OKSİNAZAL
Burun Spreyi

Eczacıbaşı

Etken Madde(ler):
Oksimetazolin HCl 0.5 mg/ml

Piyasa Şekilleri:
10 ml’lik doz ayarlı sprey ambalajlarda.

Kullanım Şekli:
Erişkinler ve 6 yaşından büyük çocuklar: 10-12 saatte bir (sabah ve akşam) her burun deliğine 2-3 kez sıkılır. 6 yaşından küçük çocuklarda doz araştırmaları yapılmadığından kullanılmamalıdır.

Endikasyonları:
Kronik nezle, soğuk algınlığı, sinüzit, saman nezlesi, alerjik veya infeksiyoz durumlarla oluşan burun tıkanıklıklarında endikedir. Burun açıcı özelliği ile burun operasyonlarından önce kullanılır. Kulak iltihabı olan hastalarda tıkalı olan östaki borusu girişini açar.

Kontrendikasyonları:
Oksimetazoline karşı aşırı duyarlılığı olanlarda kontrendikedir.

Uyarılar:
6 yaşından küçük çocuklarda kullanılmaz. Önerilen miktardan daha sık kullanılmamalıdır. Hipertiroidizm, kalp hastalığı olan (angina dahil), hipertansiyon, ilerlemiş damar sertliği ve diyabet hastalarında kullanılmaz. MAO inhibitörü ile kullanılmamalıdır. Hamilelik döneminde güvenirliği tespit edilmemiştir.

Yan Etkileri:
Geçici olarak burun mukozasında batma, yanma, kuruluk ve aksırık görülebilir. Nadiren uzun süre kullananlarda etki azaldıktan sonra kronik kızarıklık, şişme ve nezle ile karakterize, reaktif hiperemiye bağlı tıkalı burun hissi duyulabilir. Bazen, hipertansiyon, sinirlilik, bulantı, başdönmesi, başağrısı, uykusuzluk, kalp çarpıntısı veya refleks bradikardi gibi sistemik semptomatik etkilere neden olabilir.

TANSİYON DÜŞÜKLÜĞÜ
Pekçok kişinin derdidir. Özellikle yaz aylarında bu konudaki şikayetlerde artış görülür. Düşük tansiyon, kalbin ortalama normal değerinin yüzde 10-20 altında kan pompalaması ile ortaya çıkar. Özellikle gençler ve kadınlar bu problemle sık karşılaşır.
Aslında düşük tansiyon, kalp hastalıklarına yakalanmamak için tercih edilir. Ancak bazı hallerde sıkıntı meydana getirir.
Yaşa göre değişmekle birlikte 10-6′nın altındaki değerler düşük kabul edilir.
Ne yapmalı?
* Tansiyon özellikle sabah uyanıldığında düşüktür. Bu yüzden aniden ayağa kalkmamalı, birkaç dakika kan dolaşımının dengelenmesi beklenmelidir.
* Egzersiz ve ılık-soğuk duş faydalıdır.
* Tuz, biber ve sabahları içilecek biraz tuzlu çorba düşük tansiyona iyi gelir.
* Stresli günlere dikkat edilmelidir. Moral bozukluğu tansiyonun düşmesine sebep olur.

Ülser de günümüzde sık rastlanan bir hastalıktır. Onikiparmak bağırsağında (duodenum) görülen ülser, mide ülserinden daha fazladır. İkisinin de sebebi tam bilinmemekle beraber; yaşadığı ortama uyum sağlayamayan hassas kimselerde, işi aşırı yorgunluk verenlerde, alkol tüketenlerde, aspirin ve benzeri ağrı kesici ilaçları fazla kullananlarda ülsere sık rastlandığı da bir gerçektir.
Belirtileri:
* Ağrı hemen yemeklerden sonra görülür ve hasta aç olduğu zaman kendisini daha iyi hissederse “mide ülseri”nden şüphe edilmelidir.
* Eğer ağrı yemeklerden belirli bir zaman sonra ve aç iken de hissedilir ise; bu durumda “onikiparmak bağırsağı ülseri” mevzu bahistir. Aç karnına ağrı geldiği zaman birşeyler yeyince geçer. Sabah aç karnına iken ağrı duyulmaz.
Ne Yapmalı?
* İlaç tedavisinin yanısıra diyet uygulanır.
* Alkol ve sigara kesinlikle terkedilmeli; sinir gerginliği yapan hadiselerden uzak durmalıdır.

Gebeliğin özellikle erken dönemlerinde başağrılarına sık rastlanır. Bu ağrıların bir kısmı için sinüzit ya da refraksiyon kusurları (görme bozuklukları) gibi bir neden bulunabilse de çoğunda neden araştırması sonuçsuz kalır. Bu başağrılarının tedavisinde parasetamol içerikli ilaçlar doktor önerisiyle kullanıldığında genelde etkili olur. Erken dönemde ortaya çıkan bu başağrılarının önemli bir kısmı gebeliğin ikinci yarısından itibaren hafifler veya kaybolur.

