Yiyecek ve içeceklerle aldığımız kafein kana karışır ve alınan oranda anne sütüne geçer. Günlük alınan miktar 400 mg düzeyini aşarsa, bebekte belirtiler ortaya çıkmaya başlar. Bu da, 4 fincan kahveden alınan kafein miktarıdır. Doğrusu, emzirme döneminde olabildiğince az, hatta hiç kafein almamaktır. Günde 1-2 fincanı aşmadan alınacak kafeinsiz kahve, açık çay yada kola, sizi ve bebeğinizi etkilemeyebilir, yine de, kafein etkisini azaltmanın yolu, 7-8 bardak fazladan su içmektir ki, bu öneri, emziren emzirmeyen, kafein alan almayan herkes için yararlıdır. Kafein, sizde ve bebeğinizde, gerginlik, huzursuzluk, uykusuzluk yapar. Günlük kafein alımını azaltmanın yolu, hangi gıdada ne kadar kafein olduğunu bilmekten geçer.

Aşağıdaki tabloyu, bu gözle incelemenizi öneririz:
Kahve -Filtre
1 fincan
350 mg

Espresso
Tek
100 mg

Cappuccino
Tek
100 mg

Nescafe vb
1 fincan
57 mg

Kafeinsiz kahve
1 fincan
5 mg

Demlenmiş çay
1 bardak
20 - 110 mg

Ice tea
Büyük fincan
70 mg

Poşet çay
1 fincan
30 mg

Cola
1 kutu
30 -56 mg

Diet cola
1 kutu
38 - 45 mg

54 mg

Sprite ve 7-Up
1 kutu
0 mg

Çikolata
50gr
10 - 50 mg

Kakao
250 ml fincan
4 mg

Ağrı kesiciler
1
30 mg ve üzeri

Hala iki kişilik yemeye devam ediyorsunuz; fazladan günde 500 kalori almalısınız:

Hamilelik sırasında beslenmemize gösterdiğiniz özeni emzirirken de sürdürmelisiniz. Kısaca tekrarlarsak; taze sebze ve meyve ağırlıklı, posalı gıdalar içeren protein, kalsiyum ve demirden zengin gıdalarla beslenme.

Günlük kalori alımlarını karşılaştırırsak;

Ortalama kadın:  

günde 1800-2200 kalori

Emziren anne:  

günde 2300-2700 kalori

Hamile kadın:  

günde 2600-3000 kalori

Süt miktarını artırmak için bol bol su için:

Sütün ana maddesi sudur, bol süt için, bol sıvı almalısınız. Günde en az 8, hatta 12 bardak su içmeniz ideal olur.

Yiyip içtiklerinize dikkat edin, çünkü yedikleriniz sütünüze geçer

Sütünüze geçen kimi maddeler, bebeğinize zarar verir. Sakınmanız gerekenlerin başında, çay, kahve ve alkol gelir. Aldığınız kimi gıdalardan sonra bebeğinizin rahatsız olduğunu, sancılandığını, daha az uyuduğunu, kimi gıdalardan sonra bebeğinizde allerjik döküntüler olduğunu, hırıltılı soluk alıp verdiğini, kakasını yeşil renkli veya sümüklü olduğunu gözlemleyebilirsiniz. Ancak bu tür bebeği rahatsız edecek gıdaların kesin listesi yoktur, en iyisi kendi deneyiminizdir. Bebekte bir farklılık gördüğünüz anda, hemen yediklerinizi dikkate alın! Unutmayın, herkesin “bebeğe gaz yapar” dediği inek sütü yada lahana, sizin bebeğinizi rahatsız etmeyebilir.

Demir depolarınız yeterli mi, demir ilaçları almanız gerekebilir

Hamilelik boyunca önerilen vitaminleri almışsanız, muhtemelen doğumdan sonra devam etmeniz gerekmeyecektir. Ancak, gebelik, kadınların çoğunda demir depolarının boşalmasına yol açar, ve doğumdan sonra düzenli demir kullanmak gerekir. Hangi ilacı alacağınızı size kadın-doğum uzmanınız söyleyecektir. Unutmayın, düzenli vitamin ve demir kullanımı, sağlıklı beslenme ihtiyacını ortadan kaldırmaz. Ne siz ne çocuğunuz, “nasıl olsa vitamin alıyorum, ne istersem yiyebilirim” dememelisiniz. Dengeli beslenme esasdır.

Emziren anne kilo vermek için diyet yapabilir, ancak yavaş kilo vermek kaydıyla

Hızlı kilo kaybı, bebeğinizin sağlığı açısından sakıncalar doğurur. Düzenli fiziksel egzersiz yapmak ve düşük yağ içeren gıdalarla beslenmek ve haftada yarım kilodan fazla kilo vermemek gereklidir. Emziren anne, amzirmayene oranla, günde ortalama 800 kalori fazla harcar. Bu, doğal olarak kimi annelerde kilo vermeye yol açacaktır. Ancak, şu temel kurallar unutulmamalıdır:

  • Süt salgınız belirli bir düzeye çıkana kadar -ilk 6 hafta- sakın diyet yapmayın
  • 10. aydan önce, gebelik öncesi kilonuza dönmeyi hedeflemeyin

 

Bebeğiniz her gün dışkısını yapmazsa, bu onun kabız olduğu anlamına gelmez. Her ne kadar günde bir kez dışkılamak çoğu insan için normal ise de, bazı insanlar iki ya da üç günde bir dışkılayabilirler.
Kabızlığın belirtileri arasında dışkılamanın acı ile yapılması vardır, dışkı çıkarmak zordur, ıkınmak bile yararlı olmayabilir, 3 günden fazla bir süre dışkılamak gecikmiştir, ya da tuvaleti bile tıkayabilecek kadar büyük ve sert dışkılama söz konusudur. Eğer çocuğunuzda kabızlık belirtileri varsa, bunun nedeni muhtemelen yediği gıdalardan yeterli oranda lif ve sıvı almamış olmasıdır. Dahası, çocuklar, dışkıları geldiğinde acı duymamak için ya da tuvalet terbiyesine bir tepki olarak dışkılarını tutabilmektedirler. Kimi çocuklar da, bir önceki dışkılama esnasında sert dışkılama nedeniyle yarık (fisür) oluşması durumunda, dışkılarını tutma eğiliminde olmaktadırlar. Dışkılama yapmak istediklerinde dışkı anüs çevresine acı vermekte olduğundan, acıdan kurtulmak için dışkı çıkışını engellerler.
Kabızlığın tedavisi genellikle diyetle ilgilidir, tedavi için kepekli buğday ekmeği, baklagiller ve tüm hububat ürünleri gibi bol lifli çeşitli gıdalar almak ve fazla oranda su ve diğer sıvılardan almak gerekir. Çocuğunuzun düzenli aralarla, beki kahvaltı ya da akşam yemekleri sonrası, tuvalet ihtiyacını gidermesini sağlayınız. Eğer kabızlığı bu şekilde ortadan kaldıramazsanız, çocuğunuzun doktoruna danışınız.

