Kilo vermek için yüzlerce farklı fikir ve diyet var. İnsanların çoğu aç kalarak kilo verebileceğini düşünüyor . Ama temelde kilo vermek için aç kalmak zorunda değilsiniz. Aşağıda aç kalmadan nasıl kilo verebileceğiniz hakkında 8 tane fikir verilmiştir.

1. Sadece kalorilere odaklanmayı bırakın

Yedikleri yemeklerin kalorilerini hesaplayarak diyet yapmaya çalışanlar düşük kalorili şeyler yiyerek kilo vermeye çalışırlar ve bunun sonucunda acıkırlar. Açlık hissi sağlıklı değildir ve uzun vadede insanların daha fazla yemek yemesine sebep olur. Ayrıca bu yaklaşım bütün kalori aynı olarak hesap eder. Fakat bazı kaloriler diğerlerinden daha iyidir. Örneğin bazı yağlar kilo vermek için yüksek kaloriye sahiptir. Kilo vermenin en sağlıklı yolu ne yediğinize dikkat etmektir.

2. Yüksek proteinli gıdalar yiyin

Yapılan araştırmalar gösteriyor ki proteinler, yağlar ve karbonhidratlara göre daha iyi açlığı

bastırıyor. Protein ağırlıklı beslenirseniz daha erken doygunluk hissine ulaşıyorsunuz. Protein genellikle balık, yumurta, mercimek, fasulye, fındık ve çekirdek gibi yiyeceklerde bulunur.

3. Düşük glycemic indeksli (Gİ) gıdalar yemeye çalışın

Glycemic indeks seviyesi yediğiniz yemekten kana geçen şeker miktarını göstermektedir. Ve ayrıca ne kadar hızlı geçiş olduğuna göre ölçülür. Düşük glycemic indeksli gıdalar protein katkılı besinler , sebzeler ve meyvelerdir.

4. Bolca çiğ gıdalar yiyin

Kilo vermek ve kendinizi zinde hissetmek için yapabileceğiniz en iyi şey olabildiğince çiğ sebze ve meyve yemektir. Çiğ yiyecekler hala doğan hallerinde organiktirler. Bunun anlamı doğal içeriklerinden edinmeniz ve bunlardan fayda edinmenizdir çünkü bu onlar piştiğinde pek mümkün olmamaktadır.

5. Öğün atlamayın

Gün içinde kahvaltı dahil olmak üzere sık sık yemek yiyen insanlar hem daha kolay kilo verirler hem de açlık hissetmezler. Öğün aralarında meyveler ve fındık gibi hafif gıdalar yemek hem acıkmayı hem de fazla yemek yemeyi önler. Öğün atlamak kan şeker seviyesinin düzeyini bozar , buda hasta ve bitkin hissetmeye yol açar.

6. Evinizde sağlıklı yiyecekler bulundurun

Çok sağlıklı insanların evinde bile kilo almaya neden olan sağlıksız abur cubur yiyeceklerden bulunur. Eğer kilo vermek istiyorsanız sadece sağlıklı kilo verdirici yiyecekler satın alın. Evinizi sağlıklı yiyeceklerle doldurduğunuza emin olun ve gözünüzü doyuracak değil midenizi doyuracak gıdalar satın almaya dikkat edin.

7. Alkol kullanmayı bırakın

İnsanların çoğu alkol içmediklerinde kolayca kilo verebildiklerini anladılar. Kilo vermek istiyorsanız alkolden uzak durun. Susadığınız zaman alkol yerine bol bol su için.

8. Yediklerinizi çiğneyin

Yavaş yemek ve yediklerinizi çiğnemek hem yediklerinizin sindirilmesini kolaylaştırır hem de vücudunuzun kendini daha erken tok hissetmesine yarar.

 

saglikmerkezi.biz

ALERJİK HASTALIKLAR
Organizmanın vücuda giren yabancı maddelere ve sevmediği proteinlere karşı gösterdiği reaksiyondur. Vücudun kabul etmediği yabancı maddelere “antijen” adı verilir. Vücut, antijenleri etkisiz hale getirmek için bunlarla savaşacak “antikor”ları üretir. Antikorlar yabancı maddeyi öldürür; akyuvarlar da ölü maddeleri ortadan kaldırır. Vücut savaştığı bu antijen maddeyi unutmaz. İkinci bir defa onunla karşılaştığı zaman, öncekine kıyasla çok daha hızlı ve tesirli bir şekilde karşı koyar. Bulaşıcı hastalıklar konusunda buna “vücudun o mikroba karşı bağışıklığı” diyoruz.
Yukarıda vücudun sevmediği proteinlere karşı da reaksiyon gösterdiğini söylemiştik. Bazı bünyeler her türlü proteini kabul edebilirken, bir kısım bünyelerin sevmediği proteinler vardır. Her bünyenin sevmediği proteinler başka başkadır. İşte şahıstan şahısa değişen ve bünyenin sevmediği proteine karşı reaksiyon gösteren bu özelliğine “alerji” diyoruz. Vücut, sevmediği proteine karşı aynı yabancı maddelerdeki gibi antikorlar üretir ve o protein maddelerini yoketmeye çalışır.
Bebekler, bir yaşına kadar bazı proteinlere karşı reaksiyon gösterirler. Kadınlar, daha çok, ergenlik çağında, ayhali dönemlerinde, hamilelikte ve menopoz dönemlerinde bazı proteinlere karşı alerji duyarlar. Zayıf kişiler, şişmanlara kıyasla, alerjiye daha yatkındırlar. Alerjinin mesleklerle de yakından ilgisi vardır. Fikir işçileri, kimyevi madde üreten tesislerde çalışan kimseler, değirmenciler, eczacılar, laborantlar, hastahane işçileri ve ilaç fabrikasında çalışanlar alerji vakaları ile sık karşılaşırlar. Alerjinin sinir sistemi ile de yakın ilgisi vardır. Normal insana kıyasla hassas bir bünyeye sahip olanlarda alerjiye sık rastlanır. Bazı ailelerde aynı tip alerjinin sık görülmesi, bu reaksiyonun kalıtımla da ilgisi olduğu ihtimalini kuvvetlendirmektedir.
Alerjide antikor - antijen mücadelesinin kanda değil de vücut hücrelerinin yüzeyinde meydana geldiğini ileri süren araştırmacıların sayısı az değildir. Bunlara göre antikor - antijen (veya allerjen) reaksiyonu sırasında hücre duvarları bozulmakta ve “histamin” adı verilen bir madde açığa çıkmaktadır. Histamin, hücrelere iki şekilde etki yapmaktadır:
a) İnce kan damarlarının gerginliğini artırarak kanın “serum” adı verilen sıvı kısmının doku aralarına sızmasına sebep olur.
b) Bazı kas gruplarında, özellikle bronşlarda, spazmlara yol açar.
Serumun doku aralarına sızmasından sonra kabarcıklar, şişlikler, deri, göz ve burunda rahatsızlıklar kendisini göstermeye başlar. Bronşlardaki spazmlar astım krizlerine sebep olur.
Ne Yapmalı?
* Alerji vakasının tedavisi kişiden kişiye değişen ve daha da önemlisi doktorun tecrübesine bakan bir husustur. Bunun da sebebi, hastalığın psikolojik yönlerinin ağırlıkta olmasıdır.
* En sık baş vurulan usul, alerjen (alerji yapan) maddeyi keşfedip hastayı bu maddeden uzak tutmaktır.
* Bir diğer usul, histamin maddesini analiz ettikten sonra, bu maddeyi etkisiz kılan bir “antihistaminik” vermektir. Saman nezlesinde, sivilce ve şişliklerde alerjik ilaçlar iyi netice vermektedir.
    DİKKAT: Alerji ilaçları (antihistaminikler) hastada uyuklama hali yaptığı için dikkat isteyen işlerde (şoförler ve makina işçileri) tehlikeli kazalara sebep olmaktadır
SERUM ALERJİSİ
Tetanos, difteri ve kangren vakalarında hastaya tedavi maksadıyla verilen “at serumu” sonunda ortaya çıkan bir hastalıktır. Vücut seruma karşı antikorlar üreterek savunmaya geçer.
Belirtileri:
* Serum verildikten 5-10 gün sonra ateş, eklem ağrıları ve deride döküntüler başlar.
Tedavi:
* Hastalığın etkileri giderilinceye kadar ilaç verilir.
Korunma:
* Antikor-antijen reaksiyonu göz önünde bulundurularak mecbur kalmadıkça at serumu verilmemelidir. Aktif bağışıklık kazandırmak için aşılar tercih edilmelidir.
SAMAN NEZLESİ
Her yıl belirli zamanlarda ortaya çıkan ve daha çok bitki çiçek tozlarıyla bulaşan alerjik bir nezledir.
Belirtileri:
* Burun akıntısı önce sulu sonra koyu ve sarı renktedir.
* Burun akıntısı ile birlikte öksürük de görülür.
Ne Yapmalı?
* Genellikle antihistaminik ilaçlar iyi netice vermektedir.
* Hastalığın ilk günlerinde burun damlası kullanmaktan sakınmalı, tedavi doktora bırakılmalıdır.
DİKKAT: Ciddiye alınmayan saman nezlesi gelişerek “astım bronşit”e sebep olur.
* Alerjinin gerçek sebebi keşfedildikten sonra hazırlanabilecek aşılar da etkili olmaktadır.
* Saman nezlesi kuru ortamı sevdiğinden, tedavi sırasında hasta nemli bir ortamda bulundurulmalıdır.

Gebelikte yapılan takiplerin herhangi birinde tansiyon değerlerinin 140/90 mm Hg (civa) ve üzerinde bulunması ve bu yüksekliğin en az dört saat aralıklarla en az iki kere saptanmış olması gebelikte hipertansiyon tanısını koydurur.

Gebelikte hipertansiyonla birlikte albüminüri (idrarda normalin üstünde albümin cinsi protein görülmesi) durumunda preeklampsi tanısı konur.

Vücutta, özellikle de ellerde ve yüzde ortaya çıkan ödem (şişme) tek başına preeklampsi tanısında yeterli değildir. İdrarda albüminin normalden fazla olması da tek başına preeklampsi tanısı koymak için yeterli değildir. Hipertansiyon ve albüminüri mutlaka beraber görülmelidir.

Preeklamptik olduğu bilinen bir gebede sara nöbetini andıran genel vücut kasılmalarının ortaya çıkması durumunda eklampsi tanısı konur.

Sınıflandırma

Gebeliğin herhangi bir zamanında hipertansiyon tanısı konduğunda kaynak belirlenir. Gebelikte saptanan hipertansiyon aşağıdaki şekilde sınıflandırılır:

Kronik hipertansiyon

Gebe kalmadan önce hipertansiyon tanısı konmuş bir gebede kronik hipertansiyon söz konusudur.

Gebeliğe bağlı ortaya çıkan hipertansiyon mol gebeliği gibi durumlar hariç her zaman 20. gebelik haftasından sonra gözlenir. Bu yüzden 20. gebelik haftasından önce yapılan antenatal takiplerde hipertansiyon tanısı konması da gebelik öncesinden varolan bir kronik hipertansiyon varlığına işaret eder.

Kronik hipertansiyonu olduğu bilinen ya da gebelikte kronik hipertansiyonu olduğu saptanan anne adayı yakın takibe alınır. Bu takiplerde idrarda normalden fazla albümin varlığında preeklampsi tanısı konur. Genel vücut kasılmaları ortaya çıktığında ise eklampsi tanısı konur. Bu durumda Kronik hipertansiyon zemininde gelişen preeklampsi/eklampsi’den bahsedilir.

Gebeliğin neden olduğu hipertansiyon (PIH: Pregnancy induced hypertension)

Önceden hipertansiyonu olmayan ve ilk 20 haftalık takiplerde tansiyon değerleri normal seyreden gebede saptanan tansiyon yüksekliğinde gebeliğin neden olduğu hipertansiyon tanısı konur.

Gebeliğin neden olduğu hipertansiyon farklı seyirler gösterebilir:

Tüm gebelik boyunca hipertansiyon aşamasında kalabilir. Buna saf hipertansiyon ya da gestasyonel hipertansiyon (gestasyonel=gebelikle alakalı) adı verilir. Gebeliğin bitmesiyle hipertansiyon kısa zamanda ortadan kalkar.

Preeklampsi gelişebilir. Gelişen bu preeklampsi ağır seyredebilir ya da hafif düzeyde kalır.

Eklampsi gelişebilir. Eklampsi geliştiği andan itibaren preeklampsi tümüyle farklı bir boyut kazanır ve anne adayı ve bebeğin hayatını tehdid eden durumlar ortaya çıkabilir.

HELLP Sendromu gelişebilir. HELLP sendromu bazen preeklampsi gelişmeden direkt olarak başlayabilen hayati tehlikesi olan bir durumdur.

GENEL ÖNERİLER

Gebelikte beslenme, anne adaylarının üzerinde önemle durmaları gereken bir konudur. Sağlıklı ve kaliteli bir gebelik dönemi geçirmek, gebeliğe özgü belirtileri yaşamamak ya da daha az yaşamak, bebeğinizin potansiyeli olan kiloya ulaşmasını ve dünyaya yeterli besin depolarını oluşturmuş olarak gelmesini sağlamak, rahat bir lohusalık dönemi geçirmek, lohusalıkta bebeğinize vereceğiniz sütünüzün kaliteli olmasını sağlamak için gebelik öncesinden gelen beslenme alışkanlıklarınızı gebelikte tekrar gözden geçirmeniz önemlidir.

İlk bilmeniz gereken, bu yazıyı okuduğunuzda gebeliğinizin hangi döneminde bulunursanız bulunun geç kalmadığınızdır. Şu andan itibaren beslenme konusunda atacağınız her olumlu adım mutlaka hem size hem de bebeğinize yararlı olacaktır. Son aylarınızda olsanız bile beslenme konusunda yapacağınız iyileştirmeler en azından doğacak bebeğinizin doğum sonrası ilk altı aylık dönemde ihtiyacı olan demir ve vitamin depolarını oluşturmasını sağlar.

Gebelik dönemi; günlük kalori, alınması gerekli sıvı, protein, vitamin, mineraller, temel ve eser elementlerin ihtiyacının arttığı bir dönemdir. Bu artmış olan ihtiyacı karşılamak için vücudunuz size çoğu durumda yol gösterecek ve açlık-tokluk merkezlerinin gebeliğe uyum sağlamak amacıyla değişen işlevleri sayesinde bu ihtiyaçlarınızı karşılamış olacaksınız.

Gebelikte önerdiğimiz beslenme şekli, tüm temel besin maddelerinden herbirinin yeterince ve düzenli olarak alınması şeklindedir. Temel besin madddelerinin şekerler ve yağ miktarı yüksek gıdalar hariç her birinden hergün belli miktarlarda mutlaka alınmalıdır. Şekerler ve yağ miktarı yüksek gıdalar (yağların temel besin maddeleri içinde önemleri büyüktür, burada kastedilen aşırı “yağlı” yiyeceklerdir) ise besleyici özellikleri düşük ve kalorileri yüksek olan gıdalardır ve size ve bebeğinize yararları yoktur.

Gebelikte bazı özel durumlar hariç düzenli vitamin kullanımı gereksizdir. Gebelik dönemi boyunca ihtiyaç duyduğunuz vitaminlerin tümü düzenli beslenme yoluyla alınabilir ve doğru olanı da budur. Şu ana kadar varlığı saptanmış vitaminler dışında vücudun kullandığı çok sayıda vitamin vardır ve bunlar keşfedilmeyi beklemektedir. Düzensiz beslenip vitamin ilaçlarına güvendiğinizde gerekli olan ihtiyacınızın tümüyle karşılanmadığından emin olabilirsiniz. Ancak erken gebelik dönemindeki şiddetli bulantı ve kusmalarda ve ileri derecede beslenme yetersizliği gösteren anne adaylarında ise düzenli beslenmeye ek olarak vitamin tedavisi önermekteyiz.

Kan yapımında önemli yeri olan demir için ise farklı şeyler söylenebilir: Ne kadar demir içeriği yüksek besinlerle beslenirseniz beslenin, gebelikte ihtiyaç duyduğunuz demiri alabilmek için belli bir gebelik haftasından sonra (genellikle gebeliğin ikinci yarısından itibaren) düzenli olarak demir içeren ilaçlar kullanmalısınız. Tüm bu demir ihtiyacının besinlerden karşılanabilmesi için alınması gerekli besin miktarı normalden fazla kalori içerir ve bu yüzden uygun bir beslenme biçimi değildir.

İkiz ve çoğul gebelik taşıyan, kansızlık bulguları gösteren, ya da gebeliğin sonlarına gelmiş olmasına rağmen demir ilaçları kullanmamış anne adaylarında daha yüksek dozlarda demir tedavisi gerekebilir. Alacağınız demirin bebeğinizin demir depolarının oluşmasındaki önemini unutmayın.

Gebelikte günlük öğün sayınızı en az beş olacak şekilde tekrar ayarlayın. Burada amaç midenin aşırı dolmasını ve size rahatsızlık vermesini engellemektir. Toplam alacağınız gıdayı üç öğün yerine beş ya da daha fazla öğünde yemek, erken gebelikte bulantı şikayetlerinizi engellemede, gebeliğin geç dönemlerinde de mide yanması ve şişkinlik şikayetlerinizi önlemede yardımcı olacaktır.

