Çocuklarını çalışarak büyüten anneler bunun yaşamlarındaki en zor şey olduğunu söylerler. Çalışan annelerin bir bölümü ekonomik yetersizlikler nedeniyle çalışmak zorunda oldukları, diğer bir bölümü ise ekonomik bağımsızlıklarını kaybetmemek veya mesleklerinden uzak kalmamak için çalışır. Her iki koşulda da çalışan annelerin en önemli sorunları aşağıdaki şekilde gruplandırılabilir;

  1. Çocuk bakıcısı arayışı,
  2. Aşırı sorumluluk yüklenme, zihinsel ve bedensel yorgunluk,
  3. Suçluluk duygusu.

a. çocuk bakıcısı arayışı

Çocuğunuza kimin bakacağına doğumdan önce anne ve baba birlikte karar verin.

Çocuğunuza bakmasına karar verdiğiniz kişi bir akraba ise:

Bu kişinin çocuğunuza bakmaya gerçekten gönüllü ve uygun olduğundan emin olun,

Bu kişiden çocuğunuza mümkünse kendi evinizde bakılmasını isteyin,

Çocuğunuzun geceleri ve hafta sonları sizinle kalmasını sağlayın,

Bu kişiye çocuğunuzun bakımı ve eğitimi ile ilgili tüm beklentilerinizi açık bir şekilde ve anne-baba biraradayken bildirin.

Çocuğunuza bakmasına karar verdiğiniz kişi bir çocuk bakıcısı ise,

Bu kişinin çocuk bakıcılığı için gerçekten yeterli ve uygun olduğundan emin olun,

Bu kişiden çocuğunuza kendi evinizde bakılmasını isteyin,

Evinizde yatılı kalarak çocuğunuza bakmasını talep etmeyin,

Bakıcının çalışma düzenini ve iş tanımını önceden belirleyin, çocuğunuzun bakımı ve eğitimi ile ilgili tüm beklentilerinizle birlikte açık bir şekilde ve anne-baba biraradayken bu kişiye bildirin,

Yeterli bir süre çocuğunuza bu kişiyle birlikte bakın ve çalışmaya başlamadan önce aşamalı olarak günün belirli saatlerinde evden uzaklaşarak çocuğunuzu bu uzun süreli ayrılığa yavaş yavaş alıştırın.

Çocuğunuza bakıcı ararken şunlara dikkat edin;

Bakıcıda aradığınız özellikleri önceden sıralayın ve önceliklerinizi belirleyin (tıpatıp beklentilerinize uygun biri karşınıza çıkmayabilir),

Bakıcıyı mümkünse evinde ziyaret edin, çocuklarıyla ilişkisini gözlemleyin,

Referanslarıyla ve komşularıyla görüşün, gerekli belgeleri temin edin.

Çocuğunuza bakıcı ararken şu özelliklere sahip olmasına dikkat edin;

Temiz, düzenli ve dürüst olmasına,

Aile yaşantısının düzenli olmasına,

Dakik ve elinin çabuk olmasına,

Sevecen ve güleryüzlü olmasına,

Esnek ve hoşgörülü olmasına, katı-kuralcı olmamasına,

Yeniliğe ve değişime açık olmasına, sabit fikirli olmamasına,

Sorumluluk ve insiyatif sahibi olmasına,

İletişim becerisinin olmasına,

Yaş ve kişilik olarak bakılacak çocuğun annesine benzemesine,

Sabırlı olmasına,

Eğitimli, kendini yetiştirmiş ve bilinçli olmasına,

Çocuğu ya da işe devamını etkileyecek bir rahatsızlığının olmamasına,

Sigara içmemesine.

b. aşırı sorumluluk yüklenme, zihinsel ve bedensel yorgunluk

Çalışan annenin en önemli sorunu aşırı sorumluluk yüklenmesi ve yorgunluktur; çünkü bu sorun annelere çözümsüz ve başa çıkılamaz gibi görünür. Alışıldık bir düzen vardır; evde ve işte yapılacaklar zaten belirlidir, şimdi hepsine geceyi gündüze katan bir bebek eklenmiştir ve gün 24 saattir, dolayısıyla yorgunluk kaçınılmazdır. Böyle değerlendirince, gerçekten de çalışan anne için yapılacak pek birşey yok gibi görünüyor. Oysa ki, durum hiç de öyle umutsuz değil, çalışan anneler iş listelerini pekala hafifletebilirler;

Gerek evde gerekse işte, yükünüzün arttığı dönemlerde bir süre yalnızca acil ve önemli olan işlerinizle ilgilenin

Bazı işleri başkalarına devretmeyi deneyin, işyerinde iş arkadaşlarınızdan; evde ise eşinizden, varsa diğer çocuklarınızdan veya yakınlarınızdan yardım isteyin. Çocuğunuz yokken evinizle, kadın olduğunuz için eşinizden daha çok ilgilenmiş olabilirsiniz, bu aynı düzenin devam edeceği anlamına gelmez.
Eşiniz yeni doğan bebeğinizi emziremez belki ama, bugüne kadar hep sizin hazırladığınız akşam yemeğini hazırlayabilir. Aile içinde yapılabilecek ufak düzenlemeler size kısacık da olsa rahat bir nefes alma olanağı sağlayacaktır.