Bebeğinizin ilk yılında, doğum ağırlığının 3 misli kilo aldığını göreceksiniz. Dolayısıyla, beslenme bebeğinizin günlük yaşamında en önemli yeri kapsıyorsa bu sizi şaşırtmasın.
Yaşamının ilk birkaç ayında bebeğinizin günlük diyetinde yalnızca anne sütü ya da beslenme formülünden oluşan mama vardır. Pastörize süt ya da inek sütü beslenme formülünden yapılan mamanın yerini tutmaz. Aslında, bebeğinize en az 6 aylık, tercihen 9 aylık olmadan önce inek sütü vermeyiniz; çünkü inek sütü küçük bebekler için uygun beslenme nitelikleri içermez.
Sıcak iklimlerde bebeğinize günde 2 kez bir biberon dolusu su verebilirsiniz. Bebeğinizin doktoru ayrıca genel bir vitamin bileşimi de verebilir. Ayrıca, eğer bebeğinizi anne sütü ile besliyorsanız doktorunuz bebeğiniz için D vitamini verebilir (Anne sütü D vitamini yönünden yeterli olmayabilir). Her ne kadar anne sütü de beslenme formülü de birçok besleyici mineral içeriyor ise de, ikisinde de diş çürümesini önleyici fluorid yoktur; bu yüzden 2 haftalıktan 12 yaşına gelinceye kadar fluorid takviyesi tavsiye edilir.
Öğünlerin sıklığı bebeğinizin gereksinimine ve beslenme yönteminize dayalı olarak değişir.
1 ila 3 aylık bebek günde beş ila altı arasında öğünü gereksinim duyar. Bebek günün yaklaşık 3 saatini beslenme ile, kalan zamanın büyük bir kısmını da uyumakla geçirir. Bebek büyüdükçe öğün sayısı azalır. Tipik olarak, 5 aylık bir bebek günde 4 ila 5 öğüne ve 9 aylık olduğunda yalnızca 3 öğün beslenmeye düşer. Her bebeğin ayrı bir birey olduğunu unutmayın. Bu yüzden, her birinin ayrı bir beslenme alışkanlığı olabileceğini hesaba katmalısınız.
Anne sütü ile beslenen bebekler çoğunlukla daha sık beslenmeye gereksinim duyarlar; anne sütü beslenme formülünden yapılan mamalara nazaran daha kolay sindirir. 3 aylık oluncaya kadar bazı bebekler her 2 ila 2.5 saatte bir beslenmek isterler.
Ebeveynler, bebeklerine ne zaman katı gıdalar verebileceklerini sorarlar. Bu zor bir sorudur ve kestirme bir cevabı yoktur. Beslenme açısından bebeğiniz 6 aylık oluncaya kadar anne sütünden ya da beslenme formülünden ihtiyacı olan her şeyi alır. Yine de çoğu doktor bebeklerin, 4 aylıktan itibaren katı gıdalar yiyebileceğini söyler. Dahası, bebeğiniz günde 1 litreye yakın mama içiyorken ve yine de kurt gibi aç iken doktorunuz bebeğinize katı gıdalar vermenizi önerebilir.
Bebeğinize katı gıdalar vermeye başlamadan önce doktorunuza danışmalısınız. Doktorunuz size bebeğinizin katı gıdalar yemeye fiziksel olarak hazır olup olmadığını söyleyecektir. Örneğin, bebeklerin kas ve sinir gelişimi birkaç aylık oluncaya kadar yalnızca meme ve sıvı gıdaları yutma şeklinde gerçekleşmiştir. Bebek bir kaşığı tanıyıncaya ve dili ve yutma mekanizması katı gıdalar için müsait oluncaya kadar (genellikle 3 ila 6 ay arası), diyetini değiştirmeye hazır değildir.
Katı gıdalara başlamak için karar verildikten sonra, sıra hangi gıdaların verileceği sorununa gelir. Çoğu doktorlar, başlangıçta tahıl ürünleri verilmesini önerirler. Haşlanmış pirinç lapası (büyük süper marketlerde, bebek gıdası reyonlarında bulunabilir) bebekler için katı gıda olarak rahatlıkla kullanılabilir, çünkü sindirimi kolaydır. Hazırlamak için, paket muhteviyatından bir miktar (bir çorba kaşığı) alıp, 4 ya da 5 çorba kaşığı beslenme formülü ya da anne sütü ile karıştırın. Başlangıçta bebekler genellikle, eğer katı gıdalar küçük parçalar halindeyse, katı gıdalara iyi tepki gösterirler. Kaşığın ucuna bir miktar koyup bebeğin ağzına verin. Bebek bunu çıkarırsa şaşırmayın. çoğu bebeklerin bu yeni lezzete alışması zaman alır. Sabırlı olun. Katı gıdaları biberon ya da şırınga tipi kaplara koymayın. Biberon, bebeğin katı gıdaları yememesine neden olur; şırınga tipi kaplar ise bebeğin boğulmasına neden olabilir.
Bebeğinizi beslerken iki temel seçeneğiniz vardır. Ya hazır bebek maması alırsınız, ya da kendiniz yaparsınız. Hazır bebek mamalarının hazırlanması kolaydır, ancak çok pahalıdır ve dolgu maddeleri ya da şeker içerir. Bunlar da gereksik kalori verirler. Eğer hazır bebek maması almaya karar verirseniz, etiketini mutlaka okuyunuz.
Bebeğinize vereceğiniz mamayı kendiniz hazırlamak isterseniz, eğer bir blender ya da mikseriniz varsa, bu çok zor değildir. Et, sebze ve meyveleri az suda pişirin (muz gibi meyvelerin pişirilmesi gerekmez). Yağ, kabuk ve tohumları çıkarın, daha sonra mikserde uygun kıvamına gelinceye kadar karıştırın. Kolayca karıştırmak için bir miktar su ilavesi yararlı olabilir. Gıda değeri açısından, taze meyveler ve sebzeler tercih edilmelidir. Eğer bunları bulamazsanız, donmuş sebzeler ikinci tercihiniz olmalıdır.

