Sivilce ya da tıbbi adıyla akne, en sık görülen cilt rahatsızlıklarından biridir ve ergenlik döneminde %85 insan hafif veya ağır şekliyle bu sorunu mutlaka yaşamıştır. Bu yazıda sivilcelerin genel özelliklerine değil, sivilcelerin hangi durumlarda jinekolojik bir hastalığa işaret edebileceği konusuna değinmek istiyorum.

Sivilceler nasıl oluşur?

Sivilceler cildin yağ bezlerinin bir hastalığıdır. Yağ bezlerinin cilde açılan kanalları tıkandığında akne olarak da bilinen sivilce lezyonları ortaya çıkar. Sivilceler en sık yüzde, alında, sırtta, göğüste ve omuzlarda oluşurlar. Estetik göürünümün geçici olarak bozulmasına neden olabilecekleri gibi, şiddetli olan lezyonlar nedbeleşerek iyileştiklerinde kalıcı izler de bırakabilirler.

Yağ bezleri normalde sebum adı verilen bir madde salgılarlar. Bu salgı bildiğimiz yağ özelliklerini taşır ve amacı cildi korumaktır. Yağ bezlerinin önemli kısmı vücutta kıl foliküllerinin içinde yeralırlar ve salgı bu folikülün yüzeyine olur. Herhangi bir nedenle sebum (”yağ”), bu kıl folikülünün bulunduğu bölgeden dışarı açılamadığında folikülün bulunduğu bölgede birikir ve sivilce ortaya çıkar. Folikül tıkandığında içeride biriken bu sebum ve folikül yenilenmesiyle normalde dışarı atılması gereken ölü hücreler atılamadığından içeride birikirler ve bakteriler için çok uygun bir besiyeri oluştururlar. Başta Propionibacterium acne adı verilen bakteri olmak üzere çeşitli bakteriler tıkanmış folikül içinde çoğalmaya başlarlar. Bakterilerin çoğalırken salgıladıkları maddeler bölgede ödem, kızarıklık ve ağrı gibi iltihabi belirtilere yolaçarlar. Belli bir aşamadan sonra folikül içi basınç çok artar ve folikül patlayarak cilde boşalır.

Sivilce oluşumunu açıklamak için çok çeşitli teoriler ortaya atılmıştır. Bunlardan en çok kabul göreni kanda erkeklik hormonlarının artması ve bu artışa bağlı olarak kıl folikülünün içinde bulunan sebum salgısının ileri derecede artmasıdır. Özellikle ergenlik döneminin başlarından itibaren hem kız hem de erkek çocuklarda büyüme ve gelişmeyi sağlamak amacıyla testosteron ve diğer erkeklik hormonları artar ve bu artış duyarlı kişilerde sivilce oluşumuyla sonuçlanır. Sivilce oluşumu kalıtımdan çok fazla etkilendiğinden özellikle anne ve babasında ergenlik döneminde sivilce öyküsü olan kız ve erkekler bu problemle daha sık karşılaşırlar. Kalıtım muhtemelen sebum salgılayan hücrelerin erkeklik hormonlarına duyarlılığını etkilemektedir.

Ergenlik çağındaki kızlarda ve kadınlarda mensesten 2-7 gün önce değişen hormonal ortam nedeniyle sivilcelerde artış gözlenir. Gebelik, doğum kontrol hapına başlama ya da bırakma, ağır stres de hormonal düzeni etkileyerek sivilcelerin artmasına veya daha önceden hiç sivilce sorunu yaşamayanlarda yeni sivilce oluşumuna neden olabilir.

Cildi “kirli” olanlarda ve bazı gıdaları alanlarda sivilcelerin daha çok görüldüğü doğru değildir.

Sıklıkla ergenlik döneminde ortaya çıkmaya başlayan sivilceler genellikle 30 yaşından sonra azalma eğilimi gösterse de, 40-50 yaşlarına kadar sivilce sorunu yaşayan insanlar da vardır.

