Ortalama olarak büyüme atağı kızlarda 10, erkeklerde 12 yaşında ortaya çıkarak iki yıl sonra en üst düzeye ulaşır. Bu büyüme atağı sırasında yılda 7 ila 10 cm’lik bir büyüme olur. Ergenlik öncesi büyüme atağı bittiğinde hemen hemen erişkinlik boyuna ulaşılmış olur. Eğer 15 yaşına kadar göze çarpan bir büyüme olmazsa doktorunuza danışın.
Ortalamanın altında ya da üstünde bir büyüme ve gelişme gösteriyorsanız, yalnız olmadığınızı bilin; bu dönemde kendinizi bir dereceye kadar güvensiz hissetmeniz normaldir. Ergenlik dönemi için standart bir büyüme ve gelişme tablosu yoktur. Bütünüyle normal gençler bile orta dönemde büyüme yavaşladığında bu durumun tek kendilerinin başına geldiği duygusuna kapılabilir. Anne babanız kaygılarınızı abartmadan sevgi ve güven sağlayarak size yardımcı olabilir.
Ergenlik öncesi büyüme atağının neden olduğu değişiklikler açıktın Boyunuz uzar, kilonuz artar ve görünümünüz değişir. Kemiklerde de büyüme olur; yüz kemikleri büyüyerek yüz hatları değişir ve yüz erişkin bir görünüm kazanmaya başlar.
Ergenlik öncesi büyüme atağı vücudunuzun özelliklerini çarpıcı olarak değiştirir. Büyüme atağı başladığında yağlar her iki cinste de karın ve kalça çevresine toplanır. Erkeklerde daha çok kas ve kemik dokusu artarken kızlarda daha fazla yağ birikir (özellikle kalça ve memelerde). Sonuçta yağ dokusu kızların ağırlığının %25′ini, erkeklerin ağırlığının ise %15-20 sini oluşturur.
Kızlarda ilk adet kanaması oluşana, erkeklerde büyüme atağı sonlanana kadar her iki cins de kendine özgü farklı erişkin vücut görünümlerini kazanır. Bu farklılıkların çoğu ailesel özelliklerle birlikte farklı erkek ve kadın cinsiyet hormonlarına bağlıdır. Bu hormonlar, büyüme atağından yaklaşık bir yıl sonra ortaya çıkmaya başlayan ikincil cinsiyet değişikliklerinden de sorumludur.

Menopoz insan hayatında önemli değişkliklerin meydana gelmesine neden olur. Hem ruhsal hem de fiziksel bu değişiklikler temel olarak vücutta yumurtalıklardan salgılanan östrojenin azalması nedeniyle ortaya çıkar. Menopozla birlikte özellikle aşağıda anlatılacak olan risk faktörleri olanlarda kemik dokusu da kısa zamanda kalitesinden ödün vermeye başlayabilir. Menopozda olan kadınlar yaşamlarının geri kalan kısımlarında osteoporoza bağlı %50′lik bir kemik kırığı riski ile karşı karşıyadırlar.

Osteoporoz insan ömrünün giderek uzamasıyla birlikte ülkemizde de önemli bir sorun haline gelmiştir.

Osteoporoz nedir?

Osteoporoz, ya da daha çok bilinen adıyla “kemik erimesi”, kemiğin mineral içeriğinin azalması nedeniyle dayanıklığının azalması, yani kalitesinin düşmesidir. Vücutta kortikal kemik ve trabeküler kemik olmak üzere iki ayrı kemik türü vardır. Kortikal kemik tüm vücut kemiklerinin %80′ini oluştururken, trabeküler kemik, bir arıpeteği yapısında olan ve yüzey alanı daha geniş bir kemik türüdür. Trabeküler kemik omurgalarda ve uzun kemiklerin uç kısımlarında yeralır ve osteoporoza bağlı kırıklara en hassas bölgeler de buralarıdır. Kemikler sürekli olarak yapım-yıkım olaylarının ardarda devam etmesiyle yenilenen canlı dokulardır. Trabeküler kemiğin yapım-yıkım hızının kortikal kemiğe göre 4-8 kat daha hızlı olması bu kemikleri kırıklara daha hassas hale getirmektedir.

Kadınlarda 40 yaşına kadar yapım-yıkım olayı dengeli bir şekilde devam ederken, bu yaştan itibaren yıllık %0.5′lik bir oranda geri dönüşümsüz bir kemik kaybı olur. Bu, özellikle menopozdan itibaren daha da hızlanır ve menopozda olan bir kadın her yıl trabeküler kemiklerinin %5′ini ve tüm vücut kemik dokusunun %1-1.5′luk bir kısmını kaybeder. Bu kayıpılar 10-15 yıllık hızlı bir dönemden sonra oldukça azalır. İşte bu aşamaya kadar kaybedilen kemik dokusu miktarı kadının ileride kemik kırığıyla karşılaşıp karşılaşmayacağını belirleyen en önemli etkenlerden biridir. Zira bu süre içerisinde trabeküler kemiğin %50’si kortikal kemiğin ise %30′u kadar bir miktarı kaybedilmiş olabilir.

Osteoporoz hangi kemikleri etkiler?

Osteoporoz en sık vücudun yükünü taşıyan ve trabeküler yapıda olan omurları etkiler. Tüm osteoporoz olgularının %47’si omurlarda, %20’si kalçada (uyluk kemiğinin baş kısmında), %13′ü bileklerde ve %20’si diğer kemiklerde görülür.

Bunun sonucunda özellikle ileri yaşlarda omurlardaki çökme kırıklarına bağlı olarak boyda kısalma olabileceği gibi (bir kadının ileri yaşlarda boyu 15-20 cm’ye kadar kısalabilir!), hafif düşmeler sonucunda ya da kendiliğinden, başta kalçada olmak üzere diğer kemiklerde hayatı tehdid eden kırıklar meydana gelebilir.

Osteoporoz kimlerde daha sık görülür?

Osteoporoz riski yaşla birlikte artar ve özellikle kadınlarda erkeklere göre daha sık görülür. İnce kemik yapısı olanlarda, ailesinde ve özellikle ailesindeki kadınlardan birinde kemik kırığı öyküsü ya da boyunda kısalma öyküsü bulunan kadınlarda, 45 yaşından önce kendiliğinden ya da ameliyatla yumurtalıkların alınması neticesinde menopoza giren kadınlarda, uzun süreli adet görememe şeklinde adet düzensizliği olan kadınlarda, gıdalarının kalsiyum içeriği az olan kadınlarda (en önemli kalsiyum kaynakları süt ve süt ürünleridir), yaşamlarında egzersize yer vermeyen, sigara içen, aşırı alkol kullanan kadınlarda, kortizon ve diğer bazı ilaçları kullanmak zorunda olanlarda ve başta hipertiroidi (tiroid hormonlarının yüksek olması) olmak üzere çeşitli hormonal hastalıklarda osteoporoz riski artmıştır.

70 yaşın üzerinde olan kadınların %21′inde hiçbir belirti olmasa da radyolojik olarak kırık yönünde değişiklikler gözlenir. Kalça kemiği kırıklarının riski menopozdan 10-15 yıl sonra artmaya başlar ve 90 yaşında bir kadının kalça kemiği geçirmiş olma olasılığı %20′dir. Bu kalça kırıklarının yaklaşık %15′i ilk üç ayda ölümle sonuçlanacak kadar ağırdır. Özellikle kalça kırıkları %50 kadında sakatlıkla sonuçlanır.

Osteoporoz tanısı nasıl konur?

Klasik radyolojik yöntemlerle (düz röntgen filmleriyle) osteoporoz tanısı koymak hatalıdır. Bunun yerine DEXA adı verilen özel yöntemle ve kemik tomografisi yöntemiyle vücudun en hassas kemikleri olan uyluk başı bölgesi, omurlar ve kol kemiklerinin incelemesi yapılır ve hassas bir şekilde tanı konabilir. Raporda “normal”, “osteopeni” (osteoporoz başlangıcı), “osteoporoz” ve “ileri derecede osteoporoz” olmak üzere farklı ifadeler kullanılabilir.

Hiç bir şikayeti olmayan kadınlarda bile menopoza girdiklerinde bir kez ve daha sonra beşer yıllık aralıklarla kemik ölçümü önerilmektedir.

Osteoporoz nasıl tedavi edilir?

Başlamış bir osteoporoz süreci sonucu kaybedilen kemiği yerine geri getirmek zordur. Ancak süreç bazı tedavilerle büyük oranda durdurulabilir. Bunun sonucunda ileri derecede osteoporoz olguları hariç, kırık oluşma riski de önemli derecede azalmış olur.

Östrojen tedavisinin süreci yavaşlattığı artık kesinlikle kanıtlanmıştır. Östrojen tedavisi alanlarda kol ve kalça kırıklarında %50-60 oranında azalma, beraberinde kalsiyum alımı da sağlandığında (kalsiyumdan zengin gıdalar alınması ve gerekli durumlarda ilaç şeklinde kalsiyum tedavisi) omurga kemiği kırıklarında %80′lik bir azalma beklenebilir. Bu, özellikle en az 5 yıllık bir tedavi sonrası etkili olur.

Östrojen tedavisinin etkili olabilmesi için tedavi devam etmelidir. Tedavi bırakıldığında osteoporoz süreci tedaviden önceki eski hızıyla devam eder. Progesteron tedavisi de kalsiyum metabolizması üzerindeki olumlu etkileriyle osteoporozun önlenmesine katkıda bulunur.

Kalsiyum emilimi yaşla birlikte azalır ve özellikle menopoz sonrası azalma daha belirgin olur. Kalsiyum dengesinin sağlanması osteoporoz engellenmesinde en önemli basamaklardan biridir. Ancak östrojenin az olduğu durumlarda kalsiyum ne kadar alınırsa alınsın etkili olmayabilir. Bu yüzden östrojen tedavisine ek olarak vücuda gıdalarla ya da ilaç verilmesi yoluyla günlük 1000 gram kalsiyum girişinin sağlanması önemlidir.

Östrojen tedavisinin sakıncalı olduğu durumlarda ise kalsitonin adlı ilaçtan faydalanılır.

İlaç tedavisi dışında osteoporozun önlenmesi ya da ilerlemesinin durdurulması için yaşam tarzında da bazı değişiklikler yapılmalıdır. Günde en az 30 dakika olmak üzere, haftada 3 kez vücudu zorlamayan sporlar yapılması menopoz döneminde kemiğin mineral miktarını önemli ölçüde iyileştirir. Sigara ve alkol bırakılmalıdır. Dengeli bir diyetle yeterli kalsiyum alınması için gerekli değişiklikler yapılmalıdır.

Alkalin Fosfat Testi Nedir?

Kanınızdaki alkalin fosfat miktarı karaciğer ve kemik hastalıklarının teşhisi için ölçülür. Bu test ayrıca akciğer veya kemik hastalıklarına yol açan tıbbi tedavileri kontrol etmek için de kullanılır.

Bu test kanınızdaki bir enzim olan alkalin fosfatın miktarını ölçmek için kullanılır. Bu enzim pek çok dokuda bulunur fakat karaciğer ve kemiklerde yoğun olarak bulunur. DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN »

Gün boyu şehir hayatı veya iş hayatına bağlı yaşanan stres, dengesiz beslenme alışkanlıkları, hareketsizlik uyku bozukluklarına neden olabiliyor. Bu uyku bozukluklarından bir tanesi de uykuda diş gıcırdatma olarak bilinen Bruksizm.
Yaşamımızın üçte biri uykuda geçiyor. Uyku, yorulan ve yıpranan sinir sisteminin bakıma alındığı bir dinlenme dönemi. Bu süreç boyunca, gün içinde öğrenilenler ayıklanıp depolanıyor ve beyin bir sonraki güne hazırlanıyor. Kaliteli bir uyku uyumadan ertesi güne sağlıklı ve mutlu başlamamız mümkün olamıyor. DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN »

Balık ve diğer su ürünlerinden haftada üç kez düzenli şekilde tüketmenin, vücudun tüm gereksinimini karşıladığı belirtildi.

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Su Ürünleri Fakültesi Avlama ve İşleme Teknolojisi Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Nermin Berik, balık ve diğer deniz ürünlerinin, insanlık tarihi boyunca başlıca besin kaynaklarından olduğunu, insanların yerleşik düzene geçmeden önce bile kolay elde edilebildiği için balık ve diğer deniz ürünlerinin en çok tüketilen besinler arasında yer aldığını belirtti. DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN »

Belediyelerin kurduğu açık hava spor parklarındaki aletlerin bilinçsiz kullanımı ve yaz aylarının gelmesiyle birlikte başlayan yürüyüşlerin sağlıksız yapılması nedeniyle sakatlanma ve kırık vakalarında artış yaşandığı belirtildi.
Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Tıp Fakültesi Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hasan Havıtçıoğlu, yaz aylarının gelmesiyle birlikte sakatlanma ve kırık vakalarının arttığına, kliniklerine bu rahatsızlıklar nedeniyle gelen hasta sayısında artış yaşandığına dikkati çekti.
DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN »

Nasır derinin kalınlaşmasıdır.Vücut kendisini korumak için nasır oluşturur.Bu kalınlaşma basınç veya sürtünmenin olduğu yerde oluşur.Vücudumuzun bu mekanizması sayesinde derideki sertleşme oluşmasa idi vücudumuz delik deşik olurdu. DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN »

Tel Aviv Üniversitesi araştırmacıları kemik yaşını gösteren yeni bir biyolojik belirteç geliştirdi.

Araştırmaya göre belirteç kişilerin bedensel işlevinin durumunu ve ömürlerini tahmin etmede kullanılabilecek ve önerilecek egzersizler ve vitaminlerle kişinin genç bir bedene sahip olmasının önü açılacak. Araştırmacılar 400 Rus aileden 18 ile 89 yaşları arasındaki 787 erkek ve 18 ile 90 yaşları arasındaki 723 kadının kemiklerini inceledi. DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN »

Osteoporoz, kemik kütlesinin azalmasıdır. Özellikle kadınlarda menopozdan sonra görülür. Bunun nedeni menopozdan sonra kadınlık hormonunun azalmasıdır. DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN »

Osteomiyelit nedir?
Bir kemik enfeksiyonudur.

Osteomiyelitin en genel nedenleri hangileridir?
a. Stafilolok, streptokok vb. mikrop (bakteri) nin neden olduğu bir enfeksiyon.
b. Kemik veremi.
DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN »

SAYFA 1 12»
Sağlık Estetik