Beyin ve sinir sisteminin beslenme yetersizliği sonucu ortaya çıkar. Sinir hücrelerinin oksijensizliğe ve kan şekeri düşmesine tahammülü birkaç dakika ile sınırlıdır. Herhangi bir sebeple (genellikle beyne kan taşıyan damarların tıkanması, daralması) aksaması durumunda saniyeler içinde konuşma, görme, anlama bozulabilir ve vücudun bir yarısında kuvvet azalması veya tamamen fonksiyon kaybı olabilir. Bu kayıp yine saatler içinde kısa sürede geçiyorsa geçici felçten bahsedilir.
Hastalıkta bazen tablo gelişmeden haberci uyarıcı bulgular da görülebilir: Vücudun bir tarafında gelip geçen uyuşma, kısa süreli baş ağrısı nöbetleri, konuşmanın bozulması veya durması, görmede geçici ani kayıplar, dengesizlik gibi…
Hastalığın ana sebebi beyin ve hücrelerini sulayan beyin damarlarındaki tıkanmalardır. Daha nadir olarak beyin kanaması, beyin ve zarının iltihapları anılabilir.
Damar tıkanmasının sebepleri ise: Bünyenin yaşlanması, damarların sertleşmesi, kan yağlarının fazlalığı, kandaki kırmızı hücrelerin (eritrosit) çokluğu, tansiyonun yüksek seyretmesi, sigara, alkol, uyuşturucu gibi kötü alışkanlıklar, kalp ve damar hastalıklarına irsî yatkınlık, şeker hastalığı, böbrek rahatsızlığı, aşırı stres, dengesiz beslenme, düzensiz yaşama vs…
Felçte ne yapılmalı?
Hasta apar topar hareket ettirilmemeli. Gereksiz panikle hastaya zarar verilmemeli ve en yakın sağlık merkezine götürülerek erken müdahale edilmelidir. Bazı felçler günler içinde yapılan tedaviyle iz bırakmadan geçer. Felcin geçmemesi durumunda şu yanlışlardan kaçınmalıdır:
* Gereksiz ümitlerle hasta hekim hekim dolaştırılmamalıdır.
* Tıp dışı bazı ters uygulamalara fırsat verilmemelidir.
Hastanın takip ve tedavisini üstlenen hekimle diyaloğu koparmamalıdır. Takip süreci uzun olacağı bilinerek tedbirler düzenlenmelidir. Hastalığın ilk haftalarından itibaren bıkmadan, usanmadan doktor tavsiyesine uygun fizyoterapi (masaj ve egzersiz) uygulanmalıdır.
Hastanın hareketlenmesi, iyileşmeye motivasyonu, yatakta döndürülmesi (yaralar oluşmaması için), beslenme düzeni, psikolojik ve moral durumu, hasta yakınlarının ilgi ve desteği tedavide kullanılacak ilaç ve metodlardan çok daha faydalı olduğu bilinmelidir.
Tedavide kullanılan ilaçların temel hedefi felcin tekrarlama ihtimaline karşı bünyeyi korumaktır. Tansiyonu ayarlamak, kan yağlarını düşürmek, moral ve destek tedavileri önemlidir.
Ağır olup da yatalak kalan hastaların hayatla ilgilerinin kopmamasına dikkat etmeli, çökkün (deresif) düşünceleri gelişmesi durumunda tedavisi yoluna gitmelidir.

Resmi Gazete 1 Ağustos 1998 - Sayı : 23420 

İkinci Bölüm

SAĞLIK HİZMETLERİNDEN FAYDALANMA HAKKI

Madde 5 d- “Tıbbi zorunluluklar ve kanunlarda yazılı haller dışında rızası olmaksızın kişinin vücut bütünlüğüne ve diğer kişilik haklarına dokunulamaz” .

Adalet ve Hakkaniyete Uygun Olarak Faydalanma

Madde 6:

Hasta, adalet ve hakkaniyet ilkeleri çerçevesinde sağlıklı yaşamın teşvik edilmesine yönelik faaliyetler ve koruyucu sağlık hizmetleri de dahil olmak üzere, sağlık hizmetlerinden ihtiyaçlarına uygun olarak faydalanma hakkına sahiptir. Bu hak, sağlık hizmeti veren bütün kurum ve kuruluşlar ile sağlık hizmetlerinde görev alan personelin adalet ve hakkaniyet ilkelerine uygun olarak hizmet verme yükümlülüklerini de içerir.

Bilgi İsteme 

Madde 7:Hasta, sağlık hizmetlerinden nasıl faydalanacağı konusunda bilgi isteyebilir. Bu hak, hangi sağlık kuruluşundan hangi şartlara göre faydalanabileceğini, sağlık kurum ve kuruluşları tarafından verilen her türlü hizmet ve imkanın neler olduğunu ve müracat edilen kuruluşta verilen sağlık hizmetlerinden faydalanma usulünü öğrenme haklarını da kapsar.

Bütün sağlık kurum ve kuruluşları , hastayı birinci fıkra uyarınca bilgilendirmek için yeterli teknik donanımı haiz birimi oluşturmak; bu birimde , hastaya kesin ve yeterli bilgi verebilecek nitelik ve ehliyete sahip personeli daimi olarak isdihdam etmek ve hastanın ihtiyacı olan birimlere kolayca ulaşabilmesini temin etmek üzere, kuruluşun uygun yerlerinde bilgilendirici tabela, broşür ve işaretler bulundurmak gibi tedbirleri almak zorundadırlar

(Hastaya sağlık kuruluşu tarafından danışmanlık hizmeti verilmesi ve bilgilendirilmesi başlığı?)

Sağlık Kuruluşunu Seçme ve Değiştirme

Madde 8:Hasta; tabi olduğu mevzuatın öngördüğü usül ve şartlara uyulmak kaydı ile, sağlık kurum ve kuruluşunu seçme ve seçtiği sağlık kuruluşunda verilen sağlık hizmetinden faydalanma hakkına sahiptir.

Mevzuat ile belirlenmiş sevk sistemine uygun olmak şarti ile hasta saglik kuruluşunu degiştirebilir. Ancak kuruluşu degiştirtmenin hayati tehlikeye yolaçip açmayacagi ve hastaliginin daha da agirlaşip agirlaşmayacagi hususlarinda hastanin tabib tarafindan aydinlatilmasi ve hayati tehlike bakimindan saglik kuruluşunun degiştirilmesinde tibben sakinca görülmemesi esastir.

Acil vak’alar dışında, herhangi bir sosyal güvenlik kuruluşuna bağlı olup da mevzuatın öngördüğü sevk zincirine uymayanlar aradaki ücret farkını kendileri karşılar.

Hastanın sağlık kuruluşunda kalmasında tıbben fayda bulunmayan veya bir başka sağlık kuruluşuna nakli gerekli olan hallerde, durum hastaya veya 15 nci maddenin ikinci fıkrasında belirtilen kişilere açıklanır. Nakilden önce, gereken bilgiler nakil talebinde bulunan veya tıbben uygun görülen sağlık kuruluşuna, sevkeden kuruluş veya mevzuatla belirlenen yetkililerce verilir. Her iki durumda da hizmetin aksamadan ve kesintisiz olarak verilmesi esastır.

Personeli tanıma, seçme , değiştirme

Madde 9: Hastaya talebi halinde, kendisine sağlık hizmeti verecek veya vermekte olan tabiplerin ve diğer personelin kimlikleri, görev ve ünvanları hakkında bilgi verilir.

Mevzuat ile belirlenmiş usullere uyulmak şarti ile hastanin, kendisine saglik hizmeti verecek personeli serbestçe seçme, tedavisi ile ilgilenen tabibi degiştirme ve başka tabiplerin konsültasyonunu istemek hakki vardir.

Personeli seçme, tabibi değiştirme ve konsültasyon isteme hakları kullanıldığında, mevzuat ile belirlenen ücret farkı, bu hakları kullanan hasta tarafından karşılanır.

Öncelik Sırasının Belirlenmesini İsteme

Madde 10: Sağlık kuruluşunun hizmet verme imkanlarının yetersiz veya sınırlı olması sebebiyle sağlık hizmeti talebi zamanında karşılanamayan hallerde , hastanın , öncelik hakkının tıbbi kriterlere dayalı ve objektif olarak belirlenmesini istemek hakkı vardır.

Acil ve adli vakalar ile yaşlilar ve özürlüler hakkinda öncelik sirasinin belirlenmesinde ilgili mevzuat uygulanir.

Tıbbi Gereklere Uygun Teşhis, Tedavi ve Bakım

Madde 11: Hasta, modern tıbbi bilgi ve teknolojinin gereklerine uygun olarak teşhisinin konulmasını, tedavisinin yapılmasını ve bakımını istemek hakkına sahiptir.

Tababetin ilkelerine ve tababet ile ilgili mevzuat hükümlerine aykırı veya aldatıcı mahiyette teşhis ve tedavi yapılamaz.

Tıbbi Gereklilikler Dışında Müdahale Yasağı

Madde 12: Tanı, tedavi veya korunma amacı olmaksızın ölüme veya hayati tehlikeye yol açabilecek veya vücut bütünlüğünü bozacak veya akli ve bedeni direnci azaltabilecek hiçbir müdahale yapılamaz ve talep edilemez.

Ötenazi Yasağı

Madde 13: Ötenazi yasaktır.

Tıbbi gereklerden bahisle veya her ne suretle olursa olsun, hayat hakkından vazgeçilemez. Kendisinin veya bir başkasının talebi olsa dahi, kimsenin hayatına son verilemez

Tıbbi Özen Gösterilmesi

Madde 14:Personel, hastanın durumunun gerektirdiği tıbbi özeni gösterir. Hastanın hayatını kurtarmak veya sağlığını korumak mümkün olmadığı taktirde dahi, ıstırabını azaltmaya veya dindirmeye çalışmak zorunludur.

Üçüncü Bölüm

SAĞLIK DURUMU İLE İLGİLİ BİLGİ ALMA HAKKI

Madde 15: Hasta; sağlık durumunu, kendisine uygulanacak tıbbi işlemleri, bunların faydaları ve muhtemel sakıncaları, alternatif tıbbi müdahale usülleri, tedavinin kabul edilmemesi halinde ortaya çıkabilecek muhtemel sonuçları ve hastalığın seyri ve neticeleri konusunda sözlü veya yazılı olarak bilgi istemek hakkına sahiptir

Sağlık durumu ile ilgili gereken bilgiyi, bizzat hasta veya hastanın küçük, temyiz kudretinden yoksun veya kısıtlı olması halinde velisi veya vasisi isteyebilir. Hasta sağlık durumu hakkında bilgi almak üzere bir başkasına da yetki verebilir. Gerek görülen hallerde yetkinin belgelendirilmesi istenilebilir.

