Şeker hastalığı (diabetes mellitus) eski çağlardan beri bilinen, hayat boyu süren bir hastalıktır. Ülkemizde yaklaşık 2 milyon şeker hastasının ve 1.5-2 milyon kadar da gizli şeker hastasının olduğu sanılmaktadır. Vücutta çeşitli organları etkilemesi ve bozması yanında yol açtığı sosyal ve ekonomik sorunlar nedeni ile modern toplumun sosyal bir hastalığı ve problemi olmuştur.
  Nasıl Oluşur?
Şeker hastalığı, pankreasta yapılan ve kan şekerim düşürücü bir işlevi olan insülin hormonunun yokluğu veya azlığı veyahut da etkisizliği sonucu oluşur. Kanda şeker (glikoz) seviyesi yükseldiğinde (örneğin yemeklerden sonra olduğu gibi) pankreastaki beta hücrelerinden insülin kana salınır, insülin vücutta çeşitli dokulardaki (karaciğer, kas ve yağ dokuları gibi) hücrelerde bulunan reseptör adı verilen insüline duyarlı alıcılara bağlanarak kandaki şekerin hücreler içine girmesine ve buralarda yakıt olarak kullanılıp enerji oluşmasına imkan sağlar.
Vücutta insülin yokluğu ya da insülin var olduğu halde etkisiz bulunduğu durumlarda kandaki şeker hücreler içine giremez ve bu şekilde kan şekeri yüksek bir seviyeye çıkar.
2 tip şeker hastalığı vardır. “Tip I diabet’te vücutta insülin eksikliği veya yokluğu söz konusudur. “Tip II diabet’te ise insülin salgılanmakta, fakat etkisi yeterince olmamaktadır. Tip I diabet genellikle çocuklarda, gençlerde, seyrek olarak da yetişkinlerde görülebilir. Genetik olarak diabete eğilimi olarak bireylerde oluşmakla beraber bu tek başına yeterli değildir. Bunun yanında vücudun müdafaa sisteminde yer alan akyuvarların ve bir takım hücrelerin normalde yabancı maddeler ile savaşması yerine kendi pankreas beta hücrelerine hücum etmesi gerekir. Bu saldırıları başlatan, tetiği çeken çeşitli faktörler vardır. Bunlar virüs enfeksiyonları, çeşitli kimyasal ve toksin maddeler, stress ve gıdalar (örneğin süt çocukluğu döneminde inek sütü ile beslenme, ayrıca tütsülenmiş gıdalar). Bu şekilde insülin salgılayan hücreler gittikçe harap olur ve insülin salgısı da azalır. Bu yüzden tip l diabetin tedavisi sadece insülin hormonunu dışardan enjeksiyonla vermektir.
Tip II diabetin oluş şekli ise tamamen farklıdır. Kalıtım önemli bir rol oynar. Ailelerinde diabet hikayesi olanlarda görülme şansı daha fazladır. (Özellikle 40 yaş üstündekilerde). Hastaların çoğu şişmandır. Tip II diabette kandaki insülin düzeyi normal hatta fazla olabilir. Ancak insülinin vücut tarafından kullanılması bozulmuştur. Dolayısıyla şeker hücre içerisine giremez, kanda birikir ve kan şekeri yükselmiş olur. Tip II diabetin tedavisinde en önemli faktör iyi bir diyet yapmaktır. Uygun egzersizlerde şekerin düşmesine yardımcı olur. Bu şekilde şekeri yeterince düşmeyenlerde kan şekerini düşürücü ağızdan verilen haplar kullanılır.
Tip I diabetin belirtileri genellikle ani olarak başlar. Başlıca belirtileri çok su içme, çok yemek yeme, çok idrar yapma, ani kilo kaybı, halsizliktir.
Tip II diabetin belirtileri ise genellikle yavaş olarak ortaya çıkar. Bunların başlıcalan çok su içme, çok yemek yeme, çok idrar yapma, görme bozukluğu, el ve ayaklarda uyuşma ve karıncalanma, sık enfeksiyonlar, kaşıntı, yaraların geç iyileşmesi, iktidarsızlık (impotans)’tır.
Gerek tip I ve gerekse tip II diabetin iyi tedavi edilmediği takdirde körlüğe kadar gidebilen göz bozuklukları, böbrek yetmezliği, kalp hastalıkları, ayakta kangren gibi kamplikasyonlan vardır.
Bu yüzden hastalık oluşmadan önce bazı tedbirleri almak, oluştuktan sonra da hekim ile çok sıkı bir işbirliğine girmek gerekir.
Tip I diabetiklerin birinci dereceden yakınlarında bazı testlerin yapılması hastalığı önceden belirleyebilir. Yine ailesinde birden fazla diabetik olanların, şişmanların bu yönde testler yaptırması hastalığı erkenden gösterebilir.
Şişmanlık hareketsizlik bu tür insanlarda şeker hastalığı için bir risk olduğundan, karbonhidrattan (şekerden) zengin gıdaları azaltmalı, dengeli bir beslenme programına girilerek kilo verilmeli, egzersiz (günde 45 dakika yürüyüş gibi) yapılmalı, yılda 1 kez kan şekeri (gerekirse şeker yüklemesi testi yapılarak gizli şekerin ortaya çıkarılması) kontrolü yaptırılmalıdır.

