NORTAN
Tablet

Sanofi-Synthelabo

Etken Madde(ler):
Atenolol

Piyasa Şekilleri:
50 mg: 28 tablet, 100 mg: 28 tabletlik blister ambalajlarda.

Kullanım Şekli:
Günlük doz tek doz halinde 50 mg veya 100 mg’dır.

Endikasyonları:
Beta-adrenerjik reseptör blokeri ve antihipertansif etkilidir. Hipertansiyonun kontrolünde, tek başına veya diğer antihipertansif ilaçlarla birlikte özellikle tiazid tipi bir diüretikle birlikte verilebilir. Ay-rıca, koroner ateroskleroza bağlı angina pektorisin uzun süreli kontrolünde endikedir.

Kontrendikasyonları:
Sinüs bradikardisi, 1. dereceden büyük kalp bloğu, kardiyojenik şok ve belirgin kalp yetersizliğinde kullanılmamalıdır.

Uyarılar:
Konjestif kalp yetersizliği olan hastalarda, dolaşım fonksiyonunu destekleyici sempatik stimülasyon gereklidir. Beta-blokaj miyokardın kontraktilitesini bastırarak kalp yetersizliğini ağırlaştırabilir. Kalp yetersizliği olup, dijital ve diüretikle kontrol edilen hipertansif hastalarda atenolol dikkatle kullanılmalıdır. Hem dijital hem atenolol AV iletimi yavaşlatır. Kalp yetersizliği olmayan hastalarda Beta-blokerlerle miyokard sürekli baskı altında tutulursa, bir süre sonra kalp yetersizliği ortaya çıkabilir. Bu durumda ilk belirtiler ortaya çıktığında hasta hemen dijitalize edilmeli ve/veya diüretik uygulanmalıdır. Kalp yetersizliği her şeye rağmen devam ederse atenolol tedavisi kesilmelidir. Atenolol tedavisi birdenbire kesilmemeli ve hasta bu konuda uyarılmalıdır. Tedavi kesileceği zaman, hastaların fiziksel aktivitelerini azaltmaları önerilmelidir. Eğer angina şiddetlenirse veya akut koroner yetersizlik gelişirse, geçici de olsa atenolol tedavisine tekrar başlanmalıdır. Başka antihipertansif ilaç alamayan bronkospastik hastalarda atenolol tedbirle kullanılabilir. Tedaviye başlandığında hazırda bir bronkodilatör bulundurulmalıdır. Ameliyat olacak hastalarda atenolol 48 saat önceden kesilmelidir. Eğer tedaviyi durdurmak mümkün değilse ve miyokardı baskı altına alan anestetik ajanlar kullanılacaksa dikkatli olunmalıdır. Vagal dominans meydana gelirse atropin (1-2 mg i.v.) zerk edilmelidir. Beta-adrenerjik blokaj hipertiroidinin bazı klinik belirtilerini (örn. taşikardi) maskeleyebilir. Beta-blokajın ani olarak kaldırılması, tiroid fırtınası oluşturabilir. Gebelerde yeterli klinik çalışma bulunmamaktadır. İlacın yararı, fetüs üzerinde olası bir riskten daha ağır basıyorsa atenolol gebelerde kullanılabilir. Anne sütüne geçtiğinden emziren annelere verilmemelidir. Çocuklar üzerindeki etkisi ve güvenilirliği belirlenmemiştir.

Yan Etkileri:
Çoğu hafif ve geçici nitelikte olmak üzere bradikardi, kalp yetmezliği, kalp bloku, ventriküler taşikardi, ekstremitelerde soğukluk, postural hipotansiyon, bacak ağrısı, baş dönmesi, başta boşluk hissi, yorgunluk hali, letarji, uyku hali, depresyon, diyare, bulantı, dispne, raller, deri döküntüleri, gözde kuruluk gibi yan etkiler görülebilir.

