TALOZİN
Ampul

Adeka

Etken Madde(ler):
Sotalol HCl 40 mg/4 ml

Piyasa Şekilleri:
4 ml’lik 5 ampullük ambalajlarda.

Kullanım Şekli:
5 dakika içinde 20 mg i.v. olarak uygulanır. 20 dakika sonra bir 20 mg daha 1 mg/dakika hızla hastanın durumuna göre 1.5 mg/kg’a kadar uygulanır. Enjeksiyon çözeltisi programlanmış elektrostimülasyon çerçevesinde 1 mg/kg’dan 1.5 mg/kg’a kadar 5-15 dakika içinde bir perfüzyon aleti ile eşit hızda verilir. Tekrar kullanımda doz arası 6 saatin altına düşmemelidir. Böbrek fonksiyonu sınırda olan hastalarda birikme tehlikesi birkaç kat daha fazla olduğu için, bu hastalarda renal klirens dozu, kalp hızı ve klinik etki gözönüne alınarak ayarlanmalı ve sadece sıkı EKG kontrolü ve serum konsantrasyonu kontrolü altında yapılmalıdır.

Endikasyonları:
Beta-reseptör blokeridir. Semptomatik ve tedavi gerektiren taşikardik supraventriküler kalp aritmileri: AV kavşak taşikardisi, paroksismal atrial fibrilasyon veya Wolf-Parkinson-White sendromuna eşlik eden supraventriküler taşikardilerde endikedir.

Kontrendikasyonları:
Dekompanse kalp yetmezliği, şok, 2. ve 3. derece atrioventriküler blok, sinoatrial blok, sinoatrial düğüm sendromu, bradikardi (<50 vuru/dak.), preeksistan OT uzaması, hipopotasemi, hipotansiyon, geç dönemde periferik dolaşım bozuklukları, obstrüktif akciğer hastalıkları, metabolik asidoz, diltiazem ve verapamil tipi kalsiyum antagonistlerinin i.v. kullanımlarında (yoğun bakım tedavisi dışında) ve sotalola duyarlı hastalarda kontrendikedir.

Uyarılar:
Sıkı perhiz yapan hastalarda, kan-glukoz düzeylerinde şiddetli dalgalanmalar olan diyabetli hastalarda nabız atışı gibi düşük kan şekeri semptomları maskelenir. Bu tip hastaların kan-glukoz düzeyleri düzenli olarak ölçülmelidir. Hormon üreten suprarenal veya adrenal medülla tümörü olan hastalarda feokromasitoma: önce Alfa-reseptör blokerleriyle tedavi gerekir. Enfarktüs geçirmiş veya ventrikül fonksiyonlarında zayıflama öyküsü olan hastalar özellikle kalp aritmilerinin şiddetlenmesi riski altındadır. Kişisel ve ailesel hikayelerinde psöriyazis olan hastaların sotalol gibi Beta-blokerlerle tedavisi yarar/zarar oranı iyice gözden geçirildikten sonra yapılmalıdır. Çünkü bu tip ilaçlar psöriyazisi etkileyebilir, bu hastalığın semptomlarını şiddetlendirebilir veya kepeklenme tarzında deri kabartılarına yol açar. Koroner kalp hastası ve/veya kalp aritmileri olan hastalarda tedavinin kesilmesi kademeli olarak yapılmalıdır. Kan basıncında büyük düşüşler olan veya nabız yavaşlamasını tolere edemeyen hastalarda günlük doz düşürülmeli, aynı uygulama solunum güçlüğü çekenlere de yapılmalıdır. Gerekirse tedavi kesilmelidir. Sotalol tedavisi talimatlara uygun yapılsa bile ani reaksiyon kabiliyetinde değişikliğe neden olabilir. Motorlu araç veya makine kullanma kabiliyeti azalabilir. Bu durum özellikle tedavinin başlangıcında, dozaj değiştirildiğinde veya ilaç alkolle birlikte alındığında görülür. Sotalol plasentaya geçer. Gebeliğin ilk 3 ayında sotalol kullanımıyla ilgili veri olmadığından gebelik sırasında ancak çok gerekli görülürse ve doktor kontrolünde yarar/zarar oranı göz önünde tutularak dikkatle verilmelidir. Yeni doğan bebeklerde nabzın zayıflaması, hipotansiyon, hipoglisemi ve solunum depresyonu riski nedeniyle beklenen doğum tarihinden 48-72 saat öncesinde tedavi kesilmelidir. Süte geçen sotalol miktarı her ne kadar bebekte bir tehlike yaratmıyorsa da, bebek Beta-bloker etkiler yönünden gözlem altında tutulmalıdır.

Yan Etkileri:
Nadiren yorgunluk, baş dönmesi, baş ağrısı, uyuşukluk, parestezi ve ekstremitelerde soğuma meydana gelebilir. Mide ve barsak şikayetleri, obstrüktif solunum yetmezliği, alopesi, konjunktivit, uyku bozuklukları, kalp yetmezliğinin şiddetlenmesi, bradikardi, atrioventriküler ileti bozuklukları ve hipotansiyon daha nadir görülen olgular arasındadır.

İlaç Etkileşimleri:
Kalsiyum antagonistleriyle birlikte kullanımında dikkat edilmelidir. Sotalol tedavisi sırasında kalsiyum antagonistelerinin i.v. uygulamasından (yoğun bakım dışında) kaçınılmalıdır. Sınıf 1 antiaritmik ilaçlarla kombine tedavide ORS kompleksini genişleten müstahzarlar (özellikle kinidin gibi) kullanılmamalıdır. Ciddi OT uzama riskinden dolayı sotalolun diğer Sınıf 3 antiaritmiklerle kombine kullanımı sakıncalıdır. Trisiklik antidepresanlar, barbitüratlar, fenotiyazin ve narkotikler, antihipertansifler, diüretikler ve vazodilatörlerle tedavi sırasında sotalol kullanılması kan basıncını daha fazla düşürebilir. Sotalol, narkotikler ve antiaritmiklerin kardio-depresif etkileri aditif olabilir. Tübakürarin kaynaklı nöromüsküler blokaj Beta-adrenerjik reseptörlerin inhibisyonu ile şiddetlenebilir. Bu nedenle anestezi uzmanları sotalolun bu etkisi konusunda bilgilendirilmelidir. Sotalolun rezerpin, kloridin, alfa-metil dopa, guanfasin ve kalp glikozidleriyle bir arada kullanılması kalp frekansının düşmesine ve normal kalp iletisinin yavaşlamasına neden olabilir. Diüretiklerle kullanıldığında potasyum düzeyinin izlenmesi özellikle önemlidir.