Jinekolojik açıdan sivilceler

Sivilcelerin oluşumunda kanda erkeklik hormonu seviyesi artışı ana neden olduğuna göre kadınlarda bu hormonun artmasına neden olan jinekolojik hastalıklar sivilce oluşumuna neden olabilirler. Jinekolojide bu durumun en sık yaşanmasına neden olan hastalık polikistik overdir. Kronik yumurtlama bozukluğuyla seyreden bu hastalıkta adet görememe, seyrek adet görme, şişmanlama, çocuk sahibi olamama, tüylenme gibi belirtiler olabilir.

Sivilcelerin tedavisi genellikle bir cildiye uzmanı tarafından yapılır. Ancak özellikle yukarıda sayılan belirtilerin varlığında cildiye uzmanı değerlendirmesine ek olarak bir jinekolog değerlendirmesi de gereklidir. Yukarıdaki belirtiler dışında, ergenlik döneminde hiç sivilce olmamış veya hafif olmuş olmasına rağmen ergenlik döneminden sonra sivilce problemiyle karşılaşan kadınların ve gebelik döneminde sivilce problemi yaşayan kadınların da bir kadın hastalıkları ve doğum uzmanı değerlendirmesinden geçmeleri gerekir.

Cildiye uzmanı tarafından izotretinoin içerikli ilaç tedavisi verilen kadınların da gebelikten korunmaları gerektiği unutulmamalıdır. Sivilce tedavisinde en güçlü ilaçlardan biri olan izotretinoin, bilinen en güçlü teratojen (bebekte anomali yapan) ilaçlardan biri olduğundan bu ilaç gebe olan veya gebelik şüphesi olan kadınlarda kullanılmamalıdır.

Havale, anne babalar için de korkutucu olabilir. özellikle ilk defa meydana geliyor ise kendinizi çok çaresiz hissedersiniz.
Havale vakalarının çoğunda çocuğun havale geçtikten sonra iyileştiğini unutmayınız. Aşağıdaki öneriler havale konusunda size yardımcı olabilir.
Ateşli Havale Nöbeti
Eğer bebeğiniz ateşli iken havale geçirirse, hatırlamanız gereken en önemli şey havalenin birkaç dakika sonra kendiliğinden geçeceğidir. Bununla beraber, bebeğinizin ateşini yavaş yavaş indirmek için bir şeyler yapabilirsiniz. Bebeğinizin giysilerini çıkarın ve bebeğin başına ve göğsüne serin bezler koyun. Bebeğin vücudunu serin su ile silin. Sünger ile silerken kesinlikle alkol kullanmayınız. Bebeğinizi havale esnasında kesinlikle küvete sokmayınız; çünkü bu tehlikeli olabilir.
Eğer bebek havale esnasında kusmaya başlarsa, bebeği yüzükoyun ya da yan yatırırın kesinlikle sırtüstü yatırmayın. Eğer bebeğin soluk alıp vermesi güçleşirse çeneyi her iki tarafta alt kısmından kavrayarak ileriye geriye hareket ettirmek suretiyle bebeğin soluk alıp vermesine yardımcı olun.
Havale geçtik.en ve bebeğiniz kendine geldikten sonra doktorunuza haber verin; doktorunuz muhtemelen bebeği hemen grömek isteyecektir. Bebeğinizin doktoru ile temas kurmanızın mümkün olmadığı durumlarda bebeğinizi bir klinik ya da bir hastanenin acil bölümüne götürerek muayene ettiriniz.
Ateşsiz Havale
Bu tür bir havale ile baş etmenin kuralları, bebeğinizin ateşini düşürmek dışında, ateşli havale ile aynıdır.
Bebeği hareket ettirmeyin ya da herhangi bir hareketi kısıtlamayın. Her ne kadar bebeğin soluması bir an durabilir ise de, suni solunuma başlamayın; bebek kendiliğinden soluk alıp vermeye başlayacaktır. çoğu insan, havale geçiren bir insanın havalenin en ateşli anında dilini yutabileceğini ya da ısırabileceğini düşünerek endişelenirler. Her ne kadar bazen çocuk dilini ısırırsa da, dilini yutamaz ya da başka ciddi bir incinme meydana gelmez. Bebeğin ağzına elinizi ya da başka bir nesne sokmayınız.
Havale geçtikten sonra doktorunuza haber veriniz.

