Şaşılık Nedir?
Şaşılık (göz kayması) gözlerin birbirine paralel bakmaması durumudur. Doğuştan olabileceği gibi daha ileri yaşlarda da görülebilir. Gözlerde kayma sürekli olmayabilir, çocuk dikkatle yakın bir nesneye baktığında ya da uykusuz, yorgun, ateşli olduğu zamanlarda çıkabilir. Bazı çocuklar güneşte kaymaları arttığı için rahatsız olurlar ve tek gözlerini kapatırlar, bazen de daha iyi görebilmek için başlarını kaymadan duydukları rahatsızlığın en az olduğu pozisyonda tutarlar.

Ne Zaman Görülür?
Doğumda bebeklerin gözü gelişimini tamamlamamıştır. Görmenin hemen hemen normal düzeye ulaşması ve renk hissinin gelişmesi 3-4. ayda olur. İlk 3 aylık dönemde gözlerde kayma tespit etmek zordur. Bu dönemdeki bebeklerde çoğu zaman gözler paralel değildir. 3. Aydan sonra gözlerin pozisyonu belirginleşir. 3-4 aydan sonra çocuğunuzun gözünün kaydığını farkederseniz, konuyu mutlaka bir göz doktoruyla görüşün.

Neden Olur?
Doğumsal şaşılıklar, genellikle ilk 6 ayda ortaya çıkar. En sık nedeni gözleri hareket ettiren kaslarla bu kasların sinirlerinin uyumsuzluğudur. Doğumsal şaşılıkların daha az görülen nedenleri doğumsal katarakt, tümörler ve enfeksiyondur. Gözü kayan çocuklarda mutlaka göz dibi muayenesi yapılmalıdır.

6. aydan sonra görülen şaşılıkların nedeni göz bozuklukları, çoğunlukla da hipermetropidir. Böylesi durumlarda gözlük kullanımı şaşılığı kısmen veya tamamen düzeltir.

Göz tembelliği
Göz tembelliği gözde herhangi bir hastalık olmaksızın gözün görmeyi öğrenememesine bağlı görme azlığıdır. Görme yeteneği, doğuştan 6 yaşa kadar öğrenilerek kazanılır. Herhangi bir nedenle gözün görmesi engellenirse göz görmeyi öğrenemeyecek ve tembellik gelişecektir. Bunun en sık nedeni şaşılıktır.Daha az rastlanan nedenler arasında doğumsal katarakt, ileri derecede göz bozukluğu (miyopi, hipermetropi, astigmatizma) gibi çocuğun görmesini engelleyecek sorunlar,-özellikle tek gözdeyse- sayılabilir.

Ne zaman ve nasıl tedavi edilir?

Şaşılık ve göz tembelliği temel olarak;

  • Ameliyatla
  • Gözlük kullanarak
  • Tek göz kapatılarak tedavi edilebilir

Doğumsal şaşılıkların tek tedavisi ameliyattır ve erken dönemde yapılmalıdır. Çünkü iki gözle birden görmenin oluşabilmesi için ameliyat mümkün olduğunca erken yapılmalıdır. Yapılabilecek en büyük hata, ameliyatın okul çağına kadar ertelenmesidir.

Göz bozukluğuna bağlı şaşılıklarda gözlük, kaymayı kısmen veya tamamen düzeltebilir. Bazılarında ise, gözlük şaşılığı düzeltmeye yetmez, bu durumda şaşılığın düzelmeyen bölümü ameliyatla düzeltilir.

Göz tembelliğinin tedavisi gören gözün kapatılmasıdır. Burada amacımız, sağlam gözü kapatarak, tembel gözü görmeye zorlamaktır. Kapama tedavisi süresince düzenli göz kontrolleri gereklidir. Gözün ne süreyle kapatılacağına, çocuğun yaşı ve her iki gözdeki görme keskinliğine göre karar veririz.

Yalancı şaşılık
Bebeklerin burun köklerinin geniş olması nedeniyle gözlerde içe kayma varmış gibi bir görünüm oluşur. Biz buna yalancı şaşılık diyoruz. Çocuk büyüdkçe, burun kökü daralır ve şaşılık görünümü ortadan kalkar.

Sonuç olarak
Çocuğunuzun gözünde kayma olduğundan şüphe ediyorsanız gecikmeden bir göz doktoruna başvurunuz. Ameliyat ihtimali sizi korkutmasın, unutmayın, ameliyat –eğer gerekiyorsa- bazen tek tedavi yöntemidir ve ne kadar erken davranırsanız, çocuğunuzun görmesi o ölçüde korunmuş olur.

Çocuklarda diş tedavisi sırasında ilk dikkat edilecek nokta dişlenme durumunun saptanmasıdır. Diş sürmesi bakımından çocuk, değişik dönemlerde olabilir:

  • Henüz süt dişlerinin sürmediği dişsiz dönem
  • Süt dişlerinin sürmekte olduğu dönem
  • Süt dişi dizisinin tamamlandığı dönem
  • Altı yaş dişinin ( 1. azı) sürme dönemi
  • Karışık dişlenme veya transizyon dönemi
  • Sürekli diş dizisinin tamam olduğu dönem

Muayene esnasında çocuğun bu dönemlerden hangisinde olduğu ve dişlenme durumu ile kronolojik yaşın birbirine uyup uymadığı kontrol edilmelidir.

Soru: Süt dişleri ne zaman sürmeye başlar?
Cevap:Süt dişlerinin sürmesi genellikle, her 6 ayda bir gurup dişin sürmesi şeklinde olur.6-12. aylar arasında sırasıyla alt 1, üst 1, üst 2 alt 2 olmak üzere kesici dişler , 12-18.aylar arasında birinci süt azıları, 18-24. aylar arasında süt kaninleri , 24-30. aylar arasında ise ikinci süt azıları sürerler

Soru:Süt dişlerinin geç sürmesinin nedenleri nelerdir?
Cevap: Süt dişlerinin sürme gecikmeleri bir tek, bir gurup yada bütün bir dizisini birden ilgilendirebilir.Bu durum yerel ya da genel bir neden sebebiyle olabilir.

