Gebelikte çatlak oluşumu ailevi özelliklere ve kişinin kendi özelliklerine bağlı olarak kişiden kişiye çok değişkendir. Bazı anne adaylarında hiç bir çatlak oluşmazken bazılarında gebeliğin erken dönemlerinden itibaren yaygın çatlaklar oluşabilir. Genetik olarak çatlak oluşumuna eğiliminiz yüksek olsa da bu çatlaklıkları olabilenin en azına indirmek için sizin yapabileceğiniz bazı şeyler var. Öncelikle dengeli beslenmeliniz. Sebze, meyve ve proteinden zengin gıdalarda bulunan yapıtaşları ve başta C ve E vitamini olmak üzere çeşitli vitaminler cildin esnekliğini korumasına önemli katkılarda bulunur. Piyasada reçetesiz satılan ve doktorunuzun da onayladığı çeşitli “çatlak önleyici kremler” de faydalı olabilir. Bunları karnınıza, göğüslerinize ve kalçalarınıza düzenli olarak uygulamalısınız. Bu ilaçların karın çatlaklarının oluşumunu önlemesi garanti olmamakla beraber, cildin kurumasını önleyerek ve ciltteki kollajen liflerinin elastikiyetini koruyarak çatlakların olabilecek en düşük seviyede oluşmasına önemli katkıları vardır.

Karnınızda oluşan çatlakların rengi gebelik esnasında oldukça koyuyken, gebelikten sonra genellikle renkleri açılır ve gümüş bir görünüm alırlar. Işıkta belirgin olarak görünürlerken, ışık olmayan bir ortamda neredeyse görünmez hale gelirler. Bebek sahibi olmak elbette vücudunuzda bazı kalıcı değişiklikler bırakacaktır. Çatlaklar da bu değişikliklerden, anne olmanın göstergelerinden biridir. Bu değişiklikleri kabullenmelisiniz.

Varis, venlerin (toplardamarların) genişleyerek ve kıvrılarak cilt yüzeyinde belirgin hale gelmesidir. Gebelikte varisler sıklıkla bacaklarda meydana gelirler. Ancak çok ileri durumlarda vulvada da (genital bölgenin dıştan görünen kısmı) ortaya çıkabilirler. Anüs ve rektumda (kalınbarsağın son kısmı) ortaya çıkan varisler ise hemoroid (basur) adını alırlar ve ayrı bir başlık halinde inceleneceklerdir.

Varisler sıklıkla kalıtsaldır ve ilk gebelikte varis gelişimi daha az görülmesine karşın gebelik sayısı arttıkça varis ortaya çıkma olasılığı ve varislerin şiddeti artar.

Neden varis oluşur?

Venler (toplardamarlar), vücuttan kanı kalbe geri götüren yapılardır. Arterler (atardamarlar) kanı kalbin kasılmasıyla pompalarlarken venler kanı başka yöntemlerle kalbe geri götürmek durumundadırlar. Genellikle arter ve venler vücutta birbiriyle bitişik şekilde bulunurlar ve kalp kanı atardamarlarda ileriye doğru pompaladıkça, ortaya çıkan dalgalanma toplardamar içindeki kanı kalbe doğru götürür. Bunu sağlayan mekanizma toplardamarların yapısında bulunan kapakçıklardır. Bu kapakçıklar kanın yanlızca bir yönde, kalbe doğru akmasına izin verirler ve böylece kanın geriye kaçışını önlerler. Başta bacaklar olmak üzere vücudun kaslı bölgelerinde bulunan toplardamarlar kasların kasılmasıyla oluşan itici güç ve kapakçıkların geri kaçışı engellemesi sayesinde kanı kalbe doğru götütürler. İşte varislerde temel patoloji (bozukluk) bu kapakçıkların işlevlerini yitirmiş olmasıdır. Böylece kan geriye daha kolay kaçmakta, bu kaçış belli bir bölgede kanın göllenmesine yolaçmakta ve göllenen kan damarın yapısını ve şeklini bozarak damarın ciltten görülür hale gelmesine neden olmaktadır. Varisler cilt yüzeyinde mavi, ileri derecede kıvrımlı, dokununca içlerinde kan olduğu kolaylıkla hissedilen ve ileri durumlarda ağrılı olan damar yapılarıdır.

Ailesinde varis öyküsü olan anne adaylarında varisler daha sıklıkla ve çoğunlukla ilk gebelik esnasında da ortaya çıkarlar. Her gebelikte ortaya çıkan varisler önceki gebeliğe göre daha şiddetlidir. Varisler gebelikte sıklıkla önce baldırlarda ve diz arkasında ortaya çıkar. Diğer ortaya çıkma yerleri bacaklar ve vulvadır. Vulva varisleri bacak varislerine göre daha ender görülür.

Varisler büyüdükçe yaptığı şikayetler artar. Ağrı, bacakta dolgunluk hissi ve estetik bozukluklar en sık yaptıkları şikayetlerdir.

Anne adaylarının yaklaşık %15′inde gebelik döneminde varis ortaya çıkar. Bunların önemli bir kısmı gebelik bittikten sonra kendiliğinden kaybolur.

Gebelik neden varis ortaya çıkmasını kolaylaştırır?

Gebelikte büyüyen bebeğin ihtiyaçlarını karşılamak için kan hacmi belirgin bir şekilde artar. Dolaşımda daha fazla kan bulunduğundan özellikle bacaklarda kanın göllenmesi kolaylaşır. Toplardamarların kapakçık mekanizması kanı kalbe doğru pompalamada yeterince başarılı olamaz. Bu da cilt yüzeyindeki venlerin belirginleşmesine ve belli bir süre sonra varisleşmesine neden olabilir. Ek olarak büyüyen uterusun ana toplardamarlara yaptığı baskı toplardamarlardaki göllenmeyi artırır. Böylece vücudun alt taraflarındaki toplardamarlarda kan akımı yavaşlar, kan göllenir ve bacaklar ve vulvada varisler, anüste ise hemoroidler ortaya çıkabilir. Gebelikte artan miktarlarda salgılanan progesteron hormonunun damar düz kasları üzerindeki gevşetici etkisi varis oluşumunu daha da kolaylaştırır.

Ne yapılabilir?