TRIAMINIC
Tablet

Novartis

Etken Madde(ler):
Fenilpropanolamin HCl 25 mg, Feniramin maleat 25 mg

Piyasa Şekilleri:
20 tablet içeren alüminyum tüplerde.

Kullanım Şekli:
Yetişkinlere günde 3 kez 1 tablet verilir. Triaminic tabletin 12 yaşından küçük çocuklara verilmemesi önerilir.

Endikasyonları:
Soğuk algınlığı, alerjik rinit ya da üst solunum yollarının diğer alerjilerine bağlı nazal konjestiyonun, nezlenin, burun ve boğazda kaşıntı, göz yaşarması gibi belirtilerin geçici olarak bertaraf edilmesinde kullanılır.

Kontrendikasyonları:
Bileşimdeki maddelerden herhangi birine karşı aşırı duyarıllık, koroner yetmezlik, taşikardi ve hipertansiyon gibi ciddi kardiyovasküler bozukluklar, alt solunum yolları hastalıklarında kullanılmamalıdır.

Uyarılar:
Dar açılı glokom, prostat hipertrofisi, ciddi diabetes mellitus, hipertiroidi olgularında dikkatle kullanılmalıdır. 12 yaş altındaki çocuklarda kullanılmamalıdır. Diğer bütün antihistaminik içeren ilaçlarda olduğu gibi bu kombinasyon da hastanın reaksiyonlarını yavaşlatabilir. Araç ya da makina kullanan hastalar uyarılmalıdır. Gebelerde ve emziren kadınlarda zorunlu olmadıkça kullanılmamalıdır.

Yan Etkileri:
Deri döküntüsü, yorgunluk, uykusuzluk, baş ağrısı, ağız kuruluğu, görme bulanıklığı, taşikardi, baş dönmesi, nadiren gastrointestinal bozukluklar görülebilir. Özellikle çocuklarda irrite durum ortaya çıkabilir.

İlaç Etkileşimleri:
Antihistaminikler alkol ve antidepresanların etkilerini artırırlar. Fenilpropanolaminin Beta-adrenerjik blokerlerle birlikte kullanılması hipotansiyon ve bradikardiye neden olabilir. Fenilpropanolamin, antihipertansiflerin etkilerini azaltabilir. MAO inhibitörleri, antihistaminlerin antimuskarinik ve merkezi depresan etkilerini de ve fenilpropanolaminin vazopresör ve kardiyak stimülan etkilerinde artışa ve sürelerinde uzamaya neden olabileceğinden birlikte bu kombinasyonu içeren müstahzarlar kullanılmamalıdır.

TRIAMINIC
Oral Solüsyon

Novartis

Etken Madde(ler):
Fenilpropanolamin HCl 20 mg/ml, Feniramin maleat 20 mg/ml

Piyasa Şekilleri:
10 ml oral solüsyon içeren cam şişelerde.

Kullanım Şekli:
1 yaşın altındaki çocuklarda kullanılmamalıdır. 1-3 yaş çocuklarda günde 4 defaya kadar, her yaş için 2 damla. Örneğin, 2 yaşındaki çocuğa, günde 4 defaya kadar 4′er damla verilir. 3 yaşın üzerinde, günde 3-4 kez, çocuğun kilosu başına 1 damla hesabıyla verilir. Örneğin 15 kg’lık bir çocuğa günde 3-4 kez 15 damla verilir. Biberona veya yemeğe karıştırılarak çocuğa verilebilir.

Endikasyonları:
Soğuk algınlığı, alerjik rinit ya da üst solunum yollarının diğer alerjilerine bağlı nazal konjestiyonun, nezlenin, burun ve boğazda kaşıntı, göz yaşarması gibi belirtilerin geçici olarak bertaraf edilmesinde kullanılır.

Kontrendikasyonları:
Bileşimdeki maddelerden herhangi birine karşı aşırı duyarıllık, koroner yetmezlik, taşikardi ve hipertansiyon gibi ciddi kardiyovasküler bozukluklar, alt solunum yolları hastalıklarında kullanılmamalıdır.

Uyarılar:
Dar açılı glokom, prostat hipertrofisi, ciddi diabetes mellitus, hipertiroidi olgularında dikkatle kullanılmalıdır. 12 yaş altındaki çocuklarda kullanılmamalıdır. Diğer bütün antihistaminik içeren ilaçlarda olduğu gibi bu kombinasyon da hastanın reaksiyonlarını yavaşlatabilir. Araç ya da makina kullanan hastalar uyarılmalıdır. Gebelerde ve emziren kadınlarda zorunlu olmadıkça kullanılmamalıdır.

Yan Etkileri:
Deri döküntüsü, yorgunluk, uykusuzluk, baş ağrısı, ağız kuruluğu, görme bulanıklığı, taşikardi, baş dönmesi, nadiren gastrointestinal bozukluklar görülebilir. Özellikle çocuklarda irrite durum ortaya çıkabilir.

İlaç Etkileşimleri:
Antihistaminikler alkol ve antidepresanların etkilerini artırırlar. Fenilpropanolaminin Beta-adrenerjik blokerlerle birlikte kullanılması hipotansiyon ve bradikardiye neden olabilir. Fenilpropanolamin, antihipertansiflerin etkilerini azaltabilir. MAO inhibitörleri, antihistaminlerin antimuskarinik ve merkezi depresan etkilerini de ve fenilpropanolaminin vazopresör ve kardiyak stimülan etkilerinde artışa ve sürelerinde uzamaya neden olabileceğinden birlikte bu kombinasyonu içeren müstahzarlar kullanılmamalıdır.