Lokal nedenler: Sürme kistleri: Böyle bir durumda lokal anestezi ile açılarak dişin kuronu meydana çıkarılır hamilelik esnasında röntgen tedavisi de dişlerin geç sürmesine neden olabilir.

Genel Nedenler: Irsiyet, D vitamini eksikliği, hiotiroidizm, virütik hastalıklar (hamileliğin 9. haftasından önce kızıl, kızamık gibi virütik hastalıklar geçiren annelerin çocuklarında ilk diş sürmesi 11.5 uncu aya kadar uzayabilir) , kronik enfeksiyonlar ve erken doğum da sürme zamanını etkileyebilir.

Soru: Sürekli dişler ne zaman sürmeye başlar?
Cevap:

DİŞLER

SÜRME ZAMANLARI

Soru: Sürekli dişlerin geç sürmesinin sebepleri nelerdir?
Cevap:Bu yerel ya da genel bir sebebe bağlı olabilir
Yerel etkenler: Süt dişlerinin köklerinin rezorpsiyon gecikmeleri, sürekli diş sürmesinde gecikmeye yol açar.Süt dişinin kökünde meydana gelen bir kist,alttaki dişin sürmesi için bir engel olabilir.İkinci süt azısının erken düşmesi sonucu, altı yaş dişinin o boşluğa kayması ile çekim boşluğunun kapanması küçük azı dişlerinin normal zamanda sürmelerini engeller.
Bu nedenle süt dişleri nasıl olsa düşecek diye düşünüp gerekli ağız bakımının sağlanmaması süt dişlerinin çürümesine ve erken çekimine, dolayısıyla da sürekli dişlerin sürmelerinde problemlere yol açmaktadır.
Genel Etkenler:Irsiyet,vitamin eksikliği, raşitizm ve hormonal bozukluklar da (hipotiroidizm gibi) sürekli dişlerin sürmesinde gecikmelere yol açabilir

Akciğer kanserleri sik rastlanan ve önemli bir hastalık mıdır?

Tüm dünyada erkeklerde ve ayni zamanda dünyanın bir çok ülkesinde kadınlarda en sik rastlanan kanser türüdür. Bir çok kanser türünde giderek azalma söz konusu iken akciğer kanserine rastlanma sıklığı maalesef giderek artmaktadır. Tüm dünyada erkek ve kadınlarda halen en öldürücü kanser türüdür. Genel ölüm nedenleri arasında dünyada ikinci sırada yer almaktadır.

Akciğer Kanserinin sebebi nedir?

En iyi bilinen neden sigara içilmesidir. Bazı mesleklerde çalışma, hava kirliliği, radyasyon, genetik faktörler, beslenme alışkanlıkları gibi adi geçen diğer nedenlerin hiç birisi sigara ile mukayese edilecek kadar önemli değildir.

Ak toprak kanser yapar mı?

Ülkemizin bazı yörelerinde bulunan ak toprak, gök toprak olarak bilinen asbest veya zeolit içeren toprakla temas akciğer kanseri yapmaktadır. Duvar sıvama ve yer döşeme amaçlı kullanılan ve bebeklerin altına konan bu toprağın bulunduğu alanlarda yaşayanlarda akciğer ve akciğeri örten zardan köken alan kanserlere çok sik rastlanmaktadır.

Akciğer kanseri bir meslek hastalığı mıdır?

Evet. Bazen akciğer kanseri bir meslek hastalığı seklinde ortaya çıkar. Örneğin radyolog hekimler ve diğer radyasyonla çalışanlarda ve asbest sanayiinde çalışanlarda akciğer kanserleri çok daha fazladır. Asbest bir ses ve isi yalıtım maddesi olarak sanayide kullanılmaktadır. Bu iş kollarında (fren ve balata üretimi, gemi ve uçak sanayii, asbestli tuğla ve yapı malzemeleri üretimi gibi…) çalışanlarda akciğer kanserleri bir meslek riski olarak ortaya çıkmaktadır.

Akciğer kanserinin sigaradan olduğu kesin mıdır?

Kuskusuz. Sigara ile akciğer kanseri arasındaki sebep-sonuç ilişkisi doğru orantılıdır.Bir kişi sigaraya ne kadar erken yasta baslarsa, günde ne kadar çok sayıda ve ne kadar uzun süre sigara içerse, içtiği sigaradan ne kadar derin dumanı içine çekerse akciğer kanseri olma riski o kadar fazladır.

Sigara içmeyen akciğer kanseri olmaz mı?

Olabilir. Ancak bu, çok daha az rastlanır bir durumdur. Oysa, sigara içen bir kişinin akciğer kanseri olma riski içmeyene göre 13 ile 22 kat daha fazladır.

Akciğer kanserlerinin hepsi sigaradan mi oluşmaktadır?

Akciğer kanserlerinin %95′ inde sebep sigaradır.

Önlenebilir kanser ne demektir?

Bazı hastalıkların -örneğin genetik hastalıklar gibi- nedenleri çok iyi bilinmez yada, bilinse bile bunlardan kaçınmak olası değildir. Oysa diğer bazı hastalıklar değiştirilebilir çevresel faktörlerle -mikroorganizmalar, beslenme alışkanlıkları, iş ve çalışma koşulları, hava kirliliği gibi- ilişkilidir. Bu faktörler kontrol altına alınabilir ve değiştirile bilirse hastalık önlenebilmektedir.