Varisleriniz şiddetliyse sabahları kalktığınızda belinize kadar gelen ve bacaklarınızı hafifçe sıkarak destekleyen bir çorap kullanabilirsiniz. Bu çorapların özellikle varis için üretilmiş olanları da vardır ve bunlar bacaklarda kanın göllenmesini nispeten önler.

Uzun süre oturmak ve özellikle de bacakları çaprazlaştırarak oturmak kan akımını yavaşlatır ve varis oluşumunu kolaylaştırır. Yine otururken sandalyenizin baldırınıza temas etmesi dolaşımı yavaşlatarak varis oluşumunu kolaylaştırabilir. Otururken bacaklarınızı yüksekte tutmanız ve uyurken de bacaklarınızın altına yastık koyarak yükseltmeniz varis oluşumunu bir derece engeller.

Uzun süre ayakta kalmaktan kaçınmalısınız. Kendinize her fırsatta oturma şansı yaratmalı ve mümkünse elde ettiğiniz her oturma fırsatında yarım saat boyunca ayaklarınızı yükselterek oturmalısınız.

Yürüyüş bacak kaslarınızı çalıştırır. Bacak kaslarınız çalıştığında bacaklarınızdaki toplardamarların kalbe doğru hareketi kolaylaşır. Düzenli yürüme alışkanlığı edinirseniz varis oluşma riskinizi ve oluşan varislerin şiddetini önemli derecede azaltabilirsiniz.

Özellikle büyük varisler şiddetli darbelerle yırtılabilir. Çok ender görülen ve kan kaybına yolaçabilen bu durumu önlemek için varis olan bölgelere darbe gelmesinden (çarpmalar) kaçınılmalıdır.

Elastik bandaj şeklinde olan varis çoraplarının piyasada çok çeşitli şekilleri mevcuttur. Bunlar hem bacağı sıkma açısından daha farklı olabilir, hem de yükseklikleri yanlızca dizkapağına kadar veya belinize gelecek yükseklikte olabilir. Bu çorapları seçerken doktorunuza danışmalısınız.

Tedavide son zamanlarda bitkisel kaynaklı olan ve gebeliğin ilk üç ayından sonra kullanımında bir sakınca olmadığı düşünülen tablet şeklinde bazı ilaçlar mevcuttur. Bu ilaçlar doktor önerisine göre uygun dozlarda kullanılabilir.

Gebelikten sonra varisler genellikle birkaç haftada kaybolur. Ancak özellikle çok doğum yapmışlarda ve / veya ailevi eğilimi olanlarda varisler doğumdan sonra da kaybolmayabilir. Bu durumda lazer, ameliyatla damarların çıkarılması, enjeksiyonla damarların devre dışı bırakılması yöntemlerinden biri uygulanabilir.

Gebelikte varis ameliyatı genellikle yapılmaz. Ancak belirtilerin çok şiddetli olduğu (ağrı, varis yırtılması gibi) durumlar da uygun bir cerrahi yöntemle tedavi yapılabilir.

Vulva varisleri normal doğumu engeller mi?

Vulvadaki varisler normal doğum için genellikle bir engel teşkil etmezler. Böyle durumlarda epizyotomi (”dikişli doğum”) kanama miktarını artırabileceğinden mümkün olan durumlarda epizyotomi uygulamasından kaçınılır, ancak epizyotomi yapılmaması geniş bir yırtığa yolaçma riski varsa, epizyotomi de damarların nispeten daha az yoğun olduğu bir bölgeye açılır.

Beslenme daima dikkat edilmesi gereken bir konudur, hamilelik sözkonusu ise daha da önem kazanır. Çünkü bebek, kilo alması, boyunun uzaması, kemiğinin oluşması v.s. için gereken herşeyi (vitamin, protein v.s.) annesinin kanından alır. İyi beslenme yeterli ve dengeli beslenme demektir.Yeterli beslenme için miktar (kalori miktarı), dengeli beslenme içinse nitelik gözetilir.
YETERLİ BESLENME
NEDİR ŞU KALORİ ?

Arabanın çalışması için benzin, televizyonun çalışması için elektrik gerekir, insan vücudunun çalışması için de bir enerji gereklidir.Bu enerjiyi şöyle elde ederiz; yediğimiz besinler, solunumla aldığımız oksijenle yanar, bu yanma sonucu ısı yani enerji oluşur.

KALORİ bu enerjiyi ölçmeye yarar.

Örneğin; 1 gr. yağ yanarsa 9 kalori enerji oluşur.

1 gr. protein yanarsa 4 kalori enerji oluşur…

Yediğimiz tüm besinlerden elde edilen toplam enerji; iç organları çalıştımak, hareket etmek, vücut ısısını 37 derecede tutmak, konuşmak v.s. gibi etkinliklerle harcanır.

Eğer kişi yeterli beslenmiyorsa birikimlerini harcar, zayıflar; çok yerse ve enerjisinin çoğunu harcamazsa birikim oluşur, şişmanlar.

Miktar olarak doğru beslenme vücudun ihtiyacı olan enerjiyi sağlayan beslenmedir. Hamilelikte ihtiyacınız olan kalori, yaklaşık % 15 daha fazla kaloridir %100 değil!

AŞIRI KİLO ZARARLIDIR çünkü;

Anne adayında hastalık oluşturabilir(tansiyon, albümin).

Bebeğin gelişimini etkileyebilir.

Vücut esnekliğini azaltır.

Daha zor bir doğum yapabilirsiniz.

Doğumdan sonra eski kilonuza dönmek daha zor olur.

DENGELİ BESLENME

Dengeli beslenme; düzenli olarak belli besin gruplarını içeren (Protein, Yağ, Karbonhidrat,Vitamin ve Mineraller) beslenmedir.

Örneğin yalnızca et ve nişasta içeren beslenmede vitamin, mineral ve yağlar eksik kalır. Bu şekilde beslenme dengesiz beslenmedir.