Hasta, tedavisi ile ilgilenen tabip dışında bir başka tabipten de sağlık durumu hakkında bilgi alabilir.

Kayıtları İnceleme

Madde 16:Hasta, sağlık durumu ile ilgili bilgileri içeren dosya ve kayıtları doğrudan veya vekili veya kanuni temsilcisi vasıtası ile inceleyebilir ve bir suretini alabilir. Bu kayıtlar sadece hastanın tedavisi ile ilgili olanlar tarafından görülebilir.

Kayıtların Düzeltilmesini İsteme

Madde 17:Hasta; sağlık kurum ve kuruluşları nezninde bulunan kayıtlarında eksik, belirsiz ve hatalı tıbbi ve şahsi bilgilerin tanımlanmasını, açıklanmasını, düzeltilmesini ve nihai sağlık durumu ve şahsi durumuna uygun hale getirilmesin isteyebilir.

Bu hak hastanın sağlık durumu ile ilgili raporlara itiraz ve aynı veya başka kurum ve kuruluşlarda sağlık durumu hakkında yeni rapor düzenlenmesini isteme haklarını da kapsar.

Bilgi Vermenin Usulü

Madde 18: Bilgi gerektiğinde tercüman kullanılarak, hastanın anlayabileceği şekilde, tıbbi terimler mümkün olduğunca kullanılmadan, tereddüt ve şüpheye yer verilmeden ve hastanın ruhi durumuna uygun ve nazik bir ifade ile verilir.

Bilgi Verilmesi Caiz Olmayan ve Tedbir Alınması Gereken Haller

Madde 19:Hastanın manevi yapısı üzerinde fena tesir yapmak suretiyle hastalığın artması ihtimalinin bulunması ve hastalığın seyrinin ve sonucunun vahim görülmesi hallerinde, teşhisin saklanması caizdir.

Hastaya ve yakınlarına, hastanın sağlık durumu hakkında bilgi verilip verilmemesi, yukarıdaki fıkrada belirtilen şartlar çerçevesinde tabibinin takdirine bağlıdır.

Tedavisi olmayan bir teşhis, ancak bir tabip tarafindan ve tam bir ihtiyat içinde hastaya hissettirilebilir veya bildirilebilir. Hastanin aksi yönde bir talebinin bulunmamasi veya açiklanacagi şahsin önceden belirlenmemesi halinde, böyle bir teşhis ailesine bildirilir.

Bilgi Verilmesini Yasaklama

Madde 20:İlgili mevzuat hükümlerine ve hastalığın mahiyetine göre yetkili mercilerce alınacak tedbirlerin gerektirdiği haller dışında; hasta sağlık durumu hakkında kendisine veya ailesine veya yakınlarına bilgi verilmemesini isteyebilir.

Dördüncü Bölüm

MAHREMİYETE SAYGI GÖSTERİLMESİ

Madde 21: Hastanın, mahremiyetine saygı gösterilmesi esastır. Hasta mahremiyetinin korunmasını açıkça talep de edebilir. Her türlü tıbbi müdahale, hastanın mahremiyetine saygı gösterilmek suretiyle icra edilir.

Mahremiyete saygı gösterilmesi ve bunu istemek hakkı;

a)Hastanın, sağlık durumu ile ilgili tıbbi değerlendirmelerin gizlilik içerisinde yürütülmesini

b)Muayenesinin, teşhisin, tedavinin ve hasta ile dogrudan temasi gerektiren diger işlemlerin makul bir gizlilik ortaminda gerçekleştirilmesini,

c)Tıbben sakınca olmayan hallerde yanında bir yakınının bulunmasına izin verilmesini,

d)Tedavisi ile doğrudan ilgili olmayan kimselerin, tıbbi müdahale sırasında bulunmamasını

e)Hastalığın mahiyeti gerektirmedikçe hastanın şahsi ve ailevi hayatına müdahale edilmemesini

f)Sağlık harcamalarının kaynağının gizli tutulmasını

kapsar,

Ölüm olayı mahremiyetin bozulması hakkını vermez.

Eğitim verilen sağlık kurum ve kuruluşlarında, hastanın tedavisi ile doğrudan ilgili olmayanların tıbbi müdahale sırasında bulunması gerekli ise; önceden veya tedavi sırasında bunun için hastanın ayrıca rızası alınır.

Rıza Olmaksızın Tıbbi Ameliyeye Tabi Tutulması

Madde 22: Kanunda gösterilen istisnalar hariç olmak üzere, kimse, rızası olmaksızın ve verdiği rızaya uygun olmayan bir şekilde tıbbi ameliyeye tabi tutulamaz.

Bir suç işledigi veya buna iştirak ettigi şüphesi altinda bulunan kişinin işledigi suçun muhtemel delillerinin, kendisinin veya magdurun vücudunda oldugu düşünülen hallerde; bu delillerin ortaya çikarilmasi için sanigin veya magdurun tibbi ameliyeye tabi tutulmasi, hakimin kararina baglidir.

Gecikmesinde sakınca bulunan hallerde bu ameliye, Cumhuriyet Savcısının talebi üzerine yapılabilir.

Bilgilerin Gizli Tutulması

Madde 23:Sağlık hizmetinin verilmesi sebebiyle edinilen bilgiler, kanun ile müsaade edilen haller dışında , hiçbir şekilde açıklanamaz.

Kişinin rizasina dayansa bile, kişilik haklarindan bütünüyle vazgeçilmesi, bu haklarin başkalarina devri veya aşiri şekilde sinirlanmasi neticesini doguran hallerde bilginin açiklanmasi, bunlari açiklayanin hukuki sorumlulugunu kaldirmaz.

Hukuki ve ahlaki yönden geçerli ve haklı bir sebebe dayanmaksızın hastaya zara verme ihtimali bulunan bilginin ifşa edilmesi, personelin ve diğer kimselerin hukuki ve cezai sorumluluğunu da gerektirir.

Araştirma ve egitim amaciyla yapilan faaliyetlerde de hastanin kimlik belgeleri, rizasi olmaksizin açiklanamaz.

Beşinci Bölüm

TIBBİ MÜDAHALEDE HASTANIN RIZASI

Hastanın Rızası ve İzin

Madde 24:Tıbbi müdahalelerde hastanın rızası gerekir. Hasta küçük veya mahcur (kısıtlı) ise velisinin veya vasisinden izin alınır. Hastanın, velisinin ya da vasisinin olmadığı veya hazır bulunamadığı veya hastanın ifade gücünün olmadığı hallerde bu şart aranmaz.

Kanuni temsilci tarafından muvafakat verilmeyen hallerde müdahalede bulunmak tıbben gerekli ise, velayet ve vesayet atındaki hastaya tıbbi müdahalede bulunabilmesi; Türk Medeni Kanununun 272 nci ve 431 nci maddeleri uyarınca mahkeme kararına bağlıdır.

Kanuni temsilciden veya mahkemeden izin alınması zaman gerektirecek ve hastaya derhal müdahale edilmediği taktirde hayatı veya hayati organlarından birisi tehdit altına girecek ise, izin şartı aranmaz.

Üçüncü fıkrada belirtilen ve hayatı veya hayati organlardan birisini tehdit eden acil haller haricinde, rızanın her zaman geri alınması mümkündür. Rızanın geri alınması, hastanın tedaviyi reddetmesi anlamına gelir.

Rızanın müdahale başladıktan sonra geri alınması, ancak tıbbi yönden sakınca bulunmaması şartına bağlıdır.

Tedaviyi Reddetme ve Durdurma

Madde 25: Kanunen zorunlu haller dışında ve doğabilecek olumsuz sonuçların sorumluluğu hastaya ait olmak üzere hasta, kendisine uygulanması planlanan veya uygulanmakta olan tedaviyi reddetmek veya durdurulmasını istemek hakkına sahiptir. Bu halde , tedavinin uygulanmamasından doğacak sonuçların hastaya veya kanuni temsilcilerine veyahut yakınlarına anlatılması ve bunu gösteren yazılı belge alınması gerekir.

Bu hakkın kullanılması, hastanın sağlık kuruluşuna tekrar müracatında hasta aleyhine kullanılamaz.

Küçük veya mahcurun tıbbi müdahaleye katılımı

Madde 26:Kanuni temsilcinin muvafakatinin gerektiği ve yeterli olduğu hallerde dahi, mümkün olduğu ölçüde küçük veya mahcur olan hastanın dinlenmek suretiyle tıbbi müdahaleye iştiraki sağlanır.

Alışılmış Olmayan Tedavi Usullerinin Uygulanması

Madde 27- Klinik veya lâboratuar muayeneleri sonucunda bilinen klâsik tedavi metotlarının hastaya fayda vermeyeceğinin sabit olması ve daha evvel deney hayvanları üzerinde kafi derecede tecrübe edilmek suretiyle faydalı tesirlerinin anlaşılması ve hastanın rızasının bulunması şartları birlikte mevcut olduğunda, bilinen klâsik tedavi metodları yerine başka bir tedavi usûlü uygulanabilir. Ayrıca, bilinen klâsik tedavi metodu dışındaki bir metodun uygulanabilmesi için, hastaya faydalı olacağının ve bu tedavinin bilinen klâsik tedavi usûllerinden daha elverişsiz sonuç vermeyeceğinin muhtemel olması da şarttır.

Evvelce tecrübe edilmemiş bir tibbî tedavi ve müdahale usulü, ancak zarar vermeyeceginin ve hastayi kurtaracaginin mutlak olarak öngörülmesi halinde yapilabilir.

Altıncı Bölüm’ de yer alan hükümler saklıdır.

Rızanın Şekli ve Geçerliliği

Madde 28: Mevzuatın öngördüğü istisnalar dışında, nza herhangi bir şekle bağlı değildir.

Hukuka ve ahlâka aykırı olarak alınan rıza hükümsüzdür ve bu şekilde alınan rızaya dayanılarak müdahalede bulunulamaz.

