Fallot dörtlüsü büyük bir vertriküler septum kusuru, kalbin sağ karıncığından akciğer atardamarlarına (pulmoner arterlere) olan kan akışının tıkanması ve aortun kalbin sağ yanına doğru kaymış olmasından oluşur. Aynı zamanda sağ karıncıkta büyüme de mevcuttur. Sonuçta akciğerlere giden kan miktarı azalmış olur.

Bu bozukluğun başlıca semptomu deride bir morarma halidir (siyanoz), ancak bu durum doğum anında her zaman mevcut olmayabilir.

Fallot dörtlüsü semptomları genellikle yaşamın ilk yılı içinde yavaş yavaş ortaya çıkmaya başlar. Ancak bazen sorun daha doğum sırasında belirgindir. Tedaviye, akciğeri besleyen kan miktarının acilen yükseltilebilmesi amacıyla girişilir. Bu kusurdan mustarip bebeklerin özel donanımlı bebek merkezlerinde bakılması gerekir.

Normal tedavi süresi içinde genellikle, çocuğun bebeklik döneminden çıkmasının ardından yapılacak bir düzeltici açık kalp ameliyatı söz konusudur. Ancak seyrek olarak, akciğere kan akışının düzeltilmesi ve siyanozun azaltılması amaçlarıyla bebeklik dönemi sırasında da ameliyat uygulanabilmektedir.

