Çoğu ebeveynin tanık olduğu gibi, okul öncesi çağdaki çocuklar, inanılmaz derecede çok hastalığa yakalanırlar. Bazı aylar kendinizi evinizle doktor muayenehanesi arasında gidip geliyor bulursunuz. Çocuğunuzun kulak enfeksiyonu geçer geçmez nezle olduğunu görürsünüz. Daha ne olduğunu anlamadan tekrar doktora götürürsünüz. Çoğu ebeveyn, küçük çocukları ne zaman bir virüse yenik düşse haklı olarak endişelenir. Beyninizin derinliklerinde bir terslik olup olmadığını, ciddi bir hastalık olup olmadığını, bu nedenle çocuğunuzun sağlığının dış tehlikelere karşı zayıflayıp zayıflamadığını merak edersiniz.
Bu korkuların çoğu hemen her zaman yersizdir. Eğer çocuğunuz faal ise ve kilo alıyorsa, büyük bir ihtimalle sağlığında bir bozukluk yoktur. Küçük çocukların soğuk alma, kulak enfeksiyonu, mide-bağırsak virüsleri gibi hastalıklara yakalanması, hayatın bir parçasıdır. Çocuğunuzun bağışıklık sistemi, tam olarak direnme düzeyine erişmeden önce, pek çok virüsle karşılaşır. Yanı sıra, çocuğunuzun yalnızken ve başkalarıyla birlikteyken davranış şekilleri de hastalanmasına yol açar. Küçük çocuklarınızın oyun oynama şekilleri de hastalanmalarına ol açabilir.
Ayrıca, 5 yaşındaki çocukların okula başlamadan önce okuma yazma öğrenmesi de doğaldır.
Normal bir okul öncesi çağı çocuğunun yılda yedi veya sekiz kez soğuk algınlığı geçirmesi ve iki ya da üç bağırsak enfeksiyonu nöbeti geçirmesi şaşılacak bir şey değildir. Bu hastalıklar ayrıca vücudumuzun enfeksiyonları öğrenmesi ve onlarla mücadele etmesi için araçlar geliştirmesini olası kılabilir. Aslında küçük bir çocuk tarafından çoğu hastalık yetişkinlere nazaran daha kolaylıkla atlatılır. Örneğin suçiçeği bunların en çok rastlananlarındandır ve çocukluk çağında bu hastalığa tolerans daha fazladır. Halbuki bir yetişkin için su çiçeği son derece ciddi bir hastalık olabilir. Dolayısıyla, bu hastalıkların bazıları çok sık rastlanmakla kalmaz, ayrıca büyümenin normal bir parçası olarak önemlidirler de.
Küçük hastalıkların sıklığına ilaveten, çok rastlanan bir başka sorun da çocuğunuzun hasta olup olmadığının nasıl anlaşılacağıdır. Daha büyük çocukların aksine, 1 yaşındaki bir bebek ağlamak ya da huysuzluk etmenin ötesinde hastalığını ifade edecek bir yeteneğe sahip değildir. 5 yaşındaki bir çocuk bile hasta olup olmadığını size söyleyebilir, ancak çocuğunuz size rahatsızlığını açıkça ifade edemez.
Unutmamalısınız ki, belli bazı çok rastlanan hastalıklar, yetişkinlerde olduğu gibi çocuklarda da belli mevsimlerde ortaya çıkmaya eğilimlidir. Bu yüzden eğer çocuğunuz kış bitimine yakın hasta görünüyorsa, nedeni nezle olabilir. Aynı şekilde, su çiçeği, en çok ilkbaharda ortaya çıkar, soğuk algınlıkları, kulak enfeksiyonları ve krup hastalığı kışın, bazı menenjit dahil virüs enfeksiyonları yaz sonuna doğru ya da sonbaharda meydana gelir.
Çocuğunuzun hasta olup olmadığını anlamanız için size yardımcı olacak bazı işaretler vardır. Bununla beraber, unutmayın ki anne babanın sezgisinin yerine geçebilecek başka bir şey yoktur. Çoğu anne baba daha çocukları ateşlenmeden ya da diğer hastalık belirtileri ortaya çıkmadan önce bile çocuklarında yanlış bir şey olduğunu sezerler. Eğer ortada hiçbir hastalık belirtisi yoksa, sezgilerinize güvenin; çoğunlukla nasıl haklı çıktığınızı görüp şaşıracaksınız.
Ateş
Rektal termometre ile alınan 38.5°C ya da ağızdan alınan 38°C vücut ısısı, çocuğun ateşi olduğunu belirlemeye yeter. Ateş vücudun enfeksiyonla mücadele etmesinin yollarından biridir. Telaşa kapılmayı gerektirmez, hiçbir şey yapmamak gerektiği anlamına da gelmez.
çocuklar ateşe büyüklerden daha kolay dayanır. Eğer çocuğunuz normal tepkilerini gösteriyorsa, sıvı içecekler alıyorsa ve oyun oynamak istiyorsa muhtemelen endişelenecek bir şey yoktur. Eğer çocuğunuzun ateşi düştüğünde daha rahat olacağını düşünüyorsanız, ateşini düşürmek için acetaminophen kullanabilirsiniz.
Daha fazla sıvı vermek, daha az giydirmek ve belki de ılık su kullanarak bir bez ile vücudunu silmek ayrıca yardımcı olabilir. çocuk virüs kaynaklı hastalıklar nedeniyle meydana gelen ateşleri düşürmek için aspirin kullanmayınız, çünkü virüsle oluşmuş bazı hastalıklar sırasında aspirin, yaşamsal tehdit oluşturan bir hastalık olan Reye sendromuna yol açabilir. Kimi otoriteler, tüm ateşleri ısrarla düşürme çevrelerinin vücudun bağışıklık tepkilerini etkisiz hale getireceğine ve bazı hastalıkları muhtemelen daha da uzatacağına inanırlar.
İştah Kesilmesi
Hasta bir çocuk bir şeyler yemekten hoşlanmaz. Bu normal bir tepkidir ve endişeyi gerektirecek bir şey yoktur. Bununla beraber, her ne kadar çocuğunuzun bir hastalık esnasında normal gıdalarını almamasının pek o kadar önemli olmamasına karşın, vücuda yeterli miktarda sıvı alınması (her ne kadar çoğu küçük ateşlerde vücudun ısı kaybetmesi o kadar olası değil ise de) çok önemlidir. Çocuğunuza yemesi için ısrar etmeyin, fakat sıvı alması için çaba gösterin. Sıvı olarak su, meyve suyu ya da sulu çorbalar gibi şeyleri kullanabilirsiniz.
Fazla Uyku
Başka bir hastalık işareti olarak çocuğunuzun normalden fazla uyuması gösterilebilir. Bu da vücudun enfeksiyonla mücadele etme ve iyileşmeyi hızlandırma yollarından biridir. Bununla beraber, eğer çocuğunuzu kendine getirmek zor ise ya da çocuk uyandığında uyuşuk ve sersemlemiş bir vaziyette ise, doktorunuza haber vermelisiniz.
Uyuşukluk
Şaşırtıcı bir şekilde çocuklar ateşli iken bile enerji doludurlar. Bununla beraber, eğer çocuğunuz uyuşuk ise ve size tepki göstermiyorsa ya da kol ve bacakları oynamaya ya da başka bir şeye mecalsiz ise bu durum endişeyi gerektirir; doktorunuzu arayın.
Soluk Değişimleri
Gürültülü soluma ve öksürme, üst solunum yolları enfeksiyonlarında çok rastlanır. Eğer çocuğunuz güçlükle soluyorsa, soluk alıp verişi hızlı ise ya da hırlıyorsa, doktora götürmelisiniz.
İshal
İshal, sık rastlanan bir mide bağırsak rahatsızlığıdır. Hafif ishal, az miktarda yumuşak dışkının çıkmasıdır. Oysa orta ya da ağır ishalde dışkılama sayısı artar ve dışkı daha sulu bir hal alır. Vücut ishal sıvısı içerisinde çok fazla kayıpta bulunduğundan, vücudun su kaybı büyük bir tehlike oluşturur.
Eğer çocuk 8 saat kadar idrarını yapmazsa ve ağzı kuru ise, gözyaşı gelmeden ağlıyorsa, derhal doktora götürmeniz gerekir. Çocuğunuz ağır bir su kaybına uğramış olabilir. Dışkı içerisinde kan ya da safra, ağır karın ağrısı, birkaç saat içerisinde sık sık ishalli dışkı gelmesi ya da sulu ishal ve sık sık kusmanın bir arada olması, doktorunuza haber vermenizi gerektiren sebepler arasındadır.
Kusma
Kusma, ishalle birlikte meydana gelebilir de gelmeyebilir de. Eğer çocuğunuz kusuyorsa, takriben sekiz saat kadar çocuğunuza katı gıdalar vermeyin. Küçük miktarlarda berrak sulu sıvılar alınabilir. Eğer sekiz saat kadar bir süre içinde kusma meydana gelmezse, kraker, beyaz ekmek ya da tavuk çorbası gibi gıdalar verebilirsiniz. Eğer kusmuk içerisinde kan görüyorsanız ya da çocuğun ağır karın ağrıları veya mide ağrıları varsa, çocuk sayıklıyorsa ya da güçlükle uyanıyorsa veya vücudun su kaybettiğine dair belirtiler varsa (tükürük ve gözyaşı salgılamıyorsa, idrara çıkamıyorsa) çocuğu derhal doktora götürmelisiniz.

