Ülser de günümüzde sık rastlanan bir hastalıktır. Onikiparmak bağırsağında (duodenum) görülen ülser, mide ülserinden daha fazladır. İkisinin de sebebi tam bilinmemekle beraber; yaşadığı ortama uyum sağlayamayan hassas kimselerde, işi aşırı yorgunluk verenlerde, alkol tüketenlerde, aspirin ve benzeri ağrı kesici ilaçları fazla kullananlarda ülsere sık rastlandığı da bir gerçektir.
Belirtileri:
* Ağrı hemen yemeklerden sonra görülür ve hasta aç olduğu zaman kendisini daha iyi hissederse “mide ülseri”nden şüphe edilmelidir.
* Eğer ağrı yemeklerden belirli bir zaman sonra ve aç iken de hissedilir ise; bu durumda “onikiparmak bağırsağı ülseri” mevzu bahistir. Aç karnına ağrı geldiği zaman birşeyler yeyince geçer. Sabah aç karnına iken ağrı duyulmaz.
Ne Yapmalı?
* İlaç tedavisinin yanısıra diyet uygulanır.
* Alkol ve sigara kesinlikle terkedilmeli; sinir gerginliği yapan hadiselerden uzak durmalıdır.

Üçlü test tüm anne adaylarına 16.-18. gebelik haftaları arasında önerilen bir kan testidir. Anne adayından alınan kanda üç ayrı hormon ölçümü yapılır. Hormon ölçüm sonuçları, anne adayının yaşı, kilosu, sigara kullanıp kullanmadığı gibi değişkenler ve gebelik haftasıyla birlikte özel bir bilgisayar programına girilerek işleme tabi tutulur. Bu işlem neticesinde anne adayının bebeğinde Trisomi 21 (Down sendromu), Trisomi 18 ve nöral tüp defekti (NTD) varolma olasılığı belirlenir. Hazırlanan üçlütest raporunda bu üç anormal durum için risk ayrı ayrı belirtilir (Örnek Üçlütest Raporu’na bakınız).

Anne adayından uygun gebelik haftasında alınan kanda ölçülen hormonlar gebelik testi bahsinden de tanıdığınız hCG (human chorionic gonadotropin) hormonu, bebeğin karaciğerinden salgılanarak anne adayının kanına geçen AFP (alfa fetoprotein) hormonu ve uE3 (konjuge olmayan estriol) adlı hormondur. Bu hormonların anne adayı kanındaki değerleri gebelik haftalarına göre önemli değişiklikler gösterir.

Üçlü testin geliştirilmesi aşamasında gebelik haftası kesin olarak bilinen çok sayıda anne adayından alınan kanlarda bu üç hormonun ölçümleri yapılmış ve normal değerler alt ve üst sınır olarak belirlenmiştir. Bu normal değerler kolaylık ve birimlerde eşitleme sağlama açısından MoM (multiple of median-ortalamanın katları) olarak belirtilir. Ölçüm yapılan bu anne adaylarından daha sonra Down sendromlu, Trizomi 18′li ve NTD’li doğum yapanların hormon değerlerinde MoM değerinden sapma dereceleri hesaplanarak, ne kadar sapmanın riski ne derece artırdığı istatistiksel olarak belirlenmiş ve risk belirleme sistemi bir bilgisayar programı yardımıyla otomatize edilmiştir.

Özet olarak; alınan kanda belirlenen MoM değerleri, yaş, kilo, gebelik haftası gibi değişkenlerle birlikte bilgisayar programına girilmekte ve bu program altyapısında bulunan verilerle karşılaştırma yaparak normalden sapmanın derecesine göre riski rakamsal olarak vermektedir.

Aşağıdaki örneği inceleyiniz:

Örnek Rapor: Şu anda çeşitli laboratuarlarda uygulanan testlerde sonuçlar halen anne adaylarının ellerine ingilizce olarak geçmektedir. Örnek raporun en önemli kısımları ve ingilizce kısımların tercümeleri verilmiştir:

Maternal Serum Results Singleton Pregnancy (Tekil gebelik, anne serum sonuçları)

AFP: 30.81 ng/ml

1.32 MoM

 

 

 

 

Gestational Age (gebelik haftası):16.9 weeks (hafta)

uE3:1.77 ng/ml

1.21 MoM

 

 

 

 

By US (ultrason ile )(28-10-99:16.0 weeks)

hCG:12.25 IU/ml

0.44 MoM

 

 

 

 

Family history of NTD (ailede NTD öyküsü)? No (Hayır)

 

 

 

 

 

 

 

OPEN NTD ASSESSMENT (Açık spina bifida risk tahmini)

Risk of open spina bifida is 1:4500 (Açık spina bifida riski 1:4500)

DOWN SYNDROME RISK ASSESSMENT (Down sendromu risk tahmini)

Risk of Down Syndrome using age only is 1:1028 (Yanlız yaş kullanılarak belirlenen Down sendromu riski: 1:1028)

Risk of Down Syndrome using age, AFP, hCG and uE3 is 1:37000 (Yaş ve hormon ölçümleri kullanılarak belirlenen Down sendromu riski 1:37000

TRISOMY 18 RISK ASSESSMENT (Trizomi 18 risk tahmini)

Calculated Risk of trisomy 18 is 1:26449 (Hesaplanan trizomi 18 riski 1:26449)

 

 

 

 

 

 

 

Üçlü testle NTD risk tahmini

NTD risk tahmini için tek başına AFP değeri ile gebelik haftası karşılaştırılır, anne adayının kilosuna göre düzeltmeler sonrası risk tahmini yapılır. NTD durumlarında nöral dokuyu örten yapıdaki açıklık şeklindeki defektten amnios sıvısına ve buradan da anne adayının kanına normalden fazla AFP hormonu geçer. Bu yüzden AFP değeri gebelik haftasına göre olması gerekenden daha yüksek çıkar. Yükseklik ne kadar fazla olursa bebekte NTD varolma riski o kadar yüksek olarak belirlenir. İkiz ve çoğul gebelik, bebekte böbrek hastalıkları, omfalosel ve gastroşizis gibi bebeğin karın önduvarında açıklık olması durumlarında da anne adayının kanında AFP yüksek çıkar. Bu durumların büyük bir kısmı ultrasonda nispeten kolay ayırtedilir.

En önemli nokta testin yapıldığı anda gebelik haftasının doğru belirlenmiş ve bilgisayara doğru girilmiş olmasıdır. Anne adayının gebelik haftası sanılandan büyükse bu durumda AFP yüksek çıkacak ve testte NTD riski gerçekte olduğundan yüksek çıkacaktır.

Üçlü testte Down sendromu risk tahmini

Down sendromu risk tahmini anne adayının yaşı, kilosu ve üç hormon ölçümü kullanılarak yapılır. Down sendromunda AFP ve uE3 gebelik haftasına göre olması gerekenden düşük, HCG ise olması gerekenden yüksektir. Bilgisayar programı bu üç hormonun gebelik haftası ve kiloya göre normalden sapmalarını belirler ve yaşla birlikte anne adayında Down sendromlu bebek taşıyor olma riskini belirler.

Burada da en önemli nokta testin yapıldığı anda gebelik haftasının doğru belirlenmiş ve bilgisayara doğru girilmiş olmasıdır.

Yukarıdaki örnekte anne adayının yanlızca yaşa göre sabit olan Down sendromu riski 1:1028 iken, üçlü test sonucunda bu risk 1:37000′e düşmüştür.

Üçlü testin doğruluğu

Üçlü testin verdiği rakamlar oldukça geçerli rakamlardır. Yukarıdaki özelliklere (yaş, kilo, hormon değerleri ve gebelik haftası) sahip 37000 anne adayının bebeklerinin doğumu hakkında bilgi sahibi olma imkanımız olsa, bunlardan birinin mutlaka Down sendromlu bebek doğurduğunu görebiliriz. Benzer şekilde Down sendromlu bebek doğurma riski örneğin 1:230 olarak belirlenmiş aynı özelliklere sahip 230 anne adayından birisi mutlaka Down sendromlu bebek doğuracaktır.

Üçlü testin doğruluğunu kısıtlayıcı en büyük faktör bebeğin gebelik haftasının yanlış değerlendirilmesi, kilonun hesaba katılmaması ve çoğul gebelik olgularının gözardı edilmesidir. Gebelik haftası belirlenirken anne adayının belirttiği son adet tarihi ultrasonla mutlaka teyid edilmelidir.

Üçlü testte patoloji çıktığında ne olur?

Down sendromu riskinin yüksek çıkması:

Down sendromu riski 1:200 ve daha yüksek çıktığında (örneğin 1:180) genel olarak anne adayına amniosentez önerilir. Amniosentez anne adayının karnına batırılan ince bir iğne yardımıyla bebeğin amnios sıvısından belli bir miktar örnek alınması demektir. Bu örnek daha sonra özel bir ortamda bekletilerek içindeki bebeğe ait hücrelerin çoğalması beklenir. Çoğalma belli bir aşamaya geldikten sonra hücrelerin kromozom haritası çıkarılır. Bu kromozom haritasında Down sendromunun varlığı ya da yokluğu, diğer bazı kromozom anomalilerinin varlığı ya da yokluğu büyük bir hassasiyetle belirlenir.

Üçlü test sonucuna göre amniosentez uygulanmasının tavsiye edildiği rakam doktorlararası farklılıklar gösterebilir. Bazı doktorlar 1:270 rakamından itibaren amniosentez önerirler. Amniosentez uygulanması gereken ya da uygulanmasının gerekmediği durumlar için ultrasonda bebekte Down sendromu bulguları gözlenmesi ya da gözlenmemesi de önemlidir.

NTD riskinin yüksek çıkması:

NTD riski AFP değeri gebelik haftasına göre yüksek çıktığında yükselir. Bu durumda ilk yapılması gereken ayrıntılı ultrason ile AFP’de yükselmeye neden olabilecek NTD dışı durumların belirlenmesidir. Gebelik haftasının son adet tarihi ile uyumsuz olması, çoğul gebelik gibi etkenler AFP yüksekliğini açıklayabilir. Ya da NTD’nin ileri şekli olan ve yaşamla bağdaşmayan anensefali (bebeğin beyin dokusunun olmaması) saptanabilir. Bazı durumlarda gastroşizis ya da omfalosel gibi karın duvarı defektleri AFP yüksekliğinin nedeni olabilir. Bunlar yoksa yüksekliğin kaynağı olarak omurga kanalındaki açık defektler (spina bifida) ayrıntılı bir şekilde taranır. Açık spina bifida özellikle büyükse ultrasonda görülür.

Açıklanamayan AFP yüksekliği durumunda bu sefer amniosentez ile alınan amnios sıvısında AFP değeri belirlenir. Bu değer de yüksekse ileri inceleme olarak amnios sıvısında asetilkolinesteraz aktivitesi artışı aranır. Ayrıntılı ultrasonda AFP yüksekliğine neden olabilecek patoloji %95 olasılıkla gözlenir.

35 yaş ve üzerindeki anne adayları direkt amniosentez mi yaptırmalı?

Bu konuda hakim olan iki görüş vardır. Direkt amniosentez yapılması, ya da önce üçlü test yapılması ve bu testin sonucuna göre Down sendromu riski yüksek çıkanlara amniosentez uygulanması.

Ayrıntılı ultrasonda Down sendromu düşündüren bulgular yoksa anne adayına üçlü test önerilebilir. Anne adayının isteği direkt amniosentez yapılması yönündeyse bu mutlaka dikkate alınır.