Akciğer kanseri olmamak için ne yapmalıyım?

Akciğer kanserleri sigarayla ortaya çıktığından önlenebilir kanser türü olarak kabul edilmektedir. Sigara kullanmamakla bir kişi akciğer kanseri olma olasılığını çok büyük ölçüde ortadan kaldırmış olmaktadır.

Akciğer kanseri irsi midir?

Ailede akciğer kanseri öyküsünün olması sigara içmemek için en önemli nedenlerden birisidir. Çünkü akciğer kanserinin ortaya çıkışında genetik faktörler de rol oynamaktadır. Amcanızın, babanızın, kardeşinizin akciğer kanserine yakalanmış olması eğer sigara içiyorsanız sizin için bir erken uyarıdır. Bu uyarıyı dikkate almazsanız sizin yakınlarınız da sizin yaşadığınız türden bir acıya hazırlıklı olmalıdırlar.

Hiç bir şikayetim yok. Yine de korkmalı mıyım?

Sağlıkla ilgili her hangi bir yakınmanızın olmaması çok güzel. Ancak, bu yanıltıcı olabilir. Bazen hastalık uzun süre kendini belli etmeden ilerleyebilmektedir. Sigara içiyorsanız korkmalısınız! Gerçekten sizi rahatlatacak bir sözü söyleyebilecek durumda değiliz.

Üç yıl sigara içip bıraktım. Kanser olma ihtimalim ne kadar?

Sigaranın kanser yapıcı etkisi uzun yıllar kullanıldıktan sonra kendini göstermektedir. Sigara içen bir kişi sigarayı kaç yıl içerse içsin bıraktıktan sonra akciğer kanseri olma riski giderek düşmekte ve 5-10 yıl içerisinde hiç içmeyenlerle ayni oranda risk taşır duruma gelmektedir.

Akciğer kanserinin belirtileri nelerdir?

Tüm kanserlerde olduğu gibi kilo kaybı, halsizlik, iştahsızlık yanında; öksürük, balgam çıkarma, kan tükürme, göğüs ağrısı, nefes darlığı, hırıltılı solunum gibi akciğerlerle ilişkili yakınmalar olabilir. Bunlara bazen kanserin diğer organ ve dokulara yayılmasına bağlı olarak vücudun değişik alanlarında ağrılar, yutma güçlüğü, bas ağrısı, görme, denge bilinç bozuklukları vs gibi bir çok farklı şikayetler eklenebilir.

Bunların hepsinin birlikte olması gerekli midir?

Hayır. Bazen hiçbirisi bulunmayabilir veya bir ikisi bulunabilir. Bazen de bu yakınmalar vardır ancak, hasta akciğer kanseri değildir. Bu belirtilerin hiç biri kansere özgül değildir.

Ne zaman doktora gitmeliyim?

Eğer uzun yıllar sigara içiyorsanız, yasiniz 40′ in üzerindeyse ve yukarıdaki yakınmaların biri veya bir kaçı mevcut ise hekime başvurmanız ve akciğer kanseri bakımından değerlendirilmeniz önerilir.

Akciğer kanseri nasıl teşhis edilir?

Yukarıda bahsedilen belirtilere sahip bir kişinin öncelikle göğüs röntgeninin çekilmesi ve balgam incelemesinin yapılması ilk adimdir. Bunu bronkoskopi ve bilgisayarlı tomografiler vd tetkikler izler.

Bronkoskopi nedir?

Ağız veya burundan ince ve bükülebilir, ışıklı hortum veya rijit borularla akciğerlerimize kadar girilip solunum yollarımızın içten gözlenerek muayenesidir.

Bronkoskopi ne ise yarar?

Solunum yollarında yerleşmiş hastalıkların teşhisi ve tedavisi için kullanılan bir yöntemdir. Hastalığın doğrudan görülebilmesine, hasta alandan biyopsi vb işlemlerin yapılarak teşhis konulmasına yarar.

Bronkoskopi sadece akciğer kanserlerinin teşhisinde mi kullanılır?

Hayır. Solunum sistemini tutan ve bilhassa solunum yollarında yerleşen bir çok hastalığın teşhisinde rutin olarak kullanılmaktadır.

Bronkoskopinin tehlikesi yok mu?

Hayatimiz boyunca attığımız her adımın, yaptığımız her isin bir riski vardır. Trafiğe çıkmanın, uçağa binmenin, yüzmenin ve daha yapageldiğimiz nice işin taşıdığı risk bronkoskopinin risklerinden az değildir. Bronkoskopi ve bilhassa bükülebilir cihazlarla yapılan bronkoskopi güvenli muayene yöntemlerinden birisidir. Dikkatli çalışıldığı sürece ciddi bir sorunla karsılaşma olasılıği son derece düşüktür.

Bronkoskopi sırasında çok acı çekilir mi?

Bronkoskopi öncesinde hastaya anestezi uygulanır. Yani ağrı, öksürük, bulantı hislerinin uyanmasına mani olmak üzere solunum yolu boyunca geçici süre uyuşma sağlayan bir ilaç nefes yoluyla hastaya verilir. Bu işlem usulüne uygun olarak yapılırsa hasta ağrı, acı çekmeden bronkoskopi yapılabilir.

Akciğer kanseri bir kaç çeşit midir?

Akciğer kanserleri farklı hücre tiplerine göre gruplandırılır. Her türün seyri, tedaviye cevabi, farklıdır. Tedavi planlanırken kanserin türü de bilinmelidir. Hastalığın ağırlığı da türüne göre farklılık gösterebilir.

Bronkoskopi yapılan kişilerde bazen sonradan kanser çıkıyor mu?

Böyle bir şey asla doğru değildir. Bronkoskopi yapılan kişilerin bir kısmında zaten kanseri teşhis için bu işlem yapılmaktadır. Dolayısıyla bronkoskopi yapılan kişilerin bazısına kanser teşhisi konması bronkoskopi yapıldığından değildir. Bilakis, kanser olduğu düşünüldüğünden bronkoskopi yapılmıştır.

Akciğer kanseri teşhisi konan hastaya ne yapılmalıdır?

Öncelikle kanser olduğu mutlaka biyopsi ile kesinleştirilmelidir. Sadece muayene veya röntgenlerine bakarak kanser teşhisi konamaz. Bunu takiben, kanser tipi belirlenmelidir. Bundan sonra ise kanserin büyüklüğü, yerleşim yeri, yayıldığı diğer bölgeler araştırılmalıdır. Bu işlemlere evreleme diyoruz. Son olarak hastanın direnci, günlük yaşamını devam ettirirken sahip olduğu performans tayin edilip, hasta ile konuşarak tedavi kararı verilmelidir.

Parça almadan tedaviye başlansa olmaz mi?

Bazı hastalar parça alınmasına (biyopsi) pek sıcak bakmıyorlar. Oysa, bu yapılmadan kanser tedavisine başlanamaz. Kanser tedavisinde kullanılacak yöntemler ve ilaçlar hastaya bir çok bakımdan riskler getirecektir. Bu riskleri üstlenmesi için öncelikle kanser teşhisinden ve tipinden emin olmak gerekir. Rastgele kanser tedavisi olmaz.

Parça alınınca kanser yayılır mi?

Usulüne uygun şekilde, deneyimli eller tarafından yapıldığı sürece böyle bir tehlike söz konusu değildir.

Akciğer kanserinin tedavisi var mi?

Tedavi kelimesinin anlamı,sorunun tamamen ortadan kaldırılması ise akciğer kanserinin de,diğer kanser türlerinde olduğu gibi kalıcı,tamamen kurtarıcı bir tedavisi yoktur.Amaç değişik tedavi yöntemleri ile hastanın ömrünü bir süre uzatmaktır.Akciğer kanserli hastalarda da hastanın durumuna göre çeşitli tedavi şekilleri vardır. Ameliyat, radyoterapi (ışın tedavisi), kemoterapi (ilaç tedavisi) destek tedavisi ve ismi burada verilmesine gerek olmayan diğer tedavi yaklaşımları halen uygulanmaktadır.

Bazı kanserlerde klasik tedavi şekilleriyle kanseri tamamen yok etme şansı akciğer kanserlerine göre çok daha yüksektir. Ancak, akciğer kanserli olgularda da az da olsa bu şans vardır.

Akciğer kanserli hasta eninde sonunda ölür mü?

Hastayı tedavi ederken amacımız onu ölümsüz kılmak değildir. Buna kimsenin gücü yetmez. Ancak, hastalığı yok etmek, küçültmek, sınırlamak, sağ kalımı uzatmak, hastanın yasam kalitesini artırmak gibi amaçlarımız vardır. Bunlardan hangisine ne ölçüde ulaşılırsa ulaşılsın tedavi başarılı olmuş sayılabilir. Şu unutulmamalıdır ki, sadece akciğer kanserli hastalar için değil, ölüm hepimiz için kaçınılmazdır. Tüm sağlık çabalarının her konuda ana amacı,ölümü engellemek değil,insanların sağlıklı uzun bir ömür sürmesini temin etmek içindir.

Akciğer kanserli hasta ne kadar yasar?

Çok sık sorulan bu sorunun cevabı maalesef bizde yoktur. İnsanların yaşamalarına ve ölmelerine karar vermek hekimlere düşmez. Hekimler kendi yaşamlarının bile ne zaman ve nasıl sonlanacağını bilemezler.

Ameliyat olmadan ilaçla tedavi olsam olmaz mi?

Bazı hastalarımız kendilerine ameliyat önerdiğimizde bu şekilde bir soru soruyorlar. Oysa biz her hastaya ameliyat olmasını tavsiye etmeyiz. Ancak, hastanın tedavisi için ameliyat gerekiyorsa, bunun yerini ilaç veya ışın tedavisiyle doldurmak mümkün değildir. Ameliyat için uygun bulunan hasta mutlaka ameliyat olmalıdır.

Hem ameliyat hem de ilaç tedavisi birlikte uygulanır mi?

Evet. Bazen ameliyat, radyoterapi ve/veya kemoterapi birlikte uygulanabilir. Bu eş zamanlı da olabilir. Birbirini takip edecek şekilde de olabilir.

İlaçla tedavi süresi ne kadar olmalı?

Kanser tedavisinde kullanılan ilaçlar belirli aralıklarla tekrarlayacak şekilde (kürler halinde) verilir. Hastanın ve hastalığın tedaviye cevap vermesi durumuna göre kürlerin sayısı değişmektedir.

Kanser tedavisinin yan etkileri nelerdir?

Yan etkiler kullanılan ilaca, ilaç veya isini uygulama tekniğine, ilaç veya isinin dozuna, hastanın yaşına ve organ fonksiyonlarına, birlikte kullanılan diğer ilaç veya tedavilere bağlı olarak değişir.Gerçek şu ki,kanser tedavilerinde uygulanan kemoterapik ilaçlar, dozu ayarlanmış olan kimyasal zehirlerdir.kemoterapi bir zehirleme yöntemidir.Kanser hücrelerinin zehirlenerek ölmesi için verilen bu maddeler büyük oranda sağlıklı hücrelerimizi de öldürmektedir.Bunun sonucunda kan değerlerinin düşmesi,hormonların iflası gibi sorunlar elbette çıkmaktadır.Radyoterapi ise adı üstünde kanserojen bir uygulamadır.Dozu ayarlanmazsa ölümlere ve felçlere neden olabilmektedir.

Kanser tedavisi saç dökülmesi, bulantı kusma yapar mi?

Bu şekildeki yan etkiler kanser tedavisi sırasında sık görülmektedir. Ancak, bunların hepsi de tedavi tamamlandıktan sonra geri dönüşlüdür. Bazı ek ilaçlarla bulantı önlenebilir. İshaller, enfeksiyonlar, radyoterapi alanında cilt yanıkları, yutma güçlüğü, ağızda yaralar ve akciğerlerde fibrozis oluşabilir. Bu durumlarla karşılaşmamak için gerekli önlemler alınmalı ancak, buna rağmen oluştuğunda ise uygun şekilde tedavi edilmelidir.

Kanserle basa çıkmak için bu tedaviler dışında nelere dikkat edilmeli?

Kanser teşhisi çoğu kez hastada bir psikolojik travmaya yol açmakta ve bunu bazen depresyon izlemektedir. Hastalığın adının kanser olması her şeyin bittiği anlamına taşımaz. Kişinin olayı gerçek boyutlarıyla tanıması, hastalığını, tipini, ağırlığını öğrenmesi, kendisini bekleyen risklerden haberdar olması, planlanan tedavi biçimleri hakkında ve en doğru kararı vermek üzere bilgilenmesi gereklidir. Bu hekimiyle çok iyi bir ilişki kurmasını gerektirir. Kanser tanısı aldı diye kendini sosyal sorumluluk ve çevresinden dışlamamalı, hastalığı elverdiğince uğraşılarını sürdürmeli, ancak yeterli uyku, dengeli beslenme ve stresten uzak kalmaya özen göstermelidir. Hastada ağrı, öksürük gibi yasam kalitesini bozan yakınmalar varsa bunlara dönük tedaviler ihmal edilmemelidir. Tedavi sırasında ve tedavi sonrasında gerekli kontrollerini zamanında yaptırmalıdır.

Kanser ağrısını nasıl kesebiliriz?

Bazen akciğer kanseri çevre dokulara veya uzak organlara yayılarak şiddetli ağrılar oluşturabilir. Bu durum hastayı fazlasıyla rahatsız eder ve bezdirir. Kanserle bas edilemese bile bu ağrının giderilmesi çok önemlidir. Ancak, ağrıyı gidermek için bazen doğrudan morfin vb ilaçlar başlanmaktadır. Gerçi bu ilaçlar kanser ağrısının tedavisinde kullanılırlar ve çok da etkin ilaçlardır. Ancak, bu ilaçlara bir süre sonra tolerans gelişir ve başlangıçtaki etki artık görülmez olabilir. Bu nedenle ağrı tedavisinde basamak basamak ilerlemeli, önce basit ağrı kesicilerle ise başlanmalıdır. Gereğinde doz artırılarak kombinasyonlar uygulayarak zaman kazanılmalıdır. Morfin vb ilaçlar ileri dönemler için rezerv tutulmalıdır.

Kanser teşhisi hastaya söylenmeli midir?

Hastaya asla ve hiçbir zaman yalan söylenmemelidir. Hastanın hastalığı hakkındaki sorularına doğru cevaplar verilmelidir. Ancak, bütün doğruları hemen söylemek doğru olmayabilir. Yavaş ve kademeli olarak bilgi aktarılmalı, sorun açıklanırken çare ve tedavi biçimi birlikte anlatılmalıdır. Hastanın yasamla bağı ve iyileşme umudu sarsılmamalıdır. Kuskusuz,, bu bir üslup sorunudur. Hastasını önemseyen, acısını paylaşan, ona zaman ayıran, sabırla dinleyen, onun sorununa çare arayan, umudunu artıran empatik bir hekim davranışı iyi bir tedavi kadar belki de akciğer kanseri için bundan daha önemlidir

KANSER VE BESLENME

Kanserin oluşumunda beslenme alışkanlıklarının etkisinin % 30 ile 70 arasında değişmekte olduğu bilinmektedir. Beslenmeye bağlı hangi alışkanlıkların kanserin oluşumunda desteklediğini bilirsek ve besin seçimlerimizi bu doğrultuda yaparsak kanser riskini önleyebiliriz. İşte dikkat edilmesi gereken noktalar:

Diyetle alınan posa miktarının yetersiz olması kolon kanseri başta olmak üzere pek çok kanser türünün oluşumunda önemli bir etkendir. Bu sebeple diyet posasının kaynağı olan sebze ve meyvelerin, kuru baklagillerin, kepekli tahıl ürünlerinin bol miktarda tüketilmesi önemlidir.

Günlük beslenmemizde diyetimizle aldığımız katkı maddelerinin miktarları ve türleri kanserin oluşumunda önemli bir etkendir. Etlerin korunmasında kullanılan nitrit ve nitrat tuzları, doğal veya sentetik antioksidantlar, renk vericiler, zayıflama ve diabet diyetlerinde kullanılan yapay tatlandırıcılar, dikkatli kullanılması gereken katkı maddeleridir.

Özellikle bulgur, mısır, yer fıstığı ve diğer yağlı tohumlarda üreyen küfler ve onların toksinleri kansere neden olabilmektedir. Bu besinlerin üretiminde neme ve sıcaklığa dikkat edilmelidir. Tahılların yıkanması, havalandırılması, güneşletilmesi bir dereceye kadar toksini azaltmaktadır.

Kızartma, kavurma, tütsüleme gibi bazı pişirme yöntemleri kanser oluşumuna neden olabilmektedir. Özellikle protein içeriği yüksek besinlerin kızartılması veya tütsülenmesi kanserin öncüsü olan kimyasal bileşiklerin oluşumuna neden olur. Bu sebeple yiyeceklerimizi hazırlarken en sağlıklı pişirme yöntemleri olan haşlama, fırında pişirme veya ızgara tercih edilmelidir.

Alkol ve sigara kanserin oluşumunda önemli iki etkendir. Bu ürünlerin kullanımları mümkün olduğunca azaltılmalıdır.

Şişmanlık kanserin ortaya çıkmasını kolaylaştıran etkenlerden birisidir. Şişmanlık ile özellikle meme ve endormetrial kanseri riski artmaktadır, var olan kolon, prostat, rektum, böbrek ve serviks kanser türleri daha hızlı gelişmektedir. Bu sebeple vücut ağırlığının korunması şarttır.

Ayrıca diyetle fazla miktarda alınan hayvansal kaynaklı protein ve yağın da meme, uterus, kolon kanseri gibi bazı kanser türlerinin ortaya çıkmasında önemli bir etken olduğu bilinmektedir.

Antioksidant vitaminler olarak bilinen A, C ve E vitaminlerinin yetersiz miktarlarda alınması, kanserin nedenlerinden birisidir. Çünkü bu vitaminler kansere neden olan bileşiklerin oluşumunu engelleyebilmektedir. Bunun yanında riboflavin, kolin, pantotenik asit, tiamin vitaminleri ile çinko, selenyum, nikel, iyot, molibden, demir ve magnezyum minerallerini yeterli miktarlarda alınması kanserin önlenmesi için gereklidir.

İnek sütünün kanseri engelleyici etkisi de son bilimsel çalışmalarla ortaya konmaktadır

Tüm bu bilgiler ışığında kanser riskini azaltmak için beslenmemizde dikkat etmemiz gereken noktaları şu şekilde özetleyebiliriz:

  • İdeal vücut ağırlığınızı koruyunuz
  • Diyetinizle aldığınız hayvansal kaynaklı yağı ve proteini azaltınız.Et yemeklerini
  • hazırlarken yağsız sığır,dana ve kuzu etini tercih edin ve görünür yağı temizleyin; tavuk ve hindiyi derisiz tüketin; az yağlı et ürünlerini kullanın; balık ve kabuklu deniz ürünlerini daha sık tüketiniz.
  • Yiyeceklerinizi hazırlarken kızartma, kavurma veya tütsüleme yerine ızgara,fırında pişirme veya haşlama gibi yöntemleri kullanınız.
  • Günde 5 porsiyon taze sebze ve meyve tüketiniz.Antioksidan vitamin ve minerallerin kaynağı olan ıspanak, karnabahar, lahana, brocolli, brüksel lahanası, havuç, domates, kırmızı-yeşil biber ve turunçgilleri bol miktarda tüketiniz.
  • Kuru baklagilleri ve yağlı tohumları daha sık tüketiniz.
  • Yemekleriniz hazırlarken sarımsak, soğan, arpacık soğanı,nane,maydanoz gibi besinleri eklemeyi ihmal etmeyin.
  • Süt ve süt ürünlerini satın alırken daha düşük yağlı ürünleri tercih ediniz; yoğurt tercihinizi probiyotik yoğurt olan LC1′den yana kullanırsanız kolon kanseri riskini azaltmış olursunuz.

 

 

Fazla kilolar kalıcı olarak gitmez 
Fazla kilolarınızdan kalıcı olarak kurtulmak çok kolay olmasa da imkansız değildir. Yapılması gereken, şişmanlıkla birlikte görülen hastalıkların tedavisi ve kişiye ömür boyu sürecek yeni bir davranış modelinin öğretilmesidir. Şişmanlık, tedavi edilmesi gereken ciddi bir hastalıktır.

Kısa vadede zayıflanabilir 
Bir an önce zayıflamak isteyen insanlar, sağlıklarını bozma pahasına akla hayale sığmayacak yöntemler dener. Fazla kilodan muzdaripseniz, önce şişmanlığa neden olan gizli metabolik hastalıklarınız araştırılmalı ve metabolizma hızınız ölçülmesi gerekir.

Diyetisyene gitmek şarttır 
Tedavi edilmesi gereken bir hastalık olan fazla kilo sorununu çözmek için doğru adres doktordur. Gerekli tetkikleri yapıp, tedavi yöntemine karar verecek olan doktordur. Diyetisyen tedavi yöntemine karar verilmesinden sonra size, doktorun verileri doğrultusunda beslenme önerisi getirebilir.

TV karşısında atıştırmak zararsız 
Televizyon karşısında mümkün olduğunca bir şey yememeye özen gösterin. Çünkü televizyon hem görme, hem de işitme duyumuza hitap eder. 3. duyu olan tat duygusu, kontrolümüz dışına çıkabilir. Boş boş televizyon seyredemiyorsanız, yemek yerine şekersiz bitki çayını tercih edin.

İlaç kullanarak incelmek kolaydır
Ciddi kilo problemi bulunan insanlarda gerekli tetkikler yapıldıktan sonra, doktor kontrolünde ilaç tedavisi uygulanabilir. 1997′den beri tıbbi tedavinin bir parçası olarak ilaç tedavisi kullanılıyor. Klinik olarak kanıtlanmış bu ilaçlar doğru kullanıldığında, yararlı sonuçlar alınmaktadır. Bu ilaçları, gıda takviyeleri ile karıştırmamak
gerekir.

Saunada terlemek zayıflatır
Sauna gibi sıcak ortamlarda terleyerek kaybedilen yağ değil, sudur. Bu gibi sıcak ortamlar, organizmanın toksinlerden arınmasını, kasların gevşemesini, kırgınlığın atılmasını sağlar ancak kişiyi zayıflatmaz. Kilo kaybetme açısından bakacak olursak, soğuk sıcaktan çok daha etkilidir.

Diyetle bölgesel incelme olur 
Herkesin genetik olarak yağ dokusunun fazla olduğu bir bölüm vardır. Kimisinde basenlerde, kimisinde göbek çevresinde, kimisinde kollarda olabilir. Direkt basen eritici veya kol inceltici bir diyet yoktur. Ancak sağlıklı beslenme ile birleştirilmiş bir egzersiz planı uygularsanız, sorunlu bölgelerinizi nispeten daha iyi inceltmiş olursunuz.

Her türlü spor zayıflama sağlar
Vücudun egzersiz ve sporla kilo vermesi için yağ yakma formuna geçmesi gereklidir. Bu da ancak, minimum 18-20 dakika süren düzenli bir egzersizle mümkündür.

Seksle kalori yakmak mümkün
Sanılanın aksine seks kalori harcatmaz. Sadece kasların gerilmesini sağlar.

Aç karnına spor daha yararlıdır 
Aç karnına asla spor yapmayın. Spor için en iyi zaman; yemekten 1.5-2 saat sonradır.
Az beslenmek çözümdür
Şişmanlığa neden olacak gizli bir metabolik hastalık varsa, istediğiniz kadar az yiyin, kalıcı kilo veremezsiniz.

* Kahvaltı güçlü olmalı 
Güne kahvaltı ile başlayın ancak kendinizi aç hissetmiyorsanız bir meyveli yoğurt yemenin de kahvaltı sayılacağını unutmayın.

* Düzenli ve sık yenmeli
Yemeği saate değil, vücudunuzdan gelen sinyallere göre yiyin. Acıkıyorsanız mutlaka bir şeyler yiyin. İlla donanımlı bir öğün olmasına gerek yok. Bir bardak ayran içebilir ya da bir meyve, bir avuç leblebi veya yarım paket diyet bisküvi de yiyebilirsiniz.

* Önce çorba içilmelidir 
Yemeğe çorba ile değil salata, yoğurt ve su ile başlayın. Salata ve yoğurt bittikten sonra çorbanızı için. Çorbanız bittikten sonra ana yemeğe geçin. Ana yemeğiniz bittikten sonra kendinizi doymamış hissediyorsanız, bir bardak su için ve bir meyve yiyin.

* Yemek öfke terapisidir
Öfkelendiğinizde acısını buzdolabından çıkarmayın. Hemen kendinizi dışarıya atın ve küçük bir şey satın alın. Kendinizi daha değerli hissedersiniz.

* Bitkisel ürünler güvenli 
Her bitkisel ürün yararlı değildir. Vücudunuzun hangi takviyeye ihtiyacı olduğunu bilmeden alınan ürünler ve Sağlık Bakanlığı’nın denetiminden geçmeyenler, doğal olsalar da size büyük zarar verebilir.

* Meyve en son yenir 
Eğer doymuyorsanız ikinci tabağı yemek yerine, bir tane meyve yemek daha az enerji alımına yani daha az yemeye neden olur. Doymuyorsanız ikinci tabak yerine bir-iki meyve yiyin.

* Kan şekeri için tatlı 
Kan şekeriniz düşüp, eliniz ayağınız titriyorsa tatlı yerine peynir-ekmek yemek çok daha iyidir. Sadece insülin kullanan şeker hastaları tatlı yiyebilir.
* Fazla yemek kilo yapar! 
Fazla kilo çoğu insanın düşündüğünün aksine sadece aşırı yeme ile açıklanamayacak kadar kompleks bir hastalıktır. Genetik yatkınlıkla beraber, birçok metabolik hastalık bu rahatsızlığın ortaya çıkmasına neden olur. Düzensiz yaşam tarzı da, mevcut durumu daha da alevlendirir.

* Karbonhidrat kesilmeli
İnsan vücudu ana enerji kaynağı olarak karbonhidratları kullanır. Zayıflamak için ekmeği, pilavı kesmek ve bu besinleri hiç tüketmemek; vücuda doğru enerjiyi vermemek anlamına gelir. Vücut, enerji elde edebilmek için kas ve karaciğerdeki glikojen depolarını kullanır yani sudan kilo verirsiniz. Şişmanlığınızın nedeni olan yağ dokusu ise, olduğu gibi yerinde kalır. Bu durumda, normal beslenmeye geçtiğinizde, normalden iki kat daha fazla kilo alırsınız.

* Protein kilo kaybettirir 
Protein ağırlıklı beslenme tarzında vücut, proteinleri sindirmek için çok fazla enerji harcar ve bu sayede zayıflama olabilir. Ancak proteinlerle birlikte çok fazla yağ da vücuda gireceği için kan yağlarında yükselme ve koroner kalp hastalıkları da ortaya çıkabilir. Hatta gut hastalığı gelişebilir. Ayrıca proteinler vücuttan atılmak için kemikten kalsiyum çeker ve bu da kemik erimesine neden olur. Bu durumda zayıflasanız bile, geri kalan hayatınızı hasta bir insan olarak geçirmek zorunda kalırsınız.

* Maydanoz suyu zayıflatır 
Maydanozun idrar söktürücü bir etkisi vardır. İdrar kaybı nedeniyle insan kendini hafiflemiş hisseder. Ancak zayıflatmaz.

* Aç karnına limon suyu 
Limonun bağırsakları çalıştırıcı bir özelliği vardır. Ancak ne soğuk ya da ılık suyun, ne de limonlu suyun, hiçbir zayıflatıcı etkisi bulunmamaktadır.

* Alkol kiloya etkili değil 
Alkol yeryüzündeki yağdan sonra en yüksek enerji içeren ikinci maddedir.