O halde besin gruplarını tanımak ve öğünleri buna göre düzenlemek faydalı olacaktır.
PROTEİN İÇEREN BESİNLER

Hayvansal besinlerden; et, balık, yumurta, peynir, süt, yoğurt ve bitkisel besinlerden tüm sebzeler ve tahıllar protein içerir. Proteinler vücudun dokularını oluşturur ve yeniler, hamilelik sırasında daha fazla protein tüketilmelidir.
YAĞLAR

Sıvı yağlar(mısır, çiçek, zeytin), katı yağlar (margarin, tereyağı), süt, yağlı et ve balıklar, badem, fındık, ceviz, yerfıstığı ve yumurta sarısı yağ içerir.Hamilelikte fazla kilo almamak için yağlar azaltılabilir.
KARBONHİDRATLAR (ŞEKERLER)

Nişasta ve şeker içeren tüm besinlerdir; bal, reçel, pastalar, ekmek, muz, erik, incir, hurma, pirinç, kuru fasulye, hamur işleri, patates ve olgun meyveler.Bu besinleri hamilelikte de aynı miktarda yemeye devam edin. Çok kilo alırsanız taze meyveler dışındakileri azaltabilirsiniz.
VİTAMİNLER

A VİTAMİNİ: Süt ve süt ürünleri, karaciğer, maydonoz, marul, havuç, domates, ıspanak, lahana.

B VİTAMİNİ: Tahıl tohumları, kuru sebzeler.

C VİTAMİNİ: Çiğ sebzeler ve meyveler (limon, portakal, greyfurt, lahana, maydonoz, domates)

D VİTAMİNİ: D vitamini güneş ışınları etkisiyle vücut tarafından üretilir.Bu vitamin için bol bol açık havada bulunmak gerekir.Doktorunuzun vereceği bir ilaç kullanılabilir.
MİNERALLER

DEMİR: Mercimek, yumurta sarısı, ıspanak, maydonoz, karaciğer, fındık, yulaf ezmesi, badem, tereotu, çikolata.( Demir takviyesi için doktorunuzun vereceği ilacı da kullanabilirsiniz.)

KALSİYUM:Süt ve süt ürünleri, kuru fasulye, kuru incir, ıspanak, lahana, karnıbahar, yumurta, içme suyu.

FOLİK ASİT:Peynir, lahana, marul, yeşil biber, ıspanak, ceviz, badem, kavun, ekmek kabuğu( Doktorunuzun vereceği bir ilaç kullanılabilir.)

FLOR:Bebeğinizin diş oluşumu ve sizin dişlerinizin korunması için flor gereklidir.Flor içeren mutfak tuzları kullanın.( Doktorunuzun vereceği bir ilaç kullanılabilir.)

TUZ:Hamile kadınların tuzu hemen kesmesi gerektiği artık hekimler tarafından kabul görmüyor.Belli bir oranda tuz da gereklidir.Ancak yine de fazla tuzlu yemekten sakının.

Yukarıda verilen besin gruplarından düzenli olarak almalısınız. Tek yönlü beslenme (aşırı protein yada aşırı vitamin içeren) hem kendinizde hem de bebeğinizde sorunlara neden olabilir.

İÇECEKLER:

SU bol bol içebilirsiniz.

MADEN SUYU( MİNERALLİ SULAR) sindirimi kolaylaştırırlar ancak iştah açıcı özellikleri vardır.

ÇAY ve KAHVE uyarıcıdır, aşırıya kaçmadan içilebilir.

SÜT kalsiyum minerali içerdiği için faydalıdır fakat hamilelikte çok süt içmek gereksizdir. Günde yarım litre ihtiyacınızı karşılamaya yeter.Eğer fazla kilo almışsanız yağı alınmış süt içebilirsiniz.

TAZE MEYVE SUYU oldukça faydalı bol bol içebilirsiniz ancak şekerli olanlarından sakının şişmanlatır.

GAZOZ TÜRÜ İÇECEKLER hamile birkadına hiçbir faydası yoktur, aşırı şeker içerirler.

SEBZE SULARI bol vitamin içerirler çok faydalıdır.

ALKOL ilk üç ay bebekte oluşum bozukluğu tehlikesi olduğundan hiç alınmamalıdır.Üç aydan sonra bir kadeh şarap ya da şampanya içilebilir.Bira da ölçülü içilmesi gereken bir içkidir.

SİGARA elbette hiç içilmemelidir fakat sigarayı bırakmak aşırı stres yaratıyorsa bir-iki tane ile sınırlı kalmak koşuluyla içilebilir.

Her kadının yapısı kendine özgü olduğuna göre, hamilelik dönemide o ölçüde özeldir.Hiç sıkıntı çekmeden dokuz ay boyunca rahat bir hamilelik yaşayan kadınlar olduğu gibi, sorunlarla dolu hamilelikler de vardır.Söz edeceğimiz sıkıntılar en çok görülenlerdir.
BULANTI VE KUSMALAR

Tek başına veya kusmaların eşlik ettiği bulantıların görülme oranı %50 dir. Genellikle 3. haftaya doğru başlar; 4. ayda biter.Bulantıların zamanı ve nedeni çok değişkendir.Bazen sabah bazen gün boyu olabilir.Bulantının nedeni belli kokular yada bazı besinlerden iğrenme olabilir.Hamileliğin sonunda bulantı ve kusmalar tekrar görülebilir.
NE YAPILABİLİR ?

Yemekleri, az miktarda daha sık öğünler şeklinde yeyin.

Kahvaltıda proteinli bir besin alın. ( yumurta ve süt ürünleri)

Pişmiş yağ, karnabahar ve lahana gibi sindirimi zor besinlerden kaçının.

Aşırıya kaçmadan maden suyu için.

Bu önlemlere karşı bulantı ve kusmalar sürüyorsa doktora gidilmelidir.

AŞIRI TÜKÜRÜK SALGILAMA

Bulantılardan çok daha az rastlanır.Çoğunlukla tedaviler etkisizdir,beşinci aya doğru kendiliğinden kesilir.
MİDE AĞRILARI VE YANMALARI

Anne adayı yemekleri yavaş ve zor sindirir, yemekten sonra kendini ağır hisseder, sindirim yollarını havayla dolmuş hisseder, midesinde ekşime, yanma ve sancılar oluşur.
NE YAPILABİLİR ?

Asitli besinlerden uzak durun.

Gaz yapan besinler(lahana, karnabahar, kuru sebzeler, kızartmalar) yemeyin.

Sindirimi güç besinler yemeyin.

Yemekte şunları tercih edin; Izgaralar,haşlanmış sebzeler ve meyveler.

Öne doğru eğilmeyin.

Yatarken birkaç yastıkla başınızı yükseltin.

Veya doktorunuzun önereceği bir ilaç kullanın.

KABIZLIK

Hiç kabızlık çekmeyenler bile hamileliklerinde bu sorunu yaşıyorlar.Kabızlık bağırsak tembelliği sonucu oluşur.
NE YAPILABİLİR ?