Sigara hakkında genel bilgiler

Sigara dumanı içerdiği zift, nikotin, karbon monoksit, kurşun ve diğer zehirli birçok maddenin direkt olarak üstsolunum yollarına, buradan bronşlara ve akciğerlere ve buradan da kana geçmesi ve tüm organlara yayılmasıyla başta solunum sistemi, kalp ve damarlar olmak üzere vücudun tüm organ sistemlerine zarar verebilir.

Sigaranın bu zararlı etkileri kısa vadeli ve uzun vadeli olarak ikiye ayrılır:

Kısa vadeli etkiler

Bunlar, sigara içildiği anda vücuda giren nikotin ve karbonmonoksitin yarattığı anlık etkilerdir. Nikotin bronşları kasıcı etkisiyle akciğerlere daha az hava girmesine, damarları kasıcı etkisiyle damariçi basıncın yani tansiyonun yükselmesine, kalbe etkisiyle nabzın hızlanmasına neden olur. Karbonmonoksit ise alyuvarların içinde bulunan hemoglobin adlı molekülün oksijen taşımaktan sorumlu bölgelerini işgal ederek kanın oksijen miktarının azalmasına yolaçar.

Bu kısa vadeli etkiler tek bir sigara içilmesinde bile, hatta çok sigara dumanı bulunan ortamlarda sigara içmeyen kişilerde bile görülen etkilerdir. Normal bir birey bu kısa süreli etkileri kolayca tolere edebilir. Ancak anne adayının karnındaki bebeğinin de oksijen ihtiyaçları gözönünde bulundurulursa bir tek sigaranın yarattığı hipoksi (oksijen azlığı) ve hipertansiyon (tansiyon yüksekliği) bile bebeğe daha az kan ve daha az oksijen gitmesine neden olabilir. Bu durumun günde bir paket sigara içen bir anne adayında 20 kez tekrarlaması, fetusun ilerleyici bir şekilde oksijensiz kalmasına ve olumsuz değişiklikler meydana gelmesine neden olabilir.

Uzun vadeli etkiler

Sigara içenlerde uzun vadeli etkiler bir yandan kısa vadeli etkilerin birikici özelliklerine, öte yandan sigaranın içinde bulunan ziftin akciğerlere çökmesine (kronik bronşit gelişimi), sigaranın içerdiği kurşun gibi zehirlerin solunum yolunu döşeyen hücrelerde anormal değişiklikler göstermesine (kanser riskinde artış), toksik maddelerin damarlarda yaptığı hasarlar neticesinde ateroskleroz (damar sertliği) meydana gelmesine (koroner kalp hastalığı riskinde artış), genel olarak sigara alışkanlığının iştahı azaltıcı, C vitaminini tüketici etkileri nedeniyle uzun vadede beslenme bozukluğu belirtilerinin ortaya çıkmasına bağlı olarak meydana gelir.

Uzun zamandan beri sigara içen insanlarda akciğerlerin hava taşıma kapasitesi azalmıştır ve en ufak bir zorlamayla nabızda artma ve nefes darlığı ortaya çıkar. Çok uzun zamandan beri sigara içenlerde akciğer ve diğer solunum yolu kanserlerine ve hatta mesane gibi diğer organ kanserlerine eğilim artar. Yine bu kişilerde damar sertliğine bağlı koroner kalp hastalıkları ve diğer hastalıklara (felç gibi) eğilim artmıştır.

Sigaranın gebelik ve bebek üzerindeki etkileri

Sigara içme alışkanlığı olan anne adaylarında çeşitli normaldışı durumların meydana gelme riskinde önemli artış gözlenir. Bu anne adaylarında:

· düşük riski artar…

· erken doğum tehdidi ve erken doğum riski artar…

· erken membran rüptürü (su kesesinin erken açılması) riski artar…

· intrauterin gelişme geriliği, düşük doğum tartılı bebek doğurma riski artar…

· gebelikte kanama riski (özellikle ablatio placenta ve placenta previa adlı iki duruma bağlı) artar…

· inutero mort fetal (bebeğin karında ölmesi) riski artar…

· bebeğin yenidoğan döneminde ölme riski artar…

· solunum problemleri nedeniyle doğumun ikinci evresinde etkin ıkınamama ve buna bağlı vakum ve sezeryan ile doğum riski artar…

· lohusalıkta süt miktarı azalır…

· sütün C vitamini seviyesi ve bebeği besleyici etkileri azalır…

· bebeğin yakınında sigara içilmesi bebekte pnomoni ve bronşit riskini artırır…

Tüm bu normaldışı durumların sıklığı özellikle günde 20 adet ve daha fazla sigara içen anne adaylarında belirgin olarak artmıştır. Ancak “günlük 20″ sayısını bir sınır olarak kabul etmemek gerekir. Sigaranın zararlı etkileri günde bir adet sigaradan itibaren başlamakta ve içilen sigara sayısı ile doğru orantılı olarak artış göstermektedir. Burada 20 rakamını almamızın nedeni günlük klinik uygulamalarımızda bu normaldışı durumları yaşayan anne adayları arasında günde bir paket ya da daha fazla sigara içen anne adaylarının sayıca fazlalığının dikkatimizi çekecek kadar yüksek olmasıdır.

Sigara alışkanlığı olan anne adaylarına öneriler

Öncelikle unutmamalısınız ki sigarayı gebeliğinizin hangi döneminde bırakırsanız bırakın bundan hem siz hem de bebeğiniz mutlaka fayda görecektir. “Nasıl olsa olan olmuştur” düşüncesi hatalıdır.

Sigarayı tümüyle ve gebeliğin planlandığı andan itibaren bırakmak en idealidir, ancak bunun zor olduğu da bir gerçektir. Tümüyle bırakamazsanız, günlük sigara sayınızı 10′un altına indirin.

Emzirme döneminde ve diğer zamanlarda hiçbir zaman bebeğinizin bulunduğu yerde sigara içmeyin, eşinizin ve diğerlerinin de içmesine izin vermeyin. Evde sigara içilmeyen alanlar yaratın.

Sigara içen anne ve babaların çocuklarının da büyüdüklerinde büyük olasılıkla sigara içme alışkanlığı edindiklerini unutmayın…

Gebelik ve lohusalık döneminde sigara içilen yerlerden uzak durun (Pasif sigara içiciliği!)

Unutmayın! Bebeğinize karşı sorumlusunuz…

RİSK FAKTÖRÜ NEDİR?

Gebelikte başlayan ve doğum eyleminden lohusalık döneminin bitimine kadar olan dönemde yaşanması muhtemel normaldışı durumların ortaya çıkma olasılığı her anne adayı için eşit değildir.

Düzensiz beslenen, kansızlığı olan, aşırı kiloları olan, sigara içen, dengesiz bir yaşamı olan bir anne adayının normaldışı durumlar yaşama riski ile düzenli beslenen, düzenli bir yaşamı olan sağlıklı bir anne adayının normaldışı durumlar yaşama riski arasında önemli farklar bulunur.

Benzer bir şekilde kronik hastalıkları olan, öncesinde normaldışı bir gebelik geçirmiş bir anne adayı ile hiçbir hastalığı olmayan bir anne adayı arasında da bu açıdan önemli farklılıklar bulunur.

Gebelikte anne adayının kendisiyle ve/veya bebeğiyle ilgili normaldışı durumların ortaya çıkma olasılığını artıran faktörlere GEBELİKTE RİSK FAKTÖRLERİ adı verilir.

Örnek 1: 35 yaşından daha ileri yaştaki bir anne adayının kromozomal anomalili (Down sendromu gibi) bebek doğurma riski artmıştır. Bu bağlamda “ileri yaş”, kromozom anomalisi olan bir bebek doğurma açısından mutlak bir risk faktörüdür.

İleri anne yaşı diğer bazı normaldışı durumların ortaya çıkması açısından da risk faktörüdür. Burada tek örnek olarak kromozom anomalisi verilmiştir. İleri yaşın yarattığı diğer riskler için ilgili bölüme gidiniz: İLERİ ANNE YAŞI

Örnek 2: Gebelik öncesinde tanısı konmuş diabeti olan bir anne adayının bebeğinde anomali ortaya çıkma olasılığı ve kendisinde de preeklampsi gelişme olasılığı bu hastalığı olmayan bir anne adayına göre belirgin bir şekilde artmıştır. Bu bağlamda “gebelikte diabet” anomalili bir bebek doğurma ve preeklampsi gelişimi açısından istatistiksel olarak mutlak bir risk faktörüdür.

Gebelikte diabet diğer bazı durumların ortaya çıkması açısından da risk faktörüdür. Burada örnek olarak anomalili doğum ve preeklampsi gelişimi verilmiştir. Gebelikte diabetin yarattığı diğer riskler için ilgili bölüme gidiniz: GEBELİKTE DİABET

Gebelikteki risk faktörlerinin büyük bir kısmı anamnez (sorgulama) esnasında ortaya çıkarılabilir.

Risk faktörleri gebeliğin başından beri sabit bazı faktörler olabilir (ileri anne yaşı, ya da daha önce ölüdoğum yapmış olmak gibi), gebeliğin erken dönemlerinde ortaya çıkarılabilir (tanısı konamamış hipertansiyon, erken dönemde geçirilen enfeksiyonlar gibi), ya da gebeliğin ileri dönemlerinde ortaya çıkarılabilir (gebeliğe bağlı hipertansiyon, intrauterin gelişme geriliği gibi).

Risk faktörlerinin erken dönemde belirlenmesi büyük önem taşır. Zira risk faktörlerinin önemli bir kısmı kontrol edilebilir (sigarayı bırakmak, dengeli beslenmek, anemi (kansızlık) tedavisi görmek, kronik hipertansiyon ya da diabetin kontrol altına alınması gibi). Kontrol edilemeyen risk faktörleri için ise daha sık antenatal kontroller yapılarak henüz risk gerçekleşmeden önlem alınmaya çalışılabilir (daha önceden ölüdoğum yapmış bir anne adayının bebeğinin iyilik durumunun sık olarak değerlendirilmesi ve gerektiği durumlarda müdahale edilmesi gibi)

Risk faktörlerinin gebe kalınmadan önceki dönemde belirlenmesi, önlem alınması açısından en iyi sonuç verir.

Önceleri gebelikte tıbbi bakım gebelik başladığı andan itibaren verilmekte ve bu şekilde gebelikle ilgili tüm etkenlerin kontrol edildiği düşünülürdü. Ancak gebelik süreci “anlaşıldıkça” gebelik öncesi dönemin de sağlıklı bir gebelik, doğum ve doğum sonrası için oldukça önemli olduğu ortaya çıktı. Bu yüzden günümüzde anne adaylarına gebe kalmayı planladıklarında doktorlarına başvurmalarını ve genel bir kontrolden geçmelerini öneriyoruz.

Prekonsepsiyonel vizit (gebe kalmadan hemen önceki dönemde doktor kontrolü) adı verdiğimiz bu kontrolde amaç anne adayının gebe kalmadan önce varolan risk faktörlerini belirlemek, bunları azaltma konusunda tıbbi destek ve bilgi vermek ve anne adayının bu risk faktörleri kontrol altına alındıktan sonra gebeliğe başlamasını sağlamaktır.

