->
Kızamıkçık, solunum yoluyla veya direkt temasla bulaşan ve 3 gün kadar süren bir döküntüyle seyreden bir hastalıktır.
Tipik belirti: döküntü, ensede ve kulak arkasında lenfadenopati (beze). 2-3 hafta süren bir kuluçka döneminden sonra hafif ateş, başağrısı, nezle hali ve öksürük başlar. Döküntü, yüzden başlar, hızla vücuda yayılır. Pembemsidir. 2. Günden itibaren solmaya başlar, 3. gün kaybolur. Hastaların %25’i, hastalığı döküntüsüz geçirir ve tanı konamaz.
Bulaştırıcılık: Döküntüden 1 hafta önce başlar, 2 hafta sonra sona erer. Hastalığı geçirenlerde yaşam boyu bağışıklık gelişir, bir daha kızamıkçık geçirmezler.
Kızamıkçıklı çocuğun bakımı:
- Yatak istirahati,
- Sulu ve yumuşak gıdalarla beslenme,
- Ateş kontrolü:İlk seçilecek ilaç, çocuğun kilosuna göre parasetamoldür (calpol, termalgine, tylol, tamol vb)
- Yeterli sıvı verilmesi: İştah azalmasına bağlı olarak su kaybı olabilir. Bunu önlemek için,çocuk olabildiğince sıvı ağırlıklı hafif gıdalarla beslenmelidir. Acılı, baharatlı yiyecekler ve karbonatlı içeceklerden kaçınılmalıdır. Çocuğu, ağrı kesici sonrasında ağrıları azaldıktan sonra beslemek daha kolaydır.
- Rahatsız edici öksürük varlığında yumuşatıcı ilaçlar kullanılması.
Kızamıkçık hastalığının aşısı vardır, ve her sağlıklı çocuğa 15. ayda kızamık ve kabakulak aşılarıyla birlikte yapılmalı, gerekli dönemlerde de, tekrarlanmalıdır.
Ne zaman doktoru tekrar aramalı?
- 4. gün döküntüde solma başlamamışsa,
- Ateş 4. gün hala düşmemişse,
- Dehidratasyon (su-kaybı) bulguları görülürse,
- Dalgınlık, uykuya eğilim, kolayca uyandırılamama, halüsinasyonlar görülürse,
- Ciddi başağrısı, ense sertliği/ağrısı ve sırt ağrısı başlarsa,
- Tekrarlayan kusmalar olursa,
- Çocuğa yeterli sıvı verilemezse,
- Eklemlerde ağrı, şişme, kızarıklık olursa,
- Nefes alma güçlüğü, sık nefes alıp verme, göğüs ağrısı, hırıltılı nefes alma, şiddetli öksürük varlığında,
- Dengesiz yürüyüş ve güçsüzlük/halsizlik gelişirse,
- Çocuk hastalık başlangıcına göre daha “hasta” görünüyorsa.
->
Büyük damarların transpozisyonu, kalpten çıkan iki arterin (atardamarın) transpoze olmaları, yani normal yerlerinde bulunmamaları ile karakterize karmaşık bir kusurdur. Bu durum mevcutsa vücuttan kalbe dönen kan akciğerlere geçemeden yeniden vücuda pompalanmış olur. Transpozisyonlu bebekler mor renktedir (ciddi siyanotik) ve acil tıbbi müdahale gerektirirler.
Bu sorunun çözülmesi için bir çok cerrahi yöntem mevcuttur.
Sindirim yolları ile vücuda giren ve oradan kana kârışan bulaşıcı hastalık mikropları, zehirlenmeler, prostat, hamilelik ve böbrek taşları gibi sebeplerle böbreklerin iltihaplandığı görülmektekdir.
Böbreğin adi mikropları ya tüm böbreği kapsar veya yerel olarak kalır. Daha ciddi vakalarda böbrek çevresine de yayılabilir. DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN »
Frengi, Treponema pallidum adı verilen bir bakterinin (mikrop) neden olduğu cinsel yolla bulaşan bir hastalıktır. Tedavi edilmediği takdirde, bu bakteri zaman içerisinde vücuda yayılarak birçok organda hasara neden olur.
Frenginin yaygınlığı nedir ?
Frengi en sık rastlanılan cinsel yolla bulaşan hastalıklardan biridir. 1995 yılı Dünya Sağlık Teşkilatı tahminlerine göre her yıl yaklaşık 12 milyon kişi hastalığa yakalanmaktadır. Hastalık en sık Güney ve Güneydoğu Asya’da görülmektedir. Son yıllarda Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra ortaya çıkan Bağımsızlıklarını Yeni Kazanmış Devletler’de de hastalığın giderek arttığı bildirilmektedir.
DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN »
Tifo, Salmonella typhi’nin neden olduğu genel infeksiyon belirtileri ile seyreden akut sistemik bir hastalıktır. Hastalığın etkeni Salmonella typhi olup, Gram (-) bakterilerdendir.Genellikle yaz ve sonbahar aylarında salgın halinde ortaya çıkar. İçme suları ve yiyeceklerle bulaşır. DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN »
Kansere doğrudan etkisi olan gıdalar, tedavi sürecinde tüketilmesi gerekenler.. ‘Kansere Karşı Gıda Rehberi’nde
Kanser vakalarının yüzde 65’inin doğrudan alınan gıdalarla ve beslenme tipine bağlı olarak geliştiğini belirten Dr. Uğur Göğüş, “Bunlarla birlikte sigara ve alkol tüketimi, hareketsiz yaşam biçiminin benimsenmesi halinde bu oran yüzde 85’e çıkıyor” dedi.
DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN »
İngiltere merkezli The Restoration of Appearance and Function Trust adlı derneğin yaptırdığı bir araştırmanın sonucu: Güneş kremini ovalayarak vücuda yaymak etkisini azaltıyor…
Araştırmada, kansere yol açan güneş ışınları ve bu ışınlara maruz bırakılan dokular incelendi. Buna göre, güneş kremini ovalayarak sürmenin yarardan çok zarar getirdiği, kremin koruma özelliğini azalttığı ortaya çıktı.
Araştırma grubunun başkanı Dr. Rachel Haywood, “Bir çok kişi, kremi vücuda yedirmeyi tercih ediyor. Bunun daha hoş göründüğü görüşündeler. Ancak bu şekilde kremin koruma özelliğini en az indiriyorsunuz” diye konuştu.
Araştırma ekibi, estetik ameliyatlardan artan derileri, laboratuvar ortamında suni güneş ışığına maruz bırakmış.
Bunun ardından, serbest radikaller diye anılan dokulara hasar veren partiküllerin seviyesi ölçülmüş. Erken yaşlanma ve kansere neden olan UVA’dan doğrudan etkileri gözlenmiş.
İşte, güneş kremi vücuda yedirildiğinde, genellikle kırışıklarda ya da ter bezlerinde birikiyor ve sıfır koruma sağlıyor.
Üstelik güneş kremi UVA’dan olmasa da cildin kızarmasına neden olan UVB’den koruma sağlıyor, bu durum cildinin yanmadığını gören insanları güneş altında daha fazla zaman geçirmeye itiyor.
Uzmanlar, güneş kreminin yeterli olmayabileceğini, güneşin en kızgın olduğu 11:00 ve 15:00 saatleri arasında mümkün olduğu ölçüde doğrudan güneşe maruz kalınmaması konusunda uyarıyor.
İngiltere’de her yıl cilt kanserinden iki binden fazla insan hayatını kaybediyor.
Kaynak: BBC