için yeterlidir.

“Kalori”, besin maddesinin içerdiği enerji miktarının bir ölçüsüdür. Yediklerimizin hepsi ve içtiklerimizin çoğu kalori içerir. İnsan sütü ve mama içindeki kalori dağılımı, birbirine benzemektedir. Kalorinin yüzde 9 ile 15′i protein-den, 45 ile 55′i karbonhidratlardan ve 35 ile 45i de yağdan gelir.

“Protein”, büyüme ve hücre onarımı için el-zemdir. Önemli vücut organlarının çoğunun başlıca yapıtaşını protein oluşturur. Vücut ye-terli miktarda protein almazsa beyne protein sağlamak ve enzim üretmek için kas dokusunu eritmeye başlar. Uzun süre proteinden yok-sun kalan bir bebekte ya da başka birinde letarji (bilinçsel ve bedensel uyuşukluk hali) karın gazı ve şişme gelişecektir. Sonuç ölüm olabilir.

“Karbonhidratlar”, vücudun enerji gereksin-melerinin çoğunu karşılamaktadır. Vücut ye-tersiz düzeyde karbonhidrat alırsa çare olarak protein ve yağı kullanıp enerji üretme yoluna gider. Karbonhidratlar karaciğer ve kaslarda depolanmaktadır. Bebeğin karbonhidrat rezervi, yetişkin bir insanınkinin yanında çok azdır.

“Yağlar”, konsantre bir enerji kaynağıdır. Vücut organlarının, damarların ve sinirlerin korunmasına yardım ederler, sıcaklık değişimleri-ne karşı yalıtım sağlarlar. Bazı vitaminlerin emilmesinde aracılık yaparlar ve midenin boşalması için gereken süreyi uzatarak böylece insanın kendini “tok” hissetmesini sağlarlar. Yetişkinler için vücuda alınan yağ miktarının sınırlanması önemliyse de, küçük çocuklara yağı az diyetler uygulanmamalıdır.

“Mineraller”, fiili olarak vücudun her parça-sının yapısı ve çalışması için önemlidir. Örneğin, kalsiyum ve florür sağlam kemiklerin ve dişlerin oluşması için gereklidir, bakır kırmızı kan hücrelerinin üretiminde kullanılır ve sodyum da vücudun su dengesinin korunmasına yarar.

“Vitaminler”, her organın uygun şekilde çalışması için vücuda son derece küçük miktarlarda gerekli olan maddelerdir. Gerekli vitaminlerin bazıları arasında, gözler için önemli olan ve nefes, icra ve barsak sistemlerinin iç yüzeylerinin sağlıklı kalması için gereken A vitamini, kemiklerin, dişlerin kan damarlarının ve diğer dokuların gelişmesi için gereken c vitamini, ve-yine kemiklerde dişlerin gelişmesi için gerekli D vitamini sayılabilir.

Bir ana baba için beslenme ilkelerini anlamak her ne kadar yararlı olursa da, yine doğan bir bebeğin diyeti basittir. şayet bebeğinizi emziriyorsanız, bebek bilinen en eksiksiz besini alıyor demektir. Bebeğinize mama vermeyi yeğliyorsanız doktorunuz, onun gereksinmelerini karşılayacak besin maddelerini içeren bir mamayı salık verecektir. (Doktor ek olarak, diş erimesinin ortaya çıkmasını önlemek için florür dahil olmak üzere vitamin de yazabilecektir)

Ana babalar genellikle, bir bebeğin yeterince gıda alıp almadığının nasıl anlaşılabileceğini-bilmek isterler. En iyi kural bebeğinize güvenmektir. 0 kendine ne kadar besin gerektiğini-bilir. Memenizi ya da biberonu verdiğinizde bebeğiniz gerektiği kalan besini alacak, geride ne kadar kaldığına bakmayacaktır. Yeniden beslenme saati geldiğinde ise bebek ağlamaya başlar.