İlaç Etkileşimleri:
Rezerpin gibi katekolaminleri boşaltan ilaçlarla bir Beta-bloker verilirse aditif etki ortaya çıkabilir. Sonuç olarak baş dönmesi, senkop veya postural hipotansiyon görülebilir. Beta-bloker ile klonidini birlikte kullananlarda, tedaviyi kesmek gerektiğinde, klonidinin yavaş yavaş kesilmesinden birkaç gün önce, Beta-bloker tedavisi kesilmelidir. Ca+ kanal blokerleri (verapamil ve diltiazem) ile birlikte kullanıldığnıda bradikardi, ileti bozuklukları ya da kalp yetersizliği gelişebilir.

TENSİDİF
Tablet

Medifarm

Etken Madde(ler):
Atenolol 100 mg

Piyasa Şekilleri:
28 tabletlik blister ambalajlarda.

Kullanım Şekli:
Günlük doz tek doz halinde 50 mg veya 100 mg’dır.

Endikasyonları:
Beta-adrenerjik reseptör blokeri ve antihipertansif etkilidir. Hipertansiyonun kontrolünde, tek başına veya diğer antihipertansif ilaçlarla birlikte özellikle tiazid tipi bir diüretikle birlikte verilebilir. Ay-rıca, koroner ateroskleroza bağlı angina pektorisin uzun süreli kontrolünde endikedir.

Kontrendikasyonları:
Sinüs bradikardisi, 1. dereceden büyük kalp bloğu, kardiyojenik şok ve belirgin kalp yetersizliğinde kullanılmamalıdır.

Uyarılar:
Konjestif kalp yetersizliği olan hastalarda, dolaşım fonksiyonunu destekleyici sempatik stimülasyon gereklidir. Beta-blokaj miyokardın kontraktilitesini bastırarak kalp yetersizliğini ağırlaştırabilir. Kalp yetersizliği olup, dijital ve diüretikle kontrol edilen hipertansif hastalarda atenolol dikkatle kullanılmalıdır. Hem dijital hem atenolol AV iletimi yavaşlatır. Kalp yetersizliği olmayan hastalarda Beta-blokerlerle miyokard sürekli baskı altında tutulursa, bir süre sonra kalp yetersizliği ortaya çıkabilir. Bu durumda ilk belirtiler ortaya çıktığında hasta hemen dijitalize edilmeli ve/veya diüretik uygulanmalıdır. Kalp yetersizliği her şeye rağmen devam ederse atenolol tedavisi kesilmelidir. Atenolol tedavisi birdenbire kesilmemeli ve hasta bu konuda uyarılmalıdır. Tedavi kesileceği zaman, hastaların fiziksel aktivitelerini azaltmaları önerilmelidir. Eğer angina şiddetlenirse veya akut koroner yetersizlik gelişirse, geçici de olsa atenolol tedavisine tekrar başlanmalıdır. Başka antihipertansif ilaç alamayan bronkospastik hastalarda atenolol tedbirle kullanılabilir. Tedaviye başlandığında hazırda bir bronkodilatör bulundurulmalıdır. Ameliyat olacak hastalarda atenolol 48 saat önceden kesilmelidir. Eğer tedaviyi durdurmak mümkün değilse ve miyokardı baskı altına alan anestetik ajanlar kullanılacaksa dikkatli olunmalıdır. Vagal dominans meydana gelirse atropin (1-2 mg i.v.) zerk edilmelidir. Beta-adrenerjik blokaj hipertiroidinin bazı klinik belirtilerini (örn. taşikardi) maskeleyebilir. Beta-blokajın ani olarak kaldırılması, tiroid fırtınası oluşturabilir. Gebelerde yeterli klinik çalışma bulunmamaktadır. İlacın yararı, fetüs üzerinde olası bir riskten daha ağır basıyorsa atenolol gebelerde kullanılabilir. Anne sütüne geçtiğinden emziren annelere verilmemelidir. Çocuklar üzerindeki etkisi ve güvenilirliği belirlenmemiştir.

