AKREP ve YILAN SOKMASI
Zehirli hayvanların içerisinde en tehlikeli olanları akrep ve yılandır. Yine bunların içerisinde de zehiri fazla veya az etkili olanları vardır.
DİKKAT: Akrep veya yılan sokmasından sonra ilk yardım tetbirleri alındığı halde ısırdıkları yerin çevresinde şişlik görülürse; zehirin şiddetli olduğu anlaşılmalıdır.
Ne Yapmalı?
* Sokulan yer, vakit geçirilmeden, aleve tutularak mikrobu öldürülmüş bir bıçak veya jiletle yarılmalı; zehirli kan emilerek tükürülmelidir.
DİKKAT: Kanı emen kimsenin ağzında yara olmamalıdır.
* İlk yardım çantası varsa, yaranın üzeri dezenfektan bir solüsyonla temizlenmelidir.
* Sokulan yerin biraz üzerinden kravat, mendil, eşarp veya kemer gibi birşeyle sıkmalı, böylece zehirin vücuda yayılmasına engel olunmalıdır.
   DİKKAT: Sargı yarım saatten fazla bekletilmemelidir, uzun zaman bekletilen sargı kan deveranını engelleyerek kangrene yol açabilir.
* Hasta en kısa zamanda bir sağlık kuruluşuna yetiştirilmeli; geriye kalan tedavisi ehil bir doktora bırakılmalıdır.     Doktor gerekli gördüğünde ” yılan serumu” verebilir.
DİKKAT: Isırılan yerin kızgın demirle dağlanması doğru olmadığı gibi, mikrop öldürmekten başka hiçbir faydası yoktur.

Günümüzde artık kadınlar hamileliklerini gizlemiyor, aksine son derece şık ve bakımlılar, bebekleri olacağı için gururlular.Ancak vücudun genişlemesi zaman zaman moral bozukluğu yaratabilir.Bunun önüne geçmenin tek yolu aşırı kilo almaktan kaçınmaktır.

Hamilelikte hem güzel hem rahat olmak için, doğumdan sonra da bunları devam ettirmek için neler yapabiliriz?
GİYİM

Artık hamile kıyafetleri satan mağazalar çok fazla, buralardan tarzınıza uygun olanları seçebilirsiniz.Fakat ilk aylarda yeni bir kıyafete ihtiyacınız olmayacak; varsa beli lastikli bir pantalon giyebilirsiniz.Veya bir beden büyük tayt alıp üzerine bol sevimli t-shirt çok hoş olur.Eğer artık yeni kıyafet almak gerekiyorsa size öncelikle bahçıvan-pantalonu öneririm. Çünkü hem çok rahat ve kullanışlı hem de doğumdan sonra da kullanabileceğiniz bir giysidir.

NOT:Doğumdan hemen sonra bütün kilolarınızı veremeyeceğiniz için, hamile kıyafetlerinizi alırken doğum sonrasını da düşünmenizi tavsiye ederim.Yani bir süre daha bu kıyafetleri giymeniz gerekebilir.
AYAKKABI

Ayakkabılar kesinlikle rahat ve biraz da geniş olmalıdır, çünkü özellikle son aylarda ayaklarda şişme sık görülür.Topuksuz ayakkabılar çok uygundur; yüksek topuklu olanlar düşmeye neden olduğu için tecih edilmez.Spor ayakkabıları çok rahattır.
GÖĞÜSLER

Hamilelikte göğüslerin hacmi artar, genişler ve ağırlaşırlar. Sarkmalarını önlemek için;

Göğüs kafesi kaslarınızı çalıştırın. (Egzersizler sayfasında ayrıntılı bilgi bulabilirsiniz)

Omuzlar hafifçe geriye atılmış halde dik durun. Bu duruş bel ağrılarını da azaltır.

Göğüslerde son aylarda kolostrum (sütün öncüsü olan sıvı) salgılanırsa, kabuklanma olmaması için sadece su ve sabunla temizleyin.

Emzirmeyi düşünüyorsanız doğumdan bir hafta önce göğüs uçlarını (doktorunuzun önereceği) bir kremle veya badem yağı ile ovun. Kesinlikle alkol sürmeyin.

Mutlaka sütyen kullanın. Eğer emzirmeyi düşünüyorsanız şimdiden emzirme sütyeni alın, doğumdan sonra da kullanırsınız. Bu tür sütyenler çok rahattır ve hacmi artan göğüsler için özel olarak yapılmıştır.

