Özellikle köpek, kedi, kurt, tilki ve yarasa gibi memeli hayvanlarda görülen bir hastalıktır. İnsana da bu kuduzlu hayvanların ısırması ile geçer. Dişlerin açtığı yaraya, kuduz virüsü taşıyan hayvan salyası bulaşır. Virüsler yaradan içeri girdikten sonra sinirler yoluyla merkez sinir sistemine (beyne) ulaşır; tahribatını yaparak sonu ölüm olan genel felçlere sebebiyet verirler.
Belirtileri:
* Hayvan ısırdıktan ancak bir ila altı ay sonra hastalık belirtileri ortaya çıkar. Bu müddet değişikliği, vücudun direnci ve ısırılan yerin beyne olan uzaklığı ile orantılıdır.
* İlk belirtileri karamsarlık ve huysuzluktur.
* Sonra, boğazda başlayan ağrılı kasılmalardan dolayı, hasta su içemez. Bunu beceremediğinden huysuzlaşır. Halk arasında bu durum “su korkusu” tabiri ile açıklanır.
* Yutkunma güçlüğünü ağrılı kas spazmları izler. Hastada şuursuz tepkiler ve ihtilaçlar (delilik halleri) belirir.
* Nihayet, birkaç gün içinde, adale kasılmaları genel felç haline dönüşür ve sonuç ölümdür.
Ne Yapmalı?
* Bir hayvan tarafından ısırıldığınız zaman, her halükarda, kuduz olabileceğini düşünmelisiniz.
NOT: Hayvanda kızgınlık ve azgınlık alametleri varsa; köpek ise havlarken, kedi ise miyavlarken alışılmışın dışında sesler çıkarıyorsa; hele ağzında bol salya varsa onu mutlaka yakalayıp belediye tabibine veya bir hastahaneye götürünüz. Yakalamaya çalışırken -tekrar ısırılmamak için- dikkatli hareket ediniz.
* Isırılan yeri bol sabunlu su ile yıkayınız.
* Yakaladığınız hayvanı ilgili sağlık kuruluşuna (belediye tabibi veya hastahane) götürüp “kuduz testi” yaptırınız. Görevliye, ısırıldığınızı söyleyiniz ve gerektiğinde aranmak üzere adresinizi ve telefon numaranızı veriniz. Veya neticeyi almak üzere randevu isteyiniz.
* Testler kuduzu doğruladığı takdirde ısırık yeri cerrahi usullerle temizlenir ve kuduz serumu zerkedilir. Arkasından vücuda aktif bağışıklık kazandırmak için ölü kuduz virüsü aşılanır. Aşılama usulleri değişik olmakla beraber, hepsinin de gayesi hastada kuluçka devresi sona ermeden bağışıklık oluşturmaktır.

ÇIBAN
Ateşli hastalıklardan sonra, yaralanmalarda ve vücudun zayıf düşmesini netice veren her durumda, hastalık yapmaya fırsat bulamayan bazı virüsler canlanarak dokuyu işgal ederler, işgal ettikleri zayıf dokuda önce ağrı şeklinde kendilerini belli ederler. Sonra ağrılı bölgede bir kızarıklık başlar. Kızarıklık zamanla sertleşmeye ve kabarıklık yapmaya yönelir. Kabarıklığın ortası iltihaplanarak baş verir. Derideki kızarıklık sarıya dönüşür.
Ne Yapmalı?
* Çıbanın çevresini sık sık bir antiseptik solüsyonla temizleyiniz.
* Temizlikten sonra, çıbanın üzerini bir gaz bezi ile örtüp bantlayınız.
* Çıban iyileşinceye kadar su ile temas ettirmeyiniz.
* Bulabildiğiniz taktirde karboynuzuotu tohumlarını un haline getirinceye kadar dövünüz. Elde ettiğiniz lapa ile çıbanın üzerine örtüp sarınız.
* Keten tohumu dövülerek bal ile karıştırılırsa, elde edilen lapa da yukarıdaki karaboynuz otu tohumunun yerine geçer.

Son on yıl içinde başta gelişmiş ülkeler olmak üzere tüm dünyada ilk gebeliğini ileri yaşlarda yaşayan anne adaylarının sayısında önemli artışlar gözlenmektedir.

Kadınların eğitimlerini daha ileri aşamalara kadar götürmeleri ve iş yaşamında erkeklerle aynı alanlarda çalışmaları, etkin doğum kontrol yöntemlerinin geliştirilmesi, yasal tahliyenin serbest bırakılması ve infertilite (kısırlık) tedavi yöntemlerinin ilerlemiş olması bu duruma önemli katkılarda bulunmaktadır.