yaşında olan, ateş nöbeti geçiren çocuklarda meydana gelir. Ateşin ağır ya da hafif olması ile havale arasında bir ilinti yoktur. Bazen havale, bebeğin hasta olduğunu gösteren bir ilk belirtidir. Çocukların %4 ila 5′i en azından bir kez havale nedenle kasılma geçirir, % 50’sinde ise ilk nöbetten sonra herhangi bir gelişme olmaz. Havale nöbetleri nispeten kısadır; genellikle 5 dakikadan daha az sürer. Her ne kadar eskiden havale geçiren çocuğun beyninin zarar göreceği düşünülür ise de bu çok nadirdir. Havale nöbetlerinde hastalığın nedeni, meydana gelen ateşten daha önemlidir. Örneğin, menenjit, basit bir havale nöbetinden çok daha ciddi bir hastalıktır.

Yeni doğan bir bebek bir zamanlar inanıldığı gibi, dünyaya “boş bir kâğıt” olarak gelmez. Aksine, doğduğu andan itibaren bebeğiniz, şimdiye kadar dünyaya gelen tüm insanlardan farklı, yeni bir kişidir.
Bazı bebekler sakin, bazıları gürültücüdür. Bazıları doğduktan sonra 90 dakika süreyle uyanık kalır; bazıları ise 15 dakika içinde uykuya dalar. Bazıları diğer bebeklerden daha iyi meme emer. Bir bebek görsel uyarılardan hoşlanırken hemen yanındaki sepette yatan bebek ses duymaktan zevk alabilir.
Bir normal bebekten diğerine son derece dev farklılıklar söz konusudur. Ancak, yeni doğan bebeğinizde anormal olan yönleri belirlemek ve değişiklikleri, gelişmeyi ve çeşitli davranışları teşvik etmek, desteklemek ve farketmek önemlidir.
Normal Gelişim
Bebeğiniz yaşama, ailenizde kuşaklardır aktarılagelen bireysel özelliklerle donatılmış olarak başlar. Gebelik ve doğum sırasındaki olaylar da bebeğin biçimlenmesinde önemlidir. Anne gerektiği gibi beslenmiş midir? sigaradan, alkolden ve ilaçlardan uzak durmuş mudur? Doğum sancısı ve doğum normal mi olmuştur yoksa komplikasyonlarla karşılaşılmış mıdır? Tüm bunlar ve diğer etkenler bebeğinizin nasıl bir kişi olduğunu ve olacağını etkiler.
Bebeğinizin kişiliğinde son derece kritik özellik taşıyan bir etken ana baba ile çocuk arasındaki ilişkidir. Bir çocuğun bedensel sağlığı için besinler ne kadar önemliyse, ruhsal sağlığı için de sevgi ve sevecenlik o kadar önemlidir. Sevgi ve ilgiden yoksun bir çocuk ruhsal olarak yıkıma uğrayacağı gibi buna çoğu kez bedensel tahribat eşlik edecektir.