Yan Etkileri:
Çoğu hafif ve geçici nitelikte olmak üzere bradikardi, kalp yetmezliği, kalp bloku, ventriküler taşikardi, ekstremitelerde soğukluk, postural hipotansiyon, bacak ağrısı, baş dönmesi, başta boşluk hissi, yorgunluk hali, letarji, uyku hali, depresyon, diyare, bulantı, dispne, raller, deri döküntüleri, gözde kuruluk gibi yan etkiler görülebilir.

İlaç Etkileşimleri:
Rezerpin gibi katekolaminleri boşaltan ilaçlarla bir Beta-bloker verilirse aditif etki ortaya çıkabilir. Sonuç olarak baş dönmesi, senkop veya postural hipotansiyon görülebilir. Beta-bloker ile klonidini birlikte kullananlarda, tedaviyi kesmek gerektiğinde, klonidinin yavaş yavaş kesilmesinden birkaç gün önce, Beta-bloker tedavisi kesilmelidir. Ca+ kanal blokerleri (verapamil ve diltiazem) ile birlikte kullanıldığnıda bradikardi, ileti bozuklukları ya da kalp yetersizliği gelişebilir.

DELTARHINOL
Nazal Sprey

Aventis Pharma

Etken Madde(ler):
Nafazolin nitrat 0.5 mg/ml

Piyasa Şekilleri:
15 ml’lik plastik şişelerde.

Kullanım Şekli:
3-4 saatte bir her burun deliğine 1-2 damla damlatılır, sprey şeklinde kullanışta ise burun deliğine bir püskürtme yeterlidir. Bu doz günde 4 kezden fazla tekrarlanmamalı, tedavi süresi 4 günü geçmemelidir.

Endikasyonları:
Nezle, saman nezlesi ve diğer alerjik durumlar, soğuk algınlığı ve sinüzit ile birlikte görülen burun tıkanıklıklarında kullanılır.

Kontrendikasyonları:
Etken maddeye karşı aşırı duyarlılığı olduğu bilinen hastalarda kullanılmamalıdır. Baş düzeyinde cerrahi müdahale geçirmiş hastalarda ve glokomlu hastalarda çok dikkatli kullanılabilir.

Uyarılar:
Aşırı dozda ve uzun süreli veya çok sık kullanımda burun mukozasında iritasyon ve ayrıca sistemik yan etkiler oluşturabilir. 3 günlük kullanıma rağmen burun tıkanıklığı devam ederse, ilaç kesilmelidir. Hamilelerde vazokostrüktif etkisi nedeniyle kullanılmamalıdır. Çocuklarda kullanılmamalıdır.

Yan Etkileri:
Nadiren baş ağrısı, tansiyon yükselmesi, sinirlilik, mide bulantısı, baş dönmesi, uyuşukluk ve hafif terleme görülebilir. Yüksek miktarda uygulandığında vücut ısısında düşme, uyuşukluk, bradikardi, şoka benzer hipotansiyon ve koma hali görülebilir.

PROPINE
Göz Damlası

A. İbrahim

Etken Madde(ler):
Dipivefrin hidroklorür 0.1 %

Piyasa Şekilleri:
5 ml’lik damlalıklı şişelerde.

Kullanım Şekli:
Günlük doz 2×1 damladır.

Endikasyonları:
Dipivefrin HCl göz içerisinde enzimatik hidroliz ile epinefrine dönüştürülür. Açığa çıkın ve bir adrenerjik agonist olan epinefrin etkisini, göz sıvı yapılmasını azaltıp dışarı akma imkanını arttırmak suretiyle gösterir. Kronik geniş açılı glokomda basıncı kontrol için ve oküler hipertansiyonu olan hastalarda başlangıç tedavisi için kullanılır. Diğer antiglokom tedavilerine cevap vermeyen hastalarda diğer antiglokom preparatları yerine veya onlara ek olarak verilebilir.

Kontrendikasyonları:
Dar açılı glokomu olan hastalarda kullanılmamalıdır, zira pupilla dilatasyonu hastayı açı kapanması ile oluşan glokom müsait kılar. İçindeki maddelerden herhangi birine hassasiyeti olan hastalarda kontrendikedir.

