DOSİNTEVA
Tablet

Med-İlaç

Etken Madde(ler):
Doksazosin

Piyasa Şekilleri:
2 mg: 20 tablet, 4 mg: 20 tablet içeren blister ambalajlarda.

Kullanım Şekli:
Tabletler günde bir kere yeterli miktarda su ile alınmalıdır. Yüksek tansiyon: Normal doz sınırı günde 1-8 mg arasındadır. Maksimum tavsiye edilen doz, günde 16 mg’dır. Başlangıç dozu 1 mg’dır ve yatmadan önce alınmalıdır. Başlangıç dozuna 1 veya 2 hafta devam edilmelidir. Sonra günde 2 mg’a çıkarılabilir ve buna da 1 veya 2 hafta devam edilebilir. Hastanın durumuna bağlı olarak gerekirse günlük doz giderek artırılabilir ve kademe kademe günde 4, 8 ve 16 mg’a yükseltilebilir. Selim Prostat Hiperplazi (BPH): Başlangıç dozu, 1. ve 8. gün arasında günde 1 mg, 9. ve 14. gün arasında 2 mg’dır. Sonradan hastanın ürodinamik parametrelerine ve BPH belirtilerine göre 4 mg’a ve maksimum tavsiye edilen doz olan 8 mg’a arttırılabilir. Tavsiye edilen titrasyon aralığı 1-2 haftadır. Genelde günde 2-4 mg’lık dozun verilmesi tavsiye edilir. Ara verilirse doz rejimi tekrar saptanmalıdır. Yaşlı hastalarda günlük tek doz 0.5 mg’la başlanmalıdır. Karaciğer yetersizliği olan hastalara çok dikkatle verilmelidir. Şiddetli karaciğer yetersizliği bulunan hastalar üzerinde klinik araştırma yapılmamıştır. Çocuklar üzerinde yeterli klinik çalışma yapılmamıştır, bu nedenle Doksazosin 12 yaşından küçük çocuklar için tavsiye edilmemektedir.

Endikasyonları:
Hipertansiyon tedavisinde endike olup, hastaların büyük çoğunluğunda kan basıncını kontrolde ilk ajan olarak kullanılabilir. Tek antihipertansif ajan ile yeterli derecede kontrol altına alınamayan hastalarda kalsiyum antagonisti, tiyazid diüretik, Beta-bloker, veya anjiyotensin dönüştürücü enzim inhibitörü gibi diğer bir ajan ile birlikte kullanılabilir. Benign Prostat Hiperplazisi (BPH) veya BPH’e eşlik eden idrar çıkışındaki azalmanın klinik semptomlarının tedavisinde endikedir. Hipertansif veya normotansif olan BPH hastalarında kullanılabilir.

Kontrendikasyonları:
Kinazolinlere aşırı duyarlı hastalarda kontrendikedir.

Uyarılar:
Hastalardan çok küçük bir oranı doksazosinin ilk dozuna karşı ani ve abartılmış bir cevap vermişlerdir. Postüral hipotansiyon, özellikle tedavinin başlangıcında bildirilmiştir. Tedaviye düşük dozda doksazosin ile başlayarak ve tedavinin ilk 1-2 haftasında ufak doz artırmaları ile bu etki kolayca önlenebilir. Bütünüyle karaciğer tarafından metabolize edilen her ilaç gibi doksazosin de karaciğer fonksiyon bozukluğu belirtileri gösteren hastalarda dikkatli kullanılmalıdır. Böbrek bozukluğu olan hastalarda yapılan farmakokinetik çalışmalar, normal böbrek fonksiyonu olan hastalara kıyasla anlamlı değişiklikler göstermemiştir. Gebe ve emziren kadınlarda, yeterli çalışmalar bulunmadığı için güvenilirlik henüz saptanmamıştır. Gebelik ve emzirme döneminde yalnızca hekimin kanaatince potansiyel yarar olası risklerden fazlaysa kullanılmalıdır. Çocuklarda kullanımı hakkında herhangi bir deneyim mevcut değildir. Makine ve motorlu araç kullanma aktivitelerinde özellikle tedavinin başlangıcında bozulma görülebilir.

Yan Etkileri:
Hipertansiyonlu hastalarda yapılan kontrollü klinik araştırmalarda en sık rastlanan yan etkiler postüral tipte (nadiren senkop ile birlikte görülen) veya non-spesifik reaksiyonlar olup, bunlar arasında baş dönmesi, baş ağrısı, yorgunluk/halsizlik, postürel göz kararması, vertigo ödem, asteni, uyku basması, bulantı ve rinit mevcuttur.

İlaç Etkileşimleri:
Plazmadaki doksazosinin %98′i proteine bağlıdır. Digoksin, fenitoin, varfarin veya indometazinin proteine bağlanışı üzerinde etkisi yoktur. Klinik deneylerde advers ilaç etkileşmesi olmadan tiazid diüretikler, furosemid, Beta-blokerler, non-steroid antienflamatuvarlar, antibiyotikler, oral hipoglisemikler, ürikozürik ajanlar veya antikoagülanlarla birlikte kullanılmıştır.

XATRAL XL
Denetimli Salım Tableti

Sanofi-Synthelabo

Etken Madde(ler):
Alfuzosin hidroklorür 10 mg

Piyasa Şekilleri:
30 denetimli salım tabletilik blister ambalajlarda.

Kullanım Şekli:
Önerilen doz günlük doz, akşam yemeğinden hemen sonra alınacak 10 mg’lık 1 tablettir. Tabletler bütün olarak alınmalıdır.

Endikasyonları:
Postsinaptik alfa adrenoseptörlerin selektif antagonistidir. Antihipertansif etkiye sahiptir. Benign prostat hiperplazisinin (BPH) belirli fonksiyonel semptomlarının tedavisinde özellikle; ameliyatın hangi nedenle olursa olsun ertelendiği vakalarda ve özellikle yaşlı hastalardaki, adenom semptomlarının şiddetlendiği ataklarda endikedir.

Kontrendikasyonları:
Etken maddeye karşı aşırı duyarlılık, anamnezde ortostatik hipotansiyon mevcut olması ve diğer alfa blokerlerle birlikte kullanım durumunda kontrendikedir.

Uyarılar:
Doz çok yüksek olduğunda veya hipertansif hastalarda, uygulamayı izleyen saatlerde ortostatik hipotansiyon gelişebilir ve bundan önce baş dönmesi, bitkinlik ve terleme gibi uyarı semptomları görülebilir. Bu durumda hasta, semptomlar tamamen kayboluncaya kadar yatırılmalıdır. Bu etkiler geçicidir ve dozun azaltılmasından sonra tedaviye devam edilmesini genellikle engellemez. Hastalar, bu gibi olayların görülebilme olasılığı konusunda uyarılmalıdır.

Yan Etkileri:
Alfuzosin kullanan hastalarda en sık gözlemlenen yan etkiler: Gastrointestinal bozukluklar (bulantı, mide ağrısı, ishal), baş dönmesi, göz kararması veya baygınlık hissi, daha seyrek olarakta ağız kuruması, taşikardi, göğüs ağrısı, uyuşukluk, deride kızarma gibi yan etkiler görülebilir.