EFEDRİN Arsan
Tablet

Hüsnü Arsan

Önemli:
Bu ürün KONTROLE TABİ olup normal reçete ile verilerek reçete kayıt defterine kaydedilmesi gereken ürünlerdendir.

Etken Madde(ler):
Efedrin hidroklorür 50 mg

Piyasa Şekilleri:
20 tabletlik ambalajlarda.

Kullanım Şekli:
Günlük doz erişkinlerde her 4 saatte bir 1/2-1 tablet ve çocuklarda 4-6 eşit kısımda uygulanan 3 mg/kg’dır. Akut astım nöbetlerinde tek doz halinde 1-2 tablet kullanılır.

Endikasyonları:
Kronik astım, bronşit, amfizem ve bronkospastik solunum rahatsızlıklarıyla birlikte oluşan reversibl bronkospazmların semptomatik tedavisinde endikedir.

Kontrendikasyonları:
Hipertansiyon, tirotoksikoz, feokromsitoma, dar açılı glokom, prostat hipertrofisi, kalp hastalığı ve serebrovasküler yetmezlikte kontrendikedir. Gebelerde, yaşlılarda, uyku zorluğu çekenlerde ve süt veren annelerde kullanılmamalıdır.

Yan Etkileri:
Sinirlilik, tremor, uykusuzluk, iştah kaybı, taşikardi ve hipertansiyon gibi yan etkiler görülebilir.

İlaç Etkileşimleri:
MAO inhibitörleri, alkol, ergo alkaloidleri, oksitosin, dijital ve halotanla birlikte kullanılmamalıdır.

PRECEDEX
IV Flakon

Abbott

Etken Madde(ler):
Deksmedetomidin hidroklorür 100 mcg/ml

Piyasa Şekilleri:
2 ml’lik 5 i.v. flakon içeren ambalajlarda.

Kullanım Şekli:
Erişkin hastalar için uygulamaya 10 dakika içinde 1 mcg/kg’lık bir yükleme dozu ile başlanması ve 0.2-0.7 mcg/kg/saat sınırları arasında kalan bir idame infüzyonu ile devam edilmesi önerilir. İdame infüzyonunun hızı, arzulanan klinik etkiye erişilecek biçimde ayarlanabilir. Klinik çalışmalarda 0.05 mcg/kg/saat gibi düşük dozlar kullanılmıştır. Klinik çalışmalarda 24 saate kadar devam eden infüzyonlar üzerinde çalışılmıştır. Mekanik ventilasyon gereken hastaların yanı sıra ekstübasyondan sonra spontan solunumu olan hastalara da uygulanmıştır. Primer olarak karaciğerde metabolize edildiğinden hepatik yetersizliğin derecesine bağlı olarak dozun azaltılması gerekebilir. Uygulanmasında kontrollü bir infüzyon cihazı kullanılmalıdır. Geçimlilik çalışmaları bazı doğal lastik tipleriyle adsorbsiyon potansiyeli olduğunu göstermiştir. Sentetik veya üzeri kaplanmış doğal lastik araçlar ile uygulamalıdır. Kan, serum veya plazma ile birlikte verildiğindeki geçimliliği bilinmemektedir.

Endikasyonları:
Deksmedetomidin geniş bir farmakolojik özellik spektrumuna sahip, güçlü ve ileri derecede selektif, bir alfa2-adrenoseptör agonistidir. Yoğun bakım ünitelerinde tedavi esnasında başlangıçtan itibaren entübe edilmiş ve mekanik olarak ventile edilen hastaların sedasyonunda endikedir. 24 saati aşmayan sürelerde sürekli infüzyon şeklinde uygulanmalıdır.

Kontrendikasyonları:
Deksmedetomidine karşı aşırı duyarlığı olduğu bilinen hastalarda kontrendikedir.

Uyarılar:
Deksmedetomidin hidroklorür yalnızca yoğun bakımdaki hastalar konusunda becerisi olan kişiler tarafından uygulanmalıdır. Hastalar sürekli gözlem altında tutulmalıdır. Enjeksiyonları bolus tarzında uygulanmamalıdır. Vagal tonusu yüksek olan bazı genç, sağlıklı gönüllülerde ya da deksmedetomidinin hızlı intravenöz veya bolus tarzında verilmesi durumunda meydana gelen klinik olaylar, bradikardi ve sinüs durmasıdır. Deksmedetomidin ile ilişkili bradikardi ve hipotansiyon bildirilmiştir. Tıbbi müdahele gerektiği takdirde, tedavide hızla sıvı verilmeli, alt ekstremiteler yükseltilmeli veya presör ajanlar kulanılmalıdır. Vagal tonüsü modifiye etmek için antikolinerjiklerin (örn. atropin) intravenöz yoldan uygulanması gözönüne alınmalıdır. Ayrıca yükleme dozu sırasında deksmedetomidinin başlangıçtaki periferik vazokonstrüktif etkilerine bağlı, primer olarak geçici hipertansiyon gözlenmiştir. Müdahele gerektiği takdirde, yükleme infüzyonunun hızının düşürülmesi istenebilir. Deksmedetomidin fiziksel geçimlilikleri bilinmediğinden kan veya plazma ile aynı i.v. kateterden verilmemelidir. Deksmedetomidinin primer olarak karaciğerde metabolize edilmesi nedeniyle, hepatik bozukluğu olan hastalarda doz azaltılması gözönüne alınmalıdır. Gebelik kategorisi C’dir. Gebe kadınlar üzerinde yapılan yeterli ve iyi kontrollü çalışmalar olmadığından deksmedetomidin gebelikte ancak, potansiyel yararları fetüs üzerindeki muhtemel zararlarından üstün olduğunda kullanılabilir. Doğum eylemi sırasındaki güvenilirliği konusunda çalışma yapılmadığından sezaryen ile doğum dahil obstetrikte kullanılması önerilmez. İnsan sütüne geçip geçmediği bilinmemektedir. Birçok ilaç insan sütüne geçtiğinden, emziren kadınlara deksmedetomidin hidroklorür infüzyonu uygulanırken dikkatli olunmalıdır. 18 yaşın altında çocuklardaki güvenilirliği ve etkinliği açıklanmamıştır.

