Önce kız mı, erkek mi diye bakarız, ardından eline ayağına. Parmaklarını sayarız. Peki sonra? Herhalde boyu ve tartısı gelir. Herkes bunları sorar; kız mı, erkek mi tartısı ne kadar, boyu ne kadar? Siz herkese önce bunları söylersiniz; kız mı, erkek mi, tartısı ne kadar, boyu ne kadar?

Neden herkes önce bunları merak eder? Basit, çünkü tartı ve boy ilk günden itibaren bebeğin gelişiminin en somut göstergesidir.

Bebeğimin tartısı ne kadar olmalı?

Tıpkı erişkinler gibi, yenidoğanların da tartı ve boyları farklı farklıdır. Bebeklerin çoğu “gününde” doğar –size göre 9 ay 10 gün, biz hekimlere göre 40 haftadır bu- tartıları 2500-4000 gram arasında, boyları 47-52 cm arasında değişir. Uzunca bir dönem, yenidoğanlar “ne kadar iri ise o kadar iyi” diye düşünüldü, ama artık “irilikten” çok bebeklerin sağlıklı olmasına önem veriyoruz.

Yenidoğan bebeğin tartısı belirleyen bir çok etken vardır. Bunlardan bazılarını şöyle sıralayabiliriz.

  • Anne babanın boyu ve kilosu- genellikle iri anne-babanın bebeği, ufak tefek anne-babanın bebeğine göre daha büyüktür.
  • Bebeğin cinsiyeti- kızlar, erkeklere oranla biraz daha küçüktür.
  • Gebelik süresi- gününde doğan bebek, erken doğana oranla muhtemelen daha ağır olacaktır.
  • Annenin gebelik süresinde sağlık durumu- annenin kimi hastalıkları, bebeğin doğum tartısını etkiler. Örneğin yüksek tansiyon düşük doğum tartılı bebeğe, şeker hastalığı bebeğin ,iri doğmasına yol açar. Gebelik boyunca bebeğin tartısına ve sağlığına etki edecek her durum, kadın doğum uzmanının yakın takibi altında olmalıdır.
  • Annenin gebelik boyunca beslenmesi- bebeğin sağlıklı gelişimi için annenin uygun beslenmesi mutlaka gereklidir. Yetersiz beslenme, bebeğin büyümesini olumsuz etkileyecektir.
  • Annenin gebelikte sigara, içki ve ilaç kullanması-
  • Kaçıncı bebek olduğu- ilk bebekler, bazen sonrakilerden düşük tartılıdırlar.
  • Çoğul gebelik- ikiz, üçüz vb. bebekler, aynı boşluğu paylaştıkları için doğum tartıları daha düşük olacaktır.

Bebeğiniz, ilk ayında, günde ortalama 30-40 gram tartı alacak, boyu ortalama 3 cm uzayacaktır. Kimi bebekler, 10-15 günlükken ve 3-6 haftalıkken bir hızlı büyüme dönemi yaşarlar.

Endişe etmeli miyim?

Bebeğinizin tartısı ortalamaya göre düşük yada fazlaysa, doğumdan sonra bir süre daha yakın takip altında tutulacaktır. Bu takip, olası sorunların kısa sürede çözülmesi ve bebekte ileriye dönük bir zarar oluşmaması için mutlaka gereklidir.

Düşük tartılı bebeklerin en önemli sorunları, beslenme ve vücut ısılarını düzenlemedir. Bu bebeklerin anneleri, bebeklerini sık sık emzirmeli, çocuk hekiminin gerekli görmesi durumunda düzenli aralıklarla biberon vermeli ve vücut ısıları sık sık ölçülmelidir.

Toplumumuzda sağlıklı bebek tombul bebektir! Ancak tombul bebek de en az düşük tartılı bebek gibi sorunlar yaşayabilir. Bunların en sık rastlananı kan şekeri düşüklüğüdür. İri bebeklerin kan şekerlerinin düşmesini önlemek için sık aralıklarla beslenmeleri ve belirli aralıklarla kan şekerlerinin ölçülmesi gerekir.

Prematüre (erken doğan) bebekler genellikle, gününde doğanlardan daha düşük tartılıdırlar. Ağırlıkları zamanından ne kadar önce doğduklarına göre değişiklik gösterir. Vücut yağları azdır, kendilerini ısıtamazlar. Erken doğanlar, ısı ve nemi ayarlı küvözler içerisinde tutularak, dış ortama uyumları sağlanmaya çalışılır. Anne sütüyle, bir takım katkı mamalarıyla yada formül mamalarla, erken doğanların yeterli tartıyı almaları sağlanır.

Son olarak

Bebeğinizi doğumdan bir kaç gün sonra tartarsanız, kilo verdiğini göreceksiniz, sakın meraklanmayın! Bebeklerin çoğu doğumdan sonra tartılarının ortalama %5-10’unu kaybederler. Bu durum tamamiyle normaldir. Doğumdan yaklaşık 10 gün sonra bebekler ancak doğdukları kiloya ulaşırlar. Bu dönemde görülebilecek aşırı tartı kaybı konusunu bebeğinizi izleyen çocuk hekimiyle görüşebilirsiniz.

Son bir nokta, bebeğinizin düşük yada fazla kilolu olması çocukluk yada erişkin dönemindeki kilo ve boyu ile tam ilişkili değildir. Bu aşamada, genetik diye bir bilim devreye girer ve bakarsınız minick bir bebek ilerde dev bir basketbolcu olur!

BOŞANMA SEBEPLERİ

Evlilik, her kurum gibi zaman zaman aksayan yönleri olan bir kurum, bu aksaklıklar giderilemediğinde ise sonuç ne yazık ki boşanmayla noktalanıyor. Evlilik süresince aileye yeni bir birey katıldıysa boşanma daha sancılı oluyor. Evliliğin bitmesine yol açan sebepler çok çeşitli olabilir, en çok görülen sebepleri aşağıdaki gibi sıralayabiliriz:

  1. ekonomik sorunlar
  2. eşlerin sosyo-kültürel yapı farklılıkları
  3. cinsel sorunlar
  4. iletişim bozukluğu
  5. eşlerden birinin ihaneti
  6. aile içi şiddet

Yukarıdaki sebepler nedeniyle evlilik sorunları yaşayan bir çiftin anne-baba olarak da çocuklarıyla sağlıklı ilişkiler kurabilmelerini bekleyemeyiz; anne ya da baba ayrı ayrı çocuklarıyla sağlıklı ilişkiler kursalar bile, birlikte çocuklarına karşı tutarlı, dengeli tutum ve davranışlar sergilemekte güçlük çekeceklerdir. Bir evliliği başa çıkılamayan, çözüm üretilemeyen, süregen sorunlarla devam ettirmenin çocuk üzerinde yaratacağı olumsuz etkiler, bazen boşanmanın kendisinin yaratacağı etkilerden daha fazla ve yıkıcı olabilir.

Boşanmanın sebebi ve şekli, çocukların boşanmadan ne kadar etkileneceğini belirler;

Örneğin, anlaşmazlık (iletişim bozukluğu) nedeniyle biten bir evlilikle, eşlerden birinin ihaneti sonucu biten bir evliliği karşılaştıralım. İlkinde, eşler daha uzlaşmacı ve çocukla ilgili sorunların üstesinden gelmek konusunda daha akılcı davranabilirler. İkinci durumda ise, eşler birbirlerine karşı daha öfkeli ve düşmanca tutumlar sergilerler, durum böyle olunca isteseler de uzlaşmacı olamazlar. İkinci tip boşanmalarda ise çocuklar doğal olarak daha fazla zarar görürler.

BOŞANMA SÜRECİNDE DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN NOKTALAR

Sizi boşanma kararı almaya iten sebepler ne olursa olsun, boşanma kararınızı kesin olarak vermeden önce, aşağıdaki konuları gözden geçirdiğinizden emin olun;

  1. Yaşadığım sorunların ve mutsuzluğumun sebebi evliliğim, başka sorunları evliliğime atfetmiyorum,
  2. Evliliğimi kurtarmak için elimden gelen herşeyi yaptım,
  3. Bu kararı uzun sürede ve etki altında kalmadan verdim,
  4. Eşim de, ben de ilişkimize yeterince zaman tanıdık,
  5. Çocuğumuz ve ben boşanma olayından etkileneceğiz,
  6. Boşandıktan sonra ortaya çıkabilecek yeni sorunlarla başa çıkabilecek gücüm var,
  7. Yalnızca eşimden boşanıyorum, çocuğumdan değil (özellikle babalar için),
  8. Eşimin de benim de çocuğumuza ihtiyacımız var, çocuğumuzun hem bana hem eşime ihtiyacı var, o yalnız birimize ait değil.

Kararınızı kesin olarak verdiyseniz veya siz istemeseniz de eşiniz kesin olarak sizden boşanmaya karar verdiyse çocuğunuzun boşanma sürecinden olabildiğince az etkilenmesini sağlayabilmek için aşağıdaki maddeleri yerine getirmeye çalışın;