Yükünüzün çok arttığını hissettiğiniz yerde bazı alışkanlıklarınızdan tamamen vazgeçin, bunun için kendinize önceden “vazgeçilebilirler listesi” bile hazırlayabilirsiniz. Örneğin, ev işleri için düzenli bir yardımcı alamıyorsunuz ve iki haftada bir mutlaka mutfağın dolaplarının temizlenmesini gerekli buluyorsunuz ve artık buna ayıracak zamanınız yok. Eşiniz hayatta yapmaz böyle bir işi, anneniz çok yaşlı, akadaşınıza böyle bir şeyi teklif etmeyi düşünemezsiniz bile… O zaman bu alışkanlığınızdan vazgeçin ya da bu düşüncenizi terkedin; iki haftada bir mutlaka mutfağının dolaplarının silinmesini gerekli bulan bir kadın değilsiniz artık. Mutfak dolapları bekleyebilir, arkadaşlarınız bekleyebilir, müşteriler ve hatta müdürünüz bile bekleyebilir, ama çocuğunuz bekleyemez. İnsan yaşamında pek çok şeyden istifa edebilir herhalde, ancak annelikten istifa edemez.

c. suçluluk duygusu

Dozu değişmekle birlikte hemen her çalışan annenin yaşadığı bir duygudur suçluluk. Bu duyguyu hafifletmek için şöyle düşünebilirsiniz;

- çalışmak zorundayım (çocuğum için para kazanmam gerekiyor)

- çalışmayı seviyorum (çocuğum mutlu bir anneyi hakediyor)

Çalışan annelerin çoğu (ekonomik zorunluluklar nedeniyle doğumdan sonra işe başlayanlar dışında) çocuk sahibi olmadan önce de, çalışan kadınlardır. Önceden çalışma hayatı olan, üretken bir kadının uzun süre evde oturması, mesleki kaygılar, sosyal ve duygusal tatminsizlikler doğurur. Oysa her çocuk mutlu, üretken, kendisiyle barışık bir anneyi, kendisi için işini terketmiş, saçını süpürge etmiş bir anneye tercih eder. Unutmayın ki çocuğunuz sizin aynanızdır; siz mutluysanız o da mutlu olur, siz kaygılıysanız o da kaygılıdır, siz hayatla hep kavga ederseniz o da kavga eder.

İşlerinizi planlı yaparak, hiçbir şey için çocuğunuza ayırdığınız zamandan çalmayarak ve bu zamanı en verimli şekilde değerlendirerek suçluluk duygusundan kurtulmaya çalışın. Hafta sonu onunla başbaşa yapacağınız bir doğa gezisi, haftanın 5 günü sabahtan akşama kadar onunla birlikte olup hiçbir şey paylaşmamaktan çok daha iyidir. Çocuğunuzla birlikte olduğunuz süre değil, bu süreyi nasıl değerlendirdiğiniz önemlidir. Bu sürenin azlığına ya da çokluğuna değil, çocuğunuzla kurduğunuz ilişkinin kalitesine ve bunu geliştirmeye odaklanmaya çalışın.

Suçluluk duygusundan kurtulmaya çalışırken pratikte sizi zorlayan durumlarla karşılaşırsınız, bunların üzerinde çok fazla durmamaya gayret edin. Örneğin; çocuğunuzu kreşe veya bakıcı annesine bırakıp işe giderken ilk zamanlar arkanızdan bir süre ağlayacaktır, bu çok doğaldır.* Çocuğunuz bazen size bir yabancı gibi davranacaktır, babaannesine daha düşkün olacaktır veya bakıcı annesine “anne” diyecektir. Bunlar kuşkusuz her anneyi üzer ve suçluluk duygusunu artırır. Bu gibi durumları çocuğunuza bakan kişiye atfetmemeye çalışın, hatta çocuğunuz kendisine bakan kişiyi bu kadar sevdiği için sevinin. Bu durumları çocuğunuzun size verdiği bir mesaj olarak da algılayabilirsiniz; onunla daha çok birlikte olun ve oynayın.*2

Unutmayın,
çalışan bir annenin çocuğu olmak hayatta insana kaybettirdiklerinden çok daha fazla şey kazandırır.


* Haftalarca süren ağlamalar ve bunlara eşlik eden başka sorunlar varsa, mutlaka bir uzmana başvurun.

*2 Annenin herhangi bir sebeple çocuğuna karşı ilgisiz olduğu durumlar burada söz edilenin dışındadır ve bunlar ayrıca ele alınmalıdır.

Konuşma, duyma ve görüntü sorunları bir çocuğun öğrenme yeteneğini etkileyebilir. Bunların çoğu başarıyla tedavi edilebilir ya da en azından şiddeti azaltılabilir. Çoğu kez anahtar faktör erken teşhistir. Okul öncesi yıllarda keşfedilen duyusal bir sorun çoğu zaman çocuğun entelektüel gelişimi üzerinde onarılmaz etkiler yapmadan önce çözülebilir.
Bundan dolayı küçük bir çocuğun periyodik muayenelerinin görme ve duyma testleri içermesi önemlidir. Göz sorunlarıyla ilgili bir geçmişi ya da belirtisi olmayan çocuklar bile 4 yaşına kadar bir göz doktoruna gitmeliler.
Aşağıda öğrenme sorunlarına neden olabilecek bazı duyusal kusurlar açıklanmıştır.
İşitme Düzensizlikleri
Konuşmayı ve dili geliştirmek için bir kişinin duyması zorunludur. Bu nedenle çocukluğu süresince görülen hafif bir işitme kaybı veya bir kulakta işitme kaybı çocuğun dili kazanmasında negatif bir etki yapabilir. İşitme güçlüğü arttıkça öğrenme sorunu büyümektedir.
5 yaşından küçük çocukların % 4′ünün her iki kulağında da işitme güçlüğü olduğu ve % 10 kadarının da tek kulakta işitme güçlüğü olduğu tahmin ediliyor.
İşitme kaybının dört türü küçük çocuklarda bulunmaktadır. İletken işitme kaybı sesi dış kulaktan iç kulağa kadar ileten sistemdeki aksaklıklara bağlıdır. Sensorinöral işitme kaybı ise kulak salyangozuna ait kıl hücrelerinin ya da işitme sinirinin anormalliklerinin bir sonucudur. Karışık işitme kaybı, hem bir iletken ve hem de bir duyu siniri işitme kaybı olduğunda meydana gelir. Merkezi işitsel düzensizlikleri, merkezi sinir sistemindeki işitme merkezinin bir fonksiyonsuzluğunun sonucudur.
Çocuğunuz tamamıyla sağır olarak doğmuşsa sorun yaşamın ilk altı ayında şüphe uyandırabilir. Sağırlık tek taraflı ise muhtemelen çocuğunuz 12 ile 24 aylık olana kadar teşhis edilemez. Bu noktada çocuğunuz dil gelişmesini ve öğrenmenin kritik aşamalarını zaten kaçırmıştır. Bu nedenlerden dolayı, işitme kaybının üst riskinde oldukları düşünülen birçok bebek çoğu zaman yaşamın ilk altı ayında teste tabi tutulur.
Bir işitme kaybının etkilediği bir çocuğun öğrenme yeteneğinin kapsamı kaybın şiddeti ve etkilenen frekansların alanına bağlıdır. Üstelik çocuk dili gelişiminin, öğrenme ve gelecekteki eğitim başarılarının sonucu kaybın meydana geldiği yaşa ve sorunun ne kadar çabuk keşfedildiğine ve tedavinin başladığına bağlıdır.
Bazı işitme kayıpları ilaçla tedavi edilebilir. Diğerleri cerrahi uygulamayla tedavi edilebilir. Bir işitme desteği çocuğun duyduklarını yükseltir ve bu çocuğun normal olarak işlev görmesini sağlayan tek, en önemli araç sayılmaktadır.
Özel eğitimin belirli formu özellikle işitme kaybının ılımlı olduğu zaman bile, genellikle gereklidir. Eğer kayıp az ise konuşma ve dil terapisiyle sınırlanabilir. Daha ağır durumlarda, çocuğunuzun okul hayatı boyunca özel eğitim programları gerekebilir.
Son olarak işitme kaybı olan bir çocuğun ebeveyni çocuğun gelecekteki akademik başarısının önemli bir unsuru olduğunu bilmelisiniz. Çocuğunuzun duyduklarını nasıl en fazlalaştırabileceğini öğrenmeye gereksiniminiz vardır. Başkalarının dudak hareketlerinden anlam çıkarma ve işaret dili gibi teknikler yardımcı olabilir. Böyle teknikleri öğrenmek için bir kurs bulabilirsiniz.
Konuşma ve Dil Düzensizlikleri
Bazı hastalıklar, okulöncesi çocuğunuzdaki dili anlamaya ek olarak kelimeler ve cümlelerin telaffuzunun normal gelişmesine müdahale ederler. Aşağıdaki paragraflar az bir dereceden, belirlenmiş bir dereceye kadar önemli ölçüde gelişimi geciktirebilen sorunları tanımlamaktadır.
Topyekun gelişim yavaşlığının bir parçası olan ciddi bir şekilde gecikmiş konuşma ve dil gelişimi oturma, ayakta durma, yürüme ve tuvalet eğitimi gibi diğer alanlarda da yavaşlamaya yol açar. İşitme kaybı konuşma ve dil düzensizliklerinin nedeni olabilir.
Nörolojik düzensizlikler de konuşma ve dil zayıflığına yol açabilirler. Bu düzensizlikler beynin dil bölgelerine zarar verecek şekilde kas gücü ya da koordinasyonu eksikliğini içerirler.
Ebeveynler arasındaki çatışmanın yol açtığı duygusal uyarı ve dilin çevresel mahrumiyeti, ayrılık veya çocuk istismarı, dil ve konuşma düzensizliklerine katkıda bulunabilirler.
Normal telaffuzun açıkça başarılamaması, dil gelişimi, kekemelik veya çocuğunuzun konuşma ya da anlayışında diğer sapmalara ilişkin endişeleriniz varsa uygun teşhis ve özellikle tedavi için aile doktorunuzla veya bir konuşma dil uzmanıyla irtibat kurunuz. Bu aşama çocukluktaki dil ve konuşma düzensizliklerini birçok durumunda önemli ve kazançlı olabilir.
Görme Sorunları
Okul öncesi yıllar birçok görme bozukluklarının teşhis ve tedavisinde çok önemlidir. Kimisi ciddi, kimisi ise miyopluk gibi sadece öğrenme güçlüğü yaratma yeteneklerinde ciddidirler. Bu sorunlar salık verilen gözlükle kolayca giderilebilir. Okul öncesi yıllarda yakalanıldığında, basit görme sorunları bir çocuğun öğrenimi üzerinde zıt bir etkide bulunmaz.