Yürüyüş yapın.

Bol yeşil sebze ve meyve yeyin.

Kahvaltıdan önce taze meyve suyu( portakal, üzüm) veya su için.

Gün içinde bol su için.

Veya doktorunuzun vereceği bir ilaç kullanın.

BASUR (HEMOROİD)

Hamileliğin ikinci yarısında ortaya çıkar, tuvalete çıkma sırasında kanamalar görülebilir, mutlaka doktorunuza bildirin.Çok iyi bir tedavi görseniz bile doğum sonrası dönemde tekrar kötüleşebilir,ancak daha sonra büyük bölümü yok olur.
VARİSLER

Toplardamarların genleşmesi sonucu oluşur, hamileliğin ikinci yarısında ortaya çıkar.Doğumdan sonra tamamı veya büyük kısmı yok olur.

Varisler; bacaklarda şişme, sancılı gerilim, karıncalanma ya da kramplara neden olabilir.
NE YAPILABİLİR ?

Uzun süre ayakta kalmayın.

Yüksek topuklu ayakkabı giymeyin.

Çok sıkı ayakkabı, çorap giymeyin.

Gün içinde ayaklarınızın altına destek koyup yükselterek uzanın.

Soba ya da radyatörün önünde durmayın, güneş banyosu yapmayın.

Çok sıcak ve çok soğuk banyolardan kaçının.

Varis çorapları da kullanılabilir.

İDRAR ZORLUKLARI

Sık tuvalete çıkma hamilelikte çok görülen bir durumdur.Nedeni ilk aylarda salgılanan hormonlar, son aylarda ise bebeğin başının idrar torbasına yaptığı baskıdır.Çok rahatsız ederse doktorunuza bildirin.
NEFES NEFESE KALMA

Hamileliğin ikinci yarısında görülür, rahmin hacmi arttığından göğüs kafesi hacminin azalmasıyla oluşur.Son aylarda fiziksel güç harcamasını azaltmak gerekir.Nefes alma güçlüğü artarsa doktorunuza bildirin.
SANCILAR

Hamileliğin başında basende ve karnın altında adet sancısına benzer sancılar olması normaldir.

DİKKAT: Hamileliğin başında aynı bölgede oluşan şiddetli sancılar bir düşük ya da rahim dışı hamileliğin işareti olabilir.Bu sancıları mümkün olduğu kadar erken doktorunuza bildirin.

Son aylarda eklemlerde başlayan gevşeme sancılı olabilir, bu sancıyı dindirmek için ne dinlenme ne de bir ilaç vardır.

BACAKLAR; Sancılar çok sıktır, varis varsa daha çok olur, beşinci aydan itibaren özellikle geceleri kramplar olabilir. Krampların çoğu B vitamini eksikliğine dayanır, doktorunuz tavsiyelerde bulunacaktır.

BEL AĞRISI; Hemen hemen her hamile kadının çektiği ağrıdır, yorgunluk ve uzun süre ayakta kalmak ağrıyı artırır.Çeşitli egzersizler ve sırtüstü yüzme önerilir.

YKU BOZUKLUKLARI

Hamileliğin başlangıcında gün içinde bile aşırı uyuma isteği duyulur, son aylarda ise gece yarısında uykusuzluk görülür. Uykusuzluk, kramplar ya da sancılar nedeniyle veya yaklaşan doğumun endişesiyle olabilir.
NE YAPILABİLİR ?

Akşamları hafif yemekleri tercih edin ve kısa yürüyüşlere çıkın.

Çay ve kahve gibi uyarıcılardan kaçının.

Yatmadan hemen önce şekerli süt ya da ıhlamur için.

Bunlardan sonuç alamazsanız doktorunuzdan ilaç tavsiye etmesini isteyin.

HUY DEĞİŞİKLİKLERİ

Hamile kadınların çoğunda görülen huy değişikliğinin pek çok nedeni olabilir; Doğumdan korkma, anormal bir çocuk sahibi olma kaygısı, vücudunun bozulmasından endişelenme,… v.b.

Huy değişiklikleri aşırı neşelenme, aşırı üzüntü, içine kapanma, nedensiz ağlama, alınganlık, dikkat çekme veya kendini gizleme isteği şeklinde olabilir.Bunların hepsi olağan davranışlardır, özellikle ilk bebeğinizi bekliyorsanız.Çünkü herşey sizin için farklı ve bilinmediktir.

Yapılabilecek en iyi şey kendinize en yakın hissettiğiniz (kocanız, anneniz, ablanız, doktorunuz ) biriyle konuşmaktır.Bu duyguları yaşayan tek kişi olmadığınızı göreceksiniz.

ACABA…Acaba..acaba hamile miyim?

Bu sorunun olumlu cevabına sevinenler olacağı gibi üzülenler de olabilir.Her durumda hamile olup olmadığınızı hemen öğrenmenizde fayda var.Hamilelik istenmiyorsa çözüme en erken zamanda başlamalısınız.Beklenen hamilelik sözkonusu ise embriyonun en hassas olduğu ilk üç ay boyunca alınması gereken önlemler vardır;

Mevcut bir hastalığınız varsa,bu hastalığın hamileliği tehlikeye atıp atmayacağı belirlenmelidir.

Doktor oranların normal olup olmadığını anlamak için hormon ölçümü yapabilir.
Bebeğin bütün organları ilk iki ay içinde biçimlendiği için hamilelikten şüphelendiğiniz andan itibaren;

Doktora danışmadan ilaç almayın.

Devam eden tedaviniz varsa doktora danışın.

Bulaşıcı hastalık geçiren kişilerle görüşmeyin.

Doktora danışmadan aşı yaptırmayın.

Herhangi bir röntgen istendiğinde hamile olabileceğinizi belirtin.

Az pişmiş yada çiğ et yemeyin.

Meyve ve sebzeleri iyice yıkayın.

Hamilelik belirtileri ve hamilelik testleri

Belirsizlikler insanı her zaman bunaltır.Acaba hamile miyim, yoksa değil miyim?Sorunun cevabını öğrenmenin çeşitli yolları vardır;

HAMİLELİK BELİRTİLERİ

Adetinizin gecikmesi(Her gecikme hamilelik değildir;bazı hastalıklar,iklim değişikliği,yolculuk,şok,ergenlik yada menopoz döneminde adet düzensizliği görülebilir.)