Başağrıları hakkında genel bilgiler

Kronik başağrılarının en sık rastlanan nedenleri migren, gerginlik başağrısı ve depresyondur. Bu gebelik döneminde de değişmez.

Gerginlik başağrıları kronik seyirli (uzun zamandan beri varolan), gün boyu devam eden ve akşamları artan başağrılarıdır. Ağrılar sıklıkla ensede veya kafanın arkasında hissedilir.

Depresyona bağlı başağrıları ise en sık sabah görülür ve beraberinde depresyonun diğer belirtileri de vardır.

Migren tipi başağrılarının özellikleri aşağıdadır.
Başağrılarının değerlendirmesinde ve özellikle de basit ağrı kesicilere cevap vermeyen, beraberinde uyuşukluk, şiddetli nörolojik belirtiler (vücudun bir bölgesinde geçici felç) görülen, gece uykudan uyandıran, aniden ortaya çıkan başağrılarında mutlaka nörolojik muayene gerekir. Beyin tümörleri, beyne ait diğer hastalıklar çok ender olarak görülse de bu muayene özellikle yukarıdaki belirtileri olanlarda ihmal edilmemelidir. Nörolog yaptığı sorgulama ve muayene sonucunda EEG (elektroensefalografi) ve/veya kranyal (kafa) MR gibi bir ileri inceleme isteyebilir. Gerekli durumlarda KBB, göz ve diş hekimi konsultasyonu da nedenin aydınlatılması için faydalı olabilir.

Gebelik ve migren

Migren tipi başağrıları genellikle periyodik olarak ortaya çıkan, başın bir yarısında hissedilen, “zonklayıcı” niteliklere sahip ve beraberinde bulantı ve kusma da olabilen ağrılardır.

Migren tipi ağrılar genellikle çocukluk ya da gençlik çağında ortaya çıkar ve yaş ilerledikçe hafifleme eğilimi gösterir. Bazı kadınlarda migren ilk kez gebelikte de ortaya çıkabilir. Kadınların yaklaşık %15′inde erkeklerin ise yaklaşık %5′inde hafif ya da ağır migren tipi başağrılarına rastlanır.

Kadınlarda migren genellikle adet öncesi ve adetli dönemlerde daha sık ortaya çıkar ve bu kadınlarda yüksek östrojen içerikli doğum kontrol hapları hastalığı şiddetlendirebilir.

Migren tipi ağrılar ortaya çıkmadan önce bazı prodromal (hastalık öncesi) belirtilere neden olurlar. Nörolojik kaynaklı olan bu belirtiler muhtemelen damarların bölgesel olarak daralmasıyla ortaya çıkar ve damarların genişlemesiyle de başağrısı başlar.

Klasik migrende bu öncü belirtiler daha çok görme alanında kör noktalar oluşması, çınlama, fotofobi (ışığa aşırı duyarlılık), sersemlik gibi nörolojik belirtilerdir. Daha ileri şekillerinde migren öncesi yüzde uyuşukluk ve bazı kas gruplarında geçici felçler de görülebilmektedir.

Migren bazen bu öncü belirtiler olmadan başlar ve bulantı kusmaya da neden olur.

Gebelikte migren nasıl tedavi edilir?

Gebelikte özellikle birinci trimesterden sonra (ilk üç aydan sonra) kadınların %60-70′inde migren belirtilerinde iyileşme gözlenir. Bazı durumlarda ise tam tersi olabilir.

Gebelikte migren tedavisinde ilk basamak tedavi parasetamol içerikli ağrı kesicilerdir ve belirtilerin ortaya çıktığı ilk anda kullanıldığında genellikle bu tedavi başarılı olur.

Migren için özellikle hazırlanmış ergotamin içerikli ilaçlar öncü belirtilerde kullanıldığında ağrıların ortaya çıkmasını başarılı bir şekilde engelleyebilirler. Ancak bu ilaçların mekanizması damarların genişlemesini önlemek olduğundan ve uterusu kasıcı özelliklri olduğundan gebelikte çok gerekli olmadıkça tercih edilmezler.

Parasetamol tedavisi başarılı olmadığında ağrı kesici olarak kodein içerikli ilaçlar , bulantı giderici özelliği olan ilaçlarla birlikte doktor önerisiyle kullanılabilirler.

Gebelikte çok sık migren atağı geçiren anne adaylarında ise sürekli tedavi gerekebilir ve bunun için yine doktor önerisiyle propranolol veya nifedipin içerikli ilaçlar kullanılabilir. Beraberinde depresyon belirtileri de gözlendiğinde antidepresan ilaçların da tedaviye eklenmesi başarı şansını artırır.

Gebeliğin özellikle erken dönemlerinde başağrılarına sık rastlanır. Bu ağrıların bir kısmı için sinüzit ya da refraksiyon kusurları (görme bozuklukları) gibi bir neden bulunabilse de çoğunda neden araştırması sonuçsuz kalır. Bu başağrılarının tedavisinde parasetamol içerikli ilaçlar doktor önerisiyle kullanıldığında genelde etkili olur. Erken dönemde ortaya çıkan bu başağrılarının önemli bir kısmı gebeliğin ikinci yarısından itibaren hafifler veya kaybolur.