İlk doktor kontrolünde yapılacak işlemler

Genel anamnez ve muayene

Yöneltilen ayrıntılı sorularla gebeliği olumsuz etkileyebilecek kronik hastalıkların (hipertansiyon, diabet, epilepsi gibi), jinekolojik hastalıkların (miyom, over kisti, enfeksiyonlar gibi), önceki gebeliklere ait durumların (düşük, anomalili doğum, önceki gebeliklerde yaşanan normaldışı durumlar), beslenme alışkanlıklarının, yaşam tarzının (sigara kullanımı, alkol ve diğer maddelerin kullanımı, çalışma hayatı, uyku ve dinlenme alışkanlıkları, egzersiz alışkanlıkları) ortaya çıkarılması. Anne ve baba adayında yaşa veya kalıtıma bağlı risk faktörlerinin ortaya çıkarılması

Jinekolojik muayene ile risk teşkil edebilecek enfeksiyon, kitle (over kisti, miyom gibi) gibi durumların ortaya çıkarılması, genel muayene ile gebelikte risk teşkil edebilecek durumların ortaya çıkarılması (organlarda işlev bozuklukları, kilo özellikleri, genel bedensel özellikler)

Papsmear alınması

Gerektiğinde anne adayının ilgili branş doktoru ile konsulte edilmesi

Gerekli durumlarda genetik danışmanlık hizmeti verilmesi

Tansiyon ölçümü

Laboratuar incelemeleri

Hiç bir şikayeti olmayan ve anamnez ve muayene bulgularına göre risk faktörü taşımayan anne adaylarında tam kan, tam idrar, idrar kültürü, kan grupları, toksoplazma ve rubella incelemeleri.

Belli bir şikayeti olan ve/veya anamnez ve muayene bulgularına göre risk faktörü belirlenen anne adaylarında diğer incelemeler (tiroid fonksiyon testleri, kalple ilgili ileri incelemeler gibi)

Kilo ölçümü ve kilo ile boy arasındaki ilişkinin belirlenmesi

Ultrason (zorunlu değil)

Tedavi

Muayenede saptanan tedavi gerektirir durumlar için uygun tedavi verilmesi (kansızlık, idrar yolu enfeksiyonları gibi). Diabet hastaları için kan şekerinin gebelik başlamadan çok öncesinden itibaren normal sınırlara çekilmesi bu anne adaylarının bebeklerinde anomali ortaya çıkma riskini belirgin şekilde azaltır.

Aşılar: Hepatit B aşılarına başlanması, rubella aşısı uygulanması, tetanoz aşısı

Rubella (kızamıkçık) aşısı daha önce kızamıkçık geçirmediği belirlenen anne adaylarına uygulanır. Aşı, canlı aşı olduğundan anne adayının bu uygulama sonrası en az üç ay gebe kalmaması ve bu süre sonunda tercihan kanda bağışıklık oluşup oluşmadığının araştırılması önerilir.

Tetanoz aşısı gebeliğin üçüncü ayından sonra da uygulanabilir.

Vitaminler: Herhangi bir kronik hastalığı olmayan, beslenmesi anormallik arzetmeyen anne adaylarının gebelik öncesi vitamin desteğine ihtiyacı yoktur.

Daha önceden nöral tüp defektli bebek doğurmuş olan anne adaylarında ise yeni gebelikte bu durumun tekrarlamasını engellemek için gebelikten bir ay önce başlanarak üç ay boyunca günde 4 miligram folik asit kullanımı uygundur. Vitaminlerin de “ilaç” grubunda yeraldığı ve gerekli görülmekdikçe kullanılmaması gerektiği unutulmamalıdır.

Sigarayı bırakmak isteyip de kilo almaktan endişe ediyorsanız, bu yazı size yardımcı olabilir. Sigarayı bırakanların çoğu kilo alır, ama yalnızca birkaçı aşırı kilo almaktan şikayetçi. Sağlığınız için yapabileceğiniz en iyi hareket sigarayı bırakmak. Sigara içmek, sağlığınıza alacağınız birkaç kilodan daha fazla zarar verir. Birkaç küçük değişiklikle, mesela yediklerinize daha fazla özen göstererek ve fiziksel aktivitelerinizi artırarak, sigarayı bırakırken de kilonuzu kontrol altında tutabilirsiniz.

Sigarayı Bırakırsam Kilo Alır mıyım?
Sigarayı bırakan herkes kilo almaz. Sigarayı bırakanlar, ortalama olarak yaklaşık 4.5 kilo alıyorlar. 10-20 senedir sigara içenler ya da günde bir paketten daha fazlasını tüketenler, kilo almaya daha yatkın oluyorlar. Birkaç kilo alsanız da, unutmayın ki sigarayı bırakarak sağlıklı yaşama doğru büyük bir adım atmış oluyorsunuz.

Bıraktıktan Sonra Kilo Almanın Nedenleri Neler?
Sigara dumanındaki kimyasallardan olan nikotin vücudunuzdan çıktığında, kısa sürede kilo alabilirsiniz. Nikotin kilo alınmasını engeller ve sigarayı bıraktığınızda vücudunuz olması gereken kilosuna döner. Sigarayı bıraktıktan sonraki ilk hafta vücudunuz su tuttuğundan 1-2 kilo alabilirsiniz. Sigarayı bıraktığınızda vücudunuzun kalori ihtiyacı azaldığından bunlar yakılmaz ve kiloya dönüşebilir.

Aldığım bu kilolar sağlığıma zararlı mıdır?
Sigaranın sağlığa zararları alacağınız 5 kilonun zararlarından çok daha fazladır. Sadece ABD’de her yıl 400.000’den fazla kişi sigara sebepli hastalıklardan hayatını kaybediyor. Ancak yaklaşık 50 kilo kadar alırsanız, sigara içtiğiniz zamanki kadar sağlık riskine ulaşırsınız. Şimdi, sigaranın zararlarını ve bırakmanın faydalarını inceleyelim.

Sigaranın sağlığa zararları
Sigara içerken…
Kalp atışınız hızlanır.
4000 kimyasalın vücudunuza girmesine izin verirsiniz ve bunların 40’ı kansere yol açmaktadır.
Akciğer kanserine yakalanma ihtimaliniz içmeyen birisine göre daha fazladır. Erkeklerde bu ihtimal 22 kat daha fazladır, kadınlarda ise 12 kattır.
İçmeyen birisine göre kalp krizi geçirme ihtimaliniz 2 kat daha fazladır.
Kalp hastalıkları, çarpıntı, kanser, amfizem, kronik bronşit ve akciğer hastalıkları riskinizi artırırsınız.
Sadece kendi sağlığınıza değil dumana maruz kalan herkese zarar verirsiniz.

Sigarayı Bırakmanın Faydaları
Sigarayı bıraktığınızda…
Vücudunuz 12 saat içinde nikotinin etkilerini iyileştirmeye başlar.
Kalbiniz ve akciğerleriniz dumanın zararlarını tamir etmeye başlar.
Daha rahat nefes alırsınız ve sigaradan kaynaklanan öksürüğünüzden kurtulursunuz.
Kalp krizi, çarpıntı, kronik bronşit, akciğer kanseri gibi hastalıklara yakalanma ihtimalinizi azaltırsınız.
Daha temiz bir hava solursunuz, en azından bunu başkalarının dumanı yüzünden risk altında olan çocuklar için düşünün.

Sigarayı Bırakırken Kilo Almaktan Nasıl Kaçınabilirim?
Kilo almaktan kurtulmak için yeme-içme alışanlıklarınızı geliştirmeniz ve fiziksel aktivitelerinizi artırmanız gerekir. Fiziksel aktiviteler vücudunuzun yaktığı kaloriyi artırır. Yeme-içme alışkanlıklarınızı düzelterek aldığınız kalorileri kontrol edebilirsiniz.

Yaptığınız Fiziksel Aktiviteleri Artırın
Kafanızdan sigarayı atmak ve kilonuzu kontrol etmek için fiziksel aktivitelerde bulunun. Sigarayı bırakan kişilerle yapılan bir araştırmada, günlük yürüyüşlerine 45 dakika daha ekleyen kadınlar, normalden 1.5 kilo daha az aldılar. Egzersiz yapmak, kilonuzu kontrol etmeye yardımcı olduğu gibi, enerjinizi artırır, kendinize güveninizi geri getirir, sağlığınızı iyileştirir, nikotinsizliğin stresinden kurtulmanıza yardımcı olur.

Televizyon seyretmek, bilgisayar oyunu oynamak gibi az enerji harcadığınız aktivitelerle vakit öldürmeyi bırakın. Haftanın en az dört gününde 30 dakikanın üstünde egzersiz yapmaya çalışın. 10 dakika şimdi, 20 dakika biraz sonra gibi bölümlere ayırdığınız egzersizlerinizi gün içinde 30 dakikaya tamamlayabilirsiniz. Bahçeyle uğraşarak, çocuklarla oyunlar oynayarak, asansör yerine merdivenleri kullanarak daha aktif olmayı başarabilirsiniz.

Yeme-içme Alışkanlıklarınızı Düzeltin
Yeme alışkanlıklarınızı değiştirmek başlarda sigarayı bırakmak kadar stres yaratabilir. Farklı farklı yiyecekler denemek sağlığınızı düzeltmeniz için iyi bir yoldur. Böylelikle vücudunuzun ihtiyacı olan bütün besinleri almış olursunuz.
Tahıl ürünleri, sebze ve meyve yiyin.
Yağsız veya az yağlı, az kalorili içecekleri tüketin. Az yağlı günlük yiyecekler, yağsız et, balık, fasulye tercih ederek ekstra kalori almadan gerekli besini alabilirsiniz.
Yağlı ve şekerli yiyecekleri azaltmaya çalışın.

Sigarayı Bırakmaya Hazır mısınız?
Moral motivasyonunuzun yerinde olduğu bir dönemde sigarayı bırakacağınız günü belirleyin. Zaten daha fazla yemeye meyilli olduğunuz tatillerde ya da stresli zamanlarınızda sigarayı bırakmak normalden daha fazla kilo almanıza neden olur.

Sigarayı bırakmaya ve sağlığınızı düzeltmeye odaklanın. İlk hedefiniz sigarayı bırakmak ve nikotinin etkilerinden kurtulmak olmalıdır. Gerçekten sigarayı bırakıp, daha iyi hissetmeye başladığınızda yeme ve aktivite alışkanlıklarınızı düzenleme yoluna gidebilirsiniz. Böylece aldığınız kilolardan kurtulabilirsiniz.

Sigarayı Bıraktıktan Sonra
Sigaraya ve yiyeceklere özleminizi azaltmanın yollarını öğrenin. Sigarayı bıraktığınızda, sigara ve yiyecek isteğini azaltmak önemlidir. Unutmayın, bu isteğiniz en fazla 5 dakika sürer. Bu isteğinizi azaltmak için şunları deneyin:
Sigaranın yerine başka aktiviteler koyun. Meyve ya da tatlandırıcılı sakız tatlı ihtiyacınızı giderebilir. Ellerinizi bir şeylerle meşgul edin.
Daha az kafein tüketin. Kafein içeren içecekleri tüketmeyi azaltın. Nikotinin vücuttan çıkması sizi stresli yapacaktır ve kafein sadece bunu daha da kötüleştirmeye yarar.
Yeteri kadar uyuyun. Yorgun hissettiğinizde yiyecek ve sigara isteğiniz artabilir.
Baskıyı azaltmak için yürüyüş yapın, iyi bir banyo yapın, derin nefes alın. Sizi rahatlatacak bir şeyler bulun ve bunu sigara içtiğiniz anların yerine koyun.
Size destek olacak ve sizi bırakmaya teşvik edecek birilerini bulun. Bulabilirseniz, bir arkadaşınızla beraber sigarayı bırakmayı deneyin.
Nikotinin yerine koyabileceğiniz şeyler için doktorunuza başvurun.
Sizi sigara içmeye yönlendiren, aç değilken bir şeyler yemenize sebep olan olaylardan uzak durun. Hangi durumlarda sigara içtiğinizin bir listesini çıkarın ve bu durumlardan kaçının. Sigara içmenin yerini daha sağlıklı aktivitelerle doldurun.

Birkaç kilo aldım diye panik yapmayın. Bunun nikotinin vücudunuzdan çıkması dolayısıyla normal olduğunu kabul edin. Etrafınızdakiler ve sizin için en iyi şeyin sigarayı bırakmak olduğunu unutmayın. Bırakmadan önce plan yapmaya çalışın ve egzersiz, yiyecek alışkanlıklarınızı değiştirmeye başlayın. Yaşam tarzınızı değiştirerek hem sigarayı bırakabilir hem de çok fazla kilo almadan sağlıklı bir insan olabilirsiniz.

Akciğer Kanseri Nedir?
Kanserler genellikle ilk ortaya çıktığı dokuya göre adlandırılır. Akciğer kanseri ilk önce akciğerde başlar. Küçük hücreli akciğer kanseri akciğer dokularında kanser (habis, kötü huylu) hücrelerinin bulunduğu bir hastalıktır. Akciğerler göğüs boşluğumuzun büyük kısmını dolduran koni şeklinde, süngerimsi yapıda bir çift organdır . Akciğerlerin başlıca görevi, vücut hücrelerinin artık maddesi olan karbondioksiti vücuttan atmak ve yaşam için temel gereksinim olan oksijeni vücuda almaktır. Akciğerler başlıca “bronş” denen hava içeren tüplerden, “alveol” denen hava keseciklerinden, kan ve akkan (lenf sıvısı) damarlarından oluşmuştur.   Hücrelerin mikroskop altındaki görüntülerine dayanarak başlıca iki tip akciğer kanseri vardır: küçük hücreli akciğer kanseri ve küçük hücreli olmayan akciğer kanseri.

Akciğer Kanseri Ne Kadar Sıklıkta Ortaya Çıkar?
Akciğer kanseri günümüzde bir salgın hastalıktır ve erkeklerde, tüm dünyada en çok öldüren kanser türüdür. Kardiovasküler hastalıklardan sonra ölüm nedenleri arasında 2. sırada yer almaktadır. ABD’de 1987’den beri kadınlarda da birinci öldürücü kanserdir. 1996 yılında ABD’de 64,000 kadın akciğer kanserinden, 44,000 kadın meme kanserinden ölmüştür. ABD’de akciğer kanseri olgularındaki 1990’lardaki artış, kadınlarda 1960’lardan sonra ortaya çıkan sigara içme alışkanlığındaki hızlı artışa bağlıdır. Kadın akciğer kanserlerindeki artışın ABD’de en azından 2010 yılına kadar devam edeceği, belki bu tarihten sonra artışın durabileceği tahmin edilmektedir. ABD dışındaki gelişmiş ülkelerde de hızla birinci neden olmaktadır. Tüm dünya ortalamasına baktığımızda erkeklerde birinci, kadınlarda meme kanserinden sonra ikinci sıradadır. Dünya Sağlık Örgütü 1985 yılında gelişmekte olan ülkelerde 300,000 kadının sigaraya bağlı hastalıklardan öldüğünü, bunun %21.1’inin akciğer kanserine bağlı olduğunu bildirmiştir.

Her yıl yeni ortaya çıkan hasta sayıları tüm dünyada artmaya devam etmektedir. 2000 yılında dünyada 2 milyon yeni akciğer kanseri saptanacağı, bunların %60’ının gelişmekte olan ülkelerde olacağı hesaplanmaktadır. Artış hızı özellikle kadınlarda daha belirgindir.

Oysa akciğer kanseri XX. YY.’ın başında son derece nadir bir hastalıktı. Tütünün sigara haline dönüşmesi ve tüketiminin hızla yaygınlaşması sonucu 1940’larda akciğer kanseri salgını ortaya çıkmıştır ve bu salgın etkisini, bütün dünyada, artan şekilde devam ettirmektedir.

Ülkemizde resmi rakamlara göre her yıl 20,000-25,000 yeni akciğer kanseri hastası ortaya çıkmakta ve bu rakamın 30,000-40,000 kadar ulaşabileceği düşünülmektedir. Çünkü ülkemizde güvenilir sağlık istatistikleri yoktur. Ülkemizde akciğer kanserlerinin çoğu erkeklerde görülmektedir. Kadın: erkek oranı 1: 7-8 civarındadır. Ancak 1980’lerden sonra ülkemizde de kadınlardaki artan sigara tiryakiliği bu oranı en geç 5-10 yıl içinde kadınlar lehine belirgin şekilde etkileyecektir. Sağlık Bakanlığı verilerine göre 1983-1989 yılları arasında ülkemizde kanser sıklığı 32/100.000′dir. Bunun %26’lık bölümünü ilk sıradaki akciğer kanseri oluşturmaktadır. 1991-1992 verilerine göre solunum sistemi kanserlerinin oranı, tüm kanserler içinde %43’tür. Yine aynı verilere göre yapılan tahminlerde, gerçek kanser sıklığı 120-130/100.000 olmalıdır. Akciğer kanserinin bölgelere göre dağılımına bakılınca sırayla Ege Bölgesi %39.5, Marmara Bölgesi %26.9, Doğu Anadolu Bölgesi %26.1, Güneydoğu Anadolu Bölgesi %18.2, Akdeniz Bölgesi %18.1, İç Anadolu Bölgesi %16.6 oranındadır.

Akciğer Kanserinin Nedenleri, Risk Faktörleri Nelerdir?
Akciğer kanserinin başlıca nedeni sigaradır. Tüm akciğer kanserlerinin %80-90’ı tek başına sigaraya bağlıdır. Risk sigara içme süresi, toplam içilen sigara, başlama yaşı ve içilen sigaranın tipine göre değişir.

Sigara içen bir kadının akciğer kanserine yakalanma riski içmeyen bir kadına göre 1.5-153 kat daha fazladır. Ayrıca, aynı miktar sigaraya maruz kalan kadınların erkeklere göre 1.5-3 kat daha fazla akciğer kanserine yakalanma riskleri olduğu hesaplanmıştır.

Aktif sigaradan sonra akciğer kanserinin en önemli ikinci risk faktörü pasif sigara maruziyeti veya diğer isimler olarak çevresel sigara maruziyeti veya dumanaltı olmaktır. Pasif sigara maruziyetinin tek başına ortalama 1.2-1.3 kat riski arttırdığı bildirilmektedir.

Ailede akciğer kanseri olması akciğer kanserine yakalanma riskini arttırmaktadır. Ailede akciğer kanseri olan ve hiç sigara içmemiş bir kadının akciğer kanseri riski 2.8 kat artmış iken; ailede akciğer kanseri olmayan ve sigara içen bir kadında bu risk 11.3 kat artmıştır; ailede akciğer kanseri olan ve sigara içen bir kadında ise bu riskin 30 kat arttığı gösterilmiştir.

Ayrıca asbestos denen tozlarla uğraşan işlerde çalışan kişilerde, çeşitli kimyasal maddelerle çalışılan iş kollarında çalışanlarda, daha önce akciğerden hastalık geçiren ve akciğerde nedbe dokusu gelişen kişilerde akciğer kanseri riski artmaktadır.

Bazı beslenme özelliklerinin de akciğer kanseri riskini etkileyebileceği bilinmektedir. Ayrıca motorlu taşıtlara, fabrika bacalarına bağlı hava kirliliklerinin, evlerde uygun olmayan şekilde odun-kömür yakarak ısınmanın kanser yapıcı maddelerin oluşmasına neden olduğu gösterilmiştir. Hava kirliliğinin akciğer kanseri riskini arttırabileceği düşünülmektedir ancak riskin derecesi belirlenememiştir.

Çevresel radon maruziyetinin de akciğer kanseri gelişimi ile ilişkili olabileceği, coğrafi olarak akciğer kanseri yüksekliğine yol açabileceği bilinmektedir.

Küçük hücreli akciğer kanseri genellikle sigara içen veya içmiş olan kişilerde bulunmaktadır. Bu birliktelik bazı araştırmalarda %98’lere kadar çıkmaktadır.

Akciğer Kanseri ve Kadın
ABD’de akciğer kanseri kadında da bir numaralı kanserdir. Tüm kanser ölümlerinin %25’inden sorumludur ve 1996’da 64,300 kadın öldürmüştür. Kadınlardaki akciğer kanseri ölüm hızları ile sigara içme oranları arasında parallellik vardır. Toplumda sigara içiminin yaygınlaşması ile akciğer kanser ölüm hızlarının artışı arasında 15-20 yıl kuluçka süresi vardır. Kadında akciğer kanseri ölümleri 1960’tan sonra hızla artmıştır ve artmaya devam etmektedir. Bu grafiğe göre ülkemizde bayanlar arasında sigara tiryakiliğinin özellikle son 5-10 yılda çok daha hızla arttığı düşünüldüğünde şekildeki grafiğin şu an için 1965-70’lerdeki gibi durumunda olduğumuzu, kadınlarda akciğer kanseri salgınının gittikçe ülkemizde de alevleneceği öngörülebilir.

Sigara içen erkeklere göre sigara içen kadınların küçük hücreli akciğer kanserine yakalanma riskleri daha fazladır. Erkeklerde risk 11.4-37.5 kat artarken kadında 37.6-86 kat artmaktadır. Sigara tüm akciğer kanser tipleri için belirgin risk faktörüdür, ancak sigara ile en güçlü ilişki kadında görülen küçük hücreli akciğer kanseridir. Kesin olarak kanıtlanmamış olmakla birlikte kadınlık hormonu olan estrojenin akciğer kanserinin tipi ve bazı özelliklerini etkileyebileceği ve cinsiyetler arasında akciğer kanseri farklılıklarından sorumlu olabileceği düşünülmektedir.

Küçük Hücreli Akciğer Kanseri Ne Sıklıkta Ortaya Çıkar?
Tüm akciğer kanserlerinin %20 kadarı küçük hücreli akciğer kanseridir. Diğer akciğer kanseri tipleri içinde en hızlı artış gösteren tip budur. Bu tip akciğer kanseri sigara içimi ile ilişkisi en belirgin akciğer kanseridir. Sigara içen kadınların erkeklere göre bu tipe yakalanma olasılığı daha fazladır.