Amerika’dan alınan bir istatistik bilgisine göre 1982′de tüm doğumlar arasında 35 yaş üzerinde doğum oranı %5 iken, 2000 yılında bu oranın %9 olacağı öngörülmektedir. Aynı bilgilerde 1970 yılında 35 yaşında kadınların %9′unun çocuğu yokken, 1989da bu oran %20 bulunmuştur.

İlk gebelik yaşını geciktiren kadınların çoğu ileri eğitimliler arasında yeralan ve kariyerlerini devam ettiren, eşiyle birlikte ailenin geçimine katkıda bulunan kadınlardır.

Bu haliyle önceleri “tuhaf” kabul edilen bu durum artık çağımızın bir gerçeği haline gelmiştir.

Tıbbi açıdan ileri anne yaşı:

Tıpta “İleri Anne Yaşı” terimi, 35 yaş ve sonrasında gebelik yaşayan anne adaylarını tarif etmek için kullanılmaktadır. Anne adayının ilk ya da sonraki gebelikleri olup olmadığı tanım içinde yer almaz.

Yaş sınırı olarak özellikle 35 yaşın seçilmesi tıbben herhangi bir sınır temsil ettiği için değildir. Yaklaşık 30 yıl önce FIGO adı verilen uluslararası kadın hastalıkları ve doğum uzmanları birliğinin “keyfi” sayılabilecek bir şekilde verdiği bir karardır. Ancak tıp uygulamalarının standardize edilmesi ve tedavi protokolleri oluşturulabilmesi açısından bir yaş sınırı oluşturulması bir gerekliliktir ve seçilen sınır konunun uzmanı çoğu doktor tarafından benimsenmiş durumdadır.

Hatırda tutulması gereken nokta, 35 yaş sınırını geçtikten sonra anne adayı ve bebek açısından istenmeyen durumların artışında aniden keskin bir yükselme olmadığıdır. Aksine anne yaşı ilerledikçe genellikle lineer (doğrusal) bir risk artışı söz konusudur.

İleri Anne Yaşı’nın beraberinde getirdikleri:

Anne adayını ilgilendiren durumlar:

Yaş ilerledikçe insanlarda diabet ya da hipertansiyon gibi hastalıkların ortaya çıkma olasılığının arttığı bilinen bir tıbbi gerçektir.

Anne adayının ileri yaşlarda bir gebelik yaşaması durumunda kendisiyle ilgili risk artışı yaşın sayısal özelliğiyle değil, gebeliğe başladığı anda kendisinde kronik hastalıkların varlığı ya da yokluğu ile çok daha yakın ilişkidedir. Bebekte kromozomal anomali (Down sendromu gibi) ortaya çıkma olasılığı ise yaşla direkt ilişki göstermektedir.

Bu yüzden anne adayını ileri yaşlarda daha büyük tehlikelerin beklediğini söylemek genel anlamda mümkün olup, her birey için aynı risk artışının söz konusu olduğunu söylemek mümkün değildir.

Kronik hastalığın vücuda verdiği zarar, hastalığın vücutta varolduğu süreyle direkt olarak ilişkilidir. Bu yüzden kronik hastalığı olan kişinin gebe kalma yaşı geciktikçe gebelik esnasında istenmeyen durumların ortaya çıkma olasılığı da artar. Bu duruma en güzel örnek Tip II diabettir. Özellikle 40 yaşından sonra daha sık ortaya çıkan bu hastalıkta hastalık süresi uzadıkça kontrolsüz şeker yükselmesinin damarlara verdiği hasar da artmaktadır.

İleri anne yaşı olanlarda sıklıkla görülen hastalıklar:

Hipertansiyon:

35 yaşın üzerinde gebeliklerde kronik hipertansiyon erken yaştaki gebeliklere göre 2-4 kat daha sık gözlenir ve yaklaşık görülme oranı %10′dur.

Gebeliğin son dönemlerinde ileri yaş gebelerde gözlenen gestasyonel (gebeliğe bağlı) hipertansiyon genellikle kronik hipertansiyon bulgusu olarak değerlendirilir. Preeklampsi gelişmediği sürece gebeliğin sonlarındaki bu tansiyon yüksekliğinin anne adayı ve bebek için çok büyük bir risk oluşturması beklenmez. Ancak gebeliğin bitiminde tansiyon yüksekliğinin kaybolup kaybolmadığı mutlaka tetkik edilmelidir.