18 ay ile 3 yaş arasında çocuklar “hayır”ın en sevdikleri kelime olduğu bir dönem geçirirler. Sizin çocuğa ne söylediğiniz önemli değildir.
Çoğu zaman alacağınız yanıt vurgulu bir “hayır”dır.
Küçük kızınıza “banyo küvetinde kalmak ister misin?” diye sorduğunuzda “hayır” cevabım verir. “Peki o halde banyo küvetinden çıkmak ister misin?” “Hayır.”
Çocuğunuz sizi kasten kızdırmaya çalışıyor gibi görünse de öyle değildir. Bu sadece bağımsızlığa giden uzun yolun bir adım öncesidir.
Kimi zaman gelişimin güç bir aşaması olan bu dönemi geçirmek çok sabır ve iyi bir mizah anlayışı gerektirir. Negativizmin arasındaki bir çocuğun ebeveyni iseniz, her ebeveynin bu dönemden geçtiğini unutmayınız.
Aşağıda bu yolu daha az sarsıntılı geçmenize yardımcı olabilecek bazı öneriler verilmiştir.
1. Çocuğunuzun negativizmini çok ciddiye almayınız.
2. Çocuğunuzu “hayır” dedi diye cezalandırmayınız.
3. Çocuğunuza seçenekler veriniz: “Kırmızı pantolonu mu yoksa yeşil pantolonu mu giymek istersin?” Kabul edilebilir seçeneklerden birisini ona seçtirmek çocuğunuza bir özgürlük ve denetim duygusu verecek, daha büyük olasılıkla onu işbirliğine yöneltecektir. (Sadece tek cevabı olduğunda soru sorarken dikkatli olunuz). Örneğin, çocuğunuza eğer oturmasını istemiyorsanız yatma zamanı, yatmak ile oturmak arasında bir seçenek sunmayınız.
4. Çocuğunuza faaliyetler arasında bir geçiş süresi veriniz. Örneğin, eğer çocuğunuz eğleniyor, ancak oyun alanının terk edilmesi gerekiyorsa ona yeterli süreyi verin.
5. Kuralları kolaylaştırınız. Bu yaştaki çocukların ev kurallarından oluşan uzun bir listeyi izlemeleri olası değildir. Çocuğunuzun tabağındaki bütün havuçları yemesinin gerekip gerekmediği gibi önemsiz konuları tartışmaktan kaçınınız. Çocuğunuzla günlük karşılıklı etkileşimlerinizin negatife değil, pozitife yönelik bir ağırlık taşıdığından emin olunuz.
6. “Hayır” demekten kaçınınız. Çocuğunuzun sizi, taklit edebileceği bir kişi olarak, uzlaşılabilir bir kimse olarak görmesini istersiniz.

Son yıllarda, çocukların istismar edilmesi, Amerika Birleşik Devetleri’nde giderek bir sorun olarak görülmeye başlandı. Her yıl tahmini olarak bu ülkede 650.000 çocuğun istismar edildiği veya ihmal edildiği bildirilmektedir. Konuyu çevreleyen gizlilik ve bilgi toplama güçlüğü nedeniyle bu sayı, sorunun gerçek büyüklüğünü önemli ölçüde küçültebilir. Her yaştaki çocuklar istismar edilebilir.
Çoğu çocuk istismarı durumunda, istismarcı, çocukla ilişkili olup çocuğun bakımıyla meşguldür. Kendi çocuklarını istismar eden ebeveynler yaşamın her alanından gelmektedir. Bazıları yüksek maaşlı meslek sahipleri, diğerleri ise işsizdir. İstismar lise terklerden yüksek dereceli insanlara değin bütün eğitim düzeylerinde görülmektedir. çocuk istismarcıları zengin ve yoksul, beyaz ve siyah, İspanyol ve Asyalı ve her dinden, ekonomik katmandan ve politik inançtan kişilerdir.
İstismarcı ebeveynler çoğunlukla üstesinden gelemedikleri stres altında bulunan yalnız, sinirli ve çok mutsuz insanlar olma eğilimindedirler. Onların çoğu çocukken fiziksel olarak istismar edilmişlerdir.
Çocuk istismarı sorununa son günlerde verilen çok fazla önemle, istismarcı olma riskini taşıyan ebeveynlerin teşhisinde bazı ilerlemeler kaydedildi. Bu bilgi, istismarın meydana gelmeden önce önlenmesine yardımcı olabilir, ancak daha öğrenecek çok şey vardır.
Çocuğun korunması en önemli amaç olmakla birlikte bütün ailenin kapsamlı tedavisinin hedefi bu ailelerin % 80 ile % 90′ının çocuk için yeterli özen gösteren ebeveynlerle birlikte sağlam ve güvenli kalmasıdır. Yuvalarına müdahale olmaksızın döndürülen istismar edilen çocuklar, önemli bir ciddi yara ve hatta ölüm riski taşımaktadırlar.
Çocukların istismarı konusunun ele alınması isteniyorsa, herkes şüpheli çocuk istismarı örneklerini rapor ederek yardımcı olmalıdır. Raporlar, bölgesel sosyal hizmet ve yasa uygulama kurumları gibi şüpheli istismar olaylarını ele almada eğitilmiş insanlarla ilişki kurarak hazırlanabilir. Ayrıntılı bilgi ve destek doktorlar, avukatlar, din adamları, eğitimciler ve çocuk istismarı ya da sorunlu ailelerle ilgilenen herkesle konuşarak elde edilebilir.
Çocuklarını istismar etmiş ya da edebilecek olmaktan korkan ebeveynler de bu gruplarla ilişki kurmaya teşvik edilmektedir

Daha büyük çocuklar gibi, henüz 1 yaşına gelmemiş bebeğiniz de, onu eğlendiren ve bir şeyler öğrenmesini sağlayan oyuncaklara gereksinim duyar. Önemli olan, seçmesini bilmektir. 5 yaşındaki bir çocuğun bilyeleri 6 aylık bir bebeğin elinde çok kötü sonuçlara yol açabilir.
Zarar verebilecek oyuncaklar için her zaman tetikte bulunun. Bebeğinize kolayca yutulabilen küçük parçaları olan oyuncaklar vermeyin. Kırılabilen malzemeden yapılan cam gibi oyuncakları bebeğinizden uzak tutun. Keskin kenarları ya da kolayca çıkabilir düğmeleri olan oyuncaklardan kaçının; çünkü kurşun bazlı bir oyuncağı çiğneyen bebek kurşun zehirlenmesi olabilir.
3 aylık oluncaya kadar bebeğiniz (henüz kavramayı öğrenemediği için) bakılabilen oyuncaklara gereksinim duyar. Bebekler şekilli boyanmış ve pastel üzerine parlak renkli oyuncaklardan hoşlanırlar. Çocuğun karyolasında kullanmak için ilginç desenler bulun ve bebeğinizin bütün dikkatini bunlara yönelttiğini görerek şaşırmayın. Renkli ve hareketli oyuncaklar alarak bebeğin görebileceği mesafeye koyun. Duvardaki ilginç resimler, bebeğin dikkatini çekebilir. Karyolanın kenarına yerleştirilmiş bir ayna, ninni çalan bir müzik kutusu ya da teyp, karyolanın korkulukları kenarına asılmış renkli plastik şekiller, bebeğinizin sallayabileceği çıngıraklar, doldurulmuş yumuşak oyuncak hayvanlar, bebeğiniz için ilginç gelen oyuncaklardır.
4′üncü ayın sonuna doğru bebeklerin çoğu kavrama yetisini geliştirirler ve her ne kadar çoğunlukla ellerinden kaçırırlarsa da nesneleri tutmaya çalışırlar. Bu çağda bebeğiniz çıngıraklar ve doldurulmuş oyuncak hayvanlardan hoşlanır.
6 aylık olduğunda bir bebeğin en büyük

zevki, bulduğu her şeyi ağzına götürmektir. Bebek, halkaları, bez bebekleri, oyuncakları ve ölçü kaşığı, plastik bardaklar ve kaseler gibi mutfak eşyalarını dişler. Tüm bu nesneler bebek için güzel birer oyuncaktırlar.
Bu çağdaki bir çocuk için, bebek salıncakları ve yürüteç ve ilginç oyuncaklar arasındadır. Daha büyük bebekler için küçük bir oyuncak araba, plastik toplar, küpler ve oyuncak telefonlar eğlence kaynağıdır.
Oyuncak alırken, oyuncakların çocuklar için uygun olup olmadığını belirlemek amacıyla üzerindeki açıklamaları okuyunuz. Çoğu büyük oyuncak üretim firmaları, oyuncaklar üzerindeki etiketlerde oyuncakların hangi yaşları çocuklar için uygun olduğunu belirtirler.

Her ne kadar yeni doğmuş bir bebeğin ilk fiziksel muayenesinde belirgin bir görüş ya da işitme kusuru olup olmadığını kontrol etmek muayenenin önemli bir bölümünü oluşturuyor ise de, erken bebeklik döneminde bazı duyusal problemlerin belirlenememesi de az rastlanır şey değildir. Problem, çoğunlukla bebek konuşmasını geliştirebiliyor ya da hantal görünüyor ise anne ve baba tarafından sonradan fark edilir.

Anne baba olarak bebeğinizin görüşünün normal olup olmadığını anlayabileceğiniz belli gelişme işaretleri vardır.

Görüş

Bebeğiniz 4 ila 6 haftalık iken aşağıdaki testi uygulayınız. Yüzünüzü bebeğinizden 50 cm uzaklığa getiriniz. Bu hareketinize tepki bir gülücük olacaktır. Bebeğinizin 3 aylık olduğunda yüzünün önünde sallanan bir oyuncağı gözleri ile takip edebilmelidir. Bebek ayrıca oyuncağa ulaşmaya da teşebbüs etmemelidir. Bu yaştaki bir çocuk ayrıca 70- 80 cm uzaklıktaki cisimleri de görebilir.

Bebeğiniz 4 aylık olduğunda görüş yetenekleri (gözün renkleri ayırt edebilme yetisi, iki ayrı imge yerine tek bir imge görmesi, derinliği algılaması ve hareketli imgeleri takip edebilmesi bir yetişkininkine yakındır.

Her ne kadar gelişmekte bazı normal farklılıklar varsa da, bebeğinizin görüşünün gelişmesinde herhangi bir anormal yavaşlıktan kuşkulanıyorsanız, doktorunuza danışınız.

Aort daralması (büzülmesi) tıkanma yerinin yukarısında kan basmcının artması sonucunu doğurur. Genellikle semptom yoktur. Ancak bu duruma başka kalp anomalilerin de eşlik etmesi nedeniyle kalp yetmezliği gelişebilir.

Semptom görülmemesi durumunda tıkanma, önemli düzeyde olduğu belirlenirse çocuk 2 ile 5 yaşları arasındayken ameliyatta gönderilmelidir; bu sayede daha ileride ortaya çıkabilecek komplikasyonlar da önlenmiş olur.

Doğumdan hemen sonraki dönem, bebeğin beslenmesine ilişkin sorunlarla dolu geçebilir. Belki de bebeğiniz meme veya biberonu istemeyerek ya da sizin almasını istediğiniz kadar besini almayacaktır. Belki de bir beslenme seansının ortasında uyuyakalacak ve daha sonra uyanıp ağlayarak beslenmek isteyecektir. Bazı bebekler de kilo alma güçlüğü çekerler.

Belirgin bir beslenme sorunuyla karşılaşıldığında atılacak önemli bir adım, yeni ana baba için kendini rahatlatmak olacaktır. Bebeğiniz bir ya da iki günü emmeden geçirirse açlıktan ölmez. Bebeğinizi hastaneden eve getirdiğinizde pediyatristiniz ya da aile doktorunuz bir vitamin tamamlayıcısı yazacaktır, bunu çocuğunuzu biberonla beslemeyi düşünüyorsanız özellikle yapacaktır. Bu vitamin günde bir kez verilen damlalar şeklinde olacaktır.



Damlalar florürle birlikte C ve D gibi vitaminler içerir. bu maddeler anne sütünde az miktarda bulunur. Böylece, bebek az bile beslense bazı önemli besleyicileri yine de almaya devam edebilir.

Bazı yaygın beslenme sorunları aşağıda anlatılmaktadır

“Yeterli besin almıyor gibi görünen bebek”, gerçekte, bol miktarda besin alıyordur. 2 haftalık ortalama bir bebek, her beslenmede 55 ile 85 gram kadar gıda alır; 3 ile 4 haftalık olduğunda bebek bu miktarı genellikle 110 ile 140 grama çıkarmış olur.

Bebeğinizin her gün aynı saatte her beslenmede aynı miktarı almasını beklemeyin. Bebekler de herkes gibidir, bazı günler, diğer günlerdekinden daha aç olurlar. Ne kadar yiyeceği




konusunda bebeğinize güvenin. Bebeğinizi beslenmeye zorlamayın, aksi takdirde ileride beslenme sorunları ortaya çıkabilir.

“Beslenme sırasında uykuya dalan ve bir sonraki normal beslenme saatinden önce ağlayarak uyanan bebek” acıkmış ya da yalnızca geğirtilmek istiyor olabilir!

Bebeğin aldığı miktar normal miktardan yalnızca biraz daha azsa sorun olasılıkla acıkma değil, karındaki bir düzensizliktir. Çoğu pediyatristler, bebeği beslemeden tekrar yutmaya çalışmayı salık vermektedirler. Bunu yapamıyorsanız ancak o zaman meme ya da biberona yeniden başvurun.

“Yetersiz beslenmiş olan bebek”, huzursuz. çok ağlayan, muhtemelen kabızlık çeken ve uyuyamayan ve kilo kazanamayan neşesiz bir bebektir. Bu bebek, biberonu veya memeyi boşalttığı halde yeterince doyamıyordur.

Sorun yalnızca günlük beslenme sayısının artırılması, bebeğin her çekişte daha fazla süt alabilmesi için biberonun deliğinin genişletilmesi ya da farklı bir biberon emziği denenmesi ile çözülebilir. Yeterli vitamin ve mineral alınmaması durumunda gerekli takviyeler yapılmalıdır.

“Bir bebek aşırı beslendiğinde”, kusabilir. Genellikle çoğu bebekler kendilerine gerekenden fazlasını almayı reddederler. Ancak bazen bir bebek, iyi niyetli bir büyüğünün daha fazla emmesi ricasını kıramayarak gerekenden fazla besini almış olabilecektir.

“Çoğu bebek, beslenme sonrasında fazla miktarı tükürür ya da kusar”. Tükürme normaldir, ancak kusma normal değildir ve önemli bir soruna işaret ediyor olabilir. Tükürme olayı, çocuğu her beslenme sonrasında geğirtmek, bebeğe nazik davranmak ve başını sağ yanına ya da karnına doğru çevirmek ve vücudunun diğer kısımlarından aşağıda tutmak suretiyle azaltılabilir.

“Yumuşak dışkı”, meme emerek beslenen bebeklerde bir kuraldır. Anne müshil kullanır veya müshil etkili bileşenlere sahip gıdalar alırsa bebeğin dışkısı yumuşar. Biberonla besle-nen bebeklerin dışkıları daha katı olmakla birlikte, özellikle aşırı beslendikleri ya da mamanın şeker oranı çok yüksek olduğu zamanlarda onların dışkılan bile yumuşayabilir.

Aşırı beslenmeden kaynaklanan hafif ishal genellikle meme sütünün ya da mamanın miktarını azaltmak ve hatta bir ya da iki beslenme seansını tümüyle kaldırmak suretiyle tedavi edilebilmektedir.

“Kabızlık”, meme emen bebeklerde seyrek olarak görülür. Bebekleri bir dışkılama zamanını kaçırmışsa ana babanın endişe etmesine gerek yoktur. Kabızlığın göstergesi, dışkılama sıklığı olmayıp dışkıların kıvamı olduğundan, bu durum bir kabızlığa işaret etmez. Zor ve bilye şeklinde dışkılayan bir bebek kabız olmuş demektir.

Kabızlık doğumdan itibaren sürüyorsa bebeğinizin pediyatristi bebeğin rektumunu muayene ederek herhangi bir tıkanma ya da konjenital (doğuştan olan) bir anomali bulunup bulunmadığını anlamak isteyecektir. Mama ile beslenen çocuğunuzda kabızlık görürseniz bu durum uygun olmayan bir gıda veya sıvı alımından kaynaklanıyor olabilir. Mamadaki şeker veya sıvı miktarının artırılması, sorunu hafifletecektir.

“Bebeğin kilo almaması” önemli bir uyarıcı belirti olabilir. Ortalama bir bebek ayda 900 gram kadar kilo kazanır; bebeğiniz ise bundan daha fazla veya daha az kilo alıyor olabilir. Ancak bebeğiniz hiç kilo almıyor ya da kilo kaybediyorsa ve mama kullanıyorsanız pediyatristiniz başka bir mamayı denemek isteyebilir. Bebeğinizi emzirmek suretiyle besliyorsanız pediyatristiniz iki kez mama vererek desteklemenizi isteyebilecektir.

Bebeğinizin büyüme hızı yalnızca ortalamanın altında da olabilir. Ancak, bebek sürekli aça benziyorsa yavaş büyüme, bebeğin yeterli besin almadığını ve beslenme yönteminde bir düzenleme yapılmasının gerekli olduğunu gösteriyor olabilir.

Doğduğu anda bebeğinizin gözleri, yetişkin dönemindeki büyüklüğünün yaklaşık dörtte üçüne sahiptir. Gözün beyaz kısmı (gözakı skiera) mavimsi bir tonda olurken, renkli kısmı (iris), beyaz ırkta genellikle kolay tanımlanamayan bir mavi renge, diğer ırklarda ise koyu bir renge sahip olmaktadır. Yeni doğanlarda gözbebekleri küçüktür ve ışığa tepki olarak hemen büzülmeyebilirler. Gözler her zaman birlikte hareket eder gibi görünmezler.
Bebeğiniz muhtemelen gözlerini çoğu zaman kapalı tutacaktır. Bu, bebeğin göremediği anlamına gelmez. Gerçekte, bugün doktorlar, bebeklerin bulanık da olsa doğumdan hemen sonra görmeye başladığını bilmekteler. Yeni doğan yavrunuz bakışlarını yüzünün önünde tutulan nesnelere odaklamaya çalışacaktır. Işık 20 ile 30 cm.’den daha uzakta ise görüntü bulanık olur ve bebeğin gözleri, her biri başka bir yönde olmak üzere, etrafını araştırır.
Yeni doğan bebek renklerden çok şekillere ilgi duyar. Yaşamının ilk dönemini sürmekte bulunan bir bebek için en önemli nesne insan yüzüdür, genellikle de annesinin yüzü.
Bebeğinizin ilk göz muayenesi hastanede yapılır. Bu muayenede doktor bebeğin gözlerini yakından inceleyecek ve ışığa gösterdiği tepkiyi gözleyecektir. Çoğu bebekler hafif hipermetrop olmakla birlikte bazı bebekler, özellikle de prematüre doğanlar miyop olarak doğarlar (yani uzaktaki nesneleri göremezler). Normal bebek büyüdükçe gözleri değişime uğrar ve hem yakındaki, hem de uzaktaki nesneleri daha belirgin olarak görebilmeye başlar.
Bazı bebekler kısmî ya da tam görme kaybı ile doğarlar. Bunun yaygın nedenleri arasında gelişimsel oluşum bozuklukları, enfeksiyon nedeniyle gözlerin hasar görmüş olması, doğum travması, önemli bir oksijen kaybı (hipoksi) ve gözün kendini ya da beynin görme merkezine giden sinirleri tetikleyen genetik hastalıklar sayılabilir.
1950′lerin ortalarına kadar bebeklerde en önde gelen körlük nedeni retrolental fibroplazi olmuştur. Bu durum bugün prematürite retinopatisi olarak adlandırılmakta olup, prematüre bebeklerin canlandırılması amacıyla yoğun oksijen verilmesinden dolayı göz merceği arkasında bağ dokusu artımı, retinada ayrılma ve kanama ile belirgindir ve körlüğe kadar gidebilir.
Prematürite retinopatisi bugün, çok erken ve düşük kilolu doğmuş, ancak teknoloji ve doğum bakım olanaklarındaki gelişmeler sayesinde yaşama döndürülebilmiş bebeklerde bazen görülebilmektedir. Neyse ki bu sorun daha ileri düzeyde anlaşılabildiği veya iyi tedavi olanakları geliştiği için artık körlüğe daha seyrek neden olmaktadır.
Doktor, bebeğin kısmen veya tamamen
kör olduğunu hemen fark edebilir. Yoğun katarakt bulunabilir. Gözler anormal derecede küçük (mikroftalmi) ya da kornea donuk olabilir. Ancak bazen kusur gözde ya da görme sinirinde değil, beynin kendisinde bulunur. Bu durumda, bilgisayarlı tomografi veya manyetik rezonans resimlemesi gibi nörolojik değerlendirme ve araştırmalar gerekli olur.
Şayet ciddi bir sorun bebeğin hastanede geçirdiği ilk günleri sırasında belirgin değilse bir ana baba bebeklerin görmesinde bir şeylerin bozuk olduğunu nasıl bilebilir? Bunun ilk ipuçlarından biri nistağmus olarak adlandırılan gözlerin çeşitli yönlerde hızlı hızlı titremesidir. Bebeğin gözleri birden yukarı aşağı, sağa sola ya da dairesel olarak hareket etmeye ya da bu üç hareketin bir bileşimini yapmaya başlayabilir. Yaygın olarak görülebilen diğer bir işaret de bebeğin, her iki gözünü bir nesne üzerinde düzgün şekilde hizalandırma yeteneğini geliştirememesidir. Bir göz bir nesne üzerine sabitlenir, diğeri ise sapar. Bebek gözlerini kısarak bakabilir ya da şaşı olabilir. Büyüdükçe, emeklemekte çekingen davrandığını ya da olağandışı bir hantallık ve sakarlık içinde olduğunu fark edebilirsiniz. Çoğu kimsenin inandığının tersine, bebeklerdeki şaşılık büyümeyle birlikte kendiliğinden kaybolmaz. Gözleri şaşı ya da normalden sapmış durumdaki bebeklerin bir oftalmolog (göz doktoru) tarafından muayene edilmesi şarttır.
Konjenital (doğuştan olan) kısmi ya da tam körlüğün tedavisi, sorunun nedenine bağlıdır. Bazen bir kusur cerrahi müdahale ile düzeltilebilir. örneğin katarakt ameliyatla giderilebilir. Görmenin yeniden elde edilip edilememesi, bebeğin başka görme sorunlarının da bulunup bulunmamasına ve o sorunların düzeltilebilir olup olmamasına bağlıdır.
Bazen körlük kalıcı nitelik taşımaktadır. çocuğunuz kör olarak doğarsa pediyatristiniz ya da aile doktorunuz size, görsel özürlü çocuklar hakkında bilgi ve destek sağlayabilecek sosyal yardım kurum ve kuruluşlarına başvurmanız gerektiğini bildirecektir

Bebek doğduğu esnada ciğerlerini hızla hava ile doldururken aynı zamanda ciğerlerindeki sıvıyı da dışarı çıkartmak zorundadır. Yeni doğmuş bir bebek, yine aynı zamanda, ciğerlerindeki kanın hacmini de artırmak zorundadır.

Yeni doğmuş bebek, bir dereceye kadar, genişledikçe her seferinde açılıp kapanan ciğerlerini kullanmaksızın soluk alıp vermek zorundadır, normal zamanında doğmuş bebeklerin çoğu, ciğerleri tamamıyla gelişebilmek için yeterli zamana sahip olduğundan dolayı, bunu kolaylıkla başarabilirler. Bununla beraber, çoğu prematüre doğmuş bebeklerin ve hatta bazı olgunlaşmış gebelik bebeklerinin soluma problemleri vardır.

Yeni doğmuş bebeklerde iki tür solunum bozukluğu ortaya çıkabilmektedir: Tipik olarak prematüre bebekleri etkileyen solunum bozuklukları ve gerek prematüre gerekse olgunlaşmış gebelik neticesinde doğan bebeklerde

meydana gelen, geçici hızlı soluma.

Tüm yeni doğum sonrası ölümlerinin önemli bir yüzdesini teşkil eden solunum bozukluğu, ki ayrıca hiyalin zarı hastalığı olarak da adlandırılmaktadır, yeni doğmuş bebeklerin ölümlerinin en büyük nedenidir.

Hiyalin zarı hastalığının ciddiyeti yeni doğmuş bebeğin gebelik yaşı ve doğum ağırlığı ile ilintilidir. Dolayısıyla, bebek daha küçük ve daha prematüre oldukça, hiyalin zarı hastalığına yakalanması olasılığı da o denli artmaktadır.

Bu hastalıkla doğmuş bir bebeğin ciğerlerinde, her nefes alınışında ciğerlerin küçük hava odacıklarının çökmesini önleyen ve yüzey gerginliğini düşürmekte yardımcı olan (sürfaktan olarak adlandırılan) belli amillerden yeterli miktarda yoktur. Dolayısıyla, ciğerlerini genişletebilmek için bebeğin daha fazla basınca gereksinimi vardır.

Solunum bozukluğu belirtileri genellikle doğumdan sonraki ilk birkaç dakika içerisinde anlaşılabilir. Bazı bebeklerde doğum esnasındaki solunum bozukluğu o derece güçlüdür ki, canlandırma işlemi gerekli olabilir. solunum bozukluğu hastalığının belirtileri hırıltı soluma, burunsal yangı ve koyu esmer cilt rengidir. Bebek sert ve düzensiz soluk alıp verir. Kesin teşhis için ciğerlerin röntgeni çekilir ve kan testi yapılır. Eğer bebeğiniz solunum rahatsızlığı belirtileri ile doğmuş ise yaşamsal belirtilerinin sürekli olarak kontrol atında tutulacağı bir yeni doğum yoğun bakım biriminde (Bkz. Solunum ve Yoğun Bakım Birimleri) bakım altına alınmaya gereksinim duyacaktır. Bebek, solumayı kolaylaştırmak için ılık ve nemli oksijenle doldurulmuş bir kuvöze yerleştirilir. Gıdası ve gerekli sıvılar damardan verilir.

Bu hastalıkla doğan çoğu bebek solumasına yardım edilmesine gereksinim duyarlar. Böyle bir durumda, bebeğin soluk borusuna bir soluma tüpü sokulması gerekebilir. Solunum bozukluğu belirtileri ile doğmuş bebeklerin bakım altına alınmasındaki amaç, bebeğin ciğerleri yeterince gelişinceye kadar herhangi bir komplikasyon oluşmasını önlemektir. Özel yeni doğum birimlerinin gelişmesi ile ve ileri derecede eğitim görmüş doktorlar ve hemşireler ile birlikte, bu çocukların ölüm oranları da önemli miktarda azalmıştır. Geçici hızlı soluma, olaysız vajinal doğum ya da sezaryen sonrasında ve prematüre ya da olgunlaşmış gebelik bebeklerinde de ortaya çıkabilir.

Bu tür solunum bozukluğuyla doğan bebeklerde, hızlı ve zayıf soluma dışında hiçbir belirti görülmez. Bazı bebeklerde bebeğin cildi az oranda oksijenle ortaya çıkan mavimsi bir