Kilo vermek için yüzlerce farklı fikir ve diyet var. İnsanların çoğu aç kalarak kilo verebileceğini düşünüyor . Ama temelde kilo vermek için aç kalmak zorunda değilsiniz. Aşağıda aç kalmadan nasıl kilo verebileceğiniz hakkında 8 tane fikir verilmiştir.

1. Sadece kalorilere odaklanmayı bırakın

Yedikleri yemeklerin kalorilerini hesaplayarak diyet yapmaya çalışanlar düşük kalorili şeyler yiyerek kilo vermeye çalışırlar ve bunun sonucunda acıkırlar. Açlık hissi sağlıklı değildir ve uzun vadede insanların daha fazla yemek yemesine sebep olur. Ayrıca bu yaklaşım bütün kalori aynı olarak hesap eder. Fakat bazı kaloriler diğerlerinden daha iyidir. Örneğin bazı yağlar kilo vermek için yüksek kaloriye sahiptir. Kilo vermenin en sağlıklı yolu ne yediğinize dikkat etmektir.

2. Yüksek proteinli gıdalar yiyin

Yapılan araştırmalar gösteriyor ki proteinler, yağlar ve karbonhidratlara göre daha iyi açlığı

bastırıyor. Protein ağırlıklı beslenirseniz daha erken doygunluk hissine ulaşıyorsunuz. Protein genellikle balık, yumurta, mercimek, fasulye, fındık ve çekirdek gibi yiyeceklerde bulunur.

3. Düşük glycemic indeksli (Gİ) gıdalar yemeye çalışın

Glycemic indeks seviyesi yediğiniz yemekten kana geçen şeker miktarını göstermektedir. Ve ayrıca ne kadar hızlı geçiş olduğuna göre ölçülür. Düşük glycemic indeksli gıdalar protein katkılı besinler , sebzeler ve meyvelerdir.

4. Bolca çiğ gıdalar yiyin

Kilo vermek ve kendinizi zinde hissetmek için yapabileceğiniz en iyi şey olabildiğince çiğ sebze ve meyve yemektir. Çiğ yiyecekler hala doğan hallerinde organiktirler. Bunun anlamı doğal içeriklerinden edinmeniz ve bunlardan fayda edinmenizdir çünkü bu onlar piştiğinde pek mümkün olmamaktadır.

5. Öğün atlamayın

Gün içinde kahvaltı dahil olmak üzere sık sık yemek yiyen insanlar hem daha kolay kilo verirler hem de açlık hissetmezler. Öğün aralarında meyveler ve fındık gibi hafif gıdalar yemek hem acıkmayı hem de fazla yemek yemeyi önler. Öğün atlamak kan şeker seviyesinin düzeyini bozar , buda hasta ve bitkin hissetmeye yol açar.

6. Evinizde sağlıklı yiyecekler bulundurun

Çok sağlıklı insanların evinde bile kilo almaya neden olan sağlıksız abur cubur yiyeceklerden bulunur. Eğer kilo vermek istiyorsanız sadece sağlıklı kilo verdirici yiyecekler satın alın. Evinizi sağlıklı yiyeceklerle doldurduğunuza emin olun ve gözünüzü doyuracak değil midenizi doyuracak gıdalar satın almaya dikkat edin.

7. Alkol kullanmayı bırakın

İnsanların çoğu alkol içmediklerinde kolayca kilo verebildiklerini anladılar. Kilo vermek istiyorsanız alkolden uzak durun. Susadığınız zaman alkol yerine bol bol su için.

8. Yediklerinizi çiğneyin

Yavaş yemek ve yediklerinizi çiğnemek hem yediklerinizin sindirilmesini kolaylaştırır hem de vücudunuzun kendini daha erken tok hissetmesine yarar.

 

saglikmerkezi.biz

Karın ağrıları çocuklarda yaygındır. Esasen bu acıların sebebi, kendilerine zararlı olabilecek bir şey yemek ya da mide bağırsak virüsüyle bir hastalığın başlamasıdır.
Bununla birlikte bazen çocuk yinelenen karın ağrılarından şikâyet eder. Bu çocuklar, eğer diğer bozukluklar sebep olarak belirlenemezse, hassas bir barsak sendromu olarak bilinen bir durum yani karın ağrısı ve fasılalı ya da kronik ishalleri olabilir. Hassas bir barsak sendromunun nedeni bilinmemektedir. Bu konuda en yaygın iki teori, çocuğun durumunun stresle ilgili olduğu ya da geniş barsak nedeniyle besin hareketinde bir güçlük olduğudur.
Hassas barsak sendromu, tehlikeli bir hastalık değildir ancak bu sendromla gelen acı, akut apandisit acısına benzediğinde çok şiddetli olabilir. Kabız ve barsak gazının sık sık çıkması da yaygın olarak görülmektedir.
Lifçe zengin besinlerin diyete eklenmesi gibi spazm giderici uygulamalar da çocuklara faydalı olabilir. Acıyı hazırlar görünen heyecan faktörlerini keşfetmede psikiyatrik danışma da faydalı olabilir.
Hastalık tahminleri çok çeşitlidir. Bazı çocuklarda semptomlar ortadan kalkar, halbuki diğerlerinde acının yinelenen izleri hayatları boyunca devam etmektedir.
Kusma, ateş ya da kilo kaybı olursa veya çocuğunuz birtakım rahatsızlıklardan dolayı alışılmış günlük etkinliklerine katılmayı reddederse, çocuğunuzun doktoruna danışın.


Diabetes mellitus (Şeker hastalığı) hakkında genel bilgiler

Diabetes Mellitus latince’de “ballı idrar” anlamına gelen bir kelimedir. Şeker hastalığının ilk zamanlarında muhtemelen hastanın idrarının tadına bakılarak tanı konmaktaydı. Kan şekeri çok yüksek olduğunda idrara geçen glikozun idrara şeker tadı verdiğinin keşfedilmesi nedeniyle hastalığa bu isim verilmiş olabilir.

Kan şekeri normalde yaklaşık olarak 100 mililitre kanda 100 gram bulunacak şekilde sabit sınırlar içerisinde tutulur. Yemek sonrası besinlerden kana geçen glikoz (şekerin en ufak yapıtaşı) pankreas organından insülin salgılanmasını uyarır. Salgılanan insülin vücudun tüm hücrelerinin bu glikozdan faydalanmasında aracı görevi görür.

Böylece yemek sonrası oluşan kan şekeri yükselmesi glikozun hücrelerin içine girmesiyle normal sınırlarına geri döner. İnsülin kanda glikoz yükselmesine bağlı olarak salgılandığından kan şekeri normale döndüğünde salgı durur ve böylece kan şekeri seviyesinin aşırı düşmesi engellenmiş olur.

Herhangi bir nedenle (uzun süren açlık gibi) kan şekeri seviyesi düşerse bu sefer glukagon adlı bir hormon salgılanır. Bu hormon ise karaciğer depolarından kana şeker sağlanması yönünde çalışarak seviyeyi normale döndürmeye çalışır.

Diabetes Mellitus vücudun çeşitli nedenlerle kan şekeri seviyesini ayarlamada başarısız olduğu bir hastalıktır. Bunun sonucunda kan şekeri toklukta aşırı yüksek olduğu gibi açlıkta da yüksek seyreder. Kan şekeri seviyesinin yüksek seyretmesi ve yüksekliğin uzun yıllar devam etmesi kan damarları üzerinde birçok yoldan olumsuz etki yaratır. Damarlardaki bozukluk başta göz, böbrek ve kalp olmak üzere tüm organlarda hastalık süresi ile direkt ilişkili olarak çeşitli bozukluklar meydana getirir.

Eğer herhangi bir nedenle pankreastan salgılanan insülin yetersiz olursa Tip I diabet, ya da insülin yeterli olmasına rağmen hücreler glikozu kullanamamaktaysa Tip II diabet ortaya çıkar. Her iki durumda da ortak bulgu kan şekerinin yüksek seyretmesi ve bu durumun hastalığın süresiyle direkt ilişki içinde tüm organlara zarar vermesidir.