Bebeğiniz lapa türü gıdalara alıştıktan sonra ikinci aşama muz gibi meyvelerin püresi olmalıdır Genellikle meyveler bebekler tarafından oldukça sevilir.
7 aylık iken, çoğu bebekler püre halinde sebze ve daha sonra et yemeye hazırdırlar. 8 aydan sonra çoğu bebekler küçük parçalar halinde normal yemek yiyebilirler. Tost, bir parça peynir, haşlanmış yumurta, kraker, haşlanmış patates, kızarmış patates, pasta ve yumuşak et çok uygundur.
Bebeğinizin kolayca boğulabilmesine yol açabilecek katı gıdalardan sakınınız. Bunlar arasında parçalanmamış sosis 5eğer bebeğinize sosis vermek istiyorsanız, önce boydan ikiye, daha sonra daha küçük parçalara ayırınız), üzüm, mısır, fındık ve taze havuç sayılabilir.
Bu konuda uygulanacak genel kurallar şunlardır:
Her seferinde yalnızca bir tek yeni gıda verin ve bir hafta içerisinde en fazla üç yeni gıdayı bebeğinizin diyetine ekleyin.
Tuz ve tatlı gibi şeylerden kaçının.
Bebeğinizi yemeye zorlamayın. Yediği gıdayı çıkarmak, elini ağzına götürmek, başını sağa sola döndürmek ya da huysuzlanmak bebeğinizin yediği gıdadan hoşlanmadığını gösterir.
Bebeğiniz ne kadar gıda yemeli? Bebek 6 ay ile 8 ay arasında iken, 3 öğünün her birinde 100 ila 120 gram ya da her öğünde beş ila sekiz çorba kaşığı yemelidir. Bu çağdaki bir bebek için iyi bir diyet, tahıl ve meyveden oluşan kahvaltı, et ve sebzeden oluşan öğle yemeği ve et, meyve ve sebzeden oluşan akşam yemeği şeklinde ayarlanabilir. Bu diyette beslenen bebeklerin çoğu süt tüketimini günde 350-400 gram kadar azaltırlar. Çoğu bebekler, ayrıca sabah ile öğle arasında ikindi vakti, meyve ya da kraker gibi ekstra öğünlere gereksinim duyarlar.
Bazen bebeğinizin diyetini vitamin ve minerallerle zenginleştirmek gerekebilir. Bu konuda doktorunuza danışmalısınız.
Bebeğiniz ilk yaşını doldurduğunda, yalnızca normal sofra yemeklerini yiyebilmelidir.
Önemli Not: Bebeğinizin sofradan yiyecek bir şey alarak çekip gitmesine ya da siz görmeden bir şeyler yemesine kesinlikle izin vermeyiniz.