İlaç Etkileşimleri:
Kalsiyum antagonistleriyle birlikte kullanım: Şiddetli hipotansiyona yol açabildiğinden böyle bir kombinasyon kullanılmamalıdır. Kullanımla ilgili özel önlemler:- Alfa-blokerlere karşı aşırı duyarlığı olanlar- Alfuzosin antihipertansif etkiye sahip olduğundan, antihipertansif ilaç kullanmakta olan hastalara dikkatle verilmelidir. İlaç, koroner hastalarında tek başına kullanılmamalıdır; koroner yetmezliğe yönelik spesifik tedaviye devam edilmelidir.

ACTIFED
Tablet

GlaxoSmithKline

Etken Madde(ler):
Psödoefedrin HCl 60 mg, Triprolidin HCl 2.5 mg

Piyasa Şekilleri:
20 tablet içeren blister ambalajlarda.

Kullanım Şekli:
12 yaşın üstündeki çocuklara ve erişkinlere günde 3-4 kez 1 tablet; 6-12 yaş arası çocuklara günde 3 kez yarım tablet verilir.

Endikasyonları:
Nazal bir dekonjestan ve histamin H1-reseptör antagonisti bir antialerjik içeren bu kombinasyon alerjik nezle, vazomotor nezle, soğuk algınlığı ve grip gibi hastalıklarda semptomatik etkililik sağlar.

Kontrendikasyonları:
Daha önce ilacın bileşiklerine karşı tolerans göstermemiş olan bireyler için kontrendikedir. Ciddi hipertansiyon ve şiddetli koroner arter hastalıkları olanlarda, daha önceki iki hafta içinde MAO inhibitörleri almış veya almaya devam eden hastalarda kontrendikedir. Psödoefedrin ve bu tip bir ilacın aynı zamanda kullanılması bazen kan basıncının yükselmesine neden olabilir.

Uyarılar:
Uyuşukluğa neden olabilir ve odituvar testlerde performansı düşürebilir. Hastalar, kendilerinin ilaca cevap verme düzeylerini tayin edebilecek hale gelene kadar araba kullanmamalı ve makine çalıştırmamalıdır. Aynı zamanda alkol veya merkezi sinir sistemi üzerine etkili başka sedatifler kullanmaktan kaçınılmalıdır. Psödoefedrinin normal tansiyonlu hastalarda hemen hemen hiç bir uyarıcı etkisi olmamasına rağmen; antihipertansif ilaçlar, trisiklik antidepresanlar ya da başka sempatomimetik maddeler (dekonjestanlar, iştah kesiciler ve amfetamine benzer psikostimulanlar gibi) alan hastalarda dikkatle kullanılmalıdır. Bu tür hastalarda tekrarlamalı ya da kontrolsüz bir tedaviden önce tek bir dozun hastaların kan basıncı üzerindeki etkisi incelenmelidir. Hipertansiyon, kalp hastalıkları, şeker hastalığı, hipertiroidizm, yüksek intraoküler basınç ve prostatik büyüme görülen hastalarda dikkatle kullanılmalıdır. Hepatik ve/veya renal fonksiyon bozuklukları görülen hastalar üzerindeki etkileri hakkında henüz araştırma yapılmamıştır. Bu nedenle ciddi hepatik veya renal fonksiyon bozuklukları görüldüğünde ilacın çok dikkatli kullanılması gerekir. Triprolidin veya psödoefedrinin mutajenik, teratojenik ve karsinojenik potansiyelinin olup olmadığı hakkında yeterli bilgi bulunmamaktadır. İnsan fertilitesi üzerinde etkileri ile ilgili hiç bir bilgi bulunmamaktadır. Gebelik sırasında kullanımları ile ilgili spesifik veriler bulunmamaktadır. Bu nedenle, gebe kadının bu ilaçtan sağlayacağı yarar ile ilacın, gelişmekte olan fetusa muhtemel riskler dengelenmek şartıyla kullanımına karar verilmelidir. Psödoefedrin ve triprolidin anne sütüne az miktarda geçer, fakat bunun emzirilen bebeklerdeki etkisi bilinmemektedir.

Yan Etkileri:
MSS depresyonu veya uyarısı görülebilir. En sık bildirilen yan etki uyuklama halidir. Uyku bozukluğu ve nadiren, halüsinasyon kaydedilmiştir. İritasyonlu veya iritasyonsuz deri döküntüleri, taşikardi, ağız, burun ve boğaz kuruması da zaman zaman kaydedilmektedir. Psödoefedrin alan erkeklerde zaman zaman üriner retansiyona rastlanmaktadır, mevcut bir prostatik büyüme bu durumu hazırlayıcı faktör olabilir.

İlaç Etkileşimleri:
Dekonjestanlar, trisiklik antidepresanlar, iştah kesiciler ve amfetamin-benzeri psikostimulanlar gibi sempatomimetik aminlerin katabolizmasını engelleyen monoamin oksidaz inhibitörleri ile beraber kullanılması bazen kan basıncının yükselmesine neden olabilir. Psödoefedrinden dolayı; bretilyum, betanidin, guanitidin, debrizokin, metildopa, alfa ve beta-adrenerjik bloker ilaçlar gibi sempatik aktiviteyi engelleyen hipotansif ilaçların etkisini kısmen tersine çevirebilir.

PRECEDEX
IV Flakon

Abbott

Etken Madde(ler):
Deksmedetomidin hidroklorür 100 mcg/ml

Piyasa Şekilleri:
2 ml’lik 5 i.v. flakon içeren ambalajlarda.

Kullanım Şekli:
Erişkin hastalar için uygulamaya 10 dakika içinde 1 mcg/kg’lık bir yükleme dozu ile başlanması ve 0.2-0.7 mcg/kg/saat sınırları arasında kalan bir idame infüzyonu ile devam edilmesi önerilir. İdame infüzyonunun hızı, arzulanan klinik etkiye erişilecek biçimde ayarlanabilir. Klinik çalışmalarda 0.05 mcg/kg/saat gibi düşük dozlar kullanılmıştır. Klinik çalışmalarda 24 saate kadar devam eden infüzyonlar üzerinde çalışılmıştır. Mekanik ventilasyon gereken hastaların yanı sıra ekstübasyondan sonra spontan solunumu olan hastalara da uygulanmıştır. Primer olarak karaciğerde metabolize edildiğinden hepatik yetersizliğin derecesine bağlı olarak dozun azaltılması gerekebilir. Uygulanmasında kontrollü bir infüzyon cihazı kullanılmalıdır. Geçimlilik çalışmaları bazı doğal lastik tipleriyle adsorbsiyon potansiyeli olduğunu göstermiştir. Sentetik veya üzeri kaplanmış doğal lastik araçlar ile uygulamalıdır. Kan, serum veya plazma ile birlikte verildiğindeki geçimliliği bilinmemektedir.