Doğduğu anda bebeğinizin gözleri, yetişkin dönemindeki büyüklüğünün yaklaşık dörtte üçüne sahiptir. Gözün beyaz kısmı (gözakı skiera) mavimsi bir tonda olurken, renkli kısmı (iris), beyaz ırkta genellikle kolay tanımlanamayan bir mavi renge, diğer ırklarda ise koyu bir renge sahip olmaktadır. Yeni doğanlarda gözbebekleri küçüktür ve ışığa tepki olarak hemen büzülmeyebilirler. Gözler her zaman birlikte hareket eder gibi görünmezler.
Bebeğiniz muhtemelen gözlerini çoğu zaman kapalı tutacaktır. Bu, bebeğin göremediği anlamına gelmez. Gerçekte, bugün doktorlar, bebeklerin bulanık da olsa doğumdan hemen sonra görmeye başladığını bilmekteler. Yeni doğan yavrunuz bakışlarını yüzünün önünde tutulan nesnelere odaklamaya çalışacaktır. Işık 20 ile 30 cm.’den daha uzakta ise görüntü bulanık olur ve bebeğin gözleri, her biri başka bir yönde olmak üzere, etrafını araştırır.
Yeni doğan bebek renklerden çok şekillere ilgi duyar. Yaşamının ilk dönemini sürmekte bulunan bir bebek için en önemli nesne insan yüzüdür, genellikle de annesinin yüzü.
Bebeğinizin ilk göz muayenesi hastanede yapılır. Bu muayenede doktor bebeğin gözlerini yakından inceleyecek ve ışığa gösterdiği tepkiyi gözleyecektir. Çoğu bebekler hafif hipermetrop olmakla birlikte bazı bebekler, özellikle de prematüre doğanlar miyop olarak doğarlar (yani uzaktaki nesneleri göremezler). Normal bebek büyüdükçe gözleri değişime uğrar ve hem yakındaki, hem de uzaktaki nesneleri daha belirgin olarak görebilmeye başlar.
Bazı bebekler kısmî ya da tam görme kaybı ile doğarlar. Bunun yaygın nedenleri arasında gelişimsel oluşum bozuklukları, enfeksiyon nedeniyle gözlerin hasar görmüş olması, doğum travması, önemli bir oksijen kaybı (hipoksi) ve gözün kendini ya da beynin görme merkezine giden sinirleri tetikleyen genetik hastalıklar sayılabilir.
1950′lerin ortalarına kadar bebeklerde en önde gelen körlük nedeni retrolental fibroplazi olmuştur. Bu durum bugün prematürite retinopatisi olarak adlandırılmakta olup, prematüre bebeklerin canlandırılması amacıyla yoğun oksijen verilmesinden dolayı göz merceği arkasında bağ dokusu artımı, retinada ayrılma ve kanama ile belirgindir ve körlüğe kadar gidebilir.
Prematürite retinopatisi bugün, çok erken ve düşük kilolu doğmuş, ancak teknoloji ve doğum bakım olanaklarındaki gelişmeler sayesinde yaşama döndürülebilmiş bebeklerde bazen görülebilmektedir. Neyse ki bu sorun daha ileri düzeyde anlaşılabildiği veya iyi tedavi olanakları geliştiği için artık körlüğe daha seyrek neden olmaktadır.
Doktor, bebeğin kısmen veya tamamen
kör olduğunu hemen fark edebilir. Yoğun katarakt bulunabilir. Gözler anormal derecede küçük (mikroftalmi) ya da kornea donuk olabilir. Ancak bazen kusur gözde ya da görme sinirinde değil, beynin kendisinde bulunur. Bu durumda, bilgisayarlı tomografi veya manyetik rezonans resimlemesi gibi nörolojik değerlendirme ve araştırmalar gerekli olur.
Şayet ciddi bir sorun bebeğin hastanede geçirdiği ilk günleri sırasında belirgin değilse bir ana baba bebeklerin görmesinde bir şeylerin bozuk olduğunu nasıl bilebilir? Bunun ilk ipuçlarından biri nistağmus olarak adlandırılan gözlerin çeşitli yönlerde hızlı hızlı titremesidir. Bebeğin gözleri birden yukarı aşağı, sağa sola ya da dairesel olarak hareket etmeye ya da bu üç hareketin bir bileşimini yapmaya başlayabilir. Yaygın olarak görülebilen diğer bir işaret de bebeğin, her iki gözünü bir nesne üzerinde düzgün şekilde hizalandırma yeteneğini geliştirememesidir. Bir göz bir nesne üzerine sabitlenir, diğeri ise sapar. Bebek gözlerini kısarak bakabilir ya da şaşı olabilir. Büyüdükçe, emeklemekte çekingen davrandığını ya da olağandışı bir hantallık ve sakarlık içinde olduğunu fark edebilirsiniz. Çoğu kimsenin inandığının tersine, bebeklerdeki şaşılık büyümeyle birlikte kendiliğinden kaybolmaz. Gözleri şaşı ya da normalden sapmış durumdaki bebeklerin bir oftalmolog (göz doktoru) tarafından muayene edilmesi şarttır.
Konjenital (doğuştan olan) kısmi ya da tam körlüğün tedavisi, sorunun nedenine bağlıdır. Bazen bir kusur cerrahi müdahale ile düzeltilebilir. örneğin katarakt ameliyatla giderilebilir. Görmenin yeniden elde edilip edilememesi, bebeğin başka görme sorunlarının da bulunup bulunmamasına ve o sorunların düzeltilebilir olup olmamasına bağlıdır.
Bazen körlük kalıcı nitelik taşımaktadır. çocuğunuz kör olarak doğarsa pediyatristiniz ya da aile doktorunuz size, görsel özürlü çocuklar hakkında bilgi ve destek sağlayabilecek sosyal yardım kurum ve kuruluşlarına başvurmanız gerektiğini bildirecektir

Yakın bir zamana kadar anne babalar bebekleri için otomobilde en emin yerin birisinin kucağı olduğunu düşünürlerdi. Fakat bugün biliyoruz ki, bebeğin birisinin kucağında olması kazaya daha yakın olması anlamında olmaktadır. Saatte yalnızca 50 km. hızla giden bir otomobilde bile yeni doğmuş bir bebek üç katlı bir apartmandan düşme hızına eşit bir hızla kendisini tutan bir kişinin kollarından fırlayabilir. Eğer bir emniyet kemeri kullanmıyorsanız bebeğiniz sizinle ön cam arasında ezilebilir.

Birçok devlet, çocukların özel dizaynlı emniyet iskemleleri içinde otomobile bindirilmeleri konusunda yasalar çıkarmışlardır. Böyle bir düzenleme getirmemiş bir ülkede yaşıyor olsanız bile, bebeğiniz için bir otomobil iskemlesi satın almanız yapmanız gereken en önemli alışverişlerden birisidir. Bebeğinizi hastaneden, eğer otomobille eve götürecekseniz, kesinlikle bir otomobil iskemlesi olmadan ayrılmamalıdır. Gerçekte, çoğu hastanede bu tür güvenlik iskemleleri ya satılmakta ya da kiraya verilmektedir.

Böyle bir otomobil güvenlik iskemlesi bebeğin vücut ağırlığı çarpma esnasında dağılacak ve bebeği herhangi bir çarpma esnasında arabadan fırlamayacak şekilde dizayn edilmiştir. Bir kazanın neye yol açacağını kestirebilmek mümkün değilse de, uzmanlar, güvenlik iskemlesinin uygun şekilde kullanılması halinde bebeğin hayatta kalma şansının son derece artacağını iyi bilmektedir.

İki tip güvenlik iskemlesi vardır. Birisi 10 kg‘dan daha az bebekler için dizayn edilmiştir. Bu tip güvenlik iskemlelerinde bebek koltuğa yerleştirildiğinde yüzü arabanın arka tarafına doğru gelir. Bu çok yararlı bir yerleşim şeklidir. Çünkü herhangi bir çarpma esnasında, çarpma şokunu bebeğin en güçlü olan kısmı, sırtı karşılayacaktır.

Güvenlik iskemlesi arabanın ön ya da arka koltuğuna yerleştirilebilir. Çoğu anne baba, en azından başlangıçta, Bebeklerini seyahat esnasında etrafı görebilmesi için arabanın ön koltuğuna oturtmayı tercih ederler.


Diğer güvenlik iskemlesi ise doğumdan be bek yaklaşık 20 kg. oluncaya kadar kullanılabilen ayarlamalı iskemlelerdir. Bu iskemleler arkaya ya da öne bakacak şekilde ya da bebek ayakta durabilecek şekilde ayarlanabilir.

Bir güvenlik iskemlesi satın almak istediğinizde çarpma veya şok testi yapılmış bir standarda uygun olmasına dikkat etmelisiniz.

Hangi iskemleyi seçerseniz seçin, kullanılması için gerekli talimatlara mutlaka uymalısınız. Eğer iskemle doğru olarak yerleştirilmez ve kullanılmaz ise bebek için tam anlamıyla yararlı olmayacaktır.

Ateş genelde vücudun herhangi bir enfeksiyona tepkisidir. Yeni doğmuş bebeklerde ateş ayrıca vücudün su kaybetmesi ya da sıcak iklimlerde bebeğin sıcakta fazla kalması dolayısıyla da ortaya çıkar. DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN »

Soğuk ısırığı vücut dokularının donmasıyla oluşan bir rahatsızlıktır. En sık donan bölgeler eller, ayaklar, kulaklar ve özellikle burun uçlarıdır. Eller ve ayaklar vücudun uç noktalarıdır ve özellikle soğuktan dolayı dolaşım kısıtlandığında bu bölgelere giden kan miktarı iyice azalır. Kulaklar ise ince oldukları için fazla bir dolaşıma sahip değildirler burun ise genelde soğuktan iyi korunmaz. Vücudun ana bölgelerindeki ısıyı korumak için diğer bölgelere olan dolaşım neredeyse durma derecesinde kısıtlanabilir. Soğuk ayrıca damarları çevreleyen ve plazmanın damarın dışına çıkmasını önleyen endothelial hücrelere de zarar verir. Plazmanın kayıbı ise kanın damarın içinde pıhtılaşmasına ve dolaşımı daha da yavaşlatmasına neden olur. DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN »

Sağlık Estetik