Başağrıları hakkında genel bilgiler

Kronik başağrılarının en sık rastlanan nedenleri migren, gerginlik başağrısı ve depresyondur. Bu gebelik döneminde de değişmez.

Gerginlik başağrıları kronik seyirli (uzun zamandan beri varolan), gün boyu devam eden ve akşamları artan başağrılarıdır. Ağrılar sıklıkla ensede veya kafanın arkasında hissedilir.

Depresyona bağlı başağrıları ise en sık sabah görülür ve beraberinde depresyonun diğer belirtileri de vardır.

Migren tipi başağrılarının özellikleri aşağıdadır.

Başağrılarının değerlendirmesinde ve özellikle de basit ağrı kesicilere cevap vermeyen, beraberinde uyuşukluk, şiddetli nörolojik belirtiler (vücudun bir bölgesinde geçici felç) görülen, gece uykudan uyandıran, aniden ortaya çıkan başağrılarında mutlaka nörolojik muayene gerekir. Beyin tümörleri, beyne ait diğer hastalıklar çok ender olarak görülse de bu muayene özellikle yukarıdaki belirtileri olanlarda ihmal edilmemelidir. Nörolog yaptığı sorgulama ve muayene sonucunda EEG (elektroensefalografi) ve/veya kranyal (kafa) MR gibi bir ileri inceleme isteyebilir. Gerekli durumlarda KBB, göz ve diş hekimi konsultasyonu da nedenin aydınlatılması için faydalı olabilir.

Gebelik ve migren

Migren tipi başağrıları genellikle periyodik olarak ortaya çıkan, başın bir yarısında hissedilen, “zonklayıcı” niteliklere sahip ve beraberinde bulantı ve kusma da olabilen ağrılardır.

Migren tipi ağrılar genellikle çocukluk ya da gençlik çağında ortaya çıkar ve yaş ilerledikçe hafifleme eğilimi gösterir. Bazı kadınlarda migren ilk kez gebelikte de ortaya çıkabilir. Kadınların yaklaşık %15′inde erkeklerin ise yaklaşık %5′inde hafif ya da ağır migren tipi başağrılarına rastlanır.

Kadınlarda migren genellikle adet öncesi ve adetli dönemlerde daha sık ortaya çıkar ve bu kadınlarda yüksek östrojen içerikli doğum kontrol hapları hastalığı şiddetlendirebilir.

Migren tipi ağrılar ortaya çıkmadan önce bazı prodromal (hastalık öncesi) belirtilere neden olurlar. Nörolojik kaynaklı olan bu belirtiler muhtemelen damarların bölgesel olarak daralmasıyla ortaya çıkar ve damarların genişlemesiyle de başağrısı başlar.

Klasik migrende bu öncü belirtiler daha çok görme alanında kör noktalar oluşması, çınlama, fotofobi (ışığa aşırı duyarlılık), sersemlik gibi nörolojik belirtilerdir. Daha ileri şekillerinde migren öncesi yüzde uyuşukluk ve bazı kas gruplarında geçici felçler de görülebilmektedir.

Migren bazen bu öncü belirtiler olmadan başlar ve bulantı kusmaya da neden olur.

Gebelikte migren nasıl tedavi edilir?

Gebelikte özellikle birinci trimesterden sonra (ilk üç aydan sonra) kadınların %60-70′inde migren belirtilerinde iyileşme gözlenir. Bazı durumlarda ise tam tersi olabilir.

Gebelikte migren tedavisinde ilk basamak tedavi parasetamol içerikli ağrı kesicilerdir ve belirtilerin ortaya çıktığı ilk anda kullanıldığında genellikle bu tedavi başarılı olur.

Migren için özellikle hazırlanmış ergotamin içerikli ilaçlar öncü belirtilerde kullanıldığında ağrıların ortaya çıkmasını başarılı bir şekilde engelleyebilirler. Ancak bu ilaçların mekanizması damarların genişlemesini önlemek olduğundan ve uterusu kasıcı özelliklri olduğundan gebelikte çok gerekli olmadıkça tercih edilmezler.

Parasetamol tedavisi başarılı olmadığında ağrı kesici olarak kodein içerikli ilaçlar , bulantı giderici özelliği olan ilaçlarla birlikte doktor önerisiyle kullanılabilirler.

Gebelikte çok sık migren atağı geçiren anne adaylarında ise sürekli tedavi gerekebilir ve bunun için yine doktor önerisiyle propranolol veya nifedipin içerikli ilaçlar kullanılabilir. Beraberinde depresyon belirtileri de gözlendiğinde antidepresan ilaçların da tedaviye eklenmesi başarı şansını artırır.