Mide bulantısı, kusma.

Bazı besinlerden iğrenme,bazılarını aşırı isteme(aşerme).

Aşırı tükürük salgısı.

Mide yanması

Özellikle yemeklerden sonra uyuma isteği.

Kabızlık.

Sık tuvalete çıkma.

Göğüslerin gerginleşmesi, hacminin artması ve göğüs ucunun hassalaşması.

HAMİLELİK TESTLERİ
H.C.G. TESTİ:

H.C.G. yumurta tarafından salgılanan bir hormondur.İdrar veya kan tahlilinde bu hormon varsa hamilelik başlamış demektir.Kan tahlili daha kesin sonuç verir.Doktor tarafından yada laboratuvarlarda yapılır.
KENDİ KENDİNİZE YAPABİLECEĞİNİZ TESTLER:

Eczanelerde satılan testlerdir.Çeşitli markalarda bulabilirsiniz,hepsinin içinde kullanma talimatı yazılıdır.

Dikkat edilecek konu ,eğer sonuç olumsuzsa hamileliğiniz kesin olarak elenmiş sayılmaz.Mesela test erken yapılmışsa yeni bir hamilelik söz konusu olabilir. Bu durumda bir hafta sonra tekrar bir test yaptırmalısınız.Sonuç yine olumsuz olursa ve adet gecikmeniz uzuyorsa doktora başvurun.

Yaşam veren iki özel hücre; ovül ve spermatazoidin öyküsü farklı bedenlerde başlar.
OVÜL

Kadının cinsel bezleri olan yumurtalıklardan gelir.Yumurtalık her ay olgunlaşan bir ovülü serbest bırakır.Yumurtalıktan çıkan ovül rahimde son bulan fallop borusundan geçer.Yumurta hareketsizdir, boruyu kaplayan iplikçiklerin çarpması ve içerdiği sıvı sayesinde ilerler.Boruya giren ovülün, bir spermatazoid tarafından döllenmesi için önünde 12 en fazla 24 saati vardır.Bu sürenin sonunda ovül bozulacaktır.
SPERMATAZOİD

Erkeğin cinsel bezleri olan erbezlerinden gelir.Vücudun en küçük hücrelerinden olan spermatazoid hareketlidir.Vücuttan dışarı atılan spermatazoidler 24 saatten az yaşarlar.Cinsel ilişki sonrası kadın vücuduna bırakılırsa 3-4 gün yaşayabilirler.Erkekte kalıp kullanılmadıkları sürece 30 gün içinde ölürler ve yerlerine yenileri gelir.
KARŞILAŞMA

Ovül fallop borusundayken, uzun bir yol katederek(20-25cm. yani kendi boyunun 4000-5000 katı) gelen spermatazoid ordusuyla karşılaşır.Bunlardan bir tanesi ovülün içine girerek yumurtayı oluşturur.Bu yeni bir yaşamın başlangıcı, bebeğinizin de ilk hücresidir.

Yumurta 3-4 gün sonra rahme ulaşır(Bu süre içinde ultrasoundda hamilelik görülemez) 3 günde rahim boşluğunda serbest kalır; yani toplam 7 gün sonra yumurta rahimde yuvalanır.Yumurta ilk iki ay “Embriyon” , ikinci aydan doğuncaya kadar “Cenin” adını alır.
DOĞUM ÖNCESİ YAŞAMDA BEBEĞİN AY AY GELİŞİMİ
İLK AY

İlk ayın sonunda boyu 5 mm.’ye ulaşır.

20. günden itibaren ilkel bir kalp oluşur;kalp atar, dolaşım başlar.

Göz ve kulakların yeri hafif koyulaşmalarla belirlidir.

İKİNCİ AY

İkinci ayın sonunda boyu 3 cm. ,ağırlığı 11 gr. dır

Kalp,mide ve bağırsak kesin şeklini alır.

Gözler çok iridir, henüz gözkapağı yoktur, alın bombeli, burun yassı, ağız kocamandır, dudaklar belli belirsiz ortaya çıkar, süt dişlerinin başlangıcı dişetlerinde belirir.

Solunum organı gelişir fakat etkin değildir.

Kol ve bacakları ayırdedebiliriz.

İlk iki ayda embriyon bütün organların temelini atmıştır,sonraki yedi ay boyunca eksiklerini tamamlayacaktır.
ÜÇÜNCÜ AY

Üçüncü ayın sonunda boyu 10 cm. ağırlığı 45 gr. dır.

Cinsel organlar farklılaşır.Ses telleri oluşur ancak işlemez.

Gözkapakları oluşur ve göz küresini tamamen örter.Kulaklar iki küçük yarığa benzer.

Üst dudak ve gözlerin üzerinde ilk tüyler belirir.

Cenin kol ve bacaklarını hareket ettirir,parmaklarını sıkar,başını çevirir,ağzını açar yutkunur ancak bunları anne adayı henüz hissedemez.

DÖRDÜNCÜ AY

Boyu 18 cm. ağırlığı 225 gr. dır.

Kalp, yetişkin insanın kalbinden iki kat hızlı atar.

Karaciğer,mide safra kesesi ve böbrek çalışmaya başlar.

Başta ilk saçlar çıkar.

BEŞİNCİ AY

Boyu 25 cm. ağırlığı 500 gr. dır.

Anne adayı artık bebeğinin hareketini hisseder.

Deri hala buruşuktur.

Parmakların ucunda tırnakları vardır.

Cenin kendisini çevreleyen amniotik sıvıyı emerek yutma hareketine hazırlanır.

ALTINCI AY

Boyu 31 cm. ağırlığı 1000gr. dır.

Ceninin hareketleri daha sık ve kuvvetlidir.

Beyin gelişmeye devam eder.

Uyur ve uyanır.Dışarıdan bir etkiyle uyandırmak zordur.

YEDİNCİ AY

Boyu 40cm. ağırlığı 1700gr. dır.

Cenin dışarıdan sesleri duyabilir.( Belirli bir müziği sürekli dinlerse, doğumdan sonra da bunu hatırlayabilir.)

Eğer doğarsa yaşama şansı vardır.

SEKİZİNCİ AY

Boyu 45cm. ağırlığı 2400gr. dır.