Bir bebek yeterli besin almamışsa bunu kısa bir sürede anlarsınız. Siz kendisine daha faz-la süt veya mama verene kadar ağlamaya devam eder, kendisine verilenden daha fazla be-sine gereksinmesi olan bir bebek geceleri daha fazla uyanacak ve beslenmeler arasında süreler uzayacağına daha da kısalacaktır. Dahası, bu bebekler sütlerini son damlasına kadar bitirecek ve yine de doymuş gibi görünmeyeceklerdir. Hatta bebeğin yumruğunu çiğneme-ye çalıştığını da gözleyebilirsiniz.

Bazı ana babalar bebeğe gereğinden fazla-besin vermeye çabalama hatasına düşerler. Burada da bebek kendine gereken kadar besini alacaktır. Bebek emmeyi bırakınca, doymadığını düşünseniz bile onu yeniden emmeye zorlamayın.

Bebeğinizin gerekli besini almakta olduğunun en iyi göstergesi kilo artışıdır. Bazı bebeklerin ağırlıkları yavaş, bazı bebeklerin hızlı ar-tar. Bazen kilo artışının yavaş olması hastalığa bağlanır, ama bu genellikle yanlıştır. Doğal olarak yine de bu tür bebeklerin çocuk doktoruna ya da aile doktoruna daha sık gösterilmesi ve bir sorun bulup bulunmadığının araştırılması yerinde olur. Bu bebekler bazen, onları daha sık beslerseniz kilo kazanabileceklerdir.

Kural olarak, ortalama bir bebek ilk 3 ay süresince ayda 900 gram kadar kilo kazanırlar. Doğumda 3200 gram (yeni doğan bir bebeğin ortalama kilosu) kadar gelen çoğu bebek beşinci ayda kilosunu iki katına çıkarmış olur.

Yaygın Beslenme Uygulamaları

Yeni doğan bebeğinizin beslenmesine sıra gelince önünüzde üç seçeneğiniz bulunun Emzirme, biberon ya da bu ikisinin bir bileşimi.

Bir kuşak önce emzirme birçok batılı anne için bir standart seçenek konumunda değildi. Gönümüzde ise artık güncellik kazanmış bir-yöntemdir ve çokları tarafından besleyicilik avantajları ve anne çocuk bağlanmasına olan katkıları nedeniyle ideal besleme yöntemi olduğuna inanılmaktadır.

Buna rağmen, emzirme yöntemini seçen bazı kadınlar bu yöntemin sunabildiğinden da-ha fazla esnekliğe gereksinme duymaktadırlar. Bu nedenle de bebeğe biberon da vermeye başlarlar. Günde bir ya da daha çok emzirme seansını bir biberon ile tamamlamayı isterseniz göğüslerinizi pompa ile sağarak elde ettiğiniz sütü saklayabilirsiniz. Bu sayede sütünüz daha sonra başka birisi tarafından da çocuğunuza verilebilir. Sağma yöntemi için uygun yöntemi doktorunuzdan öğrenmelisiniz. Ya da mama kullanabilirsiniz. Ancak mamanın günde bir ya da iki defadan fazla verilmemesi salık verilir, aksi takdirde süt üretiminiz azalacaktır.

Birçok ana babanın tercih ettiği ve doktorların da salık verdiği yöntem, beslenme programını yeni doğan bebeğin yapmasına izin verilmesidir ve en azından bir dereceye kadar. Bu yöntem bebeklerdeki farklılıkların dikkate alınmış olmasına olanak sağlar. Birçok yeni doğ-muş bebek her 4 saatte bir beslenmekten memnun olurken, diğer bebekler her 2 ya da 3 saatte bir beslenmek isteyebilirler.

Bebeğinizin beslenme programı her 3 saatte bir beslenmesini öngörüyorsa bile kurallar aniden değişime uğrayabilir. Bebek beslenme aralarını 2 saatte bire indirebilir. Özetlersek, anne bebeğin ilk ayında beslenme zamanların-da bir takım iniş çıkışlara hazırlıklı olmalıdır.

Meme emen birçok çocuğa ilk emme olanağı doğumdan hemen sonra tanınır. Bir annenin sütü her ne kadar göğüslerini doğumdan sonraki üçüncü güne kadar tam olarak dol-durmazsa da, anne ile çocuk arasındaki bağlanma böyleme kolaylaştırılmış olur ve bebeğin, bazı hastalıklara karşı kurulmasında yararlı olduğuna inanılan limon renginde bir göğüs sıvısı olan annesinin ön sütünün (kolostrom) sunduğu sağlık avantajlarından yararlanması sağlanır.