Endikasyonları:
Deksmedetomidin geniş bir farmakolojik özellik spektrumuna sahip, güçlü ve ileri derecede selektif, bir alfa2-adrenoseptör agonistidir. Yoğun bakım ünitelerinde tedavi esnasında başlangıçtan itibaren entübe edilmiş ve mekanik olarak ventile edilen hastaların sedasyonunda endikedir. 24 saati aşmayan sürelerde sürekli infüzyon şeklinde uygulanmalıdır.

Kontrendikasyonları:
Deksmedetomidine karşı aşırı duyarlığı olduğu bilinen hastalarda kontrendikedir.

Uyarılar:
Deksmedetomidin hidroklorür yalnızca yoğun bakımdaki hastalar konusunda becerisi olan kişiler tarafından uygulanmalıdır. Hastalar sürekli gözlem altında tutulmalıdır. Enjeksiyonları bolus tarzında uygulanmamalıdır. Vagal tonusu yüksek olan bazı genç, sağlıklı gönüllülerde ya da deksmedetomidinin hızlı intravenöz veya bolus tarzında verilmesi durumunda meydana gelen klinik olaylar, bradikardi ve sinüs durmasıdır. Deksmedetomidin ile ilişkili bradikardi ve hipotansiyon bildirilmiştir. Tıbbi müdahele gerektiği takdirde, tedavide hızla sıvı verilmeli, alt ekstremiteler yükseltilmeli veya presör ajanlar kulanılmalıdır. Vagal tonüsü modifiye etmek için antikolinerjiklerin (örn. atropin) intravenöz yoldan uygulanması gözönüne alınmalıdır. Ayrıca yükleme dozu sırasında deksmedetomidinin başlangıçtaki periferik vazokonstrüktif etkilerine bağlı, primer olarak geçici hipertansiyon gözlenmiştir. Müdahele gerektiği takdirde, yükleme infüzyonunun hızının düşürülmesi istenebilir. Deksmedetomidin fiziksel geçimlilikleri bilinmediğinden kan veya plazma ile aynı i.v. kateterden verilmemelidir. Deksmedetomidinin primer olarak karaciğerde metabolize edilmesi nedeniyle, hepatik bozukluğu olan hastalarda doz azaltılması gözönüne alınmalıdır. Gebelik kategorisi C’dir. Gebe kadınlar üzerinde yapılan yeterli ve iyi kontrollü çalışmalar olmadığından deksmedetomidin gebelikte ancak, potansiyel yararları fetüs üzerindeki muhtemel zararlarından üstün olduğunda kullanılabilir. Doğum eylemi sırasındaki güvenilirliği konusunda çalışma yapılmadığından sezaryen ile doğum dahil obstetrikte kullanılması önerilmez. İnsan sütüne geçip geçmediği bilinmemektedir. Birçok ilaç insan sütüne geçtiğinden, emziren kadınlara deksmedetomidin hidroklorür infüzyonu uygulanırken dikkatli olunmalıdır. 18 yaşın altında çocuklardaki güvenilirliği ve etkinliği açıklanmamıştır.

Yan Etkileri:
Deksmedetomidin infüzyonu uygulaması ile en sık rastlanan advers etkiler hipotansiyon, hipertansiyon, bradikardi, bulantı, ağız kuruluğu ve hipoksidir. Deksmedetomidin uygulanan hastalarda rastlanan yan etkiler/advers etkiler (insidans 1): Ateş, hiperpireksi, hipotermi, hipovolemi, hafif anestezi, ödem, ağrı, rigor, kan basıncı dalgalanması, kalp yetersizliği, spesifik anormal elektrokardiyogram, kalp rahatsızlığı, şiddetlenen hipertansiyon, pulmoner hipertansiyon, demans, başdönmesi, başağrısı, hipertoni, istemsiz kas kontraksiyonları, nevralji, nörit, konuşma bozukluğu, stupor, erkekte laktasyon, abdominal ağrı, diyare, kusma, aritmi, atriyal aritmi, ventriküler aritmi, AV blok, komple AV blok, kardiyak arrest, ekstrasistoller, atriyal fibrilasyon, ventriküler fibrilasyon, kalp bloku, sinüs arresti, T-dalgası inversiyonu, taşikardi, supraventriküler taşikardi, ventriküler taşikardi, artmış GGT, artmış SGOT, artmış SGPT, asidoz, respiratuvar asidoz, artmış kreatinin fosfokinaz, hiperglisemi, hiperkalemi, artmış alkali fosfataz, susama, miyokard enfarktüsü, perikardit, başka bir nedeni belirlenemeyen hemoraji, ajitasyon, anksiyete, konvüzyon, deliryum, halüsinasyon, illüzyon, insomnia, sinirlilik, paranoya, somnolans, anemi, apne, atelektazi, bradipne, solunum seslerinde azalma, bronkospazm, dispne, hiperkapni, hipoventilasyon, pulmoner konjesyon, solunum depresyonu, solunum yetersizliği, rinit, prüritus, döküntü, lokalize deri reaksiyonu, terlemede artış, hematüri, oligüri, üriner retansiyon, geçici iskemik atak, fotopsi, anormal görme.

İlaç Etkileşimleri:
Deksmedetomidin konkomitan kullanımı anestetiklerin, sedatiflerin, hipnotiklerin ve opioidlerin etkilerinin artmasına yol açabilir. Sevofluran, izofluran, propofol, alfentanil ve midazolam ile bu etkileri kanıtlamıştır. Deksmedetomidin ile izofluran, propofol, alfentanil ve midazolam arasında gösterilmiş bir farmakokinetik etkileşim yoktur. Ancak farmakodinamik etkiler nedeniyle deksmedetomidin hidroklorür ile birlikte uygulandığında bu ajanların dozajının azaltılması gerekebilir.

LOPRESOR-SR
Divitab Tablet

Novartis

Etken Madde(ler):
Metoprolol tartarat 200 mg

Piyasa Şekilleri:
14 divitab tabletlik blister ambalajlarda.

Kullanım Şekli:
Günlük doz 100-150 mg’dır. Sabahları tek doz veya 2 kısma bölünmüş dozlar halinde çiğnenmeden kullanılmalıdır. Gerekirse doz 300 mg’a yükseltilebilir.

Endikasyonları:
Beta1-selektif beta-blokerdir. Hipertansiyon (kan basıncını düşürmek, kardiyovasküler ve koroner mortalite ile morbidite riskini azaltmak), angina pektoris, supraventriküler taşikardi dahil olmak üzere kalp ritim bozuklukları, miyokard enfarktüsünün idame tedavisi, palpitasyonlu fonksiyonel kalp hastalıkları, migren proflaksisinde endikedir.

Kontrendikasyonları:
İkinci ya da üçüncü derece atriyoventriküler blok, kompanse olmayan kalp yetmezliği, klinik olarak belirgin sinüs bradikardisi, hasta sinüs sendromu, kardiyojenik şok, ağır periferik arteriyel dolaşım bozukluğunda kontrendikedir. Kalp hızı dakikada 45′in altında, P-Q aralığı 0.24 saniyenin üzerinde, sistolik kan basıncı 100 mm Hg’nin altında ve/veya ağır kalp yetmezliği olan akut miyokard enfarktüsü geçirdiğinden kuşkulanılan hastalara metoprolol verilmemelidir. Bileşimindeki maddelerden herhangi birine ya da diğer beta-blokerlere aşırı duyarlı hastalarda kontrendikedir.