Cushing sendromu, akromegali, hiperprolaktinemi gibi hormonal hastalıklarda, başka bir nedenle yüksek doz kortizon tedavisi görenlerde ve diğer birçok ağır hastalığın seyri esnasında da kan şekeri kontrolden çıkabilir. Bu durumlarda hastalığın tedavi edilmesi ya da kortizon tedavisinin bitmesi durumunda kan şekeri genellikle kısa zamanda normale döner. Bu bahsedilen diabete ikincil diabet (başka bir nedene bağlı ortaya çıkan şeker hastalığı) adı verilir.

Hangi nedenle ortaya çıkarsa çıksın şeker hastalığı çok yemek yeme, çok su içme ve fazla idrar yapma şeklinde belirti verir. Genç yaşlarda Tip I diabetin ilk belirtisi kanda aşırı şeker yükselmesine bağlı olarak ortaya çıkan ketoasidoz (şeker koması) olabilir. Bazen ilk belirtiler vücudun çeşitli yerlerinde yaralar çıkması, sık sık vajinal mantar enfeksiyonu oluşması ya da tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu olabilir. Nadir durumlarda ilk belirtiler bozulan organların yaptığı belirtiler (böbrek yetmezliği gibi) olabilir.

Şeker hastalığının tanısında değişmez bulgu açlık kan şekerinin en az iki ölçümde normalden yüksek çıkmasıdır. Bu durumda diabet aşikardır. Latent (gizli) diabet ise OGTT adı verilen şeker yükleme testleriyle ortaya çıkarılabilir.

Tip I diabet genellikle erken yaşlarda belirti veren ve tedavisinde insülin kullanılması gereken bir hastalıktır. Bu yüzden tıp literatüründe “insüline bağımlı diabet” ya da kısaca IDDM (Insulin dependent diabetes mellitus) olarak anılır. Tip II diabet ise genellikle ileri yaşlarda ortaya çıkar. Bu hastalıkta ise kan şekerinin hücreler tarafından kullanımındaki bozukluğu gidermeye yönelik olarak tablet şeklindeki çeşitli ilaçlardan ya da ileri aşamalarda insülinden faydalanılır.

Şeker hastalığı bazen ilk kez gebelikte ortaya çıkabilir. Buna da gestasyonel (gebeliğe bağlı) diabetes mellitus adı verilir.

Daha öncesinden şeker hastalığı olan ve bu nedenle insülin kullanan gebeler ve mevcut gebeliği esnasında şeker hastalığı tanısı konan gebelerde anne adayı ve özellikle de bebek açısından tehlikeli durumlar ortaya çıkabilir.

GEBELİKTEN ÖNCE VAROLAN DİABET VE GEBELİK

Tanım: Gebeliği öncesinde diabet (şeker hastalığı) tanısı konmuş ve tedavisi süren gebelerde Tip I ya da Tip II diabet sözkonusu olabilir. Ancak gebelerin büyük kısmının genç yaşta olmaları nedeniyle gebelikte Tip I diabet (insülin kullanılan diabet) daha sık görülür.

Diabetli gebelerin tümüne yakını gebelik öncesinde tanısı konmuş hastalardır. Nadir durumlarda tesadüfi olarak Tip I diabet ilk bulgularını gebeliğin ilk yarısında verebilir.

Gebelikte diabetin tehlikeleri nelerdir?

Gebelik esnasında varolan diabet hem anne adayı hem de bebek için oldukça tehlikeli durumların oluşmasına yol açan bir hastalıktır. Bu yüzden gebelikte var olan diabet her zaman ciddiye alınması ve ihmal edilmemesi gereken bir durumdur.

Anne adayı için varolan tehlikeler:

Vücudun normal bir kan şekeri seviyesini sürdürmek için gerekli olan insülin ihtiyacı gebelikle birlikte önemli derecede artar (özellikle 3. trimesterde insülin ihtiyacı %100′e kadar artabilir). Diabetli gebelerde bu ihtiyaç karşılanmadığında kan şekeri çok yükselebilir ve ketoasidoz adı verilen ve komaya kadar varabilen ciddi durum ortaya çıkabilir (”şeker koması”).

Kontrolsüz diabeti olan gebelerde pyelonefrit (böbrek enfeksiyonu) gibi ciddi enfeksiyonların olasılığı artar. Dirençli vajinal kandidiyazis (mantar) gelişebilir.

Diabeti olan gebelerde hipotiroidi (tiroid bezinin yetersiz çalışması) sık rastlanan bir durumdur.

Özellikle uzun zamandan beri şeker hastası olan ve damarsal hastalık ya da böbrek hastalığı gelişmiş olan gebelerde preeklampsi ortaya çıkma olasılığı belirgin bir şekilde yükselir.

Bebek için varolan tehlikeler:

Gebeliğin erken döneminde, bebeğin organlarının oluştuğu aşamada kan şekerinin yüksek seyretmesi bebekte ciddi bazı anomalilere neden olabilir. Özellikle kan şekeri kontrol edilmemiş bir şekilde gebeliğe başlayanlarda anomalili çocuk doğurma riski 3-4 kat artar.

Diabeti gebeliğin erken dönemlerinde kontrolsüz kalan gebelerde spontan abortus (düşük) yapma riski de yükselmiştir.

Diabeti olan gebelerin bebeklerinde başta kalp olmak üzere, santral sinir sistemi, iskelet sistemi, genitoüriner sistem (genital organlar ve idrar yolları) ve sindirim sisteminde çeşitli anomaliler meydana gelebilir. Bunların bir kısmı ve özellikle kalpte oluşanlar normal ultrason incelemesinde görülemeyebilir.

Kan şekerinin yüksek seyretmesi gebeliğin tüm dönemlerinde bebeğin anne karnında aniden ölme riskini artırır.

Kontrol edilmemiş diabet bebeğin normalden iri olmasına, amnios sıvısının artmasına neden olabilir.

Kontrol edilmemiş diabeti olan anne adaylarının bebeklerinde akciğer olgunlaşması diğer bebeklere göre daha geç olur.

Preeklampsi gelişen gebelerin bebeklerinde intrauterin gelişme geriliği (IUGG) ortaya çıkabilir.

Kontrol edilmemiş diabeti olan anne adaylarının bebeklerinde antenatal dönemde fetal distres gelişme riski normal gebeliklere göre çok daha fazladır.

Doğum eylemi esnasında da bebek açısından bazı problemler ortaya çıkabilir:

Kontrolsüz diabeti olan gebelerin bebeklerinde antenatal dönemde (doğum öncesi) olduğu gibi intrapartum dönemde de (doğum eylemi esnasında) fetal distres daha sık gelişir.

İri bebeğin doğumu esnasında doğum eyleminin yavaş seyretmesi ya da durması yanında çıkım esnasında omuz takılması problemi ortaya çıkabilir.

Bebek doğduktan sonra da başta hipoglisemi (kan şekeri düşmesi), hipokalsemi (kalsiyum düşüklüğü) ve hiperbilirubinemi (bilirubin yüksekliği) olmak üzere ciddi yenidoğan problemleri ortaya çıkabilir.

Tüm bu sayılanlar gebelik öncesi dönemden başlamak üzere gebeliğin seyri esnasında ve doğum eylemi esnasında kan şekerinin normal sınırlar içinde (60-120 arası) tutulmasıyla büyük oranda başarılı bir şekilde önlenebilmektedir.

Bu nedenle diabeti olan anne adayı gebe kalmayı planladığı dönemden gebe kalana kadar, gebelik boyunca sıkı bir takipte tutulur, normal gebelikten daha fazla sayıda kontrole çağırılır ve daha fazla sayıda tetkik yapılır.

Diabetli gebelerde yaklaşım:

Genel yaklaşım:

Diabet tanısı konan gebelerin takibi normalden farklıdır. Tanı konduktan hemen sonra ya da önceden diabetli olduğu bilinen bir gebede genel gebelik muayeneleri yapıldıktan sonra tüm vücut sistemleri ayrıntılı olarak gözden geçirilir. Göz dibi muayenesi ve nörolojik muayene yapılır. Bu gebeler daha sık aralıklarla antenatal kontrollere çağırılır ve bu antenatal kontrollerin her birinde kan şekeri değerlendirilerek insülin tedavisinin etkinliği gözden geçirilir ve gerekirse insülin dozu tekrar ayarlanır. Belli bir gebelik haftasından sonra fetal iyilik hali testlerine başlanır.