Organ ve Doku Alınmasında Rıza

Madde 29: 18 yaşindan küçük ve mümeyyiz olmayanlardan organ ve doku alinamaz. Bu şartlari tamam olanlardan teşhis tedavi ve bilimsel amaçlar ile organ veya doku alinmasi, 2238 sayili Organ ve Doku Alinmasi, Saklanmasi ve Nakli Hakkinda Kanun’ un 6 nci maddesinde öngörülen yazili şekil şartina tâbidir.

Ölüden organ ve doku alınma şartı ve cesetlerin bilimsel araştırma için muhafazası hususunda 2238 sayılı Kanun un 14 üncü maddesi hükümleri saklıdır.

Aile Planlaması Hizmetleri ve Gebeliğin Sona Erdirilmesi

Madde 30: İlgilinin rızası mevcut olsun veya olmasın, Bakanlık tarafından tespit edilmiş olanlar dışındaki ilâç ve araçlar aile plânlaması hizmetlerinde kullanılamaz.

Gebeliğin sona erdirilmesi, 2827 sayılı Nüfus Planlaması Hakkında Kanun ile öngörülen şartlara tâbidir.

Sterilizasyon ve gebeliğin sona erdirilmesi hallerinde, hastanın rızası ile evli ise eşinin de rızası gereklidir.

Rızanın Kapsamı

Madde 31: Rıza alınırken hastanın veya kanunî temsilcisinin tıbbi müdahalenin konusu ve sonuçlan hakkında bilgilendirilip aydınlatılması esastır.

Hastanın, uygulanacak tıbbî müdahale için verdiği rıza, bu müdahalenin gerektirdiği sair tıbbî işlemleri de kapsar. Ancak, tıbbî işlemleri:n uygulanmasında, bu Yönetmelik’ te ve diğer mevzuatta belirlenen hakların ihlal edilmemesi için azamî ihtimam gösterilir .

Altıncı Bölüm

TIBBİ ARAŞTIRMALAR

Tıbbî Araştırmalarda Rıza

Madde 32: Hiç kimse; Bakanlığın izni ve kendi nzası bulunmaksızın, tecrübe, araştırma veya eğitim amaçlı hiçbir tıbbi müdahale konusu yapılamaz.

Tıbbî araştırmalardan beklenen tıbbî fayda ve toplum menfaati, üzerinde araştırma yapılmasına rıza gösteren gönüllünün hayatından ve vücut bütünlüğünün korunmasından üstün tutulamaz.

Tıbbi araştırmalar, sadece, mevzuata göre araştırmada bulunmaya yetkili ve yeterli

tıbbî bilgi ve tecrübeyi haiz olan personel tarafından, mevzuat ile belirlenmiş bulunan yerlerde yürütülür.

Gönüllünün tıbbî araştırmaya rıza göstermiş olması, bu araştırmada görev alan personelin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.

Gönüllünün Korunması ve Bilgilendirilmesi

Madde 33: Araştirmalarda. gönüllünün sagligina ve diger kişilik haklarina zarar verilmemesi için gereken bütün tedbirler alinir. Araştirmanin gönüllüye verecegi muhtemel zararlar önceden tespit edilemedigi takdirde; gönüllü. rizâsi bulunsa dahi, araştirma konusu yapilamaz.

Gönüllü; araştirmanin maksadi, usulü, muhtemel faydalan ve zararlari ve araştirmaya iştirak etmekten vazgeçebilecegi ve araştirmanin her safhasinda başlangiçta verdigi rizayi geri alabilecegi hususlannda, önceden yeterince bilgilendirilir.

Rıza Alınmasının Usulü ve Şekli

Madde 34: Tıbbî araştırma hakkında yeterince bilgilendirilmiş olan gönüllünün rızasının maddî veya manevî hiçbir baskı altında olmaksızın, tamamen serbest iradesine dayanılarak alınmasına azamî ihtimam gösterilir.

Tıbbî araştırmalarda rıza yazılı şekil şartına tâbidir.

Küçüklerin ve Mümeyyiz Olmayanların Durumu

Madde 35: Reşit ve mümeyyiz olmayanlara, kendilerine faydasi olmadan, sirf tibbî araştirma amaci güden tibbi müdahaleler hiçbir surette tatbik edilemez. Faydalan bulunmasi şarti ile reşit ve mümeyyiz olmayanlar üzerinde tibbî araştirma yapilmasi, velilerinin veya vasilerinin rizasina baglidir. Kanunî temsilci tarafindan muvafakat verilmeyen hallerde, 24 üncü maddenin ikinci fikrasi hükmü uygulanir.

İlâç ve Tertiplerin Araştırma Amacıyla Kullanımı

Madde 36: Özel mevzuatına göre izin veya ruhsat alınmış olsa dahi, sırf tıbbi araştıra amacı ile hasta üzerinde kendi rızası ve Bakanlığın izni bulunmaksızın hiçbir ilâç ve terkip kullanılamaz.

İlâç ve terkiplerin tıbbî araştırmada kullanımı 29/11/1993 tarihli ve 21480 sayılı

Resmi Gazete’de yayımlanan İlâç Araştırmaları Hakkında Yönetmelik hükümlerine tâbidir.

Yedinci Bölüm

DİĞER HAKLAR

Güvenliğin Sağlanması

Madde 37: Herkesin, sağlık kurum ve kuruluşlarında güvenlik içinde olmayı bekleme ve bunu istemek haklan vardır.

Bütün sağlık kurum ve kuruluşları , hastaların ve ziyaretçi ve refakatçi gibi yakınlarının can ve mal güvenliklerinin korunması ve sağlanması için gerekli tedbirleri almak zorundadırlar.

Tutuklu ve hükümlülerin sağlık kurum ve kuruluşlarında muhafazaları ile ilgili özel mevzuat hükümleri saklıdır.

Dini Vecibeleri Yerine Getirebilme ve Dini Hizmetlerden Faydalanma

Madde 38: Sağlık kurum ve kuruluşlarının imkânları ölçüsünde hastalara dinî vecibelerini serbestçe yerine getirebilmeleri için gereken tedbirler alınır.

Kurum hizmetlerinde aksamalara sebebiyet verilmemek, başkalarini rahatsiz etmemek ve personelce düzenlenip yürütülen tibbî tedaviye hiç bir şekilde müdahalede bulunulmamak şarti ile hastalara dini telkinde bulunmak ve onlari manevî yönden desteklemek üzere talepleri halinde, dinî inançlarina uygun olan din. görevlisi davet edilir. Bunun için, saglik kurum ve kuruluşlannda uygun zaman ve mekân belirlenir.

İfadeye muktedir olmayıp da dinî inancı bilinen ve kimsesiz olan agoni halindeki hastalar için de, taJep şartı aranmaksızın, dinî inançlarıa uygun olan din görevlisi çağrılır.

Bu hakların nasıl ve ne zaman kullanılacağı ve bu konuda alınacak tedbirler, sağlık kuruluşunun çalışma usûl ve esaslarını gösteren mevzuatta ayrınca düzenlenir.

 İnsanî Değerlere Saygı Gösterilmesi ve Ziyaret

Madde 39: Hasta, kişilik degerlerine uygun bir şekilde ve ortamda saglik hizmetlerinden faydalanma hakkina sahiptir.

Sağlık hizmetlerinde görev alan bütün personel; hastalara, yakınlarına ve ziyaretçilere güler yüzlü, nazik, şefkatli ve sağlık hizmetleri ile ilgili mevzuat ve bu Yönetmelik hükümlerine uygun şekilde davranmak zorundadır.

Sağlık hizmetlerinin her safhasında, hastalara, onların bedenî ve ruhi durumları dikkate alınarak, hangi işlemin neden ve nasıl yapıldığı, yapılacağı ve bekletilmeleri söz konusu ise, bekletilmenin sebepleri hususunda gerekli ve yeterli bilgi verilir.

Sağlık kurum ve kuruluşlarında, insan haysiyetine yakışır gereken her türlü hijyenik şartların sağlanması, gürültünün ve rahatsız edici diğer bütün etkenlerin bertaraf edilmesi esastır. Gerektiğinde, bu hususlar hasta tarafından talep konusu yapılabilir.

Hasta ziyaretçilerinin kabul edilmesi, kurum veya kuruluşça belirlenen usul ve esaslara uygun olarak ve hastalarin huzur ve sükunlarini bozacak fiil ve tutumlara sebebiyet vermeyecek şekilde gerçekleştirilir ve bu konuda gereken tedbirler alinir.

Refakatçi Bulundurma

Madde 40: Muayene ve tedavi sırasında hastaya yardımcı olmak üzere; mevzuatın ve kurum imkânlarının elverdiği ve hastanın sağlık durumunun gerektirdiği ölçüde, tedaviden sorumla olan tabibin uygun görmesine bağlı olarak, refakatçi bulundurulması istenebilir.

Bu hakkın nasıl ve ne zaman kullanılacağı ve bu konuda alınacak tedbirler, sağlık kurum ve kuruluşunun çalışma usûl ve esaslannı gösteren mevzuatla ayrıca düzenlenir.

Hizmetin Sağlık Kurum ve Kuruluşu Dışında Verilmesi

Madde 41: Hastalar, aşagidaki hallerde saglik hizmetlerinden bulunduklari yerlerde de faydalanabilirler

a) Koruyucu sağlık hizmetlerinin verilmesinde,

b) Tıbbi sebeplerden dolayı sağlık kuruluşuna bizzat gidilemeyen veya götürülemeyen hallerde,

c) Tabii âfetler gibi olağanüstü hallerde.

Hizmetin sağlık kuruluşu dışında verilmesi ile ilgili usul ve esaslar, Bakanlık tarafından ayrıca düzenlenir.

Sekizinci Bölüm

SORUMLULUK VE HUKUKİ KORUNMA YOLLARI

Müracaat, Şikâyet ve Dâvâ Hakki

Madde 42: Hastanın ve hasta ile ilgili bulunanların, hasta haklarının ihlâli halinde, mevzuat çerçevesinde her türlü müracaat, şikâyet ve dava hakları vardır.

Sağlık Kurum ve Kuruluşlarının Sorumluluğu

Madde 43: Hasta haklarının ihlâli halinde, personeli istihdam eden kurum ve kuruluş aleyhine maddî veya manevi veyahut hem maddî ve hem de manevî tazminat davası açılabilir.