KARIN BÖLGESİ

Hamilelikte en çok endişe duyulan bölgedir karın; çünkü önemli oranda büyür. Karnınızı eski haline getirebilmek için;

Aşırı kilo almamaya özen gösterin. Bunun için banyonuzda bir tartı bulundurun.

Doğumdan sonra düzenli olarak egzersiz yapın.

Dik durun. Bu hem güzelliğiniz, hem rahatınız için gereklidir.

CİLT

Cildinizin her zamanki gibi bakıma ihtiyacı var; temizlemeyi ve nemlendirmeyi ihmal etmeyin.
HAMİLELİK MASKESİ

Çoğunlukla 4. ve 6. ayda yüzde oluşan küçük kahverengi lekelerdir ve çoğunlukla doğumdan sonra kaybolurlar. Ancak nadiren kaybolmadığı da olur. Yapılacak tek şey güneşte kalmamaktır. Güneşe çıkmanız gerektiğinde ya özel bir krem sürün ya da büyük bir şapka kullanın.
ÇATLAKLAR

Karın, uyluklar ve göğüslerde 5. aya doğru oluşan pembe küçük çizgiler şeklindedir.Doğumdan sonra beyazlaşır, sedefli bir hal alırlar. Çatlaklar, cildin aşırı gerilmesi sonucu esnekliğini kaybetmesiyle oluşur. Oluşma sebebini bildiğimize göre tavsiye edilecek tek şey var; fazla kilo almamak. Doktorunuzun önereceği bazı kremlerle masaj yapmak yararlı olabilir. Şunu unutmamak gerekir ki oluşmuş çatlakları tedavi etmek mümkün değildir.
SAÇLAR

Söylenenin tersine hamilelikte saçlar yıpranmaz, bu dönemde özel bir bakıma gerek yoktur. Doğumdan sonra aşırı saç dökülmesi olabilir fakat bu durum beş-altı ay içinde normale döner.
TÜYLENME

Hormonal değişimler nedeniyle yüzde ve bıyık bölgesinde tüylenme olabilir.Bunları cımbız yada ağda ile almayın çünkü doğumdan sonra normal hale dönecektir.
DİŞLER

Eğer çürük dişiniz varsa hamilelikte daha da kötüleşebilir.Hamileliğin başlangıcında diş kontrolüne gitmenizde fayda var. Hamileliğin 5. ayında diş etleri şişip kanayabilir, rahatsızlık doğumdan sonra kaybolur, C ve D vitamini ile tedavi edilebilir.

Doktorunuzdan diş için flor içeren bir ilaç tavsiye etmesini isteyin. Bu, hamilelik döneminde dişlerinizin yıpranmasını önler.

Birçok durumda kaba ve ince motor kontrol gelişimi düzgün olarak işler. Yine de bazen bir çocuk yaşıtlarının gerisine düşer. Örneğin çocukların çoğu 12 ile 15 aylıkken yürür. Ancak 20 aylık olduğu halde yürümeyen çocuğa ne demeli? Bir terslik mi var?
Hem ince (el becerilerinde kullanılan kaslar), hem de kaba (yürümek, sıçramak ve atlamak için kullanılan daha büyük kaslar) motor fonksiyonunda çeşitli gecikmiş gelişme tipleri vardır.
Bazı ince motor fonksiyonsuzluk tipleri, bir okul öncesi çocuğun çizgi çizmesini veya resim yapmasını güçleştirir, ya da ayakkabılarını bağlamayı öğrenmesini geciktirir. Bu çocuklardan bazıları yan göz koordinasyonunda zayıflıklar gösterir. İnce motor fonksiyonsuzluğu olan bazı çocuklar bir boyalı kalemi doğru bir şekilde tutamazlar. İnce motor becerilerindeki sorunlarından dolayı bu çocuklar okula gittiklerinde sık sık güçlük çekerler.
Atlama ya da sıçramada yeteneksizlik gibi gecikmiş kaba motor becerileri olan ya da hantal çocuklar çoğu kez utangaç ve içine kapanık olurlar. Bunlar atletizm takımına daima en son seçilen çocuklardır. Sonuç olarak çoğu zaman zayıf bir görünüm geliştirirler.
Gecikmiş psikomotor gelişiminin nedeni aileden gelmekle birlikte genellikle meçhuldür.
Çocuğunuzun psikomotor gelişmesinde bir gecikmeden şüpheleniyorsanız, sorunlarınızı doktorunuza iletin. Bir sorun olup olmadığını saptayabilen testler vardır.
Motor becerilerinde bir gecikme varsa, çocuğunuzun kendine saygısında önemli bir kaybı olur. Ebeveyn olarak onun gelişimini sabırla izleyerek ve anlayarak çocuğunuzun kendine saygı duygusunu korumanıza gerek vardır. Eğer sabırsızsanız, eninde sonunda “yetişse” bile çocuğunuzun kendine güveni zarar görür.

Bakteriler, idrar yolundan (mesaneden vücudun dışına uzanan kanal) geçerek mesaneye girdiklerinde idrar yolu enfeksiyonu meydana gelir. Normal koşullar altında bu bakteriler idrar yapılırken vücut dışına atılır. İdrarın kendisinde bakterilerin gelişmesini engelleyen özellikler vardır. Bununla birlikte belirli bakterilerin zehirleme özelliği ve idrar sistemindeki anatomik anormallikler gibi faktörler, idrar yolu enfeksiyonuna yakalanma olasılığını artırırlar.
İdrar yolu enfeksiyonları, küçük çocuklarda ve özellikle kızlarda yaygın olarak görülür. Genellikle bu enfeksiyon mesaneyle sınırlı kalır ve buna mesane iltihabı adı verilir. Bu durumda, çocuğun sürekli tuvalete gittiği ve idrar yaparken acı duyduğuna ilişkin yakınmaları olduğu görülebilir. İdrar kötü kokulu olabilir. Yatak ıslatma olayı daha önceden altını ıslatmaması öğretilmiş bir çocukta görülebilir. Ateş, kusma ve titreme de görülebilir. Bazı durumlarda çocuk hiçbir hastalık belirtisi göstermez.
Ne var ki kimi zaman enfeksiyon üretere (mesaneden idrarı böbreklerden getiren boruya) oradan da böbreklere geçebilir. 0 zaman belirtiler ateş, titreme, sırt ağrısı ve kusmayı içerebilir. Bu durum görüldüğünde, çocuğunuz akut piyelonefrit (böbreğin cerahatli iltihabı) adı verilen ağır bir böbrek enfeksiyonu geçiriyor olabilir. Mesane iltihabından farklı olarak, bir böbrek enfeksiyonu hastane tedavisini gerektirir.
Çocuğunuzda idrar yolu enfeksiyonu belirtileri varsa, doktorunuz idrarda bakteriler olup olmadığını saptamak için bir idrar örneği alacaktır. Mikroskopla yapılan incelemede bakteriler görülürse, idrar, bakterilerin türünü saptamak için bekletilir. Bu test, enfeksiyon olup olmadığını göstermesine rağmen enfeksiyonun mesaneyle mi sınırlı kaldığı, yoksa böbrekleri mi sardığı konusunda bir gösterge değildir. Bunun için, doktorunuz çocuğunuzun belirtilerinin doğru ve eksiksiz bir tarifine, çocuğunuzun görünüşüne ve fiziksel bir muayeneye güvenmek zorundadır. Böbrek enfeksiyonlu bir çocuk, mesane iltihabı olan bir çocuktan daha hasta görünecektir.

Çocuk, nükseden enfeksiyonlar geçiriyorsa boşaltım yolları, idrar kesesini ve uretrayı gösteren röntgen filmi herhangi bir anormallik olup olmadığını ve tekrarlayan enfeksiyonlar sonucunda böbreklerde hasar meydana gelip gelmediğini saptamak için kullanılabilir.
İdrar yolu enfeksiyonlarının çoğu antibiyotik tedavisine süratle tepki gösterirler. Uygun şekilde tedavi edildiğinde akit piyelonefritin (havuzcuk ve böbreğin birlikte iltihabı) kronik böbrek hastalığına dönüşme ihtimali çok azdır. İdrar yolları enfeksiyonları yine de ihmal edilmemelidir. Tedavi edilmemiş mesane iltihabı böbreğe sıçrayabilir ve bütünüyle kökü kazınmayan bir böbrek iltihabı tekrarlayabilir ve böylece böbreğe zarar verebilir. Üstelik sürekli tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonları başka başka hastalıkların belirtisi olabilir. Çoğu kez, nükseden böbrek hastalığıyla birlikte düşünülen bir sorun da, idrar kesesi ile üretere ait olan geriye akıştır. Bu durum, idrarın böbreğe geri akmasına olanak veren, üreterdeki bir anormalliktir. Bundan dolayı çocuğun idrarında bakteriler bulunduğu ve idrar otomatik olarak böbreğe aktığı zaman, sonuç bir böbrek enfeksiyonudur.
Çocuğunuzda mesane iltihabı varsa 7 günden 10 güne kadar antibiyotiklerle tedavi edilir.
Akut piyelonefrit için antibiyotiklerin entravenöz (damar içi) enfüzyonu (sıvı zerketme) çocuk çok hastaysa gerekli olabilir.
Herhangi bir idrar yolu enfeksiyonundan sonra idrar, ilaçla tedavinin etkili olduğundan emin olmak için tekrar bir hafta bekletilmelidir.
Nükseden idrar yolu enfeksiyonları olan bazı çocukların idrarlarının mikroplardan korunması için aylarca ve hatta yıllarca günlük dozlar halinde antibiyotik almaları gerekir. Bazı çocukların idrar örnekleri (herhangi bir hastalık belirtileri olmasa bile) idrar yolunda bakteriler bulunmadığından emin olmak için düzenli aralıklarla alınır ve incelenir. Geriye akma gibi bir anormallik enfeksiyonlardan sorumlu olduğunda, böbrekte hasar olması ile ilgili bir endişe varsa, bir ameliyat söz konusu olabilir.

Uyku saatinde kontrolsüz şekilde ağlama, geceleri sık sık uykudan uyanma ve yataktan çıkma ve anne babanın yatağına girmek isteme, okul öncesi çağındaki çocuklarda sıkça rastlanan uyku problemlerindendir.
Eğer çocuğunuzun uyku sorunları varsa, yalnız değilsiniz. Bu anne ve babaların sıklıkla şikâyetçi olduğu bir problemdir. Problemin geçici olup olmadığı veya arada bir meydana gelip gelmediği ya da aylardır sorun olduğuna bakılmaksızın, geceleri uyanan ve anne babalarını da uyandıran çocuklar, huysuz bir çocuk probleminin yanı sıra, anne ve babalarının da yorgun bir gece geçirmesine neden olurlar.
Çocuğun kaç yaşında olduğuna bağlı olarak nedenler çok çeşitlidir.
Eğer çocuğunuz 12 ila 24 aylık ise ve sürekli gece uykusu problemleri varsa, onun bu problemlerine siz de katkıda bulunuyor olabilirsiniz. 4 aylıktan daha büyük çoğu bebekler, geceleri birkaç kez uyanırlar ve sonra kendiliğinden tekrar uykuya dalarlar. Bununla beraber, eğer bebek geceleri her uyanışında ve ağlayışında anne ve babasının odasına koşacağını öğrenmişse, ister istemez tekrar uykuya dalmak için anne ve babasına gereksinim duyacaktır. Aslında çocuk geceleri ağlayarak bir çeşit terbiye kazanmaktadır.
Çocuğunuzun uyku alışkanlıkları kazanmasında kaçınmanız gereken noktalar şunlardır. Çocuğu uyutmak için avutmak ya da biberon gibi bir şey vermek, onunla aynı odada uyumak, uyuması için kucakta sallamak, gece yarısı onunla oyunlar oynamak, gündüzleri çocuğun toplam 3 saatten fazla uyumasına izin vermek, geceleri bezini değiştirmek.
Daha sonra, gece kendi yatağına gitmek istemeyen veya gece yarısı uykudan uyanan çocuklar için aşağıdakileri deneyin. Her ne kadar bu yaklaşımınız sizi bir süre uykusuz bırakırsa da, sonunda (genellikle 2 hafta içinde) problemi çözmenize yardımcı olacaktır.
1. Çocuğunuzu yatağına uyanık olarak yatırın. Ona “iyi geceler” deyin ve ısrarlarına rağmen odayı terk edin.
2. Bebeğiniz ağlamaya başlayınca hemen odasına koşmayın. Çocuğu kontrol etmeden önce 15-20 dakika bekleyin. Daha sonra, odada bir dakikadan daha az bir süre kalın. Işığı açmayın ve çocuğu kucağınıza almayın; basit bir şekilde, her şeyin yolunda olduğu ve o anın uyuma saati olduğunu ona söyleyin.
Bebeğiniz ilk gece belki bir saat süreyle ağlayacaktır, ancak bu yöntem kullanılmaya devam ettiğinde ağlama süresi genellikle her gece biraz daha azalacaktır. Bazı çocuklar geceleri ağlamayı huy edinmemişlerdir, korktukları için yataklarına dönmeyi reddederler; ya da geceleri korkuyla uyanırlar.
Eğer bebeğinizin ağlaması basit bir ağlamadan çok korkulu bir feryat halinde ise, derhal bebeğinizin yanına koşmanız gerekir. Sizin yüzünüzü görmek, bebeğinizi rahatlatacaktır. Böyle bir durumda, bebeğinizi sakinleştirdikten sonra da yatağının başucunda bir süre oturmanız gerekir. Bu esnada onunla oyun oynamamalı ya da konuşmamalısınız. Bebeğinizin bu anı sanki bir oyun zamanı gibi algılamasına izin vermeyin.
Daha büyük okul öncesi çağı çocukları ayrıca çoğunlukla uykularını bölen kâbus ya da korkulu rüyalar görürler. Bu durumda da çocuğunuzu sakinleştirin. Onunla oynaşmayın, sabırsız davranmayın ya da onunla korktuğu şeyi tartışmayın. Odasının kapısını açık bırakmak veya bir gece lambası kullanmak yararlı olabilir.
Eğer çocuğunuz gece sizin yatağınıza girmek istiyorsa, yumuşak, fakat kararlı bir şekilde onu kendi yatağına götürün. Böyle bir yaklaşım uzun dönemde hem çocuk, hem de anne baba için en yararlı olan terbiye şeklidir.