Su her ne kadar öyle gözükmese de aslında temel bir besin maddesidir. Suyu ve sıvı içeren gıdaları gebelik öncesi döneme göre daha fazla miktarlarda almanız kabızlık yaşamanızı engellemeye yardımcı olacak ve özellikle yaz aylarında halsizlik şikayetlerinizin azalmasını sağlayacaktır. İdrar renginizin açık sarıdan daha koyu sarı bir renkte olması sıvı alımınızın yetersiz olduğunun habercisidir. Günlük aldığınız sıvıları yemekler arasında almanız, midenizin aşırı dolmasını engellemeye önemli katkılarda bulunur.

Kahve ve çaylar:

Kahve içme alışkanlıklarınızı tekrar gözden geçirmelisiniz. Günde bir fincan ya da maksimum iki fincan kahvenin olumsuz bir etkisi olmamasına karşın daha fazla miktarlarda vücuda giren kafein, dolaşım sisteminizin olumsuz etkilenmesine ve uykusuz kalmanıza neden olabilir. Dahası, yüksek miktarlarda kafeinin (günde 10 fincan ya da daha fazla) düşük, erken doğum ya da bebekte gelişme geriliği yaptığına dair bazı çalışmalar bulunmaktadır. Kafein içeren diğer sıvılar (kolalar, çeşitli çaylar) için de aynı öneriler geçerlidir.

Çay konusunda ise kahve konusunda söylenenlerden biraz daha fazla şeyler söylemek gerekir. Çay, kafein dışında teofilin denen bir madde ve niteliği tam olarak belirlenmemiş bazı maddeler içerir. Aşırı miktarlarda (günde 10 fincandan fazla) tüketildiğinde içerdiği kafeinin yaptığı olumsuz etkilere ek olarak, besinlerle alınan demirin emilimini de azalttığı bilinen bir içecektir. Bu yüzden gebelikte çay tüketiminin de günde iki fincan ile kısıtlanması gerektiğine inanmaktayız.

Suni tatlandırıcılar:

Suni tatlandırıcılar içlerinde genellikle aspartam adlı bir madde içerirler. Bu maddenin gebelikte kullanımında bir sakınca bulunmamıştır. Ancak fenilketonüri (doğumsal bir aminoasit metabolizma bozukluğu) tanısı konmuş anne adaylarının bu tatlandırıcıları doktorlarına danışarak kullanmaları gerekir.

Alkol kullanımı:

Alkol diğer bir bölümün konusu olmasına rağmen burada özet olarak değinmek gerekir: Alkol bebek üzerinde gelişimsel kusurlar yaratabilen bir madde olduğundan ve bu kusurları yaratan günlük dozun alt sınırı belirlenemediğinden, gebelikte kullanılmaması gereken bir maddedir.

Sigara kullanımı:

Sigara kullanımı da ayrı bir bölümün konusu olmasına rağmen beslenmeyle yakın ilişkisi yüzünden burada da değinmek gerekir: Sigara verdiği tüm zararların dışında iştahı da kesen maddeler içerir. Sigarayı mümkün olduğunca azaltmak mutlaka olumlu etkiler yaratır, ancak bilinçli bir anne adayının gebelik döneminde sigaradan ve sigara içilen yerlerden tümüyle uzak durması gerekir.

Tuz kullanımı:

Yıllar boyu anne adaylarına hekimler tarafından tuzsuz diyet önerilmiştir. Bunun altında yatan düşünce de preeklampsi gelişiminde vücutta tuz ve su tutulmasının birincil mekanizma olduğu, tuz alımı durdurulduğunda bu normaldışı durumun gelişmeyeceği varsayımıydı. Günümüzde bu uygulama artık kabul görmemektedir. Gebelikte vücutta sıvı tutulması gebeliğin normal seyrinin bir parçasıdır ve bu sürecin kesintiye uğraması sakıncalıdır. Preeklampside ani kilo alımı ve sıvı tutulması tuz alımıyla ilgili değildir. Bu yüzden anne adaylarının yemeklerine yeterince tuz katmalarında bir sakınca yoktur.

Preeklampsi gelişimini engellemek için önceleri anne adaylarına hekimler tarafından diüretik (idrar söktürücü) ilaçlar neredeyse rutin olarak verilmekteydi. Ancak bu ilaçlar da sıvı ve elektrolit dengesini bozduklarından gelişmesi muhtemel problemleri önlemek bir yana, tümüyle normal seyreden bir gebelikte bile sıvı-elektrolit dengesizlikleri oluşmasına neden olabilirler.

Anne adaylarının gebelikte artmış iyot ihtiyacını karşılamak amacıyla iyotlu tuz kullanmaları önerilir.

Sıvılar:

Gebelikte vücudun sıvı miktarı artar ve kan hacmi yaklaşık %50 oranında genişler. Amnios sıvısı da yaklaşık olarak üç saatte bir tümüyle yenilenir. Bu nedenle anne adayının vücudundaki sıvı dengesi çok önemlidir. Anne adaylarının günde en az iki litre sıvı almaları gerekir.

ÖZEL DURUMLAR

Çoğul gebelik:

İkiz ve diğer çoğul gebelik şekilleri günlük kalori ve besin maddeleri ve demir ihtiyacının arttığı durumlardır. Düzenli beslenmeye ek olarak normalden yüksek dozda demir ilaçları ve vitamin ilaçları kullanmak gerekebilir.

Adolesan (ergenlik döneminde) gebelik:

18 yaşın altında yaşanan gebeliklerde büyüyen bebeğin ihtiyaçları yanında henüz büyüme ve gelişmesini tamamlamamış anne adayının da diğer anne adaylarına göre daha fazla miktarda kaloriye ve besin maddelerine ihtiyacı vardır. Bu ihtiyaçları karşılamak için bu anne adaylarının beslenmelerine özen göstermeleri ve doktorlarının önerdiği demir ve vitamin ilaçlarını düzenli olarak kullanmaları gerekir.

Kısa aralıklarla yaşanan gebelikler:

Gebelik esnasında harcanan besin maddeleri ve vücudun demir ve vitamin depoları gebelik ve lohusalık döneminden sonra tekrar oluşmaya başlar. Ancak bunun için aylarla ifade edilen bir süreye ihtiyaç vardır. Henüz bir gebeliğin etkileri silinmeden yaşanan ikinci bir gebelikte bu nokta dikkate alınmalıdır.

İki gebelik arasında geçmesi gereken en az süre kişinin beslenme durumu ve genel sağlık durumuyla yakından ilgilidir ve bir rakam verilmesi imkansızdır.

Vejetaryenler ve gebelikte beslenme:

Vejetaryen diyet uygulayan anne adaylarında problem protein kaynaklarının elde edilmesi için alınması gereken gıdalar ve hemen tümüne yakını hayvansal kaynaklı besin maddelerinden alınması gereken B12 vitaminin yetersiz kalmasıdır. Bu yüzden vejetaryen anne adaylarının dikkatli ve planlı bir beslenme programı uygulamaları ve konuyu doktorlarına danışmaları gerekir.

Katı vejetaryen diyet uygulayanların gebelik döneminde en azından süt, süt ürünleri ve yumurta gibi protein kaynaklarını almaları önerilir. B12 kaynağını karşılamak için ise vitamin ilaçlarından faydalanmak gerekebilir.

Süt intoleransı (süt içemeyen anne adayları):

Süt içemiyorsanız bu mutlaka kalsiyumu yetersiz alıyorsunuz anlamına gelmez. Kalsiyum ihtiyacınızı süt ürünlerinden de karşılayabilirsiniz. Peynir, yoğurt ya da diğer süt ürünlerini beslenmenize dahil ederseniz hiç süt içmeseniz de günlük kalsiyum ihtiyacınızı karşılayabilirsiniz.

Diğer bir seçenek de laktazlı süt olabilir. Süte tahammülsüzlük genellikle sütün içinde bulunan laktoz adlı süt şekerini sinidirmeye yarayan barsaktaki laktaz adlı enzimin yetersiz işleyişinden kaynaklanır. Laktaz içerikli sütler süt içindeki laktozu parçalayarak sütün besleyici özelliklerini değiştirmeden bu kaliteli besin maddesinden faydalanmanızı sağlayabilirler.

Süt ya da süt ürünlerinden hiçbirini alamıyorsanız ek kalsiyum takviyesi gerekir.

Gıda allerjileri:

Allerjik olduğunuz ve bu yüzden almadığınız gıdaların listesi uzadıkça gebelikte beslenme konusunda problemler ortaya çıkma olasılığı artar. Doktorunuza bu konuyu mutlaka iletmeli ve alternatif besin maddeleri hakkında bilgi almalısınız.

