Kanser, vücuttaki hücrelerin denetimden çıkıp vücudun diğer bölümlerinden bağımsız ve kontrolsüz bir biçimde büyümeye başlamadığı bir hastalıktır. Bu hücreler saldırıya geçen vahşiler gibi vücudun normal normal kurallarına isyan başlatır ve kendilerine ait ayrı bir düzen oluştururlar.
Bu isyancı örgütler, ya da ”hastalıklı oluşumlar” daha sonra vücudun işleyişine müdahale etmeye başlar. Engellenmeleri için girişimde bulunulmazsa, en önemli organları işgal edip iflasına yol açarak ölüme neden olurlar.

Kanser nasıl gelişir?
Kanser şu üç aşamada gelişir:
Önce hastalıklı hücreler büyümeye başlar, çevrelerindeki dokulara nüfuz ederek vücudun belli bir bölgesine yerleşir.  Kanserin ilk başladığı bölgedeki bu evresine ‘primer kanser’ adı verilir.
Daha sonra, vücudun bağışıklık, ya da, savunma sisteminin bir parçası olan en yakın lenf bezlerinden birine  atlar ve oradan vücudun diğer  bölgelerine doğru yola çıkar.Hastalıklı hücreler daha sonra yerleştikleri bu ikinci bölgede tekrar büyümeye başlar ve  çoğu kez çevrelerini  büyük  bir  hızla istila ederler. Buna kanserin ikinci evresi denir (Kanser deyimi; kanserli hücrelerin yanlara doğru yengeç gibi  ilerlemesinden  gelir. Latince de ”cancer” yengeç demektir.)

Genel Bilgiler

Kanserin ilk işaretleri

Erken tanı,bütün kanser türleri için hayati önem taşır. İnsanlar vücutlarında kanser başlangıcı anlamına gelebilecek olağandışı değişikliklere karşı her an uyanık olmalıdırlar. Kanserin en yaygın görülen ilk uyarı işaretlerini şöyle sıralanabilir:

Memede, testislerde veya vücudun herhangibir yerinde şişlik veya doku sertleşmesi
İyileşmeyen bir yara veya lezyon
Geçmeyen ses kısıklığı veya, öksürükle birlikte kan gelmesi
Sürekli karın ağrısı, karın bölgesinde büyük yumrular veya, yutkunma zorluğu
Bağırsak haraketleri veya, idrara çıkma alışkanlıklarında değişiklikler
Ben veya siğillerde belirgin bir değişiklik
Olağandışı kanama veya akıntı
Beklenmedik kilo kaybı veya iştahsızlık
Aşırı yorgunluk, bitkinlik veya keyifsizlik
Sürekli ağrı (her zaman ağrı yapmayabilir)
Ağrı yapmayan ancak şişen ve küçülmeyen salgı bezleri

Yukarıdaki belirtilerden hiçbiri kesin kanser tanısı anlamına gelmez. Bunlar kısa sürede, uygun tedaviyle iyileşebilecek ‘iyi huylu’ bir oluşumun belirtileri de olabilirler.  Ama ne olursa olsun, derhal bir doktora gidip durumu bildirmek durumundayız. Sorummluluk sahibi hiçbir sağlık uzmanı sizi ciddiye almamamak, detaylı muayene etmemek, daha etraflı tetkik gerekiyorsa, sizi başka bir uzmana göndermemek gibi bir hatayı yapmaz.

Gerek kadınlarda gerekse erkeklerde en yaygın görülen kanserlerin, akciğer, sindirim sistemi ve idrar yollarında ortaya çıkması, ve giderek artması, günümüzdeki beslenme tarzı, çevresel kirlilik ve sigarayı, sorumlu  etken olarak işaret etmektedir.
Onu mümkün olduğunca engellemeye ve uzak tutmaya çalışmak, bu başarılamadığı taktirde tedaviye erken başlamak, değişmeyen amacımız olmalıdır.
Kanseri engellemek ve yenmek için yapılması gerekenler

Kanser ciddi bir hastalıktır; hafife almaya gelmez. Aslında birçok ülkede yetkililer ce okadar ciddi görülürki, kendi kendinize kanser tedavisis uyguladığınızda veya doktor olamayn birinin bunu yapmasına izin verdiğiniz taktirde yasalara aykırı davranmış sayılırsınız. Bu yaklaşım çok yaygın bir korkuya sebep olmuş, kanser, ellerinde deney tüpleri ve şırıngalarla dolaşan beyaz gömlekli uzmanlardan başka kimsenin hiçbir şey yapamayacağı, insanlığın soyunu kurutacak bir tür salgın gibi görülmeye başlanmıştır.
Ne yazık ki, bu yaklaşım kanser ve tedavisi hakkında çok büyük yanlış anlamalara yol açmıştır. Kanser gerçekten ciddi bir hastalıktır, ama tedavi edilebilir ve tedavisi de mutlaka bir tıp uzmanına bırakılmak zorunda değildir. Kendi kendine tedavi vakaları görülmüştür (doktorlar buna ‘’spontane iyileşme” diyor); ayrıca kanser hastası olup da doktor olmayan kişilerin, bir başka deyişle doğal tedavi yöntemlerini uygulayan uzmanların faydasını görmüş birçok örnek mevcuttur.
Ama, tedaviden önce korunma gelir. Yani, herşeyden önce, oluşması eengellenirse kanser sorun haline gelmez; ve engellenebileceğine dair kanıtlar da açıktır. Çeşitli tahminlere göre bütün kanserlerin yüzde 85 ile 95′i engellenebilir. Dolayısıyla, nedeni ne olursa olsun, kendilerinin kansere yakalanma tehlikesinin yüksek olduğunu düşüneneler, burada ki öğütlerden ve gösterilen yoldan yararlanacaklardır.
Bunlar mucizevi tedaviler değildir; böyle bir şey de yoktur zaten ama hastalığı kontrol altına alabilmenin en iyi yollunu gösteren, hepside denenmiş önerilerdir.  Daha önce size ne söylenmiş olursa olsun, kendiniz için yapabileceğiniz son derece güvenli, sade ve etkili şeyler var. (doğal tedavi yöntemlerinin nelere iyi gelebileceği hakkında bilgileri de burada bulacaksınız.)