Hidrosefali sorunu ile dünyaya gelen bir bebekte beynin, beyin omurilik sıvısı üretme yeteneği ile onu emme yeteneği arasında bir dengesizlik söz konusudur. Hidrosefalili bir bebeğin kafatasının içinde serebrospinal sıvı (beyin omurilik sıvısı) birikimi olur ve bu da kafasının son derece büyümesine yol açar.

Bu durum kusurunun ensidansı (rastlanma sıklığı)  farklı popülasyonlarda değişik oranlara sahip olmakla birlikte ortalama olarak her 1000 doğumsal vaka şeklindedir.

Konjenital hidrosefalinin en belirgin semptomu anormal derecede büyümüş bir kafadır. Ara sıra, fetüsünbaşının, normal doğumu olanaksızlaştıracak kadar büyüdüğü de görülebilmektedir. Biraz daha olağan vakalarda kafa doğum sırasında normal görünür ancak hemen sonra büyümeğe başlar.

CT (bilgisayarlı tomografi) ve MRI (manyetik rezonans) yöntemleri hidrosefalinin diğer bozukluklardan ayırt edilmesi ve nedeninin araştırılması için yararlı olmaktadır.

Tedavi amacı serebrospinal sıvı üretimi ile emilmesi arasında denge kurulmasıdır. Bazen ilaç tedavisi etkili olabilmektedir, ancak genellikle en iyi tedavi, cerrahi işlemle kafatasına bir kanül yerleştirilip sıvının boşaltılmasıdır. Kanül çocuğun kafatasında sürekli olarak kalmalı ve ancak bir enfeksiyon ya da aygıtın kendisinde bir arıza ortaya çıkması durumunda çıkarılmalıdır.

Hidrosefali ile doğan çocukları, durum uzun vadede kanül yerleştirilmesi sayesinde büyük ölçüde iyileşmiş olur. Tedavi edilmeyen bebeklerin yarıdan çoğu ölür. Uygun bir ilaç tedavisi ile, hidrosefalili çocukların tahminen yüzde 70 kadarı bebeklik çağını atlatabilmektedir. Bu grubun yüzde 40′ı normal bir zekâya sahip olacak, yüzde 60′ı ise (özellikle diğer merkezi sinir sistemi bozuklukları da bulunanlar) ciddi zihin ve hareket bozuklukları gösterecektir.

Erkeklerde Belsoğukluğu

Belsoğukluğu cinsel yolla bulaşan yaygın bir hastalıktır. Belsoğukluğunun bir diğer adı ise gonoredir.
 Nasıl Ortaya Çıkar?

Belsoğukluğunun nedeni bakterilerdir. Enfeksiyon bir kişiden diğerine cinsel yolla bulaşır. Oldukça bulaşıcı bir hastalıktır. Bakteri, ağız, vajina, penis, veya rektum gibi bedenin herhangi bir açık noktasından vücuda girebilir.

Erkeklerde, enfeksiyon genellikle üretrada başlar. Üretra, idrarın geçtiği kanaldır. Ayrıca, oral veya anal seks sonrasında, bakteri boğazda veya rektumda enfeksiyona neden olabilir.
DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN »

Nöbet nedir?

Nöbetler sadece semptomlardır, hastalık değildir. Beyindeki sinir hücrelerinin anormal fonksiyon göstermeleri ve anormal bir elektrik sinyalinin aniden beyinde oluşması neticesinde ortaya çıkar.

Nöbetler, farklı hislere ve davranışlara ve bazen kas spazmlarına ve bilinç kaybına neden olabilir. DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN »

Fareler üzerinde yapılan bir araştırma, üzüm çekirdeğinin kanser tedavisinde kullanılan kemoterapi ve radyoterapinin olumsuz etkilerini azalttığını ortaya koydu.

Erciyes Üniversitesinin çeşitli birimlerinde görev yapan Dr. Aysun Çetin, Dr. Leylagül Kaynar, Dr. İsmail Koçyiğit, Dr. Sibel Kavukçuhacıoğlu, Dr. Recep Saraymen, Dr.
Ahmet Öztürk, Dr. Okan Orhan ve Dr. Osman Sağdıç, üzüm çekirdeğinin antioksidan etkisinin kanser tedavisine etkisini araştırdılar.
DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN »

Alzheimer Hastalığına Genel Bakış
Alzheimer hastalığı sadece tanının konduğu hastaların değil aynı zamanda onların yakınları olan kişilerin de yaşamlarını derinden etkileyen bir hastalıktır. Tedavisi olmayan ve sürekli ilerleyen bir bunama hali olarak Alzheimer hastalığı, giderek artan bellek kaybı, muhakeme güçlüğü, iletişim bozuklukları, kişisel ve davranışsal değişikliklerle günlük yaşamı daha da karmaşık hale getirir.

ABD’de yaklaşık 4,5 milyon kişi Alzheimer hastasıdır. İlerlemiş yaş Alzheimer için bir risk faktörüdür, bu nedenle bu rakam yaşam beklentisi arttıkça ve ABD’deki yaşlı nüfus çoğaldıkça dramatik biçimde artacaktır. 2050 yılına kadar 11 ila 16 milyon kişinin Alzheimer hastası olacağı düşünülmektedir. Alzheimer tanısı konmuş kişilerin pek çoğu tanıdan itibaren 8-20 yıl kadar yaşayabilirler.

Alzheimer için herhangi bir tedavi olmamasına rağmen bu hastalığa yakalanan kişilerin yakınları hem bakım, destek prensiplerini hem de farklı tedavi seçeneklerini anlayarak hastalarının yaşam kalitesini artırabilirler. DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN »

İdrar torbasının yüzeysel veya derine inmiş tümörlerdir. Erkeklerde üç kat daha sıktır. Orta ve ileri yaşlarda daha fazla görülür.
DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN »

SAYFA 1 1234»