Ancak, aleyhine dava açılacak merciin kamu kurum ve kuruluşu olması halinde;

a) 2577 sayılı İdarî Yargılama Usûlü Kanunu’ nun 12 nci maddesine göre; hakkın bir idarî işlem dolayısı ile ihlâl edilmesi halinde ilgililer, doğrudan doğruya tam yargı davası veya iptal ve tam yargı davalarını birlikte açabilecekleri gibi ilk önce iptal davası açarak bu davanın karara bağlanması üzerine dava açma süresi içerisinde tam yargı davası açabilirler.

b) Aynı Kanun’un 13 üncü maddesi uyarınca, zarar verici eylemin öğrenildiği tarihten itibaren en geç bir yıl içinde maddî ve manevî tazminat olarak istenilen tazminat miktarı ayrı ayrı gösterilerek idareye müracaat edilmesi ve talebin açıkca veya zımnen reddi halinde kanunî süresi içinde idarî yargı mercilerinde dava açılması gerekir.

Devlet Memuru veya Diğer Kamu Görevlisi Personelin Sorumluluğu

Madde 44: Bu Yönetmelik’te gösterilmiş olan hasta haklarinin fiilen kullanilmasina mâni olan veya bu haklan başka şekilde ihlâl eden personelin, cezaî, malî ve inzibati sorumluluklarinin tamami veya bunlardan bir kismi dogabilir.

Birinci fıkrada belirtilen sorumluluklar haricinde, ihlâlin durumuna göre, personeli istihdam eden kurum ve kuruluş tarafından personel hakkında uygulanacak idarî tedbir ve müeyyideler saklıdır.

Kamu Personelinin Sorumluluğunu Tesbit Usûlü

Madde 45: Kamu kurum ve kuruluşlarinda görevli personelin, hasta haklarini ihlâl eden fiil ve halleri, şikâyei halinde veya idarece kendiliginden tespit edildiginde, hadisenin takibi, soruşturulmasi ve gerekir ise müeyyideye baglanmasi için dogrudan valiliklerce veyahut Bakanlik veya personelin görevli oldugu kurumlar tarafindan müfettiş veya muhakkik görevlendirilir.

Kamu Personeli Hakkındaki Müeyyideler .

Madde 46: Hasta haklarının Devlet memuru veya diğer kamu görevlisi personel tarafindan ve görevleri sırasında herhangi bir şeldlde ihlâli halinde uygulanacak müeyyideler aşağıda gösterilmiştir:

a) Kamu görevlisi olan personelin fıilinin niteliğine göre, soruşturmacı tarafından hakkında disiplin cezası teklif edilmiş ise, mevzuatın öngördüğü disiplin cezalan yetkili âmir veya kurullarca usulüne göre takdir edilir.

b) Hak ihlâli aynı zamanda ceza hukukuna göre suç teşkil ettiği takdirde memur olan personel hakkında, Memurin Muhakematı Hakkında Kanunu Muvakkat hükümlerine göre yapılan soruşturma sonucunda Iüzûm-u muhakeme karan verilir ise, dosya cumhuriyet başsavcılığı’na gönderilerek ceza davası açılması ve böylece personel hakkında fıiline uygun bulunan cezaî müeyyidenin tatbiki sağlanır.

c) Anayasa’nın 40 ıncı maddesinin ikinci fıkrası, 129 uncu maddesinin beşinci fıkrası ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 13 üncü maddesi ve ilgili diğer mevzuat uyarınca, memurların ve diğer kamu görevlilerinin hukuki sorumluluğu doğrudan doğruya memur aleyhine açılacak dava yolu ile gerçekleştirilemez. Dava, 43 üncü maddede gösterilen usûle göre, ancak idare aleyhine açılabilir. Bu personelin hukukî sorumluluğunun doğması, idare aleyhine açılacak dava neticesinde tazmin kararı verilmesine bağlıdır.

Kamu görevlisi personelin verdiği zarar, mahkeme karan üzerine idare tarafından tazmin edildikten sonra, müsebbibi olan sorumlu personele rücû edılir.

d) Kamu görevlisi personelin mesleklerini resmi görevleri dışında serbest olarak icra etmekte iken işledikleri fiillerden dolayı haklarında 47 nci maddeye göre işlem yapılır.

Kamu Görevlisi Olmayan Personelin Sorumluluğu

Madde 47: Hasta haklarının Devlet memuru veya diğer kamu görevlisi olmayan personel tarafından herhangi bir şekilde ihlâli halinde uygulanacak müeyyideler aşağıda gösterilmiştir:

a) Kamu görevlisi olmayan personel; haklan ihlâl edilen hastanın doğrudan vâki olacak şikâyeti üzerine veya bu fiillerin başka şekilde tespiti halinde Bakanlık veya başka kurum ve kuruluşlar tarafından yapılan bildirim üzerine, bunların özel kanunlara göre kurulmuş olan kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları haysiyet divanlannca disiplin cezalan ile cezalandırılabilir.

b) Kamu görevlisi olmayan personelin hasta haklarını ihlâllerinden doğan hukukî sorumlulukları genel hükümlere göre doğrudan doğruya kendilerine veya bunları çalıştıran kurum ve kuruluşlara karşı veya hem kendilerine ve hem de çalıştıranlara karşı birlikte dava açarak ileri sürülebilir.

c) Kamu görevlisi olmayan personel hakkında, ceza hukukuna göre suç teşkil eden fiilleri sebebiyle cezaî müeyyideler tatbik edilmesi, genel hükümlere göre doğrudan doğruya Cumhuriyet Savcılıklanna yapılacak ihbar veya şikâyet yoluyla gerçekleştirilebilir.

Dokuzuncu Bölüm

SON HÜKÜMLER

Kurum ve Kuruluş Yetkililerinin Görevi

Madde 48: Sağlık kurum ve kuruluşlarının yetkilileri; bu Yönetmelik’te ve diğer mevzuatta belirtilen hasta haklarının lâfzına ve ruhuna uygun olarak kullanılabilmesine yardımcı olmak amacı ile bu Yönetmelik’te gösterilen “hasta haklan”nı bir liste, tabelâ veya broşür haline getirerek, bunları sağlık kurum ve kuruluşunun, hastalar, personel ve ziyaretçiler tarafından kolayca ulaşılıp okunabilecek uygun yerlerinde bulundurmak da dahil olmak üzere, gereken bütün tedbirleri almakla mükellef ve yetkilidir.

Saklı Olan Hükümler

Madde 49: Millî güvenliğin, kamu düzeninin, kamu yararının, genel ahlâkın ve genel sağlığın korunması maksatları ve kanun hükümleri ile getirilen özel düzenlemeler ve sınırlamalar saklıdır.

Yürürlük

Madde 50: Bu Yönetmelik, yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Yürütme

Madde 51: Bu Yönetmelik hükümlerini Sağlık Bakanı yürütür.

Meme iltihabı nedir?
Tıkanmış süt kanallarının yada mikroorganizmaların neden olduğu bir hastalıktır. Belki de anneler için en rahatsız edici durumdur meme iltihabı.  Ateş, halsizlik, yorgunluk, memede ağrı ve kızarıklık gibi belirtileri vardır.

Meme iltihabının nedenleri nelerdir?
Mastit bebeğini emziren-emzirmeyen her 20 anneden birinde görülür. Enfeksiyon, genellikle meme başında bulunan çatlaklardan süt kanallarına doğru yayılır. Emzirmeyen annelerde göğüslerin şişmesi de mastite yol açabilir. Diğer nedenler arasında, emzirme yoluyla göğüslerin yeterince boşaltılamaması hastalıklara karşı azalan direnç sayılabilir. Nitekim yeni doğum yapmış annelerin çoğu aşırı bir yorgunluk ve stres altındadırlar ve yeterince beslenememektedirler.

Meme başlarının hassaslığı nedeniyle ilk doğum yapan annelerde mastit biraz daha sık görülür, ne var ki bu ikinci, üçüncü doğumlardan sonra görülmeyeceği anlamına gelmez.

Mastitin en sık görüldüğü dönem, doğumdan sonra 10-28. günler arasıdır.

Mastit olup olmadığınızı nasıl anlarsınız?
Genellikle soğuk algınlığı geçiriyor gibi hissedersiniz. Belirtiler arasında, bir yada iki göğüste kızarıklık, sertlik, sıcaklık, ağrı, ve enfeksiyon olan süt kanallarında şişlik sayılabilir. Ateş ve halsizlik, durumun daha ciddi olduğunu düşündürür.

Mastit, birden fazla sayıda olabilen bir durumdur, ama aynı anda iki göğüste birden gelişmez.

Bu durumda ne yapılmalı?
Hemen doktorunuzla görüşün. Muhtemelen antibiyotik tedavisine başlanacaktır. Bu durumda emziriyorsanız, kullandığınız ilaçların bebeğe zarar vermeyeceğini özellikle açıklığa kavuşturun. Antibiyotik etkisi başlar başlamaz, belirgin bir rahatlama hissedeceksiniz.

Mastit sırasında bebeğimi emzirebilir miyim?
Evet. Mastit sırasında  emzirmek, çok acı verir. Ancak, gerek biran önce iyileşmek, gerekse süt kanallarınızın boşalarak yeni tıkanıklıklar olmaması ve sütünüzün kesilmemesi için emzirmeniz gerekir. Emzirmeden bir kaç dakika önce sıcak kompres, acı duymanızı bir ölçüde azaltır.

Eğer bebeğiniz emerek iltihaplı göğsünüzü tam boşaltamıyorsa, yada aşırı acı hissi nedeniyle emziremiyorsanız,  göğsünüzü bir süt pompasıyla boşaltmanız gerekir. Sağdığınız sütü biberonla bebeğinize verebilirsiniz. Şunu hiç unutmayın, göğsünüzü boşaltmak için en iyi pompa, bizzat bebeğinizdir!

Hasta göğüsten emme sonucu bebeğim hastalanabilir mi?
Hayır! Zaten sizi hasta eden mikroplar, muhtemelen bebeğinizin ağzı yoluyla bulaşmıştır, ve  kendi mikroplarının ona geri verilmesinin bir zararı yoktur.

Mastit kendiliğinden geçebilir mi?
Mastit kendi haline bırakılırsa ilerler, ve daha ciddi sonuçlar -komplikasyonlar- oluşur. En sık görüleni meme absesidir, yoğun antibiyotik tedavisi, belki de cerrahi yolla absenin boşaltılması gerekir. Bu durumda bebeğiniz sizi ememez.

Çoğu zaman olduğu gibi, mastit de erken teşhis edilirse, kolayca tedavisi olan  bir  durumdur.