Diabetli gebelerde anomali gelişiminin önlenmesi:

Diabeti olan anne adaylarında anomalili bebek doğurma riskini azaltmak mümkündür. Bunun için anne adayının ilk gebe kaldığı günden birinci trimesterin sonuna kadar kan şekerinin normal seyretmesi sağlanır. Kan şekerini kontrol etmenin en ideal yolu gebe kalmadan önce kan şekerini kontrol altına almak ve bunu sürdürmektir.

Kan şekerinin son zamanlarda nasıl seyrettiğini ortaya çıkarmak mümkündür. Bu amaçla gebeliğin mümkün olan en erken döneminde kanda glikozillenmiş hemoglobin değeri (HbA1C) ya da fruktozamin saptanır. Bu iki inceleme aylar öncesine ait kan şekeri yüksekliklerini yansıtır. Değerin yüksek çıkması uzun zamandan beri kan şekerinin yüksek seyrettiğini gösterir. Ancak bu değerin yüksek olması kesin bir tahliye nedeni değildir. Bu durumda bebekte anomali ortaya çıkmış olma riski yüksek olduğundan bebekte daha ayrıntılı inceleme yöntemleriyle anomali araştırılır.

Diabetli gebelerde bebekte anomali aranması:

Tüm diabetik anne adaylarında ve özellikle de glikozillenmiş hemoglobin değeri yüksek bulunan anne adaylarında bebek ayrıntılı anomali testlerine tabi tutulur. Normal seyreden gebeliklerde tek başına yeterli olan üçlü test incelemesine ek olarak bu gebelerde 18. gebelik haftasında II. düzey ultrason (daha ayrıntılı ultrason incelemesi) ve 20. gebelik haftasında fetal ekokardiografi yapılır.

Üçlü test 16. gebelik haftasında uygulanır ve özellikle Down sendromu (”mongol çocuk”) ve nöral tüp defekti (anensefali, spina bifida gibi durumlar) riskini belirler.

II. düzey ultrason ise normal ultrasondan daha iyi çözünürlüğe sahip olan ve deneyimli kişilerce uygulandığında bebeğin “tepeden tırnağa” ayrıntılı bir şekilde incelenmesine olanak veren bir ultrasondur.

Fetal ekokardiografi de yine ultrason prensibiyle çalışan ve deneyimli kişilerce uygulanan bir testtir. Bunda da kalp ve ana damarların anomali açısından ayrıntılı olarak taranır.

Bu testlerden birinde bir anormallik bulunması durumunda amniosentez ya da kordosentez gerekebilir.

Diabetli gebenin ve bebeğinin antenatal değerlendirilmesi:

Diabetli gebe tüm gebeliği boyunca kan şekerini evinde düzenli olarak kontrol etmeli, diyetine uymalı ve insülin tedavisini sıkı bir şekilde uygulamalıdır. Doktorunun çağırdığı aralıklarla kontrole gelmesi çok önemlidir. Kontrollerde insülin dozlarının tekrar ayarlanması gerekebilir. Gözler ve böbrekler başta olmak üzere tüm organlar belli aralıklarla gözden geçirilir.

Kontroller esnasında bebekte irileşme, polihidramnios (amnios sıvısı artışı), gelişme geriliği gibi durumlar aranır. Preeklampsi belirtileri aranır ve preeklampsi gelişmesi durumunda gerekli önlemler alınır.

Belli bir gebelik haftasından sonra (genellikle 32. hafta) fetusun iyilik hali NST ve BFP gibi testlerle haftada bir ve belli bir gebelik haftasından sonra haftada iki kez araştırılır.

Uzun zaman kontrolsüz kalan ya da preeklampsi gelişen gebelerde bu testlere 28.gebelik haftasında başlanır.

Anne adayının bebek hareketlerine duyarlı olması gerekir. Her bebeğin kendine özgü hareket etme alışkanlığı vardır. Anne adayı bebeğinin az oynamaya başladığını farkettiğinde bu durumu hemen doktoruna haber vermelidir.

Diabetli anne adayı belli bir gebelik haftasından sonra (genellikle 36. haftada) hastaneye yatırılarak izlenir. Bu aşamada fetal iyilik hali testleri sıklaştırılır, kan şekerleri düzenli olarak kontrol edilmeye devam edilir ve gerekirse tekrar doz ayarlaması yapılır. Polihidramnios, iribebek, İUGG ya da preeklampsi gelişen gebeler tanı konduğu andan itibaren hastaneye yatırılarak izlenirler.

Gebeliğin sonuna doğru doğum şekli hakkında karar verilir.

Doğumun zamanı ve şekli konusunda karar verilmesi:

Fetal distres dışındaki bir nedenle 39. haftadan önce doğumun gerçekleştirilmesi gerekirse amniosentez ile elde edilen amnios sıvısında akciğer olgunlaşma testleri yapılır ve sonuca ve gebenin durumuna göre doğum gerçekleştirilir ya da bir süre daha beklenir.

39. bazen de 40. gebelik haftasını dolduran gebede doğum eylemi henüz başlamamışsa doğumu gerçekleştirme girişimleri başlatılır.

İri bebek ya da başka bir nedenle sezeryan gerekli değilse diabetik anne adayı normal doğum yapabilir.

Normal doğum yapmasına izin verilen gebeler doğum eylemi esnasında CTG ile sürekli monitorizasyona tabi tutulurlar ve en ufak bir fetal distres bulgusunda doğum sezeryan ile gerçekleştirilir.

Diabetik anne adayının doğum yapacağı hastanenin yenidoğan ünitesinin diabetik anne çocuğu bakımı konusunda tecrübesi olmalıdır.

Doğumun hemen sonrasında insülin ihtiyacı azaldığından annenin insülin dozları tekrar ayarlanır.

GESTASYONEL (gebeliğe bağlı) DİABET

Tanım:

Daha önceden diabeti olmayan bir gebede ikinci trimester ve sonrasındaki bir zamanda diabet ortaya çıkmasına gestasyonel diabet adı verilir.

Gebelikte fetusun gelişmesini sağlamaya yönelik olarak glikoz metabolizmasında önemli değişiklikler meydana gelir. Plasentadan salgılanan HPL (Human placental lactogen) adlı hormon gebelikte fetusa yeterince glikoz gitmesini sağlamak amacıyla insülinin kan şekerini düşürücü etkisini frenler. Böylece gebelikte doğal bir hiperglisemi eğilimi ortaya çıkar. Bu eğilim bazen patolojik boyutlara ulaşabilir. Özellikle HPL’nin en etkili olduğu 24. gebelik haftasından itibaren anne adayı diabetik hale gelebilir.

Gestasyonel diabet kimlerde görülür?

Gestasyonel diabet tüm gebelerin yaklaşık %5′inde ortaya çıkar. Gebelikle beraber görülen şeker hastalıklarının %90′ı gestasyonel diabet özelliklerini taşır.

Gestasyonel diabet gelişme riskinin yüksek olduğu gebeler:

Daha önce ölü doğum yapmış , anomalili bebek doğurmuş, iri bebek (4000 gram üzerinde) doğurmuş; birden fazla sayıda düşük yapmış olan;

daha önceki gebeliğinde gestasyonel diabet geçirmiş olan;

gebelik öncesi kilosu normalden fazla olan;

yaşı ileri olan (35 yaş ve üzeri);

birinci derece akrabalarından birinde diabet olan;

tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu ya da mantar enfeksiyonu olan anne adaylarında mevcut gebelikte gestasyonel diabet gelişme riski artar.

Mevcut gebeliğinde bebeği gebelik haftasına göre daha iri olan;

gebelik esnasında fazla kilo alışı preeklampsiye bağlı olmayan;

nedeni açıklanamayan polihidramnios (amnios sıvısının artması) saptanan;

bebeği beklenmedik bir şekilde ölen;

idrarda glikoz çıkışı saptanan ya da diabet belirtileri gösteren (çok yemek yeme ve su içme, bol idrar yapma gibi) gebelerde de gestasyonel diabet mevcut olabilir ya da gebeliğin kalan kısmında gelişebilir.

 

Gestasyonel diabet tanısı nasıl konur?

Gebelikte şeker hastalığı tarama testi (PPG):

Gestasyonel diabet tanısı konan gebelerin yarısında yukarıda bahsedilen risk faktörlerinden hiçbiri bulunmaz. Bu nedenle hiç bir şikayeti olmasa bile tüm gebeler 24.-28. gebelik haftalarında yani HPL hormonunun kanda en yüksek seviyelere ulaştığı ve diabet gelişme riskinin en yüksek olduğu dönemde şeker hastalığı tarama testine tabi tutulurlar.

Postprandial glikoz (gıda alımı sonrası glikoz) (PPG) testinde 12 saatlik açlık süresinden sonra damardan alınan kanda açlık kan şekeri ve suda çözünmüş 50 gr saf glikoz içilmesinden bir saat sonra tokluk kan şekeri ölçülür. Testte bozukluk çıkması mutlaka diabet olduğunu göstermez. Oral glikoz tolerans testi (şeker yükleme testi) (OGTT) uygulanarak kesin tanı konur. PPG’de bozukluk çıkan gebelerin ancak %15′lik kısmında gestasyonel diabet saptanır.

Gebelikte şeker hastalığı tanı testi (Şeker yükleme testi) (OGTT):

Yine 12 saatlik bir açlık süresi sonunda açlık kan şekeri ve suda çözünmüş 100 gram glikozun içilmesinden bir, iki ve üç saat sonra damardan kan alınarak tokluk kan şekeri ölçümü yapılır. Bu dört ölçümden iki ya da daha fazlasının yüksek çıkması durumunda gestasyonel diabet tanısı kesinleşir.

Ölçümlerden yanlızca biri patolojik çıkan anne adayları yakın takibe alınır. Bu anne adaylarında belli bir süre sonra OGTT tekrarlanır.

Gestasyonel diabet gelişme riski yüksek olan anne adaylarında tanı için şeker tarama testi (PPG) değil, direkt olarak şeker yükleme testi (OGTT) yapılır. Test normal çıksa bile 32.-34. gebelik haftaları arasında tekrarlanır.

Gestasyonel diabetin yarattığı tehlikeler nelerdir?

Gestasyonel diabet tanısı konduktan sonra tedavi ya diyetle ya da insülin kullanılarak yapılır. Tablet şeklindeki şeker düşürücü ilaçlar gebelikte kullanılmazlar.

Özellikle insülinle tedavisi gereken gestasyonel diabetli hastalarda istenmeyen durumların ortaya çıkma riski yanlızca diyetle kontrol altına alınabilen gestasyonel diyabete göre belirgin şekilde yüksektir. Ancak diyetle kontrol altına alınan gebelerin %10′luk bir kısmında antenatal kontrollerin birinde diyete uyamama ya da diyetin yetersiz gelmesi nedeniyle insülin tedavisi başlamak gerekebilir.

Anne adayı için varolan tehlikeler:

Gestasyonel diabette Tip I diabetin aksine ketoasidoz (”şeker koması”) daha az görülür.

Gestasyonel diabet uygun bir şekilde kontrol altına alınmazsa piyelonefrit (böbrek enfeksiyonu) gibi ciddi enfeksiyonların ortaya çıkma olasılığı artar. Dirençli vajinal kandidiyazis (mantar) gelişebilir.

Gestasyonel diabette ve özellikle de diyet ile kontrol altına alınabilen tipinde preeklampsi gelişme riski normal gebeliklerle eşittir.

Bebek için varolan tehlikeler:

Gestasyonel diabet organ gelişimi tamamlandıktan sonra ortaya çıkan bir durum olduğundan bu anne adaylarının bebeklerinde anomali ortaya çıkma riski normal gebeliklerle eşittir.

Kan şekerinin yüksek seyretmesi gebeliğin tüm dönemlerinde bebeğin anne karnında aniden ölme riskini artırır. Bu risk özellikle insülinle kontrol altına alınmaya çalışılan gestasyonel diabetli gebelerde veya kontrolü aksatan gebelerde daha yüksektir.

Kan şekeri yüksekliği kontrol altına alınamayan gestasyonel diabet bebeğin normalden iri olmasına, amnios sıvısının artmasına neden olabilir.

Gestasyonel diabetlilerin, özellikle de kan şekeri diyetle kontrol altına alınabilen anne adaylarının bebeklerinin akciğer olgunlaşmasının normal gebelere göre daha geç olduğuna dair bir bilimsel veri yoktur.

Kontrol edilmemiş gestasyonel diabeti olan anne adaylarının bebeklerinde antenatal dönemde fetal distres gelişme riski normal gebeliklere göre çok daha fazladır.

Gebelik öncesinden varolan diabette olduğu gibi gestasyonel diabette de doğum eylemi esnasında bebek açısından bazı problemler ortaya çıkabilir. Bu gebelerin bebeklerinde antenatal dönemde (doğum öncesi) olduğu gibi intrapartum dönemde de (doğum eylemi esnasında) fetal distres daha sık gelişir.

İri bebeğin doğumu esnasında doğum eyleminin yavaş seyretmesi ya da durması yanında çıkım esnasında omuz takılması problemi ortaya çıkabilir.

Bebek doğduktan sonra da özellikle doğum eyleminin hemen öncesinde ya da doğum eylemi esnasında kan şekeri yüksek seyreden annelerin bebeklerinde başta hipoglisemi (kan şekeri düşmesi), hipokalsemi (kalsiyum düşüklüğü) ve hiperbilirubinemi (bilirubin yüksekliği) olmak üzere ciddi yenidoğan problemleri ortaya çıkabilir.

Tüm bu sayılanlar gestasyonel diabet tanısı konduktan sonra diyet ya da gerektiği durumlarda insülin kullanılarak kan şekerinin etkili bir şekilde kontrol altına alındığı durumlarda daha az sıklıkla ortaya çıkar.

Bu nedenle gestasyonel diabeti olan anne adayı tanı konduktan sonra tüm gebelik boyunca sıkı bir takipte tutulur, normal gebelikten daha fazla sayıda kontrole çağırılır ve daha fazla sayıda tetkik yapılır.

Gestasyonel diabetlilerde yaklaşım:

Diabetli gebenin ve bebeğinin antenatal değerlendirilmesi:

Diabet tanısı konan gebelerin takibi normalden farklıdır. Tanı konduktan hemen sonra ya da önceden diabetli olduğu bilinen bir gebede genel gebelik muayeneleri yapıldıktan sonra tüm vücut sistemleri ayrıntılı olarak gözden geçirilir. Bu gebeler daha sık aralıklarla antenatal kontrollere çağırılır ve bu antenatal kontrollerin her birinde kan şekeri değerlendirilerek diyetin ve/veya insülin tedavisinin etkinliği gözden geçirilir. Gerekli durumlarda tek başına diyet tedavisinden vazgeçilerek diyet+insülin tedavisine geçilir. İnsülin tedavisi yetersiz geldiği görülen gebelerin insülin dozları tekrar ayarlanır. Belli bir gebelik haftasından sonra fetal iyilik hali testlerine başlanır.

Gestasyonel diabeti olan anne adayı gebelik boyunca kan şekerini evinde düzenli olarak kontrol etmeli, verilen diyete ve alıyorsa insülin tedavisine uymalı ve doktorunun çağırdığı aralıklarla kontrole gelmelidir. Kontrollerde insülin dozlarının tekrar ayarlanması, ya da dietin tekrar ayarlanması veya yanlızca diyet alanlarda diyete ek olarak insülin tedavisine geçilmesi gerekebilir.

Kontroller esnasında ultrason incelemesiyle bebekte irileşme, polihidramnios (amnios sıvısı artışı) aranır.

Belli bir gebelik haftasından sonra (genellikle 36. hafta) fetusun iyilik hali NST ve BFP gibi testlerle haftada bir ve belli bir gebelik haftasından sonra haftada iki kez araştırılır.

Diyetle kan şekeri kontrol altına alınan gebelerde fetal iyilik hali testlerine daha geç bir dönemde başlanabilir.

Anne adayının bebek hareketlerine duyarlı olması gerekir. Her bebeğin kendine özgü hareket etme alışkanlığı vardır. Anne adayı bebeğinin az oynamaya başladığını farkettiğinde bu durumu hemen doktoruna haber vermelidir.