Bebeğiniz daha başından itibaren toplumsal bir yaratıktır. Araştırmalar, yeni doğanların diğer şekillerden çok insan yüzüne benzeyen şekillere bakmayı yeğlediklerini ortaya çıkarmıştır. Bazı bilimciler, bebeklerin insan yüzünü potansiyel bir ödül kaynağı olarak algılama yönünde doğuştan gelen bir eğilime sahip olduklarına inanmaktadır. Ayrıca yeni doğan bebeklerin dişi insan yüzü görmeyi yeğledikleri de sanılmaktadır.
ilk ay içinde bebeğiniz muhtemelen tanıdığı kişilere yönelik bir tercih gösterecektir. Bebekler aynı zamanda, tercih ettikleri uyarılma türüne dayanan yakınlıklar oluşturmaya da eğilim gösterirler. örneğin, bebeğiniz hareketi seviyorsa, kendisini sallayarak eğlendiren birini, örneğin şarkı söyleyen birine yeğleyebilecektir.
Bebeğinizin gülümsediğini görürseniz şaşırmayın. Başlangıçta bebeğin gülümsemesi genellikle içsel bir olaya yanıt olarak gelişir ve bebek uyurken ya da uykulu iken görülür.Ancak yaşamın üçüncü ve beşinci haftaları çoğu bebek toplumsal nitelikteki ilk gülümsemesini, tipik olarak, bir yüze ya da sese yanıt biçiminde gerçekleştirecektir. Bu çoğu ana babalar için heyecan verici bir andır.
Bebeğiniz bir taklitçi olarak doğar. Dilinizi dışarı çıkarırsanız bebeğiniz de aynı hareketi tekrarlayacaktır. Çoğu bebek 4 haftalık olduğunda gırtlağından hafif hafif sesler çıkarmaya başlar. Bu, onun ilk konuşma çabasıdır.
Yeni doğan bebeğiniz rahat ortama olumlu tepki verir. Ağlayan bir bebek genellikle, tanıdığı eller tarafından kucaklanması durumunda sakinleşecektir. Bebek çevresinde annesinin yüzünü arar, göz teması sağlar ve sonra ağlamayı keser. Bebek altını ıslattığında veya acıktığında ağlayacak ve bezi değiştirilince ya da biberon veya memeye kavuşunca susacaktır.
Doğumu izleyen ilk dönemde bazen bebeğinizin yeni bir duygusunu ifade ettiğini fark edeceksiniz: Hoşlanma. Birçok bebek için bu durum ilk olarak banyo yaparken görülür. Ağlayan bir bebek küvete sokulunca susacak, rahatlayacak, gülümseyecek ve banyo bittikten sonra ağlamaya başlayacaktır (hayal kırıklığına uğrayacağı için).
Heyecan da ilk olarak birinci ayda ortaya çıkan diğer bir duygudur. Heyecanın kaynağı genellikle bir kişi ya da oyuncaktır. Bebeğiniz kollarını ve bacaklarını oynatır, nefesi kesilecekmiş gibi hızlı hızlı solur, coşkulu sesler çıkarır ve hatta size veya özel olarak ilginç bulduğu bir nesneye gülümser.

