Ağrılar aslında bir nimet olup vücudumuzda ortaya çıkan rahatsızlıkları haber veren alarm sistemleridir. Sağlığımız yerinde iken, iç organlarımızın çalıştığını farkedemeyiz. Beş duyumuzdan ve iç organlarımızdan beyne bilgi götüren; beyinden gerekli emirleri getiren sinir telleri vücudumuzun mükemmel bir şekilde çalışmasını ve böylece hayatımızı devam ettirmemizi sağlarlar.
Beynimize, vücudumuzun çeşitli yerlerinden bilgi götüren sinir tellerinden bir kısmı, istihbaratçı gibi çalışarak işlerin yolunda gidip gitmediğini haber verirler. Bu istihbarat birimlerine “feed back” devreleri denmektedir. Feed back devrelerinden gelen istihbarat bilgilerine göre, gerektiğinde, beyinden organlara çalışma tempolarını normalde tutacak yeni emirler gönderilir. Mesela, vücut ısımız normalde 36,50 olması gerekirken dış tesirler sebebiyle yükselince feed back devreleri derhal beyne haber verirler. Beyin aldığı bilgileri değerlendirerek, vücut ısısını normale indirmek için ter bezlerini faaliyete geçirir. Yine hücrelerdeki besin miktarının düştüğünü farzedelim. Bu durumda kandaki şeker oranı da düşecektir. Feed back devreleri vasıtasıyla kandaki şeker oranının düştüğünü haber alan beynimiz, adrenalin salgı bezlerini faaliyete geçirir. Depo halindeki yedek şeker kana verilerek, kan şekeri seviyesi normale çıkarılır.
Hastalık sırasında, beyin düzeltemeyeceği bir durumla karşılaşınca, hastalık mikroplarının veya başka sebeplerin zarar vermeye başladığı bölgeye ağrı mesajları göndererek bizi uyarır. Biz de ağrımızı dindirmek ve dolaysiyle hastalığımıza çare aramak için doktora koşarız.
BAŞ AĞRILARI
Vücudun idare merkezi beyindir. Keza bizi hayvandan ayıran “akıl nimeti” nin merkezi de beyindir. Dolayısıyla ister fiziksel ister psikolojik olsun, her türlü rahatsızlığımızda en evvel etkilenecek olan organımız beyindir, insanların en fazla şikayetçi oldukları ve doktorların çare bulmakta zorluk çektikleri hastalığın “baş ağrısı” olması da bundandır.
Üzülürüz başımız ağrır, sinirleniriz başımız ağrır, üşütürüz başımız ağrır, ateşli bir hastalığa yakalanırız başımız ağrır, kulağımız iltihaplanır başımız ağrır, yoruluruz başımız ağrır ve hakeza… Kısacası vücudumuz fizyolojik ve psikolojik tüm sistemleriyle dengede olmalı ki başımız ağrımasın.
Baş ağrısı ve ağrı insanlık tarihi kadar eski olan ve tıbbın çözüm bulmaya çalıştığı konulardır. Baş ağrılarının yüzde 80-90 sebebi migren ve gerilim tipi ağrılardır.