Özellikle uzun süreden beri varolan ve damarsal hasara yolaçmış kronik hipertansiyon hem anne adayı hem de bebek için tehlike oluşturabilir. Esas tehlike kronik hipertansiyonlu anne adaylarında ortaya çıkması muhtemel süperempoze (kronik hipertansiyon zemininde gelişmiş) preeklampsidir.

İleri yaşlarda gebe kalan anne adaylarında kronik hipertansiyon yoksa, preeklampsi gelişme olasılığı daha erken yaşta gebe kalanlarla aynıdır. Yani hipertansiyonu olmayan bir anne adayında yaş, gebeliğin kendisine bağlı preeklampsi riskini artırmaz.

Diabet (şeker hastalığı):

Yaşla beraber Tip II diabet sıklığı artar. Buna bağlı olarak ileri yaşlardaki gebeliklerde Tip II diabet ve hastalığa bağlı istenmeyen durumların görülme sıklığında genç yaş gebelere göre 2-3 kat artış gözlenir.

Gestasyonel diabet de (gebelik esnasında ortaya çıkan diabet) ileri yaşlardaki gebeliklerde yaşla doğru orantılı olarak artan sıklıkta gözlenir.

Uzun süreden beri varolan ve kontrolsüz seyreden diabet anne adayı ve özellikle de bebek için tehlike oluşturabilir.

Diğer hastalıklar:

Yaşla beraber kalp-damar hastalıkları, nörolojik hastalıklar, böbrek, karaciğer, akciğer ve bağdokusu hastalıkları ve kanserlerin sıklığında artış gözlenir. İleri yaşlardaki gebeliklerde bu hastalıkların varlığı gebeliğin seyrini olumsuz yönde etkileyebilir.

Derin ven trombozu, akciğer ödemi gibi anne hayatını tehdit eden durumlar özellikle kronik hastalığı bulunan ileri yaştaki anne adaylarında daha sık gözlenir.

İleri yaşlardaki anne adaylarında gebelik ve doğumla ilgili istenmeyen durumlar:

Düşük:

Oluşan gebeliğin düşükle sonuçlanma riski yaşla birlikte doğrusal bir artış gösterir. 35 yaş üstü gebelerde daha genç olanlara göre yaklaşık 4 kat artmış bir düşük riski söz konusudur. Bunun en önemli nedeni gebelik ürününde kromozomal anomali olma olasılığının yaşla birlikte artmasıdır. Kromozomal anomaliler ise düşüklerin en önemli nedenleri arasında yer almaktadır.

Dış gebelik:

İleri yaşlarda dış gebelik ortaya çıkma riski daha erken yaştaki gebeliklere göre 2-3 kat daha yüksektir. Bu durum yaşın kendisine bağlı olarak tüp hareketliliğindeki bir yavaşlamadan kaynaklanabilir. Önceden geçirilmiş çok sayıda pelvik enfeksiyonun tüplerde bıraktığı hasar da önemli bir etken olabilir.

Bebekte anomali ortaya çıkması:

İleri anne yaşı bebekte kromozomal anomali ortaya çıkma riskini artırır. Down sendromu gibi yaşla direkt ilişkili olan anomaliler özellikle 30 yaşından sonra doğrusal değil eksponansiyel (yani yaş artışından daha çok artış gösteren) artış gösterirler. Yapısal anomalilerin (bebeğin vücut şeklini ya da organlarını ilgilendiren anomaliler) ortaya çıkma riski ise tüm yaş gruplarında muhtemelen aynıdır.

Erken doğum:

İleri yaşlardaki gebeliklerde erken doğum daha sık gözlenmektedir. Yaş hem kendiliğinden ortaya çıkan erken doğum eylemi ve erken doğum için bir risk faktörü, hem de anne hayatını tehdit eden durumların varlığı nedeniyle yapılan indüksiyon (doğum eyleminin doktor tarafından başlatılması) için önemli bir risk faktörüdür. Bu yüzden erken doğum ileri yaşlardaki gebeliklerde 4 kat daha sık gözlenir.

İntrauterin Gelişme Geriliği (İUGG):

İleri yaşlardaki gebeliklerde intrauterin gelişme geriliği (İUGG) ortaya çıkma riski 2-3 kat daha yüksektir. Özellikle hipertansiyon ve/ veya diabeti olan anne adaylarında İUGG gelişme riski yükselir.

Gebelikte kanama:

İleri yaştaki gebeliklerde placenta previa ve ablatio placenta’ya bağlı özelllikle gebeliğin geç dönemlerinde kanama ortaya çıkma riski artmıştır.