Bebeğin ilk yılında çeşitli beslenme problemleri ortaya çıkabilir. Eğer bebeğiniz yeterli kilo almıyor ya da aşın kilo alıyor ise nedeni mide ağrıları, kabız ya da ishal olabilir. Böyle bir durumda doktorunuza danışmalısınız. Beslenme formülünde ya da bebeğin yediği miktarda yapılacak bir değişiklikle bu problem ortadan kaldırılabilir.
En çok rastlanan beslenme problemleri şunlardır:
Yetersiz Beslenme
Yeterli beslenmeyen bebek zamanında gereken kiloyu almaz, çoğunlukla huzursuzdur ve sık sık ağlar. Bebek ayrıca kabız olabilir, cildi, yağ kaybından dolayı kurur ve kırışır. Bebekler, kasti olarak (ebeveynlerinin gıdalarını kısması nedeniyle) ya da bebeğin gıdaları, yeterli miktarda tüketebilme yetisinin olmaması nedeniyle yetersiz beslenebilirler.
Her ne kadar kadınların büyük çoğunluğu bebeklerini anne sütü ile besleyebilir ise de, bazen bebekler yeterince tatmin olmayabilirler. Bu durum çoğunlukla geçicidir ve çoğu anne, bebeklerini anne sütü ile beslemeye teşvik edilir. Anne sütü ile mi yoksa hazır mama ile mi beslenmek gerektiğini doktorunuza danışmalısınız.
Biberonla beslenen ve yeterli beslenemeyen bebeklerin problemi, biberonun emziğinin ağzını bir miktar genişletmek suretiyle halledilebilir. Bu bebeğin daha çok sütü daha az efor sarf ederek içmesini sağar. Bebeğin öğünlerini artırmak da bir çözüm olabilir. Eğer bu önlemlerle de başarılı olamıyorsanız, doktorunuz sorunun herhangi bir hastalıktan kaynaklanır kaynaklanmadığını anlamak için bebeğinizi muayene etmek isteyebilir.
Aşırı Beslenme
Fazla yiyen ya da çok süt içen bebekler yedikleri gıdaları aşırı derecede çıkarırlar, hatta kusarlar. Aşırı kilo alma karın ağrıları ve karnın şişmesi aşırı beslenmenin belirtileridir.
Yetişkinlerin aksine, çoğu bebekler yeterince yedikten sonra yemeği keserler. Bununla beraber, biberonun ya da anne memesinin her uzatılışında ağlayan bebeğin ağzına gıda tıkıldıkça ya da mamasını yemesi karşılığında ödüllendirildikçe, aşırı beslenme meydana gelir.
Çıkarma ve Kusma
Beslenme esnasında ya da beslenmeden kısa bir süre sonra yenen gıdaların bir kısmının ağızdan çıkarılması, bebek 6 aylık oluncaya kadar normaldir. Bazı bebekler çok çıkarırlar. Her ne kadar çıkarmayı tamamıyla ortadan kaldırmak değil ise de, bebeğinizi beslenme esnasında sık sık geğirtmek, beslenmeden sonra bebeğinizi hoplatmamaya özen göstermek, mamasını yedikten sonra bebeği bir süre oturur vaziyette dik tutmak ve yenilen mama miktarını bir miktar azaltmak suretiyle çıkarma miktarı azaltılabilir.

Yumuşak Dışkılama ve İshal
Anne sütü ile beslenen bir bebeğin dışkısı normalde yumuşaktır ve süt pıhtısı benzeri atıklar içerir.
Anne sütü ile beslenen bebekte gerçek ishal, her ne kadar çok az rastlanır ise de, enfeksiyon sonucu oluşur.
Bununla beraber, biberonla beslenen bebeklerde dışkının katı olması normaldir.
Bu hafif sindirim rahatsızlıkları genellikle gıdalarda geçici artışlar ya da eksiltmelerle ortadan kolayca kaldırılabilir. Eğer bebeğiniz katı gıdalar yiyorsa, tüm katı gıdaları kısıtlayın ve günde bir ya da fazla süt öğünü yerine kaynamış su ya da elektrolit içeren solüsyonlar içirin (Bu elektrolit solüsyonları reçetesiz olarak eczanelerden temin edilebilir).
Kabızlık
Anne sütü ile ya da beslenme formülü ile yeterli şekilde beslenen bebeklerde kabızlık nadiren meydana gelir. Bebeğiniz birkaç gün dışkılamazsa, hemen kabız olduğuna karar vermeyin. Çoğu bebekler günde bir ya da iki kez dışkılarken, bazı bebekler için bir ya da iki günlük bir gecikme normaldir.
Eğer bebeğiniz dışkılamakta güçlük çekiyorsa, doktorunuz herhangi bir rektal anormallik olup olmadığını muayene edebilir. Eğer bebeğiniz katı gıdalar yiyorsa, dışkılamayı kolaylaştırıcı meyve (muz gibi), sebze ve tahılların miktarını artırın.
Kolik (Karın Ağrıları)
Kolik olan, yani karın ağrıları olan bir bebeğin ağrıları saatlerce sürebilir. Tipik olarak, ağrı birdenbire başlar, bebek ağlamaya başlar, kollarını ve bacaklarını çeker ve yumruklarını sıkar. Bebeğin yüzü kızarır ve solgunlaşır, ayakları soğur. Ağrı, bebeğin uykuya dalmasıyla ya da gaz çıkarmasıyla veya dışkılamasıyla sona erer.
Karın ağrılarının (kik) nedeni bilinmemektedir. Bebek kadar anne ve babayı da bitap düşüren karın ağrıları tehlikeli değildir ve genellikle üçüncü aya doğru ortadan kalkar.

Yeni doğmuş bebeğinizin çoğu zaman gözlerini muhtemelen kapalı tutuyor olmasına rağmen, her ne kadar çok berrak olmasa da, görme yetisi vardır. Yeni doğmuş bebeğinizin görme tepkileri de gözün içi (retina) doğumdan kısa bir süre sonra bebeğinizin doktoru tarafından kontrol edilir. Çoğu bebeklerde, eşyaları net olarak görme yetisi hızla ilerler ve bebek 3 yaşına geldiğinde ya da daha küçük iken 20/30 veya 20/20 görme yetisine ulaşır.

Çoğu normal bebekler ilk birkaç ay esnasında göz hareketlerini koordine etmekte güçlük çekerler. Dolayısıyla bu sıralarda bebeğiniz şaşı gibi görünebilir. Bununla beraber çoğu vakalarda bu görünüm birkaç ay sonra ortadan kalkacaktır.

Bazen, çeşitli nedenlerden ötürü, bebek 1 yaşına girinceye kadar çeşitli problemler ortaya çıkacaktır. Ne kadar erken teşhis konulursa tedavi de o derece başarılı olacaktır. Bu yüzden, göz muayenesi küçük çocukların rutin muayenelerinin bir parçası haline getirilmelidir. Aşağıda 1 yaşına kadar meydana gelebilecek görme bozuklukları tanımlanmıştır.

Şaşılık

şaşılık, gözlerin bir hizaya dikilememesini tanımlar. Şaşılık ortaya çıktığında, şaşı kimse, normal derinlik algısı için esas teşkil eden her iki gözü ile gördüğü bir nesneyi tek bir görsel imge haline getirme işlevini gerçekleştiremez.

Şaşılığın bir çeşidinde, şaşılık yalnızca çocuk yorgun iken, stres altında iken, stres altında iken ya da hasta iken ortaya çıkar. Şaşılığa alışan çocuk, zamanla tek gözü ile görmeyi öğrenir. Gözlerden birisi görmeye yararken, diğeri hareketlidir. Farklı zamanlarda her iki göz de kullanıldığından, ikisinde de görüş gelişir; bununla beraber çocuk özellikle bir tek gözünü kullanır. Diğer göz yeterince kullanılmadığı için bu gözde ambilopl gelişir. Şaşılığın bir başka çeşidi de gizli şaşılıktır. Bu tar bir şaşılık, genellikle çocuk 2 ila 3 yaşında iken gelişir fakat bazı vakalarda bebek 1 yaşına gelinceye kadar gelişebilmektedir. Bu çocuklar tipik olarak, uzağı iyi görürler (çok yakındaki nesneleri göremezler) ve çapraz bakışlıdırlar (crosseye), Çapraz gözler, çocuk yakındaki bir nesneye baktığı zaman daha iyi belli olur.

Eğer bebeğinizde şaşılık var ise, en iyi görüş sağlayabilmek, tedavinin ilk hedefidir ve eğer mümkünse her iki gözde de eşit görüş geliştirilmelidir. cerrahi müdahale çoğunlukla şaşı olarak doğmuş bebekler için gereklidir ve bebeğin normal görüş geliştirebilmesi için mümkün olduğunca erken ameliyat edilmesi gerekir. Bazen birkaç ameliyat gerekli olabilir, fakat şaşı çocukların çoğunda bir veya iki ameliyat yeterli olabilmektedir. Bununla beraber, tamamen düzelme her zaman mümkün değildir

Göz Donukluğu (Ambilopya)
Bu terim, bir ya da iki gözde normalaltı görüşü tanımlamak için kullanılmaktadır. Çeşitli nedenleri vardır; göz travması, göz hastalıkları, gözleri bir noktada odaklamak gibi görme bozuklukları ya da bir hizaya getirme güçlüğü (göz tembelliliği) bunlardan bazılarıdır. Ambilopyanın tedavisinde en önemli faktör, erken teşhis ve acil tedavidir. Tipik olarak, bebekler 3 yaşına girerken ambilopyaya daha eğilimlidir.
Tedavi, mümkün olan en iyi görüşü sağlar ve göz damlaları ve bozukluğu düzeltmek için gözlük ve hatta cerrahi müdahaleyi kapsar. Tedavinin başka bir önemli bölümü de, ambiyopik gözü kullanmaya zorlamaktır. Böyle bir tedavide normal göz üzerine bir bant kapatmak suretiyle çocuğun zayıf gözünü kullanması sağlanır. Bazı bebeklerde, ambilopi tedaviden birkaç hafta sonra tekrar belirir.

Mide çıkışı tıkanması, sindirilen gıdaların mideden ince barsağa geçtiği yerde meydana gelen tıkanmadır.

Mide çıkışı tıkanması, yeni doğmuş yaklaşık 150 erkek bebekte 1 ve 750 kız bebekte 1 gibi oranla etkili lur. Bu şekilde doğan bebeklerden takriben %15′inin ailesinde kusurlu geçmiş olmasına karşın, asıl neden bilinmemektedir.

Bebeğiniz mide tıkanması ile doğmuş ise, semptomlar genellikle bebek 2 ve 3 haftalık olduğu zaman başlar. İlk semptomlar, yenen gıdaların çıkarılması ve her ne kadar gerçek kusma kadar güçlü değilse de, kusma gibi ortaya çıkar. Nadiren, kusma ile birlikte kan da gelir. Kusma tipik olarak beslenme esnasında ya da beslenmeden kısa bir süre sonra meydana gelir; fakat saatlerce sonra da ortaya çıkabilir. Kustuktan sonra bebek tekrar kendini aç hisseder ve beslenmek ister.

Mide çıkışı tıkanması olan bebek, barsaklarına çok az yiyecek geçtiği için, çok az dışkılar. Bir süre sonra bebek kilo ve su kaybetmeye başlar. Bebeğin gözleri içine çöker ve yanakları karışır. Bu görünümü ile bebek yaşlı bir insan gibi görünür. Mide çıkışı tıkanması olan bebek, rahatsız görünebilir fakat büyük bir acı çekiyor gibi görünmez.

Mide çıkışı tıkanması genellikle fiziksel muayene, bebeğin nasıl beslendiğinin öğrenilmesi ve karın bölgesinin muayenesi esnasında mide kapısı bölgesinde sorun olduğunun belirlenmesi neticesinde teşhis edilir. Eğer böyle bir sorunlu bölge hissedilemez ise, ultrasonografik muayene yapılabilir. Mide çıkışı tıkanması ile doğmuş bir bebek damardan sıvı gıda verildikten sonra mümkün olan en kısa zamanda ameliyat edilmelidir.

Ameliyattan 6 saat sonra bebeğiniz ağızdan beslenmeye başlayacaktır: verilen gıda miktarı yavaş yavaş artırılmalıdır. Çoğu bebekler ameliyattan 2 gün sonra taburcu edilebilirler.

Mide çıkışı tıkanması olan bir bebeğin iyileşme süresi, teşhisin ne kadar erken yapıldığı ve bebeğin genel durumuna bağlı olarak çok kısa sürede gerçekleşir. Ameliyat nedeni ile ölüm %1′den daha azdır .

spina bifida, omurga kavsinde, birleşme noksanlığı sonucu doğuran bir kusurdur. Bu durum herhangi bir omurda görülebilir, ancak en yaygın olarak ortaya çıktığı yer alt omurganın tabanıdır. Bu durumun varlığının işareti, kusurun bulunduğu yerin üzerine gelen deri üzerinde tüy kaplı bir alan, bir yağ birikimi veya çok ince damarların bulunmasıdır. Genellikle, bu durum röntgende küçük bir bulgu olarak görülür ve omurga sinirlerini tutmadığı için, ardında yatan nörolojik bir kusurla ilişkilendirilmez.

spina bifida kusurlu olarak doğan bebeklerin küçük bir yüzdesinde bacaklarda, mesanede veya barsakta nörolojik rahatsızlıklar bulunabileceği için bu tür çocukların ayrıntılı bir nörolojik muayeneden geçirilmeleri gerekir.

“Konjenital kalça çıkığı”, kalça ekleminin bir kısmının ya da tüm kısımlarının anormal bir


gelişim göstermesinin sonucudur. Problem, doğum sırasındaki ilk muayenede ya da daha sonra tespit edilebilmektedir.

Konjenital kalça çıkıklı olarak doğan bebeğe, kalça kemiğinin (femur) baş kısmını kalça yuvası (asetabulum) içine yerleştirilmesi için bağ ya da cebire benzeri bir aygıt takılır. Bu tedavi genellikle 6 ile 8 hafta içinde başarılı ol-maktadır. Yeni doğan bebeklerin ilk dönemlerinde teşhis edilen kalça çıkığı vakalarının çoğu bu yolla gerektiği gibi tedavi edilebilmektedir.

“Cücelik” (displazi), çoğunluğu kol ve bacaklarla gövde boylarının oransızlığını içeren çok çeşitli iskelet anomalisi durumlarını anlatır. Genellikle çocuğun kol ve bacakları başlangıçta kısadır. Çocuk büyüdükçe gövde de oransız bir biçimde kısa kalır. Çoğu displazi vakaları doğumdan hemen sonraki dönem içinde teşhis edilememektedir. Bu çocuklarda işitme bozuk-uğu, böbrek sorunları ve bağışıklık noksanlığı gibi başka konjenital problemler de bulunabilir. Gerçek iskelet kusurlarının giderilmesi mümkün değildir ancak yan sorunların birçoğu tedavi edilebilir.

Tedavi, çocuğun hareket yetenek (mobilite) ve işlevini maksimuma çıkarmaya ve kol ve bacaklarla omurganın deformitelerini düzeltemeye yönelik bir ortopedik teknikler kombinasyonu içerir. Moral desteği ve danışma hizmetleri de genellikle yararlı olmaktadır.

Pectus Excavatum

Belirtiler:

- Stemumda (göğüs kemiği) içe çöküklük durumu.

Huni göğüs olarak da anılan pectus excavatum, göğüs kemiğinin büyük ölçüde içe çökük olması ile belirgin bir olgudur. Kemiğin alt kıs-mı omurgaya doğru basıktır ve göğüs hunimsi ya da içi boş bir görünüm kazanmıştır.

Bu genellikle konjenital (doğuştan gelen) bir kusur olmakla birlikte nadiren raşitizmden ya da kronik bir havayolu tıkanmasından da kaynaklanabilmektedir. Neden, kronik havayolu tıkanması ise tıkanmanın başarılı olarak tedavi edilmesi bazen deformitenin ortadan kalkmasını sağlamaktadır.

Pectus excavatum kusuru bulunan bebek ve çocuklar genellikle normal solunum işlevine sahiptir. Yalnızca kalp işlevi, o da seyrek olarak, olumsuz etkilenmektedir. Bazı kalıtsal kas hastalıkları da bu oluşum anomalisi ile ilişkilidir. Bu durum aile içinde yeni kuşaklara geçerek sürme eğilimindedir.


Tedavi

Ameliyat pectus excavatumlu çocukların çoğu için genellikle salık verilmez. Ancak, ağır bir deformite söz konusu ise estetik nedenlerle ameliyat yoluna gidilebilir.

Eller

Üst ekstremitelerin bir kısmının ya da tamamının doğumdan (konjenital olarak) eksik olması, alt ekstremitelerin kısmen eksik olmasından daha yaygın bir sorundur. Doğan bir çocuğun yalnızca bir parmağının bir kısmı eksik olabileceği gibi tüm bir kolu da gelişmemiş olabilir.

Tek elli olarak doğan bir bebek olabildiğince çabuk özel bir uzmanlık biriminde kontrolden geçirilmelidir. Bebek oturabilmeye başladıktan sonra uygun bir protez takılmak suretiyle çocuğun, iki eli varmış gibi yaşamasına olanak sağlanabilir. Protez takılmasında gecikilirse çocuk yeniden değiştirilmesi olanaksız olan tek elle yaşama modeli geliştirecektir.


 

Tıp terminolojisinde “polidaktili” olarak anılan olgu, çoğunlukla elde fazladan bir küçük parmak ya da başparmak varlığı şeklinde orta-ya çıkan çok parmaklılık durumudur. Bu kusur siyahi bebeklerde daha yaygın görülmektedir. Genellikle altıncı parmak deri ve yumuşak dokudan oluşur ve kolayca kesilir atılabilir. Ancak, fazla parmak kemik ya da kıkırdak içeriyorsa, komşu yapılar üzerinde bir ameliyat gerekli olabilir ki bu işlemin bebek birkaç aylık olduktan sonra gerçekleştirilmesi uygun olur.

El parmaklarında görülen “sindaktili”, yani parmakların birbirine yapışık olması durumun-da en iyi çözüm, ayak parmaklarındaki sindaktiliden farklı olarak cerrahi müdahaledir. El parmaklarındaki kemikler çeşitli uzunluklarda olduğundan, birleşmiş durumdaki parmakların eklemleri aynı hizada bulunmazlar ve bu nedenle parmakların kullanılması daha güç olur. Ameliyat yapılmazsa çocuk parmaklarını hiçbir zaman rahatça kullanmayı başaramayacaktır.

“Kumptodaktili”, bir ya da daha çok parma-gın kalıcı ve giderilemez şekilde fieksiyon (içeri bükülme) durumunda bulunmasıdır. Bu olgu genellikle doğuştan gelir ve en yaygın olarak küçük parmağı etkiler.

“Yumru el” olarak anılan kusur, radyusun (ön kolun, başparmak tarafında bulunan kemi-ği) ya da ulnanın (ön kolun karşı tarafında bulunan kemiklerden uzun olanı; dirsek kemiği) bulunmaması durumudur ve seyrek olarak görülür. Bu kusurun tedavisine, bebeklik döneminde yumuşak dokuların gerdirilmesi yoluyla başlanır. Sonra kemiğin yerine yerleştirilmesi için ameliyat gerekli olur. Ancak, yeni konumun korunması bir sorunu olarak ortaya çıkar. Çocukluk dönemi boyunca çok sayıda ameliyat yapılması gerekebilir.

Bu kusur daha yüksek bir kalp hastalığı ve kalp sorunları ensidansı (görülme oranı) ile ilişkilidir.


Ayaklar

Yeni doğan bebeğin ayakları, daha ileri yaştaki çocuklara oranla daha uzun ve daha ince olup, bilek ve ayak eklemleri de son derece esnektir. Ayaklar genellikle anormal biçimli gibi görünebilse de bu ufak sorunlar zamanla kendiliğinden ortadan kalkacağı için pek endişelenmeye gerek yoktur.

Ayak ya da bacağın “içe” ya da “dışa dönük” olması yaygın olarak karşılaşılan sorunlardır. Özellikle bebek yüzükoyun uyurken durum daha da belirginleşir. Bunlar genellikle konumla veya duruşla bağıntılı şekil bozuklukları (deformiteler) olup yaş ilerledikçe kendiliğin-den kaybolurlar. Tedavi gerektirmeleri nadiren söz konusu olur.

Ayak parmaklarında sindaktiii (ördek parmaklılık) genellikle yalnızca kozmetik bir sorun olarak kalır. Ameliyattan kalacak yara izleri ve kasılmış bölgeler, yapışık parmaklardan daha belirgin olarak göze çarpacaktır. sindaktilisinden farklı olarak, yapışık ayak parmakları genellikle işlevlerini normal olarak görürler.

Her 1000 doğumdan birinde görülen “yumru ayak” olgusu, ayağın olağan biçim ya da konuma


sahip bulunmadığı birçok konjential anomaliyi anlatan bir terimdir. Vakaların yaklaşık yüzde 95′inde ön ayak aşağıya ve içe doğru bükülmüş, taban kavsi (arcus plantaris) yükselmiş ve topuk içe dönmüş durumdadır. Bu, genellikle kendiliğinden düzelmeyen, hatta ısrarlı germe egzersizlerinin bile çözüm sağlamaya yetmediği bir kusurdur.

Erken tedavi elzemdir ve doğumdan sonra zaman kaybetmeden başlatılmalıdır. Ayaklar el ile normal konumlarına getirilerek sonra kalıp veya yapışkan bantlarla o durumda tutulur. Bu işlemler tedavinin ilk 2 haftası boyunca birkaç günde bir, sonra da 1 ile 2 haftalık aralıklarla yinelenir. Bu yöntem başarılı sonuç verirse da-ha sonra ortopedik düzeltici ayakkabılar yardımıyla bu konum korunabilir. Şayet bu yön-temle sorun çözülemezse, genellikle bebek 2-3 aylık olduğunda bir ameliyat yapılması gereke-bilir.

Düzeltilmiş bir yumru ayağın pozisyonu her ne kadar nispeten normal görünse de ayak hiçbir zaman tümüyle normal hatlara sahip olamayacak ve kusurun bulunduğu bacağın baldır kısmı, normal bacağın baldırından daha ince kalacaktır.

Yumru ayak problemi ile doğan çocuklar için tüm çocukluk dönemini kapsayacak bir ortopedik bakım gereklidir.

“Ayakta fazla parmaklılık”, uygun ayakkabı bulmayı güçleştirebilecek bir sorun olup genellikle cerrahi müdahale ile düzeltilebilmektedir. Ancak, yapılar kolayca ameliyat edilebilecek kadar olgunlaşmadan ameliyat uygulanmamalı, bununla birlikte ameliyat, çocuğun yürüme-ye ve ayakkabı giymeye başlamasından son-raya da kalmamalıdır.

Doğduğu anda bebeğinizin gözleri, yetişkin dönemindeki büyüklüğünün yaklaşık dörtte üçüne sahiptir. Gözün beyaz kısmı (gözakı skiera) mavimsi bir tonda olurken, renkli kısmı (iris), beyaz ırkta genellikle kolay tanımlanamayan bir mavi renge, diğer ırklarda ise koyu bir renge sahip olmaktadır. Yeni doğanlarda gözbebekleri küçüktür ve ışığa tepki olarak hemen büzülmeyebilirler. Gözler her zaman birlikte hareket eder gibi görünmezler.
Bebeğiniz muhtemelen gözlerini çoğu zaman kapalı tutacaktır. Bu, bebeğin göremediği anlamına gelmez. Gerçekte, bugün doktorlar, bebeklerin bulanık da olsa doğumdan hemen sonra görmeye başladığını bilmekteler. Yeni doğan yavrunuz bakışlarını yüzünün önünde tutulan nesnelere odaklamaya çalışacaktır. Işık 20 ile 30 cm.’den daha uzakta ise görüntü bulanık olur ve bebeğin gözleri, her biri başka bir yönde olmak üzere, etrafını araştırır.
Yeni doğan bebek renklerden çok şekillere ilgi duyar. Yaşamının ilk dönemini sürmekte bulunan bir bebek için en önemli nesne insan yüzüdür, genellikle de annesinin yüzü.
Bebeğinizin ilk göz muayenesi hastanede yapılır. Bu muayenede doktor bebeğin gözlerini yakından inceleyecek ve ışığa gösterdiği tepkiyi gözleyecektir. Çoğu bebekler hafif hipermetrop olmakla birlikte bazı bebekler, özellikle de prematüre doğanlar miyop olarak doğarlar (yani uzaktaki nesneleri göremezler). Normal bebek büyüdükçe gözleri değişime uğrar ve hem yakındaki, hem de uzaktaki nesneleri daha belirgin olarak görebilmeye başlar.
Bazı bebekler kısmî ya da tam görme kaybı ile doğarlar. Bunun yaygın nedenleri arasında gelişimsel oluşum bozuklukları, enfeksiyon nedeniyle gözlerin hasar görmüş olması, doğum travması, önemli bir oksijen kaybı (hipoksi) ve gözün kendini ya da beynin görme merkezine giden sinirleri tetikleyen genetik hastalıklar sayılabilir.
1950′lerin ortalarına kadar bebeklerde en önde gelen körlük nedeni retrolental fibroplazi olmuştur. Bu durum bugün prematürite retinopatisi olarak adlandırılmakta olup, prematüre bebeklerin canlandırılması amacıyla yoğun oksijen verilmesinden dolayı göz merceği arkasında bağ dokusu artımı, retinada ayrılma ve kanama ile belirgindir ve körlüğe kadar gidebilir.
Prematürite retinopatisi bugün, çok erken ve düşük kilolu doğmuş, ancak teknoloji ve doğum bakım olanaklarındaki gelişmeler sayesinde yaşama döndürülebilmiş bebeklerde bazen görülebilmektedir. Neyse ki bu sorun daha ileri düzeyde anlaşılabildiği veya iyi tedavi olanakları geliştiği için artık körlüğe daha seyrek neden olmaktadır.
Doktor, bebeğin kısmen veya tamamen
kör olduğunu hemen fark edebilir. Yoğun katarakt bulunabilir. Gözler anormal derecede küçük (mikroftalmi) ya da kornea donuk olabilir. Ancak bazen kusur gözde ya da görme sinirinde değil, beynin kendisinde bulunur. Bu durumda, bilgisayarlı tomografi veya manyetik rezonans resimlemesi gibi nörolojik değerlendirme ve araştırmalar gerekli olur.
Şayet ciddi bir sorun bebeğin hastanede geçirdiği ilk günleri sırasında belirgin değilse bir ana baba bebeklerin görmesinde bir şeylerin bozuk olduğunu nasıl bilebilir? Bunun ilk ipuçlarından biri nistağmus olarak adlandırılan gözlerin çeşitli yönlerde hızlı hızlı titremesidir. Bebeğin gözleri birden yukarı aşağı, sağa sola ya da dairesel olarak hareket etmeye ya da bu üç hareketin bir bileşimini yapmaya başlayabilir. Yaygın olarak görülebilen diğer bir işaret de bebeğin, her iki gözünü bir nesne üzerinde düzgün şekilde hizalandırma yeteneğini geliştirememesidir. Bir göz bir nesne üzerine sabitlenir, diğeri ise sapar. Bebek gözlerini kısarak bakabilir ya da şaşı olabilir. Büyüdükçe, emeklemekte çekingen davrandığını ya da olağandışı bir hantallık ve sakarlık içinde olduğunu fark edebilirsiniz. Çoğu kimsenin inandığının tersine, bebeklerdeki şaşılık büyümeyle birlikte kendiliğinden kaybolmaz. Gözleri şaşı ya da normalden sapmış durumdaki bebeklerin bir oftalmolog (göz doktoru) tarafından muayene edilmesi şarttır.
Konjenital (doğuştan olan) kısmi ya da tam körlüğün tedavisi, sorunun nedenine bağlıdır. Bazen bir kusur cerrahi müdahale ile düzeltilebilir. örneğin katarakt ameliyatla giderilebilir. Görmenin yeniden elde edilip edilememesi, bebeğin başka görme sorunlarının da bulunup bulunmamasına ve o sorunların düzeltilebilir olup olmamasına bağlıdır.
Bazen körlük kalıcı nitelik taşımaktadır. çocuğunuz kör olarak doğarsa pediyatristiniz ya da aile doktorunuz size, görsel özürlü çocuklar hakkında bilgi ve destek sağlayabilecek sosyal yardım kurum ve kuruluşlarına başvurmanız gerektiğini bildirecektir

Yeni doğan bebekler, normal olarak genellikle daha uzun bir zamanı uykuda geçirirler. 1 haftalık bebeğiniz günün yaklaşık %80′ini, kısa aralıklarla yedi sekiz kez olmak üzere, uyuyarak geçirir. Bebeğiniz 1 aylık olduğunda uyku zamanları günde üç ile dört kestirmeye ve 56 saatlik kesintisiz bir gece uykusuna dönüşerek azalabilir.
Yeni doğan bebeğin yalnızca toplam uyku süresi sizinkinden uzun olmakla kalmaz, uyku türü de farklıdır. Yeni doğanlar, hafif bir uykuya sahiptirler ve uzun süreli deliksiz uyuma yerine kısa sürelerle uyurlar.
Bebeklerin uyurken kaydedilen beyin dalgaları üzerinde yapılan araştırmalar, yeni doğan bir bebeğin uyku süresinin en az yarısını huzursuz bir uykuyla geçirdiğini ortaya çıkarmıştır. Bebek 8 aylık olduktan sonra derin uykuda geçen süre artmakta, huzursuz uyku süresi azalmaktadır.
Çoğu uyku sorunları, doğumu izleyen ilk dönemden sonra ortaya çıkar. Ancak, aşağıdaki sorunlar, yaşamın ilk birinci ayı içinde gelişebilir.
“Yatma zamanı geldiğinde huysuzlaşma” ortaya çıkabilir. Bazı bebekler gündüzleri iyi uyurlar ve tüm gece boyunca uyanık kalmayı isterler. Niçin bazı bebeklerin geceleri daha huysuz olduğu asla tam olarak anlaşılamamaktadır, ancak bunun bir nedeni karın ağrısı olabilir.
Bebeğinizi geceleri uyutabilmek için birçok yol deneyebilirsiniz. Bir emzik işe yarayabilir. Bebeği yeterince geniş bir battaniye ile sarmayı deneyin. Bazı bebekler çocuk karyolası yerine bir beşik ya da sepet içinde yatmaktan daha çok hoşlanırlar. Bebek arabası ya da otomobil ile yapılacak bir gezinti, bazı bebekleri yatma saatine hazırlayan en iyi yardımcı olabilmektedir (ancak bazı bebekler onları arabadan çıkardığınız anda uyanırlar). Bebeğin yatağına konacak sıcak su dolu bir şişe de yararlı olabilir (şişenin aşırı derecede sıcak olmadığını anlamak için önce bileğinizle kontrol etmelisiniz).
“Uykuya dalmada güçlük çekme”, çok fazla uyarılmış olmaktan kaynaklanıyor olabilir. Bazı bebekler, kendileri için garip gelen bir yerde ya da yabancılarla çevrilmiş bir ortamda normal süreden daha uzun süre uyanık kalmışlarsa gerginleşirler ve huysuzlaşırlar. Sonuçta uykuya dalma güçlüğü ortaya çıkabilir. Bazı bebekler uykuya dalmak için yalnızca ağlamaya gereksinme duyabilirler. Acemi ana babalar bunu genellikle uzun bir sürede ve güçlükle öğrenirler. Bebeği ağlar durumda yatağına koymak yerine gezdirmeye, sallamaya veya beslemeye çalışırlar ki, bu bebeğin genellikle daha çok ağlamasından başka bir işe yaramaz.
Ağlayan bebeğiniz normalden daha uzun bir süre uyanık kalmışsa, memesini emmiş ya da mamasını yemişse ve altı da temizse, uyumak istediğini düşünmelisiniz. Ağlayan bir bebeğin yatağına bırakılması yanlış değildir. Başlangıçta bebeğin ağlaması çoğalabilir, ancak genellikle birkaç dakika sonra yavaş yavaş azalarak sonunda tamamen kesilir. Ne olursa olsun bebeğe uyumak için bir şans vermelisiniz. 15 ile 20 dakika gibi bir süre sonra bebek yine de şiddetle ağlamayı sürdürüyorsa onu yatağından alın.
“Kronik uyumama direnci”, doğumu hemen izleyen dönemdeki olaylardan kaynaklanıyor olabilir, ancak genellikle bebek 2 veya 3 aylık oluncaya kadar kendini göstermemektedir.
Bu sorunun geliştiği bebekler, genellikle geçmişlerinde karın ağrısı sorunları yaşamışlardır. Ağrı nöbetleri nedeniyle anne veya baba tarafından kucağa alınarak veya sallanarak ortalama bir bebekten daha uzun süre uyanık kalmışlardır. Bir gün ana baba, karın ağrısının yatıştığını, ama bebeğin yine de geceleri ana babasının ilgisini beklediğini fark ederler. Sonuçta ana baba ile çocuk arasında gece savaşları başlar.
Ana babanın, ne olduğunu fark etmesinden sonra yapabileceği tek şey, çocuğu makul bir süre yatağına bırakmaktır. Bebeğin tepki göstermesini bekleyin. Bu tepki önce yüksek bir sesle gelecektir. 20 ile 30 dakikalık bir ağlama süresinden sonra çoğu bebek mücadeleyi bırakır ve uykuya dalar. Bazen bir bebeğin uyumayı seve seve kabul etmesi için bu senaryonun geceler boyu yinelenmesi gerekebilir.
Bazı uzmanlar.bebek odasına girmeden önce bekleyeceğiniz sürenin sınırını kesin olarak belirlemenizi (diyelim 15 veya 20 dakika), bebeğe her şeyin yolunda olduğunu hissettirmenizi, sonra bebeği kucağınıza almadan tekrar yattığı yerde bırakmanızı ve ertesi gece bebeğin yanına 5 dakika daha geç girmenizi salık vermekteler.

yakın olan ilişki türüdür. İkizler yakınlıklarını sürdürmek için çok az bir teşvike gereksinme duyarlar. Ana baba olarak, ikiz çocuklarınıza verebileceğiniz en iyi armağan bir kimlik duygusu aşılamak olacaktır. Onlara sık sık adlarıyla hitap edin. Resimlerini ayrı ayrı çekin. Her çocukla ayrı ayrı ve baş başa zaman geçirin. Bu durumdaki çocukların bireysellik duygusunu güçlendirmek için yalnızca birkaç yol bulunmaktadır.
İster yeni, ister deneyimli olsunlar, tüm ana babalar için iki ya da daha çok sayıda bebeğe bakmak fiziksel ve ruhsal olarak bunaltıcı bir iştir. Aşağıda, günlük sorumluluklarınızı yerine getirmenizi kolaylaştıracak ve aile yaşamının niteliğini korumanıza yardımcı olacak bazı öğütleri bulacaksınız.
“Kendinize iyi bakın”, uygun bir dinlenme ve yeterli bir beslenme planı uygulayın. Hafif yemekler yiyin ve sık sık kestirin. Bu sayede, ikiz çocuklara bakmak için gereken enerjiyi sağlamış olursunuz.
“İş yükünü paylaşın”. Ana babanın iş bölüşümü yapması her ikisinin de üzerine düşen yükleri hafifletir. Çalışan ana babalar bazen ilk haftalarda çalışma saatlerini azaltarak evde diğerine yardım edebilirler.
“Diğer kardeşlere özel dikkat gösterin ve ev görevlerini paylaşın.” şayet bebek bakıcılarına ya da ana babanın yardımcılarına gerek oluyorsa işte en çok şimdi bunun zamanıdır. Büyükanne ve büyükbabalar, komşular, bebek bakıcılığı yapan öğrenciler ve hatta okul yaşındaki çocuklar bu özel uğraşı zevkle paylaşabilecektir. Onları yardıma çağırın. Yardımları sayesinde işiniz biraz hafifler ve kendiniz için harcayacak biraz zaman bulabilirsiniz. Aksi takdirde sizin için bakkala ve postaneye gitmek gibi rutin işler dahi çok daha güç görevler haline gelebilecektir. Üstelik bu yardımcıların çocuklarına, toplumsal becerilerini erken yaşlarda geliştirme ve aile ilişkilerini besleme gibi yan yararları da dokunur.
Bu iki bebeğin günlük gereksinmeleri ile yardım veya danışmanlık hizmeti verebilecek kişi, kuruluş ya da profesyonelleri denetleyerek ilgilenmek kolay olacaktır. Diğer ikiz anne ve babaları pratik bilgilerin danışılabileceği doğal bir kaynak oluştururlar. Bazı ülkelerdeki ikiz çocuk sahipleri için destek grupları oluşturulmuştur. Pediyatristler, psikologlar, psikiyatristler ve sosyal yardım elemanları, daha çok ikiz çocuk bakımı alanına özgü sorunlara özel bir ilgi ile eğilmekte ve değerli bir danışmanlık hizmeti sunmaktadırlar.

SAYFA 2 «12345»...Son »