Gebeliğin erken dönemlerinde (sıklıkla 6. gebelik haftasından itibaren) bulantıya sıklıkla rastlanır. Bu bulantılar kusmayla, iştahsızlıkla ve belli kokulara karşı aşırı hassasiyetle beraber olabilir. Bulantı ve kusmalar genellikle sabah daha şiddetli olduğu için bu duruma İngilizce’de “morning sickness” (sabah hastalığı) adı verilmiştir.

Gebelikteki bulantı ve kusmanın gün boyunca sürmesi, ayaktan ilaç tedavisine cevap vermemesi, anne adayının normal beslenmesini, günlük faaliyetlerini engellemesi, genel durumunu bozması ya da kilo kaybına yol açması durumunda Hyperemesis Gravidarum (”gebeliğin şiddetli bulantısı”) söz konusu olur. İleri inceleme ve tedavi gerektiren bir durumdur.

Gebelikte bulantı ve kusmaya nispeten sık rastlanırken bu denli normaldışı seyir gösteren bulantı ve kusmalara gebeliklerin ancak binde 4′ünde rastlanır.

Hyperemesis gravidarum genellikle genç yaşta ilk gebeliğini yaşayanlarda daha sık görülür. Toplu olanlarda, çoğul gebeliği olanlarda ve sosyokültürel seviyesi yüksek olanlarda nispeten daha sıktır.

Nedenleri

Gebeliğe bağlı olarak ortaya çıkan fizyolojik estradiol ve HCG hormonları artışının normalden fazla olması ya da seviyeler normal sınırlar içinde olmasına karşın bireysel duyarlılığın yüksek olması bulantılara ve kokulardan tiksinme gibi diğer bazı belirtilere neden olmaktadır. Mol gebeliği ve çoğul gebelik gibi durumlarda HCG normalden çok fazla üretildiğinden hyperemesis’e sık rastlanır.

Ayırıcı Tanı

Her bulantı ve kusmayı gebeliğe bağlamak doğru değildir. Özellikle çok şiddetli olan ve tedaviye zayıf cevap veren bulantı ve kusmalarda, birinci trimester bitiminde devam eden ya da ikinci trimesterde yeni başlayan bulantı kusmalarda aynı belirtilere yol açabilecek diğer hastalıklar da aranır. Bunlar arasında en önemlileri mol gebeliği, hepatit (karaciğer iltihabı), pankreatit (pankreas iltihabı), kolelityazis (safra kesesi taşı), kolesistit (safra kesesi iltihabı), peptik ülser (mide ve oniki parmak barsağı ülseri), pnomoni (zatürre), hipertiroidi (tiroid bezinin aşırı çalışması), over kisti torsiyonu (over kistinin boğulması), sindirim sistemi tıkanmaları, IDDM (insüline bağımlı diabet hastalığı) başlangıcı ve beyin tümörleridir. Bu hastalıklar gebe olmayan kadınlarda bile nadir görüldüklerinden gebelerde çok daha ender olarak görülürler.

Hyperemesis Gravidarum’un anne adayı ve fetus üzerine etkileri:

Erken gebelikte bulantı ve kusmaları olan anne adaylarının gebeliklerinin daha sağlıklı geçtiği ve düşük yapma oranlarının da azaldığı sıklıkla gözlenen ancak bilimsel olarak nedeni aydınlatılamayan bir durumdur. Ancak hyperemesis gelişen ve yetersiz tedavi gören ya da tedaviye cevap vermeyen anne adaylarında bu durum tersine dönebilir. Kilo kaybı, elektrolit dengesizlikleri, besin ve vitaminlerin yetersiz alınması durumunda bebekte gelişme geriliği (İUGG) gelişebilmektedir.

Hyperemesis gelişen anne adayının sık sık hastaneye yatmak ve tedavi görmek zorunda kalması uygun tedavi gördüğü sürece gebeliğinin ileri dönemlerini olumsuz etkilemesi söz konusu değildir.

Tanı konması ve Tedavi yaklaşımı

Şiddetli bulantı kusmayla başvuran her anne adayının genel sistem muayenesi yapıldıktan sonra ultrason incelemesiyle gebelik haftası belirlenir. Ultrasonda çoğul gebelik ya da mol gebeliği gibi etkenler kolaylıkla ortaya konabilir. Mol gebeliği saptanması durumunda tedavi daha farklı bir yön kazanır.

Tam idrar tetkikinde aç kalınan süre dolaylı olarak ortaya konabilir. Açlık süresi arttıkça idrarda başta aseton olmak üzere keton maddeleri artış gösterir. Keton idrarda ne kadar yüksekse hyperemesis o kadar ağır demektir. Tam idrar tetkikinde ölçülen idrar yoğunluğu ve idrarın gözlenen rengi de vücudun genel sıvı durumu hakkında bilgi verir. Normal idrar yoğunluğu 1020, normal idrar rengi açık sarıdır. Vücut susuz kaldığında böbreklerin idrar üretimi de azaldığından idrarın rengi daha koyu ve yoğunluğu da daha yüksek olur. Tam idrar tetkikinde idrar yolu enfeksiyonu da saptanabilir.

Kan elektrolitleri de vücudun su durumu hakkında detaylı bilgi verir. Vücut susuz kaldığında kan yoğunlaştığı için kandaki sodyum ve potasyum miktarı artar. Elektrolitlerin artmış bulunması hyperemesisin çok şiddetli olduğunu gösterir ve acil tedavi gerektiren bir durumdur. Elektrolit dengesizliği yaratacak kadar ağır seyreden hyperemesis olguları çok nadirdir.

Hyperemesis Gravidarum tedavisinde üç ayrı tedavi yaklaşım şeklinden biri uygulanır:

1-Ayaktan ilaçsız tedavi

2-Ayaktan ilaçlı tedavi

3-Yatarak serum ve ilaç tedavisi

Anne adayının şikayetleri hafifse ayaktan ilaçsız tedavi denenebilir: Ayaktan ilaçsız tedavide amaç anne adayının bulantılarla kendisi başa çıkmasını sağlamaktır. Bu amaçla anne adayına şunlar önerilir:

·        Yatağınızın kenarında kraker ya da bisküvi benzeri gıda maddelerini hazır bulundurun. Sabah bunları yedikten sonra yataktan kalkın.

·        Günlük öğününüzü üç öğünde değil beş ya da altıya bölerek alın.

·        Sıvıları yemekler arasında alın. Yemekler esnasında fazla sıvı almayın.

·        Midenize ve barsaklarınıza dokunan yiyeceklerden uzak durun

·        Bu önlemlerle şikayetleriniz geçmezse doktorunuza tekrar başvurun.

Anne adayının şikayetleri günlük faaliyetlerini engelliyorsa, ilaçsız tedaviye cevap vermiyorsa ayaktan ilaç tedavisi denenir. Bulantı giderici olarak anne adayına verilen tablet ya da fitil şeklindeki ilaçlar yıllardır kullanılan ve bebek üzerinde hiçbir olumsuz etki yapmadığı bilinen ilaçlardır. Ek olarak B vitaminlerinin ön planda olduğu bir vitamin tedavisine başlanır. Ayaktan ilaç tedavisine karar verildiğinde anne adayı ilaçlarını kullanırken yukarıda bahsedilen önlemlere de uymalıdır.

Anne adayının şikayetleri ayaktan ilaç tedavisine cevap vermiyorsa, genel durumu bozuksa, kilo kaybı varsa, tetkikler vücuda uzun süredir besin maddelerinin alınmadığını gösteriyorsa (idrarda keton cisimleri yüksek bulunursa) ya da vücudun susuz kaldığı yönünde bulgular varsa (idrarın yoğunluğu artmış, rengi koyu bulunursa, kan elektrolitleri dengesizse) anne adayı hastaneye yatırılır ve serum tedavisine başlanır. Serum tedavisinin amacı anne adayına kaybettiği sıvı, elektrolit ve besin maddelerini intravenöz yolla (damar yoluyla) geri vermektir. Bulantı giderici ilaçlar ve vitaminler de kalçadan ya da serumun içine katılarak verilir.

Serum tedavisiyle anne adayı genellikle bir hafta içinde kendini toparlar. Nadir durumlarda bir haftadan daha uzun süre hastanede yatması gerekebilir. Taburcu edilirken anne adayına evde kullanmak üzere ilaçlar verilir.

Hyperemesis genellikle gebelik haftasının büyümesine paralel olarak hafifler ve birinci trimester sonunda veya ikinci tirmesterin başlarında (14. haftada) biter. Hiç bir tedaviye cevap vermeyen ve gebeliğin sonlandırılmasını gerektirecek kadar şiddetli olan hyperemesise çok ender rastlanır.

Kabızlık

Gebelikte kabızlık sık rastlanan bir belirtidir. Gebelik hormonları tüm düz kaslarda olduğu gibi sindirim sisteminin düz kaslarında da gevşemeye neden olurlar. Bu gevşeme barsak hareketlerinin yavaşlamasıyla sonuçlanır. Ayrıca gebeliğin son dönemlerine doğru iyice büyümüş olan uterusun rektuma (kalın barsağın son kısmı) baskı yapması da kabızlık gelişmesini kolaylaştırıcı bir etkendir.

Kabızlıktan yakınıyorsanız hemen ilaç tedavisine başlamadan önce yapabileceğiniz bazı şeyler vardır: günde iki litre sıvı almanız, sebze ve meyve, yulaf ezmesi gibi lifli besinleri daha fazla ve hergün tüketmeniz ve doktorunuzun önerdiği ölçüde düzenli egzersiz yapmanız mutlaka faydalı olacaktır. Bazı anne adayları sabah kahvaltısından önce içilen bir bardak ılık suyun da kendilerine yardımcı olduğunu belirtmektedir.

