Evinizi, bebeğiniz için, bebeğinizin tehlikeye karşı hiçbir şey yapamadığı bu ilk dönemlerde mümkün olduğunca güvenli hale getirmek bir zorunluluktur. Bebeğin bulunduğu ortamı güvenli hale getirmek için ne yapılabilir?

Önce bebeğin yatağından başlayalım. 1974 yılından bu yana federal hükümet, karyola çubukları arasındaki açıklığın 6 cm’den daha fazla olmaması gerektiğini belirtmektedir. Bu önlem çok önemlidir çünkü bebeğin başının çubuklar arasına sıkışmasını önler. Eski bir karyola kullanıyorsanız, çubuklarının bu standartlara uygun olmasına dikkat ediniz. Dahası, yatağın karyolaya tam olarak sığmasına da dikkat etmelisiniz; çünkü bebeklerin karyola ile yatak arasındaki boşluğa başları sıkışabilir. Her iki durumda da, bebeğin soluğu tıkanabilir ve ölebilir.
Yatakta bulunan oyuncakların yumuşak olmasına ve bebeği incitecek sert kenarları olmamasına dikkat etmelidir. Doldurulmuş oyuncak hayvanların herhangi bir düğme ya da parçasının bebeğin ağzına kaçarak boğulmasına neden olup olmayacağını kontrol etmelidir.
Başka bir önemli güvenlik kuralı da bebeğinizi banyoda, yatakta veya masada hiçbir zaman kendi başına bırakmamaktır. Bebeği banyo yaptırırken, bırakın kapının zili ya da telefon istediği kadar çalsın. Bebeğin başının suya gömülmesi çok kısa bir süre içinde gerçekleşebilir.
Çoğu anne baba, bebeklerin yatağın ortasında uyuyakalmasının tehlikeli olmayacağını düşünürler. Oysa u tehlikeli olabilir, çünkü bazı bebekler kendi başlarına dönebilirler. Ayrıca, başka bir çocuğun bebeği itme tehlikesi de vardır. Bu yüzden, en iyisi böyle bir uygulamadan kaçınmaktır. Eğer bir bebek karyolası yoksa bebeği yatırdığınız yerin etrafına destek koyunuz. Bu, bebek için daha rahat olacaktır. Yine de, merdivenden ya da yetişkinlerin “trafiğinden” uzak bir yer seçmelisiniz.
Aynı kural, bebek oturakları için de geçerlidir. Bebeğin oturduğu bebek iskemlesini masa ya da tezgah kenarına koymayınız. Hafif bir hareket bile bebeğin oturduğu iskemle ya da oturağın masa ya da tezgahtan kaymasına neden olabilir.
Bebeğiniz daha hareketli oldukça, onu korumaya yönelik çabalarınız da artacaktır. Eğer evde merdiveniniz varsa, merdiven başlarında bebeğin geçişini engelleyen kapılar olmalıdır. Bebekler, etrafı kurcalamaya bayılırlar. Elektrik prizleri de onlar için bir merak kaynağıdır. Dolayısıyla, kullanmadığınız elektrik prizlerini üzerini bantlamak suretiyle kapatınız. Bebekler için çeşitli eşyalar satan mağazalar ya da elektrikçilerden koruyucu kapaklı prizler de alabilirsiniz.
1 yaşına kadar bebekler her şeyi ağızlarına götürürler. Her ne kadar bebeğinizi kimi zaman kir ya da tozdan korumanız olası olmayabilir ise de potansiyel zarar tehlikesi olan çeşitli eşyaları bebeğinizden uzak tutmak bir çözüm olabilir. Tüm temizlik maddelerinin, sinek ilacı vs. gibi zehirlerin ve ilaçlarım bebeğinizden uzak tutmak bir çözüm olabilir. Tüm temizlik maddelerinin, sinek ilacı vs. gibi zehirlerin ve ilaçlarım bebeğin yetişemeyeceği bir yerde saklanmasına dikkat ediniz. Yüksek bir rafınız ya da dolabınız yoksa bebeğinizin açamayacağı kilitli dolaplar kullanabilirsiniz.
Ev bitkilerini ve çiçeklerini kontrol ediniz. İçeride ya da dışarıda bebeğinize zarar verebilecek zehirli bitkilerden haberdar olunuz ve bunların bebeğinizin ulaşamayacağı bir mesafede olmasına dikkat ediniz.

Doç. Dr. Cevad Şeküri, kulak memesinde çizgi bulunanların kalp hastalığı riskinin yüzde 35 olduğunu söylüyor. İki kulağında çizgi olanlarda, risk yüzde 77 dolayında…..

Kulak memesindeki yatay çizgi kalp ve damar hastalıklarının habercisi. Kent Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Cevad Şeküri, “Bu çizgiyi görmek için aynaya bakmak yeterli. Bir ya da iki kulak memesinde bu çizgi bulunanlar, kalp ve damar hastalıkları yönünden taranmalı ve risk faktörleri açısından da takip edilmelidir” dedi.

OTOPSİ ARAŞTIRMASI YAPILDI
Doç. Dr. Cevad Şeküri, kalp ve damar hastalıklarından dolayı hayatını kaybedenler üzerinde yapılan otopsi çalışmaları sonucunda bu bilgiye ulaştıklarını dile getirdi ve ekledi: “Kalp hastalıkları nedeniyle ölenlerin yüzde 80′inde bu çizgi saptandı. Kulak memesinin tam ortasında yan devam eden diagonal tarzda bir yarık oluşur. Bu yaşlılıkla olmakla beraber kalp ve damar hastalıklarının da önemli bir belirtisidir. Bu çizgiyi taşıyanlarda kalp ve damar hastalığı ortaya çıkma riski çok yüksektir. İki kulakta da bu çizgi varsa; kalp-damar hastalığı birlikteliği oranı yüzde 77′ye çıkıyor. Tek kulakta olduğunda ise bu risk yüzde 35. Bu çizgiyi taşıyanların riskli grup kabul edilerek, mutlaka takip edilmeleri gerekiyor.”

KÜPE ÇİZGİYİ SAKLI TUTUYOR
Yapılan çalışmaların bu çizginin daha çok orta ve ileri yaş olgularında ortaya çıktığını gözler önüne serdiğini belirten Dr. Cevad Şeküri, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu çizgi yaş ilerledikçe daha sık görülüyor ve derinleşiyor. Erkeklerde görülme oranı kadınlardan daha yüksek. Kadınlarda küpe kullanımından dolayı bu çizginin ayrımı şaşırtıyor.” Kulak memesindeki çizginin damar dolaşım yetersizliğinin kronik bir bulgusu olduğunu vurgulayan Dr. Şeküri; “Bu çizginin yorumu doktorlar tarafından bilinir. Herkes kulağındaki çizgiye bakarak kalp hastalığı konusunda önlem alabilir” diye konuştu.

Prostat Nedir ve Nerelerde Yer Alır?

Prostat kestane boyut ve şekillerinde bir salgı bezidir. Mesanenin altında, rektumun (makat) önünde yer alır. Prostatın tam merkezinden üretra denilen mesaneden idrarı boşaltmaya yarayan kanal yer alır. Ejekülasyon (cinsel boşalma) sırasında prostatı çevreleyen kaslar seminal sıvıyı üretraya doldurur. Seminal sıvı üretra boyunca penis ucuna kadar gelerek buradan dışarıya akar. DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN »

Yapılan araştırmalar, sağlıklı bir cinsel ilişki için yeterli ereksiyonun sağlanamaması ya da sürdürülememesi olarak tanımlanan sertleşme sorunu görülme sıklığının, Türk erkeklerinde dünya ortalamasının üzerinde olduğunu açıklıyor. Sertleşme sorunu, dünyada 100 milyondan fazla erkeğin olduğu kadar eşlerinin de yaşam kalitelerini etkileyen ciddi bir tıbbi durum. Özellikle 40-70 yaşları arasındaki erkeklerin yaklaşık yarısını etkileyen sertleşme sorunu, tam olarak üç seviyede ortaya çıkıyor. Bu sorunun kökeninde diyabet, damar sertliği ve yüksek kolesterol, nörolojik, ürolojik ve psikolojik problemler, omurilik yaralanmaları ve prostat cerrahisi yatıyor.

Sertleşme Sorunu Sıklığı ve Özelliklerinin Belirlenmesi Ön Raporu sonuçları, Türkiye’de 40 yaş üstü erkeklerin % 69′unda herhangi bir derecede sertleşme sorunu olduğunu gösteriyor. Aynı çalışmaya göre hiçbir şekilde sertleşme sağlayamayan erkeklerin oranı 40 yaşlarında % 0.4 iken, bu oran 50 yaşlarında % 3, 60 yaşlarında % 12 ve 70 yaş üstünde ise % 49 gibi değerlere ulaşıyor.Sertleşme sorununun diğer bazı ciddi hastalıklarla olan ilişkisi de araştırmaya dahil edildi. Buna göre diyabet, kalp hastalığı, hipertansiyon, Benign Prostat Hiperplazisi (BPH) ve prostat kanseri gibi hastalıklarda sertleşme sorunu görülme oranının arttığını gösteriyor. Diyabet hastalarında % 89.9 olarak belirlenen sertleşme sorunu görülme sıklığı kalp hastalarında % 85, hipertansiyonlularda % 88.7, BPH hastalarında % 94.8 ve prostat kanseri hastalarında % 100 gibi yüksek rakamlara ulaşıyor. Ayrıca diyabet, kalp hastalığı ve hipertansiyon için ilaç kullanan hastalarda da sertleşme sorunu görülme sıklığının arttığı tespit edildi.

Sertleşme sorunu sıklığı yaşla beraber artan bir durum. Ancak uzmanlar bu sorunun sebebinin yaşlılık olmadığını ve gençlerde de görülebildiğini belirtiyor. Kişinin kendisine verdiği değeri ve özgüveni üzerinde çok derin etkilerde bulunan ve kişisel ilişkilere zarar verebilen sertleşme sorunu, hayatın tüm yönlerini kapsayabilen bir anksiyete neden olabiliyor. Bu sebeple hemen hemen tüm sertleşme sorunu vakalarında psikolojik bir yön de bulunuyor. İletişimsizlik ya da yanlış anlamalar nedeniyle partnerlerin kendilerini reddedilmiş hissettikleri ya da istemediklerini düşündükleri durumlarla da sertleşme sorunu hastalarında sıkça karşılaşılıyor.

Tedavi

Tedavi edilebilir bir durum olan sertleşme sorununu yaşayan erkekler ve eşleri, genellikle tedavi arayışına nasıl gireceklerini bilmemekte ve utanç duygusu nedeniyle sorunu hekimleriyle birlikte değerlendirmekten kaçınmaktadır. Ancak yeni tedavi olanakları, bu problemler üzerinde olumlu etkilerde bulunuyor. Ağızdan alınan ilaçlardan elle çalışan vakum pompalarına, enjeksiyonlardan protezlere kadar birçok tedavi seçeneği var.

Cinsel eğitim almış çocukların iyi bir evlilik yaptıkları, ailelerince ‘cinselliği evlenince öğrensin’ denilen çocukların ise kişiliklerin tam olarak gelişmediği ve mutsuz evlilikler yaptıkları tespit edildi. DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN »

Normal kıvamda yumuşak kaka yapan, neşesi yerinde kilo almış bir bebeğin günde bir kez kaka yapması kabızlık sayılmaz.
• Aldığı besin kendine yetmeyen, aç kalan bebeklerde, DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN »

Epilepsi bir kişinin tekrar tekrar epileptik nöbetler geçirmesi ile niteli bir klinik durum yada sendromdur. Epileptik nöbet beyinde zaman zaman ortaya çıkan anormal elektriksel boşalımların sonucu olarak görülen geçici nörolojik disfonksiyon dönemidir. Bir çeşidi dışında (status epileptikus) nöbetler kısa sürelidirve genellikle saniyeler veya dakikalarca sürer. Konvilziyon terimi nöbet sırasında şiddetli kasılmalar olduğunu anlatmak için kullanılır. Fakat kasılmaların eşlik etmediği bir çok nöbet çeşidi de vardır. Epileptik nöbetlerde bilinç değişikliği olabilir veya olmayabilir. Yani kişi sonradan geçirdiği nöbeti hatırlayabilir veya hatırlamaz.

Genel nüfusun yaklaşık %2-5’inin ömürleri boyunca en az bir epileptik nöbet geçirdiği bilinmektedir. Ancak 1000 kişiden 4-12’si kronik veya aktif epilepsisi olduğu ileri sürülür. Nöbetlerin durma şansı epilepsinin erken evrelerinde daha yüksektir. Tam bir iyileşmeden sonra tekrarlama riski azdır. Uzun süredir devam eden epileptik nöbetlerde iyileşme olasılığı daha azdır. Epilepsinin yarıya yakını ilk 4-5 yaş içinde başlamaktadır.

Epilepsi nedenlerine gelince üç ana başlıkta incelemek mümkün;

1- Kalıtımsal etmenler: Kendiliğinden ortaya çıkan epilepsileri altında genelde kalıtımsal etmenler ortaya çıkmaktadır. Çocukluk çağında ortaya çıkan epilepsilerde genetik açıdan kromozonlarda değişiklik olduğu kanıtlanmıştır. Epileptiklerin ailelerinde epilepsi veya epileptik nöbet öyküsüne sıkça rastlanır.

2- Beyin patolojileri: Doğum travması, beyin içi kanama, beynin oksijensiz kalması, beyinin infeksiyonları, metabolik bozukluklar yeni doğanda epileptik nöbetlere neden olabilir. Kafa travması, beyin damarları hastalıkları, beyin içinde oluşan kitleler v.b. erişkinlerde epileptik nöbetlere neden olabilir.

3- Sistemik patolojik süreçler: Sistemik hastalıklar metabolik ve toksik etmenler epileptik nöbetlere neden olabilir, fakat oluşan nöbetler neden olan etmen ortadan kaldığında kendiliğinden durur. Fakat bu etmenlar beyinde kalıcı hasara yol açarsa nöbetler temen ortadan kalkmasına rağmen devam eder. Bazı ilaçlarında duyarlı kişilerde epileptik nöbetlere yol açtığı bilinmektedir.

Epileptik nöbetler yapılan tetkikler sonucu beynin kaynaklandığı bölgesi dikkate alınarak parsiyel ve jeneralize diye ikiye ayrılır. Bazı nöbetler bebeklik döneminde oluştundan bunlar sınıflandırılamaz.

A-Parsiyel Epileptik Nöbetler:
Basit Parsiyel Nöbetler:
Bu nöbetlerde hasta nöbet geçirirken tek bir bulgusu vardır vücudun belirli bir bölgesini tutar. Örneğin bir ayakta yada kolda kasılmalar nitelikli epilepsi türüne basit parsiyel motor nöbetler denir. Bu türde nöbet başladığı yerde kalabildiği gibi belirli bir düzene göre ilerleyerek vücudun yarısını tutabilir. Örneğin elde başlayan konvülziyonlar sırasıyla ön kola, üst kola, yüze ve dile, sonrada alt ekstremitelere yayılabilir. Eğer vücudun diğer yarısına geçerse bilinç bozulabilir. Nöbet durduktan sonra kasılmaların geliştiği tarafta kuvvetsizlik olabilir. Bunun dışında basit duyusal nöbetler gelişebilir bu türde bir ekstremitede, genellikle elde ve parmaklarda uyuşma-karıncalanma, yanma ve nadiren ağrı gibi kısa süren belirtiler oluşabilir. Bu belirtiler lokal olabileceği gibi vücudun bir yarısını sarabilir. Deri yüzeyinde renk değişiklikleri (kızarma-solma), sesler duyulması, kan basıncı değişiklikleri, sadece bilinç bulanıklığının eşlik ettiği bir çok çeşit parsiyel epileptik nöbetler oluşabilir.

Kompleks Parsiyel Nöbetler:
yukarıda sözü edilen nöbetlere bilinç bozukluğu eşlik ettiğinde kompleks parsiyel nöbetler teriminin kullanılması önerilir. Duyusal nöbetlerde parsiyel epileptik nöbetlerden farklı olarak hissedilenler basit ışık çakması veya şekilsiz bir görüntü yerine hastanın geçmiş yaşamından bir sahne, görüntüleri, sesleri, kokuları, lezzetleri, duygularıyla tekrar yaşanır. Fakat hastalar hissettiklerin şeylerin gerçekle bağdaşmadığının bilincindedirler.

 

B-Jeneralize Epileptik Nöbetler:

Jeneralize epileptik nöbetleri birkaç başlık altında toplamak mümkün. Petit mal dediğimiz ve ani bilinç kaybı ile birlikte konuşma yürüme, yeme gibi motor aktivitelerin kesilmesiyle niteli şekli en sık görülenidir. Nöbet sırasında vücut pozisyonu korunur ve hasta yere düşmez, gözler bakakalmış gibidir, iletişim kuramaz ve hasta etrafının farkında değildir. Ani iletişim bozukluğu, tek bir kasta veya kas grubunda ani, kısa süreli kasılmalar v.b. şekillerde ortaya çıkabilir. Hastada bilinç kaybı oluşur.

Epilepsinin acil müdahale gerektiren epileptik nöbetlerin aralarında normal dönem olmadan, ardarda birbirlerini izlemesi şeklinde ortaya çıkabilir. Normal koşullarda epilepsi tanımına uygun olarak, ilk epileptik nöbeti izleyen bir yıl içinde en az bir nöbet daha geçiren hastalara antiepileptik tedavi başlanır. Kullanılacak ilaç nöbet tipine göre seçilir. Tedavide bazen tek ilaç kullanımı yeterli gelmediğinde çoklu ilaç kullanımı uygulanabilir. Tedavide ilacın kullanımından çok bu ilacın kan seviyesi tedavide önemlidir. Bazı ilaçların yeterli kan seviyesine ulaşması 14-30 gün alabilir. Tedavide asıl amaç nöbetlerin durdurulmasıdır ve verilen ilaç tedavisi ile yüksek oranda nöbetler durdurulmaktadır. Nöbetleri tam olarak durdurulmuş hastalarda tedaviye aynı ilaç ile ortalama 3-5 yıl devam edilebilir. Bu nedenle doktor tavsiyesi olmadan kullanılan ilaç kesilmemelidir. Bu sürenin sonunda ilaç kesildikten sonra tekrar nöbet geçirme riski %25 kadardır. İlaç kullanmaya başladıktan sonra ilk haftalarda ilaca bağlı vücutta bazı tepkiler görülebilir. Tedavinin başlangıcında deri döküntüleri olabileceği akılda tutulmalıdır. Tedavinin ilk bir ayı içinde birkaç kez tam kan sayımı ve karaciğer fonksiyon testlerinin kontrolü için doktora başvurulmalıdır. Tedavinin en uygun ilaç ile uygun dozda, sürede yapılması hastalığın tedavisinde çok önemlidir. Bu nedenle tedavinin her aşaması uzman hekim tarafından takip edilmelidir.

Halk arasında damar sertliği olarak bilinen “ateroskleroz”, atar damarların esnekliğini kaybedip kalınlaşması ile oluşan bir damar hastalığıdır. Atardamarlar,vücudun canlılığını devam ettirmesi için şart olan kanı organlara taşırlar. Atardamarların 3 tabakası vardır. Bazı faktörlerin etkisiyle en içteki tabaka tahrip olur ve bu tahrip olan bölgeye kandaki kolesterol,pıhtılaşma faktörleri…vb maddeler birikmeye başlar.Kolesterolün damar duvarında birikmesi ile damar kalınlaşır ve damar iç hacmi daralır ve kan geçişi azalır. Ayrıca pıhtılardan kopan parçalar vücudun başka bölgelerinde daha küçük damarların tıkanmasına yol açabilir.

Damar sertliği, sadece kalp damarlarını değil, beyin, böbrek ve çevre damarlarını da ilgilendirir. Türkiye de kalp ve damar hastalıklarından ölümler, tüm ölümlerin %34’ünü oluşturmaktadır.

Kalbin kasılmasını sağlayan miyokard adı verilen kas tabakasının beslenmesi (oksijenlenmesi) , ”koroner” denen (kalbe özel) damarlar vasıtasıyla gerçekleştirilir. Ateroskleroz veya başka bir nedenle miyokard’a gelen kan miktarı azalırsa, myokard yeterli seviyede oksijenlenemez; ve ”iskemi” (dokunun kanlanamaması) meydana gelir. İskemi, koroner kalp hastalığına neden olur. Kalbin myokard kas tabakası, tam beslenemediği için yeterli kasılamaz, bu da hastada kendini ”angina pectoris” (göğüs ağrısı) şeklinde gösterir. Koroner kalp hastalığında en çok korkulan olay; koroner damarlardan hiçbirinin,h kalp kasının kanlanmasını (dolayısıyla oksijenlenmesini) yeterince sağlayamaması, böylece kalbin kasılamaması ve vücuda kan gönderememesidir. Bu olay halk arasında kalp krizi olarak bilinen “myokard infarktüsü”dür.

Vücuttaki kan damarlarının bir kısmının veya tamamının sertleşmesi sonucu, esnekliklerini keybetmesine; halk arasında damar kireçlenmesi tıp dilinde ise Arterio Skleroz veya Atheremo denir. Nedeni, kan damarlarının iç kısımlardaki hücrelerin esnekliğini kaybedip, zayıflaması veya kandaki yağlı maddelerin birikinti yaparak, damarı darlaştırmasıdır. Belirtileri baş dönmesi, baş ağrısı, titreme, yürürken sendeleme, düşünme ve öğrenme gücünde zayıflama, sinirlilik veya damarın sertleştiği bölgelerde ağrılar görülür. İlk belirtiler görüldüğünde önlem alınacak olursa, korkulacak bir şey yoktur. Hastanın neşe ve cesaretini kaybetmemesi ve doktorun tavsiyelerini yerine getirmesi iyileşmede atılacak ilk önemli adımdır. damar sertliği teşhisi konan kimse, perhiz yapmalı, alkol ve sigara gibi keyif verici maddeleri bırakmalı, yumurta, tereyağı ve benzeri yiyecekleri terk etmeli, tuzu da azaltmalıdır. Ayak damarlarında meydana gelebilecek herhangi bir hastalığı önlemek için de dar ayakkabı giymekten kaçınmalıdır.

başdönmeleri
Hasta, kendisinin veya etrafındaki eşyanın boşlukta döndüğünden şikayet eder. Tıp dilinde vertigo denen baş dönmelerinin nedenleri çeşitlidir. Bunlardan başlıcaları şunlardır: Kulak ağrısı. Araç tutmaları. Ani hava değişimi. Bazı göz hastalıkları. İlaç zehirlenmeleri. Düşük veya yüksek tansiyon. damar sertliği ve bazı kalp hastalıkları. Kansızlık ve kan hastalıkları. Mikrobik hastalıklar. Beyin hastalıkları. Sara ve bazı ruh hastalıkları. Tedaviye başlanmadan önce hastalığın gerçek nedeninin tespit edilmesi gerekir. Baş dönmelerine yapılacak ilk iş; hemen oturmak veya öne eğilmek ve mümkünse hemen yatmaktır. Baş dönmesi sık sık oluyorsa mutlaka bir doktora gitmek gerekir.

bayılmalar
Geçici olarak uyanıklık halinin kaybolmasına halk arasında bayılma tıp dilinde senkop denir. Bu durumda beyin hücrelerine giden oksijen azalmıştır. Bayılmanın nedeni; yorgunluk, uzun süre ayakta kalmak, ani heyecanlar, tansiyon yüksekliği, gebelik, kansızlık, damar sertliği ve kalp hastalıklarıdır. Bayılmadan önce baygınlık hissi gelir. Sonra yüz kül rengini alır. Arkasından da terleme, çarpıntı, göz kararması ve baş dönmesi görülür. Bu gibi durumlarda yapılacak ilk iş hastayı hemen yatırmak, elbise ve çamaşırlarını gevşetmektir. Sonra yüzüne su serpilir ve amonyak koklatılır.

kanda kolestrol yüksekliği
Kolestrol, kanda, sinirlerde, beyinde, karaciğerde, dalakta, böbrek üstü bezlerinde ve safrada bulunan, yağ yapısında, kristal gibi beyaz görünümde bir maddedir. Görevi dokulardaki su dengesini sağlamak, alyuvarları zehirlere karşı korumak, sinir dokularının dayanıklığını sağlamak ve deri altında, dışarıdan gelecek mikroplara karşı koruyuculuk yapmaktır. 100 gram kanda; 180-230 miligram kolestrol bulunur. Bu miktar normaldir. 230 miligram kolestrol miktarı, kanda kolestrolün yükselmiş olduğuna işarettir. Tedavi edilmezse; damarsertliği, beyin ve kalpteki ince damarların tıkanmasına neden olur. Meydana Gelişi : Böbrek üstü bezleri, husyeler, yumurtalıklar bünyenin ihtiyacı olan kolestrolü imal ederler. Ayrıca hayvansal yağlar, süt, yumurta ve bitkisel hormonlarla da kolestrol alınır. Kanda, kolestrolün yükseldiğini anlamak için bir seri test yapmak gerekir. Ayrıca, hastanın cildinde oluşan sarı lekeler, göz altlarında beliren siyah halkalar, göz akında görülen sarı lekecikler, genel yorgunluk, iştahsızlık, hazımsızlık, baş dönmesi, baş ağrısı, görme zayıflığı, ağız acılığı, nefes ve ter kokusu kolestrolün yükselmiş olduğuna işaret olabilir.

katarakt
Göz merceğinin bulutlanıp, görmenin bozulmasına halk arasında aksu, akbasma veya göze perde inmesi adı verilir. Çoğunlukla 50 yaşından sonra görülür. Nedeni göz yaralanması, şeker hastalığı, gözün uzun süre ışığa maruz kalması, damar sertliği veya beze hastalığıdır. Bazen doğuştan da olabilir. En çok rastlananı yaşlılığın neden olduğu katarakttır.

kolesterol
Hayvansal ve bitkisel yağların içerisinde bulunan, karaciğer tarafından sentez edilen bir maddedir. Kanda normalden fazla bulunması halinde, damar sertliğine neden olur, ve bazanda safra pigmentleri ile birleşerek safra taşlarının oluşumunda rol oynar.

nevralji
Sinir ağrısına tıp dilinde nevralji denir. Bilhassa, yüzde ve başta hissedilir. Ama vücudun diğer taraflarında da bulunabilir. Nedeni soğuk algınlığı, şeker hastalığı, damar sertliği, veya ağrı yapan sinir yakınında meydana gelen herhangi bir hastalıktır.

