Anestezi uzun yıllar, ihmal edilmiş ve gerekli ilginin esirgenmiş olduğu bir dal olmuştur. Son yıllarda, özellikle anestezideki sağlık teknolojisi gelişmeleri, ister istemez ilginin yoğunlaşmasına neden olmuştur. Ayrıca, sağlık hizmetini talep edenlerin bilinçlenmesi anestezinin artık dikkatten kaçmamasını sağlamıştır.

Günümüzde anestezi, branşlaşmaların olduğu, son derece yüksek teknolojiye sahip cihazlarla çalışan, oldukça kapsamlı bir bilim dalı durumundadır.

Konu en değerli varlıklarımız, çocuklar olduğunda anestezinin önemi farklılık kazanmaktadır. Çocuklara her hangi bir cerrahi girişim öngörüldüğünde, aile öncelikle anestezinin neden olabileceği olası komplikasyonlar nedeniyle gerilim içinde olmaktadır. Bu gerilimin giderilmesinde, anestezistin operasyon öncesinde aileyle görüşmesinin büyük önemi vardır. Bu görüşme/tanışma sırasında yeterli güven ortamı oluşmalıdır.

Anestezide ciddi komplikasyonların oluşması olasılığı ancak 1/1.000.000-milyonda bir- düzeyindedir. Ancak doğaldır ki, bu oranlar gerekli teknolojiye sahip uzmanlaşmış ekiplerle olasıdır.

Aileyle gerekli iletişim kurulduktan sonra, aileyle birlikte hareket ederek çocuğun yaşamakta olduğu gerilim giderilmeye çalışılmalıdır.

Her türlü sorununda yanında anne ve babası olan çocuk hiç tanımadığı, değişik kıyafetler giyen birisiyle tanışmaktadır. Bu kişi kendisine dokunan ve bir takım girişimler yapmaya çalışan biridir. Doğal olarak, bu kişiden ve alışık olmadığı hastane ortamından rahatsız olmakta ve acı vereceğini düşündüğü girişimlerden endişe duymaktadır. Bunun sonucunda, çocuk belirgin ankisiyete içine girmektedir. Bu aşamada anestezist ile çocuk arasında kurulacak ilişki son derece önemlidir. Operasyon öncesinde görüşme odasında dizlerinin üzerine çökmüş, elinden geldiğince çocuğa yakın ve sıcak olmaya çalışan bir anestezist bunu sağlamada daha şanslı olacaktır.

Cerrahi girişimin uygulanacağı çocuk belki de ilk defa anne ve babasından ayrılacak ve hiç tanımadığı insanlarla bilmediği bir ortama gidecektir. Bunun sonucunda, yaşadığı gerilimi tolere edemeyen ve/veya etmesine yardımcı olunmayan çocuk ajite olacaktır. Böylesi bir ortamda anne ve babanın gerilimi misliyle artacaktır.

Anestezist, yüklendiği görevin bir parçası olarak operasyon öncesi görüşme sırasında psikolojik yaklaşımla çocuk ve ailesini yatıştırırken, bir takım ilaçları da kullanması da gerekecektir. Olumsuz bir tavır içinde olan çocuk, büyük bir olasılıkla bu ilacı almaya direnç gösterecektir. Bu sakinleştirici ilaçlar;

  • ağızdan,
  • kalçadan,
  • burundan,
  • makattan verilebilir.

Sakinleştirici ilaçları almış olan çocuk, ilacın etkisinin başlaması sürecinde anne ve babasıyla yalnız kalacaktır. Bu dönemde anne ve baba dikkatli olmalıdır. Çocuk mümkün olduğunca yatakta tutulmalıdır. Çünkü, sakinleştirici uygulanmış çocuklar hareketlerini kontrol edemezler. Bu durum, çocuk kontrolsüz bırakıldığında bir takım zararların gelişmesine neden olabilecektir.

Sakinleşmiş olan çocuk artık anestezi ve cerrahi ekiple birlikte ameliyat salonundadır.

Çocuklar arasındaki sürekli ağız kavgası kadar hiçbir şey ebeveynin sinirlerini bozamaz.
Kardeşler arasındaki sorunlar, yeni yürümeye başlayan çocukla yeni doğmuş bebek arasındaki rekabet, fiziksel saldırganlıktan bitmeyen çatışmaya kadar uzanır.
Bu kavgalar, sakin ebeveynleri bile sadece bir çocuk yetiştirmeyi dilemelerine yol açmasına rağmen, kardeşler arasındaki kavga ve rekabetin normal olduğunu bilmelisiniz. Ara sıra çocuklarınız düşman kamplarında yaşıyorlarmış gibi görünseler de, diğer günler iyi arkadaş olabilirler.
Aşağıdaki paragraflar kardeşler arasındaki bazı yaygın sorunları tanımlamakta ve birlikte yaşamalarını kolaylaştırabilecek öneriler sunmaktadır.
Kardeşlerin Rekabeti
Çocuklar her yaşta bir kardeşi kıskanabilirler. Kardeşlerin rekabetinin en yaygın durumlarından birisi, büyük kardeşin ailedeki yeni bebeğe karşı duyduğu kıskançlıktır. Bu rekabetin en çok görüldüğü yaş 12 ile 36 ay arasıdır.
Yeni kardeşleri kıskanan bir çocuk tipik olarak dikkat çekmek ister, bebeğe karşı saldırganlık gösterebilir ve çoğu zaman geriler (örneğin yeniden parmak emmeye başlar ya da tuvalet eğitimi olduğu halde bebek bezi giymek ister).
Bu doğal duyguları bütünüyle yok edememekle birlikte, hamilelik süresince bebek hakkında konuşarak, çocuğun yeni bebeğe hazırlanmasına yardım edersiniz. Bebek için hazırlanırken çocuğun size yardım etmesine imkân verin. Çocuğun yatağına ihtiyacınız varsa bebek gelmeden çok önce onun yatağını değiştiriniz. Çocuğu olgun davranışı için övünüz.
Hiç olmazsa her gün çocuğunuza telefon ediniz ve hastanede olduğunuzu söyleyiniz. Tercihen, çocuğunuza ziyaret etme ve yeni kardeşiyle buluşma olanağını verin.
Eve vardığınızda, bebeği başkasına verin ve büyük çocuğunuzla yalnız olarak vakit geçirin.
Kavga
Çocuklara birbirlerine tekme, yumruk atmayacakları ve ısıramayacakları öğretilmelidir. Çocuklarınız fiziksel olarak kavga ettiklerinde onları ayrı odalara gönderiniz.
Çatışmalar
Çocukların kendi tartışmalarını kendilerinin çözmeleri gereğini açıklığa kavuşturunuz. Ardından, onlar tartışırken, başka bir odaya gitmeniz gerekse bile görmezlikten gelmeye çalışınız. Tartışma dışında kalmaya çalışınız. Onu size getirseler, sorunu açıklaştırmalarına yardım ediniz, ancak bırakınız onlar bir çözüm bulsunlar. Tartışmayı çözdüklerinde onları övünüz. Kayırmacılıktan sakınınız.
Oyuncakların Paylaşılmasını
Reddetme

Bazı 3 yaşındaki çocuklar oyuncakları paylaşır, ancak çoğu aylar sonrasına kadar paylaşmaya başlamazlar. Çocuğunuzu bir kardeşiyle paylaştıramazsınız. Paylaşmayı reddettiği için çocuğunuzu cezalandırmayınız. Bununla beraber paylaşmayı teşvik edin ve bu gerçekleştiğinde çocuğunuzu övün.
Aynı psikolojiyle birçok küçük çocuk sık sık civarda oynayan kardeşinden oyuncakları kaçırır. Bu meydana geldiğinde oyuncağı çocuktan alın ve onu evvelce kullanmakta olana geri verin. Çocuğu kullanmak için oyuncakları istediği ve istendiğinde onu geri verdiği için övünüz.

18 ay ile 3 yaş arasında çocuklar “hayır”ın en sevdikleri kelime olduğu bir dönem geçirirler. Sizin çocuğa ne söylediğiniz önemli değildir.
Çoğu zaman alacağınız yanıt vurgulu bir “hayır”dır.
Küçük kızınıza “banyo küvetinde kalmak ister misin?” diye sorduğunuzda “hayır” cevabım verir. “Peki o halde banyo küvetinden çıkmak ister misin?” “Hayır.”
Çocuğunuz sizi kasten kızdırmaya çalışıyor gibi görünse de öyle değildir. Bu sadece bağımsızlığa giden uzun yolun bir adım öncesidir.
Kimi zaman gelişimin güç bir aşaması olan bu dönemi geçirmek çok sabır ve iyi bir mizah anlayışı gerektirir. Negativizmin arasındaki bir çocuğun ebeveyni iseniz, her ebeveynin bu dönemden geçtiğini unutmayınız.
Aşağıda bu yolu daha az sarsıntılı geçmenize yardımcı olabilecek bazı öneriler verilmiştir.
1. Çocuğunuzun negativizmini çok ciddiye almayınız.
2. Çocuğunuzu “hayır” dedi diye cezalandırmayınız.
3. Çocuğunuza seçenekler veriniz: “Kırmızı pantolonu mu yoksa yeşil pantolonu mu giymek istersin?” Kabul edilebilir seçeneklerden birisini ona seçtirmek çocuğunuza bir özgürlük ve denetim duygusu verecek, daha büyük olasılıkla onu işbirliğine yöneltecektir. (Sadece tek cevabı olduğunda soru sorarken dikkatli olunuz). Örneğin, çocuğunuza eğer oturmasını istemiyorsanız yatma zamanı, yatmak ile oturmak arasında bir seçenek sunmayınız.
4. Çocuğunuza faaliyetler arasında bir geçiş süresi veriniz. Örneğin, eğer çocuğunuz eğleniyor, ancak oyun alanının terk edilmesi gerekiyorsa ona yeterli süreyi verin.
5. Kuralları kolaylaştırınız. Bu yaştaki çocukların ev kurallarından oluşan uzun bir listeyi izlemeleri olası değildir. Çocuğunuzun tabağındaki bütün havuçları yemesinin gerekip gerekmediği gibi önemsiz konuları tartışmaktan kaçınınız. Çocuğunuzla günlük karşılıklı etkileşimlerinizin negatife değil, pozitife yönelik bir ağırlık taşıdığından emin olunuz.
6. “Hayır” demekten kaçınınız. Çocuğunuzun sizi, taklit edebileceği bir kişi olarak, uzlaşılabilir bir kimse olarak görmesini istersiniz.

Çocuğunuz büyüdükçe, ister istemez belli yaşlara göre değişen belli korkuları olacaktır. Bu tür korkular normaldir ve hatta psikolojik gelişim için gereklidir bile.
Korku (gerçek ya da muhtemel bir tehdidin algılanması), hayatta kalmak için gereklidir. örneğin, havlayan ya da uluyan bir köpekten korkmak normaldir. Çocuğunuz gerçek bir tehlikeyi algılar ve korkmuş olması ve tehlikeden kaçınmaya çalışması doğrudur. Bununla beraber, çocuğunuzun komşunuzun sevimli ve zararsız fino köpeğinden dehşete kapılması, akla yakın olmayan bir korku ya da fobidir.
Korkular, çocuktan çocuğa değişir; ancak bazılarına belli yaş gruplarındaki çocuklarda daha çok rastlanır. Örneği, 1 ila 2 yaş arasındaki bebeklerde sık rastlanan korkuların başında banyo yapma korkusu gelir. Bu yaştaki çocuklar çoğunlukla, banyo esnasında anne babalarının elinden kayıp suyun içine gömülmekten ve gözlerine sabun kaçmasından korkarlar. Bu yaştaki çocuklar yabancılardan korkmaya da eğilimlidirler. Çocuğun anne ve babasından ayrılmak korkusu da 2 yaşındaki ya da daha küçük çocukların başlıca korkularındandır.
3, 4 ve 5 yaşındaki çocuklarda bulunan korkular arasında çoğunlukla karanlıktan korkma, hayvanlardan, canavarlardan ve ölümden korkma sayılabilir.
Eğer çocuğunuz korkulu bir dönem geçiriyor ise ona destek veriniz ve cesaretlendiriniz. Çocuğunuzu korku duyduğu nesneyle karşı karşıya getirmeye zorlamayınız. Hayvanlardan korkan bir çocuğun anne ve babasının çocuğun karşısına evcil bir küçük köpek getirmeleri yalnızca sorunu daha da karmaşık hale getirecektir.
Çocuğunuzu kucaklamak ya da öpmek şeklinde sakinleştirmeniz, karanlıktan korkan 2 yayındaki bir çocuk için en güçlü ilaç yerine geçecektir. Çocuğun odasında bir gece lambası kullanmak yararlı olabilir. Çocuğunuzun korku problemini çözmek için yaratıcı olun. Örneğin, 3 yaşındaki kızı karanlıktaki canavarlardan korkan bir anne, geceleri çocuğunun odasında “canavar olup olmadığını” kontrol etmeden çocuğunun yanından ayrılmayarak bu sorunu yaratıcı yönden çözmeye çalışmıştır. Anne ve çocuk, her gece yatak odasında canavar olup olmadığını anlamak için araştırma yaparlar. Canavar olmadığından emin olan küçük kız korkusuzca yatağına gider ve derhal uykuya dalar. Söz konusu bu kız çocuğu, birkaç hafta sonra canavar kontrolü yapılmasından vazgeçmiştir.
Çocuğunuz eğer korkusunu çok az bir miktar bile yenerse ona övgüyle cesaret vermeyi unutmayınız.
Çoğu korku zamanla kendiliğinden geçer. Zamanla geçmeyen ya da çocuğu ya da ailesini kısıtlar hale gelen korkular için psikolojik tedavi uygulanmalıdır.

Yeni doğan yavrunuzu beslemedeki amacınız bebeğin uygun bir hızla büyümesine ve sağlık sorunlarına yol açan gıda maddesi eksikliklerinden korunmasına yardımı olmaktır.

Daha büyük bebeklerden farklı olarak, yeni doğmuş bebekler değişken bir diyete sahip değildirler. Emzirme yolunu seçmişseniz bebeğiniz anne sütü ile beslenecektir. Biberon kullanıyorsanız bebeğiniz, genellikle su içine karıştırılmış, özel işlemden geçmiş inek sütü, vitaminler ve minerallerden oluşan bir mama ile beslenecektir. Hangi yöntemi seçerseniz seçin, sağlıklı bir bebeğin büyümek için gereksinme duydukları yalnızca süt ve sudur (bebeğiniz su istiyorsa).

Kaynak ister anne sütü ister mama olsun, aşağıdaki unsurlar yeni doğan bir bebeğin temel diyetinin bileşenlerini oluşturmaktadır

“Su”, insan yaşamı için kesinlikle elzem bir maddedir. Bebeğinizin vücut ağırlığının yüzde 70 ile 75′i sudan oluşur. Yetişkinlerde ise bir oran yüzde 60-65 arasındadır. Sağlıklı kalmak için, bir bebeğin birim vücut ağırlığı başına, bir yetişkinde olduğundan daha fazla miktarda su alması gerekir. Gereken günlük su miktarı bebeğin vücut ağırlığının yüzde 10′u ile 15′i arasında iken bir yetişkin için bu gereklilik yüzde 2 ile 4 arasında değişmektedir.

Neyse ki hem anne sütünün, hem de mamanın su oranlan oldukça yüksektir. Bazı be-bekler normal beslenme seansları arasında biberondan su içmeyi severler. Ancak bebek ateşli ya da ishal değilse ve çevre sıcaklığı da normal düzeyde ise tek başına suya pek gerek duyulmaz. Bebek iyi besleniyorsa, bu yolla almış olduğu su miktarı onun için yeterlidir.

“Kalori”, besin maddesinin içerdiği enerji miktarının bir ölçüsüdür. Yediklerimizin hepsi ve içtiklerimizin çoğu kalori içerir. İnsan sütü ve mama içindeki kalori dağılımı, birbirine benzemektedir. Kalorinin yüzde 9 ile 15′i protein-den, 45 ile 55′i karbonhidratlardan ve 35 ile 45i de yağdan gelir.

“Protein”, büyüme ve hücre onarımı için el-zemdir. Önemli vücut organlarının çoğunun başlıca yapıtaşını protein oluşturur. Vücut ye-terli miktarda protein almazsa beyne protein sağlamak ve enzim üretmek için kas dokusunu eritmeye başlar. Uzun süre proteinden yok-sun kalan bir bebekte ya da başka birinde letarji (bilinçsel ve bedensel uyuşukluk hali) karın gazı ve şişme gelişecektir. Sonuç ölüm olabilir.

“Karbonhidratlar”, vücudun enerji gereksin-melerinin çoğunu karşılamaktadır. Vücut ye-tersiz düzeyde karbonhidrat alırsa çare olarak protein ve yağı kullanıp enerji üretme yoluna gider. Karbonhidratlar karaciğer ve kaslarda depolanmaktadır. Bebeğin karbonhidrat rezervi, yetişkin bir insanınkinin yanında çok azdır.

“Yağlar”, konsantre bir enerji kaynağıdır. Vücut organlarının, damarların ve sinirlerin korunmasına yardım ederler, sıcaklık değişimleri-ne karşı yalıtım sağlarlar. Bazı vitaminlerin emilmesinde aracılık yaparlar ve midenin boşalması için gereken süreyi uzatarak böylece insanın kendini “tok” hissetmesini sağlarlar. Yetişkinler için vücuda alınan yağ miktarının sınırlanması önemliyse de, küçük çocuklara yağı az diyetler uygulanmamalıdır.

“Mineraller”, fiili olarak vücudun her parça-sının yapısı ve çalışması için önemlidir. Örneğin, kalsiyum ve florür sağlam kemiklerin ve dişlerin oluşması için gereklidir, bakır kırmızı kan hücrelerinin üretiminde kullanılır ve sodyum da vücudun su dengesinin korunmasına yarar.

“Vitaminler”, her organın uygun şekilde çalışması için vücuda son derece küçük miktarlarda gerekli olan maddelerdir. Gerekli vitaminlerin bazıları arasında, gözler için önemli olan ve nefes, icra ve barsak sistemlerinin iç yüzeylerinin sağlıklı kalması için gereken A vitamini, kemiklerin, dişlerin kan damarlarının ve diğer dokuların gelişmesi için gereken c vitamini, ve-yine kemiklerde dişlerin gelişmesi için gerekli D vitamini sayılabilir.

Bir ana baba için beslenme ilkelerini anlamak her ne kadar yararlı olursa da, yine doğan bir bebeğin diyeti basittir. şayet bebeğinizi emziriyorsanız, bebek bilinen en eksiksiz besini alıyor demektir. Bebeğinize mama vermeyi yeğliyorsanız doktorunuz, onun gereksinmelerini karşılayacak besin maddelerini içeren bir mamayı salık verecektir. (Doktor ek olarak, diş erimesinin ortaya çıkmasını önlemek için florür dahil olmak üzere vitamin de yazabilecektir)

Ana babalar genellikle, bir bebeğin yeterince gıda alıp almadığının nasıl anlaşılabileceğini-bilmek isterler. En iyi kural bebeğinize güvenmektir. 0 kendine ne kadar besin gerektiğini-bilir. Memenizi ya da biberonu verdiğinizde bebeğiniz gerektiği kalan besini alacak, geride ne kadar kaldığına bakmayacaktır. Yeniden beslenme saati geldiğinde ise bebek ağlamaya başlar.

Bir bebek yeterli besin almamışsa bunu kısa bir sürede anlarsınız. Siz kendisine daha faz-la süt veya mama verene kadar ağlamaya devam eder, kendisine verilenden daha fazla be-sine gereksinmesi olan bir bebek geceleri daha fazla uyanacak ve beslenmeler arasında süreler uzayacağına daha da kısalacaktır. Dahası, bu bebekler sütlerini son damlasına kadar bitirecek ve yine de doymuş gibi görünmeyeceklerdir. Hatta bebeğin yumruğunu çiğneme-ye çalıştığını da gözleyebilirsiniz.

Bazı ana babalar bebeğe gereğinden fazla-besin vermeye çabalama hatasına düşerler. Burada da bebek kendine gereken kadar besini alacaktır. Bebek emmeyi bırakınca, doymadığını düşünseniz bile onu yeniden emmeye zorlamayın.

Bebeğinizin gerekli besini almakta olduğunun en iyi göstergesi kilo artışıdır. Bazı bebeklerin ağırlıkları yavaş, bazı bebeklerin hızlı ar-tar. Bazen kilo artışının yavaş olması hastalığa bağlanır, ama bu genellikle yanlıştır. Doğal olarak yine de bu tür bebeklerin çocuk doktoruna ya da aile doktoruna daha sık gösterilmesi ve bir sorun bulup bulunmadığının araştırılması yerinde olur. Bu bebekler bazen, onları daha sık beslerseniz kilo kazanabileceklerdir.

Kural olarak, ortalama bir bebek ilk 3 ay süresince ayda 900 gram kadar kilo kazanırlar. Doğumda 3200 gram (yeni doğan bir bebeğin ortalama kilosu) kadar gelen çoğu bebek beşinci ayda kilosunu iki katına çıkarmış olur.

Yaygın Beslenme Uygulamaları

Yeni doğan bebeğinizin beslenmesine sıra gelince önünüzde üç seçeneğiniz bulunun Emzirme, biberon ya da bu ikisinin bir bileşimi.

Bir kuşak önce emzirme birçok batılı anne için bir standart seçenek konumunda değildi. Gönümüzde ise artık güncellik kazanmış bir-yöntemdir ve çokları tarafından besleyicilik avantajları ve anne çocuk bağlanmasına olan katkıları nedeniyle ideal besleme yöntemi olduğuna inanılmaktadır.

Buna rağmen, emzirme yöntemini seçen bazı kadınlar bu yöntemin sunabildiğinden da-ha fazla esnekliğe gereksinme duymaktadırlar. Bu nedenle de bebeğe biberon da vermeye başlarlar. Günde bir ya da daha çok emzirme seansını bir biberon ile tamamlamayı isterseniz göğüslerinizi pompa ile sağarak elde ettiğiniz sütü saklayabilirsiniz. Bu sayede sütünüz daha sonra başka birisi tarafından da çocuğunuza verilebilir. Sağma yöntemi için uygun yöntemi doktorunuzdan öğrenmelisiniz. Ya da mama kullanabilirsiniz. Ancak mamanın günde bir ya da iki defadan fazla verilmemesi salık verilir, aksi takdirde süt üretiminiz azalacaktır.

Birçok ana babanın tercih ettiği ve doktorların da salık verdiği yöntem, beslenme programını yeni doğan bebeğin yapmasına izin verilmesidir ve en azından bir dereceye kadar. Bu yöntem bebeklerdeki farklılıkların dikkate alınmış olmasına olanak sağlar. Birçok yeni doğ-muş bebek her 4 saatte bir beslenmekten memnun olurken, diğer bebekler her 2 ya da 3 saatte bir beslenmek isteyebilirler.

Bebeğinizin beslenme programı her 3 saatte bir beslenmesini öngörüyorsa bile kurallar aniden değişime uğrayabilir. Bebek beslenme aralarını 2 saatte bire indirebilir. Özetlersek, anne bebeğin ilk ayında beslenme zamanların-da bir takım iniş çıkışlara hazırlıklı olmalıdır.

Meme emen birçok çocuğa ilk emme olanağı doğumdan hemen sonra tanınır. Bir annenin sütü her ne kadar göğüslerini doğumdan sonraki üçüncü güne kadar tam olarak dol-durmazsa da, anne ile çocuk arasındaki bağlanma böyleme kolaylaştırılmış olur ve bebeğin, bazı hastalıklara karşı kurulmasında yararlı olduğuna inanılan limon renginde bir göğüs sıvısı olan annesinin ön sütünün (kolostrom) sunduğu sağlık avantajlarından yararlanması sağlanır.

Bebeğinizi emzirerek besleme yolunu seçerseniz, anne sütünün mamadan daha kolay sindirildiğini, bu nedenle de çocuğunuzu, biberonla besleyen bir anneden daha sık beslemeniz gerekeceğini bilmelisiniz. Başlangıçta bebeğinizi 3 saatte bir ve bazen de 2 saatte bir emzirmek zorunda kalırsanız şaşırmayın.

Emziren bir anne için gevşemeyi öğrenmek önemlidir. Bu sayede göğüslerinizin süt ile do-lamsını sağlayan refleks yeteneği gelişir. Rahat olduğunuzdan emin olarak rahat bir sandalye-ye, tercihen bir koltuğa uzanın ya da oturun. Bebeği, yüzü göğsünüze yakın olacak şekilde bir kolunuzla rahat bir biçimde destekleyin. Meme başının bebeğin burnunu kapamamasına dikkat edin.

Her meme başına gerekecek emzirme süresi değişir. Çoğu doktor emzirmeye yavaş yavaş başlamanızı salık vermektedir. Bebe başına beş dakika genellikle uygun bir başlangıçtır. Bazı bebekler bu süre içinde bir göğsü boşalta-bilirler, ancak acelesi olmayan bebekler için bu süre her bir göğüs için 20 dakikaya kadar çıkabilir. Toplam süre ne olursa olsun, ilk 2 dakikada sütün yarısı ve ilk 4 dakikada yüzde 80 ile 90′ı çekilmiş olur.


Her seansta en az bir göğsünüzün boşaldığından emin olun. Aksi takdirde göğsünüzün yeniden dolması için gereken uyarım sağlanmaz.

Başlangıçta, emziren bir annenin memeleri ağrıyabilir. Meme başlarınızı mümkün olduğunca kuru tutun. Ufak miktarlarda lanolin sürmek (emzirmeden sonra, asla önce değil) çatlamaları önlemeye yardım edebilir.

Emzirmeyi seçmişseniz sizin kendi diyetiniz de önem kazanır. Bir doktor tarafından verilmedikçe ilaç almamaya dikkat edin. Sigara içmekten ve aşırı alkol almaktan kaçının. Emzirme sürecinde iken perhize başlanmamalıdır. Bebek emziriyorsanız fazladan yüzlerce kaloriyi süt üretimi için kullanıyorsunuz demektir.

Biberonla beslenen bebeklerin çoğu, ilk-beslenmelerini doğduktan sonra 6 saat içinde alırlar. Biberonla beslenen bir bebek, bir haftalık olduktan sonra 24 saatlik bir süre içinde muhtemelen altı ile dokuz arasında beslenme seansına gereksinme duyacaktır.

Biberon vermek için seçilecek oturma şekli de emzirmedekine benzer. Bir biberon asla-uzaktan bebeğe doğru tutulmamalıdır. Bunun yerine, bebek yakından tutularak mamanın verilmesi için gereken zaman harcanmalıdır.

Mama vücut sıcaklığına kadar ısıtılmalı ve sıcaklık, biberonun bileğe biraz bastırılması ile denenmelidir. Dikkat edilecek önemli bir hu-sus, biberonu mikrodalga fırınında ısıtmayın. Mama aşırı ısınarak bebeğin ciddi şekilde yanmasına neden olabilir. Bir biberon verme seansı, bebeğin istek ve yeteneğine bağlı olarak 5 ile 25 dakika arasında değişebilir.