Bebek altını ilk defa genellikle dogumdan 24 saat sonra kirletir. Mekonyum adı verilen bu ilk dışkı, barsak salgıları ve amniyon sıvısından oluşmuştur ve koyu yeşil renktedir. Bebek sütle emzirilmeye başladıktan sonra, genellikle bebek üç dört günlükken, mekonyum dışkısının yerine, ara ya da geçiş dışkılaması başlar. Bu dışkılar genellikle yeşilimsi kahverengi renktedir ve süt pıhtısı ihtiva eder. Bu ara dışkısı da çıkanldıktan sonraki bebek dışkısı daha büyük bebeklerin dışkısına benzer. DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN »

Günde yarım saat yürüyerek yapılan hafif sporlar formunuzu korurken, felç riskini de azaltıyor.

Daha önceleri yalnızca erkekler için faydalı olduğu düşünülse de, kadın ve erkeklerin felç riskini aynı oranda azaltan sporun yararları saymakla bitmez. Üstelik formda kalmak için çok zaman alan ağır sporlar yapmanıza da gerek yok. Günde yarım saat yürüyüş, hafif egzersizler, düzenli yapıldığı takdirde sizin için son derece faydalı olacaktır.
DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN »

Osteoporoz, kemik kütlesinin azalmasıdır. Özellikle kadınlarda menopozdan sonra görülür. Bunun nedeni menopozdan sonra kadınlık hormonunun azalmasıdır. DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN »

Gut hastalığı, daha çok 30- 45 yaş arası erkeklerde ve 55-70 yaşlarındaki kadınlarda görülen bir romatizmal hastalıktır.
Vücutta pürin adı verilen ve hücre DNA’sında kullanılan bir nükleik asit vardır. Pürin nükleik asitlerinin yıkılması sonucu kanda ürik asit oluşur. Normal sağlıklı insanlarda ne kadar ürik asit oluşursa o kadar ürik asit idrar yoluyla atılır. Böbreklerdeki bir bozukluktan yada fazla miktarda ürik asit üretilmesinden dolayı kanda ürik asit seviyesi artarsa gut hastalığı ortaya çıkar.
DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN »

14 yaşına kadar meme büyümesi, tüylenme gibi sekonder seks karakterlerinin gelişmemesi veya 16 yaşına rağmen ilk adetin görülmemesi veya normal adet gören kadında 3 siklus boyunca adet olmaması amenore olarak adlandırılır. Hayatında hiç adet görmemiş ise buna primer amenore, daha önceden düzenli adet gören kadında adetin kesilmesine de sekonder amenore adı verilir.
DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN »

Sigara, kafein ve kozmetik kullanımını en aza indirin, günde 8-10 bardak su için. Bunlar sadece başlangıç; sağlıklı cildin tüm sırları bu yazıda…

TAYLAN KÜMELİ / bir kibrit kutusu lezzet

Bedenimizin en önemli koruyucu organı deridir. Bizi mikroplardan, enfeksiyon ve alerjik şoklardan korur. Bunun yanı sıra deri, bedenin su, tuz ve organik madde kaybını önleyen, kullanılmış besin maddeleri ile suyun atılmasını sağlayan dört önemli organdan biridir. Bedenden atılması gereken maddelerin dörtte birini atmakla görevli olan derinin işlevlerindeki herhangi bir aksaklık, öteki dışkılama organlarını (böbrek, akciğer, bağırsak) olumsuz etkileyebilir.

Neden ‘içsel’
Pek çok kişiye büyük sıkıntılar yaşatan deri hastalıkları genellikle içsel problemlerden kaynaklanır. Derimiz, bizimle dünya arasında köprü görevini üstlenir, işte bu yüzden yaşamımızdaki uyumsuzlukları, genellikle derimiz dışa yansıtır. Bu uyumsuzluklar fiziksel veya genetik kökenli olabileceği gibi karaciğere, böbreklere, dolaşım sistemine veya öteki beden sistemlerine odaklanmış da olabilir.

