Çocuklarını çalışarak büyüten anneler bunun yaşamlarındaki en zor şey olduğunu söylerler. Çalışan annelerin bir bölümü ekonomik yetersizlikler nedeniyle çalışmak zorunda oldukları, diğer bir bölümü ise ekonomik bağımsızlıklarını kaybetmemek veya mesleklerinden uzak kalmamak için çalışır. Her iki koşulda da çalışan annelerin en önemli sorunları aşağıdaki şekilde gruplandırılabilir;

  1. Çocuk bakıcısı arayışı,
  2. Aşırı sorumluluk yüklenme, zihinsel ve bedensel yorgunluk,
  3. Suçluluk duygusu.

a. çocuk bakıcısı arayışı

Çocuğunuza kimin bakacağına doğumdan önce anne ve baba birlikte karar verin.

Çocuğunuza bakmasına karar verdiğiniz kişi bir akraba ise:

Bu kişinin çocuğunuza bakmaya gerçekten gönüllü ve uygun olduğundan emin olun,

Bu kişiden çocuğunuza mümkünse kendi evinizde bakılmasını isteyin,

Çocuğunuzun geceleri ve hafta sonları sizinle kalmasını sağlayın,

Bu kişiye çocuğunuzun bakımı ve eğitimi ile ilgili tüm beklentilerinizi açık bir şekilde ve anne-baba biraradayken bildirin.

Çocuğunuza bakmasına karar verdiğiniz kişi bir çocuk bakıcısı ise,

Bu kişinin çocuk bakıcılığı için gerçekten yeterli ve uygun olduğundan emin olun,

Bu kişiden çocuğunuza kendi evinizde bakılmasını isteyin,

Evinizde yatılı kalarak çocuğunuza bakmasını talep etmeyin,

Bakıcının çalışma düzenini ve iş tanımını önceden belirleyin, çocuğunuzun bakımı ve eğitimi ile ilgili tüm beklentilerinizle birlikte açık bir şekilde ve anne-baba biraradayken bu kişiye bildirin,

Yeterli bir süre çocuğunuza bu kişiyle birlikte bakın ve çalışmaya başlamadan önce aşamalı olarak günün belirli saatlerinde evden uzaklaşarak çocuğunuzu bu uzun süreli ayrılığa yavaş yavaş alıştırın.

Çocuğunuza bakıcı ararken şunlara dikkat edin;

Bakıcıda aradığınız özellikleri önceden sıralayın ve önceliklerinizi belirleyin (tıpatıp beklentilerinize uygun biri karşınıza çıkmayabilir),

Bakıcıyı mümkünse evinde ziyaret edin, çocuklarıyla ilişkisini gözlemleyin,

Referanslarıyla ve komşularıyla görüşün, gerekli belgeleri temin edin.

Çocuğunuza bakıcı ararken şu özelliklere sahip olmasına dikkat edin;

Temiz, düzenli ve dürüst olmasına,

Aile yaşantısının düzenli olmasına,

Dakik ve elinin çabuk olmasına,

Sevecen ve güleryüzlü olmasına,

Esnek ve hoşgörülü olmasına, katı-kuralcı olmamasına,

Yeniliğe ve değişime açık olmasına, sabit fikirli olmamasına,

Sorumluluk ve insiyatif sahibi olmasına,

İletişim becerisinin olmasına,

Yaş ve kişilik olarak bakılacak çocuğun annesine benzemesine,

Sabırlı olmasına,

Eğitimli, kendini yetiştirmiş ve bilinçli olmasına,

Çocuğu ya da işe devamını etkileyecek bir rahatsızlığının olmamasına,

Sigara içmemesine.

b. aşırı sorumluluk yüklenme, zihinsel ve bedensel yorgunluk

Çalışan annenin en önemli sorunu aşırı sorumluluk yüklenmesi ve yorgunluktur; çünkü bu sorun annelere çözümsüz ve başa çıkılamaz gibi görünür. Alışıldık bir düzen vardır; evde ve işte yapılacaklar zaten belirlidir, şimdi hepsine geceyi gündüze katan bir bebek eklenmiştir ve gün 24 saattir, dolayısıyla yorgunluk kaçınılmazdır. Böyle değerlendirince, gerçekten de çalışan anne için yapılacak pek birşey yok gibi görünüyor. Oysa ki, durum hiç de öyle umutsuz değil, çalışan anneler iş listelerini pekala hafifletebilirler;

Gerek evde gerekse işte, yükünüzün arttığı dönemlerde bir süre yalnızca acil ve önemli olan işlerinizle ilgilenin

Bazı işleri başkalarına devretmeyi deneyin, işyerinde iş arkadaşlarınızdan; evde ise eşinizden, varsa diğer çocuklarınızdan veya yakınlarınızdan yardım isteyin. Çocuğunuz yokken evinizle, kadın olduğunuz için eşinizden daha çok ilgilenmiş olabilirsiniz, bu aynı düzenin devam edeceği anlamına gelmez.
Eşiniz yeni doğan bebeğinizi emziremez belki ama, bugüne kadar hep sizin hazırladığınız akşam yemeğini hazırlayabilir. Aile içinde yapılabilecek ufak düzenlemeler size kısacık da olsa rahat bir nefes alma olanağı sağlayacaktır.

Yükünüzün çok arttığını hissettiğiniz yerde bazı alışkanlıklarınızdan tamamen vazgeçin, bunun için kendinize önceden “vazgeçilebilirler listesi” bile hazırlayabilirsiniz. Örneğin, ev işleri için düzenli bir yardımcı alamıyorsunuz ve iki haftada bir mutlaka mutfağın dolaplarının temizlenmesini gerekli buluyorsunuz ve artık buna ayıracak zamanınız yok. Eşiniz hayatta yapmaz böyle bir işi, anneniz çok yaşlı, akadaşınıza böyle bir şeyi teklif etmeyi düşünemezsiniz bile… O zaman bu alışkanlığınızdan vazgeçin ya da bu düşüncenizi terkedin; iki haftada bir mutlaka mutfağının dolaplarının silinmesini gerekli bulan bir kadın değilsiniz artık. Mutfak dolapları bekleyebilir, arkadaşlarınız bekleyebilir, müşteriler ve hatta müdürünüz bile bekleyebilir, ama çocuğunuz bekleyemez. İnsan yaşamında pek çok şeyden istifa edebilir herhalde, ancak annelikten istifa edemez.

c. suçluluk duygusu

Dozu değişmekle birlikte hemen her çalışan annenin yaşadığı bir duygudur suçluluk. Bu duyguyu hafifletmek için şöyle düşünebilirsiniz;

- çalışmak zorundayım (çocuğum için para kazanmam gerekiyor)

- çalışmayı seviyorum (çocuğum mutlu bir anneyi hakediyor)

Çalışan annelerin çoğu (ekonomik zorunluluklar nedeniyle doğumdan sonra işe başlayanlar dışında) çocuk sahibi olmadan önce de, çalışan kadınlardır. Önceden çalışma hayatı olan, üretken bir kadının uzun süre evde oturması, mesleki kaygılar, sosyal ve duygusal tatminsizlikler doğurur. Oysa her çocuk mutlu, üretken, kendisiyle barışık bir anneyi, kendisi için işini terketmiş, saçını süpürge etmiş bir anneye tercih eder. Unutmayın ki çocuğunuz sizin aynanızdır; siz mutluysanız o da mutlu olur, siz kaygılıysanız o da kaygılıdır, siz hayatla hep kavga ederseniz o da kavga eder.

İşlerinizi planlı yaparak, hiçbir şey için çocuğunuza ayırdığınız zamandan çalmayarak ve bu zamanı en verimli şekilde değerlendirerek suçluluk duygusundan kurtulmaya çalışın. Hafta sonu onunla başbaşa yapacağınız bir doğa gezisi, haftanın 5 günü sabahtan akşama kadar onunla birlikte olup hiçbir şey paylaşmamaktan çok daha iyidir. Çocuğunuzla birlikte olduğunuz süre değil, bu süreyi nasıl değerlendirdiğiniz önemlidir. Bu sürenin azlığına ya da çokluğuna değil, çocuğunuzla kurduğunuz ilişkinin kalitesine ve bunu geliştirmeye odaklanmaya çalışın.

Suçluluk duygusundan kurtulmaya çalışırken pratikte sizi zorlayan durumlarla karşılaşırsınız, bunların üzerinde çok fazla durmamaya gayret edin. Örneğin; çocuğunuzu kreşe veya bakıcı annesine bırakıp işe giderken ilk zamanlar arkanızdan bir süre ağlayacaktır, bu çok doğaldır.* Çocuğunuz bazen size bir yabancı gibi davranacaktır, babaannesine daha düşkün olacaktır veya bakıcı annesine “anne” diyecektir. Bunlar kuşkusuz her anneyi üzer ve suçluluk duygusunu artırır. Bu gibi durumları çocuğunuza bakan kişiye atfetmemeye çalışın, hatta çocuğunuz kendisine bakan kişiyi bu kadar sevdiği için sevinin. Bu durumları çocuğunuzun size verdiği bir mesaj olarak da algılayabilirsiniz; onunla daha çok birlikte olun ve oynayın.*2

Unutmayın,
çalışan bir annenin çocuğu olmak hayatta insana kaybettirdiklerinden çok daha fazla şey kazandırır.


* Haftalarca süren ağlamalar ve bunlara eşlik eden başka sorunlar varsa, mutlaka bir uzmana başvurun.

*2 Annenin herhangi bir sebeple çocuğuna karşı ilgisiz olduğu durumlar burada söz edilenin dışındadır ve bunlar ayrıca ele alınmalıdır.

Sigarayı bırakmak isteyip de kilo almaktan endişe ediyorsanız, bu yazı size yardımcı olabilir. Sigarayı bırakanların çoğu kilo alır, ama yalnızca birkaçı aşırı kilo almaktan şikayetçi. Sağlığınız için yapabileceğiniz en iyi hareket sigarayı bırakmak. Sigara içmek, sağlığınıza alacağınız birkaç kilodan daha fazla zarar verir. Birkaç küçük değişiklikle, mesela yediklerinize daha fazla özen göstererek ve fiziksel aktivitelerinizi artırarak, sigarayı bırakırken de kilonuzu kontrol altında tutabilirsiniz.

Sigarayı Bırakırsam Kilo Alır mıyım?
Sigarayı bırakan herkes kilo almaz. Sigarayı bırakanlar, ortalama olarak yaklaşık 4.5 kilo alıyorlar. 10-20 senedir sigara içenler ya da günde bir paketten daha fazlasını tüketenler, kilo almaya daha yatkın oluyorlar. Birkaç kilo alsanız da, unutmayın ki sigarayı bırakarak sağlıklı yaşama doğru büyük bir adım atmış oluyorsunuz.

Bıraktıktan Sonra Kilo Almanın Nedenleri Neler?
Sigara dumanındaki kimyasallardan olan nikotin vücudunuzdan çıktığında, kısa sürede kilo alabilirsiniz. Nikotin kilo alınmasını engeller ve sigarayı bıraktığınızda vücudunuz olması gereken kilosuna döner. Sigarayı bıraktıktan sonraki ilk hafta vücudunuz su tuttuğundan 1-2 kilo alabilirsiniz. Sigarayı bıraktığınızda vücudunuzun kalori ihtiyacı azaldığından bunlar yakılmaz ve kiloya dönüşebilir.

Aldığım bu kilolar sağlığıma zararlı mıdır?
Sigaranın sağlığa zararları alacağınız 5 kilonun zararlarından çok daha fazladır. Sadece ABD’de her yıl 400.000’den fazla kişi sigara sebepli hastalıklardan hayatını kaybediyor. Ancak yaklaşık 50 kilo kadar alırsanız, sigara içtiğiniz zamanki kadar sağlık riskine ulaşırsınız. Şimdi, sigaranın zararlarını ve bırakmanın faydalarını inceleyelim.

Sigaranın sağlığa zararları
Sigara içerken…

  • Kalp atışınız hızlanır.
  • 4000 kimyasalın vücudunuza girmesine izin verirsiniz ve bunların 40’ı kansere yol açmaktadır.
  • Akciğer kanserine yakalanma ihtimaliniz içmeyen birisine göre daha fazladır. Erkeklerde bu ihtimal 22 kat daha fazladır, kadınlarda ise 12 kattır.
  • İçmeyen birisine göre kalp krizi geçirme ihtimaliniz 2 kat daha fazladır.
  • Kalp hastalıkları, çarpıntı, kanser, amfizem, kronik bronşit ve akciğer hastalıkları riskinizi artırırsınız.
  • Sadece kendi sağlığınıza değil dumana maruz kalan herkese zarar verirsiniz.

Sigarayı Bırakmanın Faydaları
Sigarayı bıraktığınızda…

  • Vücudunuz 12 saat içinde nikotinin etkilerini iyileştirmeye başlar.
  • Kalbiniz ve akciğerleriniz dumanın zararlarını tamir etmeye başlar.
  • Daha rahat nefes alırsınız ve sigaradan kaynaklanan öksürüğünüzden kurtulursunuz.
  • Kalp krizi, çarpıntı, kronik bronşit, akciğer kanseri gibi hastalıklara yakalanma ihtimalinizi azaltırsınız.
  • Daha temiz bir hava solursunuz, en azından bunu başkalarının dumanı yüzünden risk altında olan çocuklar için düşünün.

Sigarayı Bırakırken Kilo Almaktan Nasıl Kaçınabilirim?
Kilo almaktan kurtulmak için yeme-içme alışanlıklarınızı geliştirmeniz ve fiziksel aktivitelerinizi artırmanız gerekir. Fiziksel aktiviteler vücudunuzun yaktığı kaloriyi artırır. Yeme-içme alışkanlıklarınızı düzelterek aldığınız kalorileri kontrol edebilirsiniz.

Yaptığınız Fiziksel Aktiviteleri Artırın
Kafanızdan sigarayı atmak ve kilonuzu kontrol etmek için fiziksel aktivitelerde bulunun. Sigarayı bırakan kişilerle yapılan bir araştırmada, günlük yürüyüşlerine 45 dakika daha ekleyen kadınlar, normalden 1.5 kilo daha az aldılar. Egzersiz yapmak, kilonuzu kontrol etmeye yardımcı olduğu gibi, enerjinizi artırır, kendinize güveninizi geri getirir, sağlığınızı iyileştirir, nikotinsizliğin stresinden kurtulmanıza yardımcı olur.

Televizyon seyretmek, bilgisayar oyunu oynamak gibi az enerji harcadığınız aktivitelerle vakit öldürmeyi bırakın. Haftanın en az dört gününde 30 dakikanın üstünde egzersiz yapmaya çalışın. 10 dakika şimdi, 20 dakika biraz sonra gibi bölümlere ayırdığınız egzersizlerinizi gün içinde 30 dakikaya tamamlayabilirsiniz. Bahçeyle uğraşarak, çocuklarla oyunlar oynayarak, asansör yerine merdivenleri kullanarak daha aktif olmayı başarabilirsiniz.

Yeme-içme Alışkanlıklarınızı Düzeltin
Yeme alışkanlıklarınızı değiştirmek başlarda sigarayı bırakmak kadar stres yaratabilir. Farklı farklı yiyecekler denemek sağlığınızı düzeltmeniz için iyi bir yoldur. Böylelikle vücudunuzun ihtiyacı olan bütün besinleri almış olursunuz.

  • Tahıl ürünleri, sebze ve meyve yiyin.
  • Yağsız veya az yağlı, az kalorili içecekleri tüketin. Az yağlı günlük yiyecekler, yağsız et, balık, fasulye tercih ederek ekstra kalori almadan gerekli besini alabilirsiniz.
  • Yağlı ve şekerli yiyecekleri azaltmaya çalışın.

Sigarayı Bırakmaya Hazır mısınız?
Moral motivasyonunuzun yerinde olduğu bir dönemde sigarayı bırakacağınız günü belirleyin. Zaten daha fazla yemeye meyilli olduğunuz tatillerde ya da stresli zamanlarınızda sigarayı bırakmak normalden daha fazla kilo almanıza neden olur.

Sigarayı bırakmaya ve sağlığınızı düzeltmeye odaklanın. İlk hedefiniz sigarayı bırakmak ve nikotinin etkilerinden kurtulmak olmalıdır. Gerçekten sigarayı bırakıp, daha iyi hissetmeye başladığınızda yeme ve aktivite alışkanlıklarınızı düzenleme yoluna gidebilirsiniz. Böylece aldığınız kilolardan kurtulabilirsiniz.

Sigarayı Bıraktıktan Sonra
Sigaraya ve yiyeceklere özleminizi azaltmanın yollarını öğrenin. Sigarayı bıraktığınızda, sigara ve yiyecek isteğini azaltmak önemlidir. Unutmayın, bu isteğiniz en fazla 5 dakika sürer. Bu isteğinizi azaltmak için şunları deneyin:

  • Sigaranın yerine başka aktiviteler koyun. Meyve ya da tatlandırıcılı sakız tatlı ihtiyacınızı giderebilir. Ellerinizi bir şeylerle meşgul edin.
  • Daha az kafein tüketin. Kafein içeren içecekleri tüketmeyi azaltın. Nikotinin vücuttan çıkması sizi stresli yapacaktır ve kafein sadece bunu daha da kötüleştirmeye yarar.
  • Yeteri kadar uyuyun. Yorgun hissettiğinizde yiyecek ve sigara isteğiniz artabilir.
  • Baskıyı azaltmak için yürüyüş yapın, iyi bir banyo yapın, derin nefes alın. Sizi rahatlatacak bir şeyler bulun ve bunu sigara içtiğiniz anların yerine koyun.
  • Size destek olacak ve sizi bırakmaya teşvik edecek birilerini bulun. Bulabilirseniz, bir arkadaşınızla beraber sigarayı bırakmayı deneyin.
  • Nikotinin yerine koyabileceğiniz şeyler için doktorunuza başvurun.
  • Sizi sigara içmeye yönlendiren, aç değilken bir şeyler yemenize sebep olan olaylardan uzak durun. Hangi durumlarda sigara içtiğinizin bir listesini çıkarın ve bu durumlardan kaçının. Sigara içmenin yerini daha sağlıklı aktivitelerle doldurun.

Birkaç kilo aldım diye panik yapmayın. Bunun nikotinin vücudunuzdan çıkması dolayısıyla normal olduğunu kabul edin. Etrafınızdakiler ve sizin için en iyi şeyin sigarayı bırakmak olduğunu unutmayın. Bırakmadan önce plan yapmaya çalışın ve egzersiz, yiyecek alışkanlıklarınızı değiştirmeye başlayın. Yaşam tarzınızı değiştirerek hem sigarayı bırakabilir hem de çok fazla kilo almadan sağlıklı bir insan olabilirsiniz.

Çok sık sorulan sorulardan birisi de, “Bebeğim ne zaman yürüyecek?” sorusudur.
Bunu kimse önceden söyleyemez. Bir çocuk 9 aylık iken yürüyorken, başka birisi 14 aylık oluncaya kadar emeklemeye devam edebilir. Yeni yürüyen bebeği seyretmek çok zevklidir. Tombul ayakları henüz yağlı doku içerdikleri için ayak parmakları şirin bir görünüm yaratmaktadır. Bazı bebeklerin bacakları içe ya da dışa eğimlidir ve bebek yürürken paytak bir görünüm ortaya çıkar. Bu çarpıklıklar normaldir ve kendiliğinden geçer.
Yeni yürüyen bebeğinizin hemen başarılı olmasını beklemeyin. 1 yaşındaki bebeğiniz odanın içinde 1 dakika kadar yürüdükten sonra, bir başka defa yüzükoyun düşebilir. Düşmeler başlangıçta genellikle çok rastlanan olaylardır ve bebeğe gerçekten zarar vereni çok azdır. Düşmeler, yürümeyi öğrenmenin bir parçasıdır.
Bununla beraber, anne baba için düşmeler, meydana gelebilecek olayları işaret eden sinyallerdir. Birkaç hafta önce hareket kabiliyeti sınırlı olan bebek, artık istediği her yere gitmeye kabiliyeti olduğunu keşfetmiştir. Küçük “kaşif’ 18 aylık oluncaya kadar elinizden tutarak merdivenleri çıkabilir; 20 aylık olduğunda merdivenlerden aşağıya sizin elinizden tutmak koşuluyla inebilir. 24 aylık olduğunda, tedbirli anne babalar tarafından merdiven inişine ve çıkışına emniyet kapıları gibi önlemler yerleştirilmediği sürece, bebeğe mani olmak mümkün değildir.

Yeni yürümeye başlayan çocuğun tuvalet terbiyesi anne ve babanın ve çocuğun yaşamlarının en güç bölümlerinden birisini oluşturur. Ya da, gereğince çözümlendiği durumda çocuğun yaşamındaki yüzlerce dönüm noktasından sadece birisi olarak geçiştirilir.
Anne ve babaların soracağı ilk soru şu olacaktır “Tuvalet terbiyesine başlamak için en uygun zaman ne zamandır?” Bu soruyu cevaplamak kolay değildir. Çünkü her çocuk birbirinden farklıdır. İlk çocuğunuz 24 aylık süre içinde sadece 24 saatte terbiye edilmişken, ikincisi daha 3. yaş dönemine kadar terbiye edilememiş olabilir. Bir çocuğun tuvalet terbiyesi için hazır olması, çocuktan çocuğa fark gösterir.
Genellikle çoğu doktor bir çocuğu 18 aylık
olmadan önce tuvalet terbiyesi için eğitmeye
zorlamamak gerektiğini söylerken, kimi dok
torlar da bunun nadir vakalar dışında çok erken olduğunu ileri sürerler. Çocuğun kendisi
terbiye edilmek istemediği sürece çoğu doktor
2 ila 2.5 yaşına kadar beklenmesini tavsiye
ederler. . .

Geceleri kontrol sonradan gelir. Çoğu çocuk 3 yaşına varmadan önce gündüzleri terbiye gördüğü halde geceleri bez kullanmaya birkaç ay devam ederler. Bununla birlikte, 3 yaşında bebeklerin % 40′ı en azından ayda bir kez yataklarını ıslatırlar.
Ebeveyn olarak, tuvalet terbiyesine başlamak için zamanın uygun olup olmayacağını anlamanıza yarayan belirli işaretler vardır. Tuvalet terbiyesinin derhal başarılı olması gerektiğini ileri süren hiçbir kural olmamağını unutmayın. Birkaç gün deneyin ve eğer çocuk açıkça ilgilenmiyor ya da reddediyor ise planınızı birkaç hafta erteleyin. Gelecek sefer işe yarayabilir. Çocuğun tuvalet terbiyesine hazır olduğu şu işaretlerden anlaşılın
1. Çocuğunuz “oturak”, “çiş” ve “kaka” gibi tuvalet sözcüklerini öğrenmiş ise,
2. Çocuk diğerlerini tuvalete giderken seyrediyorsa,
3. Çocuk altının ıslandığını ya da kirlendiğini belirtiyor ve değiştirilmesini istiyor ise,
4. Çocuk kakasını ve çişini kontrol edebilir demektir. Başka bir deyişle, dışkılamayı ya da çiş yapmayı uygun bir zamana kadar ertelemeyi becerebilir.
Zamanın doğru olduğuna karar verdiğinizde bazı şeylere gereksiniminiz olacak:
1. Döşeme üzerine koyacağınız küçük bir oturak iskemlesi. Normal bir tuvalete uygulanabilen bebek tuvalet oturakları mevcut olmasına karşın, çoğu çocuk döşeme tipi lazımlığı tercih eder. Bu tip oturaklar yalnızca çocuğun oturup kalkabilmesine izin vermekle kalmaz, ayrıca çocuğun ayakları yere değdiği için daha iyi ıkınabilmesine de olanak tanır. Oturağı, tuvalet terbiyesine başlamadan birkaç gün önce alın. Böylece çocuk ona alışacaktır.
2. Ağır, emici eğitim giysileri ve iç çamaşırları.
3. Eğer övgülerinizin yanı sıra maddi ödüllerle de ödüllendirmek istiyorsanız, çocuğun hoşun giden yıldızlar ya da çubuklar gibi nesneler,
Artık başlamaya hazırsınız. Çocuğa artık büyük ağabeyler ve ablalar gibi külot giyebileceğini söyleyin. Bezlerini gündüz uykusu ve gece uykusu için saklayın.
Tuvalet terbiyesini uygulamanın çeşitli yolları vardır. Hangi yöntemi uygularsanız uygulayın, aklınızdan çıkarmamanız gereken şey banyoyu bir savaş alanına çevirmemek olmalıdır.
Çoğu doktor, çocuğu kendi özgür isteğine göre terbiye etmeye izin verilmesini tavsiye ederler. Bu da, hiç zorlama yapmamak anlamına gelir. Çocuğa oturağa oturmak isteyip istemediğini sorun. Eğer cevap hayır ise çocuğa baskı yapmayın. Eğer bebeğiniz oturakta 1 dakika kadar oturur ve hiçbir şey yapmazsa, istediği zaman oturaktan kalkmasına izin verin. Eğer çocuğunuz çişini ya da kakasını yaparsa, onu övgünüzle ödüllendirin. Ancak eğer bir “kaza” olursa (ki şüphesiz olacaktır), çocuğunuzu azarlamayın ya da ayıplamayın.
Başka yöntemlerle de benzer prensipler uygulanır; ancak ebeveynlerin daha çok katılımı söz konusudur. Anne baba çocuğu oturağa uygun zamanlarda oturtur ve ona “çiş çiş” der. Eğer çocuk işbirliği yapmaya razı ise, çocuğu kitaplar okuyarak ya da oyunlar oynayarak eğlendiriniz. Eğer çocuk 5 dakika içerisinde bir şey yapmazsa, oturaktan kaldırın ve daha sonra tekrar deneyin. Eğer çocuk çişini ya da kakasını yaparsa, onu övün. Ayrıca çeşitli yiyecekler ya da küçük oyuncaklar vasıtasıyla maddi olarak da ödüllendirebilirsiniz.
Gündüz kontrolünün sağlanmasından birkaç ay sonra, çocuğunuzu yatağa bezsiz olarak yatırabilirsiniz. Her ne kadar gerekli değilse bile, çocuğu yatmadan hemen önce tuvalete götürmek de doğru tuvalet terbiyesi yerleşmesini hızlandırır.
Bazı çocuklar için çişini ya da kakasını kontrol, aynı anda gerçekleşir; halbuki bazı çocuklar bir defada yalnızca birisini becerebilirler. Çoğu vakalarda tuvalet terbiyesi 2 ay içerisinde tamamlanır. Eğer başarılı olunamazsa, bu, çocuğun çok küçük olduğunu, birkaç hafta ya da birkaç ay sonra muhtemelen yeniden denemeniz gerektiğini ifade eder.
Bununla beraber, eğer çocuk 2.5 yaşından daha büyük ise ve 2 ay içerisinde terbiye edilememiş ise, tuvalet terbiyesini reddediyor demektir. Tuvalet terbiyesini reddetmenin başlıca nedenlerinden birisi, anne ve babanın aşırı baskısıdır. Çoğunlukla bu çocuklar çok fazla uyarılmış, bazıları oturakta çok uzun süreler oturmaya zorlanmıştır. Bu yüzden, çişini ya da kakasını kontrol etmek, çocuğun kafasında politik bir kimlik kazanmıştır.
Tuvalet terbiyesini reddeden çocuğun terbiyesini sağlamak için, sorumluluğu onun üzerine yıkın. Çocuğunuza, ona banyoya ne zaman gitmesi gerektiğini sizin hatırlatmayacağınızı ve ne zaman gidileceğine kendisinin karar vermesi gerektiğini söyleyin. Altını ıslatmadığı ya da kirletmediği bir gün çocuğunuza olumlu destek ve cesaret verin. Çocuğunuza, tuvaleti başarı ile kullandığı her sefer için renkli bir takvim ya da yıldız vs. gibi oyuncakları ödül olarak vereceğinizi söyleyin.
Eğer çocuğunuz bir kaza yaparsa, üzerini değiştirin ve daha sonra bezi temizlerken çocuğunuzun sizi seyretmesini sağlayın. Yine, cezalandırmayın ve eleştirmeyin. Dahası, ne kadar zorda olsa sabırlı olmaya çalışın.
Kakasını ve Çişini Tutamama
Çoğu çocuğun tuvalet terbiyesi aldıktan çok sonraları kakasını tutamama olayına encopresis denir. Bu bir hastalık değildir, ancak kabızlık ya da duygusal güçlüklerin bir belirtisi olabilir (nadiren fiziksel bir neden vardır). Çişini tutamama (enuresis) da, okul öncesi çocuklarda görülen yaygın bir sorundur.

İshal fazla sıklıkta (anormal yumuşaklıkta ya da sıvı dışkılama), çocuk doktorlarını ya da aile doktorunu görmek için en sık rastlanan sebeplerden biridir. Bebeğiniz 3 yaşına varıncaya kadar bir ila üç ciddi ishal nöbeti geçirecektir.
1 yaşına kadar bebeklerde ishal genellikle virüs kaynaklı enfeksiyonlardan kaynaklanır. Bazı vakalarda sebep bir bakteri ya da bağırsak sistemine giren bir toksin de olabilir. İshal uygulanmakta olan diyet yüzünden de meydana gelebilir, çünkü yumuşak dışkının nedeni yeni gıdalar olabilir. Son olarak ishal, kronik mide bağırsak hastalıkları, anatomik bozukluklar ve doğuştan kusurlar yüzünden meydana gelebilir.
Mama ile beslenen bebeklerde dışkılama sayısı artar ve dışkı yumuşak ya da sulu, bazen yeşilimsi olabilir.
Bununla beraber anne sütü ile beslenen bebeklerde dışkının kıvamı çorba kreması şeklindedir. Kimi zaman, anne sütü ile beslenen sağlıklı bir bebeğin dışkısı yeşil olabilir. Sıklığa gelince, anne sütü ile beslenen bebeklerin çoğu her beslenme sonrasında dışkılarlar. öyle ise anne sütü ile beslenen bebeğinizin ishal olup olmadığını nasıl anlayabilirsiniz? Dışkıda kan, safra ya da kötü bir koku (anne sütü ile beslenen bebeklerin dışkıları genellikle kötü kokmaz) belirleyici bir işaret olabilir. Dışkılama sıklığında ani bir artma dikkat edilmesi gereken başka bir işarettir. Kuşkulandığınız takdirde, kendinize, bebeğinizin davranışlarında bir

değişim olup olmadığını sorun. İştahı mı azaldı, hasta mı davranıyor ya da ateşi mi var?
Eğer bebeğiniz ishal ise ne yapmalısınız? Eğer bebek normal davranıyor ise diyetinde bir değişiklik yapmak genellikle yeterlidir. Bebeğin ishali hafif ise (yumuşak dışkı), bebeğinize mamasında ekstra sıvılar vermeye çalışın ya da her biberon şişesine 30 ila 60 gr. fazladan su ilave etmeye çalışınız. Eğer bebeğinizi anne sütü ile besliyorsanız her zamanki gibi devam ediniz. bu durumda bebeğinize ayrıca su ya da oral olarak verilen (eczanelerde satılan) solüsyonları iki emzirme arasında içirebilirsiniz
Eğer hafif olarak ishal olan bir bebek katı gıdalar yemiş ise, böyle bir bebeğe elma suyu, muz, kaynamış havuç ve pirinç lapası gibi gıdalar veriniz. Çünkü bu tür gıdalar dışkıyı katılaştırabilir. Ne tür bir besleme yapacağınızı bilmiyor iseniz doktorunuza danışınız. Mama ile beslenen bebeklerde ishal sulu ya da çok sıklıkla meydana geliyor ise, 24 saat boyunca tortusuz sıvılar dışında bebeğe hiçbir şey verilmemelidir. İshal nedeni ile kaybedilen elektrolitleri telafi etmek için ağızdan elektrolit içeren solüsyonla takviye yapılmalıdır. Vücudun su kaybetmesini önlemek için sıvı içirmek de önemli bir çözümdür. Bu yüzden bebeğinize su içirmelisiniz. Tekrar mama vermeye başladığınızda doktorunuz size, inek sütü ile yapılanmamalara nazaran ishale daha az yol açan bir soya maması tavsiye edecektir. Mamaya, bebeğin dışkısı normal kıvamını alıncaya kadar 30 ila 60 gr. ekstra su ilave etmelisiniz. Yukarıda tavsiye edilen gıdaların yanında herhangi bir katı gıda verilmemelidir. Bebek bakımı ile uğraşan bir kimse, ishalin bir virüs ya da bakteriden kaynaklandığını ve son derece bulaşıcı olduğunu hatırından çıkarmamalıdır. Bebek bezlerini değiştirirken elinizi iyice yıkayınız.
İshalin birçok vakalarda 72 saat içerisinde geçmesine ve diyet değişikliği ve sıvı alımının artırılması dışında herhangi bir başka tedbir gerektirmemesine karşın ağır ishal (özellikle 1 yaşına gelmemiş bebeklerde ve küçük çocuklarda) çok tehlikeli olabilir. Bunun nedeni aşırı su kaybıdır. Vücudun su kaybı çoğunlukta hastaneye yatmayı gerektirir. Hastanede, kaybedilen su, bebeğe damardan sıvı vermek suretiyle telafi edilir.
Eğer bebeğiniz ishal ise aşağıdaki işaretlerin meydana gelip gelmediğine bakınız.
Bebek 8 saat ya da daha fazla altını ıslatmadı mı; gözyaşı gelmeden ağlıyor mu; ağzı kuru mu; 8 saat içinde sekizden fazla ishalli dışkılama oldu mu; dışkısında kan var mı; ishalle birlikte üç ya da daha fazla berrak sıvı kustu mu ya da bebek hasta olduğunu belli eder şeklinde davranıyor mu?
Eğer bebeğinizde bu işaretlerden herhangi birisi var ise derhal doktorunuza haber veriniz.

Her ne kadar yeni doğmuş bir bebeğin ilk fiziksel muayenesinde belirgin bir görüş ya da işitme kusuru olup olmadığını kontrol etmek muayenenin önemli bir bölümünü oluşturuyor ise de, erken bebeklik döneminde bazı duyusal problemlerin belirlenememesi de az rastlanır şey değildir. Problem, çoğunlukla bebek konuşmasını geliştirebiliyor ya da hantal görünüyor ise anne ve baba tarafından sonradan fark edilir.

Anne baba olarak bebeğinizin görüşünün normal olup olmadığını anlayabileceğiniz belli gelişme işaretleri vardır.

Görüş

Bebeğiniz 4 ila 6 haftalık iken aşağıdaki testi uygulayınız. Yüzünüzü bebeğinizden 50 cm uzaklığa getiriniz. Bu hareketinize tepki bir gülücük olacaktır. Bebeğinizin 3 aylık olduğunda yüzünün önünde sallanan bir oyuncağı gözleri ile takip edebilmelidir. Bebek ayrıca oyuncağa ulaşmaya da teşebbüs etmemelidir. Bu yaştaki bir çocuk ayrıca 70- 80 cm uzaklıktaki cisimleri de görebilir.

Bebeğiniz 4 aylık olduğunda görüş yetenekleri (gözün renkleri ayırt edebilme yetisi, iki ayrı imge yerine tek bir imge görmesi, derinliği algılaması ve hareketli imgeleri takip edebilmesi bir yetişkininkine yakındır.

Her ne kadar gelişmekte bazı normal farklılıklar varsa da, bebeğinizin görüşünün gelişmesinde herhangi bir anormal yavaşlıktan kuşkulanıyorsanız, doktorunuza danışınız.

Doğduğu anda bebeğinizin gözleri, yetişkin dönemindeki büyüklüğünün yaklaşık dörtte üçüne sahiptir. Gözün beyaz kısmı (gözakı skiera) mavimsi bir tonda olurken, renkli kısmı (iris), beyaz ırkta genellikle kolay tanımlanamayan bir mavi renge, diğer ırklarda ise koyu bir renge sahip olmaktadır. Yeni doğanlarda gözbebekleri küçüktür ve ışığa tepki olarak hemen büzülmeyebilirler. Gözler her zaman birlikte hareket eder gibi görünmezler.
Bebeğiniz muhtemelen gözlerini çoğu zaman kapalı tutacaktır. Bu, bebeğin göremediği anlamına gelmez. Gerçekte, bugün doktorlar, bebeklerin bulanık da olsa doğumdan hemen sonra görmeye başladığını bilmekteler. Yeni doğan yavrunuz bakışlarını yüzünün önünde tutulan nesnelere odaklamaya çalışacaktır. Işık 20 ile 30 cm.’den daha uzakta ise görüntü bulanık olur ve bebeğin gözleri, her biri başka bir yönde olmak üzere, etrafını araştırır.
Yeni doğan bebek renklerden çok şekillere ilgi duyar. Yaşamının ilk dönemini sürmekte bulunan bir bebek için en önemli nesne insan yüzüdür, genellikle de annesinin yüzü.
Bebeğinizin ilk göz muayenesi hastanede yapılır. Bu muayenede doktor bebeğin gözlerini yakından inceleyecek ve ışığa gösterdiği tepkiyi gözleyecektir. Çoğu bebekler hafif hipermetrop olmakla birlikte bazı bebekler, özellikle de prematüre doğanlar miyop olarak doğarlar (yani uzaktaki nesneleri göremezler). Normal bebek büyüdükçe gözleri değişime uğrar ve hem yakındaki, hem de uzaktaki nesneleri daha belirgin olarak görebilmeye başlar.
Bazı bebekler kısmî ya da tam görme kaybı ile doğarlar. Bunun yaygın nedenleri arasında gelişimsel oluşum bozuklukları, enfeksiyon nedeniyle gözlerin hasar görmüş olması, doğum travması, önemli bir oksijen kaybı (hipoksi) ve gözün kendini ya da beynin görme merkezine giden sinirleri tetikleyen genetik hastalıklar sayılabilir.
1950′lerin ortalarına kadar bebeklerde en önde gelen körlük nedeni retrolental fibroplazi olmuştur. Bu durum bugün prematürite retinopatisi olarak adlandırılmakta olup, prematüre bebeklerin canlandırılması amacıyla yoğun oksijen verilmesinden dolayı göz merceği arkasında bağ dokusu artımı, retinada ayrılma ve kanama ile belirgindir ve körlüğe kadar gidebilir.
Prematürite retinopatisi bugün, çok erken ve düşük kilolu doğmuş, ancak teknoloji ve doğum bakım olanaklarındaki gelişmeler sayesinde yaşama döndürülebilmiş bebeklerde bazen görülebilmektedir. Neyse ki bu sorun daha ileri düzeyde anlaşılabildiği veya iyi tedavi olanakları geliştiği için artık körlüğe daha seyrek neden olmaktadır.
Doktor, bebeğin kısmen veya tamamen
kör olduğunu hemen fark edebilir. Yoğun katarakt bulunabilir. Gözler anormal derecede küçük (mikroftalmi) ya da kornea donuk olabilir. Ancak bazen kusur gözde ya da görme sinirinde değil, beynin kendisinde bulunur. Bu durumda, bilgisayarlı tomografi veya manyetik rezonans resimlemesi gibi nörolojik değerlendirme ve araştırmalar gerekli olur.
Şayet ciddi bir sorun bebeğin hastanede geçirdiği ilk günleri sırasında belirgin değilse bir ana baba bebeklerin görmesinde bir şeylerin bozuk olduğunu nasıl bilebilir? Bunun ilk ipuçlarından biri nistağmus olarak adlandırılan gözlerin çeşitli yönlerde hızlı hızlı titremesidir. Bebeğin gözleri birden yukarı aşağı, sağa sola ya da dairesel olarak hareket etmeye ya da bu üç hareketin bir bileşimini yapmaya başlayabilir. Yaygın olarak görülebilen diğer bir işaret de bebeğin, her iki gözünü bir nesne üzerinde düzgün şekilde hizalandırma yeteneğini geliştirememesidir. Bir göz bir nesne üzerine sabitlenir, diğeri ise sapar. Bebek gözlerini kısarak bakabilir ya da şaşı olabilir. Büyüdükçe, emeklemekte çekingen davrandığını ya da olağandışı bir hantallık ve sakarlık içinde olduğunu fark edebilirsiniz. Çoğu kimsenin inandığının tersine, bebeklerdeki şaşılık büyümeyle birlikte kendiliğinden kaybolmaz. Gözleri şaşı ya da normalden sapmış durumdaki bebeklerin bir oftalmolog (göz doktoru) tarafından muayene edilmesi şarttır.
Konjenital (doğuştan olan) kısmi ya da tam körlüğün tedavisi, sorunun nedenine bağlıdır. Bazen bir kusur cerrahi müdahale ile düzeltilebilir. örneğin katarakt ameliyatla giderilebilir. Görmenin yeniden elde edilip edilememesi, bebeğin başka görme sorunlarının da bulunup bulunmamasına ve o sorunların düzeltilebilir olup olmamasına bağlıdır.
Bazen körlük kalıcı nitelik taşımaktadır. çocuğunuz kör olarak doğarsa pediyatristiniz ya da aile doktorunuz size, görsel özürlü çocuklar hakkında bilgi ve destek sağlayabilecek sosyal yardım kurum ve kuruluşlarına başvurmanız gerektiğini bildirecektir

Yeni doğan bir bebek bir zamanlar inanıldığı gibi, dünyaya “boş bir kâğıt” olarak gelmez. Aksine, doğduğu andan itibaren bebeğiniz, şimdiye kadar dünyaya gelen tüm insanlardan farklı, yeni bir kişidir.
Bazı bebekler sakin, bazıları gürültücüdür. Bazıları doğduktan sonra 90 dakika süreyle uyanık kalır; bazıları ise 15 dakika içinde uykuya dalar. Bazıları diğer bebeklerden daha iyi meme emer. Bir bebek görsel uyarılardan hoşlanırken hemen yanındaki sepette yatan bebek ses duymaktan zevk alabilir.
Bir normal bebekten diğerine son derece dev farklılıklar söz konusudur. Ancak, yeni doğan bebeğinizde anormal olan yönleri belirlemek ve değişiklikleri, gelişmeyi ve çeşitli davranışları teşvik etmek, desteklemek ve farketmek önemlidir.
Normal Gelişim
Bebeğiniz yaşama, ailenizde kuşaklardır aktarılagelen bireysel özelliklerle donatılmış olarak başlar. Gebelik ve doğum sırasındaki olaylar da bebeğin biçimlenmesinde önemlidir. Anne gerektiği gibi beslenmiş midir? sigaradan, alkolden ve ilaçlardan uzak durmuş mudur? Doğum sancısı ve doğum normal mi olmuştur yoksa komplikasyonlarla karşılaşılmış mıdır? Tüm bunlar ve diğer etkenler bebeğinizin nasıl bir kişi olduğunu ve olacağını etkiler.
Bebeğinizin kişiliğinde son derece kritik özellik taşıyan bir etken ana baba ile çocuk arasındaki ilişkidir. Bir çocuğun bedensel sağlığı için besinler ne kadar önemliyse, ruhsal sağlığı için de sevgi ve sevecenlik o kadar önemlidir. Sevgi ve ilgiden yoksun bir çocuk ruhsal olarak yıkıma uğrayacağı gibi buna çoğu kez bedensel tahribat eşlik edecektir.
Bebeğiniz daha başından itibaren toplumsal bir yaratıktır. Araştırmalar, yeni doğanların diğer şekillerden çok insan yüzüne benzeyen şekillere bakmayı yeğlediklerini ortaya çıkarmıştır. Bazı bilimciler, bebeklerin insan yüzünü potansiyel bir ödül kaynağı olarak algılama yönünde doğuştan gelen bir eğilime sahip olduklarına inanmaktadır. Ayrıca yeni doğan bebeklerin dişi insan yüzü görmeyi yeğledikleri de sanılmaktadır.
ilk ay içinde bebeğiniz muhtemelen tanıdığı kişilere yönelik bir tercih gösterecektir. Bebekler aynı zamanda, tercih ettikleri uyarılma türüne dayanan yakınlıklar oluşturmaya da eğilim gösterirler. örneğin, bebeğiniz hareketi seviyorsa, kendisini sallayarak eğlendiren birini, örneğin şarkı söyleyen birine yeğleyebilecektir.
Bebeğinizin gülümsediğini görürseniz şaşırmayın. Başlangıçta bebeğin gülümsemesi genellikle içsel bir olaya yanıt olarak gelişir ve bebek uyurken ya da uykulu iken görülür.Ancak yaşamın üçüncü ve beşinci haftaları çoğu bebek toplumsal nitelikteki ilk gülümsemesini, tipik olarak, bir yüze ya da sese yanıt biçiminde gerçekleştirecektir. Bu çoğu ana babalar için heyecan verici bir andır.
Bebeğiniz bir taklitçi olarak doğar. Dilinizi dışarı çıkarırsanız bebeğiniz de aynı hareketi tekrarlayacaktır. Çoğu bebek 4 haftalık olduğunda gırtlağından hafif hafif sesler çıkarmaya başlar. Bu, onun ilk konuşma çabasıdır.
Yeni doğan bebeğiniz rahat ortama olumlu tepki verir. Ağlayan bir bebek genellikle, tanıdığı eller tarafından kucaklanması durumunda sakinleşecektir. Bebek çevresinde annesinin yüzünü arar, göz teması sağlar ve sonra ağlamayı keser. Bebek altını ıslattığında veya acıktığında ağlayacak ve bezi değiştirilince ya da biberon veya memeye kavuşunca susacaktır.
Doğumu izleyen ilk dönemde bazen bebeğinizin yeni bir duygusunu ifade ettiğini fark edeceksiniz: Hoşlanma. Birçok bebek için bu durum ilk olarak banyo yaparken görülür. Ağlayan bir bebek küvete sokulunca susacak, rahatlayacak, gülümseyecek ve banyo bittikten sonra ağlamaya başlayacaktır (hayal kırıklığına uğrayacağı için).
Heyecan da ilk olarak birinci ayda ortaya çıkan diğer bir duygudur. Heyecanın kaynağı genellikle bir kişi ya da oyuncaktır. Bebeğiniz kollarını ve bacaklarını oynatır, nefesi kesilecekmiş gibi hızlı hızlı solur, coşkulu sesler çıkarır ve hatta size veya özel olarak ilginç bulduğu bir nesneye gülümser.

Yeni doğan bir çocuk henüz hareketlerle sonuçlan arasındaki farkı anlayamaz. Onun için nesneler bir belirip bir kayboluyor gibidir. Ancak bebeğiniz l aylık olduğunda, kendi zevki için hareketleri yinelemeye başladığını görürsünüz. Bacaklarını hoşuna gittiği gibi dışarı çıkarıp bu hareketi, hoşuna giden o duyguyu yeniden yaşamak için tekrarlayabilecektir.
1 aylık bir bebek çevresi üzerinde bir miktar denetim sağlamaya başlamıştır artık. örneğin, bebeğiniz başparmağını emmenin ya da yumruğunu ağzına almanın kendisini rahatlatıcı bir etkisinin olduğunu keşfedebilir. Bu ağlama nöbeti sırasında bebeğinizin yumruğunu ağzına sokuverdiğini görebilirsiniz. Bir an sonra ise ortalık sütliman olmuştur.
Bir bebeğin ilk haftaları uyum sağlamakla geçer. Yaşamının ilk birkaç gününde bebek işaretler yardımıyla iletişim ve etkileşim kurmaya başlar. Acıkır, ağlar ve annesi, gereksinme duyduğu besinle birlikte belirir. Altını ıslatır, ağlar ve bezi değiştirilir. İşte bu ve benzeri bilgi alışverişi sayesinde ana baba ile çocuk arasındaki yakınlıklar oluşur. Bebek, gereksinimlerinin kendine bakan birisi tarafından karşılanacağını öğrenir.
Bunun için, yeni doğan bebek için güvenlik ve tutarlık olgularının öneminin abartılması söz konusu olamaz. Normal bir ruhsal gelişim için bebeğin güvenmeyi öğrenmesi gerekir ve güven de yalnızca, ana babadan birinin ya da o işleve sahip bir kimsenin bebeğin gereksinimlerine hızlı ve sevecen bir tarzda yanıt vermesi ile öğrenilebilir. Bu uyumlu bakımdan yoksun kalan bebekler, çevreleri üzerinde herhangi bir etkiye sahip olmadıklarını öğrenirler. Bunun da sonuçları, yaşam boyu sürecek bir düşmanlık duygusu, endişe, yakın ilişkiler geliştirme yeteneğinden yoksunluk ve diğer ruhsal sorunlar olarak gerçekleşebilir.
Bağlanma
Ana baba ile çocuk arasındaki bağlanma bebeğin dogmasından uzun bir süre önce başlar.
Bir çift kadının gebe olduğunu fark ettiğinde, doğacak çocuk için ad bulmak amacıyla kitaplar karıştırılır. Bir çocuk odası hazırlanır. Doğum mütehassısına gidildiğinde bebeğin kalp atışları dinlenir. Planlar ve düşler kurulur, korkular ve umutlar yaşanır. Ve sonunda beklenen gün gelip çatar. Sancılı ve zahmetli bir doğumdan sonra ödüllerin en büyüğü kazanılır.
Bağlanma, ana baba ile çocuk arasındaki ilişkiyi karakterize eden ruhsal bağların ve yüklenimlerin karmaşık bir dizisidir. Bir bebek dünyaya gözünü açtığı sırada, ana babanın tarafında zaten güçlü bir ruhsal bağ oluşmuş durumdadır. Bu bağ, bazıları için diğerlerinden daha güçlüdür. Doğumu izleyen birkaç ay içinde bebek, koruma, sevgi ve rehberliği birleştirmeyi öğrenmesinde kendisine yardım eden kişi veya kişilere bir yakınlık geliştirmeye başlar.
Eğer bebeğiniz sağlıklı ise bağlanma süreci derhal başlar. Çoğu bebeklerde, doğduktan sonra bir ya da iki saat süren bir uyanıklık dönemi söz konusu olmaktadır. Bu dönem, ana baba ile çocuk arasında birbirini tanımanın başlaması için özellikle uygun bir zamanı oluşturur. İnsanlar arasındaki bağlanmanın kritik bir döneminin bulunup bulunmadığı bilinmemektedir. Ancak önemli olan nokta bu sürecin “ne zaman” gerçekleştiği değil, “gerçekleşip gerçekleşmediğidir: Bağlanma erken veya geç ortaya çıkabilir. Ama en önemlisi bunun sonunda gerçekleşmiş olmasıdır.
Bir ana baba bebekleri ile bağlanmak için nasıl bir yol izlerler? Bağlanma için hazır bir reçete verilemez; tıpkı birine, nasıl seveceğinin söylenememesi gibi. Bağlanma ana baba ile çocuk arasında her gün gerçekleşen sevgiyle örülmüş davranışlar sırasında gelişir.
Bir anne bebeğine şefkatle dokunur. 0 dokunuş yeni bebeğe zevk veren bir olaydır. Bebeğin yanağına dokunulunca bebek annesinin yüzüne veya göğsüne doğru döner ve memeye burnunu sürtmeye ve emmeye başlar. Bu yalnızca süt üretimini uyarmakla kalmaz. Aynı zamanda güçlü bir ruhsal uyarılma da sağlar. Bebek meme ya da biberonu emerken annesinin gözlerinin içine bakar. Bebek ağlar ve annesi ya da babası onu kucağına alır, yanağını okşar ve onunla yumuşak sakinleştirici bir sesle konuşur.
Bağlanmanın önemi hastaneler ve sağlık alanında çalışanlar tarafından iyi bilinir. Bu nedenle çoğu hastane yeni ana baba olanlara zamanlarını bebekleri ile geçirmeleri için sınırsız fırsatlar yaratmaktadır. Ancak, bebeğiniz prematüre ya da ciddi biçimde hasta olarak doğmuşsa durum farklı olacaktır. Böyle doğan bebekler muhtemelen bir kuvöze konulacak ve yaşam işaretlerini izleyen makinelere bağlanacaktır. Ayrıca damar içi (entravenöz) ve besleme tüplerinin de kullanılması gerekebilir.
Bebeğinizi kucaklamak ve hatta beslemek olanağınız bile bulunmayabilir. Ancak, yine de onunla olabildiğince bol bir zamanı birlikte geçirmeye teşvik edileceksiniz. Bebeğinizin cildini okşayabilir, minicik elini avucunuza alabilir ve sesinizle ağlamasını dindirebilirsiniz. Bu durum ideal bir bağlanma ortamını oluşturmaz ancak bu sınırlı temas bile hem siz, hem bebeğiniz hem de aranızda kurulacak son ilişki için önemlidir.
Bebeğinizi hastaneden eve getirmenizden sonra da bağlanma süreci devam eder. Hastanede, bebek ağladığında cevap veren genellikle bir hemşire olmuştur. şimdi ise görevi siz devralmış bulunuyorsunuz. Bebeği her 2 ile 4 saatte bir meme vererek ya da biberonla besliyor ve bu sırada onu kucaklıyor, okşuyor, rahatlatıyorsunuz. sizden başkası tarafından yerinden kaldırılması durumunda bebek ağlayabilir. Birkaç hafta sonra bebeğinizin sesinizi tanıdığını ve ona cevap verdiğini fark edebilirsiniz. Karnı ağrıyan bebeğiniz ağladığında siz, saatler sürdüğünü sandığınız bir sürede ona ulaşmaya çabalarken o kendisi ile ilgilenen birinin var olduğunu öğrenir. İşte sizinle bebeğiniz arasında yaşam boyu sürecek ve sevgi ile örülmüş normal bir ana baba çocuk ilişkisinin temeli niteliğindeki bağların oluşması ilk birkaç aylık dönem içinde bu şekilde gerçekleşmektedir.
Ana babalar için henüz gebelik aşamasında iken, yaşamlarına girecek ve onu değiştirecek bu yeni insanı sevip sevemeyeceklerini merak etmeleri pek seyrek rastlanmayan bir olgudur. Doğumdan sonra bile çoğu kez bir anne ya da baba bebeğine bakıp ona karşı içinde bir sevgi selinin aktığını duymayı bekler, ama aksine ya hiçbir şey duymayabilir, ya da daha kötüsü, bir hayal kırıklığı ve hatta hoşnutsuzluk hissine kapılabilir.
Bebeğinizi hemen sevmeye başlamamışsanız kendinize fazla kızmayın. Anne veya baba olmak asla kolay bir iş değildir ve bazen büsbütün yorucu olabilir. Bebeğinize olan sevgi, aşama aşama ortaya çıkar. Yine belirtelim, bebeğinizle birbirinize bağlandıkça, her üçünüz de birbirinizi tanıdıkça, odaya girdiğinizde bebeğinizin gözlerinin parladığını gördükçe, ya da bebeğiniz size ilk kez gülümsediğinde, onu sevdiğinizi anlayıvereceksiniz.


Türkçesi “Edinsel Bağışıklık Yetmezliği Sendromu” olarak ifade edilen AIDS i, çağımızın en korkunç hastalıklarından biri olarak nitelendirebiliriz. AIDS hastalığının etkeni bir virüs olup kısaca HIV olarak adlandırılmaktadır. Bu virüsün 2 tipi vardır; HIV - 1 dünyada en yaygın görülen AIDS etkeni virüsüdür. HIV - 2 ise daha nadir olarak görülür, ancak batı Afrika da sık rastlandığı bildirilmiştir
DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN »

Gerçekte erkeklerde bu dönemde belirgin bir hormonal değişim olmaz, ancak 50‘li yaşlardan itibaren yaşa bağlı değişimler ve buna bağlı performans azalmaları ortaya çıkar. Yaşa bağlı değişimler şunlardır;

  • Testislerde küçülme ve sertleşme ( testosteron azalmaz )

  • Ereksiyonda güçlük, olduğunda uzama

  • Yavaş ve güçsüz meni çıkarma

DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN »

SAYFA 1 12»