 

Akciğer kanserleri sik rastlanan ve önemli bir hastalık mıdır?

Tüm dünyada erkeklerde ve ayni zamanda dünyanın bir çok ülkesinde kadınlarda en sik rastlanan kanser türüdür. Bir çok kanser türünde giderek azalma söz konusu iken akciğer kanserine rastlanma sıklığı maalesef giderek artmaktadır. Tüm dünyada erkek ve kadınlarda halen en öldürücü kanser türüdür. Genel ölüm nedenleri arasında dünyada ikinci sırada yer almaktadır.

Akciğer Kanserinin sebebi nedir?

En iyi bilinen neden sigara içilmesidir. Bazı mesleklerde çalışma, hava kirliliği, radyasyon, genetik faktörler, beslenme alışkanlıkları gibi adi geçen diğer nedenlerin hiç birisi sigara ile mukayese edilecek kadar önemli değildir.

Ak toprak kanser yapar mı?

Ülkemizin bazı yörelerinde bulunan ak toprak, gök toprak olarak bilinen asbest veya zeolit içeren toprakla temas akciğer kanseri yapmaktadır. Duvar sıvama ve yer döşeme amaçlı kullanılan ve bebeklerin altına konan bu toprağın bulunduğu alanlarda yaşayanlarda akciğer ve akciğeri örten zardan köken alan kanserlere çok sik rastlanmaktadır.

Akciğer kanseri bir meslek hastalığı mıdır?

Evet. Bazen akciğer kanseri bir meslek hastalığı seklinde ortaya çıkar. Örneğin radyolog hekimler ve diğer radyasyonla çalışanlarda ve asbest sanayiinde çalışanlarda akciğer kanserleri çok daha fazladır. Asbest bir ses ve isi yalıtım maddesi olarak sanayide kullanılmaktadır. Bu iş kollarında (fren ve balata üretimi, gemi ve uçak sanayii, asbestli tuğla ve yapı malzemeleri üretimi gibi…) çalışanlarda akciğer kanserleri bir meslek riski olarak ortaya çıkmaktadır.

Akciğer kanserinin sigaradan olduğu kesin mıdır?

Kuskusuz. Sigara ile akciğer kanseri arasındaki sebep-sonuç ilişkisi doğru orantılıdır.Bir kişi sigaraya ne kadar erken yasta baslarsa, günde ne kadar çok sayıda ve ne kadar uzun süre sigara içerse, içtiği sigaradan ne kadar derin dumanı içine çekerse akciğer kanseri olma riski o kadar fazladır.

Sigara içmeyen akciğer kanseri olmaz mı?

Olabilir. Ancak bu, çok daha az rastlanır bir durumdur. Oysa, sigara içen bir kişinin akciğer kanseri olma riski içmeyene göre 13 ile 22 kat daha fazladır.

Akciğer kanserlerinin hepsi sigaradan mi oluşmaktadır?

Akciğer kanserlerinin %95′ inde sebep sigaradır.

Önlenebilir kanser ne demektir?

Bazı hastalıkların -örneğin genetik hastalıklar gibi- nedenleri çok iyi bilinmez yada, bilinse bile bunlardan kaçınmak olası değildir. Oysa diğer bazı hastalıklar değiştirilebilir çevresel faktörlerle -mikroorganizmalar, beslenme alışkanlıkları, iş ve çalışma koşulları, hava kirliliği gibi- ilişkilidir. Bu faktörler kontrol altına alınabilir ve değiştirile bilirse hastalık önlenebilmektedir.

Akciğer kanseri olmamak için ne yapmalıyım?

Akciğer kanserleri sigarayla ortaya çıktığından önlenebilir kanser türü olarak kabul edilmektedir. Sigara kullanmamakla bir kişi akciğer kanseri olma olasılığını çok büyük ölçüde ortadan kaldırmış olmaktadır.

Akciğer kanseri irsi midir?

Ailede akciğer kanseri öyküsünün olması sigara içmemek için en önemli nedenlerden birisidir. Çünkü akciğer kanserinin ortaya çıkışında genetik faktörler de rol oynamaktadır. Amcanızın, babanızın, kardeşinizin akciğer kanserine yakalanmış olması eğer sigara içiyorsanız sizin için bir erken uyarıdır. Bu uyarıyı dikkate almazsanız sizin yakınlarınız da sizin yaşadığınız türden bir acıya hazırlıklı olmalıdırlar.

Hiç bir şikayetim yok. Yine de korkmalı mıyım?

Sağlıkla ilgili her hangi bir yakınmanızın olmaması çok güzel. Ancak, bu yanıltıcı olabilir. Bazen hastalık uzun süre kendini belli etmeden ilerleyebilmektedir. Sigara içiyorsanız korkmalısınız! Gerçekten sizi rahatlatacak bir sözü söyleyebilecek durumda değiliz.

Üç yıl sigara içip bıraktım. Kanser olma ihtimalim ne kadar?

Sigaranın kanser yapıcı etkisi uzun yıllar kullanıldıktan sonra kendini göstermektedir. Sigara içen bir kişi sigarayı kaç yıl içerse içsin bıraktıktan sonra akciğer kanseri olma riski giderek düşmekte ve 5-10 yıl içerisinde hiç içmeyenlerle ayni oranda risk taşır duruma gelmektedir.

Akciğer kanserinin belirtileri nelerdir?

Tüm kanserlerde olduğu gibi kilo kaybı, halsizlik, iştahsızlık yanında; öksürük, balgam çıkarma, kan tükürme, göğüs ağrısı, nefes darlığı, hırıltılı solunum gibi akciğerlerle ilişkili yakınmalar olabilir. Bunlara bazen kanserin diğer organ ve dokulara yayılmasına bağlı olarak vücudun değişik alanlarında ağrılar, yutma güçlüğü, bas ağrısı, görme, denge bilinç bozuklukları vs gibi bir çok farklı şikayetler eklenebilir.

Bunların hepsinin birlikte olması gerekli midir?

Hayır. Bazen hiçbirisi bulunmayabilir veya bir ikisi bulunabilir. Bazen de bu yakınmalar vardır ancak, hasta akciğer kanseri değildir. Bu belirtilerin hiç biri kansere özgül değildir.

Ne zaman doktora gitmeliyim?

Eğer uzun yıllar sigara içiyorsanız, yasiniz 40′ in üzerindeyse ve yukarıdaki yakınmaların biri veya bir kaçı mevcut ise hekime başvurmanız ve akciğer kanseri bakımından değerlendirilmeniz önerilir.

Akciğer kanseri nasıl teşhis edilir?

Yukarıda bahsedilen belirtilere sahip bir kişinin öncelikle göğüs röntgeninin çekilmesi ve balgam incelemesinin yapılması ilk adimdir. Bunu bronkoskopi ve bilgisayarlı tomografiler vd tetkikler izler.

Bronkoskopi nedir?

Ağız veya burundan ince ve bükülebilir, ışıklı hortum veya rijit borularla akciğerlerimize kadar girilip solunum yollarımızın içten gözlenerek muayenesidir.

Bronkoskopi ne ise yarar?

Solunum yollarında yerleşmiş hastalıkların teşhisi ve tedavisi için kullanılan bir yöntemdir. Hastalığın doğrudan görülebilmesine, hasta alandan biyopsi vb işlemlerin yapılarak teşhis konulmasına yarar.

Bronkoskopi sadece akciğer kanserlerinin teşhisinde mi kullanılır?

Hayır. Solunum sistemini tutan ve bilhassa solunum yollarında yerleşen bir çok hastalığın teşhisinde rutin olarak kullanılmaktadır.

Bronkoskopinin tehlikesi yok mu?

Hayatimiz boyunca attığımız her adımın, yaptığımız her isin bir riski vardır. Trafiğe çıkmanın, uçağa binmenin, yüzmenin ve daha yapageldiğimiz nice işin taşıdığı risk bronkoskopinin risklerinden az değildir. Bronkoskopi ve bilhassa bükülebilir cihazlarla yapılan bronkoskopi güvenli muayene yöntemlerinden birisidir. Dikkatli çalışıldığı sürece ciddi bir sorunla karsılaşma olasılıği son derece düşüktür.

Bronkoskopi sırasında çok acı çekilir mi?

Bronkoskopi öncesinde hastaya anestezi uygulanır. Yani ağrı, öksürük, bulantı hislerinin uyanmasına mani olmak üzere solunum yolu boyunca geçici süre uyuşma sağlayan bir ilaç nefes yoluyla hastaya verilir. Bu işlem usulüne uygun olarak yapılırsa hasta ağrı, acı çekmeden bronkoskopi yapılabilir.

Akciğer kanseri bir kaç çeşit midir?

Akciğer kanserleri farklı hücre tiplerine göre gruplandırılır. Her türün seyri, tedaviye cevabi, farklıdır. Tedavi planlanırken kanserin türü de bilinmelidir. Hastalığın ağırlığı da türüne göre farklılık gösterebilir.

Bronkoskopi yapılan kişilerde bazen sonradan kanser çıkıyor mu?

Böyle bir şey asla doğru değildir. Bronkoskopi yapılan kişilerin bir kısmında zaten kanseri teşhis için bu işlem yapılmaktadır. Dolayısıyla bronkoskopi yapılan kişilerin bazısına kanser teşhisi konması bronkoskopi yapıldığından değildir. Bilakis, kanser olduğu düşünüldüğünden bronkoskopi yapılmıştır.

Akciğer kanseri teşhisi konan hastaya ne yapılmalıdır?

Öncelikle kanser olduğu mutlaka biyopsi ile kesinleştirilmelidir. Sadece muayene veya röntgenlerine bakarak kanser teşhisi konamaz. Bunu takiben, kanser tipi belirlenmelidir. Bundan sonra ise kanserin büyüklüğü, yerleşim yeri, yayıldığı diğer bölgeler araştırılmalıdır. Bu işlemlere evreleme diyoruz. Son olarak hastanın direnci, günlük yaşamını devam ettirirken sahip olduğu performans tayin edilip, hasta ile konuşarak tedavi kararı verilmelidir.

Parça almadan tedaviye başlansa olmaz mi?

Bazı hastalar parça alınmasına (biyopsi) pek sıcak bakmıyorlar. Oysa, bu yapılmadan kanser tedavisine başlanamaz. Kanser tedavisinde kullanılacak yöntemler ve ilaçlar hastaya bir çok bakımdan riskler getirecektir. Bu riskleri üstlenmesi için öncelikle kanser teşhisinden ve tipinden emin olmak gerekir. Rastgele kanser tedavisi olmaz.

Parça alınınca kanser yayılır mi?

Usulüne uygun şekilde, deneyimli eller tarafından yapıldığı sürece böyle bir tehlike söz konusu değildir.

Akciğer kanserinin tedavisi var mi?

Tedavi kelimesinin anlamı,sorunun tamamen ortadan kaldırılması ise akciğer kanserinin de,diğer kanser türlerinde olduğu gibi kalıcı,tamamen kurtarıcı bir tedavisi yoktur.Amaç değişik tedavi yöntemleri ile hastanın ömrünü bir süre uzatmaktır.Akciğer kanserli hastalarda da hastanın durumuna göre çeşitli tedavi şekilleri vardır. Ameliyat, radyoterapi (ışın tedavisi), kemoterapi (ilaç tedavisi) destek tedavisi ve ismi burada verilmesine gerek olmayan diğer tedavi yaklaşımları halen uygulanmaktadır.

Bazı kanserlerde klasik tedavi şekilleriyle kanseri tamamen yok etme şansı akciğer kanserlerine göre çok daha yüksektir. Ancak, akciğer kanserli olgularda da az da olsa bu şans vardır.

Akciğer kanserli hasta eninde sonunda ölür mü?

Hastayı tedavi ederken amacımız onu ölümsüz kılmak değildir. Buna kimsenin gücü yetmez. Ancak, hastalığı yok etmek, küçültmek, sınırlamak, sağ kalımı uzatmak, hastanın yasam kalitesini artırmak gibi amaçlarımız vardır. Bunlardan hangisine ne ölçüde ulaşılırsa ulaşılsın tedavi başarılı olmuş sayılabilir. Şu unutulmamalıdır ki, sadece akciğer kanserli hastalar için değil, ölüm hepimiz için kaçınılmazdır. Tüm sağlık çabalarının her konuda ana amacı,ölümü engellemek değil,insanların sağlıklı uzun bir ömür sürmesini temin etmek içindir.

Akciğer kanserli hasta ne kadar yasar?

Çok sık sorulan bu sorunun cevabı maalesef bizde yoktur. İnsanların yaşamalarına ve ölmelerine karar vermek hekimlere düşmez. Hekimler kendi yaşamlarının bile ne zaman ve nasıl sonlanacağını bilemezler.

Ameliyat olmadan ilaçla tedavi olsam olmaz mi?

Bazı hastalarımız kendilerine ameliyat önerdiğimizde bu şekilde bir soru soruyorlar. Oysa biz her hastaya ameliyat olmasını tavsiye etmeyiz. Ancak, hastanın tedavisi için ameliyat gerekiyorsa, bunun yerini ilaç veya ışın tedavisiyle doldurmak mümkün değildir. Ameliyat için uygun bulunan hasta mutlaka ameliyat olmalıdır.

Hem ameliyat hem de ilaç tedavisi birlikte uygulanır mi?

Evet. Bazen ameliyat, radyoterapi ve/veya kemoterapi birlikte uygulanabilir. Bu eş zamanlı da olabilir. Birbirini takip edecek şekilde de olabilir.

İlaçla tedavi süresi ne kadar olmalı?

Kanser tedavisinde kullanılan ilaçlar belirli aralıklarla tekrarlayacak şekilde (kürler halinde) verilir. Hastanın ve hastalığın tedaviye cevap vermesi durumuna göre kürlerin sayısı değişmektedir.

Kanser tedavisinin yan etkileri nelerdir?

Yan etkiler kullanılan ilaca, ilaç veya isini uygulama tekniğine, ilaç veya isinin dozuna, hastanın yaşına ve organ fonksiyonlarına, birlikte kullanılan diğer ilaç veya tedavilere bağlı olarak değişir.Gerçek şu ki,kanser tedavilerinde uygulanan kemoterapik ilaçlar, dozu ayarlanmış olan kimyasal zehirlerdir.kemoterapi bir zehirleme yöntemidir.Kanser hücrelerinin zehirlenerek ölmesi için verilen bu maddeler büyük oranda sağlıklı hücrelerimizi de öldürmektedir.Bunun sonucunda kan değerlerinin düşmesi,hormonların iflası gibi sorunlar elbette çıkmaktadır.Radyoterapi ise adı üstünde kanserojen bir uygulamadır.Dozu ayarlanmazsa ölümlere ve felçlere neden olabilmektedir.

Kanser tedavisi saç dökülmesi, bulantı kusma yapar mi?

Bu şekildeki yan etkiler kanser tedavisi sırasında sık görülmektedir. Ancak, bunların hepsi de tedavi tamamlandıktan sonra geri dönüşlüdür. Bazı ek ilaçlarla bulantı önlenebilir. İshaller, enfeksiyonlar, radyoterapi alanında cilt yanıkları, yutma güçlüğü, ağızda yaralar ve akciğerlerde fibrozis oluşabilir. Bu durumlarla karşılaşmamak için gerekli önlemler alınmalı ancak, buna rağmen oluştuğunda ise uygun şekilde tedavi edilmelidir.

Kanserle basa çıkmak için bu tedaviler dışında nelere dikkat edilmeli?

Kanser teşhisi çoğu kez hastada bir psikolojik travmaya yol açmakta ve bunu bazen depresyon izlemektedir. Hastalığın adının kanser olması her şeyin bittiği anlamına taşımaz. Kişinin olayı gerçek boyutlarıyla tanıması, hastalığını, tipini, ağırlığını öğrenmesi, kendisini bekleyen risklerden haberdar olması, planlanan tedavi biçimleri hakkında ve en doğru kararı vermek üzere bilgilenmesi gereklidir. Bu hekimiyle çok iyi bir ilişki kurmasını gerektirir. Kanser tanısı aldı diye kendini sosyal sorumluluk ve çevresinden dışlamamalı, hastalığı elverdiğince uğraşılarını sürdürmeli, ancak yeterli uyku, dengeli beslenme ve stresten uzak kalmaya özen göstermelidir. Hastada ağrı, öksürük gibi yasam kalitesini bozan yakınmalar varsa bunlara dönük tedaviler ihmal edilmemelidir. Tedavi sırasında ve tedavi sonrasında gerekli kontrollerini zamanında yaptırmalıdır.

Kanser ağrısını nasıl kesebiliriz?

Bazen akciğer kanseri çevre dokulara veya uzak organlara yayılarak şiddetli ağrılar oluşturabilir. Bu durum hastayı fazlasıyla rahatsız eder ve bezdirir. Kanserle bas edilemese bile bu ağrının giderilmesi çok önemlidir. Ancak, ağrıyı gidermek için bazen doğrudan morfin vb ilaçlar başlanmaktadır. Gerçi bu ilaçlar kanser ağrısının tedavisinde kullanılırlar ve çok da etkin ilaçlardır. Ancak, bu ilaçlara bir süre sonra tolerans gelişir ve başlangıçtaki etki artık görülmez olabilir. Bu nedenle ağrı tedavisinde basamak basamak ilerlemeli, önce basit ağrı kesicilerle ise başlanmalıdır. Gereğinde doz artırılarak kombinasyonlar uygulayarak zaman kazanılmalıdır. Morfin vb ilaçlar ileri dönemler için rezerv tutulmalıdır.

Kanser teşhisi hastaya söylenmeli midir?

Hastaya asla ve hiçbir zaman yalan söylenmemelidir. Hastanın hastalığı hakkındaki sorularına doğru cevaplar verilmelidir. Ancak, bütün doğruları hemen söylemek doğru olmayabilir. Yavaş ve kademeli olarak bilgi aktarılmalı, sorun açıklanırken çare ve tedavi biçimi birlikte anlatılmalıdır. Hastanın yasamla bağı ve iyileşme umudu sarsılmamalıdır. Kuskusuz,, bu bir üslup sorunudur. Hastasını önemseyen, acısını paylaşan, ona zaman ayıran, sabırla dinleyen, onun sorununa çare arayan, umudunu artıran empatik bir hekim davranışı iyi bir tedavi kadar belki de akciğer kanseri için bundan daha önemlidir

KANSER VE BESLENME

Kanserin oluşumunda beslenme alışkanlıklarının etkisinin % 30 ile 70 arasında değişmekte olduğu bilinmektedir. Beslenmeye bağlı hangi alışkanlıkların kanserin oluşumunda desteklediğini bilirsek ve besin seçimlerimizi bu doğrultuda yaparsak kanser riskini önleyebiliriz. İşte dikkat edilmesi gereken noktalar:

Diyetle alınan posa miktarının yetersiz olması kolon kanseri başta olmak üzere pek çok kanser türünün oluşumunda önemli bir etkendir. Bu sebeple diyet posasının kaynağı olan sebze ve meyvelerin, kuru baklagillerin, kepekli tahıl ürünlerinin bol miktarda tüketilmesi önemlidir.

Günlük beslenmemizde diyetimizle aldığımız katkı maddelerinin miktarları ve türleri kanserin oluşumunda önemli bir etkendir. Etlerin korunmasında kullanılan nitrit ve nitrat tuzları, doğal veya sentetik antioksidantlar, renk vericiler, zayıflama ve diabet diyetlerinde kullanılan yapay tatlandırıcılar, dikkatli kullanılması gereken katkı maddeleridir.

Özellikle bulgur, mısır, yer fıstığı ve diğer yağlı tohumlarda üreyen küfler ve onların toksinleri kansere neden olabilmektedir. Bu besinlerin üretiminde neme ve sıcaklığa dikkat edilmelidir. Tahılların yıkanması, havalandırılması, güneşletilmesi bir dereceye kadar toksini azaltmaktadır.

Kızartma, kavurma, tütsüleme gibi bazı pişirme yöntemleri kanser oluşumuna neden olabilmektedir. Özellikle protein içeriği yüksek besinlerin kızartılması veya tütsülenmesi kanserin öncüsü olan kimyasal bileşiklerin oluşumuna neden olur. Bu sebeple yiyeceklerimizi hazırlarken en sağlıklı pişirme yöntemleri olan haşlama, fırında pişirme veya ızgara tercih edilmelidir.

Alkol ve sigara kanserin oluşumunda önemli iki etkendir. Bu ürünlerin kullanımları mümkün olduğunca azaltılmalıdır.