Mide, bağırsak ve böbrek tam olarak çalışır,diğer organlar tamamlanmak üzeredir.

Kalp dakikada 120-140 gibi yüksek hızla atar,daimi görünüşüne sahiptir.Ancak dolaşım tam anlamıyla gerçekleşmez, çünkü; cenin kanı oksijeni akciğerden değil, göbek bağından alır.

Cenin güzelleşir; kırışıklar kaybolur, hatlar yuvarlaklaşır, deri pembeleşir.

Sekizinci ayda cenin doğum için daimi pozisyonunu alır;genellikle baş aşağı durur,yani doğumda önce baş gelir.(Bazı durumlarda tam tersi pozisyonda yada enlemesine duruş görülür ki sezaryen gerektirir.)

DOKUZUNCU AY

Ortalama boyu 50cm. ağırlığı 3000-3300gr. dır.

Doğuma 15-20 gün kala ceninin yeri daraldığı için hareketleri azalabilir.

Kafatası tam olarak kemikleşmemiştir;biri alnın üzerinde diğeri geride olmak üzere iki bıngıldak vardır.Bıngıldaklar doğumdan birkaç ay sonra kapanır.

Cenin; kol ve bacakları karnının üzerine kıvrılmış, baş aşağı pozisyonda doğmaya hazırdır.

İster kadın, ister erkek olalım bir çocuk sahibi olmayı hepimiz isteriz. Bunun için bazen kendimizi hazır hissetmeyi, bazen işimizde kariyer yapmayı, bazen de ekonomik durumumuzu belirli bir seviyeye getirmeyi bekleriz.

Gerçektende bir çocuk, hem büyük bir sevinç kaynağı hem de büyük bir sorumluluktur. Eğer kendimizin ve bebeğimizin sağlıklı bir ortamda yaşamasını istiyorsak önemli bazı konuları öngörmemiz gereklidir. Bu konuda kendi yaşadığımız ve yakın çevrede gözlemlediğimiz çeşitli konuları üç başlık altında açıklamaya çalıştık.

Umarım yazdıklarımız karar vermenize yardımcı olur.

UYGUN EŞ

Gülen bir bebek için en önemli koşul anne ve baba arasındaki uyumdur. Bir bebek şüphesiz sevinç kaynağıdır, ancak güçlükleri de çoktur. Bu güçlükleri ancak eşler arasındaki uyumla aşabiliriz.

Yeni bir canlı dünyaya getirirken birbirinize çok ihtiyacınız olacak. Örneğin ilk denemenizde olmayabilir, bir sağlık problemi gündeme gelebilir, hamilelik esnasında herhangi bir sebeple bebeği kaybedebilirsiniz veya erken doğum olabilir. Hamilelik döneminde huy değişimine varan değişiklikler yaşayan kadına uyum sağlamak, aynı zamanda babalığa hazırlanmak bir erkek için oldukça kritik dönemlerdir. Kadın için de vücudunda ve psikolojik yapısındaki değişimlerin yanı sıra yeni bir canlının sorumluluğunu almak endişe verici olabilir. İhtiyacınız olan tek şey karşılıklı anlayıştır.

Eğer eşinizle aranızda birtakım sorularınız varsa kesinlikle bebeği ertelemenizde yarar var. Çünkü hamilelik dönemi anne ve bebek için çok hassas bir dönemdir. Her ne kadar bebeği istiyor olsanız da eşlerden biri tartışmaların suçunu bebeğe yükleyebilir. Bu gibi olumsuzluklar bebeğe karşı düşmanlık duyguları oluşturur.

Toplumumuzda en çok rastlanan durumlardan biri de evliliği ayakta tutmak için bebek yapmaktır. Bu yanlış tutumun sonucu ne yazık ki hayal kırıklığıdır. İstenmeyen bir bebek ne kendini ne de çevresindekileri mutlu edebilir.

Aşılamayacak problem yoktur, yeter ki hoşgörülü olup eşimize gereken desteği verebilelim. Her şeye hazırlıklı olmak ve bebeği İKİ KİŞİ BEKLEMEK çok önemlidir.

Mutluluk; uygun eş bulmaktan çok, uyumlu eş olmayı becerebilmektir….BİZCE.
UYGUN ORTAM

Eşimizle uyumlu olmanın yanı sıra uygun ortamda bulunmak da hayatımızı etkiler. Kayınvalide ve kayınpeder gibi aile büyüklerinin etkisini yadsıyamayız. Onları yok saymak ise mümkün değildir. Bilinen önyargıların aksine durumu lehimize çevirebiliriz. Onların tecrübelerinden yararlanmak ve yardımlarını kabul etmek iki taraf içinde sevindiricidir.

Ancak hamilelik döneminde kızının (yada gelininin) davranışlarına aşırı tepki veren, sürekli nasihat eden hatta bebeği kendisi doğuracakmış gibi hazırlık yapan anneler vardır. Her şeyin bilgileri dahilinde yapılmasını isterler. Böyle bir ortamda eşler ortak davranış içinde olmalı ve kişilerin sınırları baştan belirlenmelidir.

Durum bunun tam tersi de olabilir. Eşler çalışıyordur ve aile büyükleri uzaktadır. Hamilelik dönemindeki olası problemlerde, doğumda ve doğumdan sonraki ilk haftalarda yanınızda size yardım edebilecek bir kişiye ihtiyacınız olacak. Bu kişinin sizi tanıması, doğum ve bebek konusunda tecrübeli olması gerekir. Şimdiden bu kişinin kim olacağını düşünmelisiniz.

Günümüzde pek çok kadın çalışma hayatına profesyonel olarak girmiştir ve bu sevindirici bir gelişmedir. Ancak kadın-erkek hepimizin işyerinde sorunları olabiliyor. Gergin ortamda çalışan veya aşırı dikkat gerektiren mesleğe sahip kadınlar hamilelikte sorun yaşayabilirler. Ev-iş arası mesafenin çok olması ve ulaşım zorlukları da problem yaratabilir. Çoğunluk değilse de bazı kadınlar çalışmaya ara vermeyi veya mümkünse başka departmana geçmeyi tercih ediyorlar. İş ortamınızın durumuna göre bir tercih yapmanız gerekebilir.
UYGUN BÜNYE

Bir bebek istiyorsunuz, kendinizin ve eşinizin psikolojik olarak hazır olduğunu düşünüyorsunuz, ortam uygun, doğum kontrol yönteminizi de bıraktınız. Moralinizi bozmak istemeyiz ama hemen bebeğinizin olacağını düşünmeyin. Evet, bu bir engelli koşudur! Sırada vücudunuzun uygun olup olmadığı var.