Kanserden korunma
Kanserden korunma yolunda atılacak ilk adımlar, yaşam tarzımız ve çevrenmizin vücuttaki savunma sistemini sürekli tehdit ettiği bir dünyada, yakalanacağımız herhangibir hastalığa karşı alınacak önlemlerle  aynıdır.  Mesele, yaşam  tarzımızı ciddi bir şekilde gözden geçirmekten, sonrada, yaşam ve düşünce          tarzımızda köklü değişiklikler yapmaktan ibarettir. Bu her zaman pek kolay bir şey değil, ama gerçekten      uzun, mutlu, sağlıklı ve kansersiz bir hayat istiyorsak, fevkalade gereklidir.
Kanser konusunda kendi kendine yetmede en önemli üç adım şunlardır:
- gıda ve beslenme
- zihinsel ve duygusal (veya psikolojik) durum
- yaşam tarzı ve çevre

Yeni yürümeye başlayan çocuğun tuvalet terbiyesi anne ve babanın ve çocuğun yaşamlarının en güç bölümlerinden birisini oluşturur. Ya da, gereğince çözümlendiği durumda çocuğun yaşamındaki yüzlerce dönüm noktasından sadece birisi olarak geçiştirilir.
Anne ve babaların soracağı ilk soru şu olacaktır “Tuvalet terbiyesine başlamak için en uygun zaman ne zamandır?” Bu soruyu cevaplamak kolay değildir. Çünkü her çocuk birbirinden farklıdır. İlk çocuğunuz 24 aylık süre içinde sadece 24 saatte terbiye edilmişken, ikincisi daha 3. yaş dönemine kadar terbiye edilememiş olabilir. Bir çocuğun tuvalet terbiyesi için hazır olması, çocuktan çocuğa fark gösterir.
Genellikle çoğu doktor bir çocuğu 18 aylık
olmadan önce tuvalet terbiyesi için eğitmeye
zorlamamak gerektiğini söylerken, kimi dok
torlar da bunun nadir vakalar dışında çok erken olduğunu ileri sürerler. Çocuğun kendisi
terbiye edilmek istemediği sürece çoğu doktor
2 ila 2.5 yaşına kadar beklenmesini tavsiye
ederler. . .

Geceleri kontrol sonradan gelir. Çoğu çocuk 3 yaşına varmadan önce gündüzleri terbiye gördüğü halde geceleri bez kullanmaya birkaç ay devam ederler. Bununla birlikte, 3 yaşında bebeklerin % 40′ı en azından ayda bir kez yataklarını ıslatırlar.
Ebeveyn olarak, tuvalet terbiyesine başlamak için zamanın uygun olup olmayacağını anlamanıza yarayan belirli işaretler vardır. Tuvalet terbiyesinin derhal başarılı olması gerektiğini ileri süren hiçbir kural olmamağını unutmayın. Birkaç gün deneyin ve eğer çocuk açıkça ilgilenmiyor ya da reddediyor ise planınızı birkaç hafta erteleyin. Gelecek sefer işe yarayabilir. Çocuğun tuvalet terbiyesine hazır olduğu şu işaretlerden anlaşılın
1. Çocuğunuz “oturak”, “çiş” ve “kaka” gibi tuvalet sözcüklerini öğrenmiş ise,
2. Çocuk diğerlerini tuvalete giderken seyrediyorsa,
3. Çocuk altının ıslandığını ya da kirlendiğini belirtiyor ve değiştirilmesini istiyor ise,
4. Çocuk kakasını ve çişini kontrol edebilir demektir. Başka bir deyişle, dışkılamayı ya da çiş yapmayı uygun bir zamana kadar ertelemeyi becerebilir.
Zamanın doğru olduğuna karar verdiğinizde bazı şeylere gereksiniminiz olacak:
1. Döşeme üzerine koyacağınız küçük bir oturak iskemlesi. Normal bir tuvalete uygulanabilen bebek tuvalet oturakları mevcut olmasına karşın, çoğu çocuk döşeme tipi lazımlığı tercih eder. Bu tip oturaklar yalnızca çocuğun oturup kalkabilmesine izin vermekle kalmaz, ayrıca çocuğun ayakları yere değdiği için daha iyi ıkınabilmesine de olanak tanır. Oturağı, tuvalet terbiyesine başlamadan birkaç gün önce alın. Böylece çocuk ona alışacaktır.
2. Ağır, emici eğitim giysileri ve iç çamaşırları.
3. Eğer övgülerinizin yanı sıra maddi ödüllerle de ödüllendirmek istiyorsanız, çocuğun hoşun giden yıldızlar ya da çubuklar gibi nesneler,
Artık başlamaya hazırsınız. Çocuğa artık büyük ağabeyler ve ablalar gibi külot giyebileceğini söyleyin. Bezlerini gündüz uykusu ve gece uykusu için saklayın.
Tuvalet terbiyesini uygulamanın çeşitli yolları vardır. Hangi yöntemi uygularsanız uygulayın, aklınızdan çıkarmamanız gereken şey banyoyu bir savaş alanına çevirmemek olmalıdır.
Çoğu doktor, çocuğu kendi özgür isteğine göre terbiye etmeye izin verilmesini tavsiye ederler. Bu da, hiç zorlama yapmamak anlamına gelir. Çocuğa oturağa oturmak isteyip istemediğini sorun. Eğer cevap hayır ise çocuğa baskı yapmayın. Eğer bebeğiniz oturakta 1 dakika kadar oturur ve hiçbir şey yapmazsa, istediği zaman oturaktan kalkmasına izin verin. Eğer çocuğunuz çişini ya da kakasını yaparsa, onu övgünüzle ödüllendirin. Ancak eğer bir “kaza” olursa (ki şüphesiz olacaktır), çocuğunuzu azarlamayın ya da ayıplamayın.
Başka yöntemlerle de benzer prensipler uygulanır; ancak ebeveynlerin daha çok katılımı söz konusudur. Anne baba çocuğu oturağa uygun zamanlarda oturtur ve ona “çiş çiş” der. Eğer çocuk işbirliği yapmaya razı ise, çocuğu kitaplar okuyarak ya da oyunlar oynayarak eğlendiriniz. Eğer çocuk 5 dakika içerisinde bir şey yapmazsa, oturaktan kaldırın ve daha sonra tekrar deneyin. Eğer çocuk çişini ya da kakasını yaparsa, onu övün. Ayrıca çeşitli yiyecekler ya da küçük oyuncaklar vasıtasıyla maddi olarak da ödüllendirebilirsiniz.
Gündüz kontrolünün sağlanmasından birkaç ay sonra, çocuğunuzu yatağa bezsiz olarak yatırabilirsiniz. Her ne kadar gerekli değilse bile, çocuğu yatmadan hemen önce tuvalete götürmek de doğru tuvalet terbiyesi yerleşmesini hızlandırır.
Bazı çocuklar için çişini ya da kakasını kontrol, aynı anda gerçekleşir; halbuki bazı çocuklar bir defada yalnızca birisini becerebilirler. Çoğu vakalarda tuvalet terbiyesi 2 ay içerisinde tamamlanır. Eğer başarılı olunamazsa, bu, çocuğun çok küçük olduğunu, birkaç hafta ya da birkaç ay sonra muhtemelen yeniden denemeniz gerektiğini ifade eder.
Bununla beraber, eğer çocuk 2.5 yaşından daha büyük ise ve 2 ay içerisinde terbiye edilememiş ise, tuvalet terbiyesini reddediyor demektir. Tuvalet terbiyesini reddetmenin başlıca nedenlerinden birisi, anne ve babanın aşırı baskısıdır. Çoğunlukla bu çocuklar çok fazla uyarılmış, bazıları oturakta çok uzun süreler oturmaya zorlanmıştır. Bu yüzden, çişini ya da kakasını kontrol etmek, çocuğun kafasında politik bir kimlik kazanmıştır.
Tuvalet terbiyesini reddeden çocuğun terbiyesini sağlamak için, sorumluluğu onun üzerine yıkın. Çocuğunuza, ona banyoya ne zaman gitmesi gerektiğini sizin hatırlatmayacağınızı ve ne zaman gidileceğine kendisinin karar vermesi gerektiğini söyleyin. Altını ıslatmadığı ya da kirletmediği bir gün çocuğunuza olumlu destek ve cesaret verin. Çocuğunuza, tuvaleti başarı ile kullandığı her sefer için renkli bir takvim ya da yıldız vs. gibi oyuncakları ödül olarak vereceğinizi söyleyin.
Eğer çocuğunuz bir kaza yaparsa, üzerini değiştirin ve daha sonra bezi temizlerken çocuğunuzun sizi seyretmesini sağlayın. Yine, cezalandırmayın ve eleştirmeyin. Dahası, ne kadar zorda olsa sabırlı olmaya çalışın.
Kakasını ve Çişini Tutamama
Çoğu çocuğun tuvalet terbiyesi aldıktan çok sonraları kakasını tutamama olayına encopresis denir. Bu bir hastalık değildir, ancak kabızlık ya da duygusal güçlüklerin bir belirtisi olabilir (nadiren fiziksel bir neden vardır). Çişini tutamama (enuresis) da, okul öncesi çocuklarda görülen yaygın bir sorundur.

Çoğu ebeveynin tanık olduğu gibi, okul öncesi çağdaki çocuklar, inanılmaz derecede çok hastalığa yakalanırlar. Bazı aylar kendinizi evinizle doktor muayenehanesi arasında gidip geliyor bulursunuz. Çocuğunuzun kulak enfeksiyonu geçer geçmez nezle olduğunu görürsünüz. Daha ne olduğunu anlamadan tekrar doktora götürürsünüz. Çoğu ebeveyn, küçük çocukları ne zaman bir virüse yenik düşse haklı olarak endişelenir. Beyninizin derinliklerinde bir terslik olup olmadığını, ciddi bir hastalık olup olmadığını, bu nedenle çocuğunuzun sağlığının dış tehlikelere karşı zayıflayıp zayıflamadığını merak edersiniz.
Bu korkuların çoğu hemen her zaman yersizdir. Eğer çocuğunuz faal ise ve kilo alıyorsa, büyük bir ihtimalle sağlığında bir bozukluk yoktur. Küçük çocukların soğuk alma, kulak enfeksiyonu, mide-bağırsak virüsleri gibi hastalıklara yakalanması, hayatın bir parçasıdır. Çocuğunuzun bağışıklık sistemi, tam olarak direnme düzeyine erişmeden önce, pek çok virüsle karşılaşır. Yanı sıra, çocuğunuzun yalnızken ve başkalarıyla birlikteyken davranış şekilleri de hastalanmasına yol açar. Küçük çocuklarınızın oyun oynama şekilleri de hastalanmalarına ol açabilir.
Ayrıca, 5 yaşındaki çocukların okula başlamadan önce okuma yazma öğrenmesi de doğaldır.
Normal bir okul öncesi çağı çocuğunun yılda yedi veya sekiz kez soğuk algınlığı geçirmesi ve iki ya da üç bağırsak enfeksiyonu nöbeti geçirmesi şaşılacak bir şey değildir. Bu hastalıklar ayrıca vücudumuzun enfeksiyonları öğrenmesi ve onlarla mücadele etmesi için araçlar geliştirmesini olası kılabilir. Aslında küçük bir çocuk tarafından çoğu hastalık yetişkinlere nazaran daha kolaylıkla atlatılır. Örneğin suçiçeği bunların en çok rastlananlarındandır ve çocukluk çağında bu hastalığa tolerans daha fazladır. Halbuki bir yetişkin için su çiçeği son derece ciddi bir hastalık olabilir. Dolayısıyla, bu hastalıkların bazıları çok sık rastlanmakla kalmaz, ayrıca büyümenin normal bir parçası olarak önemlidirler de.
Küçük hastalıkların sıklığına ilaveten, çok rastlanan bir başka sorun da çocuğunuzun hasta olup olmadığının nasıl anlaşılacağıdır. Daha büyük çocukların aksine, 1 yaşındaki bir bebek ağlamak ya da huysuzluk etmenin ötesinde hastalığını ifade edecek bir yeteneğe sahip değildir. 5 yaşındaki bir çocuk bile hasta olup olmadığını size söyleyebilir, ancak çocuğunuz size rahatsızlığını açıkça ifade edemez.
Unutmamalısınız ki, belli bazı çok rastlanan hastalıklar, yetişkinlerde olduğu gibi çocuklarda da belli mevsimlerde ortaya çıkmaya eğilimlidir. Bu yüzden eğer çocuğunuz kış bitimine yakın hasta görünüyorsa, nedeni nezle olabilir. Aynı şekilde, su çiçeği, en çok ilkbaharda ortaya çıkar, soğuk algınlıkları, kulak enfeksiyonları ve krup hastalığı kışın, bazı menenjit dahil virüs enfeksiyonları yaz sonuna doğru ya da sonbaharda meydana gelir.
Çocuğunuzun hasta olup olmadığını anlamanız için size yardımcı olacak bazı işaretler vardır. Bununla beraber, unutmayın ki anne babanın sezgisinin yerine geçebilecek başka bir şey yoktur. Çoğu anne baba daha çocukları ateşlenmeden ya da diğer hastalık belirtileri ortaya çıkmadan önce bile çocuklarında yanlış bir şey olduğunu sezerler. Eğer ortada hiçbir hastalık belirtisi yoksa, sezgilerinize güvenin; çoğunlukla nasıl haklı çıktığınızı görüp şaşıracaksınız.
Ateş
Rektal termometre ile alınan 38.5°C ya da ağızdan alınan 38°C vücut ısısı, çocuğun ateşi olduğunu belirlemeye yeter. Ateş vücudun enfeksiyonla mücadele etmesinin yollarından biridir. Telaşa kapılmayı gerektirmez, hiçbir şey yapmamak gerektiği anlamına da gelmez.
çocuklar ateşe büyüklerden daha kolay dayanır. Eğer çocuğunuz normal tepkilerini gösteriyorsa, sıvı içecekler alıyorsa ve oyun oynamak istiyorsa muhtemelen endişelenecek bir şey yoktur. Eğer çocuğunuzun ateşi düştüğünde daha rahat olacağını düşünüyorsanız, ateşini düşürmek için acetaminophen kullanabilirsiniz.
Daha fazla sıvı vermek, daha az giydirmek ve belki de ılık su kullanarak bir bez ile vücudunu silmek ayrıca yardımcı olabilir. çocuk virüs kaynaklı hastalıklar nedeniyle meydana gelen ateşleri düşürmek için aspirin kullanmayınız, çünkü virüsle oluşmuş bazı hastalıklar sırasında aspirin, yaşamsal tehdit oluşturan bir hastalık olan Reye sendromuna yol açabilir. Kimi otoriteler, tüm ateşleri ısrarla düşürme çevrelerinin vücudun bağışıklık tepkilerini etkisiz hale getireceğine ve bazı hastalıkları muhtemelen daha da uzatacağına inanırlar.
İştah Kesilmesi
Hasta bir çocuk bir şeyler yemekten hoşlanmaz. Bu normal bir tepkidir ve endişeyi gerektirecek bir şey yoktur. Bununla beraber, her ne kadar çocuğunuzun bir hastalık esnasında normal gıdalarını almamasının pek o kadar önemli olmamasına karşın, vücuda yeterli miktarda sıvı alınması (her ne kadar çoğu küçük ateşlerde vücudun ısı kaybetmesi o kadar olası değil ise de) çok önemlidir. Çocuğunuza yemesi için ısrar etmeyin, fakat sıvı alması için çaba gösterin. Sıvı olarak su, meyve suyu ya da sulu çorbalar gibi şeyleri kullanabilirsiniz.
Fazla Uyku
Başka bir hastalık işareti olarak çocuğunuzun normalden fazla uyuması gösterilebilir. Bu da vücudun enfeksiyonla mücadele etme ve iyileşmeyi hızlandırma yollarından biridir. Bununla beraber, eğer çocuğunuzu kendine getirmek zor ise ya da çocuk uyandığında uyuşuk ve sersemlemiş bir vaziyette ise, doktorunuza haber vermelisiniz.
Uyuşukluk
Şaşırtıcı bir şekilde çocuklar ateşli iken bile enerji doludurlar. Bununla beraber, eğer çocuğunuz uyuşuk ise ve size tepki göstermiyorsa ya da kol ve bacakları oynamaya ya da başka bir şeye mecalsiz ise bu durum endişeyi gerektirir; doktorunuzu arayın.
Soluk Değişimleri
Gürültülü soluma ve öksürme, üst solunum yolları enfeksiyonlarında çok rastlanır. Eğer çocuğunuz güçlükle soluyorsa, soluk alıp verişi hızlı ise ya da hırlıyorsa, doktora götürmelisiniz.
İshal
İshal, sık rastlanan bir mide bağırsak rahatsızlığıdır. Hafif ishal, az miktarda yumuşak dışkının çıkmasıdır. Oysa orta ya da ağır ishalde dışkılama sayısı artar ve dışkı daha sulu bir hal alır. Vücut ishal sıvısı içerisinde çok fazla kayıpta bulunduğundan, vücudun su kaybı büyük bir tehlike oluşturur.
Eğer çocuk 8 saat kadar idrarını yapmazsa ve ağzı kuru ise, gözyaşı gelmeden ağlıyorsa, derhal doktora götürmeniz gerekir. Çocuğunuz ağır bir su kaybına uğramış olabilir. Dışkı içerisinde kan ya da safra, ağır karın ağrısı, birkaç saat içerisinde sık sık ishalli dışkı gelmesi ya da sulu ishal ve sık sık kusmanın bir arada olması, doktorunuza haber vermenizi gerektiren sebepler arasındadır.
Kusma
Kusma, ishalle birlikte meydana gelebilir de gelmeyebilir de. Eğer çocuğunuz kusuyorsa, takriben sekiz saat kadar çocuğunuza katı gıdalar vermeyin. Küçük miktarlarda berrak sulu sıvılar alınabilir. Eğer sekiz saat kadar bir süre içinde kusma meydana gelmezse, kraker, beyaz ekmek ya da tavuk çorbası gibi gıdalar verebilirsiniz. Eğer kusmuk içerisinde kan görüyorsanız ya da çocuğun ağır karın ağrıları veya mide ağrıları varsa, çocuk sayıklıyorsa ya da güçlükle uyanıyorsa veya vücudun su kaybettiğine dair belirtiler varsa (tükürük ve gözyaşı salgılamıyorsa, idrara çıkamıyorsa) çocuğu derhal doktora götürmelisiniz.

Ani bebek ölümü sendromu (SIDS: Suden Infant Death Syndrome), 1 yaşına kadar bebeklik dönemindeki ölümlerin başlıca sebeplerinden biridir. Genellikle beşik ölümü diye bilinir.
Tipik olarak, oldukça sağlıklı olan bebek (çoğunlukla 2 ila 4 aylık bebekler) bir gece beşiğe ya da yatağına konur ve ertesi sabah ölü olarak bulunur. otopsi bile yapılsa bebeğin asıl ölüm nedeni belirlenemez ve anne ve babalar bebeklerinin trajik şekilde ölmesine neden olmak için ne yaptıklarını düşünerek suçluluk duygusuna itilir.
Amerika Birleşik Devletleri’nde 500 doğumdan yaklaşık 1′inde ölüm nedeni SIDS’dır. Çeşitli etnik gruplar arasında ani bebek ölümü, Asya kökenli ve beyaz bebeklerde en düşük ve Amerikan Kızılderilileri ve siyah ırktan olan bebekler arasında en yüksektir.
SIDS nedeni ile ölen çocukların büyük çoğunluğu sağlıklı görünür; fakat sonradan yapılan incelemelerde çoğunlukla kalp, akciğer ve beyin ile ilintili problem izlerine rastlanır. Dahası, çeşitli genetik çevresel ve sosyal faktörler bu sendromla birlikte ortaya çıkar.
Bunlar arasında doğum esnasında düşük kilolu olmak, prematüre doğum, soğuk hava koşulları, annenin sigara ya da uyuşturucu tiryakisi olmuş olması, SIDS nedeni ile daha önce bir başka bebeğini kaybetmiş olması veya buna benzer bir nedenle daha önceki bebeğinin ölmüş olması (yani bebeğin soluğu durmuş bulunması ve ölmeden önce suni solunum uygulanması) sayılabilir. SIDS benzeri olgular, SIDS ile ilgili olmadıklarını ifade etmek için akut derecede yaşamsal tehdit oluşturan olaylar (ALTE: Acute Life-Theatening Events) olarak adlandırılır.
Bu, SIDS nedeni ile ölen bebeklerin bu kategorilerden birisine girmesini gerektirmez. Gerçekte, çoğu yüksek risk olarak düşünülmez. Dolayısıyla, yüksek riskli bebeklerin sıkı gözetim altına alınması yoluyla SIDS nedenli ölümleri tamamıyla önlemek mümkün değildir.
Her ne kadar SIDS için ortada tek bir neden yok ise de, araştırmacılar, çoğu bebekte bu sendromla ortaya en çok çıkan çeşitli fizyoloik anormallikler tespit etmişlerdir. Bunlar arasında merkezi sinir sistemi anormallikleri, anormal kalp atışları, adale gerginliği anormallikleri, otonom sinir sistemi kusurları ve uyku esnasında anormal soluk kesilmeleri (apnea) sayılabilir. Belli bir ölüm nedeni olup olmadığını belirlemek için çoğunlukla otopsi çok yardımcı olacaktır.
SIDS nedenli ölüm tehlikesi o kadar korkutucudur ki, bugün çoğu anne babalar, bebeklerinin kalp atışlarının ve soluk alıp verişinin evde denetim altına alınmasını talep etmektedirler. Genellikle böyle bir şey tavsiye edilmez. Bununla beraber, eğer bebek SIDS için yüksek riskli bir bebek ise böyle bir gözetim yapılabilir. Doktorunuz size ayrıntılı bilgi verecektir.