Depresyon bir duygudurum bozukluğudur. Depresyondaki kişiler kendilerini üzgün, yalnız ve yardımsız, umutsuz hissettikleri gibi yaşamı kaybedilmiş olarak görürler. Yaşamak onlar için külfettir. Herkes zaman zaman depresif bir ruh haline girebilmekle birlikte tedavi gerektirecek kadar bir depresyona herkes yakalanmaz. Depresyon bir insanın yaşantısının her yönünü ve açısını etkileyebilir. Uyku düzeni, cinsel yaşam, sosyal ilişkiler depresyonun etkisiyle bozulabilir. Depresyondaki insan için en basit işler çok ağır bir yük olarak algılanabilir. Bundan dolayı dağınık olabilirler.

Depresyonun Belirtileri:
Depresyonun belirtileri kişiden kişiye farklılıklar gösterebilir. Depresyondaki bir insan uyuyamayacak kadar hareketli olabilirken diğeri yataktan kalkmak istemeyebilir.

Depresyonun Etkileyebildiği Şeyler: 

Beden: Vücutta beliren en genel semptomlar uykusuzluk ve yorgunluktur.

Zihin: Kararsızlık, dikkati toplayamama, hep aynı olumsuz düşünceler etrafında dolaşma ve başka şey düşünememe (rumination) en önemli belirtilerdir.

Davranış: Depresyon insanı ;

(1)Kendine karşı yıkıcı ve saldırgan davranışlara,
(2) Düşünmeden birden bire ortaya çıkan davranışlara,
(3) Kontrol edilemez şekilde nedeni olmayan ağlamalara,
(4) Alkol, ve uyuşturucu madde bağımlılığına yönlendirebilir.

Duygular: Üzüntü, değersizlik, boşluk ,anlamsızlık duyguları, aşırı suçluluk duyguları görülebilir.

İlişkiler: Sosyal izolasyon ve çevre ile olumsuz ve yıkıcı tarzda ilişkiler görülebilir.

Depresyon Nasıl tedavi Edilir?

Depresyon gerçekten tedavi edilmez. Çünkü ;

(1) Yaşam sürekli karşımıza yüzleşmemiz ve aklıllıca yönetmemiz gereken zorluklar çıkarır.

(2) Üzüntü yaşamın doğal bir parçasıdır ve kimse ondan kaçamaz. Psikoterapilerde amaç uygun yollar ile problemleri çözümlemektir. Uygun psikoterapiler ve gerekiyorsa ilaçlarla (Dr.Yapko) depresyon yönetilebilir ve üstesinden gelinebilir.

Günümüzde artık çok iyi bilinmektedir ki depresyon biyolojik, sosyal, psikolojik faktörlerin bir sonucu olarak meydana gelmektedir. Terapide başarılı olunmak isteniyorsa tüm bu elementleri terapide hesaba katmak gerekir.