Bu iki durumun da yanlızca yaş faktörü ile ilgili olarak artmadığı düşünülmektedir. Zira ablatio placenta genellikle hipertansiyonu olan gebelerde gözlenen bir durumdur ve kronik hipertansiyon sıklığı ileri yaş gebeliklerde daha yüksektir. Bu nedenle gebelikte 200′de bir sıklıkla gözlenen ablatio özellikle 40 yaş üstü gebelerde %3 oranında gözlenmektedir.

Placenta previa da gebelik ve doğum sayısı ile direkt ilişkili bir durum olduğundan muhtemelen yaş faktöründen bağımsız olarak özellikle çok sayıda gebelik yaşamış ileri yaş anne adaylarında daha sık gözlenmektedir.

Fetus ve yenidoğanla ilgili problemler:

İUGG, preeklampsi ve anne adayında diabet gibi durumlar uteroplasental yetmezlik ve buna bağlı olarak fetal distresten fetal ve yenidoğan asfiksisine kadar uzanan bir spektrumda nörolojik sekellerden bebeğin ölümüne kadar gidebilen durumların oluşmasına neden olabilir.

Erken doğum ve İUGG yenidoğan döneminde bebeğe yoğun bakım tedavisi gerektiren ve ağır durumlarda bebeğin ölmesiyle sonuçlanan en önemli iki durumdur.

Doğumla ilgili problemler:

Özellikle ilk gebeliğini yaşayan ileri yaşlı anne adaylarında doğum eyleminin tüm evreleri daha uzun sürer. İri bebek taşıyan bir anne adayının bebeğinde doğum esnasında omuz takılması ortaya çıkabilir.

Yukarıda sayılan tüm nedenler anne hayatı ya da bebek hayatının tehlikede olması nedeniyle ileri yaşlardaki gebeliklerde sezeryan ile doğum oranının yaklaşık iki kat artmasına neden olurlar.

Gebelik esnasında hastanede yatma gerekliliği:

İleri yaşlardaki gebeliklerde hem hipertansiyon ya da diabet gibi önceden varolan hastalıkların tetkik ve tedavisi için, hem de gebelikte istenmeyen durumların ortaya çıkma olasılığı (kanama ya da erken doğum tehdidi gibi) artmış olduğu için diğer gebeliklere göre antenatal dönemde (doğumdan önce) hastaneye yatırılma gerekliliği 2-3 kat daha yüksektir.

Anne ve bebek ölümleri:

Gebelik, doğum ya da lohusalıkta anne ölümü günümüzde giderek azalmaktadır. Önceleri “kara talih” olarak değerlendirilen ölüm olguları tıp bilimi ve tıp teknolojisinin gelişmesiyle her geçen gün azalmaktadır.

Gebeliğe bağlı ölüm olguları ne kadar azalsa ve sıfıra yaklaşsa da muhtemelen uygarlığın hiç bir aşamasında sıfır olmayacaktır. İleri yaşlardaki gebeliklerde gebeliğe bağlı ya da annenin gebeliğe taşıdığı hastalıkların kötü seyir göstermesi neticesinde anne adayının doğum eyleminde ya da lohusalıkta ölme olasılığı genç yaş gebeliklere göre dört kat yüksektir. Böylece ileri yaştaki 10.000 gebelikten altısında çeşitli nedenlere bağlı olarak ölümler meydana gelmektedir.

Bilim ve teknolojinin ilerlemesine bağlı olarak anne ölümlerinde ortaya çıkan azalma tüm gebelik yaşı gruplarına eşit olarak yansıdığından ileri yaş ile genç yaş anne ölümleri arasındaki dört katlık risk fazlalığı sabit seyretmektedir.

İleri yaş anne adaylarının bebeklerinin herhangi bir nedene bağlı olarak ölme riski ise genç anne adaylarından yanlızca 1.5 kat daha yüksektir. Aradaki farkın bu kadar az olmasının nedeni geçmiş yıllarda yenidoğan yoğunbakım ünitelerinin teknolojik ve bilimsel imkanlarının patlama yaparcasına gelişmiş olmasıdır.

Buna karşın 35 yaş üzeri annelerin bebekelerinin yenidoğan (doğumdan sonraki ilk 30 gün) ve sütçocukluğu (doğumdan sonraki ilk yıl) döneminde ölme riski bariz bir şekilde artar. Bu durumun sayısal oranı ve nedenleri tam olarak bilinmemektedir.

İleri anne yaşının ekonomik yönü:

İleri anne yaşı olan bir gebeye, gebeliğe taşıdığı hiçbir hastalığı olmasa bile genç yaş gebeliklere göre daha fazla sayıda antenatal kontrol muayenesi ve daha çok tetkik yapılır.