Herşey yolunda ise, bir spermin ovülü dölleme şansı sadece %30 dur. Bu oranı düşüren büyük veya küçük pek çok problem gündeme gelebilir. Ama bu konuda öyle büyük gelişmeler var ki çocuk sahibi olamamak mümkün değil. Bu problemler birkaç kutu ilaç tedavisinden,tüp bebeğe kadar uzanan bir yelpazede yer alırlar.

Eğer sorun ciddi ise yani doğal yolla bebek sahibi olunamıyorsa ne yapmalı? Bu dünyanın sonu mudur? Kesinlikle hayır! Tıp bu sorunu çoktan çözdü. Bizim yapmamız gereken birbirimizi kırmadan, suçlamadan sorunu kafamızda çözmektir. Bu bir sağlık meselesidir_tıpkı grip olmak gibi_ama asla gurur meselesi değildir.

Vücudumuz bebek yapmaya müsait ise düşünmemiz gereken diğer konuda, bu yeni canlıya karşı sorumluluğumuzdur. Akraba evliliği yapmış veya kalıtımsal bazı hastalıklara sahip çiftler bu konuda uzman kişilere danıştıktan sonra bir kere daha düşünmek zorundadır.

Anne adayının yaşı, hamileliği ve bebek sağlığını etkileyebilir. 40 yaş ve sonrasında kazanılan hamilelikler diğerlerine oranla daha fazla risk altındadır. Yaş, hem anne adayını (varis, hemoroid gibi) hem de bebeği (oluşum bozuklukları, düşük, erken doğum gibi) olumsuz etkiler.

Çocuklarda diş tedavisi sırasında ilk dikkat edilecek nokta dişlenme durumunun saptanmasıdır. Diş sürmesi bakımından çocuk, değişik dönemlerde olabilir:

  • Henüz süt dişlerinin sürmediği dişsiz dönem
  • Süt dişlerinin sürmekte olduğu dönem
  • Süt dişi dizisinin tamamlandığı dönem
  • Altı yaş dişinin ( 1. azı) sürme dönemi
  • Karışık dişlenme veya transizyon dönemi
  • Sürekli diş dizisinin tamam olduğu dönem

Muayene esnasında çocuğun bu dönemlerden hangisinde olduğu ve dişlenme durumu ile kronolojik yaşın birbirine uyup uymadığı kontrol edilmelidir.

Soru: Süt dişleri ne zaman sürmeye başlar?
Cevap:Süt dişlerinin sürmesi genellikle, her 6 ayda bir gurup dişin sürmesi şeklinde olur.6-12. aylar arasında sırasıyla alt 1, üst 1, üst 2 alt 2 olmak üzere kesici dişler , 12-18.aylar arasında birinci süt azıları, 18-24. aylar arasında süt kaninleri , 24-30. aylar arasında ise ikinci süt azıları sürerler

Soru:Süt dişlerinin geç sürmesinin nedenleri nelerdir?
Cevap: Süt dişlerinin sürme gecikmeleri bir tek, bir gurup yada bütün bir dizisini birden ilgilendirebilir.Bu durum yerel ya da genel bir neden sebebiyle olabilir.

Lokal nedenler: Sürme kistleri: Böyle bir durumda lokal anestezi ile açılarak dişin kuronu meydana çıkarılır hamilelik esnasında röntgen tedavisi de dişlerin geç sürmesine neden olabilir.

Genel Nedenler: Irsiyet, D vitamini eksikliği, hiotiroidizm, virütik hastalıklar (hamileliğin 9. haftasından önce kızıl, kızamık gibi virütik hastalıklar geçiren annelerin çocuklarında ilk diş sürmesi 11.5 uncu aya kadar uzayabilir) , kronik enfeksiyonlar ve erken doğum da sürme zamanını etkileyebilir.

Soru: Sürekli dişler ne zaman sürmeye başlar?
Cevap:

DİŞLER

SÜRME ZAMANLARI

Soru: Sürekli dişlerin geç sürmesinin sebepleri nelerdir?
Cevap:Bu yerel ya da genel bir sebebe bağlı olabilir
Yerel etkenler: Süt dişlerinin köklerinin rezorpsiyon gecikmeleri, sürekli diş sürmesinde gecikmeye yol açar.Süt dişinin kökünde meydana gelen bir kist,alttaki dişin sürmesi için bir engel olabilir.İkinci süt azısının erken düşmesi sonucu, altı yaş dişinin o boşluğa kayması ile çekim boşluğunun kapanması küçük azı dişlerinin normal zamanda sürmelerini engeller.
Bu nedenle süt dişleri nasıl olsa düşecek diye düşünüp gerekli ağız bakımının sağlanmaması süt dişlerinin çürümesine ve erken çekimine, dolayısıyla da sürekli dişlerin sürmelerinde problemlere yol açmaktadır.
Genel Etkenler:Irsiyet,vitamin eksikliği, raşitizm ve hormonal bozukluklar da (hipotiroidizm gibi) sürekli dişlerin sürmesinde gecikmelere yol açabilir

Hala iki kişilik yemeye devam ediyorsunuz; fazladan günde 500 kalori almalısınız:

Hamilelik sırasında beslenmemize gösterdiğiniz özeni emzirirken de sürdürmelisiniz. Kısaca tekrarlarsak; taze sebze ve meyve ağırlıklı, posalı gıdalar içeren protein, kalsiyum ve demirden zengin gıdalarla beslenme.

Günlük kalori alımlarını karşılaştırırsak;

Ortalama kadın:  

günde 1800-2200 kalori

Emziren anne:  

günde 2300-2700 kalori

Hamile kadın:  

günde 2600-3000 kalori

Süt miktarını artırmak için bol bol su için:

Sütün ana maddesi sudur, bol süt için, bol sıvı almalısınız. Günde en az 8, hatta 12 bardak su içmeniz ideal olur.