MİGREN
Yarım baş ağrısı anlamına geler. Çeşitli uyaranlarla (stres, yorgunluk, açlık, tokluk, gürültü, sigara dumanı, bira ve şarap gibi alkollü içecekler, eski peynir, aşırı çikolata yeme, konserve gıdalar, pastırma, sos vs) orta beyin bölgesindeki hassas alıcı bölgeler tahrik edilir. Buradan salgılanan çeşitli kimyasal maddeler ise damarlar çevresini etkileyip beyin yüzeysel damarlarda önce bir daralma ve sonra bir genişlemeye sebep olarak dayanılması zor ağrının tetiğini çeker.
Migren başlıca iki tiptir: Klasik ve yaygın. Bunların dışında çok nadir olarak oftalmoplejik, hemiplejik, retinal, basiler tipte olanlar da vardır.
  Belirtileri
* Baş ağrısı 4-72 saat sürer.
* Fizik aktivite ile artar.
* Genellikle başın bir tarafında odaklanır.
* Zonklayıcıdır.
* Bulantı, kusma, ışığa ve sese tahammülsüzlük olur.
Ayrıca haberci belirtiler olarak şunlar sayılabilir:
* Yanıp sönen noktalar, ışık parıldamaları.
* Yüzde, kolda, el parmaklarında iğnelenmeler,
* Yorgunluk, halsizlik, bitkinlik.
* Aşırı neşelenme, kendini enerjik hissetme.
* Özellikle tatlı gıdalara karşı iştah artışı.
Bazı ilaçlar (kalp, tansiyon ve doğum kontrol ilaçları) nöbete davetiye çıkarabilir. Özellikle hanımlarda muayyen günlere yakın veya hamileliğin ilk üç ayında ağrılar artabilir.
Ayrıca migrenin soya çekimle de ilgisi vardır.
  Tedavi
1- Kriz anında kullanılan ilaçlar (aspirin vs.)
2- Koruyucu (krizin gelmesini önleyici) tedbirler. Hastanın ağrı korkusunu giderir. Ayda birkaç defa gelen krizlere karşı kullanılırlar.
Alternatif tedaviler (masaj, relaksasyon, akupunktur) yine uygulanan usullerdir.
 

GERiLİM BAŞ AĞRILARI
Stres asrının insanoğluna yüklediği rahatsızlıktır.
  Belirtileri:
* Günlerce devam eder.
* Başın bütününde ve ense bölgelerinde barizleşir.
* Fizik aktivite ağrıyı arttırmaz.
* Günün ilerleyen saatlerinde ağrı artar.
* Ağrı sebebi ve günlük aktiviteler bozulmaz.
* Ağrı boyun ve sırta doğru yayılır.
* Hastalar çökkün (depresif) yüz ifadesine sahiptir.
  Tedavi
Migrenden farklıdır. Kas gevşeticiler, sıkıntı ve kaygı gideren ilaçlar daha yararlıdır.

Önce kız mı, erkek mi diye bakarız, ardından eline ayağına. Parmaklarını sayarız. Peki sonra? Herhalde boyu ve tartısı gelir. Herkes bunları sorar; kız mı, erkek mi tartısı ne kadar, boyu ne kadar? Siz herkese önce bunları söylersiniz; kız mı, erkek mi, tartısı ne kadar, boyu ne kadar?

Neden herkes önce bunları merak eder? Basit, çünkü tartı ve boy ilk günden itibaren bebeğin gelişiminin en somut göstergesidir.

Bebeğimin tartısı ne kadar olmalı?

Tıpkı erişkinler gibi, yenidoğanların da tartı ve boyları farklı farklıdır. Bebeklerin çoğu “gününde” doğar –size göre 9 ay 10 gün, biz hekimlere göre 40 haftadır bu- tartıları 2500-4000 gram arasında, boyları 47-52 cm arasında değişir. Uzunca bir dönem, yenidoğanlar “ne kadar iri ise o kadar iyi” diye düşünüldü, ama artık “irilikten” çok bebeklerin sağlıklı olmasına önem veriyoruz.

Yenidoğan bebeğin tartısı belirleyen bir çok etken vardır. Bunlardan bazılarını şöyle sıralayabiliriz.

  • Anne babanın boyu ve kilosu- genellikle iri anne-babanın bebeği, ufak tefek anne-babanın bebeğine göre daha büyüktür.
  • Bebeğin cinsiyeti- kızlar, erkeklere oranla biraz daha küçüktür.
  • Gebelik süresi- gününde doğan bebek, erken doğana oranla muhtemelen daha ağır olacaktır.
  • Annenin gebelik süresinde sağlık durumu- annenin kimi hastalıkları, bebeğin doğum tartısını etkiler. Örneğin yüksek tansiyon düşük doğum tartılı bebeğe, şeker hastalığı bebeğin ,iri doğmasına yol açar. Gebelik boyunca bebeğin tartısına ve sağlığına etki edecek her durum, kadın doğum uzmanının yakın takibi altında olmalıdır.
  • Annenin gebelik boyunca beslenmesi- bebeğin sağlıklı gelişimi için annenin uygun beslenmesi mutlaka gereklidir. Yetersiz beslenme, bebeğin büyümesini olumsuz etkileyecektir.
  • Annenin gebelikte sigara, içki ve ilaç kullanması-
  • Kaçıncı bebek olduğu- ilk bebekler, bazen sonrakilerden düşük tartılıdırlar.
  • Çoğul gebelik- ikiz, üçüz vb. bebekler, aynı boşluğu paylaştıkları için doğum tartıları daha düşük olacaktır.

