Özellikle bahar aylarında polenlerin etkisiyle oluşan bahar nezlesi (Vernal Konjontivit) nedeniyle gözlerin kaşınması, körlüğe kadar uzanan rahatsızlıklara neden olabiliyor DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN »

Gözlerde herhangi bir sebepten dolayı ortaya çıkan her türlü kayma, şaşılık olarak adlandırılır. Görme sorunu açısından bazen sebep, bazen de sonuçtur.

 

Bebeklerde bazen değişik bir durum daha mevcuttur: Yalancı Şaşılık! Aslında kayma mevcut değilken, sanki varmış gibi algılanmasıdır. Burun kökü gelişimi daha tamamlanmadığı için görülen bir durumdur ve sık görülür.

 

Şaşılık bazen hayati bir sorunun habercisi de olabilmektedir: Bunlardan en sık görüleni Retinoblastom denilen bir çeşit göziçi kanseridir. Bir diğer durum ise beyin tümörü sebebiyle göz kaslarının düzgün çalışamaması sebebiyle kayma ortaya çıkmasıdır.

 

Görüldüğü gibi şaşılık, sadece kozmetik ve görsel bir sorun değil, bazen çok daha önemli ve hayatı riske atan hastalıkların uyarıcısı olmaktadır.

 

Şaşılık, doğuştan da olsa sonradan da ortaya çıksa halk arasında bilinen görüşün aksine zaman geçmesiyle kendiliğinden iyileşen bir hastalık değildir. Şüpheli bir durumda bile en kısa zamanda bir göz doktoruna başvurulmalı ve ön muayenesi yaptırılmalıdır çünkü kısa süren bir muayene bazen sadece hastanın gözünü değil, hayatını da kurtaracaktır.

 

Şaşılık şikayeti ile başvuran hastanın öncelikle gözlük muayenesi yapılır. Hastaların önemli bir kısmı gözlükten fayda görmektedir. Bir grup hastanın şaşılığı sadece bu şekilde düzelebilmekte iken diğer grup hastada cerrahi de gerekli olmaktadır. Tedavi yöntemleri bunlarla sınırlı değildir. Bu kısa yazıya sığdırılamayacak kadar çok sayıda teşhis ve tedavi yöntemleri vardır.

 

 

Kaç çeşit Şaşılık vardır ?
Bir kaç çeşit sınıflama mevcut olmasına karşın, burada en sık rastlanılanlardan kısaca bahsedilecektir.

- Küçük Yaşta Kaymalar :
Nedenleri :
- Zor Doğum,
- Zor hamilelik dönemi veya Hamilelikte geçirilen ağır hastalıklar - Annenin hamilelik sırasında bazı ilaçları kullanması - Anne - baba’ nın Akraba olması ( Kan Bağı çoook uzaktan bile olsa !! ) - Küçük yaşta geçirilen ağır ve ateşli hastalıklar - Küçük yaşta geçirilen havaleler - Şiddetli Düşme - Görme bozukluğu olanlar - Ailede gözü kayan veya göz bozukluğu olanlar
Çeşitleri :
- Tek Gözde devamlı Kayma :
En sık rastlanan türdür. Genelde içe kayma şeklindedir ve kaymaya sıklıkla Hipermetropi / Hipermetropik Astigmatizma eşlik eder. Bazen de dışa kayma şeklindedir ve buna genellikle Miyopi / Miyopik astigmatizma eşlik eder.
- İki Gözde Kayma:
Bu çeşit kaymalarda anne-baba daha üzgündürler; halbuki iki gözün kayması daha kolay tedavi edilir.
- İki Gözde Arada Kayma
- Tek Gözde Arada Kayma
Bu son iki tür genelde daha kolay tedavi edilirler.

Tedavi :
Nedene yöneliktir; ama burada en sık rastladığımız Tek Gözde Devamlı Kayma’ nın tedavisi üzerinde duracağız.
- En önemlisi çocuğun Göz Doktoruna erken götürülmesidir:
çünkü 1 yaşında 2 ayda düzeltilebilecek kayma, 4 yaşında 2 senede, 7 yaşında 3 senede, 10 yaşında 4 senede belki düzelebilir !!!
- Önce varsa görme kusuru düzeltilmeli ve gerekli gözlükler verilmelidir.

- Sonra gerekirse kapama yapılmalıdır.

- Eğer kapama yapılamazsa, göz bebeğini büyütücü ilaçlarla kapama etkisi sağlanmalıdır.

- Gerekirse özel aletlerle pleoptik tedavi uygulanmalıdır.

- Yeterli olmayan durumlarda cerrahi müdahale yapılmalıdır:


İleri Yaşlarda Göz Kaymaları:

Genelde trafik kazası, darbe gibi travmalardan sonra veya Diabet, Beyin veya Göz tümörleri gibi nedenlerden oluşurlar:

Tedavileri nedene yöneliktir

 

Yalancı Şaşılık

Çocuğundaki kaymaları, ‘Yalancı şaşılık’ olarak kabul eden birçok aile doktora başvurmuyor. Ancak uzmanlar kayma sorunlarının doktor tarafından incelenmesi gerektiğine dikkat çekiyor. Çünkü, kayan göz tembelleşiyor. Tedaviye geç kalındığında ise göz tembelliği düzelmiyor