Yiyip içtiklerinize dikkat edin, çünkü yedikleriniz sütünüze geçer

Sütünüze geçen kimi maddeler, bebeğinize zarar verir. Sakınmanız gerekenlerin başında, çay, kahve ve alkol gelir. Aldığınız kimi gıdalardan sonra bebeğinizin rahatsız olduğunu, sancılandığını, daha az uyuduğunu, kimi gıdalardan sonra bebeğinizde allerjik döküntüler olduğunu, hırıltılı soluk alıp verdiğini, kakasını yeşil renkli veya sümüklü olduğunu gözlemleyebilirsiniz. Ancak bu tür bebeği rahatsız edecek gıdaların kesin listesi yoktur, en iyisi kendi deneyiminizdir. Bebekte bir farklılık gördüğünüz anda, hemen yediklerinizi dikkate alın! Unutmayın, herkesin “bebeğe gaz yapar” dediği inek sütü yada lahana, sizin bebeğinizi rahatsız etmeyebilir.

Demir depolarınız yeterli mi, demir ilaçları almanız gerekebilir

Hamilelik boyunca önerilen vitaminleri almışsanız, muhtemelen doğumdan sonra devam etmeniz gerekmeyecektir. Ancak, gebelik, kadınların çoğunda demir depolarının boşalmasına yol açar, ve doğumdan sonra düzenli demir kullanmak gerekir. Hangi ilacı alacağınızı size kadın-doğum uzmanınız söyleyecektir. Unutmayın, düzenli vitamin ve demir kullanımı, sağlıklı beslenme ihtiyacını ortadan kaldırmaz. Ne siz ne çocuğunuz, “nasıl olsa vitamin alıyorum, ne istersem yiyebilirim” dememelisiniz. Dengeli beslenme esasdır.

Emziren anne kilo vermek için diyet yapabilir, ancak yavaş kilo vermek kaydıyla

Hızlı kilo kaybı, bebeğinizin sağlığı açısından sakıncalar doğurur. Düzenli fiziksel egzersiz yapmak ve düşük yağ içeren gıdalarla beslenmek ve haftada yarım kilodan fazla kilo vermemek gereklidir. Emziren anne, amzirmayene oranla, günde ortalama 800 kalori fazla harcar. Bu, doğal olarak kimi annelerde kilo vermeye yol açacaktır. Ancak, şu temel kurallar unutulmamalıdır:

  • Süt salgınız belirli bir düzeye çıkana kadar -ilk 6 hafta- sakın diyet yapmayın
  • 10. aydan önce, gebelik öncesi kilonuza dönmeyi hedeflemeyin

 

Çocuklar arasındaki sürekli ağız kavgası kadar hiçbir şey ebeveynin sinirlerini bozamaz.
Kardeşler arasındaki sorunlar, yeni yürümeye başlayan çocukla yeni doğmuş bebek arasındaki rekabet, fiziksel saldırganlıktan bitmeyen çatışmaya kadar uzanır.
Bu kavgalar, sakin ebeveynleri bile sadece bir çocuk yetiştirmeyi dilemelerine yol açmasına rağmen, kardeşler arasındaki kavga ve rekabetin normal olduğunu bilmelisiniz. Ara sıra çocuklarınız düşman kamplarında yaşıyorlarmış gibi görünseler de, diğer günler iyi arkadaş olabilirler.
Aşağıdaki paragraflar kardeşler arasındaki bazı yaygın sorunları tanımlamakta ve birlikte yaşamalarını kolaylaştırabilecek öneriler sunmaktadır.
Kardeşlerin Rekabeti
Çocuklar her yaşta bir kardeşi kıskanabilirler. Kardeşlerin rekabetinin en yaygın durumlarından birisi, büyük kardeşin ailedeki yeni bebeğe karşı duyduğu kıskançlıktır. Bu rekabetin en çok görüldüğü yaş 12 ile 36 ay arasıdır.
Yeni kardeşleri kıskanan bir çocuk tipik olarak dikkat çekmek ister, bebeğe karşı saldırganlık gösterebilir ve çoğu zaman geriler (örneğin yeniden parmak emmeye başlar ya da tuvalet eğitimi olduğu halde bebek bezi giymek ister).
Bu doğal duyguları bütünüyle yok edememekle birlikte, hamilelik süresince bebek hakkında konuşarak, çocuğun yeni bebeğe hazırlanmasına yardım edersiniz. Bebek için hazırlanırken çocuğun size yardım etmesine imkân verin. Çocuğun yatağına ihtiyacınız varsa bebek gelmeden çok önce onun yatağını değiştiriniz. Çocuğu olgun davranışı için övünüz.
Hiç olmazsa her gün çocuğunuza telefon ediniz ve hastanede olduğunuzu söyleyiniz. Tercihen, çocuğunuza ziyaret etme ve yeni kardeşiyle buluşma olanağını verin.
Eve vardığınızda, bebeği başkasına verin ve büyük çocuğunuzla yalnız olarak vakit geçirin.
Kavga
Çocuklara birbirlerine tekme, yumruk atmayacakları ve ısıramayacakları öğretilmelidir. Çocuklarınız fiziksel olarak kavga ettiklerinde onları ayrı odalara gönderiniz.
Çatışmalar
Çocukların kendi tartışmalarını kendilerinin çözmeleri gereğini açıklığa kavuşturunuz. Ardından, onlar tartışırken, başka bir odaya gitmeniz gerekse bile görmezlikten gelmeye çalışınız. Tartışma dışında kalmaya çalışınız. Onu size getirseler, sorunu açıklaştırmalarına yardım ediniz, ancak bırakınız onlar bir çözüm bulsunlar. Tartışmayı çözdüklerinde onları övünüz. Kayırmacılıktan sakınınız.
Oyuncakların Paylaşılmasını
Reddetme

Bazı 3 yaşındaki çocuklar oyuncakları paylaşır, ancak çoğu aylar sonrasına kadar paylaşmaya başlamazlar. Çocuğunuzu bir kardeşiyle paylaştıramazsınız. Paylaşmayı reddettiği için çocuğunuzu cezalandırmayınız. Bununla beraber paylaşmayı teşvik edin ve bu gerçekleştiğinde çocuğunuzu övün.
Aynı psikolojiyle birçok küçük çocuk sık sık civarda oynayan kardeşinden oyuncakları kaçırır. Bu meydana geldiğinde oyuncağı çocuktan alın ve onu evvelce kullanmakta olana geri verin. Çocuğu kullanmak için oyuncakları istediği ve istendiğinde onu geri verdiği için övünüz.

SAYFA 1 12»