Uyarılar:
Beta-bloker tedavisi gören hastalara intravenöz yoldan verapamil türü kalsiyum antagonistleri uygulanmamalıdır. Astımlı hipertansif hastaların tedavisi sırasında, ek olarak tablet ve/veya aerosol halinde beta2-agonist tedavisi de uygulanmalıdır. Metoprolol tablet tedavisine başlanırken beta2-agonist dozunun ayarlanması (yükseltilmesi) gerekebilir. Metoprolol tedavisi sırasında hipoglisemi belirtilerinin maskelenme ve karbonhidrat metabolizması ile etkileşim riski dikkate alınmalıdır. Metoprolol tedavisinden önce ve tedavisi sırasında kalp yetmezliği bulunan hastalar kompanse duruma getirilmelidir. Çok seyrek olarak, önceden varolan orta şiddetteki bir atriyoventriküler ileti bozukluğunun ağırlaşması mümkündür (atriyo-ventriküler bloka yol açabilir). Hastada artan bir bradikardi oluşursa metoprolol dozu azaltılmalı ya da yavaş yavaş kesilmelidir. Metoprolol, kan basıncını düşürücü etkisine bağlı olarak, periferik arteriyel dolaşım bozukluklarının belirtilerini şiddetlendirebilir. Feokromositoması bulunan bir hastaya metoprolol tablet tedavisiyle birlikte bir alfa bloker de verilmelidir. Ameliyattan önce anesteziste, hastanın metoprolol tablet kullandığı bildirilmelidir. Metoprolol tedavisinin aniden kesilmesinden sakınmak gereklidir. Beta-bloker tedavisinin kesilme döneminde, özellikle iskemik kalp hastalığı olduğu bilinenler yakından izlenmelidir. Beta-bloker tedavisinin kesilmesi sırasında, ani ölüm dahil koroner olayların riski artabilir. ß-bloker tedavisi gören hastalarda anaflaktik şok daha ağır seyreder. Gebelikte ve emziren annelerde ancak zorunlu olduğu takdirde kullanılmalıdır. Tüm antihipertansifler gibi, beta-blokerler de fetüsde, yenidoğan ve anne sütü alan bebeklerde istenmeyen yan etkilere (örneğin bradikardiye) neden olabilir. Nadiren halsizlik ve sersemliğe yol açabileceğinden, hastalar araç ve makina kullanmaları konusunda uyarılmalıdır.

Yan Etkileri:
Metoprolol iyi tolere edilir ve yan etkiler genellikle hafif ve geçicidir. Çok sık: Halsizlik. Sık: Bradikardi, postüral bozukluklar (çok ender olarak senkopla birlikte), ekstremitelerde soğuma, palpitasyon, sersemlik, başağrısı, bulantı, karın ağrısı, diyare, konstipasyon, egzersiz sırasında dispne. Seyrek: Kalp yetmezliği belirtilerinde geçici ağırlaşma, birinci derece atriyoventriküler blok, ödem, perikordiyal ağrı, parestezi, kas krampı, kusma, kilo alma, depresyon, konsantrasyon güçlüğü, uykusuzluk ya da uyku artışı, kabus, bronkospazm, deri döküntüsü (psoriasiform ürtiker ve distrofik deri lezyonları tarzında), terleme artışı. Ender: Kalp ileti bozuklukları, aritmi, ağız kuruluğu, karaciğer fonksiyon testlerinde bozukluklar, sinirlilik, anksiyete, empotans/seksüel disfonksiyon, rinit, görme bozukluğu, gözlerde kuruma ve/veya iritasyon, konjunktivit, saç dökülmesi. Çok ender: Ağır periferik dolaşım bozukluğu olan hastalarda gangren, trombositopeni, amnezi/hafıza güçlüğü, konfüzyon, halüsinasyon, kulak çınlaması, tat duyusu bozuklukları, fotosensitivite reaksiyonları, psoriasisde ağırlaşma.

İlaç Etkileşimleri:
Sempatik gangliyon blokerleri, diğer beta-blokerleri (ör. göz damlaları) ya da MAO inhibitörleri ile birlikte kullanan hastalar yakından izlenmelidir. Klonidin ile birlikte sürdürülen tedavinin kesilmesi düşünülüyorsa, beta-bloker tedavisi klonidin tedavisinden birkaç gün önce sonlandırılmalıdır. Verapamil ve diltiazem türü kalsiyum antagonistleri ve/veya antiaritmik ilaçlar ile metoprololün birlikte kullanıldığı durumlarda olası negatif inotropik ve kronotropik etkiler açısından dikkatli olunmalıdır. Beta-bloker tedavisi gören hastalara intravenöz yoldan verapamil türü kalsiyum antagonistleri uygulanmamalıdır. Beta-blokerler, antiaritmik ilaçların (kinidin ve amiodaron türü) negatif inotropik ve negatif dromotropik etkilerini arttırabilir. Beta-bloker tedavisindeki hastalarda, inhalasyon anestetikleri kardiyodepresan etkiyi güçlendirebilir. Enzim uyarıcı ve inhibe edici ilaçlar, metoprololün plazma düzeyini etkileyebilir. Rifampisin metoprololün plazma düzeyini düşürür, simetidin, alkol ve hidralazin metoprololün plazma konsantrasyonunu yükseltebilir. İndometasin ya da diğer prostaglandin sentetaz inhibitörleri, beta-blokerlerin antihipertansif etkisini azaltabilir. Belirli bazı koşullarda adrenalin beta-bloker tedavisi gören hastalara uygulandığında, kardiyoselektif beta-blokerler, selektif olmayan beta-blokerlere göre kan basıncı kontrolünü daha az etkiler. Beta-bloker alan hastalarda oral antidiyabetiklerin dozlarının yeniden ayarlanması gerekebilir.

Akciğer kanserleri sik rastlanan ve önemli bir hastalık mıdır?

Tüm dünyada erkeklerde ve ayni zamanda dünyanın bir çok ülkesinde kadınlarda en sik rastlanan kanser türüdür. Bir çok kanser türünde giderek azalma söz konusu iken akciğer kanserine rastlanma sıklığı maalesef giderek artmaktadır. Tüm dünyada erkek ve kadınlarda halen en öldürücü kanser türüdür. Genel ölüm nedenleri arasında dünyada ikinci sırada yer almaktadır.

Akciğer Kanserinin sebebi nedir?

En iyi bilinen neden sigara içilmesidir. Bazı mesleklerde çalışma, hava kirliliği, radyasyon, genetik faktörler, beslenme alışkanlıkları gibi adi geçen diğer nedenlerin hiç birisi sigara ile mukayese edilecek kadar önemli değildir.

Ak toprak kanser yapar mı?

Ülkemizin bazı yörelerinde bulunan ak toprak, gök toprak olarak bilinen asbest veya zeolit içeren toprakla temas akciğer kanseri yapmaktadır. Duvar sıvama ve yer döşeme amaçlı kullanılan ve bebeklerin altına konan bu toprağın bulunduğu alanlarda yaşayanlarda akciğer ve akciğeri örten zardan köken alan kanserlere çok sik rastlanmaktadır.

Akciğer kanseri bir meslek hastalığı mıdır?

Evet. Bazen akciğer kanseri bir meslek hastalığı seklinde ortaya çıkar. Örneğin radyolog hekimler ve diğer radyasyonla çalışanlarda ve asbest sanayiinde çalışanlarda akciğer kanserleri çok daha fazladır. Asbest bir ses ve isi yalıtım maddesi olarak sanayide kullanılmaktadır. Bu iş kollarında (fren ve balata üretimi, gemi ve uçak sanayii, asbestli tuğla ve yapı malzemeleri üretimi gibi…) çalışanlarda akciğer kanserleri bir meslek riski olarak ortaya çıkmaktadır.

Akciğer kanserinin sigaradan olduğu kesin mıdır?

Kuskusuz. Sigara ile akciğer kanseri arasındaki sebep-sonuç ilişkisi doğru orantılıdır.Bir kişi sigaraya ne kadar erken yasta baslarsa, günde ne kadar çok sayıda ve ne kadar uzun süre sigara içerse, içtiği sigaradan ne kadar derin dumanı içine çekerse akciğer kanseri olma riski o kadar fazladır.

Sigara içmeyen akciğer kanseri olmaz mı?

Olabilir. Ancak bu, çok daha az rastlanır bir durumdur. Oysa, sigara içen bir kişinin akciğer kanseri olma riski içmeyene göre 13 ile 22 kat daha fazladır.

Akciğer kanserlerinin hepsi sigaradan mi oluşmaktadır?

Akciğer kanserlerinin %95′ inde sebep sigaradır.

Önlenebilir kanser ne demektir?

Bazı hastalıkların -örneğin genetik hastalıklar gibi- nedenleri çok iyi bilinmez yada, bilinse bile bunlardan kaçınmak olası değildir. Oysa diğer bazı hastalıklar değiştirilebilir çevresel faktörlerle -mikroorganizmalar, beslenme alışkanlıkları, iş ve çalışma koşulları, hava kirliliği gibi- ilişkilidir. Bu faktörler kontrol altına alınabilir ve değiştirile bilirse hastalık önlenebilmektedir.

Akciğer kanseri olmamak için ne yapmalıyım?

Akciğer kanserleri sigarayla ortaya çıktığından önlenebilir kanser türü olarak kabul edilmektedir. Sigara kullanmamakla bir kişi akciğer kanseri olma olasılığını çok büyük ölçüde ortadan kaldırmış olmaktadır.

Akciğer kanseri irsi midir?

Ailede akciğer kanseri öyküsünün olması sigara içmemek için en önemli nedenlerden birisidir. Çünkü akciğer kanserinin ortaya çıkışında genetik faktörler de rol oynamaktadır. Amcanızın, babanızın, kardeşinizin akciğer kanserine yakalanmış olması eğer sigara içiyorsanız sizin için bir erken uyarıdır. Bu uyarıyı dikkate almazsanız sizin yakınlarınız da sizin yaşadığınız türden bir acıya hazırlıklı olmalıdırlar.

Hiç bir şikayetim yok. Yine de korkmalı mıyım?

Sağlıkla ilgili her hangi bir yakınmanızın olmaması çok güzel. Ancak, bu yanıltıcı olabilir. Bazen hastalık uzun süre kendini belli etmeden ilerleyebilmektedir. Sigara içiyorsanız korkmalısınız! Gerçekten sizi rahatlatacak bir sözü söyleyebilecek durumda değiliz.

Üç yıl sigara içip bıraktım. Kanser olma ihtimalim ne kadar?

Sigaranın kanser yapıcı etkisi uzun yıllar kullanıldıktan sonra kendini göstermektedir. Sigara içen bir kişi sigarayı kaç yıl içerse içsin bıraktıktan sonra akciğer kanseri olma riski giderek düşmekte ve 5-10 yıl içerisinde hiç içmeyenlerle ayni oranda risk taşır duruma gelmektedir.

Akciğer kanserinin belirtileri nelerdir?

Tüm kanserlerde olduğu gibi kilo kaybı, halsizlik, iştahsızlık yanında; öksürük, balgam çıkarma, kan tükürme, göğüs ağrısı, nefes darlığı, hırıltılı solunum gibi akciğerlerle ilişkili yakınmalar olabilir. Bunlara bazen kanserin diğer organ ve dokulara yayılmasına bağlı olarak vücudun değişik alanlarında ağrılar, yutma güçlüğü, bas ağrısı, görme, denge bilinç bozuklukları vs gibi bir çok farklı şikayetler eklenebilir.

Bunların hepsinin birlikte olması gerekli midir?

Hayır. Bazen hiçbirisi bulunmayabilir veya bir ikisi bulunabilir. Bazen de bu yakınmalar vardır ancak, hasta akciğer kanseri değildir. Bu belirtilerin hiç biri kansere özgül değildir.

Ne zaman doktora gitmeliyim?

Eğer uzun yıllar sigara içiyorsanız, yasiniz 40′ in üzerindeyse ve yukarıdaki yakınmaların biri veya bir kaçı mevcut ise hekime başvurmanız ve akciğer kanseri bakımından değerlendirilmeniz önerilir.

Akciğer kanseri nasıl teşhis edilir?

Yukarıda bahsedilen belirtilere sahip bir kişinin öncelikle göğüs röntgeninin çekilmesi ve balgam incelemesinin yapılması ilk adimdir. Bunu bronkoskopi ve bilgisayarlı tomografiler vd tetkikler izler.

Bronkoskopi nedir?

Ağız veya burundan ince ve bükülebilir, ışıklı hortum veya rijit borularla akciğerlerimize kadar girilip solunum yollarımızın içten gözlenerek muayenesidir.

Bronkoskopi ne ise yarar?

Solunum yollarında yerleşmiş hastalıkların teşhisi ve tedavisi için kullanılan bir yöntemdir. Hastalığın doğrudan görülebilmesine, hasta alandan biyopsi vb işlemlerin yapılarak teşhis konulmasına yarar.

Bronkoskopi sadece akciğer kanserlerinin teşhisinde mi kullanılır?

Hayır. Solunum sistemini tutan ve bilhassa solunum yollarında yerleşen bir çok hastalığın teşhisinde rutin olarak kullanılmaktadır.

Bronkoskopinin tehlikesi yok mu?

Hayatimiz boyunca attığımız her adımın, yaptığımız her isin bir riski vardır. Trafiğe çıkmanın, uçağa binmenin, yüzmenin ve daha yapageldiğimiz nice işin taşıdığı risk bronkoskopinin risklerinden az değildir. Bronkoskopi ve bilhassa bükülebilir cihazlarla yapılan bronkoskopi güvenli muayene yöntemlerinden birisidir. Dikkatli çalışıldığı sürece ciddi bir sorunla karsılaşma olasılıği son derece düşüktür.