Gestasyonel diabeti olan ve insülin kullanan anne adayı belli bir gebelik haftasından sonra (genellikle 38. hafta) hastaneye yatırılarak izlenir. Bu aşamada fetal iyilik hali testleri sıklaştırılır, kan şekerleri düzenli olarak kontrol edilmeye devam edilir ve gerekirse tekrar insülin doz ayarlaması yapılır. Gebeliğin sonuna doğru doğum şekli hakkında karar verilir.

Doğumun zamanı ve şekli konusunda karar verilmesi:

Gestasyonel diabetli anne adayının kan şekeri diyetle kontrol altına alınabiliyorsa doğum eyleminin kendiliğinden başlaması beklenir. Normal gebeliklerde miad geçmesi durumundaki yaklaşım şeması bu gebeler için de geçerlidir.

Ancak gestasyonel diabetli anne adayının kan şekerleri insülinle kontrol altında tutuluyorsa gebelik süresinin 40 haftayı geçmesine genellikle izin verilmez. Bu gebelik haftasına gelinmesine rağmen doğum eylemi başlamazsa indüksiyon (suni sancı) ile doğum gerçekleştirilmeye çalışılır.

İri bebek ya da başka bir nedenle sezeryan gerekli değilse gestasyonel diabetli anne adayı normal doğum yapabilir.

Normal doğum yapmasına izin verilen gebeler doğum eylemi esnasında CTG ile sürekli monitorizasyona tabi tutulurlar ve en ufak bir fetal distres bulgusunda doğum sezeryan ile gerçekleştirilir.

Diabetik anne adayının doğum yapacağı hastanenin yenidoğan ünitesinin diabetik anne çocuğu bakımı konusunda tecrübesi olmalıdır.

İnsülin kullanan gestasyonel diabetli annelerde doğumun hemen sonrasında insülin ihtiyacı azaldığından insülin dozları tekrar ayarlanır.

Gebeliklerinde gestasyonel diabet tanısı konmuş annelere lohusalık bitiminde 75 gram glikozla OGTT (şeker yükleme testi) uygulanır. Bu test normal çıksa da annenin sonraki gebeliklerinde ya da hayatının ileriki dönemlerinde şeker hastalığına yakalanma riskinin diğer insanlara göre daha fazla olduğunu bilmesi gerekir.

Hayatınızda akılcı bir beslenme rejimi her zaman olmalı. Kilo vermeyi ertelemeyin. Eğer hızla kilo veremediyseniz, hayal kırıklığına uğramayın. Keza çok çabuk kilo kaybederseniz, yeme alışkanlıklarınızı değiştirmeniz imkansız. Herhangi bir tatlıyı yemeden veya bisküvi paketini açmadan önce kendinize sorun, “Ben gerçekten aç mıyım” eğer cevabınız olumluysa, on dakika bekleyin ve bu soruyu tekrar sorun.

Yiyeceklerinizi haftalık olarak planlayın. Böylece alışveriş yaparken, abur cubur satın almaktan kurtulabilirsiniz.Asla süpermarkete aç gitmeyin. Eğer insanlar tok karnına alışverişe giderlerse, besin değeri daha yüksek yiyecekler alıyorlar. Abur cuburdan da uzak duruyorlar.

Daha hareketli olabilmek için hayatınızda, beslenme rejiminizde değişiklik yapmaktan kaçınmayın.

Bir günlük tutun. Hem ne yediğinizi, hem de ruh halinizi kaydedin. Eğer istemediğiniz halde yemek yiyorsanız, bir dakika sonra kendinizi kontrol altına alabilirsiniz. İradeyi kullanmak, dakikalarla başlar, saatlik, günlük, haftalık, aylık… sürelerle devam eder. Daima geriye dönüp kendinizi kontrol edin..

Hiçbir zaman neden kilo vermek istediğinizi unutmayın. Sıkıldığınızda veya diyet yapmaktan yorulduğunuzda eski fotoğraflarınıza göz atın. Ve her verdiğiniz kiloda kendinizi nasıl hissettiğinizi hatırlayın. Değişimin zamanla ve sabırla olacağını hep aklınızın bir köşesinde bulundurun.

Geçmişi değiştiremeyebiliriz ama gelecek için şansımızı deneyebiliriz.

Eğer istemediğiniz halde yemek yiyorsanız, bir dakika sonra kendinizi kontrol altına alabilirsiniz. İradeyi kullanmak, dakikalarla başlar, saatlik, günlük, haftalık, aylık… sürelerle devam eder.

Yeryüzündeki hiçbir yiyecek, sizin kendinizi zayıf hissetmenizden daha lezzetli olamaz.

Artık biliyorum ki, doğru seçimler yaparsam, zayıflayabilirim. Her an şu soruyu soruyorum: “Buna ihtiyacım var mı, gerçekten onu yemeyi istiyor muyum?

Eğer yemek yemek istemiyorsanız, yemek yiyebileceğiniz bir yere gitmeyin.

Sosyal zorunluluk olarak, bir partiye gidiyorsunuz, ne yiyeceğinizi de planlayın

Eğer bir açık büfe ile yüz yüze iseniz, hemen salata bölümüne gidin ve tabağınızı salatayla doldurun. İkinci kez gittiğinizde kendinizi tok hissedeceksiniz ve daha fazla kontrol edebileceksiniz.

Her zaman ölçülü olun. Porsiyonlarınız küçük olsun.

Bol sebze, Az yağ, Bardak bardak su… .

Yemeğe başlamadan önce bir bardak su için ve bu sırada düşünün, “Şu anda yemek yiyorum ama hedeflediğim kilodan uzaklaşıyorum.” Kendi kendinizle yapacağınız tartışmalar işe yarayacak.

Bilinçli bir şekilde yemek yiyin. Yavaş olun. Ağzınıza götürdüğünüz her lokmaya dikkat edin.

Her yemekten sonra dişleriniz fırçalayın. Ağzınızdaki temizlik duygusu sizin bir kaç saat acıkmanızı engelliyor.

  Diş çürümesi “medeniyet hastalığı “dır. Çünkü sanayileşmiş memleketlerin insanı taneli bitkiler yerine pişirilmeye hazır veya pişmiş konserve tipi yemekler yiyor. Elma, armut, ayva gibi meyvelerin ısırılarak yenmesi adeta unutulmuştur. Bunların yerine gazoz, meyve suyu içiliyor. Bol şekerli, beyaz undan mamul tatlılar sofradan eksik olmuyor. Öğün aralarında çikolata, cips, envai çeşit şekerlemeler yeniyor. Bu maddeler diş ve diş etlerini tembelleştiriyor. Çünkü bunlar çiğnemeyi gerektirmeyen yumuşak gıdalardır. Dahası var: Şeker ve beyaz undan yapılan yiyecekler diş aralarına sızarak bakterilerin rahatça yerleşip çogalabilecekleri bir ortam hazırlıyor. Bakteriler diş etine, diş minesine hücum ederek burada yıkıma sebep oluyorlar. Ondan sonra diş çürükleri, ağrılı dişeti apseleri ortaya çıkıyor.
İlerlemiş vakalarda dişeti ile dişlerin birleştirği yerde cerahat kesecikleri teşekkül eder. Dişler yuvalarından gevşer. Dişetleri çekilir. Dişlerin boyun kısımları meydana çıkar.
Çoğu anne-babalar, “nasıl olsa düşüp yerine yenileri gelecek” düşüncesi ile çocukların diş çürüklerini ciddiye almazlar. Bu mantık, bir değil, birçok yönden yanlıştır. Herşeyden önce, dişlerin hepsi yenilenmez. 32 dişten yalnız 20 tanesi “sütdişi”dir. Diğerleri değişmeyen “kalıcı dişler “dir. Çürük dişler, çocuğu rahatsız ettiği gibi; kulak iltihabı, baş ağrısı, hazım bozukluğu ve benzeri yan etkiler yapar. Süt dişleri çıkarken belli bir sıra takip eder ve düşerken de yine belli bir sıra takip ederler. Çürüyen ve çekilmek zorunda kalınan bir dişin yerine yenisi zamanı gelmekçe çıkmayacaktır. Kalıcı dişlerin düzgün ve sağlam çıkması yanlarındaki süt dişlerinin yerinde kalması ile mümkündür. Çürüyen ve zamanından önce çekilen bir süt dişinin yanındaki kalıcı diş çıkarken çarpılıp bozulacaktır.
Kalsiyum eksikliği, fazla sentetik D vitamini verilmesi, yalancı meme verilirken şekere veya bala batırılması, öğün aralarında ve bilhassa yatarken şekerleme veya çukulata yedirilmesi diş çürümelerini hızlandıran faktörlerdir.
  Tedavi:
* Dişlerinde çürüme başladığı zaman çocuğu mutlaka bir diş hekimine götürünüz.
* Ağrı gece vakti yakalamış ise,çocuğun ağzını karbonatlı su ile çalkalayınız. Aspirin veriniz. Eğer dişte boşluk varsa, bunu yonca yaprağı yağına batırılmış bir pamukla tıkayınız.
Korunma:
* Çocuklara yemek aralarında şeker, çukulata ve benzeri tatlı şeyler vermeyiniz.
* Yemeklerden sonra diş fırçalama alışkanlığı kazandırınız. En iyi fırça misvaktır.
* Alman Beslenme Uzmanı Dr. Wolfgang Juhre, “Ev Doktoru” adlı kitabında diyor ki: “Sebze ve meyveleri iyice yıkadıktan sonra ısırarak kabukları ile birlike yemek, kaba öğütülmüş undan yapılan kara ekmeği yemek diş hastalıklannın en tabii tedavi usulüdür.”
* Anne sütü vermek de diş sağlığı yönünden çok önemlidir.
  DİŞLERİN DİĞER BOZUKLUKLARI
* Diş sıcakta, soğukta ve şekerli gıdalar yendiğinde sızlıyor, içine gıda artıkları dolduğu hissediliyorsa dentin çürüğü söz konusudur. Diş, canlılığını muhafaza ediyordur. Yapılacak iş, muhakkak diş hekimine müracaat edip çürüğü temizleyip kazıtmak ve uygun bir dolgu ile telafi etmektir.
* Kronik periodantal apse: Diş sık şişer, sallanır. Antibiyotiklerle bir süre sonra düzelir. Burada kemiğe yerleşmiş bir apse mevzubahistir. Dişin şiş olmadığı zamanda çekilmesi gerekir. Çünkü ihtilap, boğaza ve başka kritik organlara sıçrayabilir.
* Diş kanaması: Ağrı sızı yokken dişlerin sık kanaması diş etlerinizin masaja ihtiyacı olduğunu gösterir. Dişler ve etleri en az günde üç defa fırçalanmalıdır. Misvak avantajlıdır. Diş araları diş ipi ile mükemmel temizlenebilir. Fırça ve diş ipi beraber kullanılmalıdır.
Son olarak, hiç bir protez hakiki dişin yerini tutamaz. Sunî dişler vücuda yapılan birer yamadır. Çekilen dişler bir daha yerine gelmez. Ama tam damak (total protez) yaptırma şansı her zaman olabilir. Bu yüzden kullanılabilecek ve kurtarılabilecek dişten son ana kadar yararlanmak lazımdır. Bir kişiye en yakışan diş, kendi dişidir.

MOTOR GELİŞİMİ

 

¨     Merdivenden yukarı ayak değiştirerek çıkar ve aşağı inerken her basamakta iki ayağını bitiştirir,

¨     Alt basamaklardan atlayabilir,

¨     Koşarken ve büyük oyuncakları iti çekerken önüne çıkan engelleri aşabilir, köşeleri dönebilir,

¨     Pedalları kullanarak üç tekerlekli bisiklete binebilir,

¨     Parmak ucunda durabilir ve yürüyebilir,

¨     Ayak bileklerini çapraz koyarak oturabilir,

¨     Her iki elini işbirliği içinde ustaca kullanabilir,

¨     9 ve daha fazla küple kule yapabilir,

¨     İpliğe büyük tahta boncuklar dizebilir,

¨     Makas kullanabilir,

¨     Kalemi sık kullandığı eliyle başparmağı arasında ucuna yakın tutar ve el hareketlerine egemen bir biçimde ustaca kullanabilir,

 

 

ALGISAL GELİŞİMİ

 

¨     Konuşurken ses tonunu duruma göre değiştirebilir,

¨     Adını, soyadını, cinsiyetini ve yaşını söyleyebilir,

¨     Öyküleri büyük bir dikkatle dinler,

¨     Bildiği birkaç çocuk şiirini ezbere okuyabilir,

¨     10’a kadar ya da daha fazla ezbere sayabilir,

¨     ‘Ne’, ‘nerede’, ‘kimle’ başlayan pek çok soru sorar,

 

 

DİL GELİŞİMİ

 

¨     Cümleleri daha gramatik hale gelmiştir,

¨     300 civarında kelime bilmekte ve kendi kendine uzun süren konuşmalar yapmaktadır,

¨     Yeni kelimelere karşı büyük bir istek ve ilgi duyar,

¨     ‘Ve’ kelimesini kullanmakta ve düşüncelerini ekleyebilmektedir,

¨     Zamir ve bazı basit edatları uygun biçimde kullanabilir,

 

 

SOSYAL GELİŞİMİ

 

¨     Yemek yerken kaşık ve çatalı rahatça kullanabilir,

¨     Ellerini yıkayabilir ancak tam olarak kurutamaz,

¨     Pantolonunu ve şortunu indirebilir ve yeniden çekebilir ancak düğme ilikleme ve fermuar çekmede yardıma ihtiyaç duyar,

¨     Geceleri altını ıslatmaz,

¨     Çevresindekilere sevgi ve güvenle yaklaşır,

¨     Ev işleri, bahçe işleri, alış-veriş gibi etkinliklerde yetişkine yardımcı olmaktan çok hoşlanır,

¨     Çevreyi derli toplu tutmaya özen gösterir,

¨     Oyun sırasında kendi kendine konuşma giderek azalır ve yerini başkalarıyla konuşma alır,

¨     Başka çocuklarla uyum içinde oynayabilir,

Dişlerdeki çarpıklıkların (ortodontik bozukluklar) zararları :

  • Genellikle dişlerdeki çarpıklıkların sadece estetik görüntüyü bozduğu düşünülür.Halbuki bunun ağız diş sağlığı üzerinde zararlı etkileri vardır.
  • Öncelikle çiğneme düzeni etkilenir
  • Dişlerin çarpık ve düzensiz olması, yemek birikimine elverişli ortam hazırlar. Sonuçta ağız hijyeni bozulur , çürüğe ve dişeti hastalıklarına yolaçar.
  • Dişler normal konumlarında değilse bazı seslerin oluşumu bozulur ve konuşma bozuklukları meydana gelir.
  • Temporomandibuler eklem ( çene eklemi) hastalıkları görülebilir.

SORU: Çocuklarda ortodontik bozukluk olup olmadığı nasıl anlaşılır?

  • Çocukların dişleri kontrol edilerek herhangi bir ortodontik bozukluk olup olmadığı belirlenmelidir. Bu evde anne baba tarafından da yapılabilir.. Ama tabii ki mutlaka bunun bir ortodonti uzmanına kontrol ettirilmesi gerekmektedir.
  • Çocuğunuz dişlerini kapattığı zaman alt ve üst büyükazı ve küçükazı dişleri karşılıklı olarak kapanmalı arada açıklık olmamalıdır. ( Ancak sürekli dişlerin yeni sürdüğü dönemlerde aralık olabilir)
  • Üst çene alt çeneye göre bir miktar daha önde konumlanmalıdır.Eğer çocuğunuzun alt ön dişleri üst dişlerinin daha önünde yer alıyorsa veya başbaşa kapanıyorsa ortodontik bozukluk sözkonusudur Aynı şekilde üst dişlerin de aşırı miktarda önde olması (dişleklik olarak adlandırılan konum) bir ortodontik bozukluktur .
  • Dişler birbiri üzerine binmiş bir şekilde çarpık olmamalıdır.
  • Komşu dişler birbirleriyle temas etmeli arada açıklıklar olmamalıdır..

Ön dişler arasındaki aralıklar( diastemalar):

  • Çocuklarda üst ön orta kesici dişler ilk sürdüğü zamanlarda arasında aralık görülebilir. Ve bu aralık genelde zamanla diğer dişlerin çıkmasıyla kapanır. Ancak BAZI VAKALARDA üst dudak kasının dişeti ile olan kas bağlantısı ( frenulum ) iki diş arasına kadar uzanır.İşte bu durumda bu kas bağlantısının cerrahi operasyonla biran önce ortadan kaldırılması gerekir. Aksi taktirde diğer dişler sürse bile bu aralık kapanmayacaktır.
  • Bazı vakalarda ise çene kavsi geniş buna karşılık dişler küçüktür. Bu nedenle de dişler arasında aralıklar meydana gelir. Ortodontik tedavi yapılarak ( tel takılarak) düzeltilir.

Bu yaş grubundaki çocukların çoğu için yemek yemek, hayatın koşmak, zıplamak, oynamak gibi zevkleri yanında sanki bir tür zaman kaybıdır. Yemek zamanı geldiğinde, onları sofraya oturtmak bile başlı başına sorun olabilmekte. Sağlıklı bir yemek alışkanlığı/disiplini kazandırabilmek, çocuğun tüm hayatını olumlu yönde etkileyecektir, ve biraz ciddiye alınmalıdır.

Sağlıklı yemek alışkanlığı
Çocuğun sağlıklı yemek alışkanlığı kazanabilmesi için, ailenin sağlıklı yemek alışkanlığı olmalıdır. Yemekler, tüm ailenin- en azından o anda evde olanların biraraya geldiği, bir seremoni, sohbet havası içinde olmalıdır, ki, çocuk da o ortamın içinde olmak istesin. 2 yaşından itibaren, çocuğunuz, sofradaki yerini almalıdır. 3 öğün uygun yemek ve 2 ara öğün, sağlıklı beslenmeiçin yeterlidir.

Yine bu yaştan itibaren, çocuk kendi yemeğini kendi yemesi yönünde cesaretlendirilmelidir. 3 yaşına gelmiş çocuk, artık nerdeyse tamamen kendi yemeğini yeme yeteneğini kazanmıştır. Bu yaşta çocuğa, yemek yedirmek değil, yemek konusunda öneriler gereklidir; “yemek yerken konuşma”, ” küçük lokmalar al” gibi. Yine de, 3 yaşında çocuk, yemek yerken tek başına bırakılmamalı, özellikle fındık, şeker, çiğ sebze-meyve vb gıdaları yerken gözlem altında tutulmalıdır, tatsız kazalarla karşılaşabilirsiniz.

Aileyle birlikte yemek yemek
Gıda allerjisi olmayan 2 yaşında bir çocuk, sofraya oturup, herkesle birlikte yemeğini yemelidir. Bu durumda, çocuk, çevresinde gördüğünü uygulayacak, siz ne yapıyorsanız onu yapacaktır. Siz su içiyorsanız o da içecek, siz çorbayı bırakıp, kimi sebzeleri yemiyorsanız, o da benzer tercihlerde bulunacaktır. Çocuğa yemek alışkanlığı kazandırmak, aynı zamanda siz anne-babaların da yemek alışkanlıklarını gözden geçirmesini gerektirmektedir. Biz hekimler, günlük işimiz sırasında, en çok “yemeyen çocuk” yakınmasıyla karşılaşırız, ve biraz soruşturunca, yemeyen çocuğun, “yemeyen aile”nin ürünü olduğunu görürüz. En azından çocuğunuzun iyiliği için, bu arada, yemek düzeninizi organize etmeye çalışın. İşte, sağlıklı beslenme ve beslenme alışkanlığı için yapabileceklerimiz:

Sağlıklı gıda maddeleri satın almak, sebze ve meyve çeşitleri, değişik tahıllar, baklagiller. çocuğun, yemek seçimini, sizin sağladığınız gıdalardan yapmasını sağlamak, düzenli yemek ve ara öğün saatleri belirlemek, her sabah düzenli kahvaltıya oturmak, şekerli içeceklerden ve yağlı ara öğünlerden kaçınmak, zira bu tür gıdaların kendi sağlıksız olmakla kalmıyor, sağlıklı gıdaları yiyecek “yer” kalmıyor. fazla tuzdan kaçınmak; 1 yaşına kadar yemeklere hiç tuz katılmamalı, ancak biz hekimler “doktor bey, sebze maması çok tatsız, biraz tuz atınca daha severek yiyor” diyerek, 6-7. ayda bebeklerimizi tuza alıştırıyoruz. yüksek kalorili meyvalı ve kolalı içecekler yerine çocuklara su içirmek, sofrada ailece su içmek kafeinli gıda ve içeceklerden kaçınmak-çikolata gibi yemek saatlerinde ailece sofraya oturmak

3-5 yaş çocuklarında, her öğünde aynı yemeği istemek, yada reddetmek yaygın bir davranış biçimidir. Çocuğun ne yediğini, her öğünde ayrı ayrı hesap yaparak ona baskı uygulamak yerine, ona sürekli uygun gıdalardan oluşan bir menü sunarak, genelde sağlıklı beslenmesini sağlayabiliriz. Porsiyonları küçük tutmak, onda bitirme isteği uyandıracaktır. Biraz büyüdükten sonra, çocuğu yemek işine alışveriş aşamasından katarak, yemeğin hazırlanışında , sofranın kurulmasında ondan yardım isteyerek daha iyi sonuç alabiliriz. Ona sunulan farklı tatları bir lokma bile almadfan reddetse de, umudunuz kırılmasın. Bebeklikten itibaren, yeni bir gıda verirken allerjik bir tepki olup olmadığına dikkat edin, döküntü, nefes alma güçlüğü gibi belirtiler oluşursa, hemen doktorunuzu arayın.

Ev dışında sağlıklı beslenme

2-5 yaş arası çocuk, değişik nedenlerle sık sık ev dışında yemek yiyebilir. Dışarda ya da başka evlerde yenen “sağlıksız” yemekler, ne yazık ki, çocukların daha çok hoşuna gider. Önemli olan, çocuğun bunun “kırkyılda bir” olacağının bilincinde olması.

Okulda ya da kreşde çocuğunuz düzenli olarak yemek yiyorsa, her bir öğünde ne verildiğiyle ayrıntılı olarak ilgilenin, öğrenin. Yemekleri uygun bulmuyorsanız müdahale etmekten çekinmeyin. Gerekirse, diğer anne-babalarla görüşerek, daha sonuç alıcı girişimlerde bulunabilirsiniz. Eminiz ki, bilinçli anne baba, çocuklarının sağlıklı beslenmesi için elinden geleni yapacaktır.

 

YOĞURT (60 Kal , 3 gr. Protein):

100 cc süt
1 çay  kaşığı  yoğurt mayası

Hazırlanışı : Süt  kaynatılır, 36-37 dereceye kadar (vücut ısısı)  soğuması beklenir.1 çay kaşığı yoğurt  -maya olarak- eklenir. Üstü örtülür, oda sıcaklığında kımıldatılmadan 3-4 saat bekletilir

MUHALLEBİ 4 ay-1 yaş arası

100 cc su (1 çay bardağı)
5 g pirinç unu (1 tatlı kaşığı)
3 ölçek formül mama

Hazırlanış:pirinç unu soğuk suda karıştırılarak pişirilir. Ocak söndürüldükten sonra  3 ölçek doktorunuzun önerdiği formül mama eklenir. Ilık kıvamda yedirilir.

MUHALLEBİ(100 Kal, 6.7 gr. Protein):1 yaş ve üzeri

(1 porsiyon -100 cc)  / 1 çay bardağı
100 cc süt
5 gr.  pirinç  unu (1 tatlı kaşığı)
5 gr.  şeker (1 tatlı kaşığı)

HAZIRLANIŞ : Soğuk  süt  temiz bir kaba konur. 1 tatlı kaşığı pirinç unu ilave edilerek  ezilir, yavaş ateşte karıştırılarak pişirilir. Ocaktan indirdikten sonra şeker ilave edilir, ılık kıvamda bebeğe verilir.

NOT: Kilolu bebeklerde şeker eklenmesi yapılmadan verilebilir. Kabızlığı  olan bebeklerde  1 çay kaşığı sıvı yağ  konulabilir.

Not: Çocuklara TUZ eklenmesi  12.aydan sonra çok az olarak yapılmalıdır.