Depresyondaysanız bilmeniz gerekenler:
Depresyonda olduğunuzu tahmin ediyorsanız unutmayınız ki artık bundan kurtulmak için farklı şeyler yapmalısınız . İlk adımda bilgi almaya ve bu bilgileri kullanmayı deneyebilirsiniz. Sizin ihtiyaçlarınıza göre farklılaştırılabilecek bir çok etkili terapi mevcuttur. Depresyondaysanız haydi şimdi harekete geçebilirsiniz.

Depresyon herkesi etkileyebilir. Kadınlarda iki kat daha fazla görülmektedir. 25-44 yaşları arasında daha fazla görülmektedir. Amerika’da yaklaşık 20 milyon insanın depresyonda olması belki size yardımcı olabilecek bir bilgi olur. Depresyondaysanız haydi şimdi harekete geçebilirsiniz.

Psikoterapiler: 

Kognitif, davranışçı ve interpersonal terapiler depresyonda kısa sürede etkili olabilir. Psikanaliz gibi yıllarca süren yaklaşımlar artık Amerika’da demode oldu diyebiliriz. Psikoterapilerin yerini almasa da kendi kendine yardım kitapları depresyonda yararlı olabilir. Kısa dönem terapiler 12 seans kadar zaman alır. Bilişsel (kognitif) terapiler de olumsuz düşünce ve işe yaramayan tutumların değiştirilmesi amaçlanır. Davranışçı terapilerde tek tek davranışlar üzerinde durularak değiştirilmeye çalışılır. İnterpersonal terapilerde birincil olarak şimdi burada ilkesine göre hareket edilir. İnsan ilişkileri ele alınır ve sosyal destek sistemleri güçlendirilmeye çalışılır. Bu yöntemin 12-20 hafta sürmesi beklenir.

İlaçlar: 

Antidepresan ilaçlar doktorunuz uygun gördüğü takdirde alındığında çok yararlı olabilir. Bir çok türde antideprasan ilaçlar bulunmakla birlikte birinden hiç yarar göremeyenler diğer ilaçlardan faydalanabilmektedir. Yan etkilerde her insanda aynen görülmezler. Bir ilaç bir insanda başka yan etkilere sahipken başka bir insanda başka etkiler gösterebilir. İlaçların yan etkilerini azaltmak veya yok etmek için doktorunuzdan başka ilave ilaçlar isteyebilirsiniz. Önemli olan iki noktayı şu şekilde belirtelim.

İlaçları aldıktan sonra doktorunuzla kontağı koparmamayınız.
Depresyon ile mücadelede en etkili sonuçlar ilaçlar + psikoterapiler ve hipnoterapi desteği olduğunda alınmaktadır.

Depresyonda en yaygın kullanılan ilaç türü Selective serotonin reuptake inhibitors (SSRIs) lerdir. Bu guruptan en çok tanınmış ilaçlar Prozac, Zoloft, Paxil ve Luvox’ dır. Bu gruptan ilaçlar genellikle daha az yan etkiye sahiptir. Beklenen yan etkiler uykusuzluk, seksüel disfonksiyon, ağız kuruluğudur. Genellikle aşırı doz alımı tehlikeli değildir.

Monoamine oxidase inhibitors (MAOIs) türü ilaçlar kan basıncının artmasına yol açabilir. Doktorun verdiği talimatlar doğrultusunda uygun dozajda kullanılmadığında çok tehlikeli hatta ölüm gibi sonuçlar alınabilir. Genel yan etkileri kilo alımı, uykusuzluk, ajitasyon, baygınlık, ve seksüel disfonksiyondur. Bu gruptan ilaçlara örnek olarak Parnate ve Nardil verilebilir. Tricyclic antideprasan grubu ilaçlar örneğin Norpramin Elavil ve Vivactil sedatif etkiye sahiptir. Başlıca yan etkileri ağız kuruluğu ve kabızlıktır.

Hipnoterapi:

Psikoterapiler ve İlaçlardan sonra depresyon için Amerika’da bir çok ruh sağlığı uzmanı ilk olarak klinik hipnozu tavsiye etmektedir. Depresyon tedavisinde uzmanlaşmış bir isim olan Dr.Yapko depresyonla mücadelede klinik hipnozun yararları konusunda şunları söylemektedir.

(1) Zor problem üzerinde kontrol hissini arttırır.

(2) Acı kontrolünde kullanılabilir.

(3) İlaçlara olan ihtiyacı azaltır.

(4) Stres kaygı (anxiety) ve ajitasyonu azaltır.

(5) Hipnoz, depresyon belirtilerinizin bir gerçek olmadığını öğretir.

(6) Hipnoz ruh halinizi ve düşüncelerinizi kontrol altında tutmayı öğretir.

Hipnoz ve hipnoterapi diğer psikoterapilerden çok daha hızlı ve etkili olabilmekle birlikte her insana uygulanamaması bu yöntemin dezavantajıdır. Hipnoterapinin doğal bir tedavi olması, hiçbir zararı yada yan etkisinin olmaması insanların bu yöntemi tercih etme nedeni olabilmektedir.

Öneriler: 

Aşağıdaki öneriler profosyenel yardımın yerini almasa da size bir yol gösterebilir.

Yapmamaya Çalışınız:

• Geçmişte takılıp kalmayınız, deriiiin deriiiin düşünmeyiniz.

• Kendinizi başkaları ile karşılaştırmayınız.

• Felaket senaryoları üretmeyiniz.

• Söylenmemiş sözlerle uğraşmayınız.

• Kendinizi red etmeyiniz. Kendinizi olduğunuz gibi kabul etmeye ve sonra kendinizi geliştirmeye çalışınız.

• Vazgeçmek ve pasif kalmanın size bir yararı olmaz.

• Kendinizi her şeyden izole ederek yaşamdan mahrum hale gelmemeye çalışınız.

Yapmaya Çalışınız: 

• Fiziksel egzersizler ve spor.

• Alkolden kaçınınız.

• Gevşeme yöntemlerini öğrenip uygulayınız.

• Gerçekleriduygulardan inançları gerçeklerden ayırmayı öğreniniz.

• Kendinizi aşmayı öğreniniz.

• Eğlenceye ve tatile yeterince zaman ayırınız.

• Amaçlarınızı belirginleştiriniz.

• Her insanın yardıma ihtiyacı olabileceğini düşünerek yardım almaktan çekinmeyiniz.

• Depresyondan atılan küçük adımlarla çıkıldığını unutmayınız.

Depresyonda Bir Yakınınız Varsa: 

• Depresyonda olan yakınınızı depresyonda olduğu için suçlamayınız.

• Yakınınızın depresyonda olmasından dolayı kendinizi suçlamadan yapabileceğiniz yardımları yapınız.

• “Hadi neşelen biraz” gibi klişeleşmiş sözlerden uzak durunuz.

• Depresyondaki yakınınızı korumak adına onun kendi kendine yapabileceği işleri üstlenmeyiniz.

• Geçmişe değil şu ana konsantre olunuz.

• Yardım edeyim derken zarar verebileceğinizi unutmayınız.

• Profosyonel yardım almayı zayıflık göstergesi olarak değil akıllılık olarak değerlendiriniz.

Zihinsel gerilik, okulu bir mücadele meydanı haline getiren yüzeysel gerilikten sürekli bir gözetim gerektiren derin geriliğe kadar çok geniş bir bozukluğu ifade etmektedir. Zihinsel açıdan geri olan çocuklar motor becerilerini kazanmada ve dili kullanmada da ağırdırlar. Bu yüzden yaşlarına uygun olan heyecansal olgunluk ve toplumsal beceriler bakımından da geri kalmaktadırlar.
Normal olan bazı çocuklar, bu gelişme alanlarından biri ya da diğerinde geri kalabilirler. Bu olay, neticede geri kalmayacak bir çocukta gelişimin geri kalışını gösterir. Diğerleri bir rahatsızlığı gösteren duygusal ya da sosyal geri kalmışlığa sahiptir. Ne var ki zihinsel açıdan geri çocuk tüm bu alanlarda geridir ve akranlarına yetişemeyecektir.
Çocuk okula başlayana dek hangi alanlarda geri olduğu anlaşılamamaktadır. Sorunu az olan çocuklar akademik becerileri edinebilirler ancak bu alanlarda da normal bir çocuktan daha geridirler. Böyle çocuklar, eğitimsel olarak zihinsel özürlü olarak tanımlanmaktadır.
Orta dereceli geri çocuklar, giyinmek ve tuvaletini yapmak gibi kendilerine bakma becerilerini öğrenebildiklerinden, eğitilebilir geri çocuklar olarak adlandırılmaktadırlar. Akademik
okul programlarından faydalanabilmek için sınırlı yeteneklere sahiptirler ama günlük faali
yet merkezlerine devam edebilirler. Bu yüzden
mağazalarda belirli işlerde çalışabilecek derecede eğitilebilirler. /
Çok şiddetli ya da derin bir şekilde*geri olan çocuklar, asgari kendi işini görme becerilerini öğrenebilirler, tuvalet eğitimini almışlardır, ancak yine de yoğun bir bakım ve gözetime ihtiyaç duyarlar. Az öğrenirler, dil yetenekleri yoktur.
Geçmişte geri çocukların çoğu az geri olanlar bile kurumlarda yaşıyorlardı. Günümüzde büyük çoğunluk evde ya da kendi topluluklarında küçük grup evlerinde oturmaktadırlar. Yavaş öğrenenler için özel eğitim programları tüm bölgelerdeki okullarda mevcuttur ve çok şiddetli derecede geri olanlar için topluluklar içinde sosyal ve eğlence fırsatlarını sağlamak için hazır pek çok kaynak vardır.
Çocuklar okula başlayana dek pek çoğunda ilk işaretlerinin görülmesine karşın az gerilik gerçekten teşhis edilemez. Ancak okula başladığında çocuklar geniş akran çevreleriyle karşılaştırıldıklarından aralarındaki gelişme farklılıkları açık bir şekilde ortaya çıkmaktadır.
Eğer çocuğunuz zihinsel açıdan geriyse, tedavinin amacı, hangi düzeyde olursa olsun çocuğu potansiyelinin zirvesine yükselterek, mümkün olduğu kadar özrüyle başa çıkmasını öğreterek yardımcı olmaktır.
Teşhis bebeklikte konulduğunda bebek ve ebeveynleri bazen bebek teşvik programına kaydolabilirler. Böyle bir program, heyecansal, entelektüel ve fiziksel gelişmeyi kolaylaştırma girişiminde çok duygusal bir teşvik sunmaktadır. Bu program ebeveynlerin, çocuklarının sahip olduğu güçlü ve zayıf yanlarını kavramalarına da yardımcı olur, genellikle heyecansal bakımdan çok zor olan bu dönemde ailelere destek olur.
Her çocuk gibi zihinsel açıdan geri çocuklar da arkadaşlara ihtiyaç duyarlar. Okullarda geri çocukların normallerle karışmasına rağmen, geri çocuklar genellikle halen sınıf arkadaşları tarafından kabul görmezler. Bu yüzden ebeveynler çocuklarının sosyal ve eğlence faaliyetlerini kendileri planlamalıdırlar. Yaz kampları da dahil olmak üzere geri çocuklar için çeşitli faaliyetler öneren organizasyonlar vardır. Bu programlar hem çocuğun toplum ortamında kendini daha rahat hissetmesine, hem de bağımsızlığının artmasına yardımcı olmaktadır.
Son olarak, geri bir çocuğa bakmak aileye de pek fazla zaman bırakmayacaktır. Çocuklarına ne kadar bağlı olurlarsa olsunlar ebeveynlerin de arada sırada bir değişikliğe ihtiyacı vardır. Çocuklarının özürlü oluşundan dolayı, normal çocuklarını bakıcıya bırakan pek çok aile aynı şeyi geri çocukları için de yapmak istemektedirler. Pek çok topluluk bu ihtiyacın farkına vardığından dinlenme merkezleri açmışlardır ki, bu merkezlerde ebeveynler geri çocuklarını, deneyimini yine bu tür çocukların arasında kazanmış bakıcıların eline bırakmaktadırlar. Böyle bir seçeneğe sahip bir topluluk içinde yaşayacak kadar şanslıysanız, bundan faydalanmalısınız.

Özürlü bir çocuğun bakımı aile desteği, sosyal ve akademik uyarlama, özürlü kişiye kolaylık sağlamak amacıyla fiziksel çevrede ayarlamalar ve çoğu kez özel tıbbi bakım.
Çocuklarda kalıcı özürler; zihinsel gelişimde gecikme, bir kasın olmaması gibi fiziksel şekil bozuklukları, körlük ya da sağırlık gibi duyusal bozukluklar olabilir.
Bir çocuğun özrü ne olursa olsun, kısa zamanda farklı olduğunu anlar. Çocuğun kendine değer veren bir duygu ve bu farklılığa rağmen dünyayla ilişki kurma yeteneği geliştirmesine yardım etmek, özürlü bir çocuğun başarıyla büyütülmesinde esastır. Bu bir dereceye kadar, olmasına yardım ederek ve çocuğun kendi potansiyeliyle gelişeceği bir çevre yaratarak başarılabilir.
Bir çocuğun büyük bir özürle dogması kadar üzücü olan çok az şey vardır. Bazı ebeveynler, özellikle kusur fiziksel olarak görünür değilse, başlangıçta durumun gerçekliğini inkâr etmeye çalışırlar. Çocuğun geleceği hakkındaki endişeye ek olarak özürlü bir çocuğun üstesinden gelebilmek için bir kimsenin becerisi hakkında duyulan suç, kızgınlık, suçlama ve korku normal tepkilerdir.
Bazı ciddi durumlarda kurumsal bakım sorusu başlangıçta yöneltilmemelidir. Bir zamanlar ciddi bir şekilde zekâ geriliği olan bebeklerin kurumlara yerleştirilmesi sıradan bir olguydu. Bugün doktorlar biliyor ki bebekler ve küçük çocuklar büyütüldükleri ev çevresinde tutarlı bir ebeveyn tipine sahip olurlarsa gelişme açısından daha başarılı olurlar. Hâlâ, özürlü çocukların ebeveynleri çoğu zaman kendileri tek başlarına çocuklarına bakamayacakları kanısına varıyor ve bu nedenle bir kurum buluyorlar. Yine de evde bakmaya hiç olmazsa teşebbüs eden ebeveynler genellikle, hiçbir çaba sarf etmeden çocuklarını kurumlara yerleştirenler kadar kendilerini suçlu hissetmiyorlar.
Evde yetiştirmeye çalıştığınız özürlü bir çocuğunuz varsa çocuğunuzu mümkün olduğu kadar mutlu ve uyumlu kılmak için yapabileceğiniz bazı şeyler vardır.
Çocuğunuza, diğer çocuklarınıza davrandığınız gibi davranın. Bazı ebeveynler özürlü çocuğa daha özenle bakmaya çalışırlar. Bu durum sadece çocuğun kendini olduğundan farklı hissetmesini sağlar. Evdeki kurallar ailedeki herkese uygulanmalıdır. Diğer çocuklar gibi özürlü çocuğunuz da ev çevresinde bazı sorumluluklar almalı ve kuralları çiğnediğinde (kuralları anlamaya muktedirse) diğer çocuklarda olduğu gibi cezalandırılmalıdır.
Davranışınızın uyandırdığı etkiye dikkat ediniz. Çocuklar bir kusuru gidermede şaşırtıcı derecede beceriklidir. Örneğin, doğuştan bir eli olmayan bir çocuk, diğer elinde çok ustalaşır ve başka bir şey bilmediği halde olmayan elinin yokluğunu hissetmez. Ne var ki ebeveyn şekil bozukluğundan utanırsa, çocuk bu duyguları hissedecek ve muhtemelen utangaç olacaktır.
Diğer çocuklarınızı ihmal etmeyiniz. Özürlü bir çocuğun bakımı o denli zaman alan bir uğraş olabilir ki, diğer aile fertleri ihmal edilir.

Diğer çocuklarınızın özürlü kardeşleri hakkındaki sorularını dürüstçe yanıtlayınız. Her çocukla yalnız kalmak için her hafta zaman ayırmaya çalışınız.
Çocuğunuzu olduğu gibi kabul ediniz. Her çocuk gibi, özürlü çocuğunuzun da güçlü ve zayıf yönleri vardır. Çocuğunuz bir şeyi başardığında ne kadar önemsiz olursa olsun övülmeli ve özel bir duygu hissetmesi sağlanmalıdır.
Çocuğu tek başına bırakmayınız. Her çocuğun arkadaşa ihtiyacı vardır. Çocuğunuzu bulaşıcı hastalıktan ve bazı çocukların potansiyel gaddarlıklarından korumak istemeniz normaldir. Ancak bunu çocuğunuzun sosyalleşmesi pahasına yapmayınız.
Genel okullarda özürlü çocuğa eğitim verilmesi nispeten yeni bir kavramdır. Eskiden özürlü çocuklar diğer özürlü çocuklarla birlikte özel bir okula giderlerdi. Günümüzde birçok okul yasa gereği özürlü çocuklar için özel eğitim sınıfları sağlamak zorundadırlar. Birçok durumda çocuklar bazı dersleri normal öğrenci topluluğuyla birlikte almaktalar. Özürlü çocukları sınıfın geri kalanıyla karıştırmak her iki grup için de yararlıdır.
Çocuğunuzun özel gereksinimlerine hitap ediniz. Özrü olan çocuğun, özel olarak planlanmış bir evden eğitilmiş bir hemşire/dadı tarafından ev bakımına ya da tıbbi olanaklara yönelik haftalık ziyaretlere kadar değişen sayısız öze gereksinimleri vardır.
Yalnız olmadığınızı unutmayınız. Çok sayıda toplum kaynakları, özürlü çocuğunuzun gereksinimlerini karşılamanıza yardımcı olabilir. Bazı bürolar çocuklarının tıbbi gereksinimlerini karşılayamayan ebeveynlere finansal yardım sunarlar. Diğerleri ise taşımacılık, danışma, psikolojik değerlendirme, çocuk bakımı, günlük bakım ve oyun faaliyetleri gibi hizmetler sunarlar.
Çocuğunuzun doktoru mevcut yardım olanaklarıyla ilgili olarak mükemmel bir bilgi kaynağı olabilir. Kamu sağlığı hemşireleri ve sosyal konularda çalışanlar bölgesel kaynaklar konusunda bilgi sahibi olup çoğu zaman çok yararlı bir bilgi ve destek kaynağıdır. Ayrıca, yardımcı olabilecek ebeveyn dernekleri bulunmaktadır. Bu topluluklar ebeveynlere ortak sorunlarını ifade etme ve bilgi paylaşma olanağını verirler. Son yıllarda, bu gruplar örgütlenmiş ve etkin yaşamada bir güç haline gelerek özürlüler için fırsatları genişletip geliştirmişlerdir.