Gebeliğin seyri esnasında istenmeyen durumların oluşması, doğumun sezeryanla gerçekleşmesi ve daha da ileri durumlarda doğan bebeğe erken doğum ya da başka nedenlerle uzun süre yoğun bakım şartlarında bakım gerekmesi tetkik ve tedavi maliyetini belirgin bir şekilde artırır.

Özetle ileri yaşta gebeliğin maliyeti erken yaştaki gebeliğe göre daha yüksektir.

Okul öncesi çocuk, kendisini çeşitli şekillerde gösteren doğal bir cinsel meraka sahiptir.
Doğumdan itibaren erkekler ereksiyon haline geçebilir ve kızlar da yeni doğduklarında vajinalarından sıvı gelebilir. İlk doğum gününe gelindiğinde tüm çocukların üçte birinin genital bölgelerine önem verdikleri gözlenmiştir: Erkekler ve kızlar cinsel organlarını okşarlar. 2-5 yaşları arasında ise erkeklerin yarısı, kızların da üçte biri mastürbasyon yapmaktadır.
Ara sıra yapılan mastürbasyon normal olup, bunda endişelenecek bir şey yoktur. Sadece iyi hissettiğinden kız ya erkek olsun çocuk kendini uyarmaktadır. Bazı çocuklar ise sadece mutsuz olduklarından ya da ailelerinin bundan hoşlanmadığını bildiklerinden mastürbasyon yapmaktadır.
Eğer çocuğunuz mastürbasyon yapıyorsa, ona kızmayın. Mastürbasyon, çocuğunuz büyüyünce ya bir kadın düşkünü ya da bir anormal olacak anlamına gelmemektedir. Fiziksel açıdan zararsız olup, ebeveynlerden biri buna karşı çıkıp, seksin pis ve korkunç bir şey olduğunu ifade etmedikçe, herhangi bir problem yaratmayacaktır.
Bir çocuğun mastürbasyon yapmasını engellemek imkânsız olduğuna göre, en iyisi kabul etmektir. Yine de, odasının mahremiyetinde mastürbasyon yapmasının bir sakıncası bulunmadığı, ancak diğer alanlarda bu işlemi yapmaması gerektiğini çocuk bilmelidir. Eğer çocuğunuz bir oyun alanının tam ortasında mastürbasyon yapmaya başlarsa onu oradan çıkartın. Eğer bunu yapamazsanız, bu işin sadece yatak odası ya da banyonun mahremiyetinde yapıldığını ona hatırlatın.
Çocuğun kendi kendisini uyarmasına ek olarak, okul öncesi pek çok öğrencinin annesinin göğüslerine ya da babasının penisine dokunmak isteyebilir, çünkü ebeveynlerinin vücutlarına hayrandırlar. Aynı çocuk komşunun çocuğuyla yarı çıplak olarak “doktorculuk” oynarken bulunabilir.
Bu davranışlar normaldir. Şaşkınlık ya da kızgınlık göstermekten kaçının. Bunun yerine bazı faaliyetlerin kişisel olduğunu vurgulayın ve çocuğun kendi kendisine dokunmasının normal olmasına karşın, bir doktorun muayene ettiği şekilde yani özel durumlar haricinde, diğerlerinin hatta arkadaşlarının dokunmasının doğru olmayacağını ifade edin. Daha sonra da bu kuralın, çocuklara olduğu kadar yetişkinler için de aynı olduğuna işaret edin.

Yeni doğmuş bebeğinizin çoğu zaman gözlerini muhtemelen kapalı tutuyor olmasına rağmen, her ne kadar çok berrak olmasa da, görme yetisi vardır. Yeni doğmuş bebeğinizin görme tepkileri de gözün içi (retina) doğumdan kısa bir süre sonra bebeğinizin doktoru tarafından kontrol edilir. Çoğu bebeklerde, eşyaları net olarak görme yetisi hızla ilerler ve bebek 3 yaşına geldiğinde ya da daha küçük iken 20/30 veya 20/20 görme yetisine ulaşır.

Çoğu normal bebekler ilk birkaç ay esnasında göz hareketlerini koordine etmekte güçlük çekerler. Dolayısıyla bu sıralarda bebeğiniz şaşı gibi görünebilir. Bununla beraber çoğu vakalarda bu görünüm birkaç ay sonra ortadan kalkacaktır.

