Genetik bir değerlendirme aile planlaması, özellikle daha önce doğuştan kusurlu bir çocukları olan veya aile geçmişlerinde konjenital bir kusur ya da genetik bir hastalık bulunan çiftler için çok yararlıdır. Bu durumdaki çiftler genellikle, bebekleri olup olmayacakları konusunda kuşkuludurlar. Bazen çiftin aile anamnezlerinde doğum kusurları bulunmaz ama biri ya da her ikisinin yaşının nispeten ilerlemiş olması nedeniyle doğmamış bebeklerin-de söz konusu olabilecek kusurların belirlenmesi için mevcut olan diyagrostik testler hakkında bilgi sahibi olmayı isteyebilmektedirler. Doğmamış bebeklerdeki ola-sı kusurların belirlenmesi, bazı genetik bozuklukların düzeltilme olanağı bulunduğundan dolayı önem taşır.

Genetik bir değerlendirme ile amaçlanan ilk hedef doğru bir teşhistir. Bir aile anamnezi alınacaktır, ilk adım aileyi genetik veya kalıtsal bozukluklar uzmanına getiren kişi olan hastaya ilişkin bilgilerin alınmasıdır. Bu uzmana bir tıp genetikçisi denilmektedir. Ayrıca, aileyi getiren, kişinin tüm birinci ve ikinci dereceden akrabalarına (yani büyükanne ve babaları, teyze ve halaları, amca ve dayıları, kuzenleri, ana babası, kardeşleri ve çocukları) ilişkin bilgiler de toplanır. Bu bilgiler ad, soyad, kızlık soyadı doğum tarihi veya o anki yaş, ölüm yaşı, ölüm nedeni ve maruz kalınan hastalık ya da kusurların ad veya tanımlarını içerir.İkinci adım, ailede her-hangi bir hastalık ya da kusurun bulunup bulunmadığını araştırmak amacıyla hazırlanan aşağıdaki gibi bir takım soruların sorulmasından oluşur.

1. Akrabalardan herhangi birinde benzer ya da aynı bir kişisel özellik var mıdır?

ists]–>2. Akrabalardan herhangi biri, aileyi uzmana getiren kişide bulunmayan ama aynı hastalığın bulunduğu bir kişi-de bulunduğu bilinen bir kişisel özelliğe sahip midir? Bu soruya verilecek yanıtlar, belirli bir hastalığın belirtilerine ilişkin tıp genetiğine uygun bilgiyi sağlar.

3. Akrabalardan herhangi biri, genetik olarak belirlenen bir kişisel özelliğe sahip midir? Bu sorunun amacı, özel kişinin etkilenip etkilenmediği bilinmese dahi ailede kalıtsal bir hastalığın ortaya çıkıp çıkmadığının belirlenmesidir.

4. Akrabalardan herhangi biri olağandışı bir hastalığa sahip midir, ya da herhangi bir akraba seyrek görülen bir nedenden ötürü ölmüş müdür? Bu soruların amacı, anamnezi vermekte olan kişi tarafından öyle olduğu kabul edilmese bile, genetik olarak belirlenebilecek bir durumun ortaya çıkarılmasıdır.

5. Arada kan bağı bulunan bazı akrabalar birbirleri ile evlenmiş midir?

6. Ailenin etnik kaynağı nedir? Belirti etnik kaynaklardan gelen kişilerde spesifik genetik hastalıklarının görülme şansı daha yüksek ola-bilmektedir, örneğin Afro-amerikan zencilerde orak hücreli anemi, Kuzey Avrupa kökenlilerde kistik fibrozit ve Aşkenaz Yahudilerinde Tay-Sachs hastalığı gibi.

iki tür bebek bezi vardır Bir defa kullanılıp atılabilen ve yıkanıp tekrar kullanılabilen.
Atılabilen bezler rahatlık açısından tercih edilmektedir. Bu tür bezler kullanılır ve atılır. Atılabilen bezler çeşitli büyüklükte ve kalınlıkta imal edilmektedir. Bu tür bezler bebeğe takıldığı zaman yapışmasını sağlayan bantlardan dolayı en deneyimsiz anne ve babalar için de rahat gelmektedir. Bu tür bezler kullanan endişeli orta yaşlı anne babalar bebeklerinin bezlerinde bir çengelli iğne olmadığı için rahatlık duyarlar.

Bununla beraber, rahatlığına karşın atılabilir bezler sorunsuz değildir. Başlıca sorun, maliyetidir. Ayrıca atılabilen bezlerle bezlenen çocuklar, yıkanabilen bezlerle bezlenen çocuklara nazaran daha fazla pişik olabilmektedir. En son dezavantajı ise bu bezler çöp kutusunu hemen doldurabilir. Bu tür bezler ambalaj üzerindeki kullanma talimatlarına uygun olarak kullanılmalıdır.
Eğer yıkanabilen bezleri tercih ederseniz, en büyük boylarını satın alın. Yıkanabilen bezler pamuk ya da Amerikan bezi gibi çeşitli maddelerden yapılmaktadır.
Bu tür bezleri kendiniz yıkayabilirsiniz. Bezeri kendileri yıkayan anne babalar (ki bu en ekonomik yöntemdir), çamaşır makinesine her gün esir olmamak için en az iki düzine bebek bezi bulundurmalıdırlar. Bir de kapalı bir kirli’ bez kutusu bulundurmanız gerekir. Bebek bezini tuvalette temizledikten ve yıkadıktan sonra kirli bezleri bu kutuya koyabilirsiniz. Bezler hafif sabunlu ya da deterjanlı suyla makinede yıkanmalı, iki veya üç defa durulanmalıdır. Durulamak çok önemlidir. Üzerinde sabun artığı kalmış bir bez bebeğinizin cildini tahriş edebilir. Bebeğinizin bezini iğnelediğinizde bezle bebeğin cildi arasına bir parmağınızı sokarak iğnenin bebeğin cildine temas etmemesini sağlayınız.
Bazı anne ve babalar bebeğin altını bir veya hatta iki defa, beslenmeden önce ve sonra değiştirirler. Bu sık değiştirme, bebek altını kirletmediği sürece gereksizdir. Beslenmeden sonra bebeğin altını değiştirmek genellikle yeterli olacaktır.
Altını kirleten bir bebeğin altını temizlemek için, atılabilir bir bez ya da sabunlu bir bez parçası kullanın ve bu bölgeyi iyice temizleyin. İdrar yoluna bakteri kaçmasını (ki üreme organlarında enfeksiyona yol açan en önemli nedendir) önlemek için kız çocuklar önden arkaya doğru silinmelidir.

Alzheimer Hastalığına Genel Bakış
Alzheimer hastalığı sadece tanının konduğu hastaların değil aynı zamanda onların yakınları olan kişilerin de yaşamlarını derinden etkileyen bir hastalıktır. Tedavisi olmayan ve sürekli ilerleyen bir bunama hali olarak Alzheimer hastalığı, giderek artan bellek kaybı, muhakeme güçlüğü, iletişim bozuklukları, kişisel ve davranışsal değişikliklerle günlük yaşamı daha da karmaşık hale getirir.

ABD’de yaklaşık 4,5 milyon kişi Alzheimer hastasıdır. İlerlemiş yaş Alzheimer için bir risk faktörüdür, bu nedenle bu rakam yaşam beklentisi arttıkça ve ABD’deki yaşlı nüfus çoğaldıkça dramatik biçimde artacaktır. 2050 yılına kadar 11 ila 16 milyon kişinin Alzheimer hastası olacağı düşünülmektedir. Alzheimer tanısı konmuş kişilerin pek çoğu tanıdan itibaren 8-20 yıl kadar yaşayabilirler.

Alzheimer için herhangi bir tedavi olmamasına rağmen bu hastalığa yakalanan kişilerin yakınları hem bakım, destek prensiplerini hem de farklı tedavi seçeneklerini anlayarak hastalarının yaşam kalitesini artırabilirler. DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN »

Alkalin Fosfat Testi Nedir?

Kanınızdaki alkalin fosfat miktarı karaciğer ve kemik hastalıklarının teşhisi için ölçülür. Bu test ayrıca akciğer veya kemik hastalıklarına yol açan tıbbi tedavileri kontrol etmek için de kullanılır.

Bu test kanınızdaki bir enzim olan alkalin fosfatın miktarını ölçmek için kullanılır. Bu enzim pek çok dokuda bulunur fakat karaciğer ve kemiklerde yoğun olarak bulunur. DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN »

Tahriş edicilere bağlı dermatit adı verilen rahatsızlığın başlıca kozmetik tetikleyicileri şunlardır:

Cildin doğru temizlenmesini kolaylaştırmak için bir takım ajanlar içeren temizleyiciler.

Alfa hidroksi (AHA) gibi asitler veya alkol içeren tonik ve sıkılaştırıcılar. DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN »

Akdeniz anemisi ya da tıptaki adıyla Talasemi ; Akdeniz ülkelerindeki ırklarda görülen, doğacak çocuğa anne-babasından ”Beta Talasemi” geninin sirayetiyle kalıtımsal olarak geçen bir çeşit “kansızlık” hastalığıdır. DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN »

SARA (EPİLEPSİ) NÖBETİ’NDE İLK YARDIM

Hemen hepimiz sokak ve caddelerde, kalabalık ortamlarda veya işyerlerimizde aniden yere düşen, vücudunda yaygın kasılma ve titremeler gözlenen, ağzından tükürük benzeRi köpüklü salgılar çıkaran kişiler görmüşüzdür.

Böyle kişilerin etrafında biriken insanların konuşmalarından anladığımız kadarıyla, ortada sara nöbeti geçiren birisi vardır.

Gerçekte sara dediğimiz rahatsızlık, tıp diliyle epilepsi adı verilen beyindeki sinir hücrelerinden bir bölümününm diğerleri ile koordineli olarak çalışmayarak kendiliklerinden bir takım uyarılar üretmeleri sonucu oluşan bir sinir sistemi hastalığıdır.

Epilepsi nöbetleri esnasında, merkezi sinir sistemindeki koordinasyon bozukluğu nedeniyle bir takım organlar istemsiz olarak fonksiyon gösterirler. Kol vebacaklarda kasılmalar, çene kaslarında kasılma gelişebilir. Buna bağlı olarak kişi dilini ısırabilir, solunuma yardımcı kaslardaki kasılmalar soluk alma vermede düzensizlik yaratır, idrar tutmayı sağlayan kaslarda gevşeme oluştuğu için idrar kaçırma gözükür. Bilinç kaybolur ve buna bağlı olarak her türlü bilinçli algı kapanır.

Bu durumdaki bir kişinin karşı karşıya olduğu en büyük tehlike, hava yolunda gelişebilecek bir tıkanma yüzünden solunum durması ve kasılmalar sırsındaki istemsiz kas hareketleri yüzünden vücuttaki hareketli organlarda yaralanmalar meydana gelmesidir.

Nöbet geçiren kişiyi bu tehlikelerden korumak için;

1- Hava yolunu, başı alından geriye bastırarak açık tutmak,
2- Eğer çene kaslarındaki kasılma yüzünden çenesi kilitlenip kapanmadıysa ağız çene içine sert olmayan bir cisim sokmak, (rulo haline getirilmiş kumaş havlu gibi)
3- Başını yere çarpmasını engellemek için diğer el ile sabit tutmaya çalışmak,
4- Etraftaki kesici delici cisimleri uzaklaştırarak kol ve bacaklarını yaralamasını önlemek gereklidir.

Epilepsi nöbeti başladığı gibi kendiliğinden sonlanır. Nöbet sonrası kişi gevşemiş ve bilinci bulanık halde olur. Bazı durumlarda uykuya bile kalbilir. Nöbet bittikten sonra kişiyi en yakın sağlık kurumuna götürmek veya 112’ yi arayarak sağlık ekibinin olay yerine gelmesini sağlamak doğru bir davranıştır.

Bu tür olaylarda, etrafta toplanan insanların nöbet geçiren kişinin ağzına kaşık, anahtarlık, tahta cisimler sokmaya çalışması, soğan koklatması, kişiyi suyla ıslatması, kol ve bacaklarına bastırarak kasılmaları önlemeye çalışması sık karşılaşılan ama hiçbir faydası olmayan hatalı davranışlardır.

Bu tür yaklaşımları engellemek bile nöbet geçiren kişiye daha fazla yarar sağlayacaktır.

KALP KRİZİ’NDE İLK YARDIM

Kalp krizi geçiren bir kişiyle karşılaşmak, ilkyardım hakkında bilgisi olmayan herkes için sarsıcı bir deneyimdir. Öncelikle kişinin kalp krizi geçirdiğine ikna olmak, bu nedenle en sık karşılaşılan belirtileri ayırtetmek gerekir.

Kişinin soğuk, soluk ve nemli bir cildi varsa, bilinci kapalı ise, şiddetli göğüs, sırt veya omuz ağrısından şikayet ediyor ise, kaygılı ve sıkıntılı bir ruh halinde ise, tansiyonu düştüğü için ayakta durmakta güçlük çekiyorsa, solunumu düzensizleşmiş ve sıklaşmış, nabzı hızlanmış ise kalp krizinden şüphe edilmelidir.

Bu durumdaki bir kişiye yaklaşım, olay yerine derhal bir sağlık ekibi çağrılması ile beraber yürütülmelidir.

İlk olarak kişiyi sakinleştirmek, hareket etmesine izin verilmeden bulunduğu yerde yatar pozisyona getirmek, kravat, düğme, kemer, fular gibi aksesuarları gevşetmek veya çıkarmak, temiz hava almasını sağlamak için etraftaki olası kalbalığı dağıtmak iç mekanda ise pencere kapı açmak, hiçbirşey yemesine ve içmesine izin vermemek, eğer varsa daha önceden kullandığı veya yanında taşıdığı ilaçları dışında hiçbir ilaç vermemek gerekir.

Kriz geçiren kişinin sağlık ekibinin ulaşması mümkün olmayan bir yerde bulunması halinde, kişi aynı pozisyonda derhal en yakın sağlık kurumuna taşınmalıdır. Kesinlikle yürütülmemelidir.

Kapl krizi; geçiren kişi için hayati tehlike arzeden ciddi bir durumdur. Böyle bir durumda gerekli eğitimi almamış insanların ilkyardım uygulamalarından olan suni solunum ve kalp msajını uygulamaları son derece yanlıştır. Kişinin solunum ve dolaşımını doğru bir şekilde değerlendirip gerekli uygulamayı yapmak, özel bilgi ve beceri gerektirir.

Bu yüzden ilkyardım eğitimi almamış kişilerin olaya müdehaleye yaklaşımları buradaki bilgilerle sınırlı kalmalıdır

Halk arasında damar sertliği olarak bilinen “ateroskleroz”, atar damarların esnekliğini kaybedip kalınlaşması ile oluşan bir damar hastalığıdır. Atardamarlar,vücudun canlılığını devam ettirmesi için şart olan kanı organlara taşırlar. Atardamarların 3 tabakası vardır. Bazı faktörlerin etkisiyle en içteki tabaka tahrip olur ve bu tahrip olan bölgeye kandaki kolesterol,pıhtılaşma faktörleri…vb maddeler birikmeye başlar.Kolesterolün damar duvarında birikmesi ile damar kalınlaşır ve damar iç hacmi daralır ve kan geçişi azalır. Ayrıca pıhtılardan kopan parçalar vücudun başka bölgelerinde daha küçük damarların tıkanmasına yol açabilir.

Damar sertliği, sadece kalp damarlarını değil, beyin, böbrek ve çevre damarlarını da ilgilendirir. Türkiye de kalp ve damar hastalıklarından ölümler, tüm ölümlerin %34’ünü oluşturmaktadır.

Kalbin kasılmasını sağlayan miyokard adı verilen kas tabakasının beslenmesi (oksijenlenmesi) , ”koroner” denen (kalbe özel) damarlar vasıtasıyla gerçekleştirilir. Ateroskleroz veya başka bir nedenle miyokard’a gelen kan miktarı azalırsa, myokard yeterli seviyede oksijenlenemez; ve ”iskemi” (dokunun kanlanamaması) meydana gelir. İskemi, koroner kalp hastalığına neden olur. Kalbin myokard kas tabakası, tam beslenemediği için yeterli kasılamaz, bu da hastada kendini ”angina pectoris” (göğüs ağrısı) şeklinde gösterir. Koroner kalp hastalığında en çok korkulan olay; koroner damarlardan hiçbirinin,h kalp kasının kanlanmasını (dolayısıyla oksijenlenmesini) yeterince sağlayamaması, böylece kalbin kasılamaması ve vücuda kan gönderememesidir. Bu olay halk arasında kalp krizi olarak bilinen “myokard infarktüsü”dür.

Vücuttaki kan damarlarının bir kısmının veya tamamının sertleşmesi sonucu, esnekliklerini keybetmesine; halk arasında damar kireçlenmesi tıp dilinde ise Arterio Skleroz veya Atheremo denir. Nedeni, kan damarlarının iç kısımlardaki hücrelerin esnekliğini kaybedip, zayıflaması veya kandaki yağlı maddelerin birikinti yaparak, damarı darlaştırmasıdır. Belirtileri baş dönmesi, baş ağrısı, titreme, yürürken sendeleme, düşünme ve öğrenme gücünde zayıflama, sinirlilik veya damarın sertleştiği bölgelerde ağrılar görülür. İlk belirtiler görüldüğünde önlem alınacak olursa, korkulacak bir şey yoktur. Hastanın neşe ve cesaretini kaybetmemesi ve doktorun tavsiyelerini yerine getirmesi iyileşmede atılacak ilk önemli adımdır. damar sertliği teşhisi konan kimse, perhiz yapmalı, alkol ve sigara gibi keyif verici maddeleri bırakmalı, yumurta, tereyağı ve benzeri yiyecekleri terk etmeli, tuzu da azaltmalıdır. Ayak damarlarında meydana gelebilecek herhangi bir hastalığı önlemek için de dar ayakkabı giymekten kaçınmalıdır.

başdönmeleri
Hasta, kendisinin veya etrafındaki eşyanın boşlukta döndüğünden şikayet eder. Tıp dilinde vertigo denen baş dönmelerinin nedenleri çeşitlidir. Bunlardan başlıcaları şunlardır: Kulak ağrısı. Araç tutmaları. Ani hava değişimi. Bazı göz hastalıkları. İlaç zehirlenmeleri. Düşük veya yüksek tansiyon. damar sertliği ve bazı kalp hastalıkları. Kansızlık ve kan hastalıkları. Mikrobik hastalıklar. Beyin hastalıkları. Sara ve bazı ruh hastalıkları. Tedaviye başlanmadan önce hastalığın gerçek nedeninin tespit edilmesi gerekir. Baş dönmelerine yapılacak ilk iş; hemen oturmak veya öne eğilmek ve mümkünse hemen yatmaktır. Baş dönmesi sık sık oluyorsa mutlaka bir doktora gitmek gerekir.

bayılmalar
Geçici olarak uyanıklık halinin kaybolmasına halk arasında bayılma tıp dilinde senkop denir. Bu durumda beyin hücrelerine giden oksijen azalmıştır. Bayılmanın nedeni; yorgunluk, uzun süre ayakta kalmak, ani heyecanlar, tansiyon yüksekliği, gebelik, kansızlık, damar sertliği ve kalp hastalıklarıdır. Bayılmadan önce baygınlık hissi gelir. Sonra yüz kül rengini alır. Arkasından da terleme, çarpıntı, göz kararması ve baş dönmesi görülür. Bu gibi durumlarda yapılacak ilk iş hastayı hemen yatırmak, elbise ve çamaşırlarını gevşetmektir. Sonra yüzüne su serpilir ve amonyak koklatılır.

kanda kolestrol yüksekliği
Kolestrol, kanda, sinirlerde, beyinde, karaciğerde, dalakta, böbrek üstü bezlerinde ve safrada bulunan, yağ yapısında, kristal gibi beyaz görünümde bir maddedir. Görevi dokulardaki su dengesini sağlamak, alyuvarları zehirlere karşı korumak, sinir dokularının dayanıklığını sağlamak ve deri altında, dışarıdan gelecek mikroplara karşı koruyuculuk yapmaktır. 100 gram kanda; 180-230 miligram kolestrol bulunur. Bu miktar normaldir. 230 miligram kolestrol miktarı, kanda kolestrolün yükselmiş olduğuna işarettir. Tedavi edilmezse; damarsertliği, beyin ve kalpteki ince damarların tıkanmasına neden olur. Meydana Gelişi : Böbrek üstü bezleri, husyeler, yumurtalıklar bünyenin ihtiyacı olan kolestrolü imal ederler. Ayrıca hayvansal yağlar, süt, yumurta ve bitkisel hormonlarla da kolestrol alınır. Kanda, kolestrolün yükseldiğini anlamak için bir seri test yapmak gerekir. Ayrıca, hastanın cildinde oluşan sarı lekeler, göz altlarında beliren siyah halkalar, göz akında görülen sarı lekecikler, genel yorgunluk, iştahsızlık, hazımsızlık, baş dönmesi, baş ağrısı, görme zayıflığı, ağız acılığı, nefes ve ter kokusu kolestrolün yükselmiş olduğuna işaret olabilir.

katarakt
Göz merceğinin bulutlanıp, görmenin bozulmasına halk arasında aksu, akbasma veya göze perde inmesi adı verilir. Çoğunlukla 50 yaşından sonra görülür. Nedeni göz yaralanması, şeker hastalığı, gözün uzun süre ışığa maruz kalması, damar sertliği veya beze hastalığıdır. Bazen doğuştan da olabilir. En çok rastlananı yaşlılığın neden olduğu katarakttır.

kolesterol
Hayvansal ve bitkisel yağların içerisinde bulunan, karaciğer tarafından sentez edilen bir maddedir. Kanda normalden fazla bulunması halinde, damar sertliğine neden olur, ve bazanda safra pigmentleri ile birleşerek safra taşlarının oluşumunda rol oynar.

nevralji
Sinir ağrısına tıp dilinde nevralji denir. Bilhassa, yüzde ve başta hissedilir. Ama vücudun diğer taraflarında da bulunabilir. Nedeni soğuk algınlığı, şeker hastalığı, damar sertliği, veya ağrı yapan sinir yakınında meydana gelen herhangi bir hastalıktır.

şeker hastalığı
Vücudun şeker yakmasında ortaya çıkan bozukluğun neden olduğu bir hastalıktır. Tıp dilinde diabet denir. Pankreas, kandaki şeker miktarını kontrol eden ve adına insülin denilen bir madde salgılar. Pankreas bu görevini yerine getirmezse, kandaki fazla şeker, karaciğere depo edilir. Aç karnına alınan 100 gram kanda 80 miligram şeker vardır. Bu miktar yemekten 1-2 saat sonra 140 miligrama kadar yükselir. Kandaki şeker miktarı hastalığın durumuna göre aşağıdaki gibi tespit edilir. Şeker durumu Açken Yemekten 1-2 saat sonra Normal kimselerde 80 mg. 140 mg. Orta derecede 130 mg. 190 mg. Ağır derecede 160 mg. 215 mg. 2 çeşit şeker hastalığı vardır. - Şekersiz Diabet : Hipofiz bezinin arka tarafından salgılanan antidiüretik hormonun yetmezliği sonucu ortaya çıkan bu çeşit şeker hastalığına, tıp dilinde diabetes insipidus denir. - Şekerli Diabet :Pankreasın salgıladığı insülin yetmezliği sonucu ortaya çıkan bu çeşit şeker hastalığına, tıp dilinde diabetes mellitus denir. Şeker hastalığını doğuran nedenler dengesiz beslenme, şişmanlık veya sinir bozukluğudur. Bazı kimselerde de irsiyet önemli bir rol oynar. Hastalığın başlangıcında çok yemek ve su içmek ihtiyacı vardır. İdrar miktarı da artar. Kadınların idrar yapma yerlerinde kaşıntı vardır. Ayrıca devamlı yorgunluk hali görülür. İleri safhada devamlı baş ağrısı, el ve ayak titremeleri, iştahsızlık, aseton kokusuna benzer nefes kokusu, ter kokusu, adele krampları, hafıza zayıflığı, kısmi veya tam felç, iyileşmeyen yaralar ve uykuda sayıklama görülür. Şeker hastalığı tedavi edilmezse sonuç damar sertliği, kalp yetmezliği, göğüs anjini, görme zayıflığı, katarakt, karaciğer hastalıkları, siroz olabilir. İki çeşit şeker koması vardır. - Diabetik Koma :Daha ziyade şeker hastalarında görülür. Nedeni, insülin verme zamanını geçirmek, gerektiğinden az miktarda insülin vermek, bağırsak iltihabı, bademcik iltihabı, grip veya iyileşmeyen yaralardır. - Şeker Eksikliği Koması : Tıp dilinde hipoglisemi adı verilen bu çeşit koma, terleme, titreme, çırpınma huzursuzluk, şiddetli açlık, ve aşırı duygusallıkla başlar. Nedeni, fazla miktarda insülin vermek veya çok miktarda karbonhidratlı yiyeceklerle beslenmektir. Şeker hastaları haftada en az iki kere ılık banyo yapmalıdır ve sonra da vücutlarının her tarafını ılık bir havlu ile ovmalıdır. Kabız veya ishal olmamalıdırlar. Perhiz yapmalıdırlar. Erken yatıp erken kalkmalıdırlar. Ağız, boğaz ve diş sağlığına aşırı özen göstermelidirler. Masaj, beden hareketleri ve açık havada yürüyüşü ihmal etmemelidirler.

şişmanlık
Şişmanlık, alınan kalori miktarının yakılan kaloriden daha fazla olması sonucu ortaya çıkan bir metabolizma bozukluğudur. Tıp dilinde obesite denir. İstatistiklere göre şişmanların daha çabuk yaşlandıkları, şeker hastalığı, damar sertliği, kalp hastalıkları, karaciğer ve safrakesesi hastalıkları, tansiyon yüksekliği, akciğer hastalıkları, romatizmal hastalıkların tehdidi altında bulundukları belirtilmektedir. Bu nedenle şişmanlıktan kurtulmak için diyet ve beden hareketleri yapmak gerekir.

tansiyon yüksekliği
Büyük tansiyonun kişinin yaşına göre yüksek olmasına halk arasında tansiyon yüksekliği, tıp dilinde ise hipertansiyon denir. Bir çok hastalıkta tansiyon yüksekliği görülür. Mesela kalbin sol bölümünün büyümesinde, böbrek hastalıklarında, damar sertliğinde, kan hücrelerinin çoğalmasında, şişmanlıkta ve iç salgı bezleri hastalıklarında kan basıncı artar. Tansiyon yüksekliğinin belirtileri arasında yorgunluk, sinirlilik, çarpıntı, baş dönmesi, uykusuzluk, baş ağrısı vardır.

Plörezi, akciğerleri çepeçevre saran zarların arasında sıvı toplanmasıyla sonuçlanan hastalıkların genel ismidir. Halk arasında zatülcenp adıyla bilinir. Her yaştan insanda görülebilir. Tüberkülozdan kansere, kalp yetersizliğinden romatizmal hastalıklara kadar 50’den fazla nedeni vardır. ABD’de yılda 1 milyon kişide plörezi tanısı konduğu istatistiklerle saptanmıştır. Ülkemizde de çok görülen akciğer hastalıklarından biri olan plörezinin nedenleri içinde gençlerde tüberküloz, yaşlılarda ise kanser ve kalp yetersizliği ilk sıralarda gelir. Zatürenin neden olduğu plörezilere ise her yaşta rastlanabilir.

Plörezinin belirtileri

Plörezinin belirtileri esas hastalığa bağlı olarak değişirse de, kuru öksürük, yan ağırısı ve nefes darlığı gibi belirtiler tüm hastalarda vardır.

Ağrı: Hastalığın ilk belirtisi göğüs duvarının tek bir noktasında duyulan ağrıdır. Sırtta, göğüste veya göğsün yan taraflarında olabilir. Ağrınınen önemli özelliği, derini nefes alırken, öksürürken, hapşırırken bıçak ucu batar tarzda ve şiddetli olmasıdır. Nedeni, iltihaplanmış akciğer zarlarınınsolunum hareketleri sırasında birbirlerine sürtünmesidir. Hasta ağırının en çok olduğu noktayı parmağı ile gösterir. İşte, bu nokta dinleme aleti ile dinlendiğinde frotman ismi verilen özel bir ses duyulur. Bu ses hastalar tarafından da işitilebilir ve meşin gıcırtısı veya karda yürürken çıkan seslere benzetilir.

Öksürük: Plörezili hastalarda kuru bir öksürük de hemen her zaman vardır. Nedeni, akciğer zarlarındaki öksürük refleksi doğuran noktaların uyarılmasıdır. Plörezi öksürüğü kurudur, yani hastalar balgam çıkarmazlar. Öksürük, ağırıyı artırdığı için son derece rahatsız edicidir. Hastalar öksürürlerken hasta olan taraflarının üzerine yatarak ağrıyı önlemek isterler.

Nefes darlığı: Akciğer zarları arasında biriken sıvının miktarına bağlı olarak nefes darlığı da vardır. Nedeni, sıvının akciğerleri sıkıştırarak hareketlerine engel olmasıdır. Nefes darlığı, önceleri sadece eforlar sırasında ortaya çıkarken, sıvı miktarı arttıkça oturur durumda bile nefes darlığı hissedilebilir. Sıvı miktarı çok olan hastalar, sırtüstü yatamadıkları gibi, ancak sıvaının bulunduğu tarafın üzerine yatmakla rahat edebilirler.

Kadınların güzelliklerini tamamlayan makyaja, özen de eklenirse mükemmel sonuca ulaşmak kaçınılmaz. Peki nedir bu hassas noktalar?


Fondöten
Mutlaka temiz, nemlendirilmiş cilde sürülmelidir. Nemli bir süngerle sürülmeli. Sünger her kullanıştan sonra yıkanmalı ve kurutulmalı. Fondöten aydınlık bir yerde sürülmeli; gündüz makyajı; gün ışığında, gece makyajı; iyi aydınlatılmış bir yerde yapılmalı.

Saç dipleri ile yüzün birleştiği yerde renk farklılığı olmamalı. Fondöten bu bölgelerde küçük dokunuşlarla iyice yayılmalı.

Seçilen fondöten ten ten renginize uygun olmalı.

İnce bir tabaka halinde sürülmelidir.

Pudra
Fondöten üzerine sürülecek bir pudranın şeffaf olması gerekir. Eğer tek başına kullanılacaksa ten renginize uygun olmalı.
Büyük pudra fırçası ile ince bir tabaka halinde sürülmelidir.

Göz
Toz farlar, kullanımı ve dayanıklılık açısından daha iyidir.

Sık sık temizlenen süngerli çubuk veya yumuşak fırçalarla sürülmelidir.

Açık renk farınızı gözkapağına sürdükten sonra, gölge yapacağınız renkte far ile gözkapağının bitiminden kaşa paralel çukurluğa hafifçe sürün.

Gözlerinizin renginde far sürmek her zaman çok iyi netice vermez. Size yakışacak rengi deneyerek bulmalısınız.

Gözlerinizi daha büyük göstermek isterseniz kirpik diplerine siyah veya kahverengi göz kalemi ile ince bir hat çekmeli, göz ucundan da biraz taşırmalısınız. Alt kipriklerin diplerine de ince bir hat çekmeli, ancak bir pamuklu çubukla hattın keskinliğini dağıtmalısınız.

Gözleriniz birbirine yakın ise gözün şakak tarafındaki ucunu daha koyu renk bir far ile belirgenleştirmelisiniz.

Gözleriniz birbirinden çok ayrık ise gözpınarının üstünü kaşa kadar koyuca ton bir far ile gölgelemelisiniz.

Maskara
Siyah veya koyu kahverengi maskara sürerek gözlerinizi daha büyük ve anlamlı gösterebilirsiniz.

Maskara sürerken başı hafifçe kaldırıp aynaya bu şekilde, bakarken boyamak göz çevresine bulaştırmamak açısından iyi bir tekniktir.

Kaşlar
Kaşlarınızı yüzünüze en uygun şekilde şekillendirmek için elinize uzun bir çubuk veya kalem vs. alıp ayna karşısına geçin;

Çubuğu burun deliğinin yanından ve göz pınarından geçecek şekilde dik tutun. Kaşınız çubuğun gösterdiği noktadan başlamalıdır.

Çubuğu burun deliğinin yanından kaldırmadan gözbebeğinin üzerinden çapraz olarak uzatın. Çubuğun gösterdiği nokta kaşınızın ideal kavis noktasıdır.

Makyaj ensasında ufak bir kaş fırçası ile kaşlarınızı fırçalayıp şekillendirmeyi ihmal etmeyin.

Eğer kaşınızda düzeltme yapacaksanız; koyu kahverengi veya füme renkli bir kaş kalemi ile önce ince ince küçük çizgiler halinde boyayıp, sonra fırça ile dağıtın.

Allık
Allık fırçası yumuşak ve uzun tüylü olmalı, sık sık yıkanmalıdır.

Allığın rengi ten rengine uygun olarak pembemsi veya toprak tonlarında olmalıdır.

Allık asla bir leke gibi durmamalı, çok hafif kullanılmalı, fırça bastırılmadan hafifçe değdirilerek sürülmelidir.

Gece makyajında kullanılan allık biraz daha koyu olabilir. Ancak çok iyi dağıtılmalıdır.

Allık ile yüzümüzde beğenmediğimiz bazı yerleri farklı gösterebiliriz. Yuvarlak bir yüzü daha ince göstermek için allığı, elmacık kemiklerinin altından şakaklara doğru ve şakaklara sürmelisiniz. Köşeli bir yüzde; elmacık kemiklerinin üzerine ve çenenin alt - yan sınırına allık sürülürse yüzde daha yumuşak bir ifade sağlanabilir. Yazın yüzünüz güneşten bronzlaştığında her zaman kullanığınızdan daha koyu bir allıkla yüzünüze ışıltı katmalısınız.

Dudak
Dudaklara dudak renginin bir ton koyusu ile çerçeve yapılıp içi yalnızca parlatıcı şeffaf bir ruj ile boyanarak kullanabilirsiniz veya yüzünüze fondöten sürerken biraz da dudaklara sürerek renk farkını azaltır, makyaja hazırlarsınız.

Kullanacağınız rujun bir ton koyusu ile çerçeve yapıp içini ruj ile doldurarak daha kalıcı bir makyaj elde edersiniz.

Dudak makyajında şekil çok önemlidir. Dudaklar ince ise; fondötenlenen dudakların bitimine kemik rengi bir kalemle ince bir çerçeve çizilir ve parmak uçlarıyla iyice dağıtarak hattın keskinliği azaltılır. Daha sonra dudak kalemi ile çerçeve çizilir ve içi uygun renk ruj ile boyanır.

Açık renk rujlar dudağı daha dolgun gösterir. Kalın dudaklar, koyu renkli rujla daha ince gösterilebilir.

SAYFA 1 12»