Uyarılar:
Gözlerde batma ve yanma görülebilir. Nadiren foliküler konjunktivit ve allerjik reaksiyonlar görülebilir. Gebelikte ve emziren annelerde kullanım yeterli ve kontrollü çalışmalar olmadığından ancak yarar/zarar riskleri dikkate alınarak hekim önerisine göre uygulanabilir. Çocuklarda etki ve güvenirliliği kanıtlanmamıştır.

Yan Etkileri:
Epinefrin ile tedavi edilen hastaların %30′unda makuler ödem tespit edilmiştir. Epinefrine devam edilmemesi halinde makulopatinin gerilediği görülmüştür. Makular ödem görüldüğüne dair bir belge olmamasına rağmen afakili hastalarda bu durum ihtimali göz önünde bulundurulmalıdır. Epinefrin tedavisi sonucu konjunktiva ve korneada adrenokrom tortular oluşmasına ender olarak rastlanmıştır.

FİNARİD
Film Tablet

Nobel

Etken Madde(ler):
Finasterid 5 mg

Piyasa Şekilleri:
28 film tabletlik ambalajlarda.

Kullanım Şekli:
Günlük doz 5 mg’lık tek bir tablettir. Yeterli terapötik yanıtın alınabilmesi için en az 6 aylık bir tedavi gerekebilir.

Endikasyonları:
5 alfa redüktaz inhibitörüdür. Selim prostat hiperplazisinin BPH tedavi ve kontrolünde, büyümüş prostatın küçültülmesinde, idrar akımının düzeltilmesi ve BPH ile görülen semptomların giderilmesinde endikedir.

Yan Etkileri:
İmpotens, libido azalması ve ejekulat hacminin azalması gibi yan etkiler görülebilir.

PROSCAR
Film Tablet

MSD

Etken Madde(ler):
Finasterid 5 mg

Piyasa Şekilleri:
28 film tabletlik blister ambalajlarda.

Kullanım Şekli:
Günlük doz yemeklerle birlikte veya aç karına alınan 1×1 tablettir. Tedavi süresi en az 6 aydır.

Endikasyonları:
5 alfa redüktaz inhibitörüdür. Selim prostat hiperplazisinin BPH tedavi ve kontrolünde, büyümüş prostatın küçültülmesinde, idrar akımının düzeltilmesi ve BPH ile görülen semptomların giderilmesinde endikedir.

Yan Etkileri:
İmpotens, libido azalması ve ejekulat hacminin azalması gibi yan etkiler görülebilir.

Suçiçeği, virusların neden olduğu bir bulaşıcı hastalıktır. Daha çok okul çağında görülmekle birlikte, her yaşta görülebilir. En iyi bilinen bulgusu, döküntüdür. Döküntü, başda ve sırtta başlar, 3-4 gün içinde hızla yayılarak tüm vücudu kaplayabilir. Döküntünün 3 evresi vardır:

·     Önce küçük kırmızı, kaşıntılı kabarcıklar oluşur,

·     Ardından her bir kabarcığın içi şeffaf bir sıvıyla dolar,

·     Kabarcıklar büyür, kabuklanır ve dökülür.

Her bir kabarcığın kabuğu dökülene kadar çocuk bulaştırıcıdır, bu da, döküntünün başlangıcından itibaren yaklaşık 10 günlük bir süreye tekabül eder.Döküntünün, saçlı deride, ağız içinde ve genital organlarda da çıkması, çocuğu çok rahatsız edebilir.Döküntü dışındaki bulguları şöyle sıralayabiliriz: ateş, hafif başağrısı, iştahta azalma, halsizlik. Kimi çocuklarda suçiçeği çok hafif seyreder, ve hastalık süresince çocuk kendini çok iyi hisseder.

Suçiçeği olan çocuğa nasıl bir bakım gereklidir?

Kaşıntının önlenmesi: Kaşıntı, özellikle akşamları artar ve çocuğu en çok rahatsız eden bulgudur. Yaşına uygun bir anti-histaminikle belirgin rahatlama sağlanabilir. (benadryl, tavegyl, atarax, zyrtec gibi ilaçlardan doktorun seçeceği biri)

Losyon kullanımı: Kaşıntının önlenmesinde yarar sağlarlar.