Bebeğiniz, ilk ayında, günde ortalama 30-40 gram tartı alacak, boyu ortalama 3 cm uzayacaktır. Kimi bebekler, 10-15 günlükken ve 3-6 haftalıkken bir hızlı büyüme dönemi yaşarlar.

Endişe etmeli miyim?

Bebeğinizin tartısı ortalamaya göre düşük yada fazlaysa, doğumdan sonra bir süre daha yakın takip altında tutulacaktır. Bu takip, olası sorunların kısa sürede çözülmesi ve bebekte ileriye dönük bir zarar oluşmaması için mutlaka gereklidir.

Düşük tartılı bebeklerin en önemli sorunları, beslenme ve vücut ısılarını düzenlemedir. Bu bebeklerin anneleri, bebeklerini sık sık emzirmeli, çocuk hekiminin gerekli görmesi durumunda düzenli aralıklarla biberon vermeli ve vücut ısıları sık sık ölçülmelidir.

Toplumumuzda sağlıklı bebek tombul bebektir! Ancak tombul bebek de en az düşük tartılı bebek gibi sorunlar yaşayabilir. Bunların en sık rastlananı kan şekeri düşüklüğüdür. İri bebeklerin kan şekerlerinin düşmesini önlemek için sık aralıklarla beslenmeleri ve belirli aralıklarla kan şekerlerinin ölçülmesi gerekir.

Prematüre (erken doğan) bebekler genellikle, gününde doğanlardan daha düşük tartılıdırlar. Ağırlıkları zamanından ne kadar önce doğduklarına göre değişiklik gösterir. Vücut yağları azdır, kendilerini ısıtamazlar. Erken doğanlar, ısı ve nemi ayarlı küvözler içerisinde tutularak, dış ortama uyumları sağlanmaya çalışılır. Anne sütüyle, bir takım katkı mamalarıyla yada formül mamalarla, erken doğanların yeterli tartıyı almaları sağlanır.

Son olarak

Bebeğinizi doğumdan bir kaç gün sonra tartarsanız, kilo verdiğini göreceksiniz, sakın meraklanmayın! Bebeklerin çoğu doğumdan sonra tartılarının ortalama %5-10’unu kaybederler. Bu durum tamamiyle normaldir. Doğumdan yaklaşık 10 gün sonra bebekler ancak doğdukları kiloya ulaşırlar. Bu dönemde görülebilecek aşırı tartı kaybı konusunu bebeğinizi izleyen çocuk hekimiyle görüşebilirsiniz.

Son bir nokta, bebeğinizin düşük yada fazla kilolu olması çocukluk yada erişkin dönemindeki kilo ve boyu ile tam ilişkili değildir. Bu aşamada, genetik diye bir bilim devreye girer ve bakarsınız minick bir bebek ilerde dev bir basketbolcu olur!

Prematüre olarak ya da ciddi bir enfeksiyon, solunum bozukluğu veya büyük bir doğum eksikliği ile doğmuş olan bebekler, bir yeni doğum yoğun bakım biriminde bakılmaya gereksinim duyabilirler.

Herhangi bir doğum merkezinde, doğum problemleriyle dünyaya gelen bebekler için yardımcı olacak hazırlıklar önceden yapılmalıdır. Yeni doğum yoğun bakım birimine sahip olmayan hastane ya da doğum merkezleri, böylesi bir vakayla karşılaşıldığında hasta bebeği bu tür bir birime transfer etmek için gerekli tüm düzenlemeleri önceden yapmak zorundadır.