Ani bebek ölümü sendromu (SIDS: Suden Infant Death Syndrome), 1 yaşına kadar bebeklik dönemindeki ölümlerin başlıca sebeplerinden biridir. Genellikle beşik ölümü diye bilinir.
Tipik olarak, oldukça sağlıklı olan bebek (çoğunlukla 2 ila 4 aylık bebekler) bir gece beşiğe ya da yatağına konur ve ertesi sabah ölü olarak bulunur. otopsi bile yapılsa bebeğin asıl ölüm nedeni belirlenemez ve anne ve babalar bebeklerinin trajik şekilde ölmesine neden olmak için ne yaptıklarını düşünerek suçluluk duygusuna itilir.
Amerika Birleşik Devletleri’nde 500 doğumdan yaklaşık 1′inde ölüm nedeni SIDS’dır. Çeşitli etnik gruplar arasında ani bebek ölümü, Asya kökenli ve beyaz bebeklerde en düşük ve Amerikan Kızılderilileri ve siyah ırktan olan bebekler arasında en yüksektir.
SIDS nedeni ile ölen çocukların büyük çoğunluğu sağlıklı görünür; fakat sonradan yapılan incelemelerde çoğunlukla kalp, akciğer ve beyin ile ilintili problem izlerine rastlanır. Dahası, çeşitli genetik çevresel ve sosyal faktörler bu sendromla birlikte ortaya çıkar.
Bunlar arasında doğum esnasında düşük kilolu olmak, prematüre doğum, soğuk hava koşulları, annenin sigara ya da uyuşturucu tiryakisi olmuş olması, SIDS nedeni ile daha önce bir başka bebeğini kaybetmiş olması veya buna benzer bir nedenle daha önceki bebeğinin ölmüş olması (yani bebeğin soluğu durmuş bulunması ve ölmeden önce suni solunum uygulanması) sayılabilir. SIDS benzeri olgular, SIDS ile ilgili olmadıklarını ifade etmek için akut derecede yaşamsal tehdit oluşturan olaylar (ALTE: Acute Life-Theatening Events) olarak adlandırılır.
Bu, SIDS nedeni ile ölen bebeklerin bu kategorilerden birisine girmesini gerektirmez. Gerçekte, çoğu yüksek risk olarak düşünülmez. Dolayısıyla, yüksek riskli bebeklerin sıkı gözetim altına alınması yoluyla SIDS nedenli ölümleri tamamıyla önlemek mümkün değildir.
Her ne kadar SIDS için ortada tek bir neden yok ise de, araştırmacılar, çoğu bebekte bu sendromla ortaya en çok çıkan çeşitli fizyoloik anormallikler tespit etmişlerdir. Bunlar arasında merkezi sinir sistemi anormallikleri, anormal kalp atışları, adale gerginliği anormallikleri, otonom sinir sistemi kusurları ve uyku esnasında anormal soluk kesilmeleri (apnea) sayılabilir. Belli bir ölüm nedeni olup olmadığını belirlemek için çoğunlukla otopsi çok yardımcı olacaktır.
SIDS nedenli ölüm tehlikesi o kadar korkutucudur ki, bugün çoğu anne babalar, bebeklerinin kalp atışlarının ve soluk alıp verişinin evde denetim altına alınmasını talep etmektedirler. Genellikle böyle bir şey tavsiye edilmez. Bununla beraber, eğer bebek SIDS için yüksek riskli bir bebek ise böyle bir gözetim yapılabilir. Doktorunuz size ayrıntılı bilgi verecektir.

1. Vitaminlerinizi alın
Düzenli olarak C vitamini (1200 mg/gün), E vitamini (400 IU/gün), kalsiyum (1000-1200 mg/gün), D vitamini (400-600 IU/gün), folat (400 mikrogram/gün), ve B6 vitamini (6 mg/gün) almak gerçek yaşınızı 6 yaş geriye taşıyabilir.

2. Sigarayı bırakın ve pasif içici olmaktan sakının
Sigara gerçek yaşınızı 8 yaş ileriye taşıyabilir.
DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN »

Alkolizmin Kliniği

* Alkolizm, davranışsal bir bozukluktur.

* Tekrarlayıcı olarak fazla miktarlarda alınan alkole bağlı problemler gelişmesi anlamına gelir.

* Alkolik, kötü sonuçlar doğurmasına rağmen, kompulsif bir biçimde alkol içmeye devam eder.

* Alkolizmde, alkol alımının sınırlanması ile ilgili kontrol kaybolmuştur DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN »

Ağız kokusu pek çok kişide sık rastlanan bir durum. Sağlıklı kişilerde dahi özellikle sabah uyanıldığında çirkin bir koku bulunabildiğini belirten uzmanlar, anormal ağız kokusunun, sebep olduğu sosyal problemler yanında biyolojik problemlere de neden olabileceğini söylüyor. Anormal ağız kokusunun kişilerin sosyal yaşantılarında kendilerine olan güvenlerinin kaybedilmesine yol açabildiğini kaydeden Memorial Hastanesi İç Hastalıkları Bölüm Koordinatörü Prof. Dr. Yavuz Baykal, ağız kokusunun nedenleri ve önlemenin yolları hakkında bilgi verdi. DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN »