CIRRUS Uzun Salım
Film Tablet

UCB

Etken Madde(ler):
Psödoefedrin HCl 120 mg, Setirizin 2HCl 5 mg

Piyasa Şekilleri:
14 film tablet içeren blister ambalajlarda.

Kullanım Şekli:
Yetişkinler ile 12 yaş ve üzerindeki çocuklarda, günde 2 defa birer tablet sabah ve akşam alınır. Tedavi 2-3 haftayı aşmamalıdır. Böbrek yetmezliği olan hastalardaki doz, normal kişiler için önerilen dozun yarısıdır.

Endikasyonları:
Nazal konjesyon, aksırık, burun akıntısı, göz ve burun kaşıntısı gibi mevsimsel ve perennial alerjik rinitle ilgili semptomların giderilmesinde endikedir. Setirizinin antialerjik özelliklerinin ve psödoefedrinin dekonjestan aktivitesinin birlikte istendiği durumlarda kullanılmalıdır.

Kontrendikasyonları:
Bileşiminde bulunan maddelerden birine, efedrin veya diğer piperazinlere karşı aşırı duyarlılığı olan kişilerde kullanılmamalıdır. Aşırı hipertansiyonu veya koroner arter hastalığı olan kişilerde MAO inhibitörü kullananlarda, göz içi basıncı yüksek kişilerde veya üriner retansiyonu olanlarda kullanılmamalıdır. 12 yaşın altındakilerde test edilmemiştir.

Uyarılar:
Diyabet, hipertroidi, hipertansiyon, taşikardi ve aritmi, böbrek veya karaciğer yetmezliği bulunan hastalarda ve yaşlı kişilerde dikkatle kullanılmalıdır. Sempatomimetik ilaçlar, trisiklik depresanlar ve dijital alan kişilerde kullanıma dikkat edilmelidir. Gebelik sırasında kullanımından kaçınılmaldır. Anne sütüne geçtiğinden emzirenlerde kullanılmamalıdır.

Yan Etkileri:
Kullanan hastaların %1′inden fazlasında bildirilen yan etkiler; ağız kuruluğu, baş ağrısı, uykusuzluk, uyku hali, asteni, taşikardi, sinirlilik, sersemlik, vertigo ve mide bulantısıdır. Sempatomimetik ilaçlar endişe, anksiyete, gerginlik, huzursuzluk, tremor, zayıflık, solgunluk, solunum güçlüğü, ağrılı idrar yapma, halüsinasyon, konvülsiyon, MSS depresyonu, aritmi ve hipotansiyonla beraber kardiyovasküler kollaps gibi bazı ciddi istenmeyen etkilere sahiptir. Deri reaksiyonları ve anjiyoödem gibi hipersensitivite reaksiyonları da görülebilir.

İlaç Etkileşimleri:
Setirizinin başka ilaçlarla etkileşimi bilinmemektedir. MAO inhibitörleri ve beta-adrenerjik blokerler, sempatomimetik aminlerin etkisini artırırlar. Etkileşim olasılığı 15 gün sonraya kadar sürebilir. Metildopa, guanetidin ve rezerpinin antihipertansif etkilerini azaltabilirler. Psödoefedrin, dijitallerle beraber kullanıldığındaektopik pacemaker aktivitesi artabilir. Dijitalize edilen hastalarda kullanımından kaçınılmalıdır. Antasitler, psödoefedrinin absorbsiyonunu artırır, kaolin ise azaltır.

UCB

Etken Madde(ler):
Psödoefedrin HCl 120 mg, Setirizin 2HCl 5 mg

Piyasa Şekilleri:
14 film tablet içeren blister ambalajlarda.

Kullanım Şekli:
Yetişkinler ile 12 yaş ve üzerindeki çocuklarda, günde 2 defa birer tablet sabah ve akşam alınır. Tedavi 2-3 haftayı aşmamalıdır. Böbrek yetmezliği olan hastalardaki doz, normal kişiler için önerilen dozun yarısıdır.

Endikasyonları:
Nazal konjesyon, aksırık, burun akıntısı, göz ve burun kaşıntısı gibi mevsimsel ve perennial alerjik rinitle ilgili semptomların giderilmesinde endikedir. Setirizinin antialerjik özelliklerinin ve psödoefedrinin dekonjestan aktivitesinin birlikte istendiği durumlarda kullanılmalıdır.

Kontrendikasyonları:
Bileşiminde bulunan maddelerden birine, efedrin veya diğer piperazinlere karşı aşırı duyarlılığı olan kişilerde kullanılmamalıdır. Aşırı hipertansiyonu veya koroner arter hastalığı olan kişilerde MAO inhibitörü kullananlarda, göz içi basıncı yüksek kişilerde veya üriner retansiyonu olanlarda kullanılmamalıdır. 12 yaşın altındakilerde test edilmemiştir.

Uyarılar:
Diyabet, hipertroidi, hipertansiyon, taşikardi ve aritmi, böbrek veya karaciğer yetmezliği bulunan hastalarda ve yaşlı kişilerde dikkatle kullanılmalıdır. Sempatomimetik ilaçlar, trisiklik depresanlar ve dijital alan kişilerde kullanıma dikkat edilmelidir. Gebelik sırasında kullanımından kaçınılmaldır. Anne sütüne geçtiğinden emzirenlerde kullanılmamalıdır.

Yan Etkileri:
Kullanan hastaların %1′inden fazlasında bildirilen yan etkiler; ağız kuruluğu, baş ağrısı, uykusuzluk, uyku hali, asteni, taşikardi, sinirlilik, sersemlik, vertigo ve mide bulantısıdır. Sempatomimetik ilaçlar endişe, anksiyete, gerginlik, huzursuzluk, tremor, zayıflık, solgunluk, solunum güçlüğü, ağrılı idrar yapma, halüsinasyon, konvülsiyon, MSS depresyonu, aritmi ve hipotansiyonla beraber kardiyovasküler kollaps gibi bazı ciddi istenmeyen etkilere sahiptir. Deri reaksiyonları ve anjiyoödem gibi hipersensitivite reaksiyonları da görülebilir.

İlaç Etkileşimleri:
Setirizinin başka ilaçlarla etkileşimi bilinmemektedir. MAO inhibitörleri ve beta-adrenerjik blokerler, sempatomimetik aminlerin etkisini artırırlar. Etkileşim olasılığı 15 gün sonraya kadar sürebilir. Metildopa, guanetidin ve rezerpinin antihipertansif etkilerini azaltabilirler. Psödoefedrin, dijitallerle beraber kullanıldığındaektopik pacemaker aktivitesi artabilir. Dijitalize edilen hastalarda kullanımından kaçınılmalıdır. Antasitler, psödoefedrinin absorbsiyonunu artırır, kaolin ise azaltır.

TAMOL COLD
Tablet

Sandoz

Etken Madde(ler):
Asetaminofen (Parasetamol) 500 mg, Psödoefedrin HCl 30 mg, Dekstrometorfan HBr 15 mg

Piyasa Şekilleri:
20 tablet içeren blister ambalajlarda.

Kullanım Şekli:
12 yaş ve üzerindekilerde: Günde 3 kere 1 tablet alınır.

Endikasyonları:
Öksürük ve konjesyon belirtilerinin tedavisinde, üst solunum yolları hastalıklarında ve alerjik rinitte kullanılır.

Kontrendikasyonları:
Bileşiminde bulunan maddelerden herhangi birine aşırı duyarlılığı olduğu bilinenlerde, monoamin oksidaz (MAO) tedavisi görenlerde ya da son 14 gün içinde bu tür ilaç kullananlarda, böbrek yetmezliğinde, ağır hipertansiyon koroner arter hastalığı bulunanlarda, gebelik ve emzirme döneminde kullanılmamalıdır.

Uyarılar:
Hafif yada orta derecede hipertansiyonlu hastalarda, hipertiroidi ve prostat hipertrofisinde, dar açılı glokomda, prodüktif öksürüklü kronik akciğer hastalıklarında ve diyabetli hastalarda kullanılırken dikkatli olunmalıdır. Ağır karaciğer yetmezliği bulunanlarda doktor tavsiyesi olmadan kullanılmamalıdır. Uyuklama ve dikkat kaybına yol açabileceğinden hastaların taşıt ve makine kullanmamaları önerilir. Alkolün ve diğer merkezi sinir sistemi depresanlarının etkilerini güçlendireceğinden alkollü içeceklerle birlikte kullanılmamalıdır. Semptomlarda 7 gün içerisinde iyileşme görülmezse veya yüksek ateş durumunda ilaç kesilmeli ve doktora danışılmalıdır.

Yan Etkileri:
Epigastik rahatsızlık hissi, iştahsızlık, bulantı, kusma, ishal ya da kabızlık, taşikardi, palpitasyon, EKG değişiklikleri, aritmi, hipotansiyon ve hipertansiyon, bronşiyal salgılarda koyulaşma, aşırı duyarlılık reaksiyonları, ışığa duyarlılık ve kimyasal olarak benzer preparatlara çapraz duyarlılık görülebilir. özellikle prostat hipertrofisi olanlarda idrar retansiyonu görülebileceği bildirilmiştir. Seyrek olarak görülen yan etkiler: Baş dönmesi, tremor, nadiren halüsilasyon, uyku bozukluğu, baş ağrısı, koordinasyon güçlüğü, deri döküntüleri, fotosensitive, boğaz kuruluğu.

İlaç Etkileşimleri:
Monoamin oksidaz (MAO) inhibitörleri, alfa-adrenerjik blokerler, alkol, hipnotik ve trankilizan ilaçlar, atropin, trisiklik antidepresan ilaçlar, temazepam, antihistaminikler, narkotik analjezikler ve SSS depresanları ile kullanılmamalıdır. Genetik polimorfizmi test etmekte kullanılan debrizokin maddesi ile etkileşim gösterebilir. Antihipertansif ya da antidepresan ilaçlar kullananlar hekime danışmadan kullanmamalıdır.

BENICAL COLD
Lak Tablet

Bayer

Önemli:
Bu ürün KONTROLE TABİ olup normal reçete ile verilerek reçete kayıt defterine kaydedilmesi gereken ürünlerdendir.

Etken Madde(ler):
Asetaminofen (Parasetamol) 500 mg, Psödoefedrin HCl 30 mg, Dekstrometorfan HBr 20 mg

Piyasa Şekilleri:
20 lak tablet içeren blister ambalajlarda.

Kullanım Şekli:
Erişkinler ve ergenlik çağındakiler: Günde üç kez 1 tablet, yeterli miktarda su ile, çiğnenmeden yutulur.

Endikasyonları:
Öksürük ve konjesyon belirtilerinin tedavisinde, üst solunum yolları hastalıklarında ve alerjik rinitte kullanılır.

Kontrendikasyonları:
Bileşiminde bulunan maddelerden herhangi birine aşırı duyarlılığı olduğu bilinenlerde, monoamin oksidaz (MAO) tedavisi görenlerde ya da son 14 gün içinde bu tür ilaç kullananlarda, böbrek yetmezliğinde, ağır hipertansiyon koroner arter hastalığı bulunanlarda, gebelik ve emzirme döneminde kullanılmamalıdır.

Uyarılar:
Hafif yada orta derecede hipertansiyonlu hastalarda, hipertiroidi ve prostat hipertrofisinde, dar açılı glokomda, prodüktif öksürüklü kronik akciğer hastalıklarında ve diyabetli hastalarda kullanılırken dikkatli olunmalıdır. Ağır karaciğer yetmezliği bulunanlarda doktor tavsiyesi olmadan kullanılmamalıdır. Uyuklama ve dikkat kaybına yol açabileceğinden hastaların taşıt ve makine kullanmamaları önerilir. Alkolün ve diğer merkezi sinir sistemi depresanlarının etkilerini güçlendireceğinden alkollü içeceklerle birlikte kullanılmamalıdır. Semptomlarda 7 gün içerisinde iyileşme görülmezse veya yüksek ateş durumunda ilaç kesilmeli ve doktora danışılmalıdır.

Yan Etkileri:
Epigastik rahatsızlık hissi, iştahsızlık, bulantı, kusma, ishal ya da kabızlık, taşikardi, palpitasyon, EKG değişiklikleri, aritmi, hipotansiyon ve hipertansiyon, bronşiyal salgılarda koyulaşma, aşırı duyarlılık reaksiyonları, ışığa duyarlılık ve kimyasal olarak benzer preparatlara çapraz duyarlılık görülebilir. özellikle prostat hipertrofisi olanlarda idrar retansiyonu görülebileceği bildirilmiştir. Seyrek olarak görülen yan etkiler: Baş dönmesi, tremor, nadiren halüsilasyon, uyku bozukluğu, baş ağrısı, koordinasyon güçlüğü, deri döküntüleri, fotosensitive, boğaz kuruluğu.

İlaç Etkileşimleri:
Monoamin oksidaz (MAO) inhibitörleri, alfa-adrenerjik blokerler, alkol, hipnotik ve trankilizan ilaçlar, atropin, trisiklik antidepresan ilaçlar, temazepam, antihistaminikler, narkotik analjezikler ve SSS depresanları ile kullanılmamalıdır. Genetik polimorfizmi test etmekte kullanılan debrizokin maddesi ile etkileşim gösterebilir. Antihipertansif ya da antidepresan ilaçlar kullananlar hekime danışmadan kullanmamalıdır.

BENICAL
Şurup

Bayer

Önemli:
Bu ürün KONTROLE TABİ olup normal reçete ile verilerek reçete kayıt defterine kaydedilmesi gereken ürünlerdendir.

Etken Madde(ler):
Dekstrometorfan HBr 10 mg/5 ml, Psödoefedrin HCl 20 mg/5 ml, Klorfeniramin maleat 2 mg/5 ml

Piyasa Şekilleri:
100 ml’lik şişelerde.

Kullanım Şekli:
Erişkinlerde günlük doz 3-4×1-2 ölçek ve çocuklarda 3-4×1/2-1 ölçektir.

Endikasyonları:
Öksürük ve konjesyon belirtilerinin tedavisinde, üst solunum yolları hastalıklarında ve alerjik rinitte kullanılır.

Kontrendikasyonları:
Bileşiminde bulunan maddelerden herhangi birine aşırı duyarlılığı olduğu bilinenlerde, monoamin oksidaz (MAO) tedavisi görenlerde ya da son 14 gün içinde bu tür ilaç kullananlarda, böbrek yetmezliğinde, ağır hipertansiyon koroner arter hastalığı bulunanlarda, gebelik ve emzirme döneminde kullanılmamalıdır.

Uyarılar:
Hafif yada orta derecede hipertansiyonlu hastalarda, hipertiroidi ve prostat hipertrofisinde, dar açılı glokomda, prodüktif öksürüklü kronik akciğer hastalıklarında ve diyabetli hastalarda kullanılırken dikkatli olunmalıdır. Ağır karaciğer yetmezliği bulunanlarda doktor tavsiyesi olmadan kullanılmamalıdır. Uyuklama ve dikkat kaybına yol açabileceğinden hastaların taşıt ve makine kullanmamaları önerilir. Alkolün ve diğer merkezi sinir sistemi depresanlarının etkilerini güçlendireceğinden alkollü içeceklerle birlikte kullanılmamalıdır. Semptomlarda 7 gün içerisinde iyileşme görülmezse veya yüksek ateş durumunda ilaç kesilmeli ve doktora danışılmalıdır.

Yan Etkileri:
Epigastik rahatsızlık hissi, iştahsızlık, bulantı, kusma, ishal ya da kabızlık, taşikardi, palpitasyon, EKG değişiklikleri, aritmi, hipotansiyon ve hipertansiyon, bronşiyal salgılarda koyulaşma, aşırı duyarlılık reaksiyonları, ışığa duyarlılık ve kimyasal olarak benzer preparatlara çapraz duyarlılık görülebilir. özellikle prostat hipertrofisi olanlarda idrar retansiyonu görülebileceği bildirilmiştir. Seyrek olarak görülen yan etkiler: Baş dönmesi, tremor, nadiren halüsilasyon, uyku bozukluğu, baş ağrısı, koordinasyon güçlüğü, deri döküntüleri, fotosensitive, boğaz kuruluğu.

İlaç Etkileşimleri:
Monoamin oksidaz (MAO) inhibitörleri, alfa-adrenerjik blokerler, alkol, hipnotik ve trankilizan ilaçlar, atropin, trisiklik antidepresan ilaçlar, temazepam, antihistaminikler, narkotik analjezikler ve SSS depresanları ile kullanılmamalıdır. Genetik polimorfizmi test etmekte kullanılan debrizokin maddesi ile etkileşim gösterebilir. Antihipertansif ya da antidepresan ilaçlar kullananlar hekime danışmadan kullanmamalıdır.

EKSOFED
Tablet

Hüsnü Arsan

Önemli:
Bu ürün KONTROLE TABİ olup normal reçete ile verilerek reçete kayıt defterine kaydedilmesi gereken ürünlerdendir.

Etken Madde(ler):
Psödoefedrin HCl 60 mg

Piyasa Şekilleri:
30 tablet içeren ambalajlarda.

Kullanım Şekli:
12 yaşından büyük çocuklar ve erişkinlerde: 6 saatte bir 60 mg, günde maksimum 240 mg. 6-12 yaş arasındaki çocuklarda: 6 saatte bir 30 mg, günde maksimum 120 mg. 2-6 yaş arasındaki çocuklarda: 6 saatte bir 15 mg, günde maksimum 60 mg. 2 yaşından küçük çocuklarda doktor gözetiminde kullanılmalıdır. Yaşlılarda kullanımı ile ilgili özel çalışmalar mevcut değildir.

Endikasyonları:
Özellikle nazal mukoza, sinüsler ve genel olarak üst solunum yolları mukozasında dekonjestan etki yapar ve allerjik rinit, vazomotor rinit, nezle, grip, soğuk algınlığı gibi durumlarda burnu açarak ve burun akıntısını durdurarak semptomatik bir iyileşme sağlar.

Kontrendikasyonları:
Daha önce psödoefedrine karşı tolerans göstermemiş olanlarda kontrendikedir. Ciddi hipertansiyon ve şiddetli koroner arter hastalıkları olanlarda kullanılmamalıdır. Daha önceki 2 hafta içinde MAO inhibitörü almış veya almaya devam eden hastalarda kontrendikedir. Psödoefedrin ve bu tip bir ilacın aynı zamanda kullanılması bazan kan basıncının yükselmesine neden olabilir.

Uyarılar:
Normotansif hastalarda psödoefedrinin görünür hiç bir presör etkisi olmamakla beraber, antihipertansif maddeler, trisiklik antidepresanlar ve dekonjestanlar, iştah bastırıcı ilaçlar ve amfetamin benzeri psikostimülanlar gibi diğer sempatomimetik ilaçları alan hastalarda dikkatle kullanılmalıdır. Devamlı tedavi önermeden önce, bu gibi hastaların tek doz verilmesinden sonraki kan basınçları gözlenmelidir. Diğer sempatomimetik ilaçlarda olduğu gibi, psödoefedrin de hipertansiyon, kalp hastalıkları, şeker hastalığı, hipertiroidizm, yüksek intraoküler basınç ve prostatik büyüme görülen hastalarda dikkatle kullanılmalıdır. Renal ve/veya hepatik fonksiyon bozuklukları olan hastalar için psödoefedrinle ilgili spesifik bir araştırma bulunamamaktadır. Şiddetli renal ve/veya hepatik fonksiyon bozukluklarının bulunması halinde dikkatli olunmalıdır. Psödoefedrinin mutajenik ve karsinojenik potansiyelini belirlemek için yeterli bilgi yoktur. İnsanlarda teratojenik olup olmadığı da bilinmemektedir. İnsan fertilitesi üzerinde etkileriyle ilgili hiç bir bilgi bulunmamaktadır. Psödoefedrin, uzun süreden beri istenmeyen etkiler görülmeden yaygın bir şekilde kullanılmaktaysa da, gebelik sırasında kullanımla ilgili spesifik veriler bulunmamaktadır. Gebe kadınlarda ilacın sağlayacağı yararla gelişmekte olan fetüse olabilecek tehlikeli etkileri dengelemek şartıyla ilacın kullanımına karar verilmelidir. Psödoefedrin anne sütüne az miktarda geçer, fakat bunun emzirilen bebeklerdeki etki derecesi bilinmemektedir.

Yan Etkileri:
Psödoefedrine bağlı ciddi ters etkiler nadiren görülür. Uyku bozuklukları ve nadiren halüsinasyon dahil SSS uyarım semptomları görülebilir. Ciltte irritasyonla birlikte veya irritasyonsuz döküntüler bazan görülmektedir. Psödoefedrin alan erkeklerde nadiren üriner retansiyona rastlanır; önceden mevcut bir prostatik büyüme bu durumu hazırlayıcı bir faktör olabilir.

İlaç Etkileşimleri:
Dekonjestanlar, trisiklik antidepresanlar, iştah kesiciler ve amfetamin benzeri psikostimülanlar gibi sempatomimetik aminlerin katabolizmasını engelleyen MAO inhibitörleriyle birlikte kullanılması bazan kan basıncının yükselmesine neden olabilir. Psödoefedrin bretilyum, betanidin, guanetidin, debrizokin, metildopa ve Alfa ve Beta-adrenerjik bloker ilaçlar gibi sempatik aktiviteyi engelleyen hipotansif ilaçların etkisini kısmen tersine çevirir. Bir antibakteriyel madde olan furazolidonun, MAO’ı doza bağlı olarak inhibe ettiği bilinmektedir. Psödoefedrin ve furazolidonun beraber verilmesinin neden olduğu hiç bir hipertansif kriz şimdiye kadar bildirilmemiş olsa da, birlikte kullanılmamalıdır.

Belirtiler
- Dikkati bir noktada toplamada alışkanlık haline gelmiş başarısızlık,
- Aşırı şaşkınlık,
- Düzenleme yeteneksizliği,
- Düşüncesizlik,
- Hareketlilik ve aşırı faaliyetlilik.
Çocuğunuzun öğrenme yeteneği, dikkatini derse verebilmesi ve önceki dersleri hatırlayabilmesine dayanmaktadır. Pek çok görüntüler, sesler, hatıralar ve diğer uyarıcı şeyler çocuğun dikkatini dağıtır. Bunlar bazen çocuğun dikkatini yönlendirmede sorunlara neden olurlar. Bununla beraber, okul çağındaki pek çok çocuk dikkatlerini yönlendirme ve bunu bozacak şeyleri de göz ardı etmek suretiyle yeteneklerini geliştirmişlerdir.
Dikkatte eksiklik bozukluğu, tekrarlanan istemler hatta cezalara rağmen çocuğun dikkatini yönlendirmede alışkanlık halini almış yeteneksizliğidir. Dikkatte eksiklik bozukluğunun sonucu olarak çocuğunuzun öğrenme, yön bulma ve bilgileri hatırlamakla ilgili sorunları olabilir.
Bu bozukluğun çeşitli sebepleri olabilir. Hamilelik, doğum ya da doğumdan sonraki beyin incinmelerine bağlandığı gibi kalıtımla da ilişkilendirilmiştir. Dikkatte eksiklik bozukluğu çocuğunuzun zekâsını ve ilk gelişimini fazla etkilemez. Sınıfta sessiz oturup dikkatini bir noktaya yönelttiğinde, çocuğunuzun 2. ve 3. sınıftan sonra öğrenme işlemiyle ilgili gitgide artan bir güçlük çekmeye başladığı görüldüğünde bu dikkat eksikliği ortaya çıkmaktadır.
Teşhis
Doktorunuz çocuğunuzun davranışlarını incelemeye ve ilk gelişimi hakkında daha ayrıntılı bilgi edinmeye ihtiyaç duyacaktır. Bebeklik döneminde beslenme, uyuma ve hareketliliğiyle ilgili problemler dahil olmak üzere ilk belirtiler ortaya çıkabilir. Fiziksel ve nörolojik incelemeler herhangi bir duyusal ve nörolojik bozuklukları tanımlamak için kullanılmaktadır. Doktorunuz ayrıca EEG, (beyin elektrosu) psikolojik ve eğitim testi için sizi uzmanlara gönderebilir.

Dikkatte Eksiklik Bozukluğu Ne Kadar Ciddidir?
Dikkatte eksiklik bozukluğu, çocukluk ve gençlik döneminden yetişkinliğe dek sürecek kronik bir sorundur. Bu bozukluk, çocuğunuzun kendine saygısını ve güvenini kırar, diğer çocukların kendisiyle alay etmelerini, hatta reddetmelerini sağlar ve akademik başarısızlığa yol açar. Tedavi, çocuğun öğrenmesine, davranış kontrolüne ve kendine saygı duymasına yardımcı olur.
Tedavi
Çocuğunuz özel bir eğitim programına ihtiyaç duyabilir. Bu bozukluğu olan çocuklar genelde davranış sorunlarına sahip olduklarından, kendileri ve ebeveynleri için özel danışmanlık hizmetlerine gereksinim duyarlar. Bu hizmetleri de genellikle çocuk psikiyatristleri ve psikologları sağlamaktadır.
Davranış değiştirme teknikleri, ev ve okul rutinlerini yeniden düzenleme, çok fazla uyarıcının çocuğu rahatsız etmesini önleme ve bir tutarlılık sağlamak kabul edilmeyecek davranışları azaltmada ve iyi davranışları ödüllendirme de etkili olabilir.
Doktorunuz çocuğun dikkatini bir noktaya toplamasını ve aşın hareketliliğin de azalmasını sağlayacak ilaçları verecektir. Bu amaçla kullanılan en yaygın ilaçlar dextroamfetamin (Dexedrin), metilpenidat (Ritalin) ve Pemolin (Cylert)’dir. Bu ilaçlar yetişkinler tarafından da alındığında çoğu aynı uyarıcı etkiyi yapmaktadır. Ancak aşırı hareketli çocuklarda ters bir etki göstermekte ve dikkati artırmaktadır. İlaçların dikkatlice verilip çocuğun gelişimi doktor tarafından yakından takip edildiği durumda, bu ilaçlar yıllar bile sürse ihtiyacı duyulduğu sürece güvenle kullanılabilir.

Karaciğerde meydana gelen bütün iltihaplı hastalıklara “hepatit” denmektedir. Hepatit yapan birçok sebepler vardır: Virüsler, parazitler, mantarlar, bakteriler, bazı ilaçlar, zehirler ve alkol başlıca iltihap sebepleridir.
Hepatitin en tipik belirtisi “sarılık”tır. Çoğu vakalarda karaciğer yetmezliği de vardır.
Virüslerin sebep olduğu hepatit, akut ve kronik hepatit diye ikiye ayrılır. Akut hepatit, üç tip virüsün marifetidir. A tipi virüsün kuluçka devresi 15 günle iki ay arasında değişir. B ve C tipi virüsün kuluçka devresi daha uzun olup iki ila altı ay kadardır.
  Belirtileri:
* İlk belirtisi iştahsızlık, halsizlik, bulantı, kusma, ishal, eklemlerde ağrı, ateş, öksürük, nezle, göz yaşarması ve deride kaşıntıdır.
* İlk belirtilerden bir hafta sonra sarılık başlar. Belirtiler kaybolurken, ateş de düşer. Sarılık dönemi altı ila sekiz hafta kadardır. Bu müddet içinde karaciğer büyür ve hassaslaşır. İdrarın rengi koyulaşmıştır.
* Sarılık ilk olarak gözlerde başlar. Beyaz kısımlarda farkedilir bir sanlık görülür.
  Ne Yapmalı?
* Virüslerin sebep olduğu akut hepatit istirahat ve titiz bir diyetle atlatılabilir. Diyet, karbonhidratlı yiyecekler fazla verilirken; yağlı gıdalar mümkün mertebe azaltılır.
* İyi bir yatak istirahati ve karbonhidratlı beslenme ile sarılık iki ila altı hafta içinde şifa bulur.
Kronik Hepatit:
Kronik hepatit doğrudan doğruya başlayabileceği gibi; ihmal edilen akut bir hepatitin gelişmesi ile de teşekkül edebilir. Siroz ve karaciğer kanserine dönüşebilen kronik hepatite “aktif kronik hepatit” adı verilir.
Tedavi, idrar, dışkı, kan ve salyadan alınan örneklerin test edilmesi sonunda başlatılır. Tedavinin şekli, hepatite sebep olan mikroorganizmanın cinsine bağlıdır.

Depresyon bir duygudurum bozukluğudur. Depresyondaki kişiler kendilerini üzgün, yalnız ve yardımsız, umutsuz hissettikleri gibi yaşamı kaybedilmiş olarak görürler. Yaşamak onlar için külfettir. Herkes zaman zaman depresif bir ruh haline girebilmekle birlikte tedavi gerektirecek kadar bir depresyona herkes yakalanmaz. Depresyon bir insanın yaşantısının her yönünü ve açısını etkileyebilir. Uyku düzeni, cinsel yaşam, sosyal ilişkiler depresyonun etkisiyle bozulabilir. Depresyondaki insan için en basit işler çok ağır bir yük olarak algılanabilir. Bundan dolayı dağınık olabilirler.

Depresyonun Belirtileri:
Depresyonun belirtileri kişiden kişiye farklılıklar gösterebilir. Depresyondaki bir insan uyuyamayacak kadar hareketli olabilirken diğeri yataktan kalkmak istemeyebilir.

Depresyonun Etkileyebildiği Şeyler: 

Beden: Vücutta beliren en genel semptomlar uykusuzluk ve yorgunluktur.

Zihin: Kararsızlık, dikkati toplayamama, hep aynı olumsuz düşünceler etrafında dolaşma ve başka şey düşünememe (rumination) en önemli belirtilerdir.

Davranış: Depresyon insanı ;

(1)Kendine karşı yıkıcı ve saldırgan davranışlara,
(2) Düşünmeden birden bire ortaya çıkan davranışlara,
(3) Kontrol edilemez şekilde nedeni olmayan ağlamalara,
(4) Alkol, ve uyuşturucu madde bağımlılığına yönlendirebilir.

Duygular: Üzüntü, değersizlik, boşluk ,anlamsızlık duyguları, aşırı suçluluk duyguları görülebilir.

İlişkiler: Sosyal izolasyon ve çevre ile olumsuz ve yıkıcı tarzda ilişkiler görülebilir.

Depresyon Nasıl tedavi Edilir?

Depresyon gerçekten tedavi edilmez. Çünkü ;

(1) Yaşam sürekli karşımıza yüzleşmemiz ve aklıllıca yönetmemiz gereken zorluklar çıkarır.

(2) Üzüntü yaşamın doğal bir parçasıdır ve kimse ondan kaçamaz. Psikoterapilerde amaç uygun yollar ile problemleri çözümlemektir. Uygun psikoterapiler ve gerekiyorsa ilaçlarla (Dr.Yapko) depresyon yönetilebilir ve üstesinden gelinebilir.

Günümüzde artık çok iyi bilinmektedir ki depresyon biyolojik, sosyal, psikolojik faktörlerin bir sonucu olarak meydana gelmektedir. Terapide başarılı olunmak isteniyorsa tüm bu elementleri terapide hesaba katmak gerekir.