İşte yararlı bitkiler
Deri hastalıkları, çeşitli iç hastalıklarının bir dışavurumu olduğu için tedavisinde de pek çok bitki kullanılabilir, ama bunların arasında öncelikle anılması gereken bazı özel bitkiler vardır.
En çok kullanılan yara iyileştirici bitkiler: Sinirliot, aynısafa, atkuyruğu, civanperçemi, arslanpençesi, sarıkantaron, karakafesotu, yoğurtotu (yapışkanotu), mayıspapatyası, ısırganotu, ceviz yaprağı ve meşe kabuğudur.
Bitkiler tek tek ya da bir arada harmanlanarak, 2-3 haftalık çay kürü biçiminde kullanılabilir. Bunun için de yarım veya bir tatlı kaşığı bitki, orta boy bir su bardağı dolusu kaynar suyla haşlanır, 8-10 dakika demlendikten sonra süzülür. Günde 2-3 bardak taze demlenmiş çay, soğutulmadan, aç karnına veya öğün aralarında içilir. Bu deride belirgin düzelmelere yol açacaktır. Ayrıca derisi duyarlı ve sorunlu pek çok kimse, şeker ve dondurma, çikolata gibi yiyeceklerden uzak durmalıdır.

Soruna göre vitamin
Birçok deri hastalığının tedavisinde A vitamininden yararlanılır. Genellikle yüksek dozlar kullanılır. Akneli ya da derisi güneşe karşı çok duyarlı kişiler A vitamini desteği almalıdır. Bunun yanı sıra vitaminler ve cilde faydaları şöyle sıralanabilir:
A Vitamini: Cildin mukus zarlarını korur ve kırışıklıklara engel olur.
B Vitamini: B2 vitamini burun ve üst dudak arasındaki maymun çizgisi denen dikey çizgilerin oluşumunu engeller.
C Vitamini: Kolajen oluşumu için önemlidir.
E Vitamini: Stresin neden olduğu kırışıklıklar için etkilidir.
Evening primrose oil: İçeriğinde linoleik asit vardır, sağlıklı cilt gelişimi için önemli rol oynar.
Magnezyum: Kolajenden magnezyum kaçışını ve bunun neden olduğu kırışıklığı engeller.

Sağlıklı bir deri için bu önerilere uyun!

  • Güneş ışınlarına uzun süre maruz kalmayın.
  • Günde en az 8-10 bardak su için.
  • Sigaradan ve içilen ortamlardan uzak durun.
  • Alkol ve kafein tüketmekten kaçının.
  • Çok makyaj malzemesi kullanmayın.
  • Hayatınızdaki stres faktörleri ile mücadele edin ve rahatlamayı öğrenin.
  • Düzenli olarak spor yapın.
  • Florlu sulardan içmeyin.
  • Saunaya girin.
  • C ve E vitamini içeren kremler kullanın.
  • Bulunduğunuz ortamdaki havanın nemli olmasını sağlayın.
  • Demir yönünden zengin gıdalar tüketin. (Kabak, buğday, ciğer, yumurta, badem, kuru üzüm, yulaf ve mercimek)
  • C vitamini içeren gıdalar tüketin. (Kırmızı biber, portakal, greyfurt, limon, kavun ve domates gibi…)
  • Mineral içeren mantar, ciğer, somon arpa ve muz gibi besinler tüketin.
  • Magnezyum içeriği zengin, badem, yulaf, arpa, peynir, tuna balığı, patates, mısır ve içeriğinde E vitamini zengin, çekirdek, brokoli, ıspanak tüketin.
  • A vitamini açısından zengin, yumurta, süt, peynir, yoğurt, balık, karides, tavuk eti gibi besinler tüketin.
  • Aloe vera
    Halk arasında ’sarısabır’ olarak da bilinen ‘aloe vera’, çeşitli hastalık ve cilt sorunlarına karşı kullanılan bir bitkidir. Özellikle epitel doku ve bağışıklık sistemi için faydalıdır. Mide ülseri, sindirim rahatsızlıkları, kabızlık, ishal, hemoroit, zihinsel yorgunluk, migren, akne, kireçlenme, egzama, sedef, mantar, böcek sokmaları, güneş ve cilt yanıklarına iyi gelir.