Tıbbi problemler:

Diabeti, kronik böbrek, kalp-damar, akciğer ve diğer sistemlere ait hastalığı olan anne adaylarında bazı gıdaların alınması sakıncalı olabilir. Yine sizi bu hastalık için izleyen doktorunuz ve gebeliğinizi izleyen doktorunuz alternatif besin maddeleri hakkında size bilgi vereceklerdir.

GEBELİKTE BESLENMEYLE İLGİLİ SIK OLUŞAN PROBLEMLER

Erken gebelik bulantı ve kusmaları:

Gebeliğin erken dönemlerinde bulantı ve kusmalar olabilir. Anne adayları bazen saatlerce yemek yemediklerinde ya da belli başlı kokuları duyduklarında (sigara, puro, havasız kalmış bir oda, ve pişirilen çeşitli yemekler gibi) bulantı ve tiksinme hissedebilirler.

Bulantı ve tiksinme ne anormal bir belirti ne de bazen düşünüldüğü gibi bebeğin bilinçaltı tarafından reddedilmesidir. Muhtemelen gebelik esnasında üretilen bazı hormonların (HCG gibi) aşırı üretimine ya da normal sınırlarda üretilmesine karşın anne adayının bu hormonlara karşı hassas olmasına bağlı olarak meydana gelen bir durumdur.

Bu bulantıların büyük kısmı çeşitli önlemlerle kontrol alınacak şiddettedirler. Bazı durumlarda ilaç tedavisi ve ender durumlarda da hastaneye yatarak tedavi gerektirecek kadar ağır olabilirler.
Mide yanması:

Midede dolgunluk, ve mide asidinin mideden yemek borusuna kaçması nedeniyle duyulan mide yanması özellikle gebeliğin sonlarına doğru sık olarak yaşanan bir yakınmadır.

Normalde mide ile yemek borusu arasında sıkıca kapalı bulunan ve aşağıdan yukarı sıvı ve katı madde geçişine izin vermeyen bir sfinkter (kapak) mevcuttur. Gebelikte tüm düz kasları etkileyen fizyolojik gevşeme bu kapağın da gevşemesine neden olur. Gevşeyen kapaktan mide asidi yemek borusuna çıktığında bu bölgedeki tahriş yanmaya neden olur. Büyüyen uterusun mideye baskı yapması ve özellikle midenin dolu olduğu zamanlarda mide içerğini yukarıya doğru ittirmesi de bu asit geçişini kolaylaştırır.

Mide yanmasının yaşanmaması için alınması gereken ilk önlem yemek yedikten sonra belli bir süre yatağa yatmamaktır. Yatılacaksa bile başı bedene göre yüksekte tutmak için yastık kullanmak bu şikayetin ortaya çıkmasını önler ya da azaltır. Ek olarak anne adayları midelerini hiçbir zaman çok dolduracak şekilde yemek yememelidirler. Yağlı ya da gaz yapıcı, mide yakıcı yiyeceklerden (yani mide asit yapımını uyarıcı maddelerden) uzak durulmalıdır.

Bu önlemler etkili olmadığında gebelikte güvenle kullanabileceğiniz antiasit (mide asidi düşürücü) ilaçlar ve yemek borusu mide arası kasın kasılmasını sağlayan suspansiyon şeklindeki ilaçlar mevcuttur. Doktorunuzun önerisiyle kullanabileceğiniz bu ilaçlar oldukça etkilidir.

Kabızlık:

Gebelikte fizyolojik olarak ortaya çıkan genel düz kas gevşemesi barsakları da etkiler. Barsak hareketleri azalır ve kabızlık ortaya çıkması kolaylaşır. Büyüyen uterusun barsaklar üzerine baskı yapması da problemi artırır.

Alınan sıvı miktarının artırılması, lifli gıdalarla beslenilmesi (portakal suyu yerine sıkma portakal suyu, sütlü yulaf ezmesi, sebzeler, meyveler) kabızlığı önlemede alınacak ilk önlemlerdir. Yürüyüş şeklinde yorucu olmayan düzenli egzersizler de kabızlık şikayetini azaltır.

Bu önlemlere uyulmasına rağmen kabızlık şikayetleri devam ettiğinde kabızlığı gidermeye yönelik gebelik esnasında kullanılabilen çeşitli ilaçlar mevcuttur ve doktor önerisiyle kullanılabilir.

Kabızlığın önlenmesi gebelikte sık görülen hemoroidlerin (basur) problem yaratmasının önlenmesinde ve tedavisinde de çok önemlidir
BESİN MADDELERİ HAKKINDA GENEL BİLGİLER

Proteinler:

Vücudun tüm hücrelerinin yapısında rol alan proteinlerin en ufak birimi aminoasitlerdir. Aminoasitlerin bir kısmı vücutta üretilemez ve dışarıdan alınmak zorundadır. Bu önemli maddelerin yeterli miktarlarda alınması gebelikte daha ayrı bir önem kazanır. Bebek, plasenta, uterus, memeler, kan hacmi artışı ve amnios sıvısının dengesinin korunması açısından yeterli miktarda protein alınması çok önemlidir.

Şekerler ve yağlar:

Tüm şekerli besinler vücutta glikoz, frukoz ve galaktoz olmak üzere üç ayrı yapıtaşından birine parçalanır. Şekerli besinlerin temel işlevi vücuda enerji sağlamaktır. Vücutta şeker depoları başta karaciğerde depolanmış olmak üzere yaygın bir şekilde bulunur. Şekerler gıdalarda yaygın olarak bulunduklarından şeker eksikliği belirtileri görülmesi çok enderdir ve gebelik döneminde şekerli besinlerin fazla miktarlarda alınmasının size ve bebeğinize yararı yoktur.

Tüm yağlar parçalandıklarında yağ asitleri adı verilen maddelere dönüşürler. Bu yağ asitleri enerji deposu oluşturma işlevleri yanında hücre zarı yapısında da önemli rol alırlar. Yağlar da besin maddelerinde yaygın olarak bulunduklarından gebelik döneminde eksiklik belirtilerine pek rastlanmaz.

Kalsiyum:

Kalsiyum kemik ve dişlerin sağlamlığın oluşturulmasında ve korunmasında temel maddedir. Ayrıca kas dokularının kasılma işlevlerinin yerine getirilmesinde önemli rolü vardır. Kan pıhtılaşmasının sağlanmasında da önemli görevler üstlenir.

Kanda her zaman belli sınırlar içerisinde serbest kalsiyum bulunur. İhtiyaç olduğunda gerekli olan kalsiyum kemiklerdeki depolardan sağlanır.

Karnınızdaki bebeğin iskelet sistemi ve dişlerinin gelişimi açısından yeterli derecede kalsiyum almanız önemlidir. Bu ihtiyacı karşılamak için düzenli beslenmeye ek olarak günde en az bir bardak süt içmeniz gerekir. Süt içemeyen anne adayları kalsiyumu peynir, yoğurt ya da diğer süt ürünlerinden karşılayabilirler.

Özellikle üçüncü trimesterde bebeğin iskelet sistemi ve dişlerinin gelişimi en hızlı aşamasındadır ve kalsiyum ihtiyacı önemli derecede artar. Bu dönemde kalsiyum ayrıca anne adayının kemiklerinde lohusalıkta süt yapımında kullanılmak üzere depolanır.

Dengeli beslenen bir anne adayında kalsiyum eksikliği belirtileri ender olarak gözlenir. Gebeliğin son dönemlerinde bacaklarda görülen kasılmalar bilimsel olarak etkinliği kanıtlanmamış olmasına karşın kalsiyum içeren ilaçlarla tedavi edilebilmektedir.

Güneş ışınlarından faydalanma fırsatı fazla olmayan (kapalı yerlerde çalışan), D vitamini ve kalsiyumu alamayan anne adaylarında ağır hipokalsemi (kanda kalsiyum düşüklüğü) ve buna bağlı olarak vücutta istemsiz tetanik kasılmaların ortaya çıkması mümkündür. Ancak günümüzde bu olgulara çok ender rastlamaktayız.

Demir:

Demir, alyuvarların içinde bulunan ve oksijenin bağlanmasından sorumlu hemoglobin (hem=demir) molekülünün temel yapıtaşlarından biridir. Gebelik esnasında kan hacminin %50 arttığı gözönünde bulundurulursa düzenli demir alımının ne derece önemli olduğu anlaşılır. Özellikle gebeliğin son 6 haftasında bebek, karaciğerinde yaşamının ilk 6 ayında ihtiyacı olan demiri depolar. Bu depoların önemi büyüktür zira anne sütü ya da mamalar bebeğin tüm demir ihtiyacını karşılayamazlar.

Anne adaylarının gebeliğin ilk yarısından sonra düzenli olarak günde 30-60 mg elementer demir almaları önerilir.