Depresyondaysanız bilmeniz gerekenler:
Depresyonda olduğunuzu tahmin ediyorsanız unutmayınız ki artık bundan kurtulmak için farklı şeyler yapmalısınız . İlk adımda bilgi almaya ve bu bilgileri kullanmayı deneyebilirsiniz. Sizin ihtiyaçlarınıza göre farklılaştırılabilecek bir çok etkili terapi mevcuttur. Depresyondaysanız haydi şimdi harekete geçebilirsiniz.

Depresyon herkesi etkileyebilir. Kadınlarda iki kat daha fazla görülmektedir. 25-44 yaşları arasında daha fazla görülmektedir. Amerika’da yaklaşık 20 milyon insanın depresyonda olması belki size yardımcı olabilecek bir bilgi olur. Depresyondaysanız haydi şimdi harekete geçebilirsiniz.

Psikoterapiler: 

Kognitif, davranışçı ve interpersonal terapiler depresyonda kısa sürede etkili olabilir. Psikanaliz gibi yıllarca süren yaklaşımlar artık Amerika’da demode oldu diyebiliriz. Psikoterapilerin yerini almasa da kendi kendine yardım kitapları depresyonda yararlı olabilir. Kısa dönem terapiler 12 seans kadar zaman alır. Bilişsel (kognitif) terapiler de olumsuz düşünce ve işe yaramayan tutumların değiştirilmesi amaçlanır. Davranışçı terapilerde tek tek davranışlar üzerinde durularak değiştirilmeye çalışılır. İnterpersonal terapilerde birincil olarak şimdi burada ilkesine göre hareket edilir. İnsan ilişkileri ele alınır ve sosyal destek sistemleri güçlendirilmeye çalışılır. Bu yöntemin 12-20 hafta sürmesi beklenir.

İlaçlar: 

Antidepresan ilaçlar doktorunuz uygun gördüğü takdirde alındığında çok yararlı olabilir. Bir çok türde antideprasan ilaçlar bulunmakla birlikte birinden hiç yarar göremeyenler diğer ilaçlardan faydalanabilmektedir. Yan etkilerde her insanda aynen görülmezler. Bir ilaç bir insanda başka yan etkilere sahipken başka bir insanda başka etkiler gösterebilir. İlaçların yan etkilerini azaltmak veya yok etmek için doktorunuzdan başka ilave ilaçlar isteyebilirsiniz. Önemli olan iki noktayı şu şekilde belirtelim.

İlaçları aldıktan sonra doktorunuzla kontağı koparmamayınız.
Depresyon ile mücadelede en etkili sonuçlar ilaçlar + psikoterapiler ve hipnoterapi desteği olduğunda alınmaktadır.

Depresyonda en yaygın kullanılan ilaç türü Selective serotonin reuptake inhibitors (SSRIs) lerdir. Bu guruptan en çok tanınmış ilaçlar Prozac, Zoloft, Paxil ve Luvox’ dır. Bu gruptan ilaçlar genellikle daha az yan etkiye sahiptir. Beklenen yan etkiler uykusuzluk, seksüel disfonksiyon, ağız kuruluğudur. Genellikle aşırı doz alımı tehlikeli değildir.

Monoamine oxidase inhibitors (MAOIs) türü ilaçlar kan basıncının artmasına yol açabilir. Doktorun verdiği talimatlar doğrultusunda uygun dozajda kullanılmadığında çok tehlikeli hatta ölüm gibi sonuçlar alınabilir. Genel yan etkileri kilo alımı, uykusuzluk, ajitasyon, baygınlık, ve seksüel disfonksiyondur. Bu gruptan ilaçlara örnek olarak Parnate ve Nardil verilebilir. Tricyclic antideprasan grubu ilaçlar örneğin Norpramin Elavil ve Vivactil sedatif etkiye sahiptir. Başlıca yan etkileri ağız kuruluğu ve kabızlıktır.

Hipnoterapi:

Psikoterapiler ve İlaçlardan sonra depresyon için Amerika’da bir çok ruh sağlığı uzmanı ilk olarak klinik hipnozu tavsiye etmektedir. Depresyon tedavisinde uzmanlaşmış bir isim olan Dr.Yapko depresyonla mücadelede klinik hipnozun yararları konusunda şunları söylemektedir.

(1) Zor problem üzerinde kontrol hissini arttırır.

(2) Acı kontrolünde kullanılabilir.

(3) İlaçlara olan ihtiyacı azaltır.

(4) Stres kaygı (anxiety) ve ajitasyonu azaltır.

(5) Hipnoz, depresyon belirtilerinizin bir gerçek olmadığını öğretir.

(6) Hipnoz ruh halinizi ve düşüncelerinizi kontrol altında tutmayı öğretir.

Hipnoz ve hipnoterapi diğer psikoterapilerden çok daha hızlı ve etkili olabilmekle birlikte her insana uygulanamaması bu yöntemin dezavantajıdır. Hipnoterapinin doğal bir tedavi olması, hiçbir zararı yada yan etkisinin olmaması insanların bu yöntemi tercih etme nedeni olabilmektedir.

Öneriler: 

Aşağıdaki öneriler profosyenel yardımın yerini almasa da size bir yol gösterebilir.

Yapmamaya Çalışınız:

• Geçmişte takılıp kalmayınız, deriiiin deriiiin düşünmeyiniz.

• Kendinizi başkaları ile karşılaştırmayınız.

• Felaket senaryoları üretmeyiniz.

• Söylenmemiş sözlerle uğraşmayınız.

• Kendinizi red etmeyiniz. Kendinizi olduğunuz gibi kabul etmeye ve sonra kendinizi geliştirmeye çalışınız.

• Vazgeçmek ve pasif kalmanın size bir yararı olmaz.

• Kendinizi her şeyden izole ederek yaşamdan mahrum hale gelmemeye çalışınız.

Yapmaya Çalışınız: 

• Fiziksel egzersizler ve spor.

• Alkolden kaçınınız.

• Gevşeme yöntemlerini öğrenip uygulayınız.

• Gerçekleriduygulardan inançları gerçeklerden ayırmayı öğreniniz.

• Kendinizi aşmayı öğreniniz.

• Eğlenceye ve tatile yeterince zaman ayırınız.

• Amaçlarınızı belirginleştiriniz.

• Her insanın yardıma ihtiyacı olabileceğini düşünerek yardım almaktan çekinmeyiniz.

• Depresyondan atılan küçük adımlarla çıkıldığını unutmayınız.

Depresyonda Bir Yakınınız Varsa: 

• Depresyonda olan yakınınızı depresyonda olduğu için suçlamayınız.

• Yakınınızın depresyonda olmasından dolayı kendinizi suçlamadan yapabileceğiniz yardımları yapınız.

• “Hadi neşelen biraz” gibi klişeleşmiş sözlerden uzak durunuz.

• Depresyondaki yakınınızı korumak adına onun kendi kendine yapabileceği işleri üstlenmeyiniz.

• Geçmişe değil şu ana konsantre olunuz.

• Yardım edeyim derken zarar verebileceğinizi unutmayınız.

• Profosyonel yardım almayı zayıflık göstergesi olarak değil akıllılık olarak değerlendiriniz.

Akciğer kanserleri sik rastlanan ve önemli bir hastalık mıdır?

Tüm dünyada erkeklerde ve ayni zamanda dünyanın bir çok ülkesinde kadınlarda en sik rastlanan kanser türüdür. Bir çok kanser türünde giderek azalma söz konusu iken akciğer kanserine rastlanma sıklığı maalesef giderek artmaktadır. Tüm dünyada erkek ve kadınlarda halen en öldürücü kanser türüdür. Genel ölüm nedenleri arasında dünyada ikinci sırada yer almaktadır.

Akciğer Kanserinin sebebi nedir?