Ateş kontrolü:İlk seçilecek ilaç, çocuğun kilosuna göre parasetamoldür (calpol, termalgine, tylol, tamol vb) Aspirin suçiçeğinde kesinlikle kullanılmamalıdır.

Yeterli sıvı verilmesi: İştah azalmasına bağlı olarak su kaybı olabilir. Bunu önlemek için,çocuk olabildiğince sıvı ağırlıklı hafif gıdalarla beslenmelidir. Acılı, baharatlı yiyecekler ve karbonatlı içeceklerden kaçınılmalıdır. Çocuğu, ağrı kesici sonrasında ağrıları azaldıktan sonra beslemek daha kolaydır.

Döküntünün mikrop kapmasının önlenmesi: Öncelikle su dolu keseciklerin patlatılmasını önlemeye çalışmak gerekir. Küçük çocuklarda geceleri pamuklu eldiven giydirmek yararlı olabilir. Suçiçeği döküntüsü, ciltte 6-12 ayda kaybolan koyu renk bir iz bırakır. Yeterli özen gösterilmeyen ve mikrop alan kabarcıklar, kalıcı iz bırakabilir.

Kıyafet: Hafif giydirmek ve sık kıyafet değiştirmek, çocuğu rahatlatır.

Bulaşıcılık:suçiçeği, çok bulaşıcı bir hastalıktır. Öksürük ve yakın temasla, hava yoluyla bulaşır. Hastalık bulaştıktan 10-21 gün sonra belirtiler ortaya çıkar. Döküntüden 1-2 gün önce de, bulaştırıcılık başlar. Sağlıklı çocuklar, genelde suçiçeğini hafif atlatırlar. Nadir de olsa, menenjite varan ciddi komplikasyonlar görülebilir. Suçiçeğinin aşısı vardır, ve 12. Ayda tek doz aşı koruyuculuk için yeterlidir. Daha önceden suçiçeği geçirmemiş ve suçiçeği ile temas etmiş hamileler, kalp, böbrek, şeker hastalığı olanlar ve bağışık sistem hastalığı olanlar, temas sonrası hemen bir sağlık kuruluşuna başvurmalıdırlar.

Ne zaman doktoru tekrar aramalı?

  • Döküntülerin etrafında kızarıklık, şişlik, hassasiyet, iltihaplanma olursa,
  • Dehidratasyon (su-kaybı) bulguları görülürse,
  • Dalgınlık, uykuya eğilim, kolayca uyandırılamama, halüsinasyonlar görülürse,
  • Ciddi başağrısı, ense sertliği/ağrısı ve sırt ağrısı başlarsa,
  • Tekrarlayan kusmalar olursa,
  • Çocuğa yeterli sıvı verilemezse,
  • Nefes alma güçlüğü, sık nefes alıp verme, göğüs ağrısı, hırıltılı nefes alma, şiddetli öksürük varlığında,
  • Dengesiz yürüyüş ve güçsüzlük/halsizlik gelişirse,
  • Ateş 4. gün hala düşmemişse,
  • Gözlerde kızarıklık, ağrı, görme bozukluğu olursa,
  • Çocuk hastalık başlangıcına göre daha “hasta” görünüyorsa.

Dişlerdeki çarpıklıkların (ortodontik bozukluklar) zararları :

  • Genellikle dişlerdeki çarpıklıkların sadece estetik görüntüyü bozduğu düşünülür.Halbuki bunun ağız diş sağlığı üzerinde zararlı etkileri vardır.
  • Öncelikle çiğneme düzeni etkilenir
  • Dişlerin çarpık ve düzensiz olması, yemek birikimine elverişli ortam hazırlar. Sonuçta ağız hijyeni bozulur , çürüğe ve dişeti hastalıklarına yolaçar.
  • Dişler normal konumlarında değilse bazı seslerin oluşumu bozulur ve konuşma bozuklukları meydana gelir.
  • Temporomandibuler eklem ( çene eklemi) hastalıkları görülebilir.