Bronkoskopi sırasında çok acı çekilir mi?

Bronkoskopi öncesinde hastaya anestezi uygulanır. Yani ağrı, öksürük, bulantı hislerinin uyanmasına mani olmak üzere solunum yolu boyunca geçici süre uyuşma sağlayan bir ilaç nefes yoluyla hastaya verilir. Bu işlem usulüne uygun olarak yapılırsa hasta ağrı, acı çekmeden bronkoskopi yapılabilir.

Akciğer kanseri bir kaç çeşit midir?

Akciğer kanserleri farklı hücre tiplerine göre gruplandırılır. Her türün seyri, tedaviye cevabi, farklıdır. Tedavi planlanırken kanserin türü de bilinmelidir. Hastalığın ağırlığı da türüne göre farklılık gösterebilir.

Bronkoskopi yapılan kişilerde bazen sonradan kanser çıkıyor mu?

Böyle bir şey asla doğru değildir. Bronkoskopi yapılan kişilerin bir kısmında zaten kanseri teşhis için bu işlem yapılmaktadır. Dolayısıyla bronkoskopi yapılan kişilerin bazısına kanser teşhisi konması bronkoskopi yapıldığından değildir. Bilakis, kanser olduğu düşünüldüğünden bronkoskopi yapılmıştır.

Akciğer kanseri teşhisi konan hastaya ne yapılmalıdır?

Öncelikle kanser olduğu mutlaka biyopsi ile kesinleştirilmelidir. Sadece muayene veya röntgenlerine bakarak kanser teşhisi konamaz. Bunu takiben, kanser tipi belirlenmelidir. Bundan sonra ise kanserin büyüklüğü, yerleşim yeri, yayıldığı diğer bölgeler araştırılmalıdır. Bu işlemlere evreleme diyoruz. Son olarak hastanın direnci, günlük yaşamını devam ettirirken sahip olduğu performans tayin edilip, hasta ile konuşarak tedavi kararı verilmelidir.

Parça almadan tedaviye başlansa olmaz mi?

Bazı hastalar parça alınmasına (biyopsi) pek sıcak bakmıyorlar. Oysa, bu yapılmadan kanser tedavisine başlanamaz. Kanser tedavisinde kullanılacak yöntemler ve ilaçlar hastaya bir çok bakımdan riskler getirecektir. Bu riskleri üstlenmesi için öncelikle kanser teşhisinden ve tipinden emin olmak gerekir. Rastgele kanser tedavisi olmaz.

Parça alınınca kanser yayılır mi?

Usulüne uygun şekilde, deneyimli eller tarafından yapıldığı sürece böyle bir tehlike söz konusu değildir.

Akciğer kanserinin tedavisi var mi?

Tedavi kelimesinin anlamı,sorunun tamamen ortadan kaldırılması ise akciğer kanserinin de,diğer kanser türlerinde olduğu gibi kalıcı,tamamen kurtarıcı bir tedavisi yoktur.Amaç değişik tedavi yöntemleri ile hastanın ömrünü bir süre uzatmaktır.Akciğer kanserli hastalarda da hastanın durumuna göre çeşitli tedavi şekilleri vardır. Ameliyat, radyoterapi (ışın tedavisi), kemoterapi (ilaç tedavisi) destek tedavisi ve ismi burada verilmesine gerek olmayan diğer tedavi yaklaşımları halen uygulanmaktadır.

Bazı kanserlerde klasik tedavi şekilleriyle kanseri tamamen yok etme şansı akciğer kanserlerine göre çok daha yüksektir. Ancak, akciğer kanserli olgularda da az da olsa bu şans vardır.

Akciğer kanserli hasta eninde sonunda ölür mü?

Hastayı tedavi ederken amacımız onu ölümsüz kılmak değildir. Buna kimsenin gücü yetmez. Ancak, hastalığı yok etmek, küçültmek, sınırlamak, sağ kalımı uzatmak, hastanın yasam kalitesini artırmak gibi amaçlarımız vardır. Bunlardan hangisine ne ölçüde ulaşılırsa ulaşılsın tedavi başarılı olmuş sayılabilir. Şu unutulmamalıdır ki, sadece akciğer kanserli hastalar için değil, ölüm hepimiz için kaçınılmazdır. Tüm sağlık çabalarının her konuda ana amacı,ölümü engellemek değil,insanların sağlıklı uzun bir ömür sürmesini temin etmek içindir.

Akciğer kanserli hasta ne kadar yasar?

Çok sık sorulan bu sorunun cevabı maalesef bizde yoktur. İnsanların yaşamalarına ve ölmelerine karar vermek hekimlere düşmez. Hekimler kendi yaşamlarının bile ne zaman ve nasıl sonlanacağını bilemezler.

Ameliyat olmadan ilaçla tedavi olsam olmaz mi?

Bazı hastalarımız kendilerine ameliyat önerdiğimizde bu şekilde bir soru soruyorlar. Oysa biz her hastaya ameliyat olmasını tavsiye etmeyiz. Ancak, hastanın tedavisi için ameliyat gerekiyorsa, bunun yerini ilaç veya ışın tedavisiyle doldurmak mümkün değildir. Ameliyat için uygun bulunan hasta mutlaka ameliyat olmalıdır.

Hem ameliyat hem de ilaç tedavisi birlikte uygulanır mi?

Evet. Bazen ameliyat, radyoterapi ve/veya kemoterapi birlikte uygulanabilir. Bu eş zamanlı da olabilir. Birbirini takip edecek şekilde de olabilir.

İlaçla tedavi süresi ne kadar olmalı?

Kanser tedavisinde kullanılan ilaçlar belirli aralıklarla tekrarlayacak şekilde (kürler halinde) verilir. Hastanın ve hastalığın tedaviye cevap vermesi durumuna göre kürlerin sayısı değişmektedir.

Kanser tedavisinin yan etkileri nelerdir?

Yan etkiler kullanılan ilaca, ilaç veya isini uygulama tekniğine, ilaç veya isinin dozuna, hastanın yaşına ve organ fonksiyonlarına, birlikte kullanılan diğer ilaç veya tedavilere bağlı olarak değişir.Gerçek şu ki,kanser tedavilerinde uygulanan kemoterapik ilaçlar, dozu ayarlanmış olan kimyasal zehirlerdir.kemoterapi bir zehirleme yöntemidir.Kanser hücrelerinin zehirlenerek ölmesi için verilen bu maddeler büyük oranda sağlıklı hücrelerimizi de öldürmektedir.Bunun sonucunda kan değerlerinin düşmesi,hormonların iflası gibi sorunlar elbette çıkmaktadır.Radyoterapi ise adı üstünde kanserojen bir uygulamadır.Dozu ayarlanmazsa ölümlere ve felçlere neden olabilmektedir.

Kanser tedavisi saç dökülmesi, bulantı kusma yapar mi?