SEBZE ÇORBASI (260 Kal, 3 gr. protein )

(2 Porsiyon)
1 küçük boy havuç
1 orta boy patates
1 orta boy domates
1 yemek kaşığı mercimek, bulgur veya pirinç
1 yemek kaşığı zeytinyağı

HAZIRLANIŞI :sebzeler iyice yıkanarak  küçük küçük doğranır. 1 yemek kaşığı tahıl unu , 1 yemek kaşığı zeytinyağıyla pişirilir. Tel  süzgeçten  geçirilerek  çocuğa  verilir. 1 tatlı kaşığı tavuk eti yada dana kıyma katılabilir. Bebeklere et suyu verilmesi düşünüldüğü kadar yararlı değildir, etin kendisinin ezilerek  verilmesi  besleyicidir..

Not: Çocuklara TUZ 12.aydan sonra çok az olarak verilebilir..

SEBZE EZME  (28 Kal, 1gr protein)

75 gr. Havuç ezme veya suyu
75 gr. domates ezme veya suyu

Not: Çocuklara TUZ 12.aydan sonra çok az olarak verilebilir..

YOĞURTLU SEBZE ÇORBASI  (225 Kal, 5gr protein):

(1 porsiyon)
1 kepçe yoğurt  (125cc)
1 orta boy patates
1 yemek kaşığı buğday veya pirinç
1 tatlı kaşığı zeytinyağı

Tencereye yoğurt  konur  az su  ile sulandırılırak  üzerine herhangi bir sebze doğranır.1 yemek kaşığı tahıl unu zeytinyağıyla pişirilir.

Not: Çocuklara TUZ 12.aydan sonra çok az olarak verilebilir…

SÜTLÜ ÇORBA (150 Kal, 4 gr. protein)

(1 porsiyon)
1 çay bardağı süt (100 cc)
1 yemek kaşığı silme pirinç
Domates suyu (50 cc)
1 tatlı kaşığı zeytinyağı

HAZIRLANIŞI : bir tencereye süt konur  1 silme  yemek kaşığı pirinç unu , yarım    çay bardağı domates suyu veya ezmesi  eklenip pişirilir. 1 tatlı kaşığı zeytinyağı ilave edilerek çocuğa yedirilir. Un katılmadığında çok az ekmek içi ufalanıp verilebilir.

Not: Bebeklere inek sütü 1 yaşından önce verilmemelidir. Çocuklara TUZ 12.aydan sonra çok az olarak verilebilir..

TARHANA ÇORBASI (360 Kal,3.5 gr. protein): (2 porsiyon)

Yoğurt (150 cc) (bir buçuk çay bardağı)
Buğday  unu (2 yemek  kaşığı)
Değişik sebzeler
1 tatlı kaşığı zeytinyağı                 

Not: Çocuklara TUZ 12.aydan sonra çok az olarak verilebilir..

MERCİMEK ÇORBASI (200 Kal, 3gr protein)

(2 porsiyon)
2 yemek kaşığı  mercimek
1 boy havuç
1 küçük  boy patates
¼  küçük dilim soğan
1 çay bardağı su

HAZIRLANIŞI: Bir tencereye 2 yemek kaşığı mercimek,  2 çay bardağı su konur. 1 küçük boy havuç, patates ve soğan rendelenip,1 yemek kaşığı zeytinyağı eklenip pişirilir.

Not: Çocuklara TUZ 12.aydan sonra çok az olarak verilebilir..

ETLİ SEBZE YEMEKLERİ (tavuk, dana kıyma) (250 Kal, 8 gr. protein)

(2 porsiyon)
30 gr. (1 köfte kadar) et
1 yemek kaşığı pirinç
1 sebze( ıspanak, kabak, domates, semizotu)
1 tatlı kaşığı zeytinyağı
1 küçük soğan

HAZIRLANIŞI: Sebzeler doğranarak bir tencereye konur, 1yemek  kaşığı pirinç,mercimek, bulgur ile 1 tatlı kaşığı zeytinyağı az su konup pişirilir. Sebzenin türüne göre dolma şeklinde veya kıymalı sebze yemeği olarak  yedirilir.                                  

Not: Çocuklara TUZ 12.aydan sonra çok az olarak verilebilir..

IZGARA KÖFTE (70Kal, 6gr protein)

(1 porsiyon)
30 gr. yağsız iki  kere çekilmiş dana kıyma
çok az ekmek içi
çok az maydanoz

HAZIRLANIŞI: Ekmek içi az ıslatılır maydanoz ve kıyma ile yoğrulur, ıslatılmış fırında veya ekmek yerine pirinç konularak sulu köfte yedirilebilir.

Not: Çocuklara TUZ 12.aydan sonra çok az olarak verilebilir..

Diş oyuklarının yüzde seksen ile doksanı suyun florlanması, fırçalama, iyi beslenme ve düzenli olarak dişçiye kontrole gitmeyi içeren bir dizi önlemlerle önlenebilir.
Bazı ebeveynler dişlere ait sağlık bilgisinin, sorun çıkmadan önce çocuğun belirli bir yaşta olması gerektiğini varsayarlar. Gerçekte bebeğinizin tek bir dişi çıkar çıkmaz günlük bir bakım programına başlamanız gerekir. Bir yaşından küçük çoğu bebeklerin dişlerini fırçalamaları kastedilmemekle birlikte hiç olmazsa yemeklerden sonra dişlerini bir yaş bezle silebilirsiniz.
Fluorid
Çocuğunuz iki haftalıktan 12 yaşına gelene dek fluorid, diş çürümelerini engelleyen önemli bir maddedir. Diş minesi boşluğunu dirençli kılan fluorid diş çürümelerini yüzde 25′e kadar azaltır. Fluorid tipik olarak ya içme suyuyla ya da bir vitamin ilavesiyle alınır. Fluoridin su kaynağına katıldığı bir bölgede yaşıyorsanız, çocuğunuz tüm yararlarını görmesi için günde en az yarım litre su içmelidir (Türkiye’de uygulanmıyor). Şehir suyu kaynağınız fluorid içermiyor ya da bir kuyunuz varsa bir ek tavsiyede bulunması için çocuğunuzun doktoruna veya dişçiye danışınız. Dişlerin yüzeyine fluorid uygulanması da bazı çocuklar için faydalı olabilir.
Diyet
Çocuğunuzun bir biberonla yatmasına izin vermeyiniz. Süt veya meyve suyu da dahil, su dışında herhangi bir şey içeren bir şişeyle uyumak özellikle ön dişlerde şiddetli çürümeye neden olabilir. Şekere gelince, çocukları ondan bütünüyle uzak tutmak fiilen imkânsızdır. Dişlere yapışan ya da ağızda kalan şekerli yiyeceklere sert şeker ve karameller dahildir.
Şekerli maddeleri yemek zamanıyla sınırlamaya çalışmanız ve ardından yemekten hemen sonra, çocuğunuzun dişlerini fırçalamasında ısrar ediniz. Bazı ebeveynler şekerli maddeleri bir “ödül” olarak günün belirli saatlerinde örneğin yemekten hemen sonra ve şeker yedikten sonra derhal dişlerini fırçalaması koşuluyla vererek sınırlayabileceklerini fark ettiler. Sebzeler ve meyveler diş çürümelerini azaltmakla kalmayıp çocuğunuzun beslenmesi için daha faydalıdır.
Fırçalama ve iple Temizleme
Çocuğunuz bir yaşına gelmeden ona yumuşak kıllı bir diş fırçası satın alınız. Okul öncesi bir çocuğu dişlerini fırçalamaya teşvik etmek iyi olmakla birlikte, uygun temizliğin yapılmasını temin etmek için de ona ihtiyacınız olacaktır. Çocuk diş fırçalamaktan hoşlanmıyorsa, onunla ilgili bir oyun kurunuz. Çocuğunuz sizin dişlerinizi fırçalarken, siz de onunkini fırçalayın. Mümkün olduğunca dişler her yemekten sonra fırçalanmalıdır. Yemekten sonra suyla çalkalama ya da bir bardak su içmek de yararlıdır.
Çocuğunuz 3 yaşına kadar yılda iki kere ve dişlerde bir anormallik ya da diş ağrısı görülür görülmez dişçiye gitmelidir.

SAYFA 1 123»