  1. Boşanmanın ne olduğu ve boşanmadan sonra anne, baba ve çocuğun yaşamında ne gibi değişiklikler olacağı konusunda çocuğu bilgilendirmek ve bilinçlendirmek gerekir. Boşanma sürecinde, şehir veya ev değiştirme, bakıcı değiştirme, yeni bir evlilik vb. yaşam değişikliklerini erteleyin. Yaşanması zorunlu bazı değişiklikler varsa, bunlara kademeli geçişler yapmaya gayret edin. Çünkü her değişim, olumlu da olsa ekstra çaba gerektirir ve çocuğunuz için hepsine birden uyum sağlamak güç olabilir. Aynı sebeple, boşanma sonrası çocuk eşlerden hangisiyle kalacaksa, o ve çocuk ailenin boşanmadan önce yaşadığı mekanda yaşamaya devam etmelidir.
  2. Eşler, kendi ailelerini de toplayarak (babaanne, hala , dayı vb.) hep birlikte bir toplantı yapmalı ve çocukla ilgili alınan kararlardan herkesin haberi olmalıdır. Böylece herkes çocuk için işbirliğinin kaçınılmaz olduğunu hatırlatmış olur, çocuğun bu durumdan çok etkilenebileceğinin ve bu konuda herkesten duyarlılık beklendiğinin altı çizilir ve kararlarda herkesin katkısı olduğundan kurallar daha az çiğnenir.
  3. Çocuktan ayrı yaşayacak olan eş, kademeli olarak evden ayrı kalmaya başlamalıdır; bu süreç haftada bir günden 5-6 güne kadar çıkarıldığında çocuk ayrılığa daha kolay adapte olur. Boşanmadan sonra, çocuklar her iki eşle de sürekli ve düzenli olarak görüşmeye devam etmelidir. Siz artık sevgili veya karı-koca olmayabilirsiniz ama onun için halen anne-babasınız. O sizleri beraber tanıdı ve beraber istiyor, bunu anlamaya çalışın ve ayrılığınıza alışması için ona zaman verin. Çocuğunuza anne ve babanın bibirlerinden ayrılmalarının çocuklarından ayrılmaları anlamına gelmediğini anlatın. Hep birlikte sık sık biraraya gelin (Kendinizi,eşinizle bu biraraya gelişleri kimseye açıklamak zorunda hissetmeyin !!!).
  4. Eşler boşanmanın çocukları için olduğu kadar kendileri için de zor olduğunu unutmamalı ve boşanmayı bir son değil, bir başlangıç olarak kabul etmelidirler. Öfke, yalnızlık duygusu, depresyon, kaygı gibi psikolojik sorunlar ortaya çıkabilir, bunlar doğaldır, gerekirse profesyonel yardım almaktan çekinmemek gerekir. Kendilerini ne kadar çabuk toparlarlarsa çocuklarına da o kadar çok yararlı olabilirler. Unutmamak gerekir ki, çocuklar yeni karşılaştıkları her durumun ne denli tehdit edici olup olmadığını anlamak için genellikle yetişkinlerin tepkilerine bakarlar. Sürekli ağlayan bir anne çocuğa durumun kötü olduğu, neşeli ve çabalayan bir anne ise her şeyin yolunda gittiği izlenimini verecektir.
  5. Eşler çocukları kesinlikle birbirlerine karşı kullanmamalıdır; çocuk hiçbir şekilde taraf ve tanık tutulmamalıdır. Yeni düzenlemelerle ilgili kararlar alırken çocuğunuzun onayını alın ama çocuğunuzu karar verme sorumluluğu altında ezmeyin.
  6. Çocuk, boşanmış bir anne-babanın çocuğu olmayı çevresine karşı bir silah gibi kullanmamalıdır. Her konuda gereksiz tavizler vererek çocuğun boşanmadan alacağı yaralar yalnızca artırılır, azaltılmaz. Her gün çikolata yemesine izin vererek çocuğunuzun boşanma olayından daha az etkilenmesini sağlayamazsınız, sadece çikolataya daha çok alışmasını sağlarsınız.
  7. Çocukla ilgili her konuda eşler birbirleriyle çelişen davranışlarda bulunmamaya gayret göstermeli, ortak bir yol izlenmelidir. Babanın evinde izin verilen bir şeye, annenin evinde yasak konulmamalıdır.
  8. Çocuklar anne-babalarının boşanmasından kendilerini suçlayabilirler. Bu yüzden, boşanma sebebeinin çocukla hiçbir ilgisinin olmadığı, bunun anne ile babanın arasındaki anlaşmazlıktan kaynaklandığı açıkça anlatılmalıdır.
  9. Çocuk anne-babasının yerine kimseyi koymak istemez, buna saygı duymak gerekir. Boþanma sonrası eşlerden biri yeni bir ilişki yaşıyorsa çocuğun bunu boşanmayı kabullenene kadar bilmemesi gerekir.
  10. Boşanma sırasında, çocuklar mahkeme, eşya dağılımı, nafaka gibi konulardan haberdar edilmemelidir.

Anne-babası boşanmış veya boşanma aşamasında olan bir çocukla ilişkisi olan herkes için iki uyarı :

LÜTFEN,

  1. Çocuğun yanında bu konuyu konuşmayın, özellikle de eşlerden birinin tarafını tutan veya kötüleyen sözler sarfetmeyin.
  2. Boşanma olayını çocukla ilişkilendirmeyin ve çocuğa bu anlama gelen sözler sarfetmeyin;

Anne ya da babasının kendisini sevmediği için, çok yaramazlık yaptığı için, başka bir kadınla birlikte olmayı tercih ettiği için vb. terkettiğini asla söylemeyin. Bu boşanan çiftlerin ailelerinin ve hatta kendilerinin de çok düştüğü bir hatadır. Hernekadar bu sözler gerekçelendirilirken “çocuk anne veya babadan soğusun da aramasın” gibi bir iyi niyet öne sürülüyor olsa da, bu ne inandırıcı ne de çok akılcıdır. Bu gibi sözlerle çocuğu teselli etmez, ona ancak “terkedilmişlik duygusu ve/veya suçluluk duygusu” enjekte etmiş oluruz. Böylece çocuk terkedildiğini çünkü sevgiye layık olmadığını, değersiz olduğunu düşünür. Bu gibi sözlerin çocuklarda ne kadar derin ve onarılması zor yaralar açabileceğini düşünebiliyor musunuz ?

Anne-babalar için son uyarı :

Boşanmaya karar vermeden önce, eşinizle birlikte hareket ederek, çocuğunuzun boşanmanızdan olabildiğince az etkilenmeslini sağlamak için tüm önlemleri alsanız da, çocuğunuz bu olaydan çok etkilenebilir. Bazen de çok dikkatsiz davranırsınız ama çocuğunuz fazla etkilenmez. Bunun iki sebebi vardır; birincisi her çocuk her olaydan aynı oranda etkilenmez, ikincisi olayın etkileri eşit olsa bile tepkiler ve tepkinin zamanı farklı olabilir.

Buna ilaveten, boşanma olayı çocukları kuşkusuz etkiliyor, ancak çocuklar olayın kendisinden çok, oluş biçiminden, süreç içerisinde yaşananlardan etkileniyorlar. Çocuklara birşeyi anlatmanın bin çeşit yolu var. Önemli olan çocuğumuz için doğru olan yolu bulabilmek. Bizim çocuğumuz için, bizim koşullarımızda doğru olan bir yol, bir başka çocuk için onun koşullarında doğru olmayabilir. Çocuğunuzu boşanma sürecine hazırlama konusunda profesyonel yardım almaktan çekinmeyin lütfen, bunu utanılacak bir şey olarak görmeyin. Bunu yaparken de olabildiğince erken, boşanma kararı almadan veya hemen sonrasında yapın. Bu arada, boşanma aşamasında çocukları için profesyonel yardım alırken, iletişim sorunlarını çözebildiğini görerek, evliliğini sürdürmeye karar veren çiftlerin sayısının da çok olduğunu hatırlatmak isterim.

 

Birçok durumda kaba ve ince motor kontrol gelişimi düzgün olarak işler. Yine de bazen bir çocuk yaşıtlarının gerisine düşer. Örneğin çocukların çoğu 12 ile 15 aylıkken yürür. Ancak 20 aylık olduğu halde yürümeyen çocuğa ne demeli? Bir terslik mi var?
Hem ince (el becerilerinde kullanılan kaslar), hem de kaba (yürümek, sıçramak ve atlamak için kullanılan daha büyük kaslar) motor fonksiyonunda çeşitli gecikmiş gelişme tipleri vardır.
Bazı ince motor fonksiyonsuzluk tipleri, bir okul öncesi çocuğun çizgi çizmesini veya resim yapmasını güçleştirir, ya da ayakkabılarını bağlamayı öğrenmesini geciktirir. Bu çocuklardan bazıları yan göz koordinasyonunda zayıflıklar gösterir. İnce motor fonksiyonsuzluğu olan bazı çocuklar bir boyalı kalemi doğru bir şekilde tutamazlar. İnce motor becerilerindeki sorunlarından dolayı bu çocuklar okula gittiklerinde sık sık güçlük çekerler.
Atlama ya da sıçramada yeteneksizlik gibi gecikmiş kaba motor becerileri olan ya da hantal çocuklar çoğu kez utangaç ve içine kapanık olurlar. Bunlar atletizm takımına daima en son seçilen çocuklardır. Sonuç olarak çoğu zaman zayıf bir görünüm geliştirirler.
Gecikmiş psikomotor gelişiminin nedeni aileden gelmekle birlikte genellikle meçhuldür.
Çocuğunuzun psikomotor gelişmesinde bir gecikmeden şüpheleniyorsanız, sorunlarınızı doktorunuza iletin. Bir sorun olup olmadığını saptayabilen testler vardır.
Motor becerilerinde bir gecikme varsa, çocuğunuzun kendine saygısında önemli bir kaybı olur. Ebeveyn olarak onun gelişimini sabırla izleyerek ve anlayarak çocuğunuzun kendine saygı duygusunu korumanıza gerek vardır. Eğer sabırsızsanız, eninde sonunda “yetişse” bile çocuğunuzun kendine güveni zarar görür.

Çocuklar arasındaki sürekli ağız kavgası kadar hiçbir şey ebeveynin sinirlerini bozamaz.
Kardeşler arasındaki sorunlar, yeni yürümeye başlayan çocukla yeni doğmuş bebek arasındaki rekabet, fiziksel saldırganlıktan bitmeyen çatışmaya kadar uzanır.
Bu kavgalar, sakin ebeveynleri bile sadece bir çocuk yetiştirmeyi dilemelerine yol açmasına rağmen, kardeşler arasındaki kavga ve rekabetin normal olduğunu bilmelisiniz. Ara sıra çocuklarınız düşman kamplarında yaşıyorlarmış gibi görünseler de, diğer günler iyi arkadaş olabilirler.
Aşağıdaki paragraflar kardeşler arasındaki bazı yaygın sorunları tanımlamakta ve birlikte yaşamalarını kolaylaştırabilecek öneriler sunmaktadır.
Kardeşlerin Rekabeti
Çocuklar her yaşta bir kardeşi kıskanabilirler. Kardeşlerin rekabetinin en yaygın durumlarından birisi, büyük kardeşin ailedeki yeni bebeğe karşı duyduğu kıskançlıktır. Bu rekabetin en çok görüldüğü yaş 12 ile 36 ay arasıdır.
Yeni kardeşleri kıskanan bir çocuk tipik olarak dikkat çekmek ister, bebeğe karşı saldırganlık gösterebilir ve çoğu zaman geriler (örneğin yeniden parmak emmeye başlar ya da tuvalet eğitimi olduğu halde bebek bezi giymek ister).
Bu doğal duyguları bütünüyle yok edememekle birlikte, hamilelik süresince bebek hakkında konuşarak, çocuğun yeni bebeğe hazırlanmasına yardım edersiniz. Bebek için hazırlanırken çocuğun size yardım etmesine imkân verin. Çocuğun yatağına ihtiyacınız varsa bebek gelmeden çok önce onun yatağını değiştiriniz. Çocuğu olgun davranışı için övünüz.
Hiç olmazsa her gün çocuğunuza telefon ediniz ve hastanede olduğunuzu söyleyiniz. Tercihen, çocuğunuza ziyaret etme ve yeni kardeşiyle buluşma olanağını verin.
Eve vardığınızda, bebeği başkasına verin ve büyük çocuğunuzla yalnız olarak vakit geçirin.
Kavga
Çocuklara birbirlerine tekme, yumruk atmayacakları ve ısıramayacakları öğretilmelidir. Çocuklarınız fiziksel olarak kavga ettiklerinde onları ayrı odalara gönderiniz.
Çatışmalar
Çocukların kendi tartışmalarını kendilerinin çözmeleri gereğini açıklığa kavuşturunuz. Ardından, onlar tartışırken, başka bir odaya gitmeniz gerekse bile görmezlikten gelmeye çalışınız. Tartışma dışında kalmaya çalışınız. Onu size getirseler, sorunu açıklaştırmalarına yardım ediniz, ancak bırakınız onlar bir çözüm bulsunlar. Tartışmayı çözdüklerinde onları övünüz. Kayırmacılıktan sakınınız.
Oyuncakların Paylaşılmasını
Reddetme

Bazı 3 yaşındaki çocuklar oyuncakları paylaşır, ancak çoğu aylar sonrasına kadar paylaşmaya başlamazlar. Çocuğunuzu bir kardeşiyle paylaştıramazsınız. Paylaşmayı reddettiği için çocuğunuzu cezalandırmayınız. Bununla beraber paylaşmayı teşvik edin ve bu gerçekleştiğinde çocuğunuzu övün.
Aynı psikolojiyle birçok küçük çocuk sık sık civarda oynayan kardeşinden oyuncakları kaçırır. Bu meydana geldiğinde oyuncağı çocuktan alın ve onu evvelce kullanmakta olana geri verin. Çocuğu kullanmak için oyuncakları istediği ve istendiğinde onu geri verdiği için övünüz.

Uyku saatinde kontrolsüz şekilde ağlama, geceleri sık sık uykudan uyanma ve yataktan çıkma ve anne babanın yatağına girmek isteme, okul öncesi çağındaki çocuklarda sıkça rastlanan uyku problemlerindendir.
Eğer çocuğunuzun uyku sorunları varsa, yalnız değilsiniz. Bu anne ve babaların sıklıkla şikâyetçi olduğu bir problemdir. Problemin geçici olup olmadığı veya arada bir meydana gelip gelmediği ya da aylardır sorun olduğuna bakılmaksızın, geceleri uyanan ve anne babalarını da uyandıran çocuklar, huysuz bir çocuk probleminin yanı sıra, anne ve babalarının da yorgun bir gece geçirmesine neden olurlar.
Çocuğun kaç yaşında olduğuna bağlı olarak nedenler çok çeşitlidir.
Eğer çocuğunuz 12 ila 24 aylık ise ve sürekli gece uykusu problemleri varsa, onun bu problemlerine siz de katkıda bulunuyor olabilirsiniz. 4 aylıktan daha büyük çoğu bebekler, geceleri birkaç kez uyanırlar ve sonra kendiliğinden tekrar uykuya dalarlar. Bununla beraber, eğer bebek geceleri her uyanışında ve ağlayışında anne ve babasının odasına koşacağını öğrenmişse, ister istemez tekrar uykuya dalmak için anne ve babasına gereksinim duyacaktır. Aslında çocuk geceleri ağlayarak bir çeşit terbiye kazanmaktadır.
Çocuğunuzun uyku alışkanlıkları kazanmasında kaçınmanız gereken noktalar şunlardır. Çocuğu uyutmak için avutmak ya da biberon gibi bir şey vermek, onunla aynı odada uyumak, uyuması için kucakta sallamak, gece yarısı onunla oyunlar oynamak, gündüzleri çocuğun toplam 3 saatten fazla uyumasına izin vermek, geceleri bezini değiştirmek.
Daha sonra, gece kendi yatağına gitmek istemeyen veya gece yarısı uykudan uyanan çocuklar için aşağıdakileri deneyin. Her ne kadar bu yaklaşımınız sizi bir süre uykusuz bırakırsa da, sonunda (genellikle 2 hafta içinde) problemi çözmenize yardımcı olacaktır.
1. Çocuğunuzu yatağına uyanık olarak yatırın. Ona “iyi geceler” deyin ve ısrarlarına rağmen odayı terk edin.
2. Bebeğiniz ağlamaya başlayınca hemen odasına koşmayın. Çocuğu kontrol etmeden önce 15-20 dakika bekleyin. Daha sonra, odada bir dakikadan daha az bir süre kalın. Işığı açmayın ve çocuğu kucağınıza almayın; basit bir şekilde, her şeyin yolunda olduğu ve o anın uyuma saati olduğunu ona söyleyin.
Bebeğiniz ilk gece belki bir saat süreyle ağlayacaktır, ancak bu yöntem kullanılmaya devam ettiğinde ağlama süresi genellikle her gece biraz daha azalacaktır. Bazı çocuklar geceleri ağlamayı huy edinmemişlerdir, korktukları için yataklarına dönmeyi reddederler; ya da geceleri korkuyla uyanırlar.
Eğer bebeğinizin ağlaması basit bir ağlamadan çok korkulu bir feryat halinde ise, derhal bebeğinizin yanına koşmanız gerekir. Sizin yüzünüzü görmek, bebeğinizi rahatlatacaktır. Böyle bir durumda, bebeğinizi sakinleştirdikten sonra da yatağının başucunda bir süre oturmanız gerekir. Bu esnada onunla oyun oynamamalı ya da konuşmamalısınız. Bebeğinizin bu anı sanki bir oyun zamanı gibi algılamasına izin vermeyin.
Daha büyük okul öncesi çağı çocukları ayrıca çoğunlukla uykularını bölen kâbus ya da korkulu rüyalar görürler. Bu durumda da çocuğunuzu sakinleştirin. Onunla oynaşmayın, sabırsız davranmayın ya da onunla korktuğu şeyi tartışmayın. Odasının kapısını açık bırakmak veya bir gece lambası kullanmak yararlı olabilir.
Eğer çocuğunuz gece sizin yatağınıza girmek istiyorsa, yumuşak, fakat kararlı bir şekilde onu kendi yatağına götürün. Böyle bir yaklaşım uzun dönemde hem çocuk, hem de anne baba için en yararlı olan terbiye şeklidir.

Normal bir konuşma ve lisan yeteneğini geliştirmek için, bebeğin işitmesi gerekir.

Normalde bebekler işitme duyusu ile doğarlar. Ancak, kimi zaman anne kamında meydana gelen düzensizlikler, bebeğin bir kulağının ya da iki kulağının duyma yetisini farklı derecelerde etkiler. Doğum sırasında oksijensiz kalan veya bakteriyel menenjite yakalanan, anne karnında iken veya doğduktan sonra enfeksiyonlara yakalanan, baş ya da boyun kusurları olan ya da sarılığa yakalanan veya erken doğan bebeklerde işitme sorunları olması ihtimali yüksektir. Ailede işitme sorunları varsa, bebeğin işitme yetisini muayene etmek gerekir.

İşitme bozukluğu sinsi bir sorundur ve çocuk 18-24 aylık oluncaya kadar fark edilmeyebilir, ailesi ancak bu dönemde çocuklarının konuşmadığını fark eder. Ne yazık ki artık çocuk lisan ve öğrenme için çok değerli olan aşamaları kaçırmıştır. Bu nedenle, tüm bebekler yaşamın ilk 6 ayı içinde işitme sorunları olup olmadığını saptamak için muayene edilmelidir.

Bebeklerde görülen işitme bozukluğu dörde ayrılır:


Ses İletimi Bozukluğu

Dış kulağın sesleri algılamasını önleyen veya seslerin dış kulaktan iç kulağa gitmesini önleyen bir engel vardır. Bunun en yaygın nedeni, kulakta yapısal anormallikler olması ve kronik kulak enfeksiyonlarıdır. Bu tür işitme bozuklukları, genelde başarıyla tedavi edilebilmektedir.

Duyusal-sinirsel işitme Bozukluğu

Kulak salyangozundaki kıl hücrelerinde veya duyma sinirlerinde anormallikler olmasıdır. Duyusal-sinirsel işitme bozukluklarının yarısından çoğu doğuştandır, geri kalanı ise doğum travması, kulak içi enfeksiyonlar, belirli ilaçlar ve öteki faktörlerden doğar. Duyusal-sinirsel işitme bozuklukları genelde tedavi edilememektedir.

Karışık İşitme Bozuklukları

Çocukta hem ses iletimi bozukluğu, hem de duyusal-sinirsel bozukluk bulunduğu anlamına gelir. Genelde sağırlığa yol açar.

Merkezi İşitme Bozuklukları

Merkezi işitme sinir sisteminde bir bozukluk olmasından kaynaklanır. Bu sorunlar hamilelik, doğum veya yaşamın ilk yıllarında meydana gelebilir.

işitme bozukluğunun erken saptanması, lisan ve konuşma gelişimi üzerindeki etkilerinin belirlenmesi açısından çok önemlidir. İşitme bozuklukları olan çocukların çoğuna ilaç veya ameliyat tedavisi ile ve işitme araçları ile yardım edilebilir. İşitme sorunları olan çocuklarla konuşma sorunları olan çocuklara ayrı testler yapılabilir.

Yanı sıra, bebeğinizde işitme sorunları da varsa, doktorunuz çocuğunuzun işitme yetenekleri en iyi şekilde kullanma için hazırlanmış bir ebeveyn çocuk programını tavsiye edebilir

Bebeklerin büyük bir çoğunluğu normal şekilde büyür. Ancak, kilo alma ve boy uzama oranları doğal olarak bebekten bebeğe değişir. Ne de olsa bazı bebekler, ortalama ağırlıktan daha az veya daha çok kiloda doğarlar.

Ender durumlarda, bebeklerin büyümesi durur veya yavaş seyreder. Gelişme sorunu olan bebekte görülen en önemli belirti, kilo almaması veya zayıflamasıdır. Yanı sıra gelişme sorunları olan bebeklerin çoğu, gelişme gerilemesi ve fiziksel ve duygusal eksiklikler gösterir. Bir şeye bakamazlar, duygusuz ve çekingen olurlar. Bazılarında kusma, ishal ve salya gibi mide bağırsak sorunları görülür.

Her ne kadar gelişme sorunları çocukluk döneminin herhangi bir aşamasında meydana gelebilirse de, en çok bebeklik döneminde, özellikle de hastaneye yatırılan bebeklerde görülür. Zeka açısından geri veya otistik ya da beyin felci bulunan bebeklerde, gelişme bozuklukları daha çok görülür.

Gelişme sorunları temelde iki kategoriye ayrılır: Organik sorunlar ki bunun anlamı, bebeğin kilo almamasına fiziksel bir sorunun yol açtığıdır ve organik olmayan sorunlar, bu da sorunun besleme hataları, ihtimam göstermeme, sevgi göstermeme gibi psikososyal veya çevre faktörlerinden doğduğu anlamına gelir.

Gelişme sorunlarının yaklaşık %70′i organik olmayan sorunlardan kaynaklanmaktadır, geri kalan %30 ise fiziksel bir sorundan doğar.

Gelişme sorunlarına pek çok fiziksel sorun yol açabilir. İnce bağırsakta hazım düzensizlikleri, yarık damak ve iç ifrazat bozuklukları, kilo almayı önleyen başlıca sorunlardır. Belirli bir fiziksel neden saptanırsa, bu bozukluğun tedavi edilmesi ile genelde gelişme sorunları ortadan kaldırılabilir.

Organik olmayan nedenlerden kaynaklanan gelişme sorunlarının düzeltilmesi ise daha karmaşık bir konudur.

Böyle bir ihmalden ötürü gelişme bozukluğu gösteren bebeklerde bazı işaretler görülür. Örneğin altlarında isilikler vardır, tırnakları kesilmemiştir, isilikleri tedavi edilmemiştir ve giysileri kirlidir Fiziksel olmayan bir sorundan ötürü kilo alamayan bebeklerin hepsi ihmal edilmiş değildir. Bazı aileler, bebeğin yeterli kalori almasını önleyen besleme hataları yaparlar. Örneğin, tecrübesiz bir ebeveyn, bebeğin mamasını sulandırabilir. Ya da bebeği gereken sıklıkta doyurmaz veya yeterince yok mama vermez.

Bebeğiniz kilo almıyorsa ne yapmalısınız? Doktora danışın. Bebeğinizin birinci yılında bir iki ayda bir doktora göstermemelisiniz. Her kontrolde bebek tartılır, boyu ölçülür ve bunlar kaydedilir. Uygun şekilde kilo almıyorsa veya zayıflıyorsa, doktor size onu nasıl beslediğinizi ve iştahını soracaktır, kusma veya ishal olup olmadığını öğrenmek isteyecektir.

Hastaneye yatırılması gerekebilir. Bu durumda, ona sınırsız besin verilecek ve büyümesi gözlenecektir. Gelişmesinin nedeni ihmal veya yanlış besleme ise, hastaneye yatırılan bir bebek, bir haftada yarım kilo alır. Eğer muayene sonucunda organik bir neden olduğu anlaşılırsa, tam bir teşhis koymak için testler yapılır. Organik olmayan bir nedenden ötürü gelişme bozuklukları gösteren bebeklerin görünüşü farklıdır. İhmal edilen bebeklerin %70′i, hastaneden çıkınca ailelerine iade edilir. Bu aileler, genelde yardıma ihtiyacı olan, bebeğin nasıl besleneceği konusunda bilgi verilmesi gereken kişilerdir.

Etkilenen bebeklerin küçük bir bölümü, çok geç tedaviye götürülür. Her ne kadar yanlış veya yetersiz beslenmeden doğan yeterli kilo almama ve yetersiz büyüme sorunları düzeltilebilirse de, 6 aydan uzun süre yeterli beslenmeyen bir bebek, asla normal büyüklükte bir beyine sahip olamaz. Yanı sıra, bu çocukların çoğu okuma ve lisan sorunlarına yakalanır ve büyüdüklerinde topluma uyum sağlamakta zorluk çekerler

“Konjenital kalça çıkığı”, kalça ekleminin bir kısmının ya da tüm kısımlarının anormal bir


gelişim göstermesinin sonucudur. Problem, doğum sırasındaki ilk muayenede ya da daha sonra tespit edilebilmektedir.

Konjenital kalça çıkıklı olarak doğan bebeğe, kalça kemiğinin (femur) baş kısmını kalça yuvası (asetabulum) içine yerleştirilmesi için bağ ya da cebire benzeri bir aygıt takılır. Bu tedavi genellikle 6 ile 8 hafta içinde başarılı ol-maktadır. Yeni doğan bebeklerin ilk dönemlerinde teşhis edilen kalça çıkığı vakalarının çoğu bu yolla gerektiği gibi tedavi edilebilmektedir.

“Cücelik” (displazi), çoğunluğu kol ve bacaklarla gövde boylarının oransızlığını içeren çok çeşitli iskelet anomalisi durumlarını anlatır. Genellikle çocuğun kol ve bacakları başlangıçta kısadır. Çocuk büyüdükçe gövde de oransız bir biçimde kısa kalır. Çoğu displazi vakaları doğumdan hemen sonraki dönem içinde teşhis edilememektedir. Bu çocuklarda işitme bozuk-uğu, böbrek sorunları ve bağışıklık noksanlığı gibi başka konjenital problemler de bulunabilir. Gerçek iskelet kusurlarının giderilmesi mümkün değildir ancak yan sorunların birçoğu tedavi edilebilir.

Tedavi, çocuğun hareket yetenek (mobilite) ve işlevini maksimuma çıkarmaya ve kol ve bacaklarla omurganın deformitelerini düzeltemeye yönelik bir ortopedik teknikler kombinasyonu içerir. Moral desteği ve danışma hizmetleri de genellikle yararlı olmaktadır.

Pectus Excavatum

Belirtiler:

- Stemumda (göğüs kemiği) içe çöküklük durumu.

Huni göğüs olarak da anılan pectus excavatum, göğüs kemiğinin büyük ölçüde içe çökük olması ile belirgin bir olgudur. Kemiğin alt kıs-mı omurgaya doğru basıktır ve göğüs hunimsi ya da içi boş bir görünüm kazanmıştır.

Bu genellikle konjenital (doğuştan gelen) bir kusur olmakla birlikte nadiren raşitizmden ya da kronik bir havayolu tıkanmasından da kaynaklanabilmektedir. Neden, kronik havayolu tıkanması ise tıkanmanın başarılı olarak tedavi edilmesi bazen deformitenin ortadan kalkmasını sağlamaktadır.

Pectus excavatum kusuru bulunan bebek ve çocuklar genellikle normal solunum işlevine sahiptir. Yalnızca kalp işlevi, o da seyrek olarak, olumsuz etkilenmektedir. Bazı kalıtsal kas hastalıkları da bu oluşum anomalisi ile ilişkilidir. Bu durum aile içinde yeni kuşaklara geçerek sürme eğilimindedir.


Tedavi

Ameliyat pectus excavatumlu çocukların çoğu için genellikle salık verilmez. Ancak, ağır bir deformite söz konusu ise estetik nedenlerle ameliyat yoluna gidilebilir.

Yeni doğan bebekler, normal olarak genellikle daha uzun bir zamanı uykuda geçirirler. 1 haftalık bebeğiniz günün yaklaşık %80′ini, kısa aralıklarla yedi sekiz kez olmak üzere, uyuyarak geçirir. Bebeğiniz 1 aylık olduğunda uyku zamanları günde üç ile dört kestirmeye ve 56 saatlik kesintisiz bir gece uykusuna dönüşerek azalabilir.
Yeni doğan bebeğin yalnızca toplam uyku süresi sizinkinden uzun olmakla kalmaz, uyku türü de farklıdır. Yeni doğanlar, hafif bir uykuya sahiptirler ve uzun süreli deliksiz uyuma yerine kısa sürelerle uyurlar.
Bebeklerin uyurken kaydedilen beyin dalgaları üzerinde yapılan araştırmalar, yeni doğan bir bebeğin uyku süresinin en az yarısını huzursuz bir uykuyla geçirdiğini ortaya çıkarmıştır. Bebek 8 aylık olduktan sonra derin uykuda geçen süre artmakta, huzursuz uyku süresi azalmaktadır.
Çoğu uyku sorunları, doğumu izleyen ilk dönemden sonra ortaya çıkar. Ancak, aşağıdaki sorunlar, yaşamın ilk birinci ayı içinde gelişebilir.
“Yatma zamanı geldiğinde huysuzlaşma” ortaya çıkabilir. Bazı bebekler gündüzleri iyi uyurlar ve tüm gece boyunca uyanık kalmayı isterler. Niçin bazı bebeklerin geceleri daha huysuz olduğu asla tam olarak anlaşılamamaktadır, ancak bunun bir nedeni karın ağrısı olabilir.
Bebeğinizi geceleri uyutabilmek için birçok yol deneyebilirsiniz. Bir emzik işe yarayabilir. Bebeği yeterince geniş bir battaniye ile sarmayı deneyin. Bazı bebekler çocuk karyolası yerine bir beşik ya da sepet içinde yatmaktan daha çok hoşlanırlar. Bebek arabası ya da otomobil ile yapılacak bir gezinti, bazı bebekleri yatma saatine hazırlayan en iyi yardımcı olabilmektedir (ancak bazı bebekler onları arabadan çıkardığınız anda uyanırlar). Bebeğin yatağına konacak sıcak su dolu bir şişe de yararlı olabilir (şişenin aşırı derecede sıcak olmadığını anlamak için önce bileğinizle kontrol etmelisiniz).
“Uykuya dalmada güçlük çekme”, çok fazla uyarılmış olmaktan kaynaklanıyor olabilir. Bazı bebekler, kendileri için garip gelen bir yerde ya da yabancılarla çevrilmiş bir ortamda normal süreden daha uzun süre uyanık kalmışlarsa gerginleşirler ve huysuzlaşırlar. Sonuçta uykuya dalma güçlüğü ortaya çıkabilir. Bazı bebekler uykuya dalmak için yalnızca ağlamaya gereksinme duyabilirler. Acemi ana babalar bunu genellikle uzun bir sürede ve güçlükle öğrenirler. Bebeği ağlar durumda yatağına koymak yerine gezdirmeye, sallamaya veya beslemeye çalışırlar ki, bu bebeğin genellikle daha çok ağlamasından başka bir işe yaramaz.
Ağlayan bebeğiniz normalden daha uzun bir süre uyanık kalmışsa, memesini emmiş ya da mamasını yemişse ve altı da temizse, uyumak istediğini düşünmelisiniz. Ağlayan bir bebeğin yatağına bırakılması yanlış değildir. Başlangıçta bebeğin ağlaması çoğalabilir, ancak genellikle birkaç dakika sonra yavaş yavaş azalarak sonunda tamamen kesilir. Ne olursa olsun bebeğe uyumak için bir şans vermelisiniz. 15 ile 20 dakika gibi bir süre sonra bebek yine de şiddetle ağlamayı sürdürüyorsa onu yatağından alın.
“Kronik uyumama direnci”, doğumu hemen izleyen dönemdeki olaylardan kaynaklanıyor olabilir, ancak genellikle bebek 2 veya 3 aylık oluncaya kadar kendini göstermemektedir.
Bu sorunun geliştiği bebekler, genellikle geçmişlerinde karın ağrısı sorunları yaşamışlardır. Ağrı nöbetleri nedeniyle anne veya baba tarafından kucağa alınarak veya sallanarak ortalama bir bebekten daha uzun süre uyanık kalmışlardır. Bir gün ana baba, karın ağrısının yatıştığını, ama bebeğin yine de geceleri ana babasının ilgisini beklediğini fark ederler. Sonuçta ana baba ile çocuk arasında gece savaşları başlar.
Ana babanın, ne olduğunu fark etmesinden sonra yapabileceği tek şey, çocuğu makul bir süre yatağına bırakmaktır. Bebeğin tepki göstermesini bekleyin. Bu tepki önce yüksek bir sesle gelecektir. 20 ile 30 dakikalık bir ağlama süresinden sonra çoğu bebek mücadeleyi bırakır ve uykuya dalar. Bazen bir bebeğin uyumayı seve seve kabul etmesi için bu senaryonun geceler boyu yinelenmesi gerekebilir.
Bazı uzmanlar.bebek odasına girmeden önce bekleyeceğiniz sürenin sınırını kesin olarak belirlemenizi (diyelim 15 veya 20 dakika), bebeğe her şeyin yolunda olduğunu hissettirmenizi, sonra bebeği kucağınıza almadan tekrar yattığı yerde bırakmanızı ve ertesi gece bebeğin yanına 5 dakika daha geç girmenizi salık vermekteler.

Cinsel Eğitim Tedavi ve Araştırma Derneği (CETAD) Başkanı Doç. Dr. Cem İncesu, çalışma hayatı, yoğun trafik, stres gibi koşulların cinsel hayat üzerinde olumsuz yansımaları olduğunu ifade etti.
CETAD Başkanı Doç. Dr. Cem İncesu, “kentlerde yaşayan insanların sürekli biçimde zamansızlık sorunu yaşamalarının, çiftlerin sekse ayırdıkları zamanı azalttığını ve ayrılan zamanın kalitesini düşürdüğünü” belirtti. DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN »

SAYFA 1 12»