Bazen, çeşitli nedenlerden ötürü, bebek 1 yaşına girinceye kadar çeşitli problemler ortaya çıkacaktır. Ne kadar erken teşhis konulursa tedavi de o derece başarılı olacaktır. Bu yüzden, göz muayenesi küçük çocukların rutin muayenelerinin bir parçası haline getirilmelidir. Aşağıda 1 yaşına kadar meydana gelebilecek görme bozuklukları tanımlanmıştır.

Şaşılık

şaşılık, gözlerin bir hizaya dikilememesini tanımlar. Şaşılık ortaya çıktığında, şaşı kimse, normal derinlik algısı için esas teşkil eden her iki gözü ile gördüğü bir nesneyi tek bir görsel imge haline getirme işlevini gerçekleştiremez.

Şaşılığın bir çeşidinde, şaşılık yalnızca çocuk yorgun iken, stres altında iken, stres altında iken ya da hasta iken ortaya çıkar. Şaşılığa alışan çocuk, zamanla tek gözü ile görmeyi öğrenir. Gözlerden birisi görmeye yararken, diğeri hareketlidir. Farklı zamanlarda her iki göz de kullanıldığından, ikisinde de görüş gelişir; bununla beraber çocuk özellikle bir tek gözünü kullanır. Diğer göz yeterince kullanılmadığı için bu gözde ambilopl gelişir. Şaşılığın bir başka çeşidi de gizli şaşılıktır. Bu tar bir şaşılık, genellikle çocuk 2 ila 3 yaşında iken gelişir fakat bazı vakalarda bebek 1 yaşına gelinceye kadar gelişebilmektedir. Bu çocuklar tipik olarak, uzağı iyi görürler (çok yakındaki nesneleri göremezler) ve çapraz bakışlıdırlar (crosseye), Çapraz gözler, çocuk yakındaki bir nesneye baktığı zaman daha iyi belli olur.

Eğer bebeğinizde şaşılık var ise, en iyi görüş sağlayabilmek, tedavinin ilk hedefidir ve eğer mümkünse her iki gözde de eşit görüş geliştirilmelidir. cerrahi müdahale çoğunlukla şaşı olarak doğmuş bebekler için gereklidir ve bebeğin normal görüş geliştirebilmesi için mümkün olduğunca erken ameliyat edilmesi gerekir. Bazen birkaç ameliyat gerekli olabilir, fakat şaşı çocukların çoğunda bir veya iki ameliyat yeterli olabilmektedir. Bununla beraber, tamamen düzelme her zaman mümkün değildir

Göz Donukluğu (Ambilopya)
Bu terim, bir ya da iki gözde normalaltı görüşü tanımlamak için kullanılmaktadır. Çeşitli nedenleri vardır; göz travması, göz hastalıkları, gözleri bir noktada odaklamak gibi görme bozuklukları ya da bir hizaya getirme güçlüğü (göz tembelliliği) bunlardan bazılarıdır. Ambilopyanın tedavisinde en önemli faktör, erken teşhis ve acil tedavidir. Tipik olarak, bebekler 3 yaşına girerken ambilopyaya daha eğilimlidir.
Tedavi, mümkün olan en iyi görüşü sağlar ve göz damlaları ve bozukluğu düzeltmek için gözlük ve hatta cerrahi müdahaleyi kapsar. Tedavinin başka bir önemli bölümü de, ambiyopik gözü kullanmaya zorlamaktır. Böyle bir tedavide normal göz üzerine bir bant kapatmak suretiyle çocuğun zayıf gözünü kullanması sağlanır. Bazı bebeklerde, ambilopi tedaviden birkaç hafta sonra tekrar belirir.

Erkekler:

Yeni doğan erkek bebekte skrotum (testis torbası) nispeten büyüktür. Skrotumun büyüklüğü kalçadan doğum sonucunda artabilir. Ayrıca, yeni doğan bir zenci bebeğin skrotumu genellikle, derisinin diğer kısımlarından daha önce koyu bir renk kazanmaktadır. Yeni doğan bir bebeğin penisinin ereksiyon haline geçmesi seyrek olmayan bir durumdur. Yeni doğan yavrunuzun penisinin sünnet derisini tama-men geri çekemiyorsanız endişe etmeyin. Deri genellikle hâlâ penisin ucuna bağlı durumdadır ve asla geriye doğru zorlanmamalıdır.

Bu karakteristik niteliklerin hiçbiri bir tehlike işareti değildir. Ancak, erkek genital organlarında anomaliler görülmesi de seyrek bir olay değildir ve bazıları tedavi gerektirir.