SORU: Çocuklarda ortodontik bozukluk olup olmadığı nasıl anlaşılır?

  • Çocukların dişleri kontrol edilerek herhangi bir ortodontik bozukluk olup olmadığı belirlenmelidir. Bu evde anne baba tarafından da yapılabilir.. Ama tabii ki mutlaka bunun bir ortodonti uzmanına kontrol ettirilmesi gerekmektedir.
  • Çocuğunuz dişlerini kapattığı zaman alt ve üst büyükazı ve küçükazı dişleri karşılıklı olarak kapanmalı arada açıklık olmamalıdır. ( Ancak sürekli dişlerin yeni sürdüğü dönemlerde aralık olabilir)
  • Üst çene alt çeneye göre bir miktar daha önde konumlanmalıdır.Eğer çocuğunuzun alt ön dişleri üst dişlerinin daha önünde yer alıyorsa veya başbaşa kapanıyorsa ortodontik bozukluk sözkonusudur Aynı şekilde üst dişlerin de aşırı miktarda önde olması (dişleklik olarak adlandırılan konum) bir ortodontik bozukluktur .
  • Dişler birbiri üzerine binmiş bir şekilde çarpık olmamalıdır.
  • Komşu dişler birbirleriyle temas etmeli arada açıklıklar olmamalıdır..

Ön dişler arasındaki aralıklar( diastemalar):

  • Çocuklarda üst ön orta kesici dişler ilk sürdüğü zamanlarda arasında aralık görülebilir. Ve bu aralık genelde zamanla diğer dişlerin çıkmasıyla kapanır. Ancak BAZI VAKALARDA üst dudak kasının dişeti ile olan kas bağlantısı ( frenulum ) iki diş arasına kadar uzanır.İşte bu durumda bu kas bağlantısının cerrahi operasyonla biran önce ortadan kaldırılması gerekir. Aksi taktirde diğer dişler sürse bile bu aralık kapanmayacaktır.
  • Bazı vakalarda ise çene kavsi geniş buna karşılık dişler küçüktür. Bu nedenle de dişler arasında aralıklar meydana gelir. Ortodontik tedavi yapılarak ( tel takılarak) düzeltilir.

Bakteriler, idrar yolundan (mesaneden vücudun dışına uzanan kanal) geçerek mesaneye girdiklerinde idrar yolu enfeksiyonu meydana gelir. Normal koşullar altında bu bakteriler idrar yapılırken vücut dışına atılır. İdrarın kendisinde bakterilerin gelişmesini engelleyen özellikler vardır. Bununla birlikte belirli bakterilerin zehirleme özelliği ve idrar sistemindeki anatomik anormallikler gibi faktörler, idrar yolu enfeksiyonuna yakalanma olasılığını artırırlar.
İdrar yolu enfeksiyonları, küçük çocuklarda ve özellikle kızlarda yaygın olarak görülür. Genellikle bu enfeksiyon mesaneyle sınırlı kalır ve buna mesane iltihabı adı verilir. Bu durumda, çocuğun sürekli tuvalete gittiği ve idrar yaparken acı duyduğuna ilişkin yakınmaları olduğu görülebilir. İdrar kötü kokulu olabilir. Yatak ıslatma olayı daha önceden altını ıslatmaması öğretilmiş bir çocukta görülebilir. Ateş, kusma ve titreme de görülebilir. Bazı durumlarda çocuk hiçbir hastalık belirtisi göstermez.
Ne var ki kimi zaman enfeksiyon üretere (mesaneden idrarı böbreklerden getiren boruya) oradan da böbreklere geçebilir. 0 zaman belirtiler ateş, titreme, sırt ağrısı ve kusmayı içerebilir. Bu durum görüldüğünde, çocuğunuz akut piyelonefrit (böbreğin cerahatli iltihabı) adı verilen ağır bir böbrek enfeksiyonu geçiriyor olabilir. Mesane iltihabından farklı olarak, bir böbrek enfeksiyonu hastane tedavisini gerektirir.
Çocuğunuzda idrar yolu enfeksiyonu belirtileri varsa, doktorunuz idrarda bakteriler olup olmadığını saptamak için bir idrar örneği alacaktır. Mikroskopla yapılan incelemede bakteriler görülürse, idrar, bakterilerin türünü saptamak için bekletilir. Bu test, enfeksiyon olup olmadığını göstermesine rağmen enfeksiyonun mesaneyle mi sınırlı kaldığı, yoksa böbrekleri mi sardığı konusunda bir gösterge değildir. Bunun için, doktorunuz çocuğunuzun belirtilerinin doğru ve eksiksiz bir tarifine, çocuğunuzun görünüşüne ve fiziksel bir muayeneye güvenmek zorundadır. Böbrek enfeksiyonlu bir çocuk, mesane iltihabı olan bir çocuktan daha hasta görünecektir.

Çocuk, nükseden enfeksiyonlar geçiriyorsa boşaltım yolları, idrar kesesini ve uretrayı gösteren röntgen filmi herhangi bir anormallik olup olmadığını ve tekrarlayan enfeksiyonlar sonucunda böbreklerde hasar meydana gelip gelmediğini saptamak için kullanılabilir.
İdrar yolu enfeksiyonlarının çoğu antibiyotik tedavisine süratle tepki gösterirler. Uygun şekilde tedavi edildiğinde akit piyelonefritin (havuzcuk ve böbreğin birlikte iltihabı) kronik böbrek hastalığına dönüşme ihtimali çok azdır. İdrar yolları enfeksiyonları yine de ihmal edilmemelidir. Tedavi edilmemiş mesane iltihabı böbreğe sıçrayabilir ve bütünüyle kökü kazınmayan bir böbrek iltihabı tekrarlayabilir ve böylece böbreğe zarar verebilir. Üstelik sürekli tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonları başka başka hastalıkların belirtisi olabilir. Çoğu kez, nükseden böbrek hastalığıyla birlikte düşünülen bir sorun da, idrar kesesi ile üretere ait olan geriye akıştır. Bu durum, idrarın böbreğe geri akmasına olanak veren, üreterdeki bir anormalliktir. Bundan dolayı çocuğun idrarında bakteriler bulunduğu ve idrar otomatik olarak böbreğe aktığı zaman, sonuç bir böbrek enfeksiyonudur.
Çocuğunuzda mesane iltihabı varsa 7 günden 10 güne kadar antibiyotiklerle tedavi edilir.
Akut piyelonefrit için antibiyotiklerin entravenöz (damar içi) enfüzyonu (sıvı zerketme) çocuk çok hastaysa gerekli olabilir.
Herhangi bir idrar yolu enfeksiyonundan sonra idrar, ilaçla tedavinin etkili olduğundan emin olmak için tekrar bir hafta bekletilmelidir.
Nükseden idrar yolu enfeksiyonları olan bazı çocukların idrarlarının mikroplardan korunması için aylarca ve hatta yıllarca günlük dozlar halinde antibiyotik almaları gerekir. Bazı çocukların idrar örnekleri (herhangi bir hastalık belirtileri olmasa bile) idrar yolunda bakteriler bulunmadığından emin olmak için düzenli aralıklarla alınır ve incelenir. Geriye akma gibi bir anormallik enfeksiyonlardan sorumlu olduğunda, böbrekte hasar olması ile ilgili bir endişe varsa, bir ameliyat söz konusu olabilir.

Bebekler çoğunlukla dişsiz doğar. Ancak bazen yeni doğan bebeğin ağzında, genellikle alt ön diş etinin üzerinde bir dişin mevcut olduğu görülebilir. Bu diş genellikle bebeğin normal dişleri çıkmaya başlamadan düşecektir.

Dişin fazladan bir diş mi yoksa, prematüre olarak dışarı çıkmış bir primer diş mi (bebek dişi) olduğunun anlaşılması için röntgen çekilmesi gerekir.

Normal dışı fazla dişler komşu dişlerin konum ve çıkma özelliklerini etkileyebilir.

SAYFA 1 12»