Yeni doğan bebekler, normal olarak genellikle daha uzun bir zamanı uykuda geçirirler. 1 haftalık bebeğiniz günün yaklaşık %80′ini, kısa aralıklarla yedi sekiz kez olmak üzere, uyuyarak geçirir. Bebeğiniz 1 aylık olduğunda uyku zamanları günde üç ile dört kestirmeye ve 56 saatlik kesintisiz bir gece uykusuna dönüşerek azalabilir.
Yeni doğan bebeğin yalnızca toplam uyku süresi sizinkinden uzun olmakla kalmaz, uyku türü de farklıdır. Yeni doğanlar, hafif bir uykuya sahiptirler ve uzun süreli deliksiz uyuma yerine kısa sürelerle uyurlar.
Bebeklerin uyurken kaydedilen beyin dalgaları üzerinde yapılan araştırmalar, yeni doğan bir bebeğin uyku süresinin en az yarısını huzursuz bir uykuyla geçirdiğini ortaya çıkarmıştır. Bebek 8 aylık olduktan sonra derin uykuda geçen süre artmakta, huzursuz uyku süresi azalmaktadır.
Çoğu uyku sorunları, doğumu izleyen ilk dönemden sonra ortaya çıkar. Ancak, aşağıdaki sorunlar, yaşamın ilk birinci ayı içinde gelişebilir.
“Yatma zamanı geldiğinde huysuzlaşma” ortaya çıkabilir. Bazı bebekler gündüzleri iyi uyurlar ve tüm gece boyunca uyanık kalmayı isterler. Niçin bazı bebeklerin geceleri daha huysuz olduğu asla tam olarak anlaşılamamaktadır, ancak bunun bir nedeni karın ağrısı olabilir.
Bebeğinizi geceleri uyutabilmek için birçok yol deneyebilirsiniz. Bir emzik işe yarayabilir. Bebeği yeterince geniş bir battaniye ile sarmayı deneyin. Bazı bebekler çocuk karyolası yerine bir beşik ya da sepet içinde yatmaktan daha çok hoşlanırlar. Bebek arabası ya da otomobil ile yapılacak bir gezinti, bazı bebekleri yatma saatine hazırlayan en iyi yardımcı olabilmektedir (ancak bazı bebekler onları arabadan çıkardığınız anda uyanırlar). Bebeğin yatağına konacak sıcak su dolu bir şişe de yararlı olabilir (şişenin aşırı derecede sıcak olmadığını anlamak için önce bileğinizle kontrol etmelisiniz).
“Uykuya dalmada güçlük çekme”, çok fazla uyarılmış olmaktan kaynaklanıyor olabilir. Bazı bebekler, kendileri için garip gelen bir yerde ya da yabancılarla çevrilmiş bir ortamda normal süreden daha uzun süre uyanık kalmışlarsa gerginleşirler ve huysuzlaşırlar. Sonuçta uykuya dalma güçlüğü ortaya çıkabilir. Bazı bebekler uykuya dalmak için yalnızca ağlamaya gereksinme duyabilirler. Acemi ana babalar bunu genellikle uzun bir sürede ve güçlükle öğrenirler. Bebeği ağlar durumda yatağına koymak yerine gezdirmeye, sallamaya veya beslemeye çalışırlar ki, bu bebeğin genellikle daha çok ağlamasından başka bir işe yaramaz.
Ağlayan bebeğiniz normalden daha uzun bir süre uyanık kalmışsa, memesini emmiş ya da mamasını yemişse ve altı da temizse, uyumak istediğini düşünmelisiniz. Ağlayan bir bebeğin yatağına bırakılması yanlış değildir. Başlangıçta bebeğin ağlaması çoğalabilir, ancak genellikle birkaç dakika sonra yavaş yavaş azalarak sonunda tamamen kesilir. Ne olursa olsun bebeğe uyumak için bir şans vermelisiniz. 15 ile 20 dakika gibi bir süre sonra bebek yine de şiddetle ağlamayı sürdürüyorsa onu yatağından alın.
“Kronik uyumama direnci”, doğumu hemen izleyen dönemdeki olaylardan kaynaklanıyor olabilir, ancak genellikle bebek 2 veya 3 aylık oluncaya kadar kendini göstermemektedir.
Bu sorunun geliştiği bebekler, genellikle geçmişlerinde karın ağrısı sorunları yaşamışlardır. Ağrı nöbetleri nedeniyle anne veya baba tarafından kucağa alınarak veya sallanarak ortalama bir bebekten daha uzun süre uyanık kalmışlardır. Bir gün ana baba, karın ağrısının yatıştığını, ama bebeğin yine de geceleri ana babasının ilgisini beklediğini fark ederler. Sonuçta ana baba ile çocuk arasında gece savaşları başlar.
Ana babanın, ne olduğunu fark etmesinden sonra yapabileceği tek şey, çocuğu makul bir süre yatağına bırakmaktır. Bebeğin tepki göstermesini bekleyin. Bu tepki önce yüksek bir sesle gelecektir. 20 ile 30 dakikalık bir ağlama süresinden sonra çoğu bebek mücadeleyi bırakır ve uykuya dalar. Bazen bir bebeğin uyumayı seve seve kabul etmesi için bu senaryonun geceler boyu yinelenmesi gerekebilir.
Bazı uzmanlar.bebek odasına girmeden önce bekleyeceğiniz sürenin sınırını kesin olarak belirlemenizi (diyelim 15 veya 20 dakika), bebeğe her şeyin yolunda olduğunu hissettirmenizi, sonra bebeği kucağınıza almadan tekrar yattığı yerde bırakmanızı ve ertesi gece bebeğin yanına 5 dakika daha geç girmenizi salık vermekteler.

lnsülinin kullanılmaya başlanmasından önce çoğu şeker hastası kadın için gebelik sorun3u. Oysa bugün, geliştirilmiş, annelik ve doğum öncesi bakım sayesinde birçok şeker hastası anne eskisinden daha rahat bebek dünyaya getirebilmektedir.

Buna rağmen, eğer şeker hastası bir anne adayı iseniz, bebeğiniz, anneleri şeker hastası olmayan bebeklere nazaran daha çok risk altındadır. Anneleri gerek gebelik öncesinde şeker hastası olan, gerekse şekeri gebeliğin etkisiyle geçici olarak (hamilelik şekeri) yükselen


çocukların ölüm oranı, anneleri şeker hastası olmayan çocuklardan daha yüksektir. Buna ilaveten, bu bebekler, solunum güçlüğü gibi problemler ve düşük kan şekeri değeri (hipoglisemi) gibi metabolizma anormallikleri ile doğmaya eğilimlidirler.