Yan Etkileri:
Deksmedetomidin infüzyonu uygulaması ile en sık rastlanan advers etkiler hipotansiyon, hipertansiyon, bradikardi, bulantı, ağız kuruluğu ve hipoksidir. Deksmedetomidin uygulanan hastalarda rastlanan yan etkiler/advers etkiler (insidans 1): Ateş, hiperpireksi, hipotermi, hipovolemi, hafif anestezi, ödem, ağrı, rigor, kan basıncı dalgalanması, kalp yetersizliği, spesifik anormal elektrokardiyogram, kalp rahatsızlığı, şiddetlenen hipertansiyon, pulmoner hipertansiyon, demans, başdönmesi, başağrısı, hipertoni, istemsiz kas kontraksiyonları, nevralji, nörit, konuşma bozukluğu, stupor, erkekte laktasyon, abdominal ağrı, diyare, kusma, aritmi, atriyal aritmi, ventriküler aritmi, AV blok, komple AV blok, kardiyak arrest, ekstrasistoller, atriyal fibrilasyon, ventriküler fibrilasyon, kalp bloku, sinüs arresti, T-dalgası inversiyonu, taşikardi, supraventriküler taşikardi, ventriküler taşikardi, artmış GGT, artmış SGOT, artmış SGPT, asidoz, respiratuvar asidoz, artmış kreatinin fosfokinaz, hiperglisemi, hiperkalemi, artmış alkali fosfataz, susama, miyokard enfarktüsü, perikardit, başka bir nedeni belirlenemeyen hemoraji, ajitasyon, anksiyete, konvüzyon, deliryum, halüsinasyon, illüzyon, insomnia, sinirlilik, paranoya, somnolans, anemi, apne, atelektazi, bradipne, solunum seslerinde azalma, bronkospazm, dispne, hiperkapni, hipoventilasyon, pulmoner konjesyon, solunum depresyonu, solunum yetersizliği, rinit, prüritus, döküntü, lokalize deri reaksiyonu, terlemede artış, hematüri, oligüri, üriner retansiyon, geçici iskemik atak, fotopsi, anormal görme.

İlaç Etkileşimleri:
Deksmedetomidin konkomitan kullanımı anestetiklerin, sedatiflerin, hipnotiklerin ve opioidlerin etkilerinin artmasına yol açabilir. Sevofluran, izofluran, propofol, alfentanil ve midazolam ile bu etkileri kanıtlamıştır. Deksmedetomidin ile izofluran, propofol, alfentanil ve midazolam arasında gösterilmiş bir farmakokinetik etkileşim yoktur. Ancak farmakodinamik etkiler nedeniyle deksmedetomidin hidroklorür ile birlikte uygulandığında bu ajanların dozajının azaltılması gerekebilir.

Acıbadem Hastanesi Ergenlik Sorunları Bölümü Başkanı Prof. Dr. Atilla Büyükgebiz gençlik dönemindeki şişmanlık sorunuyla ilgili soruları yanıtladı:

* Obezite, ergenliği nasıl etkiler?
Obez çocuklarda ergenlik normalden erken başlar. Şişman kız çocuklarında ergenliğin erken başlamasının yanı sıra kıllanma ve adet düzensizlikleri de görülebilir. Aşırı obez çocuklarda ergenlik gecikmesinin de görülebileceği unutulmamalıdır. Obezite; çocuk ve ergende çeşitli organ ve sistemleri etkiler. Hormonal dengesizliklerin yanı sıra obez çocuklarda yüksek tansiyon, kandaki yağ düzeyinin yüksek olması, solunum bozuklukları, şeker hastalığı, ortopedik bozukluklar ve psiko-sosyal bozukluklar ortaya çıkabilir.

İÇE KAPANIR
* Obezite kızları ve erkekleri aynı şekilde mi etkilemektedir?
Obez kızlarda erken kemik gelişimine bağlı olarak, erken adet görme söz konusu olabilir. Ayrıca adet görememe ve çeşitli adet bozuklukları da sık görülen şikayetler arasındadır. Obez çocuk ve gençlerde ağırlık artışına bağlı olarak eklemlere aşırı yük binmesi nedeniyle çeşitli ortopedik bozukluklar da ortaya çıkabilir. Aşırı kilo, çocuklarda solunum fonksiyonlarını bozarak ve kalbe binen yükü artırarak hareket yeteneğini azaltır. Buna bağlı olarak ortaya çıkan hareketsizlik, enerji tüketimini daha da azaltarak bir kısır döngü oluşturur. Hızlı kilo alma, sık sık solunum yolu enfeksiyonunun gelişmesi açısından en önemli risk faktörüdür. Obez çocuklar sosyal ilişkilerden çekinerek daha içe kapalı bir hale gelirler. Karşı cinsle olan ilişkileri de bozulabilir.

OBEZLER HIZLI AMA AZ BÜYÜR
* Okul döneminde gençler daha mı fazla kilo alır?
Fiziki çevrenin de, obezite gelişiminde önemi vardır. Obezite görülme sıklığı kış ve sonbahar aylarında artar. En az ilkbahar ve yaz aylarında görülür. Obezitenin kalabalık yaşamının kaçınılmaz olduğu metropollerde daha sık görüldüğü bilinmektedir. Daha az yoğunlukta insanların yaşadığı yerlerde daha az sıklıkla görülmektedir. Tek çocuklu ailelerde risk daha fazladır. Ailenin birey sayısı arttıkça, obezite riski azalmaktadır. Obezite, normal büyümenin gelişimini de olumsuz etkileyebilir. Çocuğun beslenme öyküsü önemlidir. Çünkü bazı çocuklar çok fazla miktarda yememelerine karşın, aldıkları besinlerin yüksek düzeyde karbonhidrat ve yağ içermesi yüzünden kilo alırlar. Obez çocuklar genellikle aynı yaş ve cinsteki yaşıtlarına göre daha hızlı büyürler. Ancak erişkin boyları, genellikle normal sınırlardadır.

* Ergenlikte alınan kilolar için nasıl bir önlem alınmalıdır?
Ergenlikte düzenli beslenme ve hareket önemlidir. Özellikle fast-food ve bilgisayar bağımlısı ergenlerin, yaşam tarzlarına hareketi sokmaları gerekir. Günde 45 dakika tempolu yürüyüş, ip atlama, merdiven inip çıkma veya bisiklete binme gibi egzersizler alınan kalorilerin yakılmasında yararlıdır.

Gençlere yönelik sağlıklı beslenme
* Büyüme ve gelişmeyi sürdürebilecek enerji ve proteini içeren doğal besin kaynakları, gerekli mineral ve vitamin ihtiyaçlarını da karşılar. Ek vitamine gerek yoktur. Önemli olan; ergenin ihtiyacı olan enerji ve proteini dengeli şekilde, doğal besin kaynaklarını tüketerek almasıdır.
* Tercih edilen yiyecekler arasında yer alan fast-food’lar sağlıklı değildir. Okul kantinlerinin ve okul yönetimlerinin, bu konuda duyarlı olmaları gerekir.
* Ergenler, tek yönlü enerji kaynaklarından uzak durmalıdır.

BOY KISALIĞI OLUŞABİLİR!
* Ergenlikte beslenme ihtiyaçlarının karşılanmaması durumunda gelişecek olan büyüme geriliği ve boy kısalığının erişkin yaş grubunda tedavisi sınırlıdır.
* Ergenlik döneminde beslenmenin karın doyurmanın ötesinde, kişinin sonraki hayatına şekil verecek bir diyet programı olduğu unutulmamalıdır. Çünkü gençlik döneminde kilolu olan her 100 gençten 70′i, erişkin olduğunda da bu sorundan kolay kolay kurtulamamaktadır.
* Ergen, yaşamakta olduğu psiko-sosyal değişim sırasında yaşadığı stresleri zaman zaman bedenine yönlendirebilir. Vücut ağırlığına yoğunlaşabilir. Denetimsiz diyet uygulamaya başlar. Sonuçta bu bilinçsiz diyetler anoreksiya ve bulimiya denilen yeme bozukluklarına dönüşebilir.

PSİKOLOJİSİ DİKKATE ALINMALI
* Ergende ‘hiperfaji’ denilen ve obeziteye neden olan yeme bozukluğu saptanabilir. Nedeni, ihtiyaçtan daha fazla enerji alınmasıdır. Bunlar psikolojik sorunlardır.
* Ergenlik döneminde sağlıklı bir beden yapısı için spor önemlidir. Gence; masa başı hobiler yerine bisiklete binmek, yürümek ve koşmak gibi egzersizler aşılanmalıdır.
* Fiziksel aktivitenin artırılmasını sağlamak amacıyla ergenlik çağındaki bireylerin düzenli spor yapmaları sağlanmalıdır. Okul programları ve imkanları da bu bakımdan mümkün olduğunca zenginleştirilmelidir.
Obeziteden kurtulmanın en etkili formülleri

Şişmanlığın tedavisi her yaş grubunda zor ve ümit kırıcıdır. Onun için şişmanlık ortaya çıkmadan önce önlem alınması ve gelişmesinin önlenmesi gerekir. Kilo almayı önlemek için yapılması gerekenler şunlardır?
* Çocukların boş zamanlarını değerlendirecek birtakım uğraşları olmalı ve böylece sıkıldıklarında yemek yemeleri engellenmelidir.

TATLI VE YAĞ YOK
* Fast-food denilen, hızlı hazırlanan yiyeceklerden kaçınılmalıdır.
* Çocuğa kızarmış ve yağ içeriği fazla yiyecekler verilmemeli, sebze ve meyve yeme alışkanlığı kazandırılmalıdır.
* Ailenin beslenme alışkanlıkları çocuğun beslenme ihtiyaçlarına göre değiştirilmelidir.
* Tatlılardan ve besin değeri düşük yiyeceklerden kaçınılmalıdır.
* Düzenli ve sağlıklı yemek yeme alışkanlığı, okul programlarına da dahil edilmelidir.

BİSİKLETE BİNSİN!
* Obezite oluşumunda tüketilen besinlerin kalori içeriği kadar, yeme hızı da önemlidir. Yemek ne kadar hızlı yenirse, yemeğin bitmesinden önce gelişen doygunluk hissi de o kadar az olur. Bu nedenle yavaş yemek ve iyi çiğnemek gerekir.
* Şekerli ve gazlı içecekler az tüketilmelidir.
* Arabaya binmek yerine yürünmeli veya bisiklete binilmelidir.
* Hafta sonları, ailece spor yapılmalıdır.
* Çocuğa, ödül olarak yiyecek ve sakız vermekten kaçınılmalıdır.

İYOT ŞART!
* Fiziksel aktivitenin artırılmasını sağlamak amacıyla ergenlik çağındaki bireylere düzenli olarak spor yapmaları için birtakım olanaklar sunulmalıdır. Okul programlarını ve imkanlarını da bu bakımdan zenginleştirmekte yarar vardır.
* İyot, tiroit hormonu için gereklidir. Tiroit hormonları ise, metabolizmayı düzenler. Ergenlik döneminde artan metabolik faaliyetler için ergenlikte mutlaka iyotlu tuz kullanılmalıdır. Kırmızı et tüketin!

Hayvansal kaynaklı besin tüketimine ergenlik döneminde özen gösterilmelidir. Kırmızı et; en önemli demir kaynağıdır. Özellikle kız çocuklarında adetlerde kaybedilen kan nedeniyle, demir alımına dikkat edilmelidir. Tekrarlayan üst solunum yolları enfeksiyonları, ishal paraziter hastalıklar da kansızlığa yol açar. Kansızlık; tembellik, okul başarısında düşüklük, yorgunluk ve dikkat azlığı gibi belirtilere yol açar.

Bilhassa soğuk ve rutebetli havalarda ortaya çıkan, oynar eklemlerde ve kemiklerde kendisini gösteren ağrılardan şikayet ederiz. Yaşlı insanlarda bu tür şikayetlere daha sık rastlanır. Ancak, bahsini ettiğimiz bu ağrılı şikayetler sadece eklemler için mevzu-bahis değildir. Yani “romatizma” denince, mafsal ve kemik ağrılarından başka rahatsızlıklar da ifade edilmektedir. Kas romatizması, kalp romatizması, göz romatizması sayabileceğimiz rahatsızlıklardır.
Romatizmanın en çok rastlanan şekillerini şöyle sıralayabiliriz:
Ateşli Romatizma: Streptokok grubu mikropların sebep olduğu ani ve sinsi alevlenmelerle kendisini belli eden; eklemleri, kalbi, sinir sistemini ve böbrekleri tutan bir hastalıktır, iki yaşmdan önce görülemez. En sık 6-9 yaşları arasındaki çocuklarda görülür. Rutebetli ve soğuk bölgelerde, sosyo-ekonomik durumu düşük muhitlerde daha fazla rastlanır. Üst solunum yollarında meydana gelen enfeksiyonlar da ateşli romatizmaya zemin hazırlar.
Belirtileri:
* Romatizmal ateş ortaya çıkmadan iki üç hafta önce, genellikle bir üst solunum yolu enfeksiyonu görülür.
* Kalp iltihabı, yüzde altmış vakalarda ilk üç haftada kendisini belli eder. Kalp kapakçıklarında daralma ve yetmezliğe yol açtığı gibi; kalbin dışını kaplayan perikard zarını da etkileyebilir. Bu durumda aşırı hareketlerde nefes darlığı olur. Parmak uçlarında ve dudaklarda morarma görülür.
* Eklemlerde ağrı ve şişlik hemen ortaya çıkmaz. Önce boğaz ağrısı, bademciklerde iltihaplanma veya nezle görülür. Bu belirtilerden sonra, hasta kendisini iyi hissettiği ve hastalığı atlattığını sandığı bir sırada yeniden bir alevlenme olur. Vücut ateşi 39-40 dereceye çıkar. Nabız hızlanır ve en fazla çalışan eklemlerde şişlik ağrı ve kızarıklık başgösterir. Ağrı karşılıklı, simetrik eklemlerde aynı anda hissedilir.
* Vakaların yüzde yirmisinde gayri iradi hareketler görülür. Bunun sebebi, romatizmanın beyin zarı üzerinde etkili olmasıdır. Sebepsiz gülme, elindekini düşürme, sakarlık, yazıda çirkinleşme, ani refleksler sayabileceğimiz davranışlardır.
* Ateşli romatizma olaylarının hemen hemen yarısında kol ve bacak derisinde harita görünüşünde, pembe renkli kabarıklıklar ortaya çıkar. Kabarık yerdeki deride döküntüler olur.
* Ateşin ilk haftasında eklemlerin dış yüzlerinde, cilt altında mercimek büyüklüğünde, dokununca hissedilen yumrular başgösterir.
* Ateş, genellikle öğle sonları yükselerek, 39-40 dereceye çıkar; el ayasında ve tabanlarda bol terleme yapar.
Tedavi:
Tedavinin başlatılabilmesi için, belirtilerin başka hastalıklardan kaynaklanmadığı iyice tesbit edilmelidir. Zira romatizma ile birlikte böbrek iltihabı ve bağırsak bozuklukları da görülebildiğinden yanlış teşhiste bulunma ihtimali vardır. Ateşli romatizma, beraberinde birçok organ rahatsızlıkları getirdiği için; tedavi çok yönlü olarak yürütülmeli: öncelikle bu organların zarar görmesinin önüne geçilmelidir. Bilahare ağrıyı hafifletici ilaçlar verilmeli, hastanın iyi beslenmesi ve istirahatı sağlanmalıdır. Soğuk ve rutubetli ortamdan kesinlikle kaçmalı, kuru ve ılık bir odada hastayı yatırmalıdır. Vücuttaki zararlı metobolizma artıklarının çıkarılmasını kolaylaştırmak için bol sulu yiyecekler verilmeli; aynı zamanda enfeksiyona sebep olan mikroplarla savaş için antibiyotik tedavisi uygulanmalıdır. Penisiline alerjisi olan hastalar için streptokoklara karşı etkili başka antibiyotikler denenmelidir. Romatizmada, kalp bozukluğu dışındaki bütün ağrılar için aspirin kullanılmaktadır.
İhtiyarlık Romatizması: Halk arasında “Kireçlenme” tabir edilen yaşlılık romatizmasında, öncelikle eklemlerde ve eklemlere yakın kemiklerde şekil bozuklukları mevzubahistir. Bilhassa diz eklemlerinde yürümeyi zorlaştırıcı sertleşmelerden ve ağrılardan şikayet edilir. Hareket, sırasında eklemlerden “çıtırtı” sesleri dikkati çeker. Ağrı kesici ilaçlarla hastanın acıları dindirilmeli; bilahare fizik tedavisi ve kaplıcalar denenmelidir.
Romatoit Artrit: Daha çok 20-45 yaş arası kadınlarda görülen bir romatizma şeklidir. Genellikle el ve ayaklardaki küçük eklemleri sarar. Köprücük kemiği ile göğüs kemiği arasındaki eklem de bundan etkilenebilir. Eklemlerde ağrı, şişme ve hareket zorluğu ile kendisini belli eder. Bilhassa sabahları eklemlerde rahatsızlık verici bir sertlik mevzubahistir. Hastalığın ilerlemesi halinde, ağrı büyük eklemlere de geçerek bunları hareket ettiren kasları etkisi altına alır. “Sabah sertliği” başladığı zaman, hasta elinde çay bardağını tutamaz; düşürür. Parmaklarını açmakta ve hareket ettirmekte zorluk çeker. Hastalığın aktif süresi boyunca yüksek olmayan bir ateş vardır. Zamanla eklem çevresindeki dokular şişer, şekil bozuklukları ortaya çıkar.
Romatizmanın başlangıç döneminde aspirin, fenilbutazon gibi ilaçların ve altın zerklerinin faydalı olduğu bilinmektedir. Bunda da fizik tedavinin ve kaplıca kürlerinin etkisi büyük olmakta; çoğu zaman iyi neticeler vermektedir.
* Çocuklarda ortaya çıkan boğaz ve ağız enfeksiyonlarıyla vakit geçirmeden mücadele edilmeli; tedavisi sağlanmalıdır. Diş aspeleri, bademcik iltihapları, farenjit bunların başında gelmektedir.
* Soğuk ve rutubetli havada fazla kalmamalı; ıslak elbise ile, yalın ayak dolaşmamalıdır. Bu cümleden olarak; kışın kazak, yün çorap, atkı ve başlıksız dışarı çıkmamalıdır.
* Sağlık şartları yönüyle elverişsiz ortamlarda çalışmamalı; yorucu, yıpratıcı eğlencelerden, alkol ve sigaradan uzak durmalıdır.
* İstirahate yetecek kadar uyumalı, vitamin ve protein ihtiva eden sebzeleri ve gıdaları sofradan eksik etmemelidir.
* Nezle, grip ve soğuk algınlığı gibi mevsim hastalıklarını hafife almamalı; hastalık geçinceye kadar istirahat etmeli ve iyi beslenmelidir.
ROMATİZMALAR
1- İltibabî Romatizma (Artrit): Ateş, mafsallarda ağrı, şişlik, kızarıklık ve hareket güçlüğü, halsizlik, iştahsızlık şeklinde kendisini belli eder. Kalbi ve sinir sistemini etkileyen, çocuklarda ve yetişkinlerde görülen bir hastalıktır. Ateşli ve sükunetli devreleri vardır. Ateşli devrede kaplıca tedavisi yerine yatakta istirahat ve ilaç tedavisi uygulanır. İlaç tedavisi müsbet netice verip hasta ateşli devreyi atlattıktan sonra kaplıca destekleyici bir tedavi olarak tavsiye edilebilir. Bu durumda kaplıcanın şu faydaları görülecektir:
* Mafsallarda arta kalan ağrılar azalır.
* Ateş ve nabız normale döner.
* Halsizlik ve iştahsızlık sona erer; hasta kendisin! daha zinde hisseder.
* Kansızlık ve kanda görülen romatizmal bulgular ortadan kalkar.
* Yeni nöbetlerin gelmesi engellenmiş olur.
2- Yaşlılık Romatizması (Osteoartrit): Genellikle elli yaşın üzerindeki erkeklerde görülür. Geçmişte hastalanmış veya kaza geçirmiş eklemleri tutar. Eklemler şişer ve hareket sırasında çok ağrı verir. Parmak kemiklerinin uç eklemlerine yakın yerlerde kemik büyümesi görülebilir. Ağırlık taşıyan eklemler, hareket sırasında gıcırtılı bir ses çıkarır.
Hastalık ilerlemiş ise; istirahat, fizikoterapi ve ortopedik müdahaleden sonra ancak kaplıca tedavisi uygulanabilir.
3- Başka Bir Hastalık Sonrasında Ortaya Çıkan Romatizma (Romatoit Artrit): Umumiyetle yirmi-kırk yaş arası kadınlarda görülür. Sebebi tam bilinmemekle beraber, iltihabı bir kadın hastalığından sonra ortaya çıktığı için; bir çeşit bağışıklık reaksiyonu olduğu sanılmaktadır. El ve ayakların ufak eklemlerinde, altçene kemiğinin kafatasına birleştiği yerde, köprücük ve göğüs kemiği eklemlerinde ağrı ile birlikte şişlikler görülür.
Hastalığın ilerlemesini beklemeden bir doktora müracaat edilirse, kaplıca tedavisi çok iyi neticeler verecektir.
4- Doku Harabiyeti ile Neticelenen Romatizmalar (Fibrozit):
Mafsal ağrıları ve tutuklukları ile birlikte; erkeklerde damar sertliği, kadınlarda şişmanlama eğilimi görülür. Eklem yerlerindeki bağ doku iltihaplanma sonucu yıkıma uğrar ve tutukluklara sebep olur. İlerlemesi halinde hastada iştahsızlık, hareketsizlik ve beslenme bozuklukları görülür. Zaman zaman vücut ateşinde yükselmeler olur. Kaplıca tedavisinin iyi neticeler verdiği gözlenmiştir.
5- Ameliyat Sonrası Ortaya Çıkan Eklem Tutuklukları: Çeşitli iş kazaları sırasında, hareket sistemlerinde meydana gelen kırık, çıkık ve ezilmelerin bazan ameliyatla tedavisi gerekmektedir. Ameliyat sonrasında cerrahi müdahale gören eklem yerlerinde ağrılar ortaya çıkabilir. Bu ağrılar için de kaplıca tedavisi çok iyi neticeler vermektedir.
Romatizmaya Yakalanmamak için: Romatizmanın hemen hemen her çeşidinin tedavisi zor hastalıklardan olduğu kabul edilmiştir. Bunun için, hastalıkla mücadeleden ziyade; koruyucu tedbirler daha önemlidir.
DİKKAT: Kemik tümörü olduğu teşhis edilen hastalar kesinlikle kaplıcaya gidemezler. Ayrıca, romatizma ile ilgisi olmayan, mikrobik kemik ve mafsal hastalıklarında da kaplıca tedavisi uygulanmamalıdır.

    GRİP
Salgın halinde ortaya çıkan; değişik karekterde virüsler tarafından oluşturulan bir solunum yolları hastalığıdır. Grip virüslerinin devamlı karekter değiştirmeleri sebebiyle tesirli bir aşısı veya serumu yapılamamaktadır. Mikropların vücuda girmesinden birkaç gün sonra hastalık kendisini belli eder.
Belirtileri:
* Ateş, halsizlik, eklemlerde ağrı ve hastalık duygusu ile başlar.
* Göz yuvalarında ve alında ağrı yapar.
* Öksürük, burun akıntısı, boğazda ağrı, hastalığın yerleştiğini gösteren kesin belirtilerdir.
* Üç-dört gün sonra ateş düşer ve hastalık belirtileri hafifler.
Ne Yapmalı?
* Hastalık belirtileri şiddetli olduğu takdirde doktora müracaat ediniz. Gribe doğrudan tesir eden bir ilaç olmamakla birlikte; öksürük, ateş ve muhtemel yan tesirleri için ilaç tedavisi gerekebilecektir.
* Hasta gribi atlatıncaya kadar yatakta istirahat ettirilmeli; bol vitaminli yiyecekler ve meyve suları verilmelidir.
DİKKAT: Ağır geçmesi halinde ortakulak iltihabı, karın zan iltihabı, bronşit, akciğer zarı iltihabı, beyin ve sinir sistemi iltihapları yapabilmektedir.