Bu şekildeki yan etkiler kanser tedavisi sırasında sık görülmektedir. Ancak, bunların hepsi de tedavi tamamlandıktan sonra geri dönüşlüdür. Bazı ek ilaçlarla bulantı önlenebilir. İshaller, enfeksiyonlar, radyoterapi alanında cilt yanıkları, yutma güçlüğü, ağızda yaralar ve akciğerlerde fibrozis oluşabilir. Bu durumlarla karşılaşmamak için gerekli önlemler alınmalı ancak, buna rağmen oluştuğunda ise uygun şekilde tedavi edilmelidir.

Kanserle basa çıkmak için bu tedaviler dışında nelere dikkat edilmeli?

Kanser teşhisi çoğu kez hastada bir psikolojik travmaya yol açmakta ve bunu bazen depresyon izlemektedir. Hastalığın adının kanser olması her şeyin bittiği anlamına taşımaz. Kişinin olayı gerçek boyutlarıyla tanıması, hastalığını, tipini, ağırlığını öğrenmesi, kendisini bekleyen risklerden haberdar olması, planlanan tedavi biçimleri hakkında ve en doğru kararı vermek üzere bilgilenmesi gereklidir. Bu hekimiyle çok iyi bir ilişki kurmasını gerektirir. Kanser tanısı aldı diye kendini sosyal sorumluluk ve çevresinden dışlamamalı, hastalığı elverdiğince uğraşılarını sürdürmeli, ancak yeterli uyku, dengeli beslenme ve stresten uzak kalmaya özen göstermelidir. Hastada ağrı, öksürük gibi yasam kalitesini bozan yakınmalar varsa bunlara dönük tedaviler ihmal edilmemelidir. Tedavi sırasında ve tedavi sonrasında gerekli kontrollerini zamanında yaptırmalıdır.

Kanser ağrısını nasıl kesebiliriz?

Bazen akciğer kanseri çevre dokulara veya uzak organlara yayılarak şiddetli ağrılar oluşturabilir. Bu durum hastayı fazlasıyla rahatsız eder ve bezdirir. Kanserle bas edilemese bile bu ağrının giderilmesi çok önemlidir. Ancak, ağrıyı gidermek için bazen doğrudan morfin vb ilaçlar başlanmaktadır. Gerçi bu ilaçlar kanser ağrısının tedavisinde kullanılırlar ve çok da etkin ilaçlardır. Ancak, bu ilaçlara bir süre sonra tolerans gelişir ve başlangıçtaki etki artık görülmez olabilir. Bu nedenle ağrı tedavisinde basamak basamak ilerlemeli, önce basit ağrı kesicilerle ise başlanmalıdır. Gereğinde doz artırılarak kombinasyonlar uygulayarak zaman kazanılmalıdır. Morfin vb ilaçlar ileri dönemler için rezerv tutulmalıdır.

Kanser teşhisi hastaya söylenmeli midir?

Hastaya asla ve hiçbir zaman yalan söylenmemelidir. Hastanın hastalığı hakkındaki sorularına doğru cevaplar verilmelidir. Ancak, bütün doğruları hemen söylemek doğru olmayabilir. Yavaş ve kademeli olarak bilgi aktarılmalı, sorun açıklanırken çare ve tedavi biçimi birlikte anlatılmalıdır. Hastanın yasamla bağı ve iyileşme umudu sarsılmamalıdır. Kuskusuz,, bu bir üslup sorunudur. Hastasını önemseyen, acısını paylaşan, ona zaman ayıran, sabırla dinleyen, onun sorununa çare arayan, umudunu artıran empatik bir hekim davranışı iyi bir tedavi kadar belki de akciğer kanseri için bundan daha önemlidir

KANSER VE BESLENME

Kanserin oluşumunda beslenme alışkanlıklarının etkisinin % 30 ile 70 arasında değişmekte olduğu bilinmektedir. Beslenmeye bağlı hangi alışkanlıkların kanserin oluşumunda desteklediğini bilirsek ve besin seçimlerimizi bu doğrultuda yaparsak kanser riskini önleyebiliriz. İşte dikkat edilmesi gereken noktalar:

Diyetle alınan posa miktarının yetersiz olması kolon kanseri başta olmak üzere pek çok kanser türünün oluşumunda önemli bir etkendir. Bu sebeple diyet posasının kaynağı olan sebze ve meyvelerin, kuru baklagillerin, kepekli tahıl ürünlerinin bol miktarda tüketilmesi önemlidir.

Günlük beslenmemizde diyetimizle aldığımız katkı maddelerinin miktarları ve türleri kanserin oluşumunda önemli bir etkendir. Etlerin korunmasında kullanılan nitrit ve nitrat tuzları, doğal veya sentetik antioksidantlar, renk vericiler, zayıflama ve diabet diyetlerinde kullanılan yapay tatlandırıcılar, dikkatli kullanılması gereken katkı maddeleridir.

Özellikle bulgur, mısır, yer fıstığı ve diğer yağlı tohumlarda üreyen küfler ve onların toksinleri kansere neden olabilmektedir. Bu besinlerin üretiminde neme ve sıcaklığa dikkat edilmelidir. Tahılların yıkanması, havalandırılması, güneşletilmesi bir dereceye kadar toksini azaltmaktadır.

Kızartma, kavurma, tütsüleme gibi bazı pişirme yöntemleri kanser oluşumuna neden olabilmektedir. Özellikle protein içeriği yüksek besinlerin kızartılması veya tütsülenmesi kanserin öncüsü olan kimyasal bileşiklerin oluşumuna neden olur. Bu sebeple yiyeceklerimizi hazırlarken en sağlıklı pişirme yöntemleri olan haşlama, fırında pişirme veya ızgara tercih edilmelidir.

Alkol ve sigara kanserin oluşumunda önemli iki etkendir. Bu ürünlerin kullanımları mümkün olduğunca azaltılmalıdır.

Şişmanlık kanserin ortaya çıkmasını kolaylaştıran etkenlerden birisidir. Şişmanlık ile özellikle meme ve endormetrial kanseri riski artmaktadır, var olan kolon, prostat, rektum, böbrek ve serviks kanser türleri daha hızlı gelişmektedir. Bu sebeple vücut ağırlığının korunması şarttır.

Ayrıca diyetle fazla miktarda alınan hayvansal kaynaklı protein ve yağın da meme, uterus, kolon kanseri gibi bazı kanser türlerinin ortaya çıkmasında önemli bir etken olduğu bilinmektedir.

Antioksidant vitaminler olarak bilinen A, C ve E vitaminlerinin yetersiz miktarlarda alınması, kanserin nedenlerinden birisidir. Çünkü bu vitaminler kansere neden olan bileşiklerin oluşumunu engelleyebilmektedir. Bunun yanında riboflavin, kolin, pantotenik asit, tiamin vitaminleri ile çinko, selenyum, nikel, iyot, molibden, demir ve magnezyum minerallerini yeterli miktarlarda alınması kanserin önlenmesi için gereklidir.