Eğer şeker hastası iseniz, bir uzmanın bakımına gereksiniminiz vardır. En verimli bakım, hamile kalmadan önce başlar. Doğum bozuklukları ya da bebeklerde başka problemler meydana gelmesi riskini en aza indirgemek için gerek doğumdan önce, gerekse hamilelik esnasında düzenli kontrol şeker hastası anneler için çok önemlidir.

Annenin şekerinin hangi dereceye kadar kontrol altında tutulduğu, bebeğin görünümü ile yakından ilintilidir. Şeker hastası annelerin sıkı kontrol altına alınması dolayısıyla, şeker hastası annelerin büyük kafalı bebek dünyaya getirmeleri bugün geçmişe nazaran daha azalmıştır.

Kilosuna bakılmaksızın, şeker hastası olan tüm annelerin bebekleri öncelikle bir yoğun bakım biriminde gözetim altında tutulmalıdır. Doğumdan sonraki 1 saat içinde şeker testleri yapılmalı ve bundan sonra sık sık tekrarlanmalıdır.

Bazı çocuklarda, eğer kan şekeri doğum sonrasında çok düşükse, damardan glikoz verilmesi gerekebilir. Bu değişiklikler geçicidir ve normal düzenlemeye birkaç gün sonra geçilir.

Burun pek çok işlevi ve anlamı olan bir organdır. Bu yüzden, burnundan rahatsızlığı olan hastaları ameliyat etmeden önce çok daha dikkatli biçimde incelememiz gerekir

DR. SERDAR EREN

Türkiye’de yapılan estetik operasyonlarda burun estetiği ameliyatları ön sıralarda yer alıyor. Bu ameliyatların nasıl yapıldığını muhtemelen pek çoğunuz biliyorsunuzdur veya burun ameliyatı geçirmiş kişilerdeki değişimi ve neticelerinin nasıl olduğunu mutlaka görmüşsünüzdür. Ben bu yazımda burun hakkında bilinmeyen veya algılanamayan diğer önemli hususlara değinmek istiyorum.
Burun insan vücudunun en enteresan organlarından biridir. Çünkü sırtı önde, tepesi aşağıda, kökü yukarıda ve kanatları aşağıdadır. Aldığımız havanın ısınmasını sağlayan, onu tozlardan arındıran ilk duraktır. Kadınlar östrojen hormonlarından dolayı erkeklerden daha iyi koku alırlar. Kadınların ovülasyon (yumurta oluşumu) zamanında, yani östrojen düzeylerinin en yüksek olduğu zamanda koku alma hassasiyeti çok daha artar. İnsanların 4 bin kokuyu ayırt etme kabiliyetleri vardır.
Burnun aynı zamanda ruh dünyasının bir amblemi olduğunu tarihçi filozof Johann Gottfried Seume yazmıştır. Dahlke ise psikosomatikle ilgili el kitabında burnun simgelediklerini şöyle tarif ediyor: “Hükmetmek, gurur, güç, seksüalite.”
Bornemann adlı sosyolog 1991′de, bir kitabında burnun erkekte “iktidar” işareti olarak anlaşıldığını, bundan dolayı toplumda burun büyüklüğünün veya küçüklüğünün penis ile orantılı görüldüğünü, burada kastedilenin aslında cinsel arzu ve güçle ilişkisi olduğunu yazdı.
Johan Caspar Laveter adlı sosyolog ve psikolog burnun sadece nefes almak, koku almak gibi işlevleri gören bir organ olmadığını, onun ayrıca cinsel gücü yansıttığını ve bir sembol olduğunu belirtti.
Geçmişe bakıp burnun seksüalite ile ilişkisini göz önüne alacak olursak, onun üzücü kaderine de şahit oluruz. Yüzyıllar önce I. Friedrich tecavüz edenlerin, evlilik dışı ilişki kuranların burnunu kestirmişti.

Hiçbir organ günlük konuşma diline burun kadar girmemiştir
Eğer anlamlı bakılacak olunursa sifilis hastalığının bulaşma şekli (cinsel ilişki) ile bu hastalığa yakalananlardaki burun dokusu lezyonu ve kaybı arasındaki psikodinamiği göz ardı etmek mümkün değildir.
Edmond Rostand komedisinde Cyrano de Bergerac’ı çirkin ve koca burunlu ama iyi yürekli bir figür olarak göstermiştir. Collodi’nin yalan söyledikçe burnu büyüyen Pinokyo masalını ise hepimiz biliriz.
Çirkin görünümlü bir burun edebiyatta ve resim sanatında sıklıkla kullanılan bir motiftir. Hiçbir organ burun kadar günlük konuşmada mecazi olarak kullanılmamıştır: Burnu bir karış havada, burnu büyüdü, burnundan hiç kıl aldırmıyor, hık demiş burnundan düşmüş, burnunu her yere sokuyor, burnunun ucunu görememek…
“Korku ve öfke duygusunun yansıması cinsel organlaradır ve bu organlardaki problem olarak algılanır. Bu yansıma eğer cinsel organlara olmazsa, bu takdirde onun sembolik karakterlerine yönelir, tıpkı burun gibi.” Bunu Roth 1959 yılında “The Face-Genital Equvation” adlı kitabında yazmıştır.
Burnun genel anlamından da anlaşıldığı gibi kimi zaman ruhsal şikayetleri olan hastalarda psikolojik bozuklukların yansıması burunda gerçekleşir ve hasta burnunda sorun olduğunu düşünür. Psikozları tedavi edilmemiş veya tanınamamış bir hastaya yapılan burun ameliyatının hasta ve cerrah açısından çok sıkıntı verici problemlere yol açabileceği aşikardır.
Bütün bunları dikkatle göz önüne aldığımızda burnun bir sürü fonksiyonunun ve anlamının olduğunu görüyoruz. Böyle önemli bir organından rahatsızlığı olan hastaları, ameliyat etmeden önce çok daha dikkatle incelememiz gerekiyor.