Şaşılık, doğuştan ya da sonradan ortaya çıkabiliyor. Uzmanlar, aileleri ‘Çocuğunuzun gözünde kayma varsa beklemeden göz hastalıkları uzmanına başvurun’ diye uyarıyor. Çünkü kayan göz tembelleşiyor. Göz tembelliği tedavisi ise 6-7 yaşına kadar yapılabiliyor. Geç kalındığında kayma düzeltiliyor ancak göz tembelliği düzelmiyor. Dünya Göz Hastanesi’nden Doç. Dr. Kemal Dikici, şaşılık hakkında şöyle bilgi veriyor: ‘Çocukluk döneminde görülen göz kaymaları, doğumdan itibaren ortaya çıkan kaymalar ve ileriki yaşlarda ortaya çıkan kaymalar olarak iki ana grup altında ele alınıyor. Özelikle doğumdan sonraki ilk birkaç ay içinde ortaya çıkan kaymalar genellikle her iki gözde içe kayma şeklinde ortaya çıkan ve ailenin de fark ettiği belirgin kaymalardır. Bu tür kaymanın bebeklerde burun kökü geniş olduğu için görülen ‘Yalancı şaşılık’ diye tarif ettiğimiz tablodan ayırt edilmesi büyük önem taşıyor. ‘

İhmal etmeyin

Özellikle çocuk hekimlerinin şaşılık konusunda titiz davranması gerektiğini kaydeden Dikici, ”Bebek büyüsün kendiliğinden düzelir’ diye yapılan ertelemeler ileride belki de düzeltilmesi mümkün olmayacak göz tembelliği gibi ciddi sorunların ortaya çıkmasına neden olabilir’ diyor. Gözde bir kırma kusuru varsa okul çağına gelmeden mücadele edilmesi gerektiğini vurgulayan Kemal Dikici, şöyle konuşuyor: ‘Kaymanın düzeltimesi için aileye çok fazla görev düşüyor. Gözlük düzgün olarak taktırılmalı. Klasik yöntem olarak sağlam gözün kapatılması az gören gözün çalıştırılmasıyla uygulanan tedavi var. Gözün kapatılma süresini göz tembeliğinin derinliği belirliyor.’

Doç. Dr. Kemal Dikici, göz kusuru tespit edilen bebeklere üç-dört aydan itibaren takabileceği gözlükler verdiklerini belirterek gözlük seçimi hakkında şöyle konuşuyor: ‘Bu gözlüklerin seçiminde uygun çerçeve ya da camların seçimi oldukça önemli. Bunlardan herhangi birisindeki rahatsızlık özellikle çerçevenin uygun olmaması, bebeğin camların ortasından bakmaması bebeğin huysuzlanmasına ve sonuç olarak ailenin bu gözlüğü taktırmadaki başarısızlığı ile sonlanacaktır.’ Bazı hastalarda sadece gözlük vermekle tedavinin bitmediğine dikkat çeken Dikici, ameliyat hakkında bilgi veriyor: ‘Belirli periyodlarda takip edilen bebekteki kayma miktarı verilen camlarla tam olarak bazen düzelmemektedir. Böyle bir durumda bebeğin büyümesini beklemeden en kısa süre içinde göz eksenlerini paralel duruma getirmek için ameliyat planlanmalı. Genelde bir yaşından önce ameliyat yapıyoruz. Tabii ki herhangi bir kırma kusuru tespit etmediğimiz durumlarda ise özellikle ameliyatı planlamadan önce bu kaymayı izah edecek herhangi başka bir sebep olup olmadığı oldukça önemli. Burada göz muayenesi çok dikkatle yapılmalı.’

Ani kaymalara dikkat!

Ailenin birden fark ettiği aniden ortaya çıkan şaşılığın tümörü işaret edebileciğini belirten Kemal Dikici, ‘Böyle bir tablonun altında basit bir kayma olgusu olabileceği gibi çocukluk çağının kafa içi tümörlerini nadir de olsa gözardı etmemeliyiz.

Böyle bir şüpheyi ortadan kaldırmak için özellikle çocukta göz dibi muayenesi dikkatli bir şekilde yapılmalı. Görme sinirinin rengi, şekli ve yapısında herhangi bir anormal görüntü varsa bu tabloyu izah etmek için gerek nörolojik muayenenin yanı sıra radyolojik tetkiklerden özellikle MR (manyetik resonans) ve bilgisayarlı beyin tomografisi (BBT) istenmeli.’

Bu şikayetlere dİkkat!

Aşağıdaki şikayetlerin görüldüğü çocuk ve bebeklerin göz hastalıkları uzmanı tarafından muayene edilmesi gerekir

  • Baş ve göz ağrısı

  • Bulantı ve baş dönmeleri

  • Çift görme şikayeti varsa

  • Bir şeye bakmak istediğinde başını çeviriyor ve eğik tutuyorsa

  • Başı sık olarak bir yana doğru eğik duruyorsa veya bir omuz yukarı kalkık duruyorsa

  • Yürürken çok sık takılıp düşüyorsa

  • Gözün birini sık sık kapatıyorsa

  • Çok sık göz kırpması varsa

    Adım adım tedavİ

  • Bebekte yapılacak damlalı göz muayenesi her hangi bir kırma kusurunun olup olmadığı yönünde önemli bir bilgi veriyor.

  • Kırma kusurunun olup olmaması gözde tedavi yaklaşımını değiştiriyor

  • Özel testlerle kayma nedeni belirleniyor

  • Nedene bağlı tedavi yapılıyor

  • Tümör ise tümörün tedavisi sağlanıyor

  • Gözlükle düzeleceğine inanılıyorsa hemen gözlük veriliyor

  • Göz kusuruna bağlı olanlar gözlüğü takınca şaşılık düzeliyor. Bir de göz kusuru yok ama kaymanın görüldüğü durum var. Kesin tedavisi ameliyat.

    Tümör tespit edildiğinde…

    Doç. Dr. Kemal Dikici, tümör tespit edildiğinde tedavide izlenen yolu anlattı: ‘Bu durumda beyin cerrahisinin devreye girmesi kaçınılmazdır. Şaşılık ameliyatından önce hayati tehdit eden diğer tablonun düzeltilmesi gereklidir.

    Ailenin tabii ki her kayması olan bebek veya çocukta aklına hemen tümörü getirmesi doğru değildir. Ama en azından ailenin ilgili olması zamanında tespit edilen tabloların daha kolay ve erken zamanda tedavi edilmesini kolaylaştırır.’

    Kayma nedenleri

  • Miyop

  • Yüksek derecede hipermetrop

  • Doğuma ait felç

  • Tümör

  • Kaza

  • Doğuştan katarakt

     

  • Görme yetisini kaybettirebilen bu rahatsızlığın halk arasındaki adı göz tansiyonudur. Göz içi basıncının normal değeri 10-20 mmHg kadardır. Göz tansiyonunun yükselmesine bağlı olarak ortaya çıkan görüş bozukluğu yada görme duyusunda azalmayı kişi farkettiğinde görme duyusu niteliğini % 90 kaybetmiş demektir. Göz içi basıncının yükselmesi sonucunda gözden aldığı görüntüyü beyne ulaştırma görevini üstlenen görme siniri ve görme sinirindeki tahribat zamanında kontrol altına alınmazsa, görme alanı kaybı ve görme azalması ortaya çıkar.

    Belirtileri :

    En sık rastlanan açık açılı glokom en az belirti veren glokom türüdür. Görmede belirgin azalma ve ağrı hissedilmediğinden bu glokom çok geç farkedilir.
    Sabahları belirginleşen baş ağrısı ; geceleri ışık etrafında ışıklı halkalar görme kapalı açılı glokom tipinin belirtileridir.Bu nedenle,hastalığın erken teşhis edilmesi ancak 45 yaşın üstünde olan kişilerin bir göz uzmanı tarafından yapılan rutin göz muayenesi taraması ile mümkündür.

    GLOKOM TEDAVİSİNDEKİ YENİLİKLER:

    “Glokom tedavisinde son yıllarda gelistirilen ilaclar ve yeni cerrahi yöntemlerle yüz güldürücü sonuclar bildirilmektedir.” <Viskokanalostomi> Prof Stegman tarafından tanımlanan ve popülaritesi gittikce artan bir cerrahi yöntemdir.

    Yeni gelistirilen glokom damlaları bu olgularda göz ici basıncındaki artıslara karsı koruyucu ve glokomlu gözde hasarı azaltıcı alternatiflerdir.

    Sık karşılaşılan bir sorundur. Nadiren cerrahi girişimler gerektirmekle birlikte, genellikle antibiyotik uygulamasıyla ve öteki basit yöntemlerle iyileştirilebilmektedir. Arpacık, etkilediği gözkapağı bezlerine göre ikiye ayrılır. Gözkapağının dışında kirpiklere bağlı yağ bezleri vardır. Bunlar, gözün yüzeyini koruyan yağı (sebum) salgılarlar. Bazen salgı bezi kanalı tıkanır ve içerde kalan bakteriler “dış” arpacığa neden olurlar.

    Gözkapağının içinde ise, “meibom bezleri” denen bir dizi bez daha vardır. Bunlar da yağ bezleridir, ancak kirpiklerle bağlantılı değillerdir, gözkapağının arka yüzüne açılırlar. Burada oluşan bir tıkanıklık ve enfeksiyon da “iç” arpacığa neden olur.

    Arpacık daha çok, derileri kuru ve egzamaya eğilimlilerde görülür. Kepek ve pullanma bu koşullarda ortaya çıkar ve arpacık bunların etkisiyle oluşur. Diğer enfeksiyonlarda olduğu gibi, genel olarak beden sağlığının bozuk olması ve direnç düşüklüğü de arpacığın sık görülmesine neden olur.

    Arpacık ortaya çıkmadan birkaç gün önce gözde kaşınma ve batma hissi başlar. Arpacık bir iki günde ortaya çıkar. Küçük, ağrılı bir nokta biçiminde başlar; sonra şişerek belirgin kırmızı bir püstül (içi irin dolu kabarcık) halini alır. Dış arpacık kolayca tanınır. Ama iç arpacığın görülmesi için gözkapağını dışa doğru çevirmek gerekir. Şişen meibom bezi gözkapağını gerdiğinden iç arpacık, dış arpacıktan daha ağrılıdır.

    Arpacıkla birlikte gözkapağındaki ağrı ve batma hissi artar. Işık ağrıyı artırır (fotofobi) ve göz sürekli sulanır. Fotofobi, göz sulanması ve sürekli burnunu çekme, çocukta, kızamık gibi daha ciddi bir hastalığı akla getirebilir

    Yeterince erken anlaşılırsa, antibiyotikli merhem ya da damlalar arpacık oluşumunu önleyebilir. Ancak, çoğunlukla tanıdan önce püstül(ağızlaşma) oluşur ve antibiyotikler etkisiz kalır. Tek tedavi, oluşan iltihabın boşalmasını sağlamaktır. Sıcak kompres, kan akımını artırıp gözkapağını yumuşatarak ağrıyı azaltır ve enfeksiyonun iyileşmesini kolaylaştırır. Basit bir sıcak kompres, tahta bir kaşığın çevresine pamuklu bir kumaş ya da pamuk sarıp sıcak suyun altına tutularak yapılabilir. Su dayanılabilir sıcaklıkta olmalı ve kaşık her seferinde kapalı göz üstünde en az 10 dakika tutulmalıdır. Dış arpacığın yerleştiği kıl kökü kolayca fark edilir. Kirpik bir cımbızla alınırsa, arpacık kendiliğinden boşalır, ağrı ve şişlik azalır.

    İç arpacığın tedavisi daha zordur. Enfekte olan meibom bezi dışarı açılmaya çalışır ama kalın gözkapağını delemez. Sonunda akyuvarlar enfeksiyonun üstesinden gelir ve belirtiler ortadan kalkar ancak geride mikropsuz bir iltihap kisti kalır. Meibom kisti, gözkapağının altında ağrısız, küçük bir kitle halinde hissedilir ve ancak cerrahi girişimle çıkarılabilir. Lokal anestezi altında gözkapağı dışa çevrilerek kist alınır, çevresi temizlenir.

    Gözü ovuşturmak, enfeksiyonu bulaştıracağı için zararlıdır. Kepeğin önlenmesi de önemlidir, çünkü arpacıkta rolü olduğu düşünülmektedir. Neden blefarit, yani gözkapağı iltihabı ise, uzun süreli antibiyotik tedavisi ve hafif kortizonlu damlalar etkili olabilir.
    Birçok vakada neden bilinememektedir.

    HASTALIĞIN BELİRTİLERİ


    Tedavinin zamanında başlamasını sağlamak ve hastalığın ağırlaşmasını önlemek açısından başlangıç belirtilerim bilmek önemlidir.
    Hastalık ani ve şiddetli bir güç harcandıktan sonra ortaya çıkabilir. Önceleri belirtisiz seyreden hastalık, şiddetli güç harcanması sonucunda dengelerin altüst olmasıyla belirti vermeye başlar. Ama genel olarak yavaş ilerleyen hastalığın önceleri hafif olan belirtileri giderek şiddetlenir. Sağlık durumu iyi olan bir kişi güç harcamayı gerektiren işleri başarıyla tamamlayamaz. Hastalar soğuk havada bir merdiven çıkarken ya da yokuş yukarı yürürken zorlanmaya başlarlar. Solunum zorlaşır ve hasta ya adımlarım yavaşlatmak ya da durmak zorunda kalır. Bu durum önceleri hastayı biraz şaşırtsa da, pek önem vermez, olayı bir anlık yorgunluğa bağlayarak geçiştirir. Bundan sonra, uyarıcı bir başka belirti ortaya çıkar: Yorucu bir günün sonunda ayak bileklerinde şişme (ödem) ortaya çıkar. Şişler hamur kıvamındadır ve sabah saatlerinde kaybolur. Nefes darlığı ve şişme önceleri hafiftir;
    ileri dönemlerde ise çok şiddetli ve ağır bir tablonun gelişimine yol açarak kalp yetmezliğinin en önemli iki belirtisin! oluştururlar. Daha sonra tabloya eklenen morarma özellikle yüz, el ve ayakların kırmızı-mor bir renk almasına yol açar. Zamanında tedavi edilmezse belirtiler giderek şiddetlenir. Nefes darlığı artık basit hareketlerde de görülür;
    ayaklardaki şişlikler giderek artar ve bacaktan yukarı doğru yayılır, morarma da iyice belirginleşir. Kalp yetersizliğinin en ileri aşamasında nefes darlığı dinlenme sırasında da görülür; şişme, bacakların dışındaki bölgelere de, örneğin kama, erkeklerde cinsel organlara ve hatta göğse yayılır; morarma ileri derecede yoğunlaşır.
    Bu belirtilerle birlikte ikincil olarak, kalp astımı ya da akciğer ödemi (akciğerlerde sıvı birikimi) görülür. Ani gelişen bu durum boğulmaya benzer bir izlenim yaratan ciddi bir tablodur.
    Belirtilerin nasıl ortaya çıktığım anlayabilmek için, yetersizlik halindeki kalp ve dolaşım sisteminin hangi koşullar altında bulunduğunu açıklamak gerekir. Kalp, içerdiği kanın tümünü pompalayamaz. Her kasılmada gerekenden daha az miktarda kanı damarlara vererek daha az enerji harcar. Sonuçta kanın dolaşma hızı giderek azalır ve morarma gelişir. Hastalığın ağırlığına göre, kalbin pompalayamadığı az ya da çok miktarda kanın karıncık içinde kalması sonucunda karıncık içi basınç artar. Bu basınçtan ötürü, dokulardan gelen toplardamar kanının sağ karıncığa, akciğer toplardamarından gelen kanın da sol karıncığa boşalması engellenir. Sonuçta büyük dolaşımın toplardamar sisteminde basınç artışı ve ödemler ortaya çıkar. Küçük dolaşımdaki basınç artışı ise akciğer ödemine ve nefes darlığına neden olur.

    Kalbin sağ, sol veya her iki karıncığının; içindeki kanı, her vuruşunda muntazaman boşaltamaması şeklinde ortaya çıkar. Üç şekilde görülür. Sol kalp yetmezliği : Hastada nefes darlığı ve kuru öksürük vardır. Geceleri daha zor nefes alır. Çarpıntı, baygınlık ve terleme görülebilir. Buna kalp astımı adı verilir. Nedeni; aort veya mitral kapaklarının hastalanması veya koroner rahatsızlığıdır. Sağ kalp yetmezliği : Hastanın ayak ve ayak bilekleri şişer. Buralara, parmakla bastırılınca bir süre çukur kalır. El, ayak ve yüzde morarmalar; hazımsızlık ve iştahsızlık görülür. Nedeni, mitral kapağı hastalığı, müzmin bronşit veya doğuştan olan kalp hastalığıdır. Kaonjestij kalp Hastalığı : Sağ ve sol kalp yetersizliği bir arada olduğu zaman görülür. Nedeni aort veya mitral kapaklarının hastalanması, müzmin bronşit veya akciğer hastalıkları, romatizma ve tiroid hastalıklarıdır. Aşağıdaki tavsiyelere uymak gerekir: Sigara içmeyin. Yemeklere fazla tuz koymayın. Uykularınızı ihmal etmeyin. İstirahat edin ama devamlı olarak yatmayın. Sinirlenmeyin, üzülmeyin, her şeyi kendinize dert etmeyin.

    astım
    Hasta, kriz geldiği zaman soluk almakta zorluk çektiğini zanneder, gerçekte nefes vermekte zorluk vardır. Bunun nedeni de, akciğerlerdeki küçük hava borularının daralmasıdır. Buralardan geçen hava, ıslığa benzeyen bir ses çıkarır, ki buna hırıltı denir. Astım, bir kaç grup nedenden kaynaklanır. Bunların başında da bünye gelir. Yani, bazı kimselerde baş ağrısı ne kadar tabi bir şeyse, diğerlerinde de astım o kadar doğaldır. Bazı kimseler, toz, kıl, yumurta, süt, aspirin, çiçek tozu ve benzeri şeylere karşı hassastırlar. Bu hassasiyet, astım krizleri şeklinde kendini gösterir. Tedavi için, hastayı etkileyecek bu unsurların ortadan kaldırılması yapılacak ilk iştir. Aşırı heyecan veya korku da astım krizine yol açabilir. Bu gibi durumlarda hastayı sakinleştirmek yapılacak ilk iştir. Bazı kimselerde de, Had Bronşit sonucu astım krizi görülebilir. kalp yetmezliği de astım krizine neden olabilir.

    şeker hastalığı
    Vücudun şeker yakmasında ortaya çıkan bozukluğun neden olduğu bir hastalıktır. Tıp dilinde diabet denir. Pankreas, kandaki şeker miktarını kontrol eden ve adına insülin denilen bir madde salgılar. Pankreas bu görevini yerine getirmezse, kandaki fazla şeker, karaciğere depo edilir. Aç karnına alınan 100 gram kanda 80 miligram şeker vardır. Bu miktar yemekten 1-2 saat sonra 140 miligrama kadar yükselir. Kandaki şeker miktarı hastalığın durumuna göre aşağıdaki gibi tespit edilir. Şeker durumu Açken Yemekten 1-2 saat sonra Normal kimselerde 80 mg. 140 mg. Orta derecede 130 mg. 190 mg. Ağır derecede 160 mg. 215 mg. 2 çeşit şeker hastalığı vardır. - Şekersiz Diabet : Hipofiz bezinin arka tarafından salgılanan antidiüretik hormonun yetmezliği sonucu ortaya çıkan bu çeşit şeker hastalığına, tıp dilinde diabetes insipidus denir. - Şekerli Diabet :Pankreasın salgıladığı insülin yetmezliği sonucu ortaya çıkan bu çeşit şeker hastalığına, tıp dilinde diabetes mellitus denir. Şeker hastalığını doğuran nedenler dengesiz beslenme, şişmanlık veya sinir bozukluğudur. Bazı kimselerde de irsiyet önemli bir rol oynar. Hastalığın başlangıcında çok yemek ve su içmek ihtiyacı vardır. İdrar miktarı da artar. Kadınların idrar yapma yerlerinde kaşıntı vardır. Ayrıca devamlı yorgunluk hali görülür. İleri safhada devamlı baş ağrısı, el ve ayak titremeleri, iştahsızlık, aseton kokusuna benzer nefes kokusu, ter kokusu, adele krampları, hafıza zayıflığı, kısmi veya tam felç, iyileşmeyen yaralar ve uykuda sayıklama görülür. Şeker hastalığı tedavi edilmezse sonuç damar sertliği, kalp yetmezliği, göğüs anjini, görme zayıflığı, katarakt, karaciğer hastalıkları, siroz olabilir. İki çeşit şeker koması vardır. - Diabetik Koma :Daha ziyade şeker hastalarında görülür. Nedeni, insülin verme zamanını geçirmek, gerektiğinden az miktarda insülin vermek, bağırsak iltihabı, bademcik iltihabı, grip veya iyileşmeyen yaralardır. - Şeker Eksikliği Koması : Tıp dilinde hipoglisemi adı verilen bu çeşit koma, terleme, titreme, çırpınma huzursuzluk, şiddetli açlık, ve aşırı duygusallıkla başlar. Nedeni, fazla miktarda insülin vermek veya çok miktarda karbonhidratlı yiyeceklerle beslenmektir. Şeker hastaları haftada en az iki kere ılık banyo yapmalıdır ve sonra da vücutlarının her tarafını ılık bir havlu ile ovmalıdır. Kabız veya ishal olmamalıdırlar. Perhiz yapmalıdırlar. Erken yatıp erken kalkmalıdırlar. Ağız, boğaz ve diş sağlığına aşırı özen göstermelidirler. Masaj, beden hareketleri ve açık havada yürüyüşü ihmal etmemelidirl

    HASTALIĞIN TEDAVİSİ


    Kalp yetmezliği olgularında kullanılan oldukça etkili ilaçlar vardır. Bu ilaçlar birçok insanın yaşamım kurtarmıştır. Bunların en önemlisi dijitaldir.
    Kalp yetmezliği hastaları için beslenmenin büyük önemi vardır. Öncelikle alınan besin miktarı az olmalıdır. Hekimler ilk günlerde daha çok şekerli su, portakal suyu, açık çay, sebze sulan gibi sulu besinler önerir. Alınan besinler daha sonra aşamalı olarak artırılır ve günlük besinler birkaç öğüne bölünerek verilir. Sindirim işlevi, kalbin yükünü önemli ölçüde artırdığından besinlerin iyice çiğnenerek ve az miktarda alınma-sı gerekir. Öncelikle yağlar önemli ölçüde kısıtlanmalıdır ve hekim gerekli görürse ödemli olgularda tuz sınırlama-sı uygulanır. Beslenmede tuz sınırlama-sı uygulandığında idrarla atılan su miktarı artar, ödemler kaybolur ve kalbin yükü azalır. Kalp kası dokusunun oksijenlenmesini engelleyen sigara bütünüyle kesilmelidir; kahveye izin verilebilir.
    Hekimin önerilerin! düzenli olarak uygulayan ve ilaçlanm alan bir hasta başanyia tedavi edilebilir. Tedavi başa-nlı da olsa, kalpte hastalık olduğu unutulmamalıdır. Dolayısıyla kalp yetmezliğim ağırlaştıracak ağır bedensel güç
    harcamaktan kaçınmak gerekir. Gerekli önlemleri alan hasta uzun yıllar yaşayabilir

    Romatizma, iyi tedavi edilmeyecek olursa; kalbin içindeki kapakçıklara yerleşir. Bu kapakçıklardan; en fazla mitral kapakçık etkilenir ve daralıp, sertleşir, büzülür. Daha çok kadınlarda görülen kalp romatizması sonucu ortaya çıkan hastalığa mitral darlığı veya mitral stenoz denir. Hastada nefes darlığı, kuru öksürük, sık sık soğuk alma, morarma, el ve ayaklarda üşüme ve yorgunluk görülür. Tedavinin ilk şartı üzülmemek, her gün bir öncekki günden daha iyi olduğuna inanmak ve doktorun tavsiyelerine uymaktır. tedavinin başarısını garantileyen ilk şart erken teşhis. Kalp romatizmasının en önemli tedavisi istirahat ve vücudu yeni mikrobik enfeksiyonlardan korumak. Bu arada vücuttaki streptokokların neden olduğu enfeksiyonu iyileştirmek için antibiyotik tedavisi uygulanıyor. Romatizma tiplerinin en korkulanı olan kalp romatizmasının tedavisi için yapılması gerekenler:

    MUTLAKA TEST YAPILMALI
    Tedavide Aspirin ve kortizon dışı antiromatizmal ilaçların yanı sıra koruyucu olarak depo-penisilin enjeksiyon uygulamak gerekiyor. Ancak ayda bir kez uygulanan penisilin tedavisine başlamadan önce, hastaya mutlaka test yapılmalı. Bunun dışında çok ender olarak kortizona da başvurulur.


    KAÇMAYIN
    Eğer kalp romatizması akut bir şekilde seyrediyor ise, hekim kortizon tedavisine gerek görebilir. Yani ilk yapanız gereken, dalında uzman bir hekime başvurmak. Kalp romatizma teşhisi konulan birçok hastanın tedaviden kaçması, sorunun daha da aşılmaz bir hale gelmesine neden oluyor. Unutmayın, erken teşhis konulan ve tedaviye başlanan birçok kişi, daha uzun yıllar yaşayabiliyor.

    Kalp ağrısı zaman zaman başka ağrılarla karıştırılabiliyor. Bu nedenle hastanelere başvurmada gecikmeler yaşanabiliyor

    Koroner arter hastalığında (kalp damarlarında tıkanıklık) en temel yakınma, göğüs ağrısıdır.

    Koroner damarlarda tıkanıklık olduğunda ortaya çıkan ağrı, göğüs duvarının ardında, sıkıştıran, ağırlık- baskı yapıcı tarzda (çoğu zaman sanki göğüs duvarına biri oturmuş hissi veren) bir ağrıdır. Bu ağrı künt bir ağrıdır. Batıcı tarzda değildir, nefes alıp vermekle ya da hareketle artış ya da azalma göstermez. Çoğunlukla efor sarfetmekle, sinirlenmekle veya soğukla ortaya çıkar. Sol kola, omuzlara, boyuna, sırta, karın ve çeneye yayılabilir. (Bazen de sadece bu bölgelerden birinde hissedilir.) Genellikle 10- 15 dakikadan az süren, dinlenmekle veya koroner damarları genişleten ilaç almakla geçen bir ağrıdır. Zaman zaman ağrıya sıkıntı hissi, terleme, baş dönmesi ve bulantı eşlik edebilir. Ancak bazen daralmış olan damar bölgesinde dinamik değişiklikler olabilir ve o zaman ağrı istirahat halindeyken gelir, daha uzun sürer ve ilaca cevap vermeyebilir. Bu tür göğüs ağrısı kolaylıkla bir kalp krizine yol açabileceğinden çok daha tehlikelidir.

    Her göğüs ağrısı kalp ile ilgili midir?


    Göğüs ağrısı kalp dışı birçok nedene bağlı olarak ortaya çıkabilir. Göğüs kafesindeki kaslar, sinirler, bağlar ve benzeri yapılara ait olabileceği gibi sindirim sistemi (safra kesesi, mide, yemek borusu vs) hastalıkları ile de ilgili olabilir.

    Hangi durumlarda kalp ağrısı olduğundan şüphe edilir?


    Kalp damarlarında tıkanmadan dolayı oluşan ağrının özellikleri yukarıda belirtildiği gibidir. Ancak bazen özellikle diyabet hastalarında ve yaşlılarda, bu ağrı çok belirsiz olabilir ya da hiç hissedilmeyebilir. Bazen de hiç ağrı olmadan nefes darlığı, çarpıntı, baş dönmesi, bulantı gibi eşlik eden yakınmalar ortaya çıkabilir.

    Bu özelliklere uyan bir ağrınız varsa, zaman geçirmeden bir sağlık kuruluşuna gitmelisiniz. Bununla birlikte kalp ağrıları her zaman tarif edildiği gibi tipik olmayabilir. Bazen mide rahatsızlığı, omuz ağrısı, kol ağrısı, çene ve hatta diş ağrısı şeklinde de kendini gösterebilir. Özellikle yaşlı veya şeker hastalığı (diabetes mellitus) olanlarda bu şekil ağrılar olabilir.

    “Özellikle kalp damar hastalığı açısından risk faktörleriniz varsa çok daha dikkatli ve hassas olmalısınız.”

    Yapılacak en doğru iş en yakın sağlık merkezine gitmek veya doktorunuza başvurmaktır.

    Kalp hastalıklarına bağlı göğüs ağrılarında neden bir an önce doktora gidilmeli?


    Göğüs ağrıları bir kalp krizinin habercisi olabilir. Ya da o anda geçirilmekte olan bir kalp krizine ait olabilir. Kalp krizlerine bağlı ölümlerin %50’si ilk 1 saat içinde olmaktadır. Kalp krizi, kalbi besleyen damarlardan birinin tıkanmasıyla oluşur ve kalbin kansız kalan o bölgesindeki hücreler geriye dönüşsüz bir şeklide ölmeye başlar ve 6- 12 saat içinde o bölgedeki tüm hücreler ölür. Bu nedenle göğüs ağrısı ihmal edilmemesi gereken bir yakınmadır

    10 binden fazla çocuğun incelendiği, geniş çaplı ilk bilimsel araştırmadan çıkan çarpıcı sonuçlara göre, hamilelikte cep telefonu kullanan kadınların çocuklarında hiperaktivite, davranış bozukluğu ve duygusal sorunlar görülme ihtimali daha yüksek. Araştırmanın sonuçlarını değerlendiren uzmanlar, anne babaları uyarıyor: Cep telefonu kullanarak çocuğunuzu içine attığınız tehlike, ona alkol ve sigara kullandırmaktan farksız…

    ABD’li ve Danimarkalı bilimadamlarının ortak araştırması “cep telefonları çocukları tehdit ediyor mu?” sorusuna verilen en kesin ve bir o kadar da korkutucu yanıt oldu.

    Araştırmada, 1990’lı yıllardan önce yani cep telefonu kullanımı yaygınlaşmadan doğan çocuklarla daha sonraki yıllarda doğan 13 bin çocuk incelendi.

    Sonuçlar, hamilelikle günde 2-3 kez cep telefonu kullanan kadınların çocuklarında çeşitli davranış bozuklukları görüldüğünü ortaya koydu.

    Buna göre, anne karnında ya da küçük yaşta aşırı cep telefonu kullanımına maruz kalan çocukların hiperaktivite, duygusal sorunlar ve ilişki kurmada güçlük çekme riski yüzde 54 daha fazla.

    Uzmanlara göre, bu tehlike 7 yaşından küçük olduğu halde cep telefonu kullanmasına izin verilen çocuklar için de geçerli.

    Çocuklarda görülen bu davranış bozukluklarının altında başka hiçbir biyolojik neden bulamayan uzmanlar, cep telefonunun yarattığı riskin çocuklara sigara ya da alkol kullandırmaktan farkı olmadığını belirtiyor.

    Bazılarımız aynanın karşısına geçerek uzun uzun ‘neden böyle bir kaderim var?’ diye düşünür. Vücut şekliniz ister zayıf, ister şişman olsun, selülit bazen kaçınılmaz oluyor. Ama umutsuzluğa kapılmaya gerek yok, çünkü selüliti tedavi etmenin binbir yolu var


    Selülit derinin alt tabakasında, yağ dokusunun hemen çevresinde meydana gelir. Oluşan selülitler derinin üst bölümünde pütür pütür bir görüntü bırakır ve fiziksel olarak kendine güvensizliğe sebep olur.
    Yağ hücrelerinin fazla yağı depolamasının ve östrojen hormonunun da etkisiyle bu hücreler genişler. Kan dolaşımı giderek yetersizleşmeye başlar. Yağ hücrelerinin genişlemesi ise yağ dokusunun aşırı yayılması demektir. Bu yayılma deri altı bağ dokusunu da etkileyerek vücudun normalden daha fazla su tutmasına ve dolayısıyla da kan dolaşımının zayıflamasına neden olur. Vücut kan dolaşımındaki zayıflamayla birlikte, dokulara eskisinden daha az oksijen ulaşmayla başlar. Bunun sonucu dokular elastikiyetini kaybeder ve cilt yüzeyi pürüzlü bir görünüm almaya başlar.
    Kilo vermenin formülü belli, ama…
    Şimdiye kadar pek çok kadın kilo vermenin formülünü, gazete ve dergilerden öğrendi : kalorisi düşük yiyecekler yemek, bol bol hareket etmek ve aldığınız kaloriden daha fazlasını harcamak. Ancak tüm bunlar, bazılarımız için, pürüzsüz ve formda görünen bir vücuda sahip olmak için yeterli olmuyor. Fransa’da kozmetik uzmanlarınca, ilk olarak 1950′li yıllarda ortaya atılan selülit sözcüğü, bir deri hastalığı olarak adlandırılıyor. Günümüze kadar selülitin, kozmetik dünyası tarafından ortaya atılan bir aldatmaca mı, yoksa tüm kadınların kaderi mi olduğu tartışmaları devam edip duruyor. Kimi uzmanlar, selülitin bir tıp hastalığı olmadığını, kozmetik tedavilerin arttığı günümüz koşullarında ortaya atılmış bir uydurmaca olduğunu ileri sürüyorlar. Bilinen bir gerçek var ki, o da zayıf, şişman pek çok kadının, kalça ve baldır çevresindeki, çıkıntılı görüntüden oldukça rahatsız olduğu.

    Selülitler bir gecede ortaya çıkmaz
    Selülitlerinizin bir gecede ortaya çıkmadığı malum. Uzmanlar sağlıksız yaşam -koşullarının, dengesiz beslenme, fazla alkol alma, sigara tiryakiliği ve bedensel hareketsizliğin, uzun vadede selülitin vücutta yerleşik hal almasına neden olduğunu söylüyorlar. Hamilelik ve menopoz gibi dönemlerde, hormonal seviyelerde meydana gelen iniş çıkışlar da diğer sorumlu faktörlerden. Araştırmacı bilim adamları, kadınların bu dönemlerde duygusal yönden oldukça hassaslaştığını, stresle başa çıkmanın ise, hormonal değişimleri en aza indireceğini söylüyorlar. Çünkü strese girdiğiniz anlarda, vücut savunma sisteminiz harekete geçiyor ve bazı hormonlar normalden fazla salgılanıyor. Vücudun su toplanma oranının artmasıyla, selülitlere zemin hazırlanmış oluyor. Kısacası, selülitlerinizden kalıcı olarak kurtulmak istiyorsanız, daha az stresli bir yaşama ve bazı alışkanlıklarınızı değiştirmeye ihtiyacınız var.

    TÜM SELÜLİT TEDAVİLERİ
    Mezoterapi
    Mezoterapi orta deri tedavisi anlamına geliyor. Deriye belirli açılardan birçok iğne batırıldıktan sonra bağışıklık sistemini harekete geçirme esasına dayanıyor. Bu tedavinin selülitlere ne kadar etkili olabileceği hakkında, mezoterapist Halim Küçükay şunları söylüyor: “Damar uçlarını, özel ilaçlarla uyararak kan dolaşımı hızlandırıyoruz. Duyarlı sinir uçlarının uyarılması, deri altında damar açıcı reaksiyon meydana getirir. Açılmış kılcal damar uçlarına verilen, selüliti giderici ilaçlar, doğrudan sorunlu bölgeye etki ederler. Bu tıpkı, hastalıklı bir yaprağı kurtarmak için, ilacı ağacın köküne değil de, hasta olan yaprağa enjekte etmeye benzer. Böylece sağlam yapraklara zarar verilmeden, hastalıklı yaprak kurtarılmış olur. Mezoterapi, sonuçlarının hızlı ve kesin olması, ilaçların küçük dozlarda kullanılması nedeniyle selülit tedavisinde, bayanlan arasında en çok tercih edilen metodlardan birisidir.”

    Akupunktur
    Akupunktur tek başına selülit sorununu gidermeye yeterli değil. Ancak şişmanlıkla birlikte çoğu kez sinirsel bir faktör de söz konusu olduğundan, akupunktur iyi bir yardımcı tedaviyi teşkil edebiliyor. Organizmanın pek çok kumanda sisteminin, kulakta bulunması ilkesinden yola çıkan akupunktur, özellikle su tutulması olayında etkili olabiliyor. Hormonal düzensizlikleri gidermek için genital noktalara, iştahı azaltmak için de oburluk noktasına uygulama yapılıyor. Ancak bazılarından duyduğumuz gibi, “akupunktura gittim, 10 kilo verdim, selülitlerimden de kurtuldum” gibi sözlere aldanarak, akupunkturdan mucize beklemek tamamen yanlış olur. Fazla kilolarından kurtularak selülit sorununu hafifletmek isteyenler için, bazı doktor telefon numaraları :

    Selülit Masajı
    Selülit tedavisinde masaj oldukça önemlidir. Ancak bunun yanısıra rejim uygulanmadan, deneyimsiz ellerde sert ve oldukça kuvvetli uygulanan masajlar, yarardan çok zarar getirir. Selülitli bir cildi “yoğurur” gibi aşırı bastırarak yağ hücrelerini ezmek onları yok etmeye yaramaz. Doğru bir selülit masajı yüzeyde kalmalı ve acı hissi vermemelidir. Bu tür uygulanan bir tıbbi masaj, ancak deneyimli uzmanlar tarafından gerçekleştirilebilir. Derialtı kan dolaşımını iyileştirerek, damarların çapını daraltılır. Kanın damarlarda ilerlemesinde kas kasılmalarının önemi büyüktür. Selülit damarların çapını daraltarak kanın bacaklardan düzenli olarak akmasını sağlar. Ayaktan başlayarak yumuşak ve hafif hareketlerle diz, baldır ve kalçalara kadar devam edilir. Böylece bozuk kan dolaşımının yeniden düzenlenmesiyle, hücrelere daha iyi oksijen gitmesi ve toksik maddelerin vücuttan atılmasını sağlanır.

    Lenfatik Drenaj Masajı
    Lenfatik drenaj masajı elle veya lenf drenaj makinası ile uygulanıyor. Elle yapılan masaj, derinin önce hafif harekete geçirilmesini sağlıyor. Yapılan hareketler damarlardaki lenfatik akışı itiyor. Belirli noktalara parmaklarla bastırıldığında, kullanılmış lenfler atılarak yenileri oluşuyor, bu da o bölgedeki kan dolaşımının, hiç bir güç kullanılmadan hızlanmasını sağlıyor. Lenfdrenaj makinası ise, vücutta lenfatik sistem adı verilen, hücreleri besleyen beyaz sıvı dolaşımı hızlandırıyor. Bu aletin ayrıca kas sistemi üzerinde de olumlu etkisi var. Makinanın yaptırdığı tüm hareketler damarlardaki lenfatik akışı itiyor ve lenfatik sistemin düz kaslara ait kısmına etki yapıyor. İnsan organizmasını içi su dolu bir küvete benzetirsek, geliş filtrasyonunu atar damar sistemi, boşalma ve emilip dağılmayı da toplar damar sistemi teşkil eder. Lenfdrenaj, kanda dolaşan serbest yağ asitlerin, kolayca yakabilecek hale getirilmesini sağlıyor.

    Selülit tedavisinde dikkat etmeniz gerekenler;
    1- Günlük
    1 - 1,5 litre su içmeye gayret edin.
    2- Tuz ve tuzlu gıdaları kısıtlayın, günlük 0,5 gr.’dan daha fazla tuz almayın ve diyet tuzu tercih edin.
    3- Yemek aralarında birşey içmemeye özen gösterin.
    4- Sabah kahvaltıdan önce ve gece yatarken 2 bardak su için.
    5- Alkollü içecekler, kola, nescafe, kahve, oralet ve bozadan mümkün olduğunca uzak durun.
    6- Şekerli gıdalar ve tatlılardan uzak durun.
    7- Patates, pirinç, elma, havuç su tutucu gıdalardır, bunlardan tüketmemeye gayret edin.
    9- Dil peyniri hariç diğer peynirleri suda bekleterek yiyin.

    SAYFA 4 «1234
    Sağlık Estetik