En iyi bilinen neden sigara içilmesidir. Bazı mesleklerde çalışma, hava kirliliği, radyasyon, genetik faktörler, beslenme alışkanlıkları gibi adi geçen diğer nedenlerin hiç birisi sigara ile mukayese edilecek kadar önemli değildir.

Ak toprak kanser yapar mı?

Ülkemizin bazı yörelerinde bulunan ak toprak, gök toprak olarak bilinen asbest veya zeolit içeren toprakla temas akciğer kanseri yapmaktadır. Duvar sıvama ve yer döşeme amaçlı kullanılan ve bebeklerin altına konan bu toprağın bulunduğu alanlarda yaşayanlarda akciğer ve akciğeri örten zardan köken alan kanserlere çok sik rastlanmaktadır.

Akciğer kanseri bir meslek hastalığı mıdır?

Evet. Bazen akciğer kanseri bir meslek hastalığı seklinde ortaya çıkar. Örneğin radyolog hekimler ve diğer radyasyonla çalışanlarda ve asbest sanayiinde çalışanlarda akciğer kanserleri çok daha fazladır. Asbest bir ses ve isi yalıtım maddesi olarak sanayide kullanılmaktadır. Bu iş kollarında (fren ve balata üretimi, gemi ve uçak sanayii, asbestli tuğla ve yapı malzemeleri üretimi gibi…) çalışanlarda akciğer kanserleri bir meslek riski olarak ortaya çıkmaktadır.

Akciğer kanserinin sigaradan olduğu kesin mıdır?

Kuskusuz. Sigara ile akciğer kanseri arasındaki sebep-sonuç ilişkisi doğru orantılıdır.Bir kişi sigaraya ne kadar erken yasta baslarsa, günde ne kadar çok sayıda ve ne kadar uzun süre sigara içerse, içtiği sigaradan ne kadar derin dumanı içine çekerse akciğer kanseri olma riski o kadar fazladır.

Sigara içmeyen akciğer kanseri olmaz mı?

Olabilir. Ancak bu, çok daha az rastlanır bir durumdur. Oysa, sigara içen bir kişinin akciğer kanseri olma riski içmeyene göre 13 ile 22 kat daha fazladır.

Akciğer kanserlerinin hepsi sigaradan mi oluşmaktadır?

Akciğer kanserlerinin %95′ inde sebep sigaradır.

Önlenebilir kanser ne demektir?

Bazı hastalıkların -örneğin genetik hastalıklar gibi- nedenleri çok iyi bilinmez yada, bilinse bile bunlardan kaçınmak olası değildir. Oysa diğer bazı hastalıklar değiştirilebilir çevresel faktörlerle -mikroorganizmalar, beslenme alışkanlıkları, iş ve çalışma koşulları, hava kirliliği gibi- ilişkilidir. Bu faktörler kontrol altına alınabilir ve değiştirile bilirse hastalık önlenebilmektedir.

Akciğer kanseri olmamak için ne yapmalıyım?

Akciğer kanserleri sigarayla ortaya çıktığından önlenebilir kanser türü olarak kabul edilmektedir. Sigara kullanmamakla bir kişi akciğer kanseri olma olasılığını çok büyük ölçüde ortadan kaldırmış olmaktadır.

Akciğer kanseri irsi midir?

Ailede akciğer kanseri öyküsünün olması sigara içmemek için en önemli nedenlerden birisidir. Çünkü akciğer kanserinin ortaya çıkışında genetik faktörler de rol oynamaktadır. Amcanızın, babanızın, kardeşinizin akciğer kanserine yakalanmış olması eğer sigara içiyorsanız sizin için bir erken uyarıdır. Bu uyarıyı dikkate almazsanız sizin yakınlarınız da sizin yaşadığınız türden bir acıya hazırlıklı olmalıdırlar.

Hiç bir şikayetim yok. Yine de korkmalı mıyım?

Sağlıkla ilgili her hangi bir yakınmanızın olmaması çok güzel. Ancak, bu yanıltıcı olabilir. Bazen hastalık uzun süre kendini belli etmeden ilerleyebilmektedir. Sigara içiyorsanız korkmalısınız! Gerçekten sizi rahatlatacak bir sözü söyleyebilecek durumda değiliz.

Üç yıl sigara içip bıraktım. Kanser olma ihtimalim ne kadar?

Sigaranın kanser yapıcı etkisi uzun yıllar kullanıldıktan sonra kendini göstermektedir. Sigara içen bir kişi sigarayı kaç yıl içerse içsin bıraktıktan sonra akciğer kanseri olma riski giderek düşmekte ve 5-10 yıl içerisinde hiç içmeyenlerle ayni oranda risk taşır duruma gelmektedir.

Akciğer kanserinin belirtileri nelerdir?

Tüm kanserlerde olduğu gibi kilo kaybı, halsizlik, iştahsızlık yanında; öksürük, balgam çıkarma, kan tükürme, göğüs ağrısı, nefes darlığı, hırıltılı solunum gibi akciğerlerle ilişkili yakınmalar olabilir. Bunlara bazen kanserin diğer organ ve dokulara yayılmasına bağlı olarak vücudun değişik alanlarında ağrılar, yutma güçlüğü, bas ağrısı, görme, denge bilinç bozuklukları vs gibi bir çok farklı şikayetler eklenebilir.

Bunların hepsinin birlikte olması gerekli midir?

Hayır. Bazen hiçbirisi bulunmayabilir veya bir ikisi bulunabilir. Bazen de bu yakınmalar vardır ancak, hasta akciğer kanseri değildir. Bu belirtilerin hiç biri kansere özgül değildir.

Ne zaman doktora gitmeliyim?

Eğer uzun yıllar sigara içiyorsanız, yasiniz 40′ in üzerindeyse ve yukarıdaki yakınmaların biri veya bir kaçı mevcut ise hekime başvurmanız ve akciğer kanseri bakımından değerlendirilmeniz önerilir.

Akciğer kanseri nasıl teşhis edilir?

Yukarıda bahsedilen belirtilere sahip bir kişinin öncelikle göğüs röntgeninin çekilmesi ve balgam incelemesinin yapılması ilk adimdir. Bunu bronkoskopi ve bilgisayarlı tomografiler vd tetkikler izler.

Bronkoskopi nedir?

Ağız veya burundan ince ve bükülebilir, ışıklı hortum veya rijit borularla akciğerlerimize kadar girilip solunum yollarımızın içten gözlenerek muayenesidir.

Bronkoskopi ne ise yarar?

Solunum yollarında yerleşmiş hastalıkların teşhisi ve tedavisi için kullanılan bir yöntemdir. Hastalığın doğrudan görülebilmesine, hasta alandan biyopsi vb işlemlerin yapılarak teşhis konulmasına yarar.

Bronkoskopi sadece akciğer kanserlerinin teşhisinde mi kullanılır?

Hayır. Solunum sistemini tutan ve bilhassa solunum yollarında yerleşen bir çok hastalığın teşhisinde rutin olarak kullanılmaktadır.

Bronkoskopinin tehlikesi yok mu?

Hayatimiz boyunca attığımız her adımın, yaptığımız her isin bir riski vardır. Trafiğe çıkmanın, uçağa binmenin, yüzmenin ve daha yapageldiğimiz nice işin taşıdığı risk bronkoskopinin risklerinden az değildir. Bronkoskopi ve bilhassa bükülebilir cihazlarla yapılan bronkoskopi güvenli muayene yöntemlerinden birisidir. Dikkatli çalışıldığı sürece ciddi bir sorunla karsılaşma olasılıği son derece düşüktür.

Bronkoskopi sırasında çok acı çekilir mi?

Bronkoskopi öncesinde hastaya anestezi uygulanır. Yani ağrı, öksürük, bulantı hislerinin uyanmasına mani olmak üzere solunum yolu boyunca geçici süre uyuşma sağlayan bir ilaç nefes yoluyla hastaya verilir. Bu işlem usulüne uygun olarak yapılırsa hasta ağrı, acı çekmeden bronkoskopi yapılabilir.

Akciğer kanseri bir kaç çeşit midir?