Küçük Hücreli Akciğer Kanserinin Belirtileri Nelerdir?
Bu hastalıkta şu yakınmalar doktora biran önce gitmek açısından uyarıcıdır: geçmeyen öksürük veya göğüs ağrısı, solunum sırasında hırıltı, hışıltı sesleri duyma, nefes darlığı, öksürükle kan veya kanlı balgam çıkarmak, ses kısıklığı veya boyunda ve yüzde şişlikler ortaya çıkması. Bundan başka kanser dokusunun göğüs boşluğunda aşırı büyümesi sonucunda önemli organlara bası yapabilir ve yutma güçlüğü, kalp yetmezliği gibi bulgular verebilir. Yine kanser hücreleri vücudun hemen her organına ve dokusuna yayılabilir; beyin, karaciğer, kemik, böbrek üstü bezleri başta olmak üzere bulunduğu yere göre bulgular verebilir. Hatta göze bile yayılabilerek görme kayıplarına yol açabilir. Bundan başka kanser hücreleri yayılmadığı halde salgıladıkları bazı maddelere bağlı olarak vücutta birçok metabolik ve hormonal sorunlar yapabilir. Bu hastalıktan kuşkulandığında doktorunuz bronkoskop denen bir aletle bronşlarınızın içine bakmak isteyecektir. Bu teste bronkoskopi denir ve genellikle hastane şartlarında yapılır. Bu test öncesi hastaya lokal uyuşturucu ilaçlar verilir, böylece geçici bir süre boğazda, nefes borusunda hissetmeme durumu ortaya çıkar. Bir miktar basınç hissi olabilirse de ağrı hissedilmez. Daha sonra doktorunuz bronş duvarlarından hücreler veya küçük parçalar alabilecek ve mikroskop altında kanser hücreleri olup olmadığının araştırılmasını sağlayacaktır. Bu işleme biyopsi denmektedir.

Bronkoskop ile ulaşılması zor olan akciğer bölgelerinden doku almak için dışarıdan bir iğne de kullanabilir. Bu işlemde, deride küçük bir kesi yapılabilir ve kaburgalar arasından iğne yerleştirilir. Bu işleme iğne aspirasyon biyopsisi denmektedir. Patoloji doktorları mikroskop ile, herhangi bir kanser hücresi olup olmadığını anlamak için alınan dokuları incelerler. Test öncesi hastanın acı duymaması için lokal etkili uyuşturucular kullanılmaktadır.

Hastalıktan kurtulmak (prognoz, sağ-kalım) ve tedavi seçimi, kanserin evresine (sadece akciğerde mi yoksa başka yere yayılmış mı olmasına) ve hastanın cinsiyetine ve genel sağlık durumuna bağlıdır.

Evrelerin Açıklanması
Küçük hücreli akciğer kanserinin evreleri
Küçük hücreli akciğer kanseri saptanır saptanmaz, kanser hücrelerinin akciğerlerden diğer vücut bölgelerine yayılıp yayılmadığını anlamak için ileri tetkikler yapılacaktır (evreleme işlemi). Doktorun tedaviyi planlaması için hastalığın evresini bilmesi gereklidir. Küçük hücreli akciğer kanserinde aşağıdaki evreler vardır:

Sınırlı hastalık
Kanser sadece bir akciğerde ve/veya yakınındaki lenf bezlerindedir (lenf bezleri küçük, fasulye benzeri oluşumlardır ve tüm vücutta bulunmaktadır. Vücutta mikroplarla savaşan hücreleri yapar ve depolarlar).

Yaygın hastalık 
Kanser başladığı akciğerden göğüs boşluğundaki veya vücudun diğer bölgelerindeki başka dokulara yayılmıştır.

Nüks evresi 
Nüks hastalık demek tedavi edildikten sonra kanserin yeniden ortaya çıkması (nüks etmesi) demektir. Akciğerlerde veya vücudun başka bir yerinde ortaya çıkabilir.

Tedavi Seçenekleri
Küçük hücreli akciğer kanseri nasıl tedavi edilir?
Tüm akciğer kanserli hastalarda tedavi seçenekleri vardır. Üç tür tedavi kullanılmaktadır.

Cerrahi (kanseri alıp çıkartmak) 
Radyasyon (ışın) tedavisi (yüksek-doz x-ışınları veya diğer yüksek-enerjili ışınlar kullanarak kanser hücrelerinin öldürülmesi)
Kemoterapi (kanser hücrelerini öldürmek üzere ilaçlar kullanılması)
Ayrıca, küçük hücreli akciğer kanserinin tedavisinde etkili yeni tedaviler olup olmadığını araştıran klinik araştırmalar vardır.

Cerrahi, kanser sadece bir akciğer ve en fazla yakınındaki lenf bezlerine yayılmış durumda ise kullanılabilir. Küçük hücreli akciğer kanseri genellikle sadece bir akciğerde bulunmadığından cerrahi nadiren kullanılabilmektedir. Ancak cerrahi bazen hastada kesin olarak hangi kanserin bulunduğunu anlamak için de kullanılabilmektedir. Eğer cerrahi yapılırsa doktor şu operasyonlardan birini yapacaktır:

Sadece küçük bir akciğer kısmını çıkaran kama tarzı kesiler (wedge rezeksiyon).
Lobektomi ameliyatında akciğerin bir lobunun tamamı çıkarılır.
Pnömonektomi denilen ameliyatlarda bir akciğerin tamamı çıkarılır.
Cerrahi sırasında doktor kanser olduğunu gördüğü lenf bezelerini de çıkarabilir.

Radyasyon tedavisinde kanser hücrelerini öldürmek ve tümörü küçültmek için x-ışınları veya diğer yüksek-enerjili ışınlar kullanılır. Küçük hücreli akciğer kanserinde genellikle vücut dışındaki bir cihaz aracılığıyla yapılır (dıştan ışın tedavisi). Bu tedavi hem akciğerlerdeki hem de vücudun diğer yerlerine yayılan kanser hücrelerini öldürmek için kullanılır. Işın tedavisi beyinde kanser gelişmesini önlemek için de kullanılabilir. Buna koruyucu beyin ışınlaması denir. Bu koruyucu beyin ışınlaması beyin fonksiyonlarını etkileyebileceğinden doktor hastaya böyle bir tedaviye karar vermesi için yardım edebilir. Işın tedavisi tek başına, cerrahi ile ve/veya kemoterapi ile birlikte kullanılabilmektedir.

Kemoterapi küçük hücreli akciğer kanserinin tüm evrelerinde ençok kullanılan tedavi yöntemidir. Kemoterapi haplar şeklinde veya iğne aracılığıyla damar veya kaslara verilerek de uygulanabilir. Kemoterapi bir sistemik tedavi olarak da bilinir, çünkü verilen ilaç kan dolaşımına girerek tüm vücudu dolaşır ve akciğerler dışındaki örneğin beyindeki kanser hücrelerini de öldürebilir.

Evreye göre tedavi 
Küçük hücreli akciğer kanserinde tedavi hastalığın evresine, hastanın yaşına ve genel sağlık durumuna bağlıdır.

Eski araştırmalardan etkili olduğu gösterilmiş standard kemoterapiler kullanılabilir veya bir klinik araştırma protokolünde bulunmak gündeme gelebilir. Çoğu hasta standard kemoterapiler ile iyileştirilemez ve bazılarında beklenenden daha fazla yan etki ortaya çıkar. Bu nedenlerle daha iyi kanser tedavileri bulmak için klinik araştırmalar yapılmaktadır ve bunlar en son klinik bilgilere dayanmaktadır. Şu anda kliniğimizde küçük hücreli akciğer kanserinde deneysel bir tedavi uygulanmamaktadır.

Sınırlı Evre Küçük Hücreli Akciğer Kanseri
Tedavi şunlardan birisi olabilir:

1. Kemoterapi ve göğüs bölgesine ışın tedavisi +/- koruyucu beyin ışınlaması.

2. Kemoterapi +/- koruyucu beyin ışınlaması.

3. Cerrahi ve takiben kemoterapi +/- koruyucu beyin ışınlaması.

Klinik araştırmalarda yeni ilaçlar ve yukardaki tedavileri vermenin yeni ve değişik yolları denemektedir.

Yaygın Evre Küçük Hücreli Akciğer Kanseri 
Tedavi şunlardan birisi olabilir:

1. Kemoterapi +/- koruyucu beyin ışınlaması.

2. Vücutta kanser hücrelerinin yayılmış olduğu beyin, kemik veya omurga gibi bölgelere yakınmaları düzeltmeye yönelik ışın tedavileri.

Klinik araştırmalarda yeni ilaçlar ve yukardaki tedavileri vermenin yeni ve değişik yolları denemektedir.

Nüks Küçük Hücreli Akciğer Kanseri 
Tedavi şunlardan birisi olabilir:

1. Konforu (hastalığa bağlı yaşam kalitesini) arttırmaya yönelik ışın tedavisi.

2. Konforu (hastalığa bağlı yaşam kalitesini) arttırmaya yönelik kemoterapi.

3. Konforu (hastalığa bağlı yaşam kalitesini) arttırmaya yönelik olarak hava yollarının açık kalmasını sağlayacak lazer, ışın tedavileri veya alet uygulamaları.

4. Yeni ilaçları deneyen klinik bir araştırma.

Çocuklarımızın her türlü hastalıktan uzak olmasını isterken, maalesef ismi bile ürkütücü gelen bazı hastalıklar çocuklarda sık görülmekte.Bunların başında “Bronşial Astım” dediğimiz hastalık gelmektedir. Astım, okul devamsızlığına neden olan hastalıklar arasında ilk sırayı almaktadır.

Astım, ağırlık düzeyine gore kendi kendine veya tedavi ile düzelebilmektedir. Solunum yollarının değişik uyaranlara karşı (ev tozları, mantarlar, hayvan tüyleri, hamamböceği, çiçek ve ağaç polenleri, çimenler vs.) aşırı hassasiyeti ve bunun sonucunda solunum yollarının tıkanması ile hastalık ortaya çıkar. Son yıllarda tüm dünya ülkelerinde astım görülme sıklığının arttığı görülmektedir. Çocukluk çağında astım, erkeklerde kızlara göre iki kat fazla görülmektedir. Erişkin dönemde ise bayanlarda daha sık görülür.

Astım gelişiminde bazı risk faktörleri söz konusudur.

Ailesel ve genetik faktörler, ailede allerjinin varlığı en önemli risk faktörüdür. Ayrıca viral solunum yolu hastalıkları da astım ataklarını provoke eder.

Çocuklarda astım kliniği, çok hafiften hayatı tehdit eden ağır tablolara kadar değişkenlik gösterir. Solunum yollarındaki daralmanın derecesine göre belirtiler ortaya çıkar.Bunlar,

  • göğüste daralma hissi,
  • hırıltı,
  • nabız ve solunum sayısında artma
  • ve nadiren de nefes darlığı, morarmadır.

Aşağıdaki maddelerin varlığı, astım tanısı konmasına yardımcı olur:

  • Tekrarlayıcı nitelikteki hırıltı (ıslık çalar tarzda),
  • nefes darlığı ve öksürük atakları,
  • kronik gece öksürükleri,
  • belirtilerin özellikle gece ve sabaha karşı ortaya çıkması,
  • ailede astım veya diğer allerjik hastalıkların bulunması .

Bir çocukta yaşı ne olursa olsun, üç veya daha fazla hırıltı atağı, aksi kanıtlanıncaya kadar astım kabul edilir.

Ne yapmalıyız?

Erken çocukluk çağında tekrarlayan astım krizi geçiren çocukların pek çoğunda dört-beş yaş civarında iyileşme görülmektedir. Bunun nedeni, bu yaşlarda solunum yolu çapının artışı ve elastik dokunun gelişimidir.

Çocukluk çağında astım tedavisinin en önde gelen ve önemli amaçlarından birisi astımın gelişimini önlemek olmalıdır.

Çevresel faktörler ve yaşam tarzının kontrolü ile riskin azaltılması mümkündür. Bunun için ev içi ortamın düzenlenmesi başta gelmektedir.