Bazı hastanelerde çok ciddi vakalar dışındaki tüm vakaların üstesinden gelebilecek donanım ve personel vardır, genellikle belli bir bölgedeki belli hastaneler, çok ağır hasta bebeklerin sevk edilebileceği merkezler olarak belirlenmiştir. Yoğun bakım birimlerinin amacı, yaşamı tehdit eden problemlere karşı anne ve babaların azami bakım ve gözetimi sağlayabilmesini olası kılmaktadır.

Amerika Birleşik Devletleri’nde


son 40 yılda yeni doğmuş bebek ölümü oranı, büyük oranda gelişme gösteren hasta bebek bakımı çalışmaları nedeniyle azalma göstermiştir. Yeni doğum yoğun bakım birimlerinin asal unsurları şunlardır Neonataloglar (hasta bebeklerin bakımında uzmanlaşmış doktorlar); pediatrik yoğun bakım hemşireleri ve paramedikal personel; her türlü yaşamsal işaretin ve her bebeğin ayrı ayrı gözetim ve denetim altında tutulabileceği gözetim ve alarm sistemleri; solunum terapisi ve canlandırma ve ilaçlar donanımlan; cerrahi ve çocuk hastalıkları dahil her konuda uzman doktorlar; ve 24 saatlik laboratuvar hizmetleri.

Eğer bebeğiniz yoğun bakıma gereksinim duyuyorsa, bu deneyim başlangıçta fevkalade zor olabilir. Bebeğiniz, vücut ısısını muhafaza etmek ve çevreden mikrop kapma olasılığını ortadan kaldırmak için, bir kuvöze yerleştirilecektir. Bebek ayrıca, hemşire ve doktorların bebeğin kalp atışı, kan basıncı, vücut ısısı ve solunum oranı konularındaki çeşitti verileri elde edebileceği birçok gözetim aygıtına bağlanacaktır.

Bebek, solunum bozukluğu rahatsızlıkları olup olmadığına bağlı olarak, soluk borusuna (trachea)


takılan bir boru vasıtasıyla soluk alıp verebileceği bir havalandırma aygıtına bağlanabilir. Yeni doğmuş bir bebek, burnundan sokulan bir boru vasıtasıyla ya da özel bir konteynerden sağlanan sıvı gıdaların damardan verildiği bir yöntemle beslenebilir.

Prematüre ve hasta bebeklerin başarılı bir şekilde bakımında en önemli faktör, hemşirelerin beceri ve deneyimlerinin yanı sıra, bakımdaki hemşirelerin sayısıdır. Herhangi bir şey ters gittiğinde doktorları haberdar eden ve bebeklerin bakımını üstelenen hemşirelerdir. Tipik bir yeni doğum yoğun bakım biriminde birçok hemşire vardır; dolayısıyla, böyle bir birimde bir tek hasta bebeğin bakımını üstlenen iki hemşireyi bir arada görmek az rastlanır olaylardan değildir.

Her ne kadar bir yoğun bakım birimi yeni doğmuş bebeğinizle ilişkilerinizi geliştirebilmeniz için hiç de ideal bir yer değilse de, anne ve babaların bu birimlerde mümkün olabildiğince daha çok vakit geçirmeleri teşvik edilmektedir. Bebeğinizi kucağınıza alamasanız, onunla göz göze gelemeseniz ve aranızda herhangi bir duygusal ilişki oluşturacak kadar yakınlık olmasa bile.

Ateş genelde vücudun herhangi bir enfeksiyona tepkisidir. Yeni doğmuş bebeklerde ateş ayrıca vücudün su kaybetmesi ya da sıcak iklimlerde bebeğin sıcakta fazla kalması dolayısıyla da ortaya çıkar. DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN »

Vejetaryen Diyet Nedir?

Vejetaryen diyet et içermeyen diyettir. Kırmızı et, tavuk eti ve balık ta bu diyette bulunmamaktadır. Vejetaryen diyeti uygulayan kişiler vejetaryen olarak adlandırılır. Pek çok vejetaryen jöle, peynir yapımında kullanılan peynir mayası ve pişirmede sıkça kullanılan hayvansal yağlar içeren ürünleri de yememektedir.

Yumurta ve diğer süt ürünlerini diyetlerine dahil eden vejetaryenler ovo-lakto vejetaryen olarak adlandırılır. Bal da dahil olmak üzere hiçbir hayvansal ürünü yemeyen kişiler ise vegan olarak adlandırılmaktadır. DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN »

Şişmanlığa Neden Olan Risk Faktörleri
Şişmanlığın Belirlenmesi ve Beden Kitle İndeksi
Şişmanlığa Neden Olabilen Hatalı Davranışlardan Bazıları
Şişmanlığın Tedavisinde Kullanılan Yöntemler
Şişmanlıkta Diyet Tedavisinin Amaçları Nelerdir?
Zayıflama Diyetlerinde Egzersizin Önemi
Zayıflama Diyetini Uygularken Uyulması Gereken Öneriler DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN »

Yaşamsal faaliyetlerimizin devamı için gerekli olan biyokimyasal işlemlerin sonunda oluşan atık maddelerin vücuttan atılma yerlerinden biri de böbreklerdir. Ayrıca vücut için gerekli bazı maddelerin seviyesinin ayarlanması da böbrekler tarafından yürütülür. Böbrek taşları idrarda çözülemeyen ve atılamayan kristallerin bir araya gelmesiyle oluşur. Normalde idrarda kristal ve taş oluşumunu engelleyecek bazı kimyasal maddeler vardır. Fakat bazı insanlarda bu engelleyici mekanizma tam olarak çalışamayabilir ve bu kişilerde tekrar edici idrar yolları taşları görülür. Taşların ölçüleri oldukça değişken olabilir ve böbrekten mesaneye doğru ilerleme eğilimindedirler. Taşın idrar akışını tıkaması ve hareket etmesi durumunda ağrı kanama ve enfeksiyon gelişebilir. DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN »

Belediyelerin kurduğu açık hava spor parklarındaki aletlerin bilinçsiz kullanımı ve yaz aylarının gelmesiyle birlikte başlayan yürüyüşlerin sağlıksız yapılması nedeniyle sakatlanma ve kırık vakalarında artış yaşandığı belirtildi.
Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Tıp Fakültesi Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hasan Havıtçıoğlu, yaz aylarının gelmesiyle birlikte sakatlanma ve kırık vakalarının arttığına, kliniklerine bu rahatsızlıklar nedeniyle gelen hasta sayısında artış yaşandığına dikkati çekti.
DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN »

Yüksek topuklar, yanlış yürüme hareketleri, kambur oturma… Bunlar selülite yol açan nedenlerdir. Çünkü bu saydıklarımız toplardamarlarda ve lenf damarlarında kanın geriye doğru akışını olumsuz yönde etkilerler.Özellikle de yanlış bir oturma şeklinde iç organlar sıkışır. Sonuçta zehirli maddeler vücuttan o kadar çabuk çıkmaz ve atık maddeler dokularda toplanır. Ve deri gevşer, çukurlar oluşur. Bu nedenle her zaman şunu düşünün: Karın içeri, göğüsler dışarı. Dik durma vücudu uzatır ve daha zayıf görünürsünüz. Oturuş için de aynı şey geçerlidir: Duruş hatalarını bilinçli olarak dengelemek için sırt egzersizlerinin yararı vardır. Haftada iki kere jogging ve bisiklete binmeyle buna yardımcı olun. DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN »

Selülit; cilt dokusunda meydana gelen ve cilde “portakal kabuğu” görünümü veren değişimlerin tümüdür. Yani bir hastalık veya rahatsızlık değildir. Ancak tıpta selülit ayrıca; cilt altı yumuşak dokuların enfeksiyonlarını tanımlamada da kullanılan bir terimdir. DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN »

SAYFA 1 123»