Şişmanlık kanserin ortaya çıkmasını kolaylaştıran etkenlerden birisidir. Şişmanlık ile özellikle meme ve endormetrial kanseri riski artmaktadır, var olan kolon, prostat, rektum, böbrek ve serviks kanser türleri daha hızlı gelişmektedir. Bu sebeple vücut ağırlığının korunması şarttır.

Ayrıca diyetle fazla miktarda alınan hayvansal kaynaklı protein ve yağın da meme, uterus, kolon kanseri gibi bazı kanser türlerinin ortaya çıkmasında önemli bir etken olduğu bilinmektedir.

Antioksidant vitaminler olarak bilinen A, C ve E vitaminlerinin yetersiz miktarlarda alınması, kanserin nedenlerinden birisidir. Çünkü bu vitaminler kansere neden olan bileşiklerin oluşumunu engelleyebilmektedir. Bunun yanında riboflavin, kolin, pantotenik asit, tiamin vitaminleri ile çinko, selenyum, nikel, iyot, molibden, demir ve magnezyum minerallerini yeterli miktarlarda alınması kanserin önlenmesi için gereklidir.

İnek sütünün kanseri engelleyici etkisi de son bilimsel çalışmalarla ortaya konmaktadır

Tüm bu bilgiler ışığında kanser riskini azaltmak için beslenmemizde dikkat etmemiz gereken noktaları şu şekilde özetleyebiliriz:

  • İdeal vücut ağırlığınızı koruyunuz
  • Diyetinizle aldığınız hayvansal kaynaklı yağı ve proteini azaltınız.Et yemeklerini
  • hazırlarken yağsız sığır,dana ve kuzu etini tercih edin ve görünür yağı temizleyin; tavuk ve hindiyi derisiz tüketin; az yağlı et ürünlerini kullanın; balık ve kabuklu deniz ürünlerini daha sık tüketiniz.
  • Yiyeceklerinizi hazırlarken kızartma, kavurma veya tütsüleme yerine ızgara,fırında pişirme veya haşlama gibi yöntemleri kullanınız.
  • Günde 5 porsiyon taze sebze ve meyve tüketiniz.Antioksidan vitamin ve minerallerin kaynağı olan ıspanak, karnabahar, lahana, brocolli, brüksel lahanası, havuç, domates, kırmızı-yeşil biber ve turunçgilleri bol miktarda tüketiniz.
  • Kuru baklagilleri ve yağlı tohumları daha sık tüketiniz.
  • Yemekleriniz hazırlarken sarımsak, soğan, arpacık soğanı,nane,maydanoz gibi besinleri eklemeyi ihmal etmeyin.
  • Süt ve süt ürünlerini satın alırken daha düşük yağlı ürünleri tercih ediniz; yoğurt tercihinizi probiyotik yoğurt olan LC1′den yana kullanırsanız kolon kanseri riskini azaltmış olursunuz.

 

 

Çoğu ebeveynin tanık olduğu gibi, okul öncesi çağdaki çocuklar, inanılmaz derecede çok hastalığa yakalanırlar. Bazı aylar kendinizi evinizle doktor muayenehanesi arasında gidip geliyor bulursunuz. Çocuğunuzun kulak enfeksiyonu geçer geçmez nezle olduğunu görürsünüz. Daha ne olduğunu anlamadan tekrar doktora götürürsünüz. Çoğu ebeveyn, küçük çocukları ne zaman bir virüse yenik düşse haklı olarak endişelenir. Beyninizin derinliklerinde bir terslik olup olmadığını, ciddi bir hastalık olup olmadığını, bu nedenle çocuğunuzun sağlığının dış tehlikelere karşı zayıflayıp zayıflamadığını merak edersiniz.
Bu korkuların çoğu hemen her zaman yersizdir. Eğer çocuğunuz faal ise ve kilo alıyorsa, büyük bir ihtimalle sağlığında bir bozukluk yoktur. Küçük çocukların soğuk alma, kulak enfeksiyonu, mide-bağırsak virüsleri gibi hastalıklara yakalanması, hayatın bir parçasıdır. Çocuğunuzun bağışıklık sistemi, tam olarak direnme düzeyine erişmeden önce, pek çok virüsle karşılaşır. Yanı sıra, çocuğunuzun yalnızken ve başkalarıyla birlikteyken davranış şekilleri de hastalanmasına yol açar. Küçük çocuklarınızın oyun oynama şekilleri de hastalanmalarına ol açabilir.
Ayrıca, 5 yaşındaki çocukların okula başlamadan önce okuma yazma öğrenmesi de doğaldır.
Normal bir okul öncesi çağı çocuğunun yılda yedi veya sekiz kez soğuk algınlığı geçirmesi ve iki ya da üç bağırsak enfeksiyonu nöbeti geçirmesi şaşılacak bir şey değildir. Bu hastalıklar ayrıca vücudumuzun enfeksiyonları öğrenmesi ve onlarla mücadele etmesi için araçlar geliştirmesini olası kılabilir. Aslında küçük bir çocuk tarafından çoğu hastalık yetişkinlere nazaran daha kolaylıkla atlatılır. Örneğin suçiçeği bunların en çok rastlananlarındandır ve çocukluk çağında bu hastalığa tolerans daha fazladır. Halbuki bir yetişkin için su çiçeği son derece ciddi bir hastalık olabilir. Dolayısıyla, bu hastalıkların bazıları çok sık rastlanmakla kalmaz, ayrıca büyümenin normal bir parçası olarak önemlidirler de.
Küçük hastalıkların sıklığına ilaveten, çok rastlanan bir başka sorun da çocuğunuzun hasta olup olmadığının nasıl anlaşılacağıdır. Daha büyük çocukların aksine, 1 yaşındaki bir bebek ağlamak ya da huysuzluk etmenin ötesinde hastalığını ifade edecek bir yeteneğe sahip değildir. 5 yaşındaki bir çocuk bile hasta olup olmadığını size söyleyebilir, ancak çocuğunuz size rahatsızlığını açıkça ifade edemez.
Unutmamalısınız ki, belli bazı çok rastlanan hastalıklar, yetişkinlerde olduğu gibi çocuklarda da belli mevsimlerde ortaya çıkmaya eğilimlidir. Bu yüzden eğer çocuğunuz kış bitimine yakın hasta görünüyorsa, nedeni nezle olabilir. Aynı şekilde, su çiçeği, en çok ilkbaharda ortaya çıkar, soğuk algınlıkları, kulak enfeksiyonları ve krup hastalığı kışın, bazı menenjit dahil virüs enfeksiyonları yaz sonuna doğru ya da sonbaharda meydana gelir.
Çocuğunuzun hasta olup olmadığını anlamanız için size yardımcı olacak bazı işaretler vardır. Bununla beraber, unutmayın ki anne babanın sezgisinin yerine geçebilecek başka bir şey yoktur. Çoğu anne baba daha çocukları ateşlenmeden ya da diğer hastalık belirtileri ortaya çıkmadan önce bile çocuklarında yanlış bir şey olduğunu sezerler. Eğer ortada hiçbir hastalık belirtisi yoksa, sezgilerinize güvenin; çoğunlukla nasıl haklı çıktığınızı görüp şaşıracaksınız.
Ateş
Rektal termometre ile alınan 38.5°C ya da ağızdan alınan 38°C vücut ısısı, çocuğun ateşi olduğunu belirlemeye yeter. Ateş vücudun enfeksiyonla mücadele etmesinin yollarından biridir. Telaşa kapılmayı gerektirmez, hiçbir şey yapmamak gerektiği anlamına da gelmez.
çocuklar ateşe büyüklerden daha kolay dayanır. Eğer çocuğunuz normal tepkilerini gösteriyorsa, sıvı içecekler alıyorsa ve oyun oynamak istiyorsa muhtemelen endişelenecek bir şey yoktur. Eğer çocuğunuzun ateşi düştüğünde daha rahat olacağını düşünüyorsanız, ateşini düşürmek için acetaminophen kullanabilirsiniz.
Daha fazla sıvı vermek, daha az giydirmek ve belki de ılık su kullanarak bir bez ile vücudunu silmek ayrıca yardımcı olabilir. çocuk virüs kaynaklı hastalıklar nedeniyle meydana gelen ateşleri düşürmek için aspirin kullanmayınız, çünkü virüsle oluşmuş bazı hastalıklar sırasında aspirin, yaşamsal tehdit oluşturan bir hastalık olan Reye sendromuna yol açabilir. Kimi otoriteler, tüm ateşleri ısrarla düşürme çevrelerinin vücudun bağışıklık tepkilerini etkisiz hale getireceğine ve bazı hastalıkları muhtemelen daha da uzatacağına inanırlar.
İştah Kesilmesi
Hasta bir çocuk bir şeyler yemekten hoşlanmaz. Bu normal bir tepkidir ve endişeyi gerektirecek bir şey yoktur. Bununla beraber, her ne kadar çocuğunuzun bir hastalık esnasında normal gıdalarını almamasının pek o kadar önemli olmamasına karşın, vücuda yeterli miktarda sıvı alınması (her ne kadar çoğu küçük ateşlerde vücudun ısı kaybetmesi o kadar olası değil ise de) çok önemlidir. Çocuğunuza yemesi için ısrar etmeyin, fakat sıvı alması için çaba gösterin. Sıvı olarak su, meyve suyu ya da sulu çorbalar gibi şeyleri kullanabilirsiniz.
Fazla Uyku
Başka bir hastalık işareti olarak çocuğunuzun normalden fazla uyuması gösterilebilir. Bu da vücudun enfeksiyonla mücadele etme ve iyileşmeyi hızlandırma yollarından biridir. Bununla beraber, eğer çocuğunuzu kendine getirmek zor ise ya da çocuk uyandığında uyuşuk ve sersemlemiş bir vaziyette ise, doktorunuza haber vermelisiniz.
Uyuşukluk
Şaşırtıcı bir şekilde çocuklar ateşli iken bile enerji doludurlar. Bununla beraber, eğer çocuğunuz uyuşuk ise ve size tepki göstermiyorsa ya da kol ve bacakları oynamaya ya da başka bir şeye mecalsiz ise bu durum endişeyi gerektirir; doktorunuzu arayın.
Soluk Değişimleri
Gürültülü soluma ve öksürme, üst solunum yolları enfeksiyonlarında çok rastlanır. Eğer çocuğunuz güçlükle soluyorsa, soluk alıp verişi hızlı ise ya da hırlıyorsa, doktora götürmelisiniz.
İshal
İshal, sık rastlanan bir mide bağırsak rahatsızlığıdır. Hafif ishal, az miktarda yumuşak dışkının çıkmasıdır. Oysa orta ya da ağır ishalde dışkılama sayısı artar ve dışkı daha sulu bir hal alır. Vücut ishal sıvısı içerisinde çok fazla kayıpta bulunduğundan, vücudun su kaybı büyük bir tehlike oluşturur.
Eğer çocuk 8 saat kadar idrarını yapmazsa ve ağzı kuru ise, gözyaşı gelmeden ağlıyorsa, derhal doktora götürmeniz gerekir. Çocuğunuz ağır bir su kaybına uğramış olabilir. Dışkı içerisinde kan ya da safra, ağır karın ağrısı, birkaç saat içerisinde sık sık ishalli dışkı gelmesi ya da sulu ishal ve sık sık kusmanın bir arada olması, doktorunuza haber vermenizi gerektiren sebepler arasındadır.
Kusma
Kusma, ishalle birlikte meydana gelebilir de gelmeyebilir de. Eğer çocuğunuz kusuyorsa, takriben sekiz saat kadar çocuğunuza katı gıdalar vermeyin. Küçük miktarlarda berrak sulu sıvılar alınabilir. Eğer sekiz saat kadar bir süre içinde kusma meydana gelmezse, kraker, beyaz ekmek ya da tavuk çorbası gibi gıdalar verebilirsiniz. Eğer kusmuk içerisinde kan görüyorsanız ya da çocuğun ağır karın ağrıları veya mide ağrıları varsa, çocuk sayıklıyorsa ya da güçlükle uyanıyorsa veya vücudun su kaybettiğine dair belirtiler varsa (tükürük ve gözyaşı salgılamıyorsa, idrara çıkamıyorsa) çocuğu derhal doktora götürmelisiniz.