Aşağıdaki işaret ve belirtilerden ağır bir hastalık olup olmadıgını anlayabilirsiniz. Eger çocuğunuzda bu belirtilerden herhangi biri varsa, derhal doktorunuza haber
verin.
40 C’den daha yüksek ateş,
Belli bir neden olmaksızın(soğuk algınlığı ya da mide bağırsak agrısı gibi) 24 saatten fazla süren ateş;

72 saatten fazla süren ateş,
Uyuşukluk ya da sıvı iç meyi reddetmek,

Sert ve acı verici boyun,
Dokunulmayı istemeyecek kadar şiddetli ağrı, Aniden yürüyememek, Soluk alıp verme güçlügü,
Uyandırılmakta güçlük, Agrılı idrar,
Havale geçirmek,
Kasıklarda (erkek çocuklarda) agrı,
Dudakların morarması,
Ağzın aşırı sulanması,
ciltte pembemsi ya da koyu kırmızı lekeler.

Bebeklerdeki hastalıkları saptamak ilk başlarda kolay değildir. 1 aylık bebek, size başının ağrıdığını söyleyemez. Ağlayabilir, ancak genelde ağlayan huzursuz bir bebekse, bundan kuşkulanmayabilirsiniz. Ya da çocuğunuzun hasta iken yaptığı gibi daha çok uyuyabilir. Bebeğinizin yeme ve uyuma alışkanlıkları aniden değişirse, kendini iyi hissetmediği düşünülebilir. Bu durumda bebeğin ateşini ölçmek iyi bir yöntemdir, ancak hasta bir bebeğin ateşi yüksek olmayabilir.


En önemli faktör, ateşinin ne kadar yüksek olduğu değil, bebeğin nasıl davrandığıdır. Ateşi normal olan, fakat halsiz uyuşuk ve mama yemeyi ya da süt içmeyi istemeyen bir bebek, gözleri ışıl ışıl, her şeyi yiyip içen, fakat ateşi 39°C den fazla olan 8 aylık bir bebeğe kıyasla daha büyük olasılıkla hastadır. Bebeğin hasta olabileceğini gösteren belirtilerden bazıları aşağıda belirtilmiştir.

Ateş

Makattan ölçülen vücut sıcaklığı 38°C‘den fazla ise, bebeğin ateşi olduğu ve vücudunun enfeksiyona maruz kaldığı anlaşılır. Bebeklerin ateşinin yükselmesi çok görülen bir durumdur ve genelde virüs enfeksiyonunundan kaynaklanır. 39°C‘den düşük ateşler genelde belirtilere neden olmaz ve yaygın inanışın tersine, bir hastalığın ciddiyeti, ateşin yüksekliği ile orantılı değildir. Kendi kendinize sormanız gereken soru, “Bebeğim nasıl davranıyor?” olmalıdır.

Eğer 2 aylıktan küçük bir bebeği, ateşi 38°C‘den fazla olursa doktora götürün. 2 aylıktan büyük bir bebeğin ateşi 39°Cyi geçerse yine doktora götürün, daha hafif bir ateş 3 gün veya daha uzun sürerse de doktor çırılmalıdır.


Sürekli Ağlama

Bebeklerin çoğu, özellikle de 3 aydan küçük olanlar, genelde uzun süre ağlarlar. Her ne kadar yaşamın ilk aylarında sürekli ağlama, karın ağrısı belirtisi ise de, bebeğin hasta olduğu anlamına da gelebilir. Eğer bebeğiniz uzun süre (2-3 saat) ağlıyorsa veya yatıştırılamıyorsa ya da ağlaması garip ise (tiz bir sesle ağlıyorsa veya inliyorsa), doktor çağırın. Bebeğinizin hasta olduğundan endişeleniyorsanız, doktora götürmekten çekinmeyin.

Uyuma Sorunları

Eğer bebeğiniz bir defada 30 dakikadan fazla uyumuyorsa, beslenme için uyanmıyorsa ya da tam anlamıyla uyanmıyorsa, doktora götürün.

Soluk Alma Sorunları

Bebeğinizin soğuk algınlığına kapılabilir ve soluk alması güçleşebilir. Bumundaki sümüğün özel bir lastik ampul ile (eczanelerde satılır) çıkarılması, genelde bebeğinizin rahat nefes almasını sağlar ve gereken tüm tedavi bu olabilir. Ancak, bebeğiniz pürüzlü bir sesle öksürüyorsa, boğazında hırıltı varsa, nefes alıp vermekte zorluk çekiyorsa ya da dudakları ve ağzı morarırsa, doktora götürün.

Bıngıldak (Fontanelle)

Yaşamının ilk bir buçuk yılında bebeğinizin kafatasının üst ön bölümünde kemiklerinin henüz gelişmediği yumuşak bir yer olan bıngıldak vardır. Normalde burası düz veya hafif eğimlidir. Ancak, eğer bebeğiniz hasta ise ve bu bıngıldağı şişiyor ya da içeri çöküyorsa, derhal doktor çağırın. Bu bıngıldağın e’3bek nefes alırken veya ağlarken hafifçe kabarması doğaldır.

Kusma

Çoğu sağlıklı bebek, arada bir tükürür; bazıları bunu çok yapar. Tükürmek, mama veya sütün zahmetsizce dışarı atılmasıdır, kusma ise midede bulunanların zorla dışarı atılmasıdır. Eğer kusma 12 saatten fazla sürerse veya kusmukta kan varsa, doktor çağırın.

İshal

İshalin ciddiyetini meydana gelme sıklığından ve hasta bebeğinizin nasıl davrandığından anlayabilirsiniz. Dışkısı yeşil ise, besin maddelerinin bağırsaklardan hızla geçtiğini gösterir.

Eğer bebeğiniz 8 saat içinde sekiz kereden fazla dışkılarsa, yanı sıra kusuyorsa veya dışkısında kan varsa, doktora götürün.

Su Kaybı

Kusma ve ishalin en büyük tehlikesi, vücudun su kaybetmesidir. Su kaybı ölüme yol açabilecek bir olgudur ve bebeklerde hastalığın ilk birkaç saatinde meydana gelebilir. Belirtileri arasında gözyaşı dökmeyen ağlama, ağız kuruluğu, altının 8 saat süreyle kuru kalması ve bıngıldağın içeri çökmesidir. Eğer bebeğinizde su kaybı belirtileri varsa, derhal doktor çağırın. Hastaneye götürmeniz de gerekebilir.

Beyin felci, çocukluk döneminin en yaygın olarak görülen sakatlık nedenlerinden biridir. Doğum öncesinde, sırasında veya sonrasında merkezi sinir sisteminin hareket işlev alanlarının hasar görmesinden kaynaklanır.

Beyin felcinin birçok nedeni vardır. Yaygın nedenlerden biri; beyin dokusu içinde yeterli oksijen bulunmamasıdır (anoksi). Yapılan araştırmalar beyin felci olan bebeklerin üçte birinin vücut ağırlığının 2250 gramın altında olduğunu da ortaya çıkarmıştır. Doğum sancısı ve doğum sırasında beynin hasar görmesi, bakteriyel menenjit gibi bir enfeksiyon ve hemoraji (kanama) de diğer nedenleri oluşturur. Ancak genellikle belirgin bir açıklama bulunamamaktadır.

Dört tip beyin felci vardın Spastik beyin felci, ekstrapiramidal beyin felci, atonik beyin felci ve bu tiplerin karışımından oluşan beyin felci.

“Spastik beyin felci” en yaygın olan tiptir. Spastik beyin felci bulunan bir bebekte, yeni doğanlara özgü bazı reflekslerde anormal inatçılık görülür. Hiperaktif bir tutma refleksi bebeğin ellerinin iyice sıkılmış bir yumruk biçimini almasına yol açar. Bebek büyüdükçe kol ve bacakları daha spastik ve katı bir hal alır.

Hastalık her iki kolu ve her iki bacağı da tutabilir (spastik kuadrepleji). Bu durum varsa genellikle bir ölçüde zekâ gecikmesi de söz konusu olmaktadır. Yaygın olarak konvülsiyonlar görülür.

Hastalık tüm kol ve bacakları tutuyor, ancak kollar daha hafif bir derecede etkileniyorsa, bu durum dipleji (iki taraflı felç) olarak anılır. Diplejili çocukların ellerini oldukça iyi kullandıkları da görülebilmektedir. Zekâ düzeyleri genellikle normal ya da normale yakındır, fakat resim çizmeyi ve harf yazmayı öğrenmekte bazı güçlüklerle karşılaşabilirler.

Beyin felci bulunan tüm çocukların üçte birinde spastik hemipleji (vücudun yalnızca bir tarafını tutan felç, yarım felç) söz konusudur. Spastik hemiplejili çocuklar genellikle altnormal gruba giren bir zeka düzeyine sahip olma eğiliminde olmakla birlikte, bu durumdaki bazı çocuklar orta ve hatta ortanın üstü zeki düzeylerine sahip olabilmektedir.

“Ekstrapiramidal beyin felci” ilk olarak bir bebeğin kasların zayıflığı ve esnekliği ile kendini gösterir. Bu beyin felci tipi genellikle, bebek 6 aylık olana kadar teşhis edilememektedir. Erken bir belirti, bebek bir şeye uzanmaya çalışırken, ellerinin anormal bir pozisyon almasıdır.

“Kronik beyin felci” nin iki biçimi vardır, atonik çiçeği ve konjenital beyincik ataksisi. Atonik dipleji ileri derecede zekâ gecikmesi ile birlikte görülür. spastisite genellikle daha sonra, çocukluk döneminde gelişir. Konjenital beyincik ataksisi beyin felcinin seyrek görülen bir biçimi olup hafif derecede zeka gecikmesi ile birlikte bulunmaktadır.

Beyin felci bulunan bir çocuğun geleceği büyük ölçüde zekâ özürlülüğü de bulunup bulunmadığını bağlıdır. Bir çocuk tekerlekli sandalye kullanmasını gerektiren ciddi hareket sorunlarına sahip olsa bile kendi kendine gizleme yeteneğine sahipse, bir dereceye kadar düzelme sağlanması daha kolay olur. Çocuğun sakatlığına karşı ailenin tavrı, bu bireyin olumlu

Bir imajı geliştirip geliştirememesi üzerinde etkili olur.

 

Cinsel ilişki esnasında ağrı ortaya çıkması disparoni adını alır. Ağrının nedeni organik bir rahatsızlık olabileceği gibi, psikolojik de olabilir. Bunun ayrımı ise komple bir jinekolojik muayene ile yapılır.

Disparoni eğer ilk cinsel ilişki deneyiminden beri varsa birincil, sonradan ortaya çıkmışsa ikincil adını alır. Bu ayrım muhtemel nedenlerin ortaya konması açısından önemlidir. DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN »

Tahriş edicilere bağlı dermatit adı verilen rahatsızlığın başlıca kozmetik tetikleyicileri şunlardır:

Cildin doğru temizlenmesini kolaylaştırmak için bir takım ajanlar içeren temizleyiciler.

Alfa hidroksi (AHA) gibi asitler veya alkol içeren tonik ve sıkılaştırıcılar. DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN »

SAYFA 1 12»