“Fimozis”, sünnet derisinin sünnetsiz penisi kaplayan deri kıvrımının geri çekilmesini (penis başının dışarı çıkmasını) olanaksız kılacak şekil-de dar olmasıdır. Bu kusur ya doğuştan olur, ya da bir enflamasyon sonucunda ortaya çıkar. Giderilmesi için bazen küçük cerrahi müdahaleler gerekebilir.

“Parafimoz”, sünnet derisinin çok fazla büzülüp kalıcı olarak çekilmiş olarak kalması durumudur. Bu durum ciddi ve ağrı verici bir şişliğin oluşmasına yol açar. Erken belirlenmesi durumunda penisin ucuna nazik ama tok şekilde basınç uygulanarak şişliğin azaltılması ve sün-net derisinin geri getirilmesi yoluyla tedavi edilebilir. Bazen sünnet yapılması gerekli olur.

“Testislerin yerine inmemesi”, doğum sırasında testislerin birinin ya da her ikisinin bir-den skrotum içine inmemiş olması durumudur. Testis karın içinde yanlış bir yere yerleşmiş ola-bileceği gibi tamamen noksan da olabilir. Testi-sin mevcut olmaması durumuna seyrek rastla-nır ve bu durum genellikle, cinsiyet özellikleri belirsiz olarak doğan çocuklarda görülür.

Testisler normalde doğumdan iki ay önce, karın kasları içindeki küçük bir delikten geçmek suretiyle böbrek yakınlarındaki bir bölge-den skrotum içindeki normal konumlarına inerler. Zamanında doğan 30 bebekten yaklaşık birinde bu olay gerçekleşmemektedir. Testislerin yerlerine inmemesi durumunun ensi-dansı (görülme oranı), 2200 gramdan hafif doğan prematüre bebeklerde %17′ye, 900 gram-dan hafif bebeklerde ise %100′e kadar yükselmektedir, çünkü testisler gebeliğin yedinci ayına kadar yerlerine inmemektedir.

Vakaların %30′una kadar olan kısmında her iki testis de aynı durumda bulunmaktadır.

Bazen inmemiş durumdaki testislerin yeri-ne inmesi için hormon verilir. Ancak, söz konu-su testis çocuk bir yaşını dolduruncaya kadar yerine inmemişse artık kendiliğinden inmeyecek demektir ve sorunun çocuk 12-15 aylıkken cerrahi müdahale ile giderilmesi gerekli olur. Bu durumdaki erkek çocuk, karın kaslarındaki delik gerektiği gibi kapanmayacağından ayrıca bir fıtık sorunuyla da karşılaşabilir. İşte bu nedenle de ameliyat önemli ve gerekli bir girişimdir. Böyle durumlarda barsaklar ya da idrar


kesesi kas deliğinden kayarak sıkışabilirler. Ameliyat, çocuk hastaneye yatırılmaksızın yapılabilmektedir Bazen bir testis büzülmüş ya da enmiş (atrofiye uğramış) olabilir ki, bu durumda o testisin alınması öngörülür.

Tedavi edilmeden bırakılırsa, yerine inmemiş testisler, özellikle her iki testisin de böyle olduğu durumda, yetişkin çağında kısırlığa yol açabilmektedir.

Testisleri yerine inmemiş olarak doğan bir erkek bebekte genellikle 20 ya da 30 yaşlarına geldiğinde testis kanseri gelişmesi riski söz konusudur. Durumun düzeltilmesi bir riski ortadan kaldırmaz, ancak muayeneyi kolaylaştırır ve şayet bir tümör mevcutsa bunun erken teşhis edilmesine olanak sağlar.

“Hipospadyas” yaklaşık olarak her 50o doğumdan birinde görülmektedir. Bu konjenital kusurda, uretra deliği penisin ucundaki normal yerinde bulunmaz. En hafif biçimde bu delik hemen penisin alt yüzeyinde. en ileri derece-sinde ise skrotuma kadar inmiş olarak bulunabilir.

Hipospadyasın derecesi ne kadar ileriyse penis o kadar eğridir. Hipospadyaslı olarak doğan erkek çocukların yüzde onunda testislerin yerine inmediği de görülmektedir.

Hipospadyas cerrahi yolla tedavi edilir. Cerrahi düzeltim için sünnet derisine gereksinim bulunduğundan bu durumdaki çocuklar sün-net edilmemelidir. Şayet sorun hafif derece-deyse ameliyatın başlıca nedeni kozmetik kaygılar olacaktır. Deformite ne denli ileri derece-deyse, ameliyat da, idrar yapmada karşılaşılacak sorunlar -çocuk ayakta durarak idrarını yapamayacaktır- ve ileride cinsel işlevin yerine getirilemeyecek olması nedenleriyle o denli gereklilik kazanır. cinsel organların kusurlu oluşmasının psikolojik sonuçları da ameliyatın düşünülmesini gerektiren bir diğer etkendir.