Bebeğinizi emzirerek besleme yolunu seçerseniz, anne sütünün mamadan daha kolay sindirildiğini, bu nedenle de çocuğunuzu, biberonla besleyen bir anneden daha sık beslemeniz gerekeceğini bilmelisiniz. Başlangıçta bebeğinizi 3 saatte bir ve bazen de 2 saatte bir emzirmek zorunda kalırsanız şaşırmayın.

Emziren bir anne için gevşemeyi öğrenmek önemlidir. Bu sayede göğüslerinizin süt ile do-lamsını sağlayan refleks yeteneği gelişir. Rahat olduğunuzdan emin olarak rahat bir sandalye-ye, tercihen bir koltuğa uzanın ya da oturun. Bebeği, yüzü göğsünüze yakın olacak şekilde bir kolunuzla rahat bir biçimde destekleyin. Meme başının bebeğin burnunu kapamamasına dikkat edin.

Her meme başına gerekecek emzirme süresi değişir. Çoğu doktor emzirmeye yavaş yavaş başlamanızı salık vermektedir. Bebe başına beş dakika genellikle uygun bir başlangıçtır. Bazı bebekler bu süre içinde bir göğsü boşalta-bilirler, ancak acelesi olmayan bebekler için bu süre her bir göğüs için 20 dakikaya kadar çıkabilir. Toplam süre ne olursa olsun, ilk 2 dakikada sütün yarısı ve ilk 4 dakikada yüzde 80 ile 90′ı çekilmiş olur.


Her seansta en az bir göğsünüzün boşaldığından emin olun. Aksi takdirde göğsünüzün yeniden dolması için gereken uyarım sağlanmaz.

Başlangıçta, emziren bir annenin memeleri ağrıyabilir. Meme başlarınızı mümkün olduğunca kuru tutun. Ufak miktarlarda lanolin sürmek (emzirmeden sonra, asla önce değil) çatlamaları önlemeye yardım edebilir.

Emzirmeyi seçmişseniz sizin kendi diyetiniz de önem kazanır. Bir doktor tarafından verilmedikçe ilaç almamaya dikkat edin. Sigara içmekten ve aşırı alkol almaktan kaçının. Emzirme sürecinde iken perhize başlanmamalıdır. Bebek emziriyorsanız fazladan yüzlerce kaloriyi süt üretimi için kullanıyorsunuz demektir.

Biberonla beslenen bebeklerin çoğu, ilk-beslenmelerini doğduktan sonra 6 saat içinde alırlar. Biberonla beslenen bir bebek, bir haftalık olduktan sonra 24 saatlik bir süre içinde muhtemelen altı ile dokuz arasında beslenme seansına gereksinme duyacaktır.

Biberon vermek için seçilecek oturma şekli de emzirmedekine benzer. Bir biberon asla-uzaktan bebeğe doğru tutulmamalıdır. Bunun yerine, bebek yakından tutularak mamanın verilmesi için gereken zaman harcanmalıdır.

Mama vücut sıcaklığına kadar ısıtılmalı ve sıcaklık, biberonun bileğe biraz bastırılması ile denenmelidir. Dikkat edilecek önemli bir hu-sus, biberonu mikrodalga fırınında ısıtmayın. Mama aşırı ısınarak bebeğin ciddi şekilde yanmasına neden olabilir. Bir biberon verme seansı, bebeğin istek ve yeteneğine bağlı olarak 5 ile 25 dakika arasında değişebilir.

Bebeğinizin ilk banyosu belki de en zor olanıdır. Çoğu anne baba bu ilk banyodan çok korkarlar; çünkü bebek de bu ilk banyosunda anne babasına hiç de yardımcı olmayacaktır. Hüsrana uğramayın. çoğu hastanelerde bebek bakımı için bilgiler verilmektedir. Eğer böyle bir yardım bulamazsanız, annenizin ya da başka bir arkadaşınızın ya da akrabanızın yardımını isteyebilirsiniz. Birkaç banyodan sonra, artık banyo yapmak sizin ve bebeğiniz için çok kolay olmaya başlayacaktır.

ilk aylarda bebeği sabahları, özellikle beslenmeden önce yıkamak daha rahat olacaktır; çünkü, bebek bu esnada daha sakin olacaktır. Bazı anneler, akşamları bebeğin babası eve geldiğinde onun da yardımıyla yıkamayı tercih ederler.

Bebeği ne sıklıkta yıkayacağınız size bağlıdır. Bazı doktorlar her gün yıkamayı önerirken, bazıları özellikle bebeğin cildinin kurutulmasının zor olduğu kış aylarında, iki günde bir banyoyu uygun görmektedirler. Bebeğin bezi ve ağzı her gün iyice temizlendiği sürece, bebek günlerce banyo yapmadan durabilir.

Mutfak, bebeği yıkamak için en uygun yerdir. Çünkü çoğu evde, özellikle soğuk kış günlerinde, mutfak en uygun ısının bulunduğu yerdir.

Narin ve küçücük bir bebeği yetişkin insanların banyosunda yıkamak bazı anne ve babalar için zor ve rahatsızlık verici olabilir. Dolayısıyla, çoğu anne babalar banyolarına bir de bebek için kullanılabilen banyo küveti alırlar. Büyük kaplar ya da leğenler de bu iş için kullanılabilir. Küçük bir küvetle de rahat edemiyorsanız, bebeği süngerle silmek suretiyle banyo ettirebilirsiniz. Çoğu doktorlar, bebeğin göbeği iyileşene kadar, süngerle silmek suretiyle banyo yaptırmayı daha uygun görmektedir.

Banyo yaparken dikkat edilmesi gereken, her şeyi önceden hazırlamaktır. Bebeğinizi banyoda bir an bile yalnız başına bırakmayınız. Bebeğin banyo küveti, hele içinde su varsa, bebeğin yalnız bırakılması halinde ölümcül zararlar verebilecek bir yerdir. Anne ve babalar bebeklerini banyoda hiçbir zaman kendi haline bırakmamalıdır. Bırakın, telefon ya da kapının zili saatlerce çalsın. Bebeğinizden sizin dikkatinizi ayıracak hiçbir şeyle ilgilenmeyin. Bu yüzden, önceden planlama yapmak çok önemlidir. Gerekli olan şeyler şunlardın Sabun, yıkama bezi, havlu, pamuk, losyon ya da pudra (bunlar gerekli değildir ama güzel kokmak için kullanılabilir), temiz bebek bezi, çamaşır, gecelik ya da uyku elbisesi.

Banyo küvetine su doldurduktan sonra (üç beş santimetreden daha yüksek su doldurmayın), suyun yeterince sıcak olup olmadığını anlamak için bileğiniz ya da dirseğinizle suyu kontrol edin. Su yeterince ılık olmalı, fazla soğuk olmamalıdır. Bazı anne babalar banyo için bir termometre kullanırlar. Eğer termometreniz varsa, suyun sıcaklığının 32.5 ile 37.5°C arasında olmasına dikkat ediniz.

Bebeği soyun. Başını bileğinizle destekleyin ve bu elinizin parmaklarıyla bebeği koltuk altlarından kavrayın; daha sonra banyoya sokun. Önce yüzünü yumuşak bir bezle yıkayın, sabun kullanmayın. Bebeğin gözlerini yıkamak için, temiz suya daldırılmış hidrofil pamuk kullanın. Bebeğin başını haftada bir ya da iki kez şampuanla yıkamak yeterlidir. Bebeğin başının saçlı kısmını yıkarken hafif bir sabun ya da şampuan kullanınız. Sabun ya da şampuan artıklarını bir sünger vasıtasıyla temizleyin. suyu, bebeğin yüzünden aşağı dökmemeye dikkat ediniz.

Bebeğin yüzü yıkandıktan sonra, vücudunun geri kalan kısmını sabunlayın. Çoğu anne babalar, bir elleriyle bebeği kavramış durumda oldukları için bebeğin vücudunu, banyo bezi yerine diğer elleriyle sabunlamayı tercih etmektedirler. Bebeğin bezinin kapladığı alanı ilk önce yıkayınız.Sabunlu alan, suyla durulandığında, bebeğiniziyumuş