Belirtileri: Boğmaca mikroplarının üst solunum yollarına yerleşmesinden iki hafta sonra hastalık kendisini öksürük nöbetleri ile belli eder.
* İlk günlerde “soğuk alğınlığı”na benzer işaretlerle başlar. Bir-iki hafta müddetle hafif ateş ve kırgınlık yaptığından pek anlaşılmaz. Hastanın nezleye yakalandığı zannedilir.
* Bundan sonra, akşamları nöbetler halinde gelen öksürük devresi başlar. Beş hafta kadar süren öksürük nöbetleri sırasında kasılma ve kramplar görülür. Kramp sonunda kusmalar olabilir.
  DİKKAT: Sıradan öksürükle boğmaca öksürüğünü birbirinden şöyle ayırabilirsiniz. Boğmaca öksürüğü, önce kuvvetli öksürükler halinde gelir. Bunu derin bir soluk alma izler. Öksürük sırasında hasta boğuluyormuş gibi rahatsız olur ve ıslık sesine benzer bir ses çıkarır. Öksürük nöbeti sona erip derin bir nefes alınca hasta kendisini iyi hisseder.
* Boğmaca hastalığını ağır geçiren kimselerde en sık görülen ilave hastalık akciğer zarı iltihabıdır (zatülcenp). Bebeklerde ölüme varan ciddi sonuçlar doğurur.
* Boğmaca geçtikten sonra, hasta yatak istirahatı yapmadığı takdirde “bronşit’e çevirebilir.
* Yine doktor tedavisi görmeyen ağır durumlarda adale krampı, felç, beyinde arıza, sağırlık, hatta körlük dahi yapabilmektedir.
* Yan etkileri görülmediği yani normal seyrettiği takdirde süresi sekiz haftadır.
Ne Yapmalı?
* Öksürük nöbetleri başlar başlamaz doktora müracaat ediniz ve onun tavsiyelerine göre hareket ediniz.
* Hastalık ağır seyrettiği takdirde, doktor hastahane tedavisi tavsiye edecektir.
* Hastanın odası bol güneş almalı ve sık sık havalandırılmalıdır.
* Ateş düştükten sonra, hasta kısa aralıklarla temiz havaya çıkarılmalıdır.
* Sekiz hafta müddetince, hasta sağlam çocuklardan uzak tutulmalıdır.
* Kuru yiyecekler öksürüğü tahrik edeceğinden, hasta sulu ve bol vitaminli yiyeceklerle beslenmelidir.
* Öksürük nöbetleri sırasında kusma olabileceğinden; yemekler nöbetlerden on beş dakika sonra verilmelidir.
* Tesirli bir boğmaca aşısı henüz bulunabilmiş değildir. Ancak yine de mevcut boğmaca aşısını yaptırmakta fayda vardır.

Kızamıkçık, solunum yoluyla veya direkt temasla bulaşan ve 3 gün kadar süren bir döküntüyle seyreden bir hastalıktır.

Tipik belirti: döküntü, ensede ve kulak arkasında lenfadenopati (beze). 2-3 hafta süren bir kuluçka döneminden sonra hafif ateş, başağrısı, nezle hali ve öksürük başlar. Döküntü, yüzden başlar, hızla vücuda yayılır. Pembemsidir. 2. Günden itibaren solmaya başlar, 3. gün kaybolur. Hastaların %25’i, hastalığı döküntüsüz geçirir ve tanı konamaz.

Bulaştırıcılık: Döküntüden 1 hafta önce başlar, 2 hafta sonra sona erer. Hastalığı geçirenlerde yaşam boyu bağışıklık gelişir, bir daha kızamıkçık geçirmezler.

Kızamıkçıklı çocuğun bakımı:

  • Yatak istirahati,
  • Sulu ve yumuşak gıdalarla beslenme,
  • Ateş kontrolü:İlk seçilecek ilaç, çocuğun kilosuna göre parasetamoldür (calpol, termalgine, tylol, tamol vb)
  • Yeterli sıvı verilmesi: İştah azalmasına bağlı olarak su kaybı olabilir. Bunu önlemek için,çocuk olabildiğince sıvı ağırlıklı hafif gıdalarla beslenmelidir. Acılı, baharatlı yiyecekler ve karbonatlı içeceklerden kaçınılmalıdır. Çocuğu, ağrı kesici sonrasında ağrıları azaldıktan sonra beslemek daha kolaydır.
  • Rahatsız edici öksürük varlığında yumuşatıcı ilaçlar kullanılması.

Kızamıkçık hastalığının aşısı vardır, ve her sağlıklı çocuğa 15. ayda kızamık ve kabakulak aşılarıyla birlikte yapılmalı, gerekli dönemlerde de, tekrarlanmalıdır.

Ne zaman doktoru tekrar aramalı?

  • 4. gün döküntüde solma başlamamışsa,
  • Ateş 4. gün hala düşmemişse,
  • Dehidratasyon (su-kaybı) bulguları görülürse,
  • Dalgınlık, uykuya eğilim, kolayca uyandırılamama, halüsinasyonlar görülürse,
  • Ciddi başağrısı, ense sertliği/ağrısı ve sırt ağrısı başlarsa,
  • Tekrarlayan kusmalar olursa,
  • Çocuğa yeterli sıvı verilemezse,
  • Eklemlerde ağrı, şişme, kızarıklık olursa,
  • Nefes alma güçlüğü, sık nefes alıp verme, göğüs ağrısı, hırıltılı nefes alma, şiddetli öksürük varlığında,
  • Dengesiz yürüyüş ve güçsüzlük/halsizlik gelişirse,
  • Çocuk hastalık başlangıcına göre daha “hasta” görünüyorsa.

SAYFA 1 1234»