Başarılı bir burun estetiği ameliyatı sonrasında hasta özgüven kazanır
Burun estetik görünüm bakımından çok dikkat çeken bir organdır. Travmatik veya doğumsal burun şekilsizlikleri hep dikkat çeker ve çoğu zaman kişi çevreden kırıcı, gücendirici veya alaycı davranışlarla karşılaşır. Bundan dolayı da bu psikolojik baskıya sadece çok dengeli karakter ve ruh hali olan kimseler katlanabilir. Bilhassa 25 yaşına kadar olan, sosyal yaşamı henüz tam oturmamış kişilerde burnun şeklini ve formunu değiştirme arzusu sosyal kabullenme açısından çok daha yüksektir. Bu yaş sınırı atlatıldıktan sonra mesleki ve ailevi yaşamın getirdiği güven ve denge kişiyi burun probleminden uzaklaştırır. Bu psikolojik baskı bu aşamadan sonra da hâlâ devam ediyorsa kişi o zaman plastik cerrahi yoluyla çözüm aramayı denemelidir.
Eğer bir burnun düzeltilmesi için ameliyat kararı doğru verildiyse ve ameliyat teknik açıdan kurallara uygun olarak yapıldıysa neticenin getireceği pozitif psikolojik etki bütün estetik ameliyatlar içinde en etkin olanıdır. Başarılı bir burun ameliyatından sonra hastanın kendine güveni gelir ve bunun böyle olmasına da şaşırmamak gerekir. Çünkü burun tam yüzün ortasındadır, görmemek imkansızdır.

Karın germe ameliyatından önce kilo vermekte fayda var

Karın germe ameliyatları ile ideal bir karın bölgesine sahip olmak mümkün. Yine de istenilen sonuca ulaşabilmek için her hastanın ameliyat öncesinde boyuna uygun kiloya düşmesinde fayda var

Estetik Bakış / DR. SERDAR EREN

Bir kişinin şişman veya zayıf olduğu sonucuna çoğu kez karın bölgesinin durumuna göre karar verilir. Kadınlar için ideal görülen, kum saati formunda gergin bir karın bölgesidir.
Hamilelik veya aşırı kilo alımı sonucunda karın bölgesindeki deri ve deri altı yağ dokularında önemli oranda bir hacim artışı olur. Sonrasında karın kaslarında gevşeme, deri elastikiyetinde azalma görülür. Kilo verme ya da hamilelik sonrasında bu dokuların miktarında önemli miktarda azalma olsa da karın derisi, deri altı yağ dokusu ve karın bölgesi kasları çoğu kez yeterince toparlanamamaktadır.

Genel olarak kadın vücutlarını androjen ve östrojen tip olmak üzere ikiye ayırabiliriz. Androjen tip vücutlarda bacak ince ve selülitsizdir, popo küçük ve biraz yassıdır, kalça üzerinde yağ tabakası fazlalığı toplanmıştır ve belin aşikarlığı azalmıştır. Karın bölgesi için de göbeğin üst kısmında kubbemsi yapı gözlemlenir. Akdeniz kadını tipi dediğimiz östrojen tip vücutlarda ise dar omuz, küçük meme, ince bel, geniş kalça ve selülite eğilimli sarkmaya uygun bir doku yapısı gözlemlenir.

Karın germe ve bodylifting için ideal hasta östrojen tipi vücuta sahip olanıdır çünkü dokunun kayganlığı ve yumuşaklığı germe işlemine daha elverişlidir. Androjen tip vucutlarda şişmiş ve genişlemiş karın görünümü genellikle karın içi yağlarının fazlalığından dolayı artmış karın içi basıncının işaretidir. Böyle durumlarda ameliyattan evvel kilo verip karın içi basıncının azaltılması gerekir. Tabii ameliyattan önce herkesin boyuna uygun olan kilosuna erişmesi istenilen sonuca ulaşabilmek için önemlidir.

Bazen deri altı yağ dokusu fazla olan kişilerde karın germe ameliyatı liposuc-tion (yağ emilmesi) ile birlikte yapılmaktadır. Yağ depolanması ve deri fazlalığı sadece göbek altı bölgesindeyse ve çok da fazla değilse kısmi karın germe ameliyatı uygun olabilir. Bu durumda göbek deliği yeri değiştirilmemektedir.

Karın germe ameliyatı sırasında göbek deliği, yara veya kasık fıtığı eşzamanlı olarak onarılabilir. Veya herhangi bir ameliyat sonrasında kalan alt karın bölgesindeki ameliyat izleri de (apandisit, sezaryen, fıtık vb.) yok edilebilir.
Karın germe ameliyatından sonra hastaların tekrar hamile kalıp doğurması mümkündür. Ben de üç hastamda ameliyat sonrası doğumların karın duvarını ilk hamilelikteki gibi yıpratmadığını gözlemledim. Aşırı kilolu kişilerde ise yapılan karın germe ameliyatlarında yaranın iyileşememesi riski fazladır. Bu yüzden hastalarımı ameliyat öncesinde kilo verme konusunda ikna etmeye çalışırım.

Bu tür ameliyatlar sonucunda arzu edilen sonuç vücudun birbirine uyumu, harmonisidir. Güzel, düzgün bir karın elde edildiği halde daha evvel rahatsızlık vermeyen, karın ile beraber sarkmış olan göğüslerin ön plana çıkıp rahatsızlığa sebebiyet vermesi çok görülür. Amaç vücudun genel görünümünün birbirine uyumunu sağlamaktır.