  • Ev tozu akarlarının ortadan kaldırılabilmesi için üretilmiş olan özel elektrikli süpürgeler,
    akarları öldürmeye yarayan ilaçlar
    çocuğun odasındaki halının kaldırılması,
    yün ve kuştüyü yatak, yorgan ve yastıkların elyaf ile değiştirilmesi, bu mümkün değilse yatakların naylon ile kaplanması,
    çarşaf ve perdelerin sık sık yıkanması
    Tüylü oyuncaklar ve evcil hayvanların (kedi, köpek, kuş) uzaklaştırılması.
    Aile fertlerinin sigara içmemesi
    Viral enfeksiyonlar, astım ataklarını arttırdığı için özellikle kışın kalabalık ve kapalı ortamlara girilmemesi.
    Hava kirliliğinin arttığı dönemlerde gereksiz fizik aktiviteden sakınılması,
    Sigara dumanı, toz, parfüm, boya, duman gibi etkenlerden kaçınılması,
    Solunum yolu enfeksiyonu olan hastalarla temas edilmemesi.

Aspirin gibi bazı ilaçlar da astım atağı ortaya çıkarabilir. Duyarlı olduğu bilinen kişilere bu ilaçlar verilmemelidir.

Bir başka nokta da bebeklik çağındaki beslenme ile ilgilidir. Anne sütü ile beslenme allerji riskini azaltır, bu nedenle mümkün olduğunca uzun süre anne sütü verilmeli, ek gıdalara dördüncü aydan önce başlanmamalıdır.

Orta ve ağır astımlı hastalara her yıl grip aşısı yapılmalıdır.

Sigarayı bırakmak isteyip de kilo almaktan endişe ediyorsanız, bu yazı size yardımcı olabilir. Sigarayı bırakanların çoğu kilo alır, ama yalnızca birkaçı aşırı kilo almaktan şikayetçi. Sağlığınız için yapabileceğiniz en iyi hareket sigarayı bırakmak. Sigara içmek, sağlığınıza alacağınız birkaç kilodan daha fazla zarar verir. Birkaç küçük değişiklikle, mesela yediklerinize daha fazla özen göstererek ve fiziksel aktivitelerinizi artırarak, sigarayı bırakırken de kilonuzu kontrol altında tutabilirsiniz.

Sigarayı Bırakırsam Kilo Alır mıyım?
Sigarayı bırakan herkes kilo almaz. Sigarayı bırakanlar, ortalama olarak yaklaşık 4.5 kilo alıyorlar. 10-20 senedir sigara içenler ya da günde bir paketten daha fazlasını tüketenler, kilo almaya daha yatkın oluyorlar. Birkaç kilo alsanız da, unutmayın ki sigarayı bırakarak sağlıklı yaşama doğru büyük bir adım atmış oluyorsunuz.

Bıraktıktan Sonra Kilo Almanın Nedenleri Neler?
Sigara dumanındaki kimyasallardan olan nikotin vücudunuzdan çıktığında, kısa sürede kilo alabilirsiniz. Nikotin kilo alınmasını engeller ve sigarayı bıraktığınızda vücudunuz olması gereken kilosuna döner. Sigarayı bıraktıktan sonraki ilk hafta vücudunuz su tuttuğundan 1-2 kilo alabilirsiniz. Sigarayı bıraktığınızda vücudunuzun kalori ihtiyacı azaldığından bunlar yakılmaz ve kiloya dönüşebilir.

Aldığım bu kilolar sağlığıma zararlı mıdır?
Sigaranın sağlığa zararları alacağınız 5 kilonun zararlarından çok daha fazladır. Sadece ABD’de her yıl 400.000’den fazla kişi sigara sebepli hastalıklardan hayatını kaybediyor. Ancak yaklaşık 50 kilo kadar alırsanız, sigara içtiğiniz zamanki kadar sağlık riskine ulaşırsınız. Şimdi, sigaranın zararlarını ve bırakmanın faydalarını inceleyelim.

Sigaranın sağlığa zararları
Sigara içerken…

  • Kalp atışınız hızlanır.
  • 4000 kimyasalın vücudunuza girmesine izin verirsiniz ve bunların 40’ı kansere yol açmaktadır.
  • Akciğer kanserine yakalanma ihtimaliniz içmeyen birisine göre daha fazladır. Erkeklerde bu ihtimal 22 kat daha fazladır, kadınlarda ise 12 kattır.
  • İçmeyen birisine göre kalp krizi geçirme ihtimaliniz 2 kat daha fazladır.
  • Kalp hastalıkları, çarpıntı, kanser, amfizem, kronik bronşit ve akciğer hastalıkları riskinizi artırırsınız.
  • Sadece kendi sağlığınıza değil dumana maruz kalan herkese zarar verirsiniz.

Sigarayı Bırakmanın Faydaları
Sigarayı bıraktığınızda…

  • Vücudunuz 12 saat içinde nikotinin etkilerini iyileştirmeye başlar.
  • Kalbiniz ve akciğerleriniz dumanın zararlarını tamir etmeye başlar.
  • Daha rahat nefes alırsınız ve sigaradan kaynaklanan öksürüğünüzden kurtulursunuz.
  • Kalp krizi, çarpıntı, kronik bronşit, akciğer kanseri gibi hastalıklara yakalanma ihtimalinizi azaltırsınız.
  • Daha temiz bir hava solursunuz, en azından bunu başkalarının dumanı yüzünden risk altında olan çocuklar için düşünün.

Sigarayı Bırakırken Kilo Almaktan Nasıl Kaçınabilirim?
Kilo almaktan kurtulmak için yeme-içme alışanlıklarınızı geliştirmeniz ve fiziksel aktivitelerinizi artırmanız gerekir. Fiziksel aktiviteler vücudunuzun yaktığı kaloriyi artırır. Yeme-içme alışkanlıklarınızı düzelterek aldığınız kalorileri kontrol edebilirsiniz.

Yaptığınız Fiziksel Aktiviteleri Artırın
Kafanızdan sigarayı atmak ve kilonuzu kontrol etmek için fiziksel aktivitelerde bulunun. Sigarayı bırakan kişilerle yapılan bir araştırmada, günlük yürüyüşlerine 45 dakika daha ekleyen kadınlar, normalden 1.5 kilo daha az aldılar. Egzersiz yapmak, kilonuzu kontrol etmeye yardımcı olduğu gibi, enerjinizi artırır, kendinize güveninizi geri getirir, sağlığınızı iyileştirir, nikotinsizliğin stresinden kurtulmanıza yardımcı olur.

Televizyon seyretmek, bilgisayar oyunu oynamak gibi az enerji harcadığınız aktivitelerle vakit öldürmeyi bırakın. Haftanın en az dört gününde 30 dakikanın üstünde egzersiz yapmaya çalışın. 10 dakika şimdi, 20 dakika biraz sonra gibi bölümlere ayırdığınız egzersizlerinizi gün içinde 30 dakikaya tamamlayabilirsiniz. Bahçeyle uğraşarak, çocuklarla oyunlar oynayarak, asansör yerine merdivenleri kullanarak daha aktif olmayı başarabilirsiniz.

Yeme-içme Alışkanlıklarınızı Düzeltin
Yeme alışkanlıklarınızı değiştirmek başlarda sigarayı bırakmak kadar stres yaratabilir. Farklı farklı yiyecekler denemek sağlığınızı düzeltmeniz için iyi bir yoldur. Böylelikle vücudunuzun ihtiyacı olan bütün besinleri almış olursunuz.

  • Tahıl ürünleri, sebze ve meyve yiyin.
  • Yağsız veya az yağlı, az kalorili içecekleri tüketin. Az yağlı günlük yiyecekler, yağsız et, balık, fasulye tercih ederek ekstra kalori almadan gerekli besini alabilirsiniz.
  • Yağlı ve şekerli yiyecekleri azaltmaya çalışın.

Sigarayı Bırakmaya Hazır mısınız?
Moral motivasyonunuzun yerinde olduğu bir dönemde sigarayı bırakacağınız günü belirleyin. Zaten daha fazla yemeye meyilli olduğunuz tatillerde ya da stresli zamanlarınızda sigarayı bırakmak normalden daha fazla kilo almanıza neden olur.

Sigarayı bırakmaya ve sağlığınızı düzeltmeye odaklanın. İlk hedefiniz sigarayı bırakmak ve nikotinin etkilerinden kurtulmak olmalıdır. Gerçekten sigarayı bırakıp, daha iyi hissetmeye başladığınızda yeme ve aktivite alışkanlıklarınızı düzenleme yoluna gidebilirsiniz. Böylece aldığınız kilolardan kurtulabilirsiniz.

Sigarayı Bıraktıktan Sonra
Sigaraya ve yiyeceklere özleminizi azaltmanın yollarını öğrenin. Sigarayı bıraktığınızda, sigara ve yiyecek isteğini azaltmak önemlidir. Unutmayın, bu isteğiniz en fazla 5 dakika sürer. Bu isteğinizi azaltmak için şunları deneyin:

  • Sigaranın yerine başka aktiviteler koyun. Meyve ya da tatlandırıcılı sakız tatlı ihtiyacınızı giderebilir. Ellerinizi bir şeylerle meşgul edin.
  • Daha az kafein tüketin. Kafein içeren içecekleri tüketmeyi azaltın. Nikotinin vücuttan çıkması sizi stresli yapacaktır ve kafein sadece bunu daha da kötüleştirmeye yarar.
  • Yeteri kadar uyuyun. Yorgun hissettiğinizde yiyecek ve sigara isteğiniz artabilir.
  • Baskıyı azaltmak için yürüyüş yapın, iyi bir banyo yapın, derin nefes alın. Sizi rahatlatacak bir şeyler bulun ve bunu sigara içtiğiniz anların yerine koyun.
  • Size destek olacak ve sizi bırakmaya teşvik edecek birilerini bulun. Bulabilirseniz, bir arkadaşınızla beraber sigarayı bırakmayı deneyin.
  • Nikotinin yerine koyabileceğiniz şeyler için doktorunuza başvurun.
  • Sizi sigara içmeye yönlendiren, aç değilken bir şeyler yemenize sebep olan olaylardan uzak durun. Hangi durumlarda sigara içtiğinizin bir listesini çıkarın ve bu durumlardan kaçının. Sigara içmenin yerini daha sağlıklı aktivitelerle doldurun.

Birkaç kilo aldım diye panik yapmayın. Bunun nikotinin vücudunuzdan çıkması dolayısıyla normal olduğunu kabul edin. Etrafınızdakiler ve sizin için en iyi şeyin sigarayı bırakmak olduğunu unutmayın. Bırakmadan önce plan yapmaya çalışın ve egzersiz, yiyecek alışkanlıklarınızı değiştirmeye başlayın. Yaşam tarzınızı değiştirerek hem sigarayı bırakabilir hem de çok fazla kilo almadan sağlıklı bir insan olabilirsiniz.

Akciğer kanserleri sik rastlanan ve önemli bir hastalık mıdır?

Tüm dünyada erkeklerde ve ayni zamanda dünyanın bir çok ülkesinde kadınlarda en sik rastlanan kanser türüdür. Bir çok kanser türünde giderek azalma söz konusu iken akciğer kanserine rastlanma sıklığı maalesef giderek artmaktadır. Tüm dünyada erkek ve kadınlarda halen en öldürücü kanser türüdür. Genel ölüm nedenleri arasında dünyada ikinci sırada yer almaktadır.

Akciğer Kanserinin sebebi nedir?

En iyi bilinen neden sigara içilmesidir. Bazı mesleklerde çalışma, hava kirliliği, radyasyon, genetik faktörler, beslenme alışkanlıkları gibi adi geçen diğer nedenlerin hiç birisi sigara ile mukayese edilecek kadar önemli değildir.

Ak toprak kanser yapar mı?

Ülkemizin bazı yörelerinde bulunan ak toprak, gök toprak olarak bilinen asbest veya zeolit içeren toprakla temas akciğer kanseri yapmaktadır. Duvar sıvama ve yer döşeme amaçlı kullanılan ve bebeklerin altına konan bu toprağın bulunduğu alanlarda yaşayanlarda akciğer ve akciğeri örten zardan köken alan kanserlere çok sik rastlanmaktadır.

Akciğer kanseri bir meslek hastalığı mıdır?

Evet. Bazen akciğer kanseri bir meslek hastalığı seklinde ortaya çıkar. Örneğin radyolog hekimler ve diğer radyasyonla çalışanlarda ve asbest sanayiinde çalışanlarda akciğer kanserleri çok daha fazladır. Asbest bir ses ve isi yalıtım maddesi olarak sanayide kullanılmaktadır. Bu iş kollarında (fren ve balata üretimi, gemi ve uçak sanayii, asbestli tuğla ve yapı malzemeleri üretimi gibi…) çalışanlarda akciğer kanserleri bir meslek riski olarak ortaya çıkmaktadır.

Akciğer kanserinin sigaradan olduğu kesin mıdır?

Kuskusuz. Sigara ile akciğer kanseri arasındaki sebep-sonuç ilişkisi doğru orantılıdır.Bir kişi sigaraya ne kadar erken yasta baslarsa, günde ne kadar çok sayıda ve ne kadar uzun süre sigara içerse, içtiği sigaradan ne kadar derin dumanı içine çekerse akciğer kanseri olma riski o kadar fazladır.

Sigara içmeyen akciğer kanseri olmaz mı?

Olabilir. Ancak bu, çok daha az rastlanır bir durumdur. Oysa, sigara içen bir kişinin akciğer kanseri olma riski içmeyene göre 13 ile 22 kat daha fazladır.

Akciğer kanserlerinin hepsi sigaradan mi oluşmaktadır?

Akciğer kanserlerinin %95′ inde sebep sigaradır.

Önlenebilir kanser ne demektir?

Bazı hastalıkların -örneğin genetik hastalıklar gibi- nedenleri çok iyi bilinmez yada, bilinse bile bunlardan kaçınmak olası değildir. Oysa diğer bazı hastalıklar değiştirilebilir çevresel faktörlerle -mikroorganizmalar, beslenme alışkanlıkları, iş ve çalışma koşulları, hava kirliliği gibi- ilişkilidir. Bu faktörler kontrol altına alınabilir ve değiştirile bilirse hastalık önlenebilmektedir.

Akciğer kanseri olmamak için ne yapmalıyım?

Akciğer kanserleri sigarayla ortaya çıktığından önlenebilir kanser türü olarak kabul edilmektedir. Sigara kullanmamakla bir kişi akciğer kanseri olma olasılığını çok büyük ölçüde ortadan kaldırmış olmaktadır.

Akciğer kanseri irsi midir?

Ailede akciğer kanseri öyküsünün olması sigara içmemek için en önemli nedenlerden birisidir. Çünkü akciğer kanserinin ortaya çıkışında genetik faktörler de rol oynamaktadır. Amcanızın, babanızın, kardeşinizin akciğer kanserine yakalanmış olması eğer sigara içiyorsanız sizin için bir erken uyarıdır. Bu uyarıyı dikkate almazsanız sizin yakınlarınız da sizin yaşadığınız türden bir acıya hazırlıklı olmalıdırlar.

Hiç bir şikayetim yok. Yine de korkmalı mıyım?

Sağlıkla ilgili her hangi bir yakınmanızın olmaması çok güzel. Ancak, bu yanıltıcı olabilir. Bazen hastalık uzun süre kendini belli etmeden ilerleyebilmektedir. Sigara içiyorsanız korkmalısınız! Gerçekten sizi rahatlatacak bir sözü söyleyebilecek durumda değiliz.

Üç yıl sigara içip bıraktım. Kanser olma ihtimalim ne kadar?

Sigaranın kanser yapıcı etkisi uzun yıllar kullanıldıktan sonra kendini göstermektedir. Sigara içen bir kişi sigarayı kaç yıl içerse içsin bıraktıktan sonra akciğer kanseri olma riski giderek düşmekte ve 5-10 yıl içerisinde hiç içmeyenlerle ayni oranda risk taşır duruma gelmektedir.

Akciğer kanserinin belirtileri nelerdir?

Tüm kanserlerde olduğu gibi kilo kaybı, halsizlik, iştahsızlık yanında; öksürük, balgam çıkarma, kan tükürme, göğüs ağrısı, nefes darlığı, hırıltılı solunum gibi akciğerlerle ilişkili yakınmalar olabilir. Bunlara bazen kanserin diğer organ ve dokulara yayılmasına bağlı olarak vücudun değişik alanlarında ağrılar, yutma güçlüğü, bas ağrısı, görme, denge bilinç bozuklukları vs gibi bir çok farklı şikayetler eklenebilir.

Bunların hepsinin birlikte olması gerekli midir?

Hayır. Bazen hiçbirisi bulunmayabilir veya bir ikisi bulunabilir. Bazen de bu yakınmalar vardır ancak, hasta akciğer kanseri değildir. Bu belirtilerin hiç biri kansere özgül değildir.

Ne zaman doktora gitmeliyim?

Eğer uzun yıllar sigara içiyorsanız, yasiniz 40′ in üzerindeyse ve yukarıdaki yakınmaların biri veya bir kaçı mevcut ise hekime başvurmanız ve akciğer kanseri bakımından değerlendirilmeniz önerilir.

Akciğer kanseri nasıl teşhis edilir?

Yukarıda bahsedilen belirtilere sahip bir kişinin öncelikle göğüs röntgeninin çekilmesi ve balgam incelemesinin yapılması ilk adimdir. Bunu bronkoskopi ve bilgisayarlı tomografiler vd tetkikler izler.

Bronkoskopi nedir?

Ağız veya burundan ince ve bükülebilir, ışıklı hortum veya rijit borularla akciğerlerimize kadar girilip solunum yollarımızın içten gözlenerek muayenesidir.

Bronkoskopi ne ise yarar?

Solunum yollarında yerleşmiş hastalıkların teşhisi ve tedavisi için kullanılan bir yöntemdir. Hastalığın doğrudan görülebilmesine, hasta alandan biyopsi vb işlemlerin yapılarak teşhis konulmasına yarar.

Bronkoskopi sadece akciğer kanserlerinin teşhisinde mi kullanılır?

Hayır. Solunum sistemini tutan ve bilhassa solunum yollarında yerleşen bir çok hastalığın teşhisinde rutin olarak kullanılmaktadır.

Bronkoskopinin tehlikesi yok mu?

Hayatimiz boyunca attığımız her adımın, yaptığımız her isin bir riski vardır. Trafiğe çıkmanın, uçağa binmenin, yüzmenin ve daha yapageldiğimiz nice işin taşıdığı risk bronkoskopinin risklerinden az değildir. Bronkoskopi ve bilhassa bükülebilir cihazlarla yapılan bronkoskopi güvenli muayene yöntemlerinden birisidir. Dikkatli çalışıldığı sürece ciddi bir sorunla karsılaşma olasılıği son derece düşüktür.

Bronkoskopi sırasında çok acı çekilir mi?

Bronkoskopi öncesinde hastaya anestezi uygulanır. Yani ağrı, öksürük, bulantı hislerinin uyanmasına mani olmak üzere solunum yolu boyunca geçici süre uyuşma sağlayan bir ilaç nefes yoluyla hastaya verilir. Bu işlem usulüne uygun olarak yapılırsa hasta ağrı, acı çekmeden bronkoskopi yapılabilir.

Akciğer kanseri bir kaç çeşit midir?

Akciğer kanserleri farklı hücre tiplerine göre gruplandırılır. Her türün seyri, tedaviye cevabi, farklıdır. Tedavi planlanırken kanserin türü de bilinmelidir. Hastalığın ağırlığı da türüne göre farklılık gösterebilir.

Bronkoskopi yapılan kişilerde bazen sonradan kanser çıkıyor mu?

Böyle bir şey asla doğru değildir. Bronkoskopi yapılan kişilerin bir kısmında zaten kanseri teşhis için bu işlem yapılmaktadır. Dolayısıyla bronkoskopi yapılan kişilerin bazısına kanser teşhisi konması bronkoskopi yapıldığından değildir. Bilakis, kanser olduğu düşünüldüğünden bronkoskopi yapılmıştır.

Akciğer kanseri teşhisi konan hastaya ne yapılmalıdır?

Öncelikle kanser olduğu mutlaka biyopsi ile kesinleştirilmelidir. Sadece muayene veya röntgenlerine bakarak kanser teşhisi konamaz. Bunu takiben, kanser tipi belirlenmelidir. Bundan sonra ise kanserin büyüklüğü, yerleşim yeri, yayıldığı diğer bölgeler araştırılmalıdır. Bu işlemlere evreleme diyoruz. Son olarak hastanın direnci, günlük yaşamını devam ettirirken sahip olduğu performans tayin edilip, hasta ile konuşarak tedavi kararı verilmelidir.

Parça almadan tedaviye başlansa olmaz mi?

Bazı hastalar parça alınmasına (biyopsi) pek sıcak bakmıyorlar. Oysa, bu yapılmadan kanser tedavisine başlanamaz. Kanser tedavisinde kullanılacak yöntemler ve ilaçlar hastaya bir çok bakımdan riskler getirecektir. Bu riskleri üstlenmesi için öncelikle kanser teşhisinden ve tipinden emin olmak gerekir. Rastgele kanser tedavisi olmaz.

Parça alınınca kanser yayılır mi?

Usulüne uygun şekilde, deneyimli eller tarafından yapıldığı sürece böyle bir tehlike söz konusu değildir.

Akciğer kanserinin tedavisi var mi?

Tedavi kelimesinin anlamı,sorunun tamamen ortadan kaldırılması ise akciğer kanserinin de,diğer kanser türlerinde olduğu gibi kalıcı,tamamen kurtarıcı bir tedavisi yoktur.Amaç değişik tedavi yöntemleri ile hastanın ömrünü bir süre uzatmaktır.Akciğer kanserli hastalarda da hastanın durumuna göre çeşitli tedavi şekilleri vardır. Ameliyat, radyoterapi (ışın tedavisi), kemoterapi (ilaç tedavisi) destek tedavisi ve ismi burada verilmesine gerek olmayan diğer tedavi yaklaşımları halen uygulanmaktadır.

Bazı kanserlerde klasik tedavi şekilleriyle kanseri tamamen yok etme şansı akciğer kanserlerine göre çok daha yüksektir. Ancak, akciğer kanserli olgularda da az da olsa bu şans vardır.

Akciğer kanserli hasta eninde sonunda ölür mü?

Hastayı tedavi ederken amacımız onu ölümsüz kılmak değildir. Buna kimsenin gücü yetmez. Ancak, hastalığı yok etmek, küçültmek, sınırlamak, sağ kalımı uzatmak, hastanın yasam kalitesini artırmak gibi amaçlarımız vardır. Bunlardan hangisine ne ölçüde ulaşılırsa ulaşılsın tedavi başarılı olmuş sayılabilir. Şu unutulmamalıdır ki, sadece akciğer kanserli hastalar için değil, ölüm hepimiz için kaçınılmazdır. Tüm sağlık çabalarının her konuda ana amacı,ölümü engellemek değil,insanların sağlıklı uzun bir ömür sürmesini temin etmek içindir.

Akciğer kanserli hasta ne kadar yasar?

Çok sık sorulan bu sorunun cevabı maalesef bizde yoktur. İnsanların yaşamalarına ve ölmelerine karar vermek hekimlere düşmez. Hekimler kendi yaşamlarının bile ne zaman ve nasıl sonlanacağını bilemezler.

Ameliyat olmadan ilaçla tedavi olsam olmaz mi?

Bazı hastalarımız kendilerine ameliyat önerdiğimizde bu şekilde bir soru soruyorlar. Oysa biz her hastaya ameliyat olmasını tavsiye etmeyiz. Ancak, hastanın tedavisi için ameliyat gerekiyorsa, bunun yerini ilaç veya ışın tedavisiyle doldurmak mümkün değildir. Ameliyat için uygun bulunan hasta mutlaka ameliyat olmalıdır.

Hem ameliyat hem de ilaç tedavisi birlikte uygulanır mi?

Evet. Bazen ameliyat, radyoterapi ve/veya kemoterapi birlikte uygulanabilir. Bu eş zamanlı da olabilir. Birbirini takip edecek şekilde de olabilir.

İlaçla tedavi süresi ne kadar olmalı?

Kanser tedavisinde kullanılan ilaçlar belirli aralıklarla tekrarlayacak şekilde (kürler halinde) verilir. Hastanın ve hastalığın tedaviye cevap vermesi durumuna göre kürlerin sayısı değişmektedir.

Kanser tedavisinin yan etkileri nelerdir?

Yan etkiler kullanılan ilaca, ilaç veya isini uygulama tekniğine, ilaç veya isinin dozuna, hastanın yaşına ve organ fonksiyonlarına, birlikte kullanılan diğer ilaç veya tedavilere bağlı olarak değişir.Gerçek şu ki,kanser tedavilerinde uygulanan kemoterapik ilaçlar, dozu ayarlanmış olan kimyasal zehirlerdir.kemoterapi bir zehirleme yöntemidir.Kanser hücrelerinin zehirlenerek ölmesi için verilen bu maddeler büyük oranda sağlıklı hücrelerimizi de öldürmektedir.Bunun sonucunda kan değerlerinin düşmesi,hormonların iflası gibi sorunlar elbette çıkmaktadır.Radyoterapi ise adı üstünde kanserojen bir uygulamadır.Dozu ayarlanmazsa ölümlere ve felçlere neden olabilmektedir.

Kanser tedavisi saç dökülmesi, bulantı kusma yapar mi?

Bu şekildeki yan etkiler kanser tedavisi sırasında sık görülmektedir. Ancak, bunların hepsi de tedavi tamamlandıktan sonra geri dönüşlüdür. Bazı ek ilaçlarla bulantı önlenebilir. İshaller, enfeksiyonlar, radyoterapi alanında cilt yanıkları, yutma güçlüğü, ağızda yaralar ve akciğerlerde fibrozis oluşabilir. Bu durumlarla karşılaşmamak için gerekli önlemler alınmalı ancak, buna rağmen oluştuğunda ise uygun şekilde tedavi edilmelidir.

Kanserle basa çıkmak için bu tedaviler dışında nelere dikkat edilmeli?

Kanser teşhisi çoğu kez hastada bir psikolojik travmaya yol açmakta ve bunu bazen depresyon izlemektedir. Hastalığın adının kanser olması her şeyin bittiği anlamına taşımaz. Kişinin olayı gerçek boyutlarıyla tanıması, hastalığını, tipini, ağırlığını öğrenmesi, kendisini bekleyen risklerden haberdar olması, planlanan tedavi biçimleri hakkında ve en doğru kararı vermek üzere bilgilenmesi gereklidir. Bu hekimiyle çok iyi bir ilişki kurmasını gerektirir. Kanser tanısı aldı diye kendini sosyal sorumluluk ve çevresinden dışlamamalı, hastalığı elverdiğince uğraşılarını sürdürmeli, ancak yeterli uyku, dengeli beslenme ve stresten uzak kalmaya özen göstermelidir. Hastada ağrı, öksürük gibi yasam kalitesini bozan yakınmalar varsa bunlara dönük tedaviler ihmal edilmemelidir. Tedavi sırasında ve tedavi sonrasında gerekli kontrollerini zamanında yaptırmalıdır.

Kanser ağrısını nasıl kesebiliriz?

Bazen akciğer kanseri çevre dokulara veya uzak organlara yayılarak şiddetli ağrılar oluşturabilir. Bu durum hastayı fazlasıyla rahatsız eder ve bezdirir. Kanserle bas edilemese bile bu ağrının giderilmesi çok önemlidir. Ancak, ağrıyı gidermek için bazen doğrudan morfin vb ilaçlar başlanmaktadır. Gerçi bu ilaçlar kanser ağrısının tedavisinde kullanılırlar ve çok da etkin ilaçlardır. Ancak, bu ilaçlara bir süre sonra tolerans gelişir ve başlangıçtaki etki artık görülmez olabilir. Bu nedenle ağrı tedavisinde basamak basamak ilerlemeli, önce basit ağrı kesicilerle ise başlanmalıdır. Gereğinde doz artırılarak kombinasyonlar uygulayarak zaman kazanılmalıdır. Morfin vb ilaçlar ileri dönemler için rezerv tutulmalıdır.

Kanser teşhisi hastaya söylenmeli midir?

Hastaya asla ve hiçbir zaman yalan söylenmemelidir. Hastanın hastalığı hakkındaki sorularına doğru cevaplar verilmelidir. Ancak, bütün doğruları hemen söylemek doğru olmayabilir. Yavaş ve kademeli olarak bilgi aktarılmalı, sorun açıklanırken çare ve tedavi biçimi birlikte anlatılmalıdır. Hastanın yasamla bağı ve iyileşme umudu sarsılmamalıdır. Kuskusuz,, bu bir üslup sorunudur. Hastasını önemseyen, acısını paylaşan, ona zaman ayıran, sabırla dinleyen, onun sorununa çare arayan, umudunu artıran empatik bir hekim davranışı iyi bir tedavi kadar belki de akciğer kanseri için bundan daha önemlidir

KANSER VE BESLENME

Kanserin oluşumunda beslenme alışkanlıklarının etkisinin % 30 ile 70 arasında değişmekte olduğu bilinmektedir. Beslenmeye bağlı hangi alışkanlıkların kanserin oluşumunda desteklediğini bilirsek ve besin seçimlerimizi bu doğrultuda yaparsak kanser riskini önleyebiliriz. İşte dikkat edilmesi gereken noktalar:

Diyetle alınan posa miktarının yetersiz olması kolon kanseri başta olmak üzere pek çok kanser türünün oluşumunda önemli bir etkendir. Bu sebeple diyet posasının kaynağı olan sebze ve meyvelerin, kuru baklagillerin, kepekli tahıl ürünlerinin bol miktarda tüketilmesi önemlidir.

Günlük beslenmemizde diyetimizle aldığımız katkı maddelerinin miktarları ve türleri kanserin oluşumunda önemli bir etkendir. Etlerin korunmasında kullanılan nitrit ve nitrat tuzları, doğal veya sentetik antioksidantlar, renk vericiler, zayıflama ve diabet diyetlerinde kullanılan yapay tatlandırıcılar, dikkatli kullanılması gereken katkı maddeleridir.

Özellikle bulgur, mısır, yer fıstığı ve diğer yağlı tohumlarda üreyen küfler ve onların toksinleri kansere neden olabilmektedir. Bu besinlerin üretiminde neme ve sıcaklığa dikkat edilmelidir. Tahılların yıkanması, havalandırılması, güneşletilmesi bir dereceye kadar toksini azaltmaktadır.

Kızartma, kavurma, tütsüleme gibi bazı pişirme yöntemleri kanser oluşumuna neden olabilmektedir. Özellikle protein içeriği yüksek besinlerin kızartılması veya tütsülenmesi kanserin öncüsü olan kimyasal bileşiklerin oluşumuna neden olur. Bu sebeple yiyeceklerimizi hazırlarken en sağlıklı pişirme yöntemleri olan haşlama, fırında pişirme veya ızgara tercih edilmelidir.

Alkol ve sigara kanserin oluşumunda önemli iki etkendir. Bu ürünlerin kullanımları mümkün olduğunca azaltılmalıdır.

Şişmanlık kanserin ortaya çıkmasını kolaylaştıran etkenlerden birisidir. Şişmanlık ile özellikle meme ve endormetrial kanseri riski artmaktadır, var olan kolon, prostat, rektum, böbrek ve serviks kanser türleri daha hızlı gelişmektedir. Bu sebeple vücut ağırlığının korunması şarttır.

Ayrıca diyetle fazla miktarda alınan hayvansal kaynaklı protein ve yağın da meme, uterus, kolon kanseri gibi bazı kanser türlerinin ortaya çıkmasında önemli bir etken olduğu bilinmektedir.

Antioksidant vitaminler olarak bilinen A, C ve E vitaminlerinin yetersiz miktarlarda alınması, kanserin nedenlerinden birisidir. Çünkü bu vitaminler kansere neden olan bileşiklerin oluşumunu engelleyebilmektedir. Bunun yanında riboflavin, kolin, pantotenik asit, tiamin vitaminleri ile çinko, selenyum, nikel, iyot, molibden, demir ve magnezyum minerallerini yeterli miktarlarda alınması kanserin önlenmesi için gereklidir.

İnek sütünün kanseri engelleyici etkisi de son bilimsel çalışmalarla ortaya konmaktadır

Tüm bu bilgiler ışığında kanser riskini azaltmak için beslenmemizde dikkat etmemiz gereken noktaları şu şekilde özetleyebiliriz:

  • İdeal vücut ağırlığınızı koruyunuz
  • Diyetinizle aldığınız hayvansal kaynaklı yağı ve proteini azaltınız.Et yemeklerini
  • hazırlarken yağsız sığır,dana ve kuzu etini tercih edin ve görünür yağı temizleyin; tavuk ve hindiyi derisiz tüketin; az yağlı et ürünlerini kullanın; balık ve kabuklu deniz ürünlerini daha sık tüketiniz.
  • Yiyeceklerinizi hazırlarken kızartma, kavurma veya tütsüleme yerine ızgara,fırında pişirme veya haşlama gibi yöntemleri kullanınız.
  • Günde 5 porsiyon taze sebze ve meyve tüketiniz.Antioksidan vitamin ve minerallerin kaynağı olan ıspanak, karnabahar, lahana, brocolli, brüksel lahanası, havuç, domates, kırmızı-yeşil biber ve turunçgilleri bol miktarda tüketiniz.
  • Kuru baklagilleri ve yağlı tohumları daha sık tüketiniz.
  • Yemekleriniz hazırlarken sarımsak, soğan, arpacık soğanı,nane,maydanoz gibi besinleri eklemeyi ihmal etmeyin.
  • Süt ve süt ürünlerini satın alırken daha düşük yağlı ürünleri tercih ediniz; yoğurt tercihinizi probiyotik yoğurt olan LC1′den yana kullanırsanız kolon kanseri riskini azaltmış olursunuz.

 

 

SAYFA 1 123»