Akciğer kanserleri farklı hücre tiplerine göre gruplandırılır. Her türün seyri, tedaviye cevabi, farklıdır. Tedavi planlanırken kanserin türü de bilinmelidir. Hastalığın ağırlığı da türüne göre farklılık gösterebilir.

Bronkoskopi yapılan kişilerde bazen sonradan kanser çıkıyor mu?

Böyle bir şey asla doğru değildir. Bronkoskopi yapılan kişilerin bir kısmında zaten kanseri teşhis için bu işlem yapılmaktadır. Dolayısıyla bronkoskopi yapılan kişilerin bazısına kanser teşhisi konması bronkoskopi yapıldığından değildir. Bilakis, kanser olduğu düşünüldüğünden bronkoskopi yapılmıştır.

Akciğer kanseri teşhisi konan hastaya ne yapılmalıdır?

Öncelikle kanser olduğu mutlaka biyopsi ile kesinleştirilmelidir. Sadece muayene veya röntgenlerine bakarak kanser teşhisi konamaz. Bunu takiben, kanser tipi belirlenmelidir. Bundan sonra ise kanserin büyüklüğü, yerleşim yeri, yayıldığı diğer bölgeler araştırılmalıdır. Bu işlemlere evreleme diyoruz. Son olarak hastanın direnci, günlük yaşamını devam ettirirken sahip olduğu performans tayin edilip, hasta ile konuşarak tedavi kararı verilmelidir.

Parça almadan tedaviye başlansa olmaz mi?

Bazı hastalar parça alınmasına (biyopsi) pek sıcak bakmıyorlar. Oysa, bu yapılmadan kanser tedavisine başlanamaz. Kanser tedavisinde kullanılacak yöntemler ve ilaçlar hastaya bir çok bakımdan riskler getirecektir. Bu riskleri üstlenmesi için öncelikle kanser teşhisinden ve tipinden emin olmak gerekir. Rastgele kanser tedavisi olmaz.

Parça alınınca kanser yayılır mi?

Usulüne uygun şekilde, deneyimli eller tarafından yapıldığı sürece böyle bir tehlike söz konusu değildir.

Akciğer kanserinin tedavisi var mi?

Tedavi kelimesinin anlamı,sorunun tamamen ortadan kaldırılması ise akciğer kanserinin de,diğer kanser türlerinde olduğu gibi kalıcı,tamamen kurtarıcı bir tedavisi yoktur.Amaç değişik tedavi yöntemleri ile hastanın ömrünü bir süre uzatmaktır.Akciğer kanserli hastalarda da hastanın durumuna göre çeşitli tedavi şekilleri vardır. Ameliyat, radyoterapi (ışın tedavisi), kemoterapi (ilaç tedavisi) destek tedavisi ve ismi burada verilmesine gerek olmayan diğer tedavi yaklaşımları halen uygulanmaktadır.

Bazı kanserlerde klasik tedavi şekilleriyle kanseri tamamen yok etme şansı akciğer kanserlerine göre çok daha yüksektir. Ancak, akciğer kanserli olgularda da az da olsa bu şans vardır.

Akciğer kanserli hasta eninde sonunda ölür mü?

Hastayı tedavi ederken amacımız onu ölümsüz kılmak değildir. Buna kimsenin gücü yetmez. Ancak, hastalığı yok etmek, küçültmek, sınırlamak, sağ kalımı uzatmak, hastanın yasam kalitesini artırmak gibi amaçlarımız vardır. Bunlardan hangisine ne ölçüde ulaşılırsa ulaşılsın tedavi başarılı olmuş sayılabilir. Şu unutulmamalıdır ki, sadece akciğer kanserli hastalar için değil, ölüm hepimiz için kaçınılmazdır. Tüm sağlık çabalarının her konuda ana amacı,ölümü engellemek değil,insanların sağlıklı uzun bir ömür sürmesini temin etmek içindir.

Akciğer kanserli hasta ne kadar yasar?

Çok sık sorulan bu sorunun cevabı maalesef bizde yoktur. İnsanların yaşamalarına ve ölmelerine karar vermek hekimlere düşmez. Hekimler kendi yaşamlarının bile ne zaman ve nasıl sonlanacağını bilemezler.

Ameliyat olmadan ilaçla tedavi olsam olmaz mi?

Bazı hastalarımız kendilerine ameliyat önerdiğimizde bu şekilde bir soru soruyorlar. Oysa biz her hastaya ameliyat olmasını tavsiye etmeyiz. Ancak, hastanın tedavisi için ameliyat gerekiyorsa, bunun yerini ilaç veya ışın tedavisiyle doldurmak mümkün değildir. Ameliyat için uygun bulunan hasta mutlaka ameliyat olmalıdır.

Hem ameliyat hem de ilaç tedavisi birlikte uygulanır mi?

Evet. Bazen ameliyat, radyoterapi ve/veya kemoterapi birlikte uygulanabilir. Bu eş zamanlı da olabilir. Birbirini takip edecek şekilde de olabilir.

İlaçla tedavi süresi ne kadar olmalı?

Kanser tedavisinde kullanılan ilaçlar belirli aralıklarla tekrarlayacak şekilde (kürler halinde) verilir. Hastanın ve hastalığın tedaviye cevap vermesi durumuna göre kürlerin sayısı değişmektedir.

Kanser tedavisinin yan etkileri nelerdir?

Yan etkiler kullanılan ilaca, ilaç veya isini uygulama tekniğine, ilaç veya isinin dozuna, hastanın yaşına ve organ fonksiyonlarına, birlikte kullanılan diğer ilaç veya tedavilere bağlı olarak değişir.Gerçek şu ki,kanser tedavilerinde uygulanan kemoterapik ilaçlar, dozu ayarlanmış olan kimyasal zehirlerdir.kemoterapi bir zehirleme yöntemidir.Kanser hücrelerinin zehirlenerek ölmesi için verilen bu maddeler büyük oranda sağlıklı hücrelerimizi de öldürmektedir.Bunun sonucunda kan değerlerinin düşmesi,hormonların iflası gibi sorunlar elbette çıkmaktadır.Radyoterapi ise adı üstünde kanserojen bir uygulamadır.Dozu ayarlanmazsa ölümlere ve felçlere neden olabilmektedir.

Kanser tedavisi saç dökülmesi, bulantı kusma yapar mi?

Bu şekildeki yan etkiler kanser tedavisi sırasında sık görülmektedir. Ancak, bunların hepsi de tedavi tamamlandıktan sonra geri dönüşlüdür. Bazı ek ilaçlarla bulantı önlenebilir. İshaller, enfeksiyonlar, radyoterapi alanında cilt yanıkları, yutma güçlüğü, ağızda yaralar ve akciğerlerde fibrozis oluşabilir. Bu durumlarla karşılaşmamak için gerekli önlemler alınmalı ancak, buna rağmen oluştuğunda ise uygun şekilde tedavi edilmelidir.

Kanserle basa çıkmak için bu tedaviler dışında nelere dikkat edilmeli?

Kanser teşhisi çoğu kez hastada bir psikolojik travmaya yol açmakta ve bunu bazen depresyon izlemektedir. Hastalığın adının kanser olması her şeyin bittiği anlamına taşımaz. Kişinin olayı gerçek boyutlarıyla tanıması, hastalığını, tipini, ağırlığını öğrenmesi, kendisini bekleyen risklerden haberdar olması, planlanan tedavi biçimleri hakkında ve en doğru kararı vermek üzere bilgilenmesi gereklidir. Bu hekimiyle çok iyi bir ilişki kurmasını gerektirir. Kanser tanısı aldı diye kendini sosyal sorumluluk ve çevresinden dışlamamalı, hastalığı elverdiğince uğraşılarını sürdürmeli, ancak yeterli uyku, dengeli beslenme ve stresten uzak kalmaya özen göstermelidir. Hastada ağrı, öksürük gibi yasam kalitesini bozan yakınmalar varsa bunlara dönük tedaviler ihmal edilmemelidir. Tedavi sırasında ve tedavi sonrasında gerekli kontrollerini zamanında yaptırmalıdır.

Kanser ağrısını nasıl kesebiliriz?

Bazen akciğer kanseri çevre dokulara veya uzak organlara yayılarak şiddetli ağrılar oluşturabilir. Bu durum hastayı fazlasıyla rahatsız eder ve bezdirir. Kanserle bas edilemese bile bu ağrının giderilmesi çok önemlidir. Ancak, ağrıyı gidermek için bazen doğrudan morfin vb ilaçlar başlanmaktadır. Gerçi bu ilaçlar kanser ağrısının tedavisinde kullanılırlar ve çok da etkin ilaçlardır. Ancak, bu ilaçlara bir süre sonra tolerans gelişir ve başlangıçtaki etki artık görülmez olabilir. Bu nedenle ağrı tedavisinde basamak basamak ilerlemeli, önce basit ağrı kesicilerle ise başlanmalıdır. Gereğinde doz artırılarak kombinasyonlar uygulayarak zaman kazanılmalıdır. Morfin vb ilaçlar ileri dönemler için rezerv tutulmalıdır.

Kanser teşhisi hastaya söylenmeli midir?

Hastaya asla ve hiçbir zaman yalan söylenmemelidir. Hastanın hastalığı hakkındaki sorularına doğru cevaplar verilmelidir. Ancak, bütün doğruları hemen söylemek doğru olmayabilir. Yavaş ve kademeli olarak bilgi aktarılmalı, sorun açıklanırken çare ve tedavi biçimi birlikte anlatılmalıdır. Hastanın yasamla bağı ve iyileşme umudu sarsılmamalıdır. Kuskusuz,, bu bir üslup sorunudur. Hastasını önemseyen, acısını paylaşan, ona zaman ayıran, sabırla dinleyen, onun sorununa çare arayan, umudunu artıran empatik bir hekim davranışı iyi bir tedavi kadar belki de akciğer kanseri için bundan daha önemlidir

KANSER VE BESLENME

Kanserin oluşumunda beslenme alışkanlıklarının etkisinin % 30 ile 70 arasında değişmekte olduğu bilinmektedir. Beslenmeye bağlı hangi alışkanlıkların kanserin oluşumunda desteklediğini bilirsek ve besin seçimlerimizi bu doğrultuda yaparsak kanser riskini önleyebiliriz. İşte dikkat edilmesi gereken noktalar:

Diyetle alınan posa miktarının yetersiz olması kolon kanseri başta olmak üzere pek çok kanser türünün oluşumunda önemli bir etkendir. Bu sebeple diyet posasının kaynağı olan sebze ve meyvelerin, kuru baklagillerin, kepekli tahıl ürünlerinin bol miktarda tüketilmesi önemlidir.

Günlük beslenmemizde diyetimizle aldığımız katkı maddelerinin miktarları ve türleri kanserin oluşumunda önemli bir etkendir. Etlerin korunmasında kullanılan nitrit ve nitrat tuzları, doğal veya sentetik antioksidantlar, renk vericiler, zayıflama ve diabet diyetlerinde kullanılan yapay tatlandırıcılar, dikkatli kullanılması gereken katkı maddeleridir.

Özellikle bulgur, mısır, yer fıstığı ve diğer yağlı tohumlarda üreyen küfler ve onların toksinleri kansere neden olabilmektedir. Bu besinlerin üretiminde neme ve sıcaklığa dikkat edilmelidir. Tahılların yıkanması, havalandırılması, güneşletilmesi bir dereceye kadar toksini azaltmaktadır.

Kızartma, kavurma, tütsüleme gibi bazı pişirme yöntemleri kanser oluşumuna neden olabilmektedir. Özellikle protein içeriği yüksek besinlerin kızartılması veya tütsülenmesi kanserin öncüsü olan kimyasal bileşiklerin oluşumuna neden olur. Bu sebeple yiyeceklerimizi hazırlarken en sağlıklı pişirme yöntemleri olan haşlama, fırında pişirme veya ızgara tercih edilmelidir.

Alkol ve sigara kanserin oluşumunda önemli iki etkendir. Bu ürünlerin kullanımları mümkün olduğunca azaltılmalıdır.

Şişmanlık kanserin ortaya çıkmasını kolaylaştıran etkenlerden birisidir. Şişmanlık ile özellikle meme ve endormetrial kanseri riski artmaktadır, var olan kolon, prostat, rektum, böbrek ve serviks kanser türleri daha hızlı gelişmektedir. Bu sebeple vücut ağırlığının korunması şarttır.

Ayrıca diyetle fazla miktarda alınan hayvansal kaynaklı protein ve yağın da meme, uterus, kolon kanseri gibi bazı kanser türlerinin ortaya çıkmasında önemli bir etken olduğu bilinmektedir.

Antioksidant vitaminler olarak bilinen A, C ve E vitaminlerinin yetersiz miktarlarda alınması, kanserin nedenlerinden birisidir. Çünkü bu vitaminler kansere neden olan bileşiklerin oluşumunu engelleyebilmektedir. Bunun yanında riboflavin, kolin, pantotenik asit, tiamin vitaminleri ile çinko, selenyum, nikel, iyot, molibden, demir ve magnezyum minerallerini yeterli miktarlarda alınması kanserin önlenmesi için gereklidir.

İnek sütünün kanseri engelleyici etkisi de son bilimsel çalışmalarla ortaya konmaktadır

Tüm bu bilgiler ışığında kanser riskini azaltmak için beslenmemizde dikkat etmemiz gereken noktaları şu şekilde özetleyebiliriz:

  • İdeal vücut ağırlığınızı koruyunuz
  • Diyetinizle aldığınız hayvansal kaynaklı yağı ve proteini azaltınız.Et yemeklerini
  • hazırlarken yağsız sığır,dana ve kuzu etini tercih edin ve görünür yağı temizleyin; tavuk ve hindiyi derisiz tüketin; az yağlı et ürünlerini kullanın; balık ve kabuklu deniz ürünlerini daha sık tüketiniz.
  • Yiyeceklerinizi hazırlarken kızartma, kavurma veya tütsüleme yerine ızgara,fırında pişirme veya haşlama gibi yöntemleri kullanınız.
  • Günde 5 porsiyon taze sebze ve meyve tüketiniz.Antioksidan vitamin ve minerallerin kaynağı olan ıspanak, karnabahar, lahana, brocolli, brüksel lahanası, havuç, domates, kırmızı-yeşil biber ve turunçgilleri bol miktarda tüketiniz.
  • Kuru baklagilleri ve yağlı tohumları daha sık tüketiniz.
  • Yemekleriniz hazırlarken sarımsak, soğan, arpacık soğanı,nane,maydanoz gibi besinleri eklemeyi ihmal etmeyin.
  • Süt ve süt ürünlerini satın alırken daha düşük yağlı ürünleri tercih ediniz; yoğurt tercihinizi probiyotik yoğurt olan LC1′den yana kullanırsanız kolon kanseri riskini azaltmış olursunuz.

 

 

Erkeklerde Belsoğukluğu

Belsoğukluğu cinsel yolla bulaşan yaygın bir hastalıktır. Belsoğukluğunun bir diğer adı ise gonoredir.
 Nasıl Ortaya Çıkar?

Belsoğukluğunun nedeni bakterilerdir. Enfeksiyon bir kişiden diğerine cinsel yolla bulaşır. Oldukça bulaşıcı bir hastalıktır. Bakteri, ağız, vajina, penis, veya rektum gibi bedenin herhangi bir açık noktasından vücuda girebilir.

Erkeklerde, enfeksiyon genellikle üretrada başlar. Üretra, idrarın geçtiği kanaldır. Ayrıca, oral veya anal seks sonrasında, bakteri boğazda veya rektumda enfeksiyona neden olabilir.
DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN »

SAYFA 1 1234»