Ameliyat ne zaman yapılmalıdır? Bugün hunun ne kadar erken yapılırsa o kadar iyi olacağı düşünülmektedir. Birçok pediyatri ürologu ideal ameliyat yaşının birinci yaş olduğunu, ameliyatın yani çocuğun tuvalet eğitimini almasından önce yapılmasının gerektiğini düşünmektedir.

“Hidrosel”, testisin tunica vaginalis olarak anılan bir alanında sıvı birikmesi durumudur. Bu sorun yeni doğan erkek bebeklerde pek seyrek değildir. Testisler kolayca muayene edilebiliyor ve sıvı miktarı sabit kalıyorsa tedavi gerekli değildir.Ancak, şayet gün içinde torbanın büyüklüğü değişiyorsa bu, karın boşluğu ile doğrudan bir temasın mevcut olduğu anlamına gelebilir. Bu bir fıtıktır ve ameliyat gerektirir.

Kızlar

Doğum öncesinde annede ortaya çıkan hormonal değişimler genellikle, doğuracağı kız bebeğinin göğüs ve cinsel organlarında değişimlere yol açabilmektedir. Her ne kadar bu değişimler yeni ana baba olanları rahatsız ederlerse de normal ve geçici durumlardır ve herhangi bir tedavi gerektirmezler.

“Memelerin büyümesi”, göbek kordonundan (bağından) geçerek bebeğe ulaşan çok miktarda hormon nedeniyle hem kız, hem er-kek bebeklerde yaşamın ilk 2 haftası içinde bazen görülebilmektedir. Bu durum geçicidir ve herhangi bir tehlikenin habercisi değildir. Bazen göğüs üzerindeki basınç sonucunda bebeğin meme başından göğüs sütü bile geldiği görülebilir. Ancak ana baba tarafından bebeğin


memelerinin sıkılmaması gerekir, aksi takdirde tahriş ya da enfeksiyona yol açılabilir. Bir meme iltihabı olan mastit, bir bakteriyel enfeksiyon sonucunda bazen oluşmaktadır. Bu durumda antibiyotikler ve bebeğin meme sütü-nün tıbbi gözetim altında elle sıkılarak dışarı akıtılması gerekli olabilir.

Yeni doğan kız bebeğin “klitoris”i, cinsel bölgeyi etkileyen hormonal değişimlerin sonucu olarak genellikle büyümüştür. Büyüklük doğumdan kısa bir süre sonra azalır. Klitoris aşırı büyük görünüyorsa çocuğun cinsiyetinin doğrulanması için testler yapılması öngörülebilir (aşağıdaki belirsiz cinsiyet konusuna bakınız.)

“Vajinal akıntı” yeni doğan bebeklerde bazen görülebilmektedir. İlk 3 hafta içinde birçok anne bebeğin vajinasından koyu kıvamlı, be-yaz bir akıntının geldiğini fark eder. Akıntı, doğum öncesinde annede meydana gelen hormonal değişimlerden kaynaklanmaktadır. Tedavi gerekmez.

“Vajinal çekilme kanaması” bazen, yeni doğanın, doğum öncesinde dolaşım yoluyla vücuduna ulaşan annenin östrojen hormonunun kesilmiş olmasına verdiği bir yanıttır. Hormon tedavisi uygulananlar da ilacın kesilişinden sonra, hormonun kandan çekilmesinin ardın-dan vajinada bu tür bir kanama olur. Bebekte bu durum, vajinadan birkaç damla kan gelmesiyle kendini gösterir. Çocuğun bezinde kan gören büyükler doğal olarak sarsılır. Bu da geçici bir durumdur. Bebekte, bazı kuşkucu ana babaların ilk başta sanabilecekleri gibi herhangi bir hemoraj sorunu ya da regl başlangıcı gibi bir durum söz konusu değildir

Yeniden keşfedilen güzellik ve geri gelen gençliğin yeni sırrı Ericson Laboratoire, kimyasal bileşimlerin tüm yan etkilerine son veren dondurulmuş serumlar (Bio Force) ile doğal güzelliğin ve gençliğin kapılarını açıyor. Temel cilt bakımlarının yanı sıra tedaviye yönelik kür bakımları da uygulanan Ericson Laboratoire ürünleriyle, farklı cilt tiplerinin ihtiyaçlarına en uygun ve en doğal çözüm sunuluyor. DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN »