Okul öncesi yıllarda kilo ile boyda büyük çeşitliliklere rastlanır. Bir büyüme çizelgesine baktığınızda, çocuğunuz kendi yaşının alt sınırında, ortasında ya da en üstünde olabilir. Çocuğun ölçüleri çoğunlukla kalıtsaldır. iri yarı ana-babaların çocukları da iri yarı olma eğilimindedir ve ufak tefek ana-babaların çocukları da tipik olarak ufak tefek olurlar. % 5 ile % 95 gibi bir oranda, çoğu çocuk normal kilo ve boya sahiptir.
Şu halde çocuğunuzun ‘anormal’ olduğunu nasıl anlarsınız? Çocuğunuz normalin altında da olsa, üstünde de olsa bir sorun var demektir.
Büyüme bozukluklarının çeşitli türleri vardır, en yaygın olanı aşağıda tartışacaklarımızdır.
Beslenme Yetersizlikleri
Amerikalı çocuklarda rastlanan en yaygın beslenme bozukluğu şişmanlıktır. Yanlış beslenme, daha az yaygın sayılmasına rağmen, alt sosyo-ekonomik gruplar arasında sık sık ortaya çıkar. Yanlış beslenme, kistik fibrosis ve celiac hastalığı (Bkz. Malapsoption sorunları) gibi hastalıkların bir sonucu olabilir.
Hormonal Bozukluklar
Kimi zaman, hipofiz ya da tiroid bezleri yetersiz ya da aşırı miktarda hormon üretir. Bu da bir büyüme bozukluğunun sonucu olabilir. Daha az rastlanan bozukluklar arasında, devlik ya da cücelik (Bkz. Hipofiz tümörleri) ve hypothyroidism vardır.
Kronik Hastalık
Doğuştan kalp düzensizlikleri kronik böbrek yetmezliği ve anemi gibi hastalıkları olan çocukların büyümeleri, bu temel hastalığın bir sonucu olarak gerileyebilir.
Ne Yapmalı?
Eğer bir büyüme bozukluğundan kuşkulanıyorsanız, çocuğunuzu hekime gösterin. Fiziksel bulgulara bağlı olarak araz testleri gerekli olabilir. Bunlar kan testlerini ve kemiklerin röntgen testlerini içerir. Yine de tedavi belirli bir soruna bağlıdır. Şişman bir çocuğa diyet uygulanır, yanlış beslenene yüksek kalori desteği ve hatta hastane bakımı uygulanmalıdır. Hormon yetersizliğine bağlı olarak büyüme bozukluğu olan çocuklara hormon azaltıcı iğnelerle yardımcı olunur.

Genetik bir değerlendirme aile planlaması, özellikle daha önce doğuştan kusurlu bir çocukları olan veya aile geçmişlerinde konjenital bir kusur ya da genetik bir hastalık bulunan çiftler için çok yararlıdır. Bu durumdaki çiftler genellikle, bebekleri olup olmayacakları konusunda kuşkuludurlar. Bazen çiftin aile anamnezlerinde doğum kusurları bulunmaz ama biri ya da her ikisinin yaşının nispeten ilerlemiş olması nedeniyle doğmamış bebeklerin-de söz konusu olabilecek kusurların belirlenmesi için mevcut olan diyagrostik testler hakkında bilgi sahibi olmayı isteyebilmektedirler. Doğmamış bebeklerdeki ola-sı kusurların belirlenmesi, bazı genetik bozuklukların düzeltilme olanağı bulunduğundan dolayı önem taşır.

Genetik bir değerlendirme ile amaçlanan ilk hedef doğru bir teşhistir. Bir aile anamnezi alınacaktır, ilk adım aileyi genetik veya kalıtsal bozukluklar uzmanına getiren kişi olan hastaya ilişkin bilgilerin alınmasıdır. Bu uzmana bir tıp genetikçisi denilmektedir. Ayrıca, aileyi getiren, kişinin tüm birinci ve ikinci dereceden akrabalarına (yani büyükanne ve babaları, teyze ve halaları, amca ve dayıları, kuzenleri, ana babası, kardeşleri ve çocukları) ilişkin bilgiler de toplanır. Bu bilgiler ad, soyad, kızlık soyadı doğum tarihi veya o anki yaş, ölüm yaşı, ölüm nedeni ve maruz kalınan hastalık ya da kusurların ad veya tanımlarını içerir.İkinci adım, ailede her-hangi bir hastalık ya da kusurun bulunup bulunmadığını araştırmak amacıyla hazırlanan aşağıdaki gibi bir takım soruların sorulmasından oluşur.

1. Akrabalardan herhangi birinde benzer ya da aynı bir kişisel özellik var mıdır?

ists]–>2. Akrabalardan herhangi biri, aileyi uzmana getiren kişide bulunmayan ama aynı hastalığın bulunduğu bir kişi-de bulunduğu bilinen bir kişisel özelliğe sahip midir? Bu soruya verilecek yanıtlar, belirli bir hastalığın belirtilerine ilişkin tıp genetiğine uygun bilgiyi sağlar.

3. Akrabalardan herhangi biri, genetik olarak belirlenen bir kişisel özelliğe sahip midir? Bu sorunun amacı, özel kişinin etkilenip etkilenmediği bilinmese dahi ailede kalıtsal bir hastalığın ortaya çıkıp çıkmadığının belirlenmesidir.

4. Akrabalardan herhangi biri olağandışı bir hastalığa sahip midir, ya da herhangi bir akraba seyrek görülen bir nedenden ötürü ölmüş müdür? Bu soruların amacı, anamnezi vermekte olan kişi tarafından öyle olduğu kabul edilmese bile, genetik olarak belirlenebilecek bir durumun ortaya çıkarılmasıdır.

5. Arada kan bağı bulunan bazı akrabalar birbirleri ile evlenmiş midir?

6. Ailenin etnik kaynağı nedir? Belirti etnik kaynaklardan gelen kişilerde spesifik genetik hastalıklarının görülme şansı daha yüksek ola-bilmektedir, örneğin Afro-amerikan zencilerde orak hücreli anemi, Kuzey Avrupa kökenlilerde kistik fibrozit ve Aşkenaz Yahudilerinde Tay-Sachs hastalığı gibi.

Şişmanlığa Neden Olan Risk Faktörleri
Şişmanlığın Belirlenmesi ve Beden Kitle İndeksi
Şişmanlığa Neden Olabilen Hatalı Davranışlardan Bazıları
Şişmanlığın Tedavisinde Kullanılan Yöntemler
Şişmanlıkta Diyet Tedavisinin Amaçları Nelerdir?
Zayıflama Diyetlerinde Egzersizin Önemi
Zayıflama Diyetini Uygularken Uyulması Gereken Öneriler DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN »


Türkçesi “Edinsel Bağışıklık Yetmezliği Sendromu” olarak ifade edilen AIDS i, çağımızın en korkunç hastalıklarından biri olarak nitelendirebiliriz. AIDS hastalığının etkeni bir virüs olup kısaca HIV olarak adlandırılmaktadır. Bu virüsün 2 tipi vardır; HIV - 1 dünyada en yaygın görülen AIDS etkeni virüsüdür. HIV - 2 ise daha nadir olarak görülür, ancak batı Afrika da sık rastlandığı bildirilmiştir
DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN »

Eller, dış ortamla sürekli temas kurmamızı sağlayan en aktif organlarımızdandır. Dış ortamla olan sürekli ilişki, çok çeşitli tahriş edici ve alerji yapabilecek maddelere dokunmanıza neden olabilir. En sık görülen egzamalar, tahriş sonucu ortaya çıkan egzamalardır. Bunun en tipik şekli ”ev hanımı egzaması”dır. DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN »

->Tüm dünyada çocukların yüzde 95inin 3-5 yaşları arasında bir kereden fazla rotavirüs ile karşılaştıkları, hastalıktan korunmak için “rotavirüs aşısı” korunmamın mümkün olduğu ifade edildi. Keçiören Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları uzmanı Doç. Dr. Pınar Işık Ağras, AA muhabirine yaptığı açıklamada, ishalin çocukluk çağında sık görülen ve zamanında müdahale edilmediğinde ölümle sonuçlanabilen ciddi bir hastalık olduğunu söyledi. Dünyada ve Türkiye�de çok sayıda çocuğun, ishal nedeni hastaneye yatırıldığını belirten Ağras, farklı mikroorganizmaların ishale yol açtığını, rotavirüsün de ishale neden olan virüslerden biri olduğunu ve son derece yaygın görüldüğünü kaydetti. Dünya genelinde çocukların yüzde 95inin 3-5 yaşları arasında bir kereden fazla rotavirüs ile karşılaştığını ifade eden Ağras, “Özellikle şiddetli sıvı kayına yol açan ishalin en sık nedeni rotavirüstür” dedi. Virüs son derece bulaşıdır!“Dünya genelinde her yıl tahminen 611 bin çocuğun rotavirüs hastalığı nedeni ile yaşamını yitiriyor” diyen Ağras, “rotavirüsün 5 yaş altı çocuk ölümlerinin yüzde 5inden, hastaneye yatışların ise yüzde 22-60ından sorumlu olduğunu” söyledi. Rotavirüsün son derece bulaşıcı olduğuna dikkat çeken Ağras, “Oral-fekal yol dediğimiz, dışkı ile atılan virüsün bir şekilde bulaştığı obje veya gıdaların ağızdan alınması ile bulaşır” dedi. “Rotavirüsün, bol miktarda ve sulu ishal, kusma, ateş, karın ağrısı şeklinde belirti verdiğini” anlatan Ağras, dışkı sayısının günde 20ye kadar çıkabildiğini ve 9-10 güne kadar uzayan bir seyir gösterdiğini belirtti. Ağras, özellikle kusma nedeni ile ağızdan sıvı alımı bozulan küçükçocukların, çok kısa süre içerisinde ağır sıvı kaybı nedeni ile kötüleşebildiği uyarısında bulundu. Sıvı kaybı önlenmeli Tedavide kaybedilen sıvının yerine konulmasının ve sıvı kaybının
önlenmeye çalışılmasının çok önemli olduğunu ifade eden Ağras, şunları kaydetti: “Hastalığın seyrini tamamlayarak düzelmesi beklenir. Virüse yönelik özel bir tedavi yoktur. Bunun için ağızdan sıvı alamayan çocukların hastaneye yatırılması gerekebilir. Seyri uzayan vakalarda, uzun süre beslenememe, sıvı kaybetme, hastaneye yatma, yeni enfeksiyonlara açık hale gelme gibi hastaya, ailelere ve sağlık kuruluşlarına çeşitli yükleri getiren bir tabloya neden olur.” Tüm ishallere mikroplar neden olduğu için temizliğe dikkat edilmesi gerektiğini dile getiren Ağras, el yıkamaya özen gösterilmesi, temiz su tüketilmesi ve besinlerin iyice yıkanması gerektiğini söyledi. Ağras, sık görülen, ağır sıvı kaybına neden olan ve destekleyici tedavi dışında tedavisi olmayan rotavirüsten korunabilmek için, son zamanlarda geliştirilmiş olan aşının uygulanabileceğini belirtti.
Yapılan çalışmalarda rotavirüs aşısı uygulanan çocuklarda rotavirüse bağlı ağır ishallerin yüzde 75-85 oranında daha az görüldüğünün tespit edildiğini ifade eden Ağras, rotavirüs aşısının ağız yolu ile verildiğini, aşının etkili olabilmesi ve riskin en yüksek olduğu dönemde çocuğu koruyabilmesi için doğumu takiben 6-14 haftalık dönemde uygulanmaya başlanması gerektiğini kaydetti. Doç. Dr. Pınar Ağras, aşılamanın, kullanılan aşının tipine bağlı olarak 2 veya 3 doz olarak yapıldığını söyledi.

Dişiliğin sembolü kalçalar için yapmanız gereken tek şey biraz zaman ayırmak ve gayret göstermek…

Küçük, dar ve sıkı kalçalar… Kadın vücudunun en çok ilgi çeken bölgelerinden olan kalçaların biçimli olması aslında bir hâyâl değil. Biraz özen, bakım ve egzersiz kalçalarınızın forma girmesinde ve seksi bir görünüm almasında son derece etkili olabiliyor. Dişiliğin sembolü kalçalar için yapmanız gereken tek şey biraz zaman ayırmak ve gayret göstermek.

Bildiğiniz gibi suyun sağlığımız üzerindeki yararları saymakla bitmiyor. Suyun cilt ve sindirim sistemi üzerinde olumlu etkileri olan suyu asla ihmal etmeyin. Günde 13 bardak su içmeyi alışkanlık haline getirin.

Sıkı ve biçimli kalçalara sahip olmak için bu bölgedeki kaslarınızı çalıştırmanız şart. Bunun için en ideal hareket şudur: Yere sırt üstü uzanarak kalçanızı 10 kere kaldırıp indirin. Daha sonra yukarıda 10 saniye kadar tutun. Bu hareketi 4 kez tekrarlayın. Bunun dışında yüzme, yürüyüş özellikle de bisiklete binmek de kalçalar için önerilen egzersizler arasında yer alıyor.

Masaj kalçalar için de çok yararlı. Piyasada satılan masaj aletleri ile yapabileceğiniz gibi suyla da masaj yapabilirsiniz. Özellikle soğuk suyun basıncı kalçalarınızın sıkılaşması için ideal.

Tuzdan ve çok tuzlu yiyeceklerden uzak durun.

Özellikle masa başında oturarak iş yapan kadınların büyük bölümünde alınan kilolar kalça bölgesine gidiyor ve zamanla dolgun kalçalar ortaya çıkıyor. Bu nedenle gün boyu hareketsiz kalmayın. Ofisiniz üst katlarda ise asansör yerine merdivenleri kullanın.

Yürüyebileceğiniz mesafeler için arabanıza ya da toplu taşıma araçlarına binmeyin.

kaynak: www.e-kolay.net/kadin

Kusursuz bir makyaj gözlerden başlıyor. Makyözlere göre işin sırrı far renginin seçiminde.

Eğer siz de gözlerinize uygun far rengini seçerken zorlanıyorsanız uzmanlara kulak verin. Makyözler mavi gözlülerin turuncu tonlarıyla daha da çarpıcı bakışlara sahip olduğu konusunda hemfikir. Kahverengiler mavi farla gözlerini ön plana çıkarabilir. Daha doğal bir bakış için haki ve kahverengi tonlar da tercih edilebilir. Uzmanlar gri-mavi gözlere ise en uygun far renginin asker yeşili olduğunu söylüyorlar.

İdeal farınızı bulun
Gözlerinize uygun far seçmekte zorlanıyorsanız, uzmanların yardımıyla kararınızı kolaylaştırabilirsiniz. Yapmanız gereken tek şey, gözlerinizin karşıt rengini bilmek.

Mavi gözlüler
Gözlerinizin doğal güzelliğini ortaya çıkarmak için, çizelgede mavinin karşısında olan, yani turuncu ailesinden bir ton seçin. “The Color Answer Book” kitabının yazarı Leatrice Eiseman “Toprak renklerinden oluşan turuncular grubu, çikolata kahvesi ve bejlerin yanı sıra, mandalina rengi gibi daha canlı tonları da içerir” diyor. Modeldeki efekti elde etmek istiyorsanız, kahverengi kalemle gözlerinizin alt ve üst kenarlarını çizerek, göz şeklini belirginleştirin. Far için mercan tonlarını tercih edin. Farı göz kapaklarınıza birkaç kat uygulayın ve derinlik vermek için, özellikle göz çizgisinde farı daha belirgin olarak sürün. Gözlerinizi parlak kılmak istiyorsanız, patlıcana çalan kahverengiyi tercih edebilirsiniz. Aynı zamanda füme de mavi gözleri buğulu gösterir.

Yeşil gözlüler
“Gözleriniz yeşilse, bakışlarınızı keskinleştirmek için, çizelgede yeşilin karşısında olan, kırmızı paletinden bir renk seçebilirsiniz. Pembeler ve sıcak lavanta tonları gözlerinize en iyi giden renklerdir” diyor Kate Hudson’ın makyözü Paul Starr. Kırmızı ailesinden renk seçerken, gözlerinizden daha canlı renklerden kaçının, yoksa gözlerinizi ön plana çıkarmak yerine, tam tersine onların soluk kalmasına neden olacaksınız. Starr’dan bir öneri daha: “Siyah likit kalem kullanırsanız, uçuk tondaki farla son derece seksi bir kontrast elde edersiniz.” Ayrıca açık sarıya çalan bakır tonlarını çok ince bir şekilde kullanırsanız ilgi çekici bir makyaj sağlayabilirsiniz.

Kahverengi gözlüler
Kahverengi gözlerinizin sıradan olduğunu asla düşünmeyin. Yapmanız gereken tek şey, mavi renk kullanarak, onları ön plana çıkarmak.

Kahverenginin kontrastı olan mavi, gözlerinizi son derece çekici gösterecek. “Zengin bir kobalt, parlak bir gök mavisi veya uçuk bir bebek mavisi kullanabilirsiniz.” diyor Janet Jackson ve Jennifer Anniston’un makyözü BJ Gillian. Işıltılı bir mavi tercih ediyorsanız, daha dramatik bir efekt için, gözünüzün alt tarafını koyu bir mavi kalemle çizerek, kalemin üzerine açık renkteki farı sürün. Ancak daha doğal bir bakış elde etmek istiyorsanız, haki ve kahverengi tonlar da kullanabilirsiniz.

Gri-mavi gözler
Göz kapaklarında asker yeşili far kullanılabilir. Asker yeşili bu renk gözleri daha çok öne çıkarır, çok doğal durur.

Mavi-yeşil gözler
Gece mavisi bu göz rengini daha çok vurgular. Yalnız gece mavisini transparan şeklinde kullanmayı tercih edin, yani abartıya kaçmayın, hafif sürmeye dikkat edin.

Gri gözler
Jean mavisi gri gözleri ön plana çıkarır. Ama bu göz rengi için inci beyazı ya da opal rengi de son zamanlarda çok fazla tercih ediliyor.

Gri-yeşil gözler
Gül kurusu gri ve yeşil karışımı gözler için idealdir ama gözün üstünü de siyah bir eye liner ile belirginleştirin. Ayrıca gümüş ya da azur renklerini ayrı ayrı ya da kombine ederek kullanmak da çok beğeniliyor.

Ela gözler
Kahverengi tonları bu göz rengini belirginleştirir. Yalnız kahverengi tonlarını göz kapağı ve kaş kenarına doğru farklı tonlarda kullanmak daha doğru olur.

kaynak: www.e-kolay.net/kadin

Meme küçültme operasyonlarında eşin de fikri mutlaka alınmalı

Bir kadına meme küçültme ameliyatı yapılırken, kocası ya da sevgilisi de meme formunun ve yara izlerinin nasıl olabileceği konusunda bilgilendirilmelidir

Estetik Bakış / DR. SERDAR EREN

Mükemmel diye gösterilebilecek güzel memeler genel nüfusa bakıldığında gerçekten çok düşük bir orandadır. Günümüz kadınları sadece görünümünden değil bazı olumsuz etkilerinden dolayı da sarkık veya çok iri göğüslerinden kurtulmanın yollarını arıyor.
Çok iri göğüslere sahip kadınlar boyun ve sırt ağrıları, kamburlaşma, cilt rahatsızlıkları ve sutyenin yol açtığı derin doku eziklikleri gibi tıbbi sorunlar yaşıyor. Spor sırasında karşılaşılan zorluklar şikayetlerin başında geliyor. Ama en büyük sorun memelerin büyüklüğünden çok sarkıklığıdır. Eğer gerçekten sadece büyüklük denge ve duruş bozukluklarına yol açsaydı göğüslerini silikon protezleri ile normalden de fazla büyüten kadınların aynı şikayetleri dile getirmesi gerekirdi. Memesi büyük ama diri ve dik olan bir kadının duruşu ve yürüyüşü, memesi sarkık olandan çok farklıdır. Kadının vücut dilinden (duruşundan, hareket edişinden) memelerinin formunu ve
onun kadına verdiği psikolojik dengeyi anlamak mümkündür. Hassas kadınlar kendilerini memenin görünümü ile iyi hissetmediklerinden ve bu durumu beğenmediklerinden, saklama ihtiyacı duyarlar, göğüslerini içeri çeker veya omuzlarını önde tutarlar. Bu da zaten var olan sırt ve omuz ağrılarını körükler.
Ameliyatlarda ulaşılmak istenen ana hedef meme hacminin azaltılmasıdır. Ancak memeye iyi bir form verilirken yara izini küçültüp iki memenin simetrik olmasına da dikkat edilmelidir. Ayrıca başta ucu olmak üzere tüm memenin hissinin ve emzirebilme yeteneğinin korunması gerekir. Bu ameliyat her yaştaki sağlıklı kadına uygulanabiliyor. Yine de ideal kişiler, ameliyat sonrası bir daha hamile kalmayı düşünmeyen kadınlardır. Çünkü hamilelik ve emzirme sonucunda ameliyat sonrası elde edilmiş meme formu bozulabilir.

Meme ne kadar güzel olursa yara izi de o kadar az dikkat çeker
Plastik cerrahlar yıllardır en az yara izi bırakıp en iyi formu sağlayan teknikleri geliştirmek için çalışıyor. Bence yara izinin küçüklük veya büyüklüğünden ziyade, izin gözü rahatsız edici olup olmaması önemlidir. Benim plastik cerrahide uygulamaya çalıştığım “Form ne kadar güzel ve çekici olursa yara izine dikkat o kadar az olur” prensibi, meme küçültme ve germe ameliyatlarında da geçerlidir.
Cerrah olarak unuttuğumuz husus, ameliyatın sonucuna kadının eşinin ya da sevgilisinin ne gibi bir reaksiyon göstereceğidir.
Ameliyattan önce hastanın partnerinin de meme formunun ve yara izlerinin nasıl olabileceğini bilmesi, sonucu beğenmesi açısından
önemlidir. Biz cerrahlar alışık olduğumuz için yara izini belki rahatsız edici bulmayız. Ama cerrah olmayan bir kişi için yara izi itici olabilir ve bazen hastanın partneri memeye dokunmaya çekinebilir.
Yıllar içinde bağ dokusunun kalitesine bağlı olarak er ya da geç memelerde sarkmalar görülür. Hamilelik, emzirme ve yüksek miktarda kilo kaybı bu durumu hızlandıran faktörlerdendir. Meme dikme veya germe ameliyatında uygulanan teknik aşağı yukarı meme küçültme ameliyatıyla aynıdır. Tek farkı meme küçültme ameliyatında çıkartılan meme dokusunun burada projeksiyonu sağlaması için muhafaza edilmesidir