Hemoroid (Basur)

Gebelikte büyüyen uterusun toplardamarlara yaptığı bası rektum (kalınbarsağın son kısmı) toplardamarlarının daha belirgin hale gelmesine ve daha ileri aşamalarda anüs (makat) bölgesinde hemoroid adı verilen şişliklerin oluşmasına neden olabilir. Daha önceden hiçbir şekilde hemoroidi olmayan bir anne adayında gebeliğin ilerleyen dönemlerinde bu durum ortaya çıkabilir. Önceden hemoroidi olan anne adaylarında durum gebelikte ilerleyebilir. Özellikle kronik kabızlık ve zorlu dışkılama hemoroidlerde ağrı ya da kanamaya yolaçabilir. Kabızlığı önlemek için alacağınız önlemler hemoroidlere bağlı şikayetlerinizin azalmasını sağlayacaktır.

Hemoroidler şiddetli ağrı ve/veya kanama yaptıklarında mutlaka doktor değerlendirmesi gerekir.

Pika (Aşerme)

Aşerme erken gebeliğin normal bir belirtisi olarak kabul edilir. Ancak ileri durumlarda normal gıda maddeleri dışındaki maddelerin de aşerilmesi sözkonusu olabilir. Bu maddeler kiremit tozu, kil, toprak gibi maddeler olabilir. Bazı durumlarda ise aşırı miktarlarda tuz, limontuzu, buz parçaları, un, nişasta, kabartma tozu gibi gıda maddeleri de aşerilen maddeler olabilir. Bir gıdayı aşırı miktarlarda yeme ihtiyacı hissediyorsanız ya da gıda maddesi olmayan bir şeyi yemek isteği duyuyorsanız durumu doktorunuza bildiriniz. Aşerme bazı durumlarda kansızlık ya da beslenme bozukluğu habercisi olabilir (toprak yeme durumunda olduğu gibi).

Aşırı tükrük salgısı

Bazı anne adaylarında rahatsız edici boyutlarda tükrük salgısı oluşabilir. Bu normaldışı bir duruma işaret etmez. Bu aşırı tükrük salgısı aldığınız nişastalı gıdaların tükrük bezlerini uyarıcı etkisinden de kaynaklanıyor olabilir.

Bulantı

Gebeliğin erken dönemlerinde gebelik hormonlarının etkisiyle özellikle sabahları bulantı şikayetleri sıklıkla meydana gelir. Yine bu konuda da ilaç tedavisine geçmeden önce yapabileceğiniz bazı şeyler var: Yataktan kalkmadan önce birkaç tuzlu kraker yemek, yataktan çok yavaş kalkmak, günlük yediğiniz miktarı sabit tutarak öğün sayınızı üçten beş veya daha fazlasına çıkarmak (midenizin aşırı dolmasını engellemek için), tiksindiğiniz kokulardan uzak durmak ve yine midenizin gereksiz yere dolmasını engellemek için sıvıları yemekler arasında almak gibi önlemler mutlaka faydalı olacaktır. [Ayrıntılar için tıklayınız]

Akıntı

Gebelikte östrojen salgısı önemli ölçüde artar. Bu nedenle daha önceden hiç akıntı şikayetiniz olmasa bile gebelikte günlük ped kullanacak şiddette vajinal akıntı ortaya çıkabilir. Akıntınız beyaz renkli ya da renksiz ise, kötü koku içermiyorsa, beraberinde kaşıntı, idrar yaparken yanma ve ağrı gibi belirtiler yoksa bu büyük olasılıkla fizyolojik bir akıntıdır. Kötü kokulu, sarı-kahverengi-kanlı-kırmızı-yeşil gibi rengi olan bir akıntınız varsa, ek şikayetleriniz varsa mutlaka doktorunuza başvurunuz. Fizyolojik olmayan akıntıların nedeni vajinit ya da diğer genital sistem enfeksiyonları olabileceği gibi, özellikle ileri gebelik haftalarında sizin akıntı sandığınız sıvı erken membran rüptürü (suların erken gelmesi) neticesinde boşalmaya devam eden amnios sıvısı da olabilir!

Mide yanması

Mide asidinin mideden yemek borusuna geçmesi ve burayı tahriş etmesiyle meydana gelir. Gebeliğe bağlı genel düz kas gevşemesinin mide-yemek borusu arasındaki sfinkteri (kapağı) zayıflatması temel nedendir. Özellikle gebeliğin son dönemlerinde büyüyen uterusun mideye baskı yapması da yakınmaları artırır. Yatar durumda şikayetler daha belirgin hale gelir. İlaç tedavisine geçmeden önce sizin yapabilecekleriniz midenizi fazla doldurmamaya özen göstermek, baharatlı ve yağlı yiyeceklerden uzak durmak, yemekten sonra en az bir saat uzanmamak ve yatar konumdayken başınızı ve göğüs kafesinizi mide seviyesinden yukarıda tutmak için ek yastık kullanmaktır.

Yorgunluk ve aşırı uyku hali

Özellikle gebeliğin ilk dört aylık döneminde anne adayları kendilerini aşırı yorgun ve uykusuz hissedebilirler. Bu konuda yapılabilecek ve yapılması gereken birşey yoktur. Vücudunuzun ihtiyaçlarına kulak verin ve bol bol dinlenin. Düzenli uyku, düzenli beslenme ve ne kadar yoğun çalışırsanız çalışın her fırsatta istirahat etmeniz kaliteli bir gebelik dönemi geçirmek için çok önemlidir.

Başağrıları

Gebeliğin erken dönemlerinde başağrılarına sık rastlanır. Bazı durumlarda bu başağrısı tedavi edilmemiş sinüzit ya da görme bozukluğuna bağlı olabilir, ancak çoğu durumda nedeni bulunamamaktadır. İstirahat etmek ve açık havada yürüyüş yapmak yardımcı olabilir. Bu başağrıları genellikle gebeliğin ortalarına doğru kendiliğinden kaybolurlar.

Şiddetli başağrılarının diğer belirtilerle birlikte ya da tek başına preeklampsi habercisi olabileceğini unutmayın.

Sık idrara çıkma hissi

Büyümekte olan uterus yakın komşuluğunda bulunan mesaneye bası yaparak bu organın dolma kapasitesini azaltır. Böylece mesanede az miktarda idrar biriktiğinde bile idrar yapma ihtiyacı uyanır. İdrar yapma ihtiyacınızı hiçbir zaman ertelemeyin. Beraberinde idrar yaparken yanma, ağrı gibi şikayetlerinizi varsa bu durumun idrar yolu enfeksiyonu habercisi olabileceğini unutmayın ve konuyu doktorunuza iletin.

Kramplar

Gebeliğin ilerleyen dönemlerinde bacaklarda ortaya çıkan krampların temelinde büyüyen uterusun toplardamar sisteminde yarattığı bası ve buna bağlı gelişen dolaşım problemleri yatar. Kalsiyum ya da magnezyum eksikliğinin etken olduğunu düşünen doktorlar da vardır. Çeşitli egzersizlerle, dinlenmeyle, kalsiyumdan zengin dengeli beslenmeyle bu krampların hafiflemesi mümkündür. Şikayetlerinizin geçmemesi durumunda doktorunuzun önerisiyle kullanacağınız kalsiyum veya magnezyum içeren ilaçlar yardımcı olabilir.

Gebelik maskesi (Kloazma)

Gebelikte salgılanan hormonlar ciltte değişikliklere neden olabilirler. Yüzde, gözlerin etrafında daha belirgin olarak ortaya çıkan renk değişikliklerine kloazma adı verilir. Kloazma gebelikten sonra genellikle kaybolur. Direkt güneşışığına maruz kalmaktan kaçınarak bu renk değişikliklerinin şiddetini azaltmanız mümkündür

Karında ve göğüslerde çatlaklar

Büyüyen uterus ve hacmi artan göğüsleriniz bu bölgelerde cildinizin gerilmesine ve çatlamasına neden olabilir. Bu çatlaklar kalıcı olmakla birlikte bunların ortaya çıkmasını önlemek için kullanabileceğiniz çeşitli ilaçlar mevcuttur

Varisler

Büyüyen uterusun ana toplardamarlara bası yapması sonucu basının altında kalan toplardamarların içindeki basınç artar ve bu damarlar daha belirgin hale gelirler. Özellikle ayakta uzun süre durmak zorunda olanlarda varolan varisler belirginleşebilir ya dabu varisler ilk kez gebelik döneminde ortaya çıkabilir. Ayakta uzun süre durmaktan kaçınmak, mümkün olan her durumda istirahat etmek, doktorunuzun önerdiği egzersizleri uygulamak, otururken ya da yatarken ayaklarınızı vücudunuzdan daha yüksekte tutmak gibi önlemlerle varis gelişimini önleyebilir ya da en azından hafifletebilirsiniz. Bacaklarınızın dolaşımını daha da bozacak olan bel kısmı dar kıyafetler giymekten kaçının. Varis çoraplarını ise doktorunuzun önerilerine göre kullanmalısınız.

Nefes almada zorluk

Özellikle gebeliğin son dönemlerinde uterus ve bebek karın içinde daha fazla yer kaplamaya başladığında nefes almada zorluklar yaşayabilirsiniz. Doktorunuzun size öğrettiği şekilde derin nefes egzersizlerini hergün düzenli aralıklarla uygulamalısınız. Kalabalık ve havasız, sigara içilen yerlerden kaçının.

Belağrıları

Gebelik ilerledikçe vücudunuzun ağırlık merkezi değişir. Buna uyum sağlamak için bel omurlarınızın içbükeyliği de ilerleyici bir şekilde artar ve omurlara binen yük sabit tutulmaya çalışılır. Beli zorlayıcı hareketler, ortopedik olmayan yatakta yatılması (yatağınızın döşemesi sert olmalıdır), ağır nesneler kaldırılması, aşırı bedensel yorgunluk gibi etkenler bölgedeki kaslarda spazm oluşmasına, bağların gerilmesine ve böylece belağrısı oluşmasına neden olabilir. Yüksek topuklu ayakkabılar da bel omurlarınızın değişen ağırlık merkezinize sağladığı uyumu bozarak belağrısı ortaya çıkmasına neden olabilir. Belinize “iyi” davranarak, doktorunuzun önerdiği gevşeme egzersizlerini uygulayarak, dinlenmenize gereken önemi vererek belağrılarınızın hafiflemesini veya ortadan kalkmasını sağlayabilirsiniz.. Şiddetli belağrılarında mutlaka doktorunuza başvurunuz. Korse kullanımı konusunda mutlaka doktorunuza danışınız.

Ayaklarda şişme

Gebelik ilerledikçe hücrelerarası sahada sıvı miktarı artar ve bu da dokuların daha “şiş” hale gelmesine neden olur. Özellikle ayak bilekleri gibi uterus basısı nedeniyle oluşan dolaşım yavaşlamasından çok etkilenen bölgelerde ödem adı verilen şişlikler ortaya çıkar. Ödemli bölgeye parmakla basıldığında bu bölgenin kolayca içe götüğü ve bir çukurluk oluştuğu, bu çukurluğun bir süre değişmeden kaldığı gözlenir. Ödemler çalışanlarda özellikle akşam saatlerinde daha belirgindir ve istirahatle hafifler. Ayak bileklerindeki şişmeler gebeliğin normal değişiklikleri arasında kabul edilirken ellerde, yüzde ve diğer bölgelerde oluşan şişliklerin preeklampsi habercisi olabileceğini unutmayınız.

Göğüslerden süt gelmesi

Özellikle gebeliğin ikinci yarısından sonra göğüslerinizden süte benzeyen bir sıvı gelebilir. Kolostrum adı verilen bu sıvı esas süt yapımına hazırlık aşamasında üretilen bir sıvıdır. İleri inceleme ve tedavi gerektiren bir durum değildir.

İlk duyduğunuzda belki havalara sıçrayacaksınız.Belki de donup kalacaksınız.

Belki önemli bir toplantının ortasında telefonla belki romantik bir akşam yemeğinin ortasında sevdiğinizin gözlerine bakarak,belki tahlil sonuçlarını kaldırımda okurken.

Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.Evinizde artık zaman zaman size rakip zaman zaman size sırdaş olacak yeni bir arkadaş geliyor.

Gecenin bir yarısında kalkıp nöbetçi eczane aramaktan bitap bile düşeceksiniz.

Onu ilk kucağınıza almak için cesaret bulamıyacaksınız.Altını değiştirmemek için fazla mesai yapmayı, biberonunu ısıtmamak için sabah erkenden bakkala gitmeyi bile düşünebilirsiniz.

Bütün bunlar daha aklınızı çelmediyse, daha önünüzde eşinizin dokuz aylık hamileliği var.

Pekçok kişinin derdidir. Özellikle yaz aylarında bu konudaki şikayetlerde artış görülür. Düşük tansiyon, kalbin ortalama normal değerinin yüzde 10-20 altında kan pompalaması ile ortaya çıkar. Özellikle gençler ve kadınlar bu problemle sık karşılaşır.
Aslında düşük tansiyon, kalp hastalıklarına yakalanmamak için tercih edilir. Ancak bazı hallerde sıkıntı meydana getirir.
Yaşa göre değişmekle birlikte 10-6′nın altındaki değerler düşük kabul edilir.
  Ne yapmalı?
* Tansiyon özellikle sabah uyanıldığında düşüktür. Bu yüzden aniden ayağa kalkmamalı, birkaç dakika kan dolaşımının dengelenmesi beklenmelidir.
* Egzersiz ve ılık-soğuk duş faydalıdır.
* Tuz, biber ve sabahları içilecek biraz tuzlu çorba düşük tansiyona iyi gelir.
* Stresli günlere dikkat edilmelidir. Moral bozukluğu tansiyonun düşmesine sebep olur.

Pazartesi ve perşembe arası
Sabah
Bir dilim kepekli veya yulaf, çavdar ekmeği, iki dilim yarım yağlı beyaz peynir, üç tatlı kaşığı light reçel ve bir adet domates veya salatalık
Öğlen ve akşam
İstenildiği kadar limonlu, az tuzlu, sirke ve nar ekşili salata ve yoğurt. Akşamki salataya bir tatlı kaşığı zeytinyağı kullanılabilir.
NOT: Günde üç değişik meyve yenmeli, iki buçuk, üç litre su ve bitki çayları içilmeli
Perşembe ve pazar arası
Sabah ve öğlen
Diğer günlerle aynı
Akşam
150 gr. dana eti ya da ekmeksiz beş köfte ya da biftek ya da 200 gr. balık (15 adet sardalye veya hamsi veya bir levrek) ya da 150 gr. derisi soyulmuş tavuk eti (iki but veya yarım göğüs veya beş kanat) ya da iki adet yumurta (rafadan veya katı pişmiş veya teflon tavada menemen veya omlet şeklinde)
NOT: Meyve yenmemeli

SAYFA 1 12»