Gebelik esnasında kullanılan demir ilaçları bazı anne adaylarında bulantı, mide yanması, ishal ya da kabızlığa neden olabilir. Bu yan etkilerin daha hafif yaşanması için demir ilaçlarını yatarken almak gerekir. Demir ilaçları bazı anne adaylarında dışkının siyaha boyanmasına neden olabilir.

C vitamininden zengin gıdalar (domates, turunçgiller) ya da süt ürünü olmayan, kalsiyumdan zengin gıdalar (brokkoli, badem gibi) demirin emilimini artırır. Antiasitler ise aksine emilimi olumsuz etkilerler.

Demirden zengin gıdalar karaciğer, ve diğer sakatatlar, kırmızı et, yumurta sarısı, kuru meyveler, elma suyu, bezelye, ıspanak (Temel Reis’i hatırlayınız), fasulye, mercimek, istiridye, badem, ceviz gibi gıdalardır. Ancak yine de bu gıdalar gebelikteki günlük demir ihtiyacını tam olarak karşılayamadıklarından gebelikte demir tedavisi önerilir.

Vitaminler:

Vitaminler hücresel düzeyde oluşan birçok tepkimede enzimlere yardımcı roller üstlenirler.

Bu maddeler suda çözünenler (B grubu vitaminler ve C vitamini) ve yağda çözünenler (A, D, E ve K vitamini) olmak üzere iki ana gruba ayrılır.

Suda çözünen vitaminlerin çoğu ısıya duyarlı olduklarından pişirilen ya da kaynatılan gıdalarda miktarları önemli derecede azalır. Bu yüzden bu vitaminlerden zengin sebzeler iyice yıkandıktan sonra mümkünse kaynatılmadan yenmeli ya da az miktarda kaynatıldıktan sonra suyu süzülmeden yenmelidir.

Tüm vitamin ve mineralleri dengeli olarak almanın en emin yolu dengeli ve tüm besin gruplarından oluşan karışık bir beslenme tarzı benimsemektir.

Vitamin preparataları tek başına insan vücudunun tüm vitamin ve mineral ihtiyacını karşılamaktan uzaktır. Zira şu ana kadar keşfedilmiş olan vitamin ve eser elementlerin dışında keşfedilmemiş ve vücutta çok az miktarlarda bulunan ancak önemli işlevleri olan çok sayıda madde vardır. Bunlar ancak besin maddeleri alındığında vücuda girebilir. Dengeli beslenme için bazı besin maddelerini ihmal etmek ve bunları vitamin ilaçlarından karşıladığına inanmak büyük hatadır.

Normal beslenen bir anne adayı artmış olan ihtiyacını besinlerden rahatlıkla karşılayabildiğinden vitamin takviyesine gerek yoktur. Çoğul gebelik, aşırı kusmalar, bazı ağır hastalıklarda veya beslenmenin yetersiz olduğu düşünülen durumlarda ek vitamin tedavisi genellikle gerekir.

Folik asit:

Folik asit vücutta yeni kan hücresi yapımında, aminoasit yapımında ve hücrelerin yenilenmesinde önemli görevler üstlenen bir vitamindir. Bu yüzden gebelikte folik asit ihtiyacı belirgin şekilde artar ve günlük ihtiyaç iki katına çıkar. Folik asit seviyesi yetersiz olduğunda yapısal olarak normalden büyük ancak işlevleri düşük alyuvar hücreleri meydana gelir ve kansızlık belirtileri ortaya çıkar.

Folik asit hakkında bilimsel olarak henüz kanıtlanmamasına karşın tıbbi çevrelerce kabul gören bir gerçek vardır: Gebeliğin erken dönemlerindeki folik asit eksikliği bebeklerde nöral tüp defektlerinin (NTD) oluşmasına neden olabilmektedir. Bu yüzden Amerikan Hastalık Kontrol Merkezi (Center for Disease Control) 1991 yılında yayınladığı bildirgede daha önce NTD’li bebek doğurmuş olan anne adaylarının gebe kalmadan en az bir ay önce başlayıp 3 ay boyunca günde 4 miligram folik asit kullanımını önermiştir. Bu öneri çoğu doktor tarafından halen uygulanmaya devam etmektedir.

Demir içeren preparatların bir kısmında ek olarak folik asit de bulunur. Şu anda folik asit konusunda yukarıda anlatılan NTD gerçeği gözönüne alındığında demirle birlikte folikasit takviyesi yapmanın gerekli olduğunu düşünen ve bunu uygulayan çok sayıda doktor vardır.

B12:

Folik asitle benzer işlevlere sahip bir vitamindir. Yanlızca hayvansal kaynaklı besin maddelerinde bulunur. Katı vejetaryenlerin bebekleri bu nedenle B12 vitamin depoları eksik olarak dünyaya gelebilir.

C vitaminin aşırı miktarlarda alınması da işlevsel B12 vitamini eksikliğine neden olabilir.

C vitamini:

Uygun diyet alanlarda eksiklik görülmesi nadirdir. Grip belirtilerini önlemek ya da gribe yakalanmamak için günde 1 gram C vitamini kullanımının etkinliği kanıtlanmamıştır ve gebelerde zararlı olabilir (B12 emilim ve metabolizmasına olumsuz etki yapabilir).

Diğer mineraller, temel ve eser elementler:

Fosfor:

Besinlerin içinde yaygın olarak bulunan bir madde olduğundan ileri derecede beslenme yetersizliği olanlar hariç, eksikliği çok enderdir.

Çinko:

Çinko besin maddelerinde bol bulunan bir madde olduğundan normal beslenen bir anne adayında takviyeye gerek yoktur.

İyot:

Gebelikte böbreklerden iyot atılımı arttığından ve büyüyen bebeğin de iyot ihtiyacı olduğundan anne adaylarının beslenmelerinde iyotlu tuz kullanmaları gerekir. İleri derecede eksiklik durumlarında doğan bebeklerde guatr ve/veya hipotiroidi belirtileri gözlenebilir.

Magnezyum:

Magnezyum da besin maddelerinde yaygın olarak bulunan bir maddedir ve normal beslenen bir anne adayında takviye edilmesine gerek yoktur.

Vücuttaki çeşitli kas spazmlarında ise etki mekanizması tam olarak açıklanamamış olmasına karşın düşük dozda magnezyum tedavisi etkili olabilmektedir.

Bakır:

Oksidatif metabolizma enzimlerinin çoğu yapılarında bakır içerir. Bu nedenle bakır enerji üretiminde anahtar rol alan maddelerden biridir.

Gebelikte bakırı bağlayıcı seruloplazmin adlı madde fizyolojik olarak arttığından eksikliği nadir görülür.

Selenyum:

Vücuttaki toksik (zehirli) serbest radikallerin uzaklaştırılmasında kullanılan enzimlerin yapısında yeralan bir maddedir. Çinde bazı coğrafi bölgelerde ağır selenyum eksikliği vakaları sık gözlenir. Ancak Türkiye’de böyle bir durum sözkonusu olmadığından Türkiye’de yaşayan ve normal beslenen anne adaylarında takviyeye gerek yoktur.

Potasyum:

Uzun süren bulantı ve kusmalarda potasyum eksikliği meydana gelebilir. Bu durumlarda serumla potasyum takviyesi gerekir.

Sodyum:

Diüretik (idrar söktürücü) kullanılmadığı sürece eksiklik oluşması nadirdir.

Flor:

Doğacak bebeklerin dişlerinin çürüksüz ve daha sağlam olması açısından diş hekimleri gebelikte günde 2.2 mg flor alınmasını tavsiye etmektedirler. Bu öneri henüz bilimsel bir zemin bulamadığından az sayıda doktor tarafından uygulanır.

Folik asit karmaşasını giderin

Elimizdeki veriler gebelikten bir ay önce başlanan ve üç ay süreyle devam ettirilen 4 miligram (dikkat: bu yüksek bir dozdur!) folik asit takviyesinin nöral tüp defektli (NTD) doğum yapmış anne adaylarında yeni bir NTD’li bebek doğurma riskini azalttığını göstermektedir. Bu verilere dayanılarak gebe kalmayı planlayan tüm kadınların gebe kalmadan önce düzenli olarak 0.4 miligram folik asit almaları gerektiği bildirilmiş ve böylece NTD’li doğum önlenmeye çalışılmıştır. 0.4 miligram dengeli bir beslenmeyle kolaylıkla alınabilecek bir miktardır ve en iyi yol da budur. Şu ana kadar yapısı saptanmış ve sentetik olarak üretilebilen vitamin sayısının çok az olduğunu unutmayın ve vitamin takviyesi yapmakla vücudunuzun gerek duyduğu tüm maddeleri aldığınız yanılgısına kapılmayın. Vitaminlerin hepsinden yeterince almak için en güvenli ve en emin yol, dengeli beslenmektir.

Besin maddeleri ve içerdikleri

Kırmızı et, tavuk eti, balık, kuru fasulye, yumurta ve fındık: B vitamini, protein, demir ve çinko kaynağıdır.

Süt, yoğurt ve peynir: protein, kalsiyum, fosfor ve çeşitli vitaminlerin kaynağıdır.

Meyveler: A vitamini, C vitamini, potasyum ve lif kaynağıdır. Lifli beslenmek kabızlık problemi yaşamamanız için önemlidir.

Sebzeler: A vitamini, C vitamini, folik asit, demir ve magnezyum gibi minerallrerin kaynağıdır. Yağı düşük ve lif oranı yüksektir.

Ekmek, makarna, pirinç : kompleks karbonhidrat (nişasta) kaynağıdır.

Katı yağlar, sıvı yağlar, tatlılar: kalori dışında fazla bir şey sağlamazlar. Yeterince ve dikkatlice tüketilmelidir.

Demirden zengin besinler: Kadınların çoğunda adet dönemindeki kayıplara bağlı demir eksikliği olduğundan bu besin grubu önemlidir. Et, kuru üzüm, erik, fasulye, soya, ıspanak, buğday demir içeriği zengin besinlerdir. C vitamini içerikli maddeler (turunçgiller, patates ve karnıbahar) demir emilimini artırır.

Folik asit kaynakları: karaciğer, yeşil sebzeler ve baklagiller folik asitten zengin besinlerdir.

Vejetaryenseniz ve özellikle de katı vejetaryenseniz, kilonuz aşırı yüksek ya da düşükse, ağır bir işte çalışıyorsanız, düzensiz beslendiğiniz hissini taşıyorsanız, daha fazla bilgi edinmek için bir doktora danışmalısınız.

Beslenme daima dikkat edilmesi gereken bir konudur, hamilelik sözkonusu ise daha da önem kazanır. Çünkü bebek, kilo alması, boyunun uzaması, kemiğinin oluşması v.s. için gereken herşeyi (vitamin, protein v.s.) annesinin kanından alır. İyi beslenme yeterli ve dengeli beslenme demektir.Yeterli beslenme için miktar (kalori miktarı), dengeli beslenme içinse nitelik gözetilir.
YETERLİ BESLENME
NEDİR ŞU KALORİ ?

Arabanın çalışması için benzin, televizyonun çalışması için elektrik gerekir, insan vücudunun çalışması için de bir enerji gereklidir.Bu enerjiyi şöyle elde ederiz; yediğimiz besinler, solunumla aldığımız oksijenle yanar, bu yanma sonucu ısı yani enerji oluşur.

KALORİ bu enerjiyi ölçmeye yarar.

Örneğin; 1 gr. yağ yanarsa 9 kalori enerji oluşur.

1 gr. protein yanarsa 4 kalori enerji oluşur…

Yediğimiz tüm besinlerden elde edilen toplam enerji; iç organları çalıştımak, hareket etmek, vücut ısısını 37 derecede tutmak, konuşmak v.s. gibi etkinliklerle harcanır.

Eğer kişi yeterli beslenmiyorsa birikimlerini harcar, zayıflar; çok yerse ve enerjisinin çoğunu harcamazsa birikim oluşur, şişmanlar.

Miktar olarak doğru beslenme vücudun ihtiyacı olan enerjiyi sağlayan beslenmedir. Hamilelikte ihtiyacınız olan kalori, yaklaşık % 15 daha fazla kaloridir %100 değil!

AŞIRI KİLO ZARARLIDIR çünkü;

Anne adayında hastalık oluşturabilir(tansiyon, albümin).

Bebeğin gelişimini etkileyebilir.

Vücut esnekliğini azaltır.

Daha zor bir doğum yapabilirsiniz.

Doğumdan sonra eski kilonuza dönmek daha zor olur.

DENGELİ BESLENME

Dengeli beslenme; düzenli olarak belli besin gruplarını içeren (Protein, Yağ, Karbonhidrat,Vitamin ve Mineraller) beslenmedir.

Örneğin yalnızca et ve nişasta içeren beslenmede vitamin, mineral ve yağlar eksik kalır. Bu şekilde beslenme dengesiz beslenmedir.

O halde besin gruplarını tanımak ve öğünleri buna göre düzenlemek faydalı olacaktır.
PROTEİN İÇEREN BESİNLER

Hayvansal besinlerden; et, balık, yumurta, peynir, süt, yoğurt ve bitkisel besinlerden tüm sebzeler ve tahıllar protein içerir. Proteinler vücudun dokularını oluşturur ve yeniler, hamilelik sırasında daha fazla protein tüketilmelidir.
YAĞLAR

Sıvı yağlar(mısır, çiçek, zeytin), katı yağlar (margarin, tereyağı), süt, yağlı et ve balıklar, badem, fındık, ceviz, yerfıstığı ve yumurta sarısı yağ içerir.Hamilelikte fazla kilo almamak için yağlar azaltılabilir.
KARBONHİDRATLAR (ŞEKERLER)

Nişasta ve şeker içeren tüm besinlerdir; bal, reçel, pastalar, ekmek, muz, erik, incir, hurma, pirinç, kuru fasulye, hamur işleri, patates ve olgun meyveler.Bu besinleri hamilelikte de aynı miktarda yemeye devam edin. Çok kilo alırsanız taze meyveler dışındakileri azaltabilirsiniz.
VİTAMİNLER

A VİTAMİNİ: Süt ve süt ürünleri, karaciğer, maydonoz, marul, havuç, domates, ıspanak, lahana.

B VİTAMİNİ: Tahıl tohumları, kuru sebzeler.

C VİTAMİNİ: Çiğ sebzeler ve meyveler (limon, portakal, greyfurt, lahana, maydonoz, domates)

D VİTAMİNİ: D vitamini güneş ışınları etkisiyle vücut tarafından üretilir.Bu vitamin için bol bol açık havada bulunmak gerekir.Doktorunuzun vereceği bir ilaç kullanılabilir.
MİNERALLER

DEMİR: Mercimek, yumurta sarısı, ıspanak, maydonoz, karaciğer, fındık, yulaf ezmesi, badem, tereotu, çikolata.( Demir takviyesi için doktorunuzun vereceği ilacı da kullanabilirsiniz.)

KALSİYUM:Süt ve süt ürünleri, kuru fasulye, kuru incir, ıspanak, lahana, karnıbahar, yumurta, içme suyu.

FOLİK ASİT:Peynir, lahana, marul, yeşil biber, ıspanak, ceviz, badem, kavun, ekmek kabuğu( Doktorunuzun vereceği bir ilaç kullanılabilir.)

FLOR:Bebeğinizin diş oluşumu ve sizin dişlerinizin korunması için flor gereklidir.Flor içeren mutfak tuzları kullanın.( Doktorunuzun vereceği bir ilaç kullanılabilir.)

TUZ:Hamile kadınların tuzu hemen kesmesi gerektiği artık hekimler tarafından kabul görmüyor.Belli bir oranda tuz da gereklidir.Ancak yine de fazla tuzlu yemekten sakının.

Yukarıda verilen besin gruplarından düzenli olarak almalısınız. Tek yönlü beslenme (aşırı protein yada aşırı vitamin içeren) hem kendinizde hem de bebeğinizde sorunlara neden olabilir.

İÇECEKLER:

SU bol bol içebilirsiniz.

MADEN SUYU( MİNERALLİ SULAR) sindirimi kolaylaştırırlar ancak iştah açıcı özellikleri vardır.

ÇAY ve KAHVE uyarıcıdır, aşırıya kaçmadan içilebilir.

SÜT kalsiyum minerali içerdiği için faydalıdır fakat hamilelikte çok süt içmek gereksizdir. Günde yarım litre ihtiyacınızı karşılamaya yeter.Eğer fazla kilo almışsanız yağı alınmış süt içebilirsiniz.

TAZE MEYVE SUYU oldukça faydalı bol bol içebilirsiniz ancak şekerli olanlarından sakının şişmanlatır.

GAZOZ TÜRÜ İÇECEKLER hamile birkadına hiçbir faydası yoktur, aşırı şeker içerirler.

SEBZE SULARI bol vitamin içerirler çok faydalıdır.

ALKOL ilk üç ay bebekte oluşum bozukluğu tehlikesi olduğundan hiç alınmamalıdır.Üç aydan sonra bir kadeh şarap ya da şampanya içilebilir.Bira da ölçülü içilmesi gereken bir içkidir.

SİGARA elbette hiç içilmemelidir fakat sigarayı bırakmak aşırı stres yaratıyorsa bir-iki tane ile sınırlı kalmak koşuluyla içilebilir.

Çok küçük mikroorganizmalardır. Uzun süre bilim adamlarının dikkatini çekmemiştir. Meydana getirdiği hastalıklar hep bakterilerden bilinmiştir. Elektron mikroskobunun bulunmasıyla ancak virüslerin farkına varılmıştır.

İlk olarak tütün bitkisinin yapraklarında hastalık meydana getiren virüs bulunmuştur. Daha önce tütnlerde bu hastalığın bakteriler tarafından meydana getirildiği sanılıyordu, fakat incelemelerin hiç birisinde bakteriye rastlanmıyordu. Hasta tütün yapraklarından elde edilen özütün elektron mikroskobuyla incelenmesinden sonra hastalığın bakteri dışında yeni bir mikroorganizma tarafından meydana getirildiği görüldü. Bu mikroorganizmalarda daha önce hiç rastlanılmayan ve bilinmeyen bir yapı ortaya çıktı. Normal hücre yapısına bemzemeyen virüslerde sadece dış tarafında bir protein kılıf ve içerisinde nükleik asit vardı. Bunların dışında stoplazma, organel gibi yapılar bulunmuyordu. Bu yapıda onların zorunlu parazit yaşamalarını gerektiriyordu.

Evet, bir virüsün yapısı sadece dışta bir protein kılıf ve içerisinde nükleik asitten meydana gelir. Herhangi bir organeli ve enzimleri olmadığı için normal bir hücre gigi yaşamlarını sürdürebilmeleri olanaksızdır. Yaşamsal faliyet (üreme gibi) gösterebilmek için mutlaka canlı bir hücreye girmeleri gerekir. Hücre dışında ise kristal halde bulunurlar. Bu yüzden bilim adamları tarafından cansızlık ile canlılık arasında geçiş formu olarak kabul edilirler.

Virüsler küre, çubuk ve elips şeklinde olabilirler. Bulundurdukları nükleik asit tek çeşittir. Yani ya sadece DNA yada sadece RNA bulundururlar. Aynı zamanda çok ta spesifiktirler. Sadece belirli hücrelere girerler. Bir kuduz virüsü sadece beyin hücrelerine, uçuk virüsü sadece ağız civarındaki epitel doku hücrelerine bir bakteriyofaj sadece belirli bakteri türlerine, AIDS virüsü sadece kandaki akyuvar hücrelerine gibi.

Virüs hücreye tutunduğunda ilk önce hücrenin zarını eritir. Dha sonra bu delikten içeriye kendi nükleik asitini akıtır. Hücreye giren virüs nükleik asiti derhal yönetimi ele geçirerek hücreyi kendi hesabına çalıştırmaya başlar. İlk önce kendi nükleik asitlerinin kopyalarını arkasından da protein kılıflarını sentezlettirir. Daha sonra bunları birleştirerek yüzlerce virüs oluşmasını sağlar. Hücre içerisindeki virüsler hücreyi patlatarak dışarı çıkar ve yeni hücrelere saldırırlar. Yapılarından dolayı ve hücre içerisinde bulunduklarından antibiyotik türü ilaçlardan etkilenmezler.

Kanserin oluşumunda beslenme alışkanlıklarının etkisinin % 30 ile 70 arasında değişmekte olduğu bilinmektedir. Beslenmeye bağlı hangi alışkanlıkların kanserin oluşumunda desteklediğini bilirsek ve besin seçimlerimizi bu doğrultuda yaparsak kanser riskini önleyebiliriz. İşte dikkat edilmesi gereken noktalar:

Diyetle alınan posa miktarının yetersiz olması kolon kanseri başta olmak üzere pek çok kanser türünün oluşumunda önemli bir etkendir. Bu sebeple diyet posasının kaynağı olan sebze ve meyvelerin, kuru baklagillerin, kepekli tahıl ürünlerinin bol miktarda tüketilmesi önemlidir.

Günlük beslenmemizde diyetimizle aldığımız katkı maddelerinin miktarları ve türleri kanserin oluşumunda önemli bir etkendir. Etlerin korunmasında kullanılan nitrit ve nitrat tuzları, doğal veya sentetik antioksidantlar, renk vericiler, zayıflama ve diabet diyetlerinde kullanılan yapay tatlandırıcılar, dikkatli kullanılması gereken katkı maddeleridir.

Özellikle bulgur, mısır, yer fıstığı ve diğer yağlı tohumlarda üreyen küfler ve onların toksinleri kansere neden olabilmektedir. Bu besinlerin üretiminde neme ve sıcaklığa dikkat edilmelidir. Tahılların yıkanması, havalandırılması, güneşletilmesi bir dereceye kadar toksini azaltmaktadır.

Kızartma, kavurma, tütsüleme gibi bazı pişirme yöntemleri kanser oluşumuna neden olabilmektedir. Özellikle protein içeriği yüksek besinlerin kızartılması veya tütsülenmesi kanserin öncüsü olan kimyasal bileşiklerin oluşumuna neden olur. Bu sebeple yiyeceklerimizi hazırlarken en sağlıklı pişirme yöntemleri olan haşlama, fırında pişirme veya ızgara tercih edilmelidir.

Alkol ve sigara kanserin oluşumunda önemli iki etkendir. Bu ürünlerin kullanımları mümkün olduğunca azaltılmalıdır.

Şişmanlık kanserin ortaya çıkmasını kolaylaştıran etkenlerden birisidir. Şişmanlık ile özellikle meme ve endormetrial kanseri riski artmaktadır, var olan kolon, prostat, rektum, böbrek ve serviks kanser türleri daha hızlı gelişmektedir. Bu sebeple vücut ağırlığının korunması şarttır.

Ayrıca diyetle fazla miktarda alınan hayvansal kaynaklı protein ve yağın da meme, uterus, kolon kanseri gibi bazı kanser türlerinin ortaya çıkmasında önemli bir etken olduğu bilinmektedir.

Antioksidant vitaminler olarak bilinen A, C ve E vitaminlerinin yetersiz miktarlarda alınması, kanserin nedenlerinden birisidir. Çünkü bu vitaminler kansere neden olan bileşiklerin oluşumunu engelleyebilmektedir. Bunun yanında riboflavin, kolin, pantotenik asit, tiamin vitaminleri ile çinko, selenyum, nikel, iyot, molibden, demir ve magnezyum minerallerini yeterli miktarlarda alınması kanserin önlenmesi için gereklidir.

İnek sütünün kanseri engelleyici etkisi de son bilimsel çalışmalarla ortaya konmaktadır

Tüm bu bilgiler ışığında kanser riskini azaltmak için beslenmemizde dikkat etmemiz gereken noktaları şu şekilde özetleyebiliriz:
-İdeal vücut ağırlığınızı koruyunuz

-Diyetinizle aldığınız hayvansal kaynaklı yağı ve proteini azaltınız.Et yemeklerini
hazırlarken yağsız sığır,dana ve kuzu etini tercih edin ve görünür yağı temizleyin; tavuk ve hindiyi derisiz tüketin; az yağlı et ürünlerini kullanın; balık ve kabuklu deniz ürünlerini daha sık tüketiniz.

-Yiyeceklerinizi hazırlarken kızartma, kavurma veya tütsüleme yerine ızgara,fırında pişirme veya haşlama gibi yöntemleri kullanınız.

-Günde 5 porsiyon taze sebze ve meyve tüketiniz.Antioksidan vitamin ve minerallerin kaynağı olan ıspanak, karnabahar, lahana, brocolli, brüksel lahanası, havuç, domates, kırmızı-yeşil biber ve turunçgilleri bol miktarda tüketiniz.

-Kuru baklagilleri ve yağlı tohumları daha sık tüketiniz.

-Yemekleriniz hazırlarken sarımsak, soğan, arpacık soğanı,nane,maydanoz gibi besinleri eklemeyi ihmal etmeyin.

-Süt ve süt ürünlerini satın alırken daha düşük yağlı ürünleri tercih ediniz; yoğurt tercihinizi probiyotik yoğurt olan LC1′den yana kullanırsanız kolon kanseri riskini azaltmış olursunuz.

YOĞURT (60 Kal , 3 gr. Protein):

100 cc süt
1 çay  kaşığı  yoğurt mayası

Hazırlanışı : Süt  kaynatılır, 36-37 dereceye kadar (vücut ısısı)  soğuması beklenir.1 çay kaşığı yoğurt  -maya olarak- eklenir. Üstü örtülür, oda sıcaklığında kımıldatılmadan 3-4 saat bekletilir

MUHALLEBİ 4 ay-1 yaş arası

100 cc su (1 çay bardağı)
5 g pirinç unu (1 tatlı kaşığı)
3 ölçek formül mama

Hazırlanış:pirinç unu soğuk suda karıştırılarak pişirilir. Ocak söndürüldükten sonra  3 ölçek doktorunuzun önerdiği formül mama eklenir. Ilık kıvamda yedirilir.

MUHALLEBİ(100 Kal, 6.7 gr. Protein):1 yaş ve üzeri

(1 porsiyon -100 cc)  / 1 çay bardağı
100 cc süt
5 gr.  pirinç  unu (1 tatlı kaşığı)
5 gr.  şeker (1 tatlı kaşığı)

HAZIRLANIŞ : Soğuk  süt  temiz bir kaba konur. 1 tatlı kaşığı pirinç unu ilave edilerek  ezilir, yavaş ateşte karıştırılarak pişirilir. Ocaktan indirdikten sonra şeker ilave edilir, ılık kıvamda bebeğe verilir.

NOT: Kilolu bebeklerde şeker eklenmesi yapılmadan verilebilir. Kabızlığı  olan bebeklerde  1 çay kaşığı sıvı yağ  konulabilir.

Not: Çocuklara TUZ eklenmesi  12.aydan sonra çok az olarak yapılmalıdır.

SEBZE ÇORBASI (260 Kal, 3 gr. protein )

(2 Porsiyon)
1 küçük boy havuç
1 orta boy patates
1 orta boy domates
1 yemek kaşığı mercimek, bulgur veya pirinç
1 yemek kaşığı zeytinyağı

HAZIRLANIŞI :sebzeler iyice yıkanarak  küçük küçük doğranır. 1 yemek kaşığı tahıl unu , 1 yemek kaşığı zeytinyağıyla pişirilir. Tel  süzgeçten  geçirilerek  çocuğa  verilir. 1 tatlı kaşığı tavuk eti yada dana kıyma katılabilir. Bebeklere et suyu verilmesi düşünüldüğü kadar yararlı değildir, etin kendisinin ezilerek  verilmesi  besleyicidir..

Not: Çocuklara TUZ 12.aydan sonra çok az olarak verilebilir..

SEBZE EZME  (28 Kal, 1gr protein)

75 gr. Havuç ezme veya suyu
75 gr. domates ezme veya suyu

Not: Çocuklara TUZ 12.aydan sonra çok az olarak verilebilir..

YOĞURTLU SEBZE ÇORBASI  (225 Kal, 5gr protein):

(1 porsiyon)
1 kepçe yoğurt  (125cc)
1 orta boy patates
1 yemek kaşığı buğday veya pirinç
1 tatlı kaşığı zeytinyağı

Tencereye yoğurt  konur  az su  ile sulandırılırak  üzerine herhangi bir sebze doğranır.1 yemek kaşığı tahıl unu zeytinyağıyla pişirilir.

Not: Çocuklara TUZ 12.aydan sonra çok az olarak verilebilir…

SÜTLÜ ÇORBA (150 Kal, 4 gr. protein)

(1 porsiyon)
1 çay bardağı süt (100 cc)
1 yemek kaşığı silme pirinç
Domates suyu (50 cc)
1 tatlı kaşığı zeytinyağı

HAZIRLANIŞI : bir tencereye süt konur  1 silme  yemek kaşığı pirinç unu , yarım    çay bardağı domates suyu veya ezmesi  eklenip pişirilir. 1 tatlı kaşığı zeytinyağı ilave edilerek çocuğa yedirilir. Un katılmadığında çok az ekmek içi ufalanıp verilebilir.

Not: Bebeklere inek sütü 1 yaşından önce verilmemelidir. Çocuklara TUZ 12.aydan sonra çok az olarak verilebilir..

TARHANA ÇORBASI (360 Kal,3.5 gr. protein): (2 porsiyon)

Yoğurt (150 cc) (bir buçuk çay bardağı)
Buğday  unu (2 yemek  kaşığı)
Değişik sebzeler
1 tatlı kaşığı zeytinyağı                 

Not: Çocuklara TUZ 12.aydan sonra çok az olarak verilebilir..

MERCİMEK ÇORBASI (200 Kal, 3gr protein)

(2 porsiyon)
2 yemek kaşığı  mercimek
1 boy havuç
1 küçük  boy patates
¼  küçük dilim soğan
1 çay bardağı su

HAZIRLANIŞI: Bir tencereye 2 yemek kaşığı mercimek,  2 çay bardağı su konur. 1 küçük boy havuç, patates ve soğan rendelenip,1 yemek kaşığı zeytinyağı eklenip pişirilir.

Not: Çocuklara TUZ 12.aydan sonra çok az olarak verilebilir..

ETLİ SEBZE YEMEKLERİ (tavuk, dana kıyma) (250 Kal, 8 gr. protein)

(2 porsiyon)
30 gr. (1 köfte kadar) et
1 yemek kaşığı pirinç
1 sebze( ıspanak, kabak, domates, semizotu)
1 tatlı kaşığı zeytinyağı
1 küçük soğan

HAZIRLANIŞI: Sebzeler doğranarak bir tencereye konur, 1yemek  kaşığı pirinç,mercimek, bulgur ile 1 tatlı kaşığı zeytinyağı az su konup pişirilir. Sebzenin türüne göre dolma şeklinde veya kıymalı sebze yemeği olarak  yedirilir.                                  

Not: Çocuklara TUZ 12.aydan sonra çok az olarak verilebilir..

IZGARA KÖFTE (70Kal, 6gr protein)

(1 porsiyon)
30 gr. yağsız iki  kere çekilmiş dana kıyma
çok az ekmek içi
çok az maydanoz

HAZIRLANIŞI: Ekmek içi az ıslatılır maydanoz ve kıyma ile yoğrulur, ıslatılmış fırında veya ekmek yerine pirinç konularak sulu köfte yedirilebilir.

Not: Çocuklara TUZ 12.aydan sonra çok az olarak verilebilir..

Hala iki kişilik yemeye devam ediyorsunuz; fazladan günde 500 kalori almalısınız:

Hamilelik sırasında beslenmemize gösterdiğiniz özeni emzirirken de sürdürmelisiniz. Kısaca tekrarlarsak; taze sebze ve meyve ağırlıklı, posalı gıdalar içeren protein, kalsiyum ve demirden zengin gıdalarla beslenme.

Günlük kalori alımlarını karşılaştırırsak;

Ortalama kadın:  

günde 1800-2200 kalori

Emziren anne:  

günde 2300-2700 kalori

Hamile kadın:  

günde 2600-3000 kalori

Süt miktarını artırmak için bol bol su için:

Sütün ana maddesi sudur, bol süt için, bol sıvı almalısınız. Günde en az 8, hatta 12 bardak su içmeniz ideal olur.

Yiyip içtiklerinize dikkat edin, çünkü yedikleriniz sütünüze geçer

Sütünüze geçen kimi maddeler, bebeğinize zarar verir. Sakınmanız gerekenlerin başında, çay, kahve ve alkol gelir. Aldığınız kimi gıdalardan sonra bebeğinizin rahatsız olduğunu, sancılandığını, daha az uyuduğunu, kimi gıdalardan sonra bebeğinizde allerjik döküntüler olduğunu, hırıltılı soluk alıp verdiğini, kakasını yeşil renkli veya sümüklü olduğunu gözlemleyebilirsiniz. Ancak bu tür bebeği rahatsız edecek gıdaların kesin listesi yoktur, en iyisi kendi deneyiminizdir. Bebekte bir farklılık gördüğünüz anda, hemen yediklerinizi dikkate alın! Unutmayın, herkesin “bebeğe gaz yapar” dediği inek sütü yada lahana, sizin bebeğinizi rahatsız etmeyebilir.

Demir depolarınız yeterli mi, demir ilaçları almanız gerekebilir

Hamilelik boyunca önerilen vitaminleri almışsanız, muhtemelen doğumdan sonra devam etmeniz gerekmeyecektir. Ancak, gebelik, kadınların çoğunda demir depolarının boşalmasına yol açar, ve doğumdan sonra düzenli demir kullanmak gerekir. Hangi ilacı alacağınızı size kadın-doğum uzmanınız söyleyecektir. Unutmayın, düzenli vitamin ve demir kullanımı, sağlıklı beslenme ihtiyacını ortadan kaldırmaz. Ne siz ne çocuğunuz, “nasıl olsa vitamin alıyorum, ne istersem yiyebilirim” dememelisiniz. Dengeli beslenme esasdır.

Emziren anne kilo vermek için diyet yapabilir, ancak yavaş kilo vermek kaydıyla

Hızlı kilo kaybı, bebeğinizin sağlığı açısından sakıncalar doğurur. Düzenli fiziksel egzersiz yapmak ve düşük yağ içeren gıdalarla beslenmek ve haftada yarım kilodan fazla kilo vermemek gereklidir. Emziren anne, amzirmayene oranla, günde ortalama 800 kalori fazla harcar. Bu, doğal olarak kimi annelerde kilo vermeye yol açacaktır. Ancak, şu temel kurallar unutulmamalıdır:

  • Süt salgınız belirli bir düzeye çıkana kadar -ilk 6 hafta- sakın diyet yapmayın
  • 10. aydan önce, gebelik öncesi kilonuza dönmeyi hedeflemeyin

 

SAYFA 1 123»