Yeni doğan bir çocuk henüz hareketlerle sonuçlan arasındaki farkı anlayamaz. Onun için nesneler bir belirip bir kayboluyor gibidir. Ancak bebeğiniz l aylık olduğunda, kendi zevki için hareketleri yinelemeye başladığını görürsünüz. Bacaklarını hoşuna gittiği gibi dışarı çıkarıp bu hareketi, hoşuna giden o duyguyu yeniden yaşamak için tekrarlayabilecektir.
1 aylık bir bebek çevresi üzerinde bir miktar denetim sağlamaya başlamıştır artık. örneğin, bebeğiniz başparmağını emmenin ya da yumruğunu ağzına almanın kendisini rahatlatıcı bir etkisinin olduğunu keşfedebilir. Bu ağlama nöbeti sırasında bebeğinizin yumruğunu ağzına sokuverdiğini görebilirsiniz. Bir an sonra ise ortalık sütliman olmuştur.
Bir bebeğin ilk haftaları uyum sağlamakla geçer. Yaşamının ilk birkaç gününde bebek işaretler yardımıyla iletişim ve etkileşim kurmaya başlar. Acıkır, ağlar ve annesi, gereksinme duyduğu besinle birlikte belirir. Altını ıslatır, ağlar ve bezi değiştirilir. İşte bu ve benzeri bilgi alışverişi sayesinde ana baba ile çocuk arasındaki yakınlıklar oluşur. Bebek, gereksinimlerinin kendine bakan birisi tarafından karşılanacağını öğrenir.
Bunun için, yeni doğan bebek için güvenlik ve tutarlık olgularının öneminin abartılması söz konusu olamaz. Normal bir ruhsal gelişim için bebeğin güvenmeyi öğrenmesi gerekir ve güven de yalnızca, ana babadan birinin ya da o işleve sahip bir kimsenin bebeğin gereksinimlerine hızlı ve sevecen bir tarzda yanıt vermesi ile öğrenilebilir. Bu uyumlu bakımdan yoksun kalan bebekler, çevreleri üzerinde herhangi bir etkiye sahip olmadıklarını öğrenirler. Bunun da sonuçları, yaşam boyu sürecek bir düşmanlık duygusu, endişe, yakın ilişkiler geliştirme yeteneğinden yoksunluk ve diğer ruhsal sorunlar olarak gerçekleşebilir.
Bağlanma
Ana baba ile çocuk arasındaki bağlanma bebeğin dogmasından uzun bir süre önce başlar.
Bir çift kadının gebe olduğunu fark ettiğinde, doğacak çocuk için ad bulmak amacıyla kitaplar karıştırılır. Bir çocuk odası hazırlanır. Doğum mütehassısına gidildiğinde bebeğin kalp atışları dinlenir. Planlar ve düşler kurulur, korkular ve umutlar yaşanır. Ve sonunda beklenen gün gelip çatar. Sancılı ve zahmetli bir doğumdan sonra ödüllerin en büyüğü kazanılır.
Bağlanma, ana baba ile çocuk arasındaki ilişkiyi karakterize eden ruhsal bağların ve yüklenimlerin karmaşık bir dizisidir. Bir bebek dünyaya gözünü açtığı sırada, ana babanın tarafında zaten güçlü bir ruhsal bağ oluşmuş durumdadır. Bu bağ, bazıları için diğerlerinden daha güçlüdür. Doğumu izleyen birkaç ay içinde bebek, koruma, sevgi ve rehberliği birleştirmeyi öğrenmesinde kendisine yardım eden kişi veya kişilere bir yakınlık geliştirmeye başlar.
Eğer bebeğiniz sağlıklı ise bağlanma süreci derhal başlar. Çoğu bebeklerde, doğduktan sonra bir ya da iki saat süren bir uyanıklık dönemi söz konusu olmaktadır. Bu dönem, ana baba ile çocuk arasında birbirini tanımanın başlaması için özellikle uygun bir zamanı oluşturur. İnsanlar arasındaki bağlanmanın kritik bir döneminin bulunup bulunmadığı bilinmemektedir. Ancak önemli olan nokta bu sürecin “ne zaman” gerçekleştiği değil, “gerçekleşip gerçekleşmediğidir: Bağlanma erken veya geç ortaya çıkabilir. Ama en önemlisi bunun sonunda gerçekleşmiş olmasıdır.
Bir ana baba bebekleri ile bağlanmak için nasıl bir yol izlerler? Bağlanma için hazır bir reçete verilemez; tıpkı birine, nasıl seveceğinin söylenememesi gibi. Bağlanma ana baba ile çocuk arasında her gün gerçekleşen sevgiyle örülmüş davranışlar sırasında gelişir.
Bir anne bebeğine şefkatle dokunur. 0 dokunuş yeni bebeğe zevk veren bir olaydır. Bebeğin yanağına dokunulunca bebek annesinin yüzüne veya göğsüne doğru döner ve memeye burnunu sürtmeye ve emmeye başlar. Bu yalnızca süt üretimini uyarmakla kalmaz. Aynı zamanda güçlü bir ruhsal uyarılma da sağlar. Bebek meme ya da biberonu emerken annesinin gözlerinin içine bakar. Bebek ağlar ve annesi ya da babası onu kucağına alır, yanağını okşar ve onunla yumuşak sakinleştirici bir sesle konuşur.
Bağlanmanın önemi hastaneler ve sağlık alanında çalışanlar tarafından iyi bilinir. Bu nedenle çoğu hastane yeni ana baba olanlara zamanlarını bebekleri ile geçirmeleri için sınırsız fırsatlar yaratmaktadır. Ancak, bebeğiniz prematüre ya da ciddi biçimde hasta olarak doğmuşsa durum farklı olacaktır. Böyle doğan bebekler muhtemelen bir kuvöze konulacak ve yaşam işaretlerini izleyen makinelere bağlanacaktır. Ayrıca damar içi (entravenöz) ve besleme tüplerinin de kullanılması gerekebilir.
Bebeğinizi kucaklamak ve hatta beslemek olanağınız bile bulunmayabilir. Ancak, yine de onunla olabildiğince bol bir zamanı birlikte geçirmeye teşvik edileceksiniz. Bebeğinizin cildini okşayabilir, minicik elini avucunuza alabilir ve sesinizle ağlamasını dindirebilirsiniz. Bu durum ideal bir bağlanma ortamını oluşturmaz ancak bu sınırlı temas bile hem siz, hem bebeğiniz hem de aranızda kurulacak son ilişki için önemlidir.
Bebeğinizi hastaneden eve getirmenizden sonra da bağlanma süreci devam eder. Hastanede, bebek ağladığında cevap veren genellikle bir hemşire olmuştur. şimdi ise görevi siz devralmış bulunuyorsunuz. Bebeği her 2 ile 4 saatte bir meme vererek ya da biberonla besliyor ve bu sırada onu kucaklıyor, okşuyor, rahatlatıyorsunuz. sizden başkası tarafından yerinden kaldırılması durumunda bebek ağlayabilir. Birkaç hafta sonra bebeğinizin sesinizi tanıdığını ve ona cevap verdiğini fark edebilirsiniz. Karnı ağrıyan bebeğiniz ağladığında siz, saatler sürdüğünü sandığınız bir sürede ona ulaşmaya çabalarken o kendisi ile ilgilenen birinin var olduğunu öğrenir. İşte sizinle bebeğiniz arasında yaşam boyu sürecek ve sevgi ile örülmüş normal bir ana baba çocuk ilişkisinin temeli niteliğindeki bağların oluşması ilk birkaç aylık dönem içinde bu şekilde gerçekleşmektedir.
Ana babalar için henüz gebelik aşamasında iken, yaşamlarına girecek ve onu değiştirecek bu yeni insanı sevip sevemeyeceklerini merak etmeleri pek seyrek rastlanmayan bir olgudur. Doğumdan sonra bile çoğu kez bir anne ya da baba bebeğine bakıp ona karşı içinde bir sevgi selinin aktığını duymayı bekler, ama aksine ya hiçbir şey duymayabilir, ya da daha kötüsü, bir hayal kırıklığı ve hatta hoşnutsuzluk hissine kapılabilir.
Bebeğinizi hemen sevmeye başlamamışsanız kendinize fazla kızmayın. Anne veya baba olmak asla kolay bir iş değildir ve bazen büsbütün yorucu olabilir. Bebeğinize olan sevgi, aşama aşama ortaya çıkar. Yine belirtelim, bebeğinizle birbirinize bağlandıkça, her üçünüz de birbirinizi tanıdıkça, odaya girdiğinizde bebeğinizin gözlerinin parladığını gördükçe, ya da bebeğiniz size ilk kez gülümsediğinde, onu sevdiğinizi anlayıvereceksiniz.


Türkçesi “Edinsel Bağışıklık Yetmezliği Sendromu” olarak ifade edilen AIDS i, çağımızın en korkunç hastalıklarından biri olarak nitelendirebiliriz. AIDS hastalığının etkeni bir virüs olup kısaca HIV olarak adlandırılmaktadır. Bu virüsün 2 tipi vardır; HIV - 1 dünyada en yaygın görülen AIDS etkeni virüsüdür. HIV - 2 ise daha nadir olarak görülür, ancak batı Afrika da sık rastlandığı bildirilmiştir
DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN »

Yapılan araştırmalara göre bulgur yiyerek hem çeşitli hastalıklardan korunabilirsiniz hem de dengeli ve sağlıklı bir şekilde kilo verilebilirsiniz.

Gaziantep Üniversitesi (GAZÜ) Mühendislik Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mustafa Bayram, yapılan araştırmaların bulgur yiyerek dengeli ve sağlıklı bir şekilde kilo verilebileceğini ortaya koyduğunu bildirdi. DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN »

Son dönemde en sık görülen hastalıklardan biri olan panik atak nasıl başlar, belirtileri nelerdir?

Son dönemde en sık görülen hastalıklardan biri olan panik atak, tüm insanları tehdit ediyor. Panik atak belirtileri taşıyorsanız hemen bir uzmandan yardım almalısınız….
DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN »

Bir insan bir yüzde çekicilik hissediyorsa bunun nedeni yüzde bulunan çocuksu ifadedir

DR. SERDAR EREN

Geçen hafta güzelliğin, izleyenin beyninde oluşan bir olgu olduğuna değinmiştim. Şimdi biraz daha ileri giderek güzelliğin aslında karşı tarafta uyandırdığı içgüdülerle de bağlantılı olduğunu anlatacağım.
Cinsel dürtüler veya koruma içgüdüsü güzelliğin algılanmasına nasıl yardımcı oluyor?
Erkekler için kadının cinselliği de güzelliğin algılanışında önemli bir rol oynar. Bir erkeğin bir kadını güzel bulması sadece kadının orantılarının simetrisine değil, fiziksel faktörlerin erkeğin potansiyel cinsi içgüdülerini telkin edip etmemesine de bağlıdır. Erkekte cinsel dürtülerle uyanan nefsi duygular estetik hislere transfer edilir ve erkeğin kadını güzel veya çekici bulmasına sebep olur.

Erkekler bazı kadınları eşe değil anneye benzetirler
Diğer bir önemli unsur da güzelliğin çocukla olan ilişkisidir… Bir insan bir yüzde çekicilik hissediyorsa bunun nedeni yüzde bulunan çocuksu ifadedir.
İçgüdüsel olarak herkes çocuksu bir yüzün çekiciliğini hisseder. Çocuksu bir yüze bakış otomatikman koruma hissine bağlı olan duyguları uyandırır. Koruma içgüdüsünde, sempatiyi ve şefkati oluşturan sinyaller vardır. Bunlar nelerdir? Küçük çocukta bu sinyaller kafadadır. Yuvarlaklık ve dolgunluk, çıkık alın, dolgun yanaklar ve yukarı kalkık bir burun. Bütün bunlar çocuksu karakteristiklerdir ve koruma hissini harekete geçirir. Bir çocuğun yüzü, saf bir pırıltının, sevecenliğin, dürüstlüğün ve incinebilirliğin çağrışımını yapmaktadır.
Öbür taraftan yetişkinlerde bu tepkileri izleyemeyiz. Yetişkin insanda yaşlandıkça yüz değişir. Kafa daha düz, alın daha az çıkık, burun daha uzun ve yanaklar düşüktür. Sevimli çocuksu simalarını kaybetmiştir. Koruma içgüdüsü oluşturmamaktadır. Çocuklarla karşılaştırıldığında, yetişkinlerde yuvarlaklığın yerine köşelerin ve kırışıklıkların geldiği göze çarpmaktadır. Desinatörler ve sanatçılar bu teoriyi yeteri kadar tanır ve bazen sanatlarında da dile getirir.
Eğer iki cinsi karşılaştıracak olursak kadınların erkeklere göre yuvarlaklıklarını kaybetmediklerini görürüz. Bu nedenle iyi bir plastik cerrah, yaptığı müdahale ile bir bebekte ilgi, şefkat ve koruma oluşturan belirginlikleri en uygun şekle getirmeye gayret göstermelidir. Yani yumuşaklık, yuvarlaklık ve incelik…
Kısaca tekrarlayacak olursak, güzelliğin imajı için genel olarak yetişkin bir yüzde çocuksu simaların görünmesi önemlidir. Brigitte Bardot’nun bazı çocuksu simalarının oluşturduğu duygular özellikle meşhur şımarık çocuksu somurtması tarafından daha da kuvvetlendirilmiştir. Aynı şekilde bilinen diğer örneklerse Marilyn Monroe ve Audrey Hepburn’ün çocuksu yüz ifadeleridir. Hatta Marilyn Monroe’nun kendisini bilinçli olarak daha nasıl derli toplu olunacağını bilmeyen küçük kız imajını bırakmak için dağınık bir görünüm yarattığı söylenmektedir. Bazen uzun saatler sonra berberden çıkıp yeni oyun oynamaktan gelen, saçları karışık olan bir küçük kız intibaını bırakmak için hemen saçlarını dağıtmıştır.
Çocuksu görünümü olmayan ve erkeklere baskı yapmak arzusunda olan kadınlara karşı erkeklerin koruma hisleri yoktur ve bu tür kadınları eşlerine değil de daha çok annelerine benzetirler.

Kadınlar çocuksu davranışı hep ön plana çıkarırlar
Güzellikleriyle erkeklerden daha çok ilgilenen kadınlar, çocuksu davranışlarını bilinçli veya bilinçsiz olarak ön plana çıkarırlar. Bilinçli veya bilinçsiz olarak utangaçlar, hassaslar, kuvvetsizler, suçsuzlar, saflar, cahiller, atılganlar, meraklılar vs. Bazı kadınlar koruma içgüdüsünü provoke etmek için zayıf noktalarını bile ortaya koyarlar. Aslında kadınların zayıf gibi görünen yönleri en kuvvetli yanlarıdır. Bütün bunlar erkekleri tam olarak kalplerinden vurmak içindir. Napolyon demişti ki, “Kadınların iki silahı, fondötenleri ve küçük çaresiz bir çocuğun göz yaşlarıdır.”
Her şahıs her zaman çocuksu simaları ön plana çıkarabilir. Şayet bu özelliklere sahip değilse, kozmetik cerrahi sayesinde de sahip olabilir.
Eninde sonunda güzel olma isteği kişinin güzelliğinden dolayı hayran kalınma isteğinden değil de daha ziyade güzelliğinden dolayı sevilme isteğinden oluşmaktadır. Estetik ve güzelliğe düşkün olanların bu davranışları ile verdikleri mesaj aslında sevilme isteğidir. “Herkes çocukları seviyor ve onları korumak istiyor. Daha çok sevilmek için çocuklar gibi olmak isteyen birisi kritik edilir mi?”

Tüm hastaneler bir numarada
Türkiye’nin bütün hastanelerinin telefonları 444 0 911 numarası altında birleşti. Türkiye’nin her yerinden ulaşılabilen bu numarayı aradığınızda, size en yakındaki ambulans, olay yerine gönderiliyor. Numarayı cep telefonunuzdan aramak için bulunduğunuz şehrin alan kodunu başına eklemeniz yeterli. Örneğin Ankara’da yaşıyorsanız, 0312 444 0 911′i çevireceksiniz. Sabit hatlardan arama yaptığınızda ise alan kodu çevirmenize gerek yok.
10 günde ücretsiz Vipassana öğrenin
En eski meditasyon tekniği olan ve zihinsel gerilimi azaltan Vipassana eğitiminin üçüncüsü, bu yıl Şile’de verilecek. Gerilim ve problemlerle baş etmeyi sağlayan bir zihin arındırma yöntemi olan Vipassana’yı Hint asıllı
S. N. Goenka pek çok ülkede binlerce kişiye öğretiyor. Öğrencileri de bu teknik konusunda kurslar veriyor. 17-28 Kasım’da, Şile’de gerçekleştirilecek kurs için ücret talep edilmiyor. İngilizce verilen 10 günlük kursa katılım 100 kişiyle sınırlı.

çorba çeşitleri