İnek sütünün kanseri engelleyici etkisi de son bilimsel çalışmalarla ortaya konmaktadır

Tüm bu bilgiler ışığında kanser riskini azaltmak için beslenmemizde dikkat etmemiz gereken noktaları şu şekilde özetleyebiliriz:

  • İdeal vücut ağırlığınızı koruyunuz
  • Diyetinizle aldığınız hayvansal kaynaklı yağı ve proteini azaltınız.Et yemeklerini
  • hazırlarken yağsız sığır,dana ve kuzu etini tercih edin ve görünür yağı temizleyin; tavuk ve hindiyi derisiz tüketin; az yağlı et ürünlerini kullanın; balık ve kabuklu deniz ürünlerini daha sık tüketiniz.
  • Yiyeceklerinizi hazırlarken kızartma, kavurma veya tütsüleme yerine ızgara,fırında pişirme veya haşlama gibi yöntemleri kullanınız.
  • Günde 5 porsiyon taze sebze ve meyve tüketiniz.Antioksidan vitamin ve minerallerin kaynağı olan ıspanak, karnabahar, lahana, brocolli, brüksel lahanası, havuç, domates, kırmızı-yeşil biber ve turunçgilleri bol miktarda tüketiniz.
  • Kuru baklagilleri ve yağlı tohumları daha sık tüketiniz.
  • Yemekleriniz hazırlarken sarımsak, soğan, arpacık soğanı,nane,maydanoz gibi besinleri eklemeyi ihmal etmeyin.
  • Süt ve süt ürünlerini satın alırken daha düşük yağlı ürünleri tercih ediniz; yoğurt tercihinizi probiyotik yoğurt olan LC1′den yana kullanırsanız kolon kanseri riskini azaltmış olursunuz.

 

 

Birleşik Devletlerde yaklaşık 115 yılan türünden 19 tanesinin zehiri vardır .Her yıl yaklaşık 45000 yılan sokması oluyor, 8000 tanesini zehirli yılan oluşturuyor.Çoğu sokma sıcak yaz aylarında yılan ve kişi aktifken olur. Eskiden zehirli yılan sokmalannın mortalitesi %25 ti, günümüzde antivenom olması ve ileri acil bakımdan dolayı mortalite oranı %0.5′in altına inmiştir. Yılda yaklaşık 5-10 ölüm olur. DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN »

Sindirim yolları ile vücuda giren ve oradan kana kârışan bulaşıcı hastalık mikropları, zehirlenmeler, prostat, hamilelik ve böbrek taşları gibi sebeplerle böbreklerin iltihaplandığı görülmektekdir.
Böbreğin adi mikropları ya tüm böbreği kapsar veya yerel olarak kalır. Daha ciddi vakalarda böbrek çevresine de yayılabilir. DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN »

Gün boyu şehir hayatı veya iş hayatına bağlı yaşanan stres, dengesiz beslenme alışkanlıkları, hareketsizlik uyku bozukluklarına neden olabiliyor. Bu uyku bozukluklarından bir tanesi de uykuda diş gıcırdatma olarak bilinen Bruksizm.
Yaşamımızın üçte biri uykuda geçiyor. Uyku, yorulan ve yıpranan sinir sisteminin bakıma alındığı bir dinlenme dönemi. Bu süreç boyunca, gün içinde öğrenilenler ayıklanıp depolanıyor ve beyin bir sonraki güne hazırlanıyor. Kaliteli bir uyku uyumadan ertesi güne sağlıklı ve mutlu başlamamız mümkün olamıyor. DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN »

Yapılan araştırmalar, sağlıklı bir cinsel ilişki için yeterli ereksiyonun sağlanamaması ya da sürdürülememesi olarak tanımlanan sertleşme sorunu görülme sıklığının, Türk erkeklerinde dünya ortalamasının üzerinde olduğunu açıklıyor. Sertleşme sorunu, dünyada 100 milyondan fazla erkeğin olduğu kadar eşlerinin de yaşam kalitelerini etkileyen ciddi bir tıbbi durum. Özellikle 40-70 yaşları arasındaki erkeklerin yaklaşık yarısını etkileyen sertleşme sorunu, tam olarak üç seviyede ortaya çıkıyor. Bu sorunun kökeninde diyabet, damar sertliği ve yüksek kolesterol, nörolojik, ürolojik ve psikolojik problemler, omurilik yaralanmaları ve prostat cerrahisi yatıyor.

Sertleşme Sorunu Sıklığı ve Özelliklerinin Belirlenmesi Ön Raporu sonuçları, Türkiye’de 40 yaş üstü erkeklerin % 69′unda herhangi bir derecede sertleşme sorunu olduğunu gösteriyor. Aynı çalışmaya göre hiçbir şekilde sertleşme sağlayamayan erkeklerin oranı 40 yaşlarında % 0.4 iken, bu oran 50 yaşlarında % 3, 60 yaşlarında % 12 ve 70 yaş üstünde ise % 49 gibi değerlere ulaşıyor.Sertleşme sorununun diğer bazı ciddi hastalıklarla olan ilişkisi de araştırmaya dahil edildi. Buna göre diyabet, kalp hastalığı, hipertansiyon, Benign Prostat Hiperplazisi (BPH) ve prostat kanseri gibi hastalıklarda sertleşme sorunu görülme oranının arttığını gösteriyor. Diyabet hastalarında % 89.9 olarak belirlenen sertleşme sorunu görülme sıklığı kalp hastalarında % 85, hipertansiyonlularda % 88.7, BPH hastalarında % 94.8 ve prostat kanseri hastalarında % 100 gibi yüksek rakamlara ulaşıyor. Ayrıca diyabet, kalp hastalığı ve hipertansiyon için ilaç kullanan hastalarda da sertleşme sorunu görülme sıklığının arttığı tespit edildi.

Sertleşme sorunu sıklığı yaşla beraber artan bir durum. Ancak uzmanlar bu sorunun sebebinin yaşlılık olmadığını ve gençlerde de görülebildiğini belirtiyor. Kişinin kendisine verdiği değeri ve özgüveni üzerinde çok derin etkilerde bulunan ve kişisel ilişkilere zarar verebilen sertleşme sorunu, hayatın tüm yönlerini kapsayabilen bir anksiyete neden olabiliyor. Bu sebeple hemen hemen tüm sertleşme sorunu vakalarında psikolojik bir yön de bulunuyor. İletişimsizlik ya da yanlış anlamalar nedeniyle partnerlerin kendilerini reddedilmiş hissettikleri ya da istemediklerini düşündükleri durumlarla da sertleşme sorunu hastalarında sıkça karşılaşılıyor.

Tedavi

Tedavi edilebilir bir durum olan sertleşme sorununu yaşayan erkekler ve eşleri, genellikle tedavi arayışına nasıl gireceklerini bilmemekte ve utanç duygusu nedeniyle sorunu hekimleriyle birlikte değerlendirmekten kaçınmaktadır. Ancak yeni tedavi olanakları, bu problemler üzerinde olumlu etkilerde bulunuyor. Ağızdan alınan ilaçlardan elle çalışan vakum pompalarına, enjeksiyonlardan protezlere kadar birçok tedavi seçeneği var.

SAYFA 2 «12345»
Sağlık Estetik