Kusma, çok miktarda gıdanın mideden güçlü bir hareketle çıkarılmasıdır, genellikle bebek hasta iken meydana gelir. Kusmanın nedeni çoğunlukla bir virüstür. Ancak daha ciddi problemler de kusmaya neden olabilir.
Çıkarma, gıdanın bebeğin ağzından bir çaba sarf etmeden çıkmasıdır ve sağlıklı bebeklerde genellikle emzirme sonrasında sık sık meydana gelir.
Sağlıklı bir bebekteki bir tek kusma olayı ‘ endişeyi gerektirmez. Bununla beraber, hasta bir bebekte kusma devam ederse doktorunuza danışınız. Eğer bebeğiniz kusuyor ise, herhangi bir eczanede reçetesiz olarak satılmakta olan çeşitli elektrolit solüsyonlarından birisini alarak içiriniz. Başlangıçta küçük miktarlarda, örneğin bir defada bir çorba kaşığı kullanınız. Kusma ortadan kalkana kadar bebeğinizi miktar ve sıklık açısından ihtiyatla besleyiniz.
Solüsyon, kusma esnasında kaybedilen elektrolitleri telafi etmekte yardımcı olacaktır. Bebek en az 8 saat kusmaya ara vermeden önce bebeğe süt ya da katı gıda vermekten kaçınınız. Daha sonra, eğer bebek katı gıdalar yiyor ise, muz, elma suyu ve pirinç lapası gibi kolayca sindirilen gıdalar vermelisiniz.
Bebek tekrar kusarsa (eğer ayrıca ishal de varsa) su kaybı tehlikesi, vücut sıvısının azalması tehlikesi söz konusudur. Vücudun su kaybetmesi durumunda bebeğin bezinin 8 saatten daha fazla ıslanmaması dikkatinizi çekecektir, bebeğin başında bıngıldağın içeri çökmesi, gözyaşı gelmeyen ağlama ve ağız kuruluğu da diğer belirtilerdir. Eğer bebek 3 ya da daha fazla defa berrak sıvılar kusarsa derhal doktorunuzu çağırınız.
Kusmaya karşın çıkarma (1 yaşına kadar bebeklerin yarısından fazlasında görünür), az miktarda gıdanın ya da sütün genellikle beslenmeden kısa bir süre sonra ağızdan çıkarılmasıdır. Çıkarma (gastroesophageal reflux), midenin üst girişinin midedeki sıvıyı yemek borusundan çıkmaya olanak vermesi yüzünden meydana gelir.
Çıkarma, özellikle bebek 6 aylık oluncaya kadar, normaldir ve çıkartılan gıda içerisinde kan olmadığı ya da bebek kilo kaybetmediği sürece endişelenecek hiçbir şey yoktur. Çoğu bebeklerde bebek büyüdükçe çıkarma da ortadan kalkar. Bebeğin yediği gıdaları çıkarmasını tamamıyla önleyecek bir yol yok ise de, problemi azaltmak için bazı şeyler yapılabilir.
Fazla besleme problemi artırdığı için, bebeği her emzirmede 20-30 gr. daha az besleyiniz. Beslenme süresini 20 dakikadan daha aza indiriniz ve iki emzirme arasında en az 2.5 saat bekleyiniz.
Bebeği geğirtiniz. Beslenme esnasında ara vererek bebeği geğirtmek suretiyle, emzirme esnasında ortaya çıkabilecek geğirme gereksinimini ortadan kaldırınız. Emzirdikten sonra bebeği yatırmayınız; bebeği minderle destekleyerek oturur vaziyette tutunuz, eğer bebek 6 aylık ya da daha büyükse bebek iskemlesinde bir süre oturur vaziyette bekletiniz.
Bebeğinize sıkı giysiler giydirmeyiniz ve her emzirme sonrasında hoplatmaktan kaçınınız.

Bebeklerdeki hastalıkları saptamak ilk başlarda kolay değildir. 1 aylık bebek, size başının ağrıdığını söyleyemez. Ağlayabilir, ancak genelde ağlayan huzursuz bir bebekse, bundan kuşkulanmayabilirsiniz. Ya da çocuğunuzun hasta iken yaptığı gibi daha çok uyuyabilir. Bebeğinizin yeme ve uyuma alışkanlıkları aniden değişirse, kendini iyi hissetmediği düşünülebilir. Bu durumda bebeğin ateşini ölçmek iyi bir yöntemdir, ancak hasta bir bebeğin ateşi yüksek olmayabilir.


En önemli faktör, ateşinin ne kadar yüksek olduğu değil, bebeğin nasıl davrandığıdır. Ateşi normal olan, fakat halsiz uyuşuk ve mama yemeyi ya da süt içmeyi istemeyen bir bebek, gözleri ışıl ışıl, her şeyi yiyip içen, fakat ateşi 39°C den fazla olan 8 aylık bir bebeğe kıyasla daha büyük olasılıkla hastadır. Bebeğin hasta olabileceğini gösteren belirtilerden bazıları aşağıda belirtilmiştir.

Ateş

Makattan ölçülen vücut sıcaklığı 38°C‘den fazla ise, bebeğin ateşi olduğu ve vücudunun enfeksiyona maruz kaldığı anlaşılır. Bebeklerin ateşinin yükselmesi çok görülen bir durumdur ve genelde virüs enfeksiyonunundan kaynaklanır. 39°C‘den düşük ateşler genelde belirtilere neden olmaz ve yaygın inanışın tersine, bir hastalığın ciddiyeti, ateşin yüksekliği ile orantılı değildir. Kendi kendinize sormanız gereken soru, “Bebeğim nasıl davranıyor?” olmalıdır.

Eğer 2 aylıktan küçük bir bebeği, ateşi 38°C‘den fazla olursa doktora götürün. 2 aylıktan büyük bir bebeğin ateşi 39°Cyi geçerse yine doktora götürün, daha hafif bir ateş 3 gün veya daha uzun sürerse de doktor çırılmalıdır.


Sürekli Ağlama

Bebeklerin çoğu, özellikle de 3 aydan küçük olanlar, genelde uzun süre ağlarlar. Her ne kadar yaşamın ilk aylarında sürekli ağlama, karın ağrısı belirtisi ise de, bebeğin hasta olduğu anlamına da gelebilir. Eğer bebeğiniz uzun süre (2-3 saat) ağlıyorsa veya yatıştırılamıyorsa ya da ağlaması garip ise (tiz bir sesle ağlıyorsa veya inliyorsa), doktor çağırın. Bebeğinizin hasta olduğundan endişeleniyorsanız, doktora götürmekten çekinmeyin.

Uyuma Sorunları

Eğer bebeğiniz bir defada 30 dakikadan fazla uyumuyorsa, beslenme için uyanmıyorsa ya da tam anlamıyla uyanmıyorsa, doktora götürün.

Soluk Alma Sorunları

Bebeğinizin soğuk algınlığına kapılabilir ve soluk alması güçleşebilir. Bumundaki sümüğün özel bir lastik ampul ile (eczanelerde satılır) çıkarılması, genelde bebeğinizin rahat nefes almasını sağlar ve gereken tüm tedavi bu olabilir. Ancak, bebeğiniz pürüzlü bir sesle öksürüyorsa, boğazında hırıltı varsa, nefes alıp vermekte zorluk çekiyorsa ya da dudakları ve ağzı morarırsa, doktora götürün.

Bıngıldak (Fontanelle)

Yaşamının ilk bir buçuk yılında bebeğinizin kafatasının üst ön bölümünde kemiklerinin henüz gelişmediği yumuşak bir yer olan bıngıldak vardır. Normalde burası düz veya hafif eğimlidir. Ancak, eğer bebeğiniz hasta ise ve bu bıngıldağı şişiyor ya da içeri çöküyorsa, derhal doktor çağırın. Bu bıngıldağın e’3bek nefes alırken veya ağlarken hafifçe kabarması doğaldır.

Kusma

Çoğu sağlıklı bebek, arada bir tükürür; bazıları bunu çok yapar. Tükürmek, mama veya sütün zahmetsizce dışarı atılmasıdır, kusma ise midede bulunanların zorla dışarı atılmasıdır. Eğer kusma 12 saatten fazla sürerse veya kusmukta kan varsa, doktor çağırın.

İshal

İshalin ciddiyetini meydana gelme sıklığından ve hasta bebeğinizin nasıl davrandığından anlayabilirsiniz. Dışkısı yeşil ise, besin maddelerinin bağırsaklardan hızla geçtiğini gösterir.

Eğer bebeğiniz 8 saat içinde sekiz kereden fazla dışkılarsa, yanı sıra kusuyorsa veya dışkısında kan varsa, doktora götürün.