şeker hastalığı
Vücudun şeker yakmasında ortaya çıkan bozukluğun neden olduğu bir hastalıktır. Tıp dilinde diabet denir. Pankreas, kandaki şeker miktarını kontrol eden ve adına insülin denilen bir madde salgılar. Pankreas bu görevini yerine getirmezse, kandaki fazla şeker, karaciğere depo edilir. Aç karnına alınan 100 gram kanda 80 miligram şeker vardır. Bu miktar yemekten 1-2 saat sonra 140 miligrama kadar yükselir. Kandaki şeker miktarı hastalığın durumuna göre aşağıdaki gibi tespit edilir. Şeker durumu Açken Yemekten 1-2 saat sonra Normal kimselerde 80 mg. 140 mg. Orta derecede 130 mg. 190 mg. Ağır derecede 160 mg. 215 mg. 2 çeşit şeker hastalığı vardır. - Şekersiz Diabet : Hipofiz bezinin arka tarafından salgılanan antidiüretik hormonun yetmezliği sonucu ortaya çıkan bu çeşit şeker hastalığına, tıp dilinde diabetes insipidus denir. - Şekerli Diabet :Pankreasın salgıladığı insülin yetmezliği sonucu ortaya çıkan bu çeşit şeker hastalığına, tıp dilinde diabetes mellitus denir. Şeker hastalığını doğuran nedenler dengesiz beslenme, şişmanlık veya sinir bozukluğudur. Bazı kimselerde de irsiyet önemli bir rol oynar. Hastalığın başlangıcında çok yemek ve su içmek ihtiyacı vardır. İdrar miktarı da artar. Kadınların idrar yapma yerlerinde kaşıntı vardır. Ayrıca devamlı yorgunluk hali görülür. İleri safhada devamlı baş ağrısı, el ve ayak titremeleri, iştahsızlık, aseton kokusuna benzer nefes kokusu, ter kokusu, adele krampları, hafıza zayıflığı, kısmi veya tam felç, iyileşmeyen yaralar ve uykuda sayıklama görülür. Şeker hastalığı tedavi edilmezse sonuç damar sertliği, kalp yetmezliği, göğüs anjini, görme zayıflığı, katarakt, karaciğer hastalıkları, siroz olabilir. İki çeşit şeker koması vardır. - Diabetik Koma :Daha ziyade şeker hastalarında görülür. Nedeni, insülin verme zamanını geçirmek, gerektiğinden az miktarda insülin vermek, bağırsak iltihabı, bademcik iltihabı, grip veya iyileşmeyen yaralardır. - Şeker Eksikliği Koması : Tıp dilinde hipoglisemi adı verilen bu çeşit koma, terleme, titreme, çırpınma huzursuzluk, şiddetli açlık, ve aşırı duygusallıkla başlar. Nedeni, fazla miktarda insülin vermek veya çok miktarda karbonhidratlı yiyeceklerle beslenmektir. Şeker hastaları haftada en az iki kere ılık banyo yapmalıdır ve sonra da vücutlarının her tarafını ılık bir havlu ile ovmalıdır. Kabız veya ishal olmamalıdırlar. Perhiz yapmalıdırlar. Erken yatıp erken kalkmalıdırlar. Ağız, boğaz ve diş sağlığına aşırı özen göstermelidirler. Masaj, beden hareketleri ve açık havada yürüyüşü ihmal etmemelidirler.

şişmanlık
Şişmanlık, alınan kalori miktarının yakılan kaloriden daha fazla olması sonucu ortaya çıkan bir metabolizma bozukluğudur. Tıp dilinde obesite denir. İstatistiklere göre şişmanların daha çabuk yaşlandıkları, şeker hastalığı, damar sertliği, kalp hastalıkları, karaciğer ve safrakesesi hastalıkları, tansiyon yüksekliği, akciğer hastalıkları, romatizmal hastalıkların tehdidi altında bulundukları belirtilmektedir. Bu nedenle şişmanlıktan kurtulmak için diyet ve beden hareketleri yapmak gerekir.

tansiyon yüksekliği
Büyük tansiyonun kişinin yaşına göre yüksek olmasına halk arasında tansiyon yüksekliği, tıp dilinde ise hipertansiyon denir. Bir çok hastalıkta tansiyon yüksekliği görülür. Mesela kalbin sol bölümünün büyümesinde, böbrek hastalıklarında, damar sertliğinde, kan hücrelerinin çoğalmasında, şişmanlıkta ve iç salgı bezleri hastalıklarında kan basıncı artar. Tansiyon yüksekliğinin belirtileri arasında yorgunluk, sinirlilik, çarpıntı, baş